Kategori: Sağlık

  • Tuz stres yapıyor

    Tuz stres yapıyor

    Yeni bir bilimsel çalışma, çok fazla tuz içeren bir beslenmenin stres seviyelerindeki artışa katkıda bulunabileceğini gösteriyor. Fareler üzerinde yapılan çalışmada, yüksek tuzlu beslenme şeklinin stres hormonu düzeylerini yüzde 75 artırdığı bulundu.

    Diyetisyen Fatma Hasta Göral, Edinburgh Üniversitesi’nde yapılan ve Cardiovascular Research’de (Kardiyovasküler Araştırma) yayınlanan araştırmanın detayları hakkında şu bilgileri verdi:

    6 GRAM YERİNE 9 GRAM TÜKETİYORUZ

    “Yetişkinler için önerilen tuz alımı günde altı gramdan azdır, ancak çoğu insan düzenli olarak yaklaşık dokuz gram yemektedir. Bu da kalp krizi, felç ve vasküler demans risklerini artıran daha yüksek kan basıncına katkıda bulunabilir.

    Kalp ve dolaşım sistemi üzerindeki etkileri iyi tespit edilmiş olsa da şimdiye kadar yüksek tuzlu bir beslenmenin  kişinin davranışı üzerindeki etkisi hakkında çok az şey biliniyordu.

    Diyetisyen Fatma Hasta Göral

    FARELERDE İSPATLANDI

    Bunu incelemek için, Edinburgh Üniversitesi’nden uzmanlar, normalde düşük tuzlu bir beslenmesi olan olan fareleri kullandılar ve insanların tipik alımını yansıtmak için onlara yüksek tuzlu yiyecekler verdiler. Farelerin dinlenme halindeki stres hormonu düzeylerinin artmasının yanı sıra, çevresel strese verdikleri hormon tepkisinin, normal bir beslenme tipi uygulayan farelerinkinden iki kat daha fazla olduğunu buldular. Yani yediklerimiz beynimizin stresle başa çıkma biçimini de değiştiriyor.

    Yüksek tuz alımının kaygı ve saldırganlık gibi diğer davranışsal değişikliklere yol açıp açmadığını anlamak için daha fazla araştırma yapılması gerekiyor.

    Bu arada, çok fazla tuzlu yemenin kalbimize, kan damarlarımıza ve böbreklerimize zarar verdiğini de unutmayalım.”

  • Sigara akciğer kanseri riskini 20 kat arttırıyor

    Akciğer kanseri her yıl dünyada 1.7 milyondan fazla insanın ölümüne neden olan ciddi halk sağlığı sorunlarından biri. Hastalığın başlangıç evresinde ortaya çıkan belirti ve bulguların çoğunlukla fark edilmediğini ve özellikle sigara kullanan kişilerde öksürük gibi önemli belirtilerin büyük oranda gözden kaçabildiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, “Bu durum akciğer kanserinin çok geç evrelerde fark edilmesine ve tedavi şansının büyük oranda azalmasına sebep oluyor. Akciğer kanseri hakkında doğru bilgi sahibi olmak, erken dönemde ortaya çıkan bulguları fark edebilmek ve risk faktörlerinin varlığında düzenli aralıklarla tarama programlarına başvurmak çok önemli” açıklamasında bulundu. Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, Kasım Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı vesilesiyle önemli bilgiler verdi… 

    Akciğer kanserinin en önemli nedeni olan yaygın sigara kullanımı, vakaların yüzde 85-90’ından sorumlu. Sigara tüketimi ile ilişkili kanser gelişme riskinin sigaraya başlama yaşı, sigara içme süresi ile paralellik gösterdiğini vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, “Sigara içenlerde akciğer kanserine yakalanma riski hiç içmeyenlere göre 20-40 kat daha fazla. Sigaranın bırakılmasıyla ilk günlerden itibaren zararlı etkiler azalmaya başlar ve sigaranın bırakılmasından 15-25 yıl sonra kişinin akciğer kanserine yakalanma riski 5-6 kat aralığına geriler” dedi.

    Ailesinde akciğer kanseri olanlar daha fazla risk taşıyor 

    Akciğer kanseri büyük oranda tütün ürünleri tüketimi ile ilişkilendirilmiş olsa da çevresel ve mesleki risk faktörleriyle birlikte genetik faktörlerin de hastalığın ortaya çıkmasında etkili olduğunu dile getiren Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, “Renksiz, kokusuz ve radyoaktif özellikte bir gaz olan radon gazı, akciğer kanserine neden olan sigaradan sonraki en önemli faktördür. Bunun yanı sıra iş ortamında asbest minerali ile temasa maruz kalan kişilerde akciğer riski 6 kata kadar artış gösterebilir. Son olarak aile öyküsünde akciğer kanseri bulunan kişilerin hayatın belli bir döneminde ortaya çıkabilecek akciğer kanserine karşı 2 kat daha fazla risk altında olduğunu söyleyebilirim” diye konuştu.

    Öksürük, nefes darlığı ve ani kilo kaybına dikkat

    Birçok akciğer kanserinin yayılım gösterene kadar bulgu vermeyebildiğine dikkat çeken Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, “Öksürük, nefes darlığı, göğüs ağrısı, ani kilo kaybı, tıpta hemoptizi olarak adlandırılan kanlı öksürük ve tekrarlayan akciğer enfeksiyonları akciğer kanserinin bir bulgusu olabilir. Riskli grup olarak değerlendirdiğimiz 55 yaş üzeri, 35 paket/yıl ve daha fazla sigara içen veya 15 yıldan daha kısa süre önce sigarayı bırakmış kişilerde yılda bir kez düşük yoğunluklu bilgisayarlı tomografi tarama olarak önerilmektedir. Erken tanı için ayrıca düzenli doktor kontrolleri de ihmal edilmemeli” dedi.

    Tanı için görüntüleme yöntemleri uygulanmalı

    Akciğer kanserinin kesin tanısının biyopsi ile gerçekleştiğini söyleyen Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, “Hastanın öyküsünde yer alan önemli noktalar ve klinik muayenesinde saptanan bulgular doğrultusunda genel bir kanaat oluşur ancak bu semptomların laboratuvar ve radyoloji tetkikleri ile desteklenmesi şarttır. Akciğer kanseri tanısı için kullanılan tetkiklerin başlıcaları, direkt grafi, bilgisayarlı tomografi (BT), manyetik rezonans görüntüleme (MR), pozitron emisyon tomografisi (PET), bronkoskopi, transtorasik ince iğne aspirasyon biyopsisi, mediastinoskopi, torakoskopi, video yardımlı göğüs cerrahisi (VATS) ve torakotomi şeklinde sayılabilir. Daha sonraki süreçte hastalığın evrelendirilmesi, tercih edilecek tedavi yönteminin belirlenmesi ve organ tutulumunun tespiti gibi önemli noktaların belirlenmesi için hekim tarafından gerekli görülen diğer görüntüleme yöntemleri uygulanabilir” açıklamasında bulundu.

    Uygun tedavi için hücrenin tipi belirlenmeli

    Akciğer kanserinde hastaya ve hastalığa uygun tedavi yönteminin tercih edilmesi için öncelikle kanserli hücre tipinin belirlenmesi ve kanser evresinin doğru bir biçimde tanımlanması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, “Erken evre küçük hücre dışı akciğer kanserinde uygulanabilecek en kesin tedavi yöntemi kanserli kitlenin cerrahi yöntemle çıkarılmasıdır. Ameliyat olabilecek evredeki tüm kanser hastaları için gerekli imkanlar değerlendirilmeli ve ilk olarak kitlenin cerrahi operasyon ile çıkarılması üzerinde durulmalıdır. Daha sonraki süreçte hastalığın evresine göre kemoterapi, immünoterapi ya da akıllı ilaçlar ve radyoterapi gibi yöntemler tedaviye eklenebilir. Küçük hücreli akciğer kanserinde ise erken evrede tedavi, kemoterapi ve radyoterapinin birlikte uygulanmasını içerir. Bu tümörde cerrahi tedavinin yeri çok kısıtlı” dedi.

  • Toplumsal korku ortamı oluşturulmasına karşı dikkatli olunmalı!

    Toplumsal korku ortamı oluşturulmasına karşı dikkatli olunmalı!

    Propagandanın malzemesi olunmamalı…

    Terör olaylarının toplum üzerindeki etkilerine dikkat çeken uzmanlar, terör örgütlerinin eylemlerinin hedefinde çoğunlukla masum siviller olduğunu ancak esas hedeflerinin toplumun genelinde korku ortamı oluşturmak olduğunu belirtiyor. Sosyolog Prof. Dr. Barış Erdoğan, terör konusunda tüm toplum kesimlerinin çok dikkatli davranmasını ve terörizmin hedeflediği tuzağa düşmemesi gerektiğini vurgulayarak propaganda malzemesi haline gelinmemesi bağlamında medyaya da önemli görevler düştüğünü söyledi.

    Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Barış Erdoğan, terör olaylarının toplumsal etkilerine ilişkin değerlendirmede bulundu.

    Prof. Dr. Barış Erdoğan, terörizm kavramının üzerinde anlaşılmış ortak bir tanımı olmamakla birlikte terörizmin çoğu zaman “belirli bir ideolojiye sahip silahlı bir grubun, siyasal isteklerini kabul ettirmek üzere kişileri, grupları, toplumu ve hükümeti yıldırmak için sistematik olarak öldürme, tahrip etme eylemleri” şeklinde tanımlandığını söyledi.

    Korku ortamı oluşturulması hedeflenir

    Prof. Dr. Barış Erdoğan, terör örgütlerinin eylemlerinin hedefinde çoğunlukla masum siviller olduğunu ancak esas hedeflerinin toplumun genelinde korku ortamı yaratarak toplumsal düzeni tümden yıkmak ya da kendi istedikleri şekilde yeniden tesis etmek olduğunu ifade etti.

    Terörist eylemler derin yaralar açıyor

    Terör eylemlerinin toplum üzerindeki etkilerine değinen Prof. Dr. Barış Erdoğan, şunları söyledi:

    “Terör eylemlerinin sonucunu ölü ya da yaralı sayıları ile ifade ediyoruz. Ama bu ateşin düştüğü yer, sadece buzdağının görünen kısmı. Özellikle uzun süreli bir dönemde, sık bir frekansta gerçekleşen terörist eylemler, toplumun çok geniş kesimlerinde derin yaralar açıyor. Buna çok dikkat et etmek gerekiyor zira terör örgütleri kitlelere can ve mal güvenliklerinin tehlike altında olduğu hissini vererek siyasal düzene olan inançlarını ve güvenlerini azaltmayı hedeflerler, toplum ile devlet arasındaki güveni zedelemeye çalışırlar. Gitgide toplumun içinde insanların birbirine olan güveni azalır. Herkes birbirine şüphe ile bakmaya başlar. Toplumu bir araya getiren bağlar, gelenekler, görenekler zarar görür.”

    Terörist örgütler büyük kentleri hedef alır

    Dünyanın dört bir yanında terörist örgütlerin büyük kentleri hedef aldığını ifade eden Prof. Dr. Barış Erdoğan, “O kentlerin en önemli alanlarında, caddelerinde eylemlerini yaparak seslerini duyurmak istiyorlar. Bir yandan toplumsal düzeni bozarken diğer yandan da bir kenti kent yapan ticaret, turizm eğlence, sanat gibi aktivitelere katılımı engellemeye çalışıyorlar. Bu sayede kentsel yaşamda yılgınlık, kamu otoritesine karşı kızgınlık oluşmasını hedefliyorlar.” dedi.

    Propaganda malzemesi haline gelinmemeli…

    Bu nedenle terör konusunda tüm toplum kesimlerinin çok dikkatli davranmasını ve terörizmin hedeflediği tuzağa düşmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Barış Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Bu konuda özellikle medyaya büyük görevler düşüyor. Bazen terör eylemlerini yermek amacıyla yapılan iyi niyetli haberler dahi örgütün istediği gibi bir propaganda malzemesi haline gelebilmektedir. Terör örgütünün medyada hakkında iyi ya da kötü konuşulması aslında çok da umurunda değildir. Onu hedefi, yaptığı eylemin mümkün olduğu kadar çok kişi tarafından duyulması, toplumda korku ve paniğe yol açmasıdır. Bu nedenle terör eylemlerinin toplum üzerindeki olumsuz etkisini azaltmak için konu haberleştirilirken, evde, sokakta, arkadaş ortamında tartışılırken çok özenli davranılmalı, tartışmayı doğru zeminde yapmaya dikkat edilmelidir.”

  • ANKARA’DA GÜZELLİK VE MODA GÜNÜ SES GETİRDİ

    ANKARA’DA GÜZELLİK VE MODA GÜNÜ SES GETİRDİ

    Ankara’nın güzellik ve moda alanında sektöre yön veren organizasyonlarından “Beauty&FashionDay 23” bu yıl Ankara Hilton Otel’de gerçekleştirildi…

    “Her şey kadın ile daha anlamlı” sloganıyla yola çıkan etkinlik, kadınlara her yaşta bakımlı, başarılı, güzel, sağlıklı ve güçlü olabilecekleri gerçeğini bir kez daha hatırlattı.

    Sağlık ve moda alanında çok değerli uzmanın konukların sunumlar yaparak, güncel konuları ve merak edilenleri paylaştığı organizasyonun moderatörlüğünü sunucu Ebru Akel gerçekleştirdi.

    Ankara Hilton’da yapılan “Her Şey Kadınla Daha Anlamlı” sloganından yola çıkarak Joker ajans modellerinin gerçekleştirdiği üç ayrı defile ve alanında uzman kişilerin konuşmacı olarak katıldığı etkinlik büyük ses getirdi. Ana sponsorluğunu Funda Kurt Healthy Beauty & Academy’nin yaptığı ve yan sponsorları Opel, Ekpet, Klass, Bitter, VEKA Grup, Soroptimist İnternational ile Çayırözü inşaat olan etkinliğe Ankara cemiyet, sosyal ve iş yaşamından önemli 250 kadınının özel olarak davetliydi. Eventin basın sponsorluğunu KLASS Magazin üstlendi.

    Alanında üç uzman hekim, moderatör eşliğinde 15’er dakikalık söyleşilerle dinleyicilerle kendi alanlarında son çıkan yenilikleri paylaşırken, dört ünlü modacı da sezona uygun koleksiyonlarını seyircilerin beğenisine sundu.

    Fuaye alanında yapılan kokteylin ardından; Funda Kurt Healthy Beauty ve Academy sahibi Uzman Estetisyen  Funda Kurt, Estetik Tıp Doktoru Prof. Dr. Banu Çaycı, Kadın Hastalıkları ve doğum uzmanı Doç. Dr. Emre G. Pabuççcu, Çene Cerrahisi ve Protetik Tedavi Uzmanı Uzm. Dr. Tansu Erakman güzellik ve moda gününe konuşmacı olarak katıldılar.

    TÜM CİLT PROBLEMLERİNE CEVAP VEREN UYGULAMALAR…

    Sahnede Ebru Akel’in sorduğu sorulara cevap veren Funda Kurt Healthy Beauty & Academy sahibi uzman estetiysen tatil dönüşü güneşten dolayı oluşan lekelerden ağrısız sızısız nasıl kurtulanacağını anlattı. Funda Kurt; “Yeni nesil medikal cilt bakımı uygulamalarında tamamen doğal ürünlerle gerçekleştirdiğimiz uygulamalarımız var bunların başında greenpeel uygulaması geliyor. 11 bitkiden oluşan bu doğal karışım cildin 21 günlük yenilemesi süresini 5 güne indirerek cildi yapılandırarak, onararak yenileyen bir işlemdir. Bir diğer işlem için ise bal kabağının mucizevi etkisi diyebiliriz. Bu işlemde balkabağı ve A vitamini birleşimiyle tüm cilt problemlerine cevap veren kalıcı etki yaratan bir uygulamadır. Ve benim danışanlarıma şiddetle tavsiye ettiğim şahane bir uygulama var; retinol. Yılda bir kez herkesin mutlaka yaptırması gerekiyor. Ciltteki tüm problemleri aynı anda çözüme kavuşturuyor. Bahsettiğim tüm bu işlemler cildimizdeki lekelerde, derin gözeneklerde, koyu halka, cilt rengi eşitsizliği gibi tüm cilt problemlerinde sorunları bertaraf etmemizi sağlıyor. Hemen eklemek istiyorum anti aging bakımlar da çok önemli bunların başında MBR medikal cilt bakımı geliyor zira bu uygulama teknolojisiyle çığır açtı diyebiliriz. Ciltteki kolajen üretimini tetikleyerek cildimizde yaşlanmayı büyük ölçüde durdurarak, cildimizin göz alıcı güzelliğe kavuşmasını sağlıyoruz” dedi.

    FAZLA KİLOLAR RADYO FREKANS TEKNOLOJİSİYLE ÇÖZÜME KAVUŞTURULUYOR…

    Ebru Akel’in kadın erkek fark etmeksizin en büyük sorunlardan birisi hiç kuşkusuz fazla kilolar. Spor yapmayı sevmeyen ya da yapacak vakti olmayanlar için ideal kilolarına kavuşabilecekleri yöntemler neler biraz da bunlardan bahseder misiniz sorusuna net şekilde cevaplar veren Uzman estetiysen Funda Kurt; “Fazla kilolarla ilgili tüm problemlerimizi radyo frekans teknolojisiyle çözüme kavuşturabiliyoruz. Bu teknolojiyle istediğimiz bölgeden elastikiyet kaybına uğramadan yağ kaybediyoruz. Bölgesel olarak incelirken cildimizi de gençleştiriyoruz. Peki, hangi yöntemler bunlar derseniz? storm yağ yakarken kas kütlesini de artırıyor. Venüs yağ kaybını sağlarken cilt gençleştirmesini de sağlıyor ve kadınların en sevdiği vücudumuzda kum saati görünümünü de gerçekleştirmiş oluyoruz. Bölgesel incelme ve ideal kilomuza ulaşma noktasında faydalanabileceğimiz tüm teknoloji merkezimizde mevcuttur. Türkiye’de sadece biz de olan teknolojik cihazlarımızla danışanlarımıza kalıcı ve sağlıklı çözümler sunuyoruz. Klinik bölümümüzde de doktorlarımız eşliğinde tüm işlemlerimizi gerçekleştiriyoruz. Buradaki tüm katılımcılarımızı da mutlu danışanlarımızın arasına davet ediyoruz” şeklinde konuştu…

    PROF. DR. BANU ÇAYCI’NIN HERKESİN BİRBİRİNE BENZEMEDİĞİ; BEDEN SAĞLIĞI İLE İLGİLİ BİRÇOK PROGRAMI VAR…

    Arada Joker ajans modellerinin gerçekleştirdiği müthiş defilenin ardından sahneye davet edilen Estetik Tıp Doktoru Prof. Dr. Banu Çaycı, Ebru Akel’in sorularını yanıtladı. Banu Çaycı bu gün kendiniz için ne yaptınız mesajından yola çıkarak, “Hem kadınlara hem erkeklere yönelttiğimiz bu mesajda ruhsal ve bedensel sağlığımızı destekliyoruz ve de estetik ile ilgili kişinin en doğal halini koruyacağını belirtiyoruz. Ben bir estetik doktoruyum ama beden ve ruh sağlığı ile ilgili çalışmalarımızda var tabi ki. Herkesin birbirine benzemediği; Beden sağlığı ile ilgili birçok programlarımız vermekteyiz kliniğimizde. Sigara, karbonhidrat bağımlılığı gibi kiloyu veya yaşam kalitesini etkileyen sağlık problemlerinin tedavisini de yapıyoruz. Bir nevi akapunktur tedavisi olan frekans tedavisi ve aynı zamanda tıbbi detoks programlarımız da var. Sizin için en uygun olan damar yolu tedavisi de yapmaktayız” dedi…

    BİZ BİRBİRİNE BENZEYEN KADINLARI YARATMAYI HEDEFLEMİYORUZ…

    Vücudunuzdaki ağır metalleri farklı programımızla atmanızı da sağlıyoruz diyerek konuşmasına devam eden Estetik Tıp Doktoru Prof. Dr. Banu Çaycı; “Sonuçta sizi sağlıklı bir bedene kavuşturuyoruz. Kliniğimizin ikinci kısmı estetik ile ilgili ve buda yaşınız ile ilgili doğal halinizi koruyabilmeniz yönündedir. Cilt sağlığı önemli, ameliyat yapmadan burun şekillendirmeyi de dolgular ile yapmaktayız. Günümüzde çoğu kişi ameliyat olmadan güzelleşmek istiyor. Bunlardan birisi de yine ameliyatsız yüz germe işlemi. Hem kişinin cilt sağlığını destekliyoruz ve bunu kök hücre tedavisi ile yapıyoruz. Sünnet derisinden elde edilen bizim sıfır kilometre hücre dediğimiz cilt gençleştirme tedavileri de yapmaktayız. En doğalı yakalamaya çalışıyoruz ve asla aşırı uygulamalar yapmıyoruz. Biz birbirine benzeyen kadınları yaratmayı hedeflemiyoruz” şeklinde konuştu.

    ERAKMAN: “ANKARA’DA BU TARZ ETKİNLİKLER DAHA ÇOK YAPILMALI…

    Joker Ajans modellerinin sunduğu ikinci defile ardından Ebru Akel’in sahneye aldığı Çene Cerrahisi ve Protetik Tedavi Uzmanı Uzm. Dr. Tansu Erakman, Estetik gülüş ve diş hekimliği ile ilgili bir konuşma yaptı. Gülüş estetiği” başlığı altında diş tedavilerine yönelik işlem ve süreçlere ilişkin bilgiler verdi. Ankara’da bu tarz etkinliklerin daha çok yapılması gerektiğine değinen Erakman; “Güzel bir gülüş için yapabileceklerimiz var. Diş eksikliği tedavisinde implant’ın önemi büyük diyerek, bunun yanında dijital, diş hekimliğinden de kısaca bahsetti. Toplumda çoğunlukla herkesi ilgilendiren 20 yaş diş sorununu da ele alan Erakman; benimle birlikte konuşmacı olarak katılan tüm uzman arkadaşlarımla burada güzellik üzerine buluştuk” dedi.

    DOÇ. DR. EMRE G. PABUÇÇCU A’DAN Z’YE KADIN SAĞLIĞINI ANLATTI…

    Joker Ajans modellerinin son defilesinin ardından Ebru Akel tarafından sahneye davet edilen konuşmacılardan A’dan Z’ye kadın sağlığını özetleyen Kadın Hastalıkları ve doğum uzmanı Doç. Dr. Emre G. Pabuççcu, kadınların üreme sağlığı çocuk sahibi olma yolculuklarında ne gibi zorlukları olduğuna değindi. “Kadında Doğurganlık… Baştan Sona” konusunda kadınları aydınlatırken, onlarla, jinokolojik hastalıklardan nasıl korunacaklarına dair yapılacakları aktardı.  Pabuççcu; Biz bu yolculuk esnasında ne zaman devreye giriyoruz şeklinde kısa kısa açıklama yaparak hanımefendileri bilgilendirdi.

    PROGRAM ONLİNE TAKİP EDİLDİ VE MÜZAYEDE GERÇEKLEŞTİRLDİ…

    Kokteyl ve yiyecek ikramlarının da yapıldığı ve VIP olarak gerçekleştirilen Beauty Fashion Day, online olarak BrandInvest’in ve katılımcıların Instagram hesaplarından online olarak takip edildi. Etkinlikte, Ressam Hikmet Çetinkaya’nın eserlerinden bağışlanan bir tablo ise müzayede yapılarak acık artırmayla satıldı. Tabloyu 5.000 TL bedelle Naz Ersoy aldı.  Buradan elde edilen gelir ise kadınlar ve kız çocukları için daha iyi bir dünya  kurmak amacıyla hayata geçirilen ve Birleşmiş milletlerde İstişare statülü bir sivil toplum örgütü olan Soroptimist International’a bağlı çalşıan “Gaziosmanpaşa Soroptımıst Kulübü”ne bağışlandı.

    ANKARA MUHTEŞEM BİR ETKİNLİĞE EV SAHİPLİĞİ YAPTI

    Etkinlik kapsamında 3 defile de gerçekleştirildi. Nur Karaata’nın “OccasionTreasures”, Gira’nın“Divisionism” ve NedFur&Leather“ “RadiantWinter” koleysiyonları katılımcılarla buluştu. Defile ve konuşmaların ardından kokteyl salonunda tekrar buluşan katılımcılar, BRANDINVEST’TEN Naz Ersoy’a misafirperverliği için teşekkür ederek, bir daha ki etkinlikte buluşmak üzere diyerek Ankara Hilton’dan mutlu bir şekilde ayrıldılar.

  • Büyükşehir aday adayı Akkar şimdi ne yapıyor?

    Sakarya’nın ilk kadın büyükşehir belediye başkan aday adayı şimdilerde neler yapıyor?

    Sakarya’nın tanınmış doktorlarından başarılı implant uzmanı Tuğba Akkar 31 Mart seçimlerinde Türkiye’de iki büyük şehir kadın adayından biri aynı zamanda en gençlerden biri olarak ulusal medya kuruluşlarında da ses getirerek şehrimizin gururu olmuştu.

    Doktorluğunun yanı sıra idealist biri olan Akkar adaylık sırasında özellikle gördüğü ülkelerden topladığı ve yeni dizaynlar verdiği projeleri ve farklı vizyonuyla dikkatleri üzerine çekmişti. Sağlık turizmini ilk dillendirenlerden biriydi. Şimdilerde mesleğine devam eden aynı zamanda hem kendine hem insanlara faydalı olmak için her yönlü gelişimle ilgili araştırmalarına devam etmektedir. Akkar aynı zamanda tek başına çocuk büyüten bir anne. Özel hayatıyla ilgili 3 yıldır verdiği mücadelesinde adalet sisteminde geliştirilmesi gereken hususlar olduğunu özellikle aile mahkemelerinde pedagojik çalışmaların artırılması ve süreçlerin hızlandırılması gerektiğini gözlemlemiş. Kadınlarımızın duygusal, ekonomik ve fiziksel zayıflıklarının mahkemelere yansıdığını ve bunu en çok onları yetiştiren çocukları yani toplumun geleceğini etkilediğini dile getirdi. Kadın ve çocuk hakları konusunda çalışmaların artırılması gerektiğini söyledi.

    Akkar; Bu ülke için yapmak istediklerini şöyle sıraladı;

    “Mevcut yöneticilerimizin yaptıkları yatırımlarla (yollar, havalimanları, köprüler vs.) ülkemizin dünyada en hızlı gelişen ülkelerden biri haline getirdiler. Kendilerine bu konuda şükranı borç bilmeliyiz. Artık farklı alanlarda gelişmeye yönelmeliyiz.

    Adaylığım sürecinde ekonomiyi canlandırmak için çeşitli projeler sunmuştum. Şimdi bunların detayına girmeyeceğim ama şunu söylemeliyim ki toprağa değen genç çiftçilere ihtiyacımız var. Üretim en başta; verimli topraklarımız olmak üzere her alanda artırılmalı. Gerekirse organize tarım birlikleri kurulmalı. Ülkemizin coğrafi ve tarihi güzellikleri dünyaya daha fazla duyurulmalı. Bu konuda reklam ve markalaşma çok önemli.

    Ekonomik gelişim başarıyla gelir. Başarı da tabiki eğitimli ve sağlıklı psikolojiye sahip bir toplumla gelir. Bir sağlıkçı olarak en az beden sağlığı kadar toplumun zihin sağlığının arttırılması için gerekli çalışmalar yapılması gerektiğine inanıyorum. Bu konuda medya kuruluşlarının görevi de büyük. Televizyon kanallarında negatif içerikli (gündüz kuşağı programları, haberler, diziler vs.) programlar yerine rasyonel düşünceye yönlendiren programlara daha fazla yer verilmeli. Bu hem toplum sağlığı hem de dünyadaki imajımız için önemli.

    Sağlık konusundaki gelişmelerde koruyucu hekimlik kısmının artırılması gerekiyor. Ve insanların düzenli spor, terapistler ve diyetisyenler konusunda teşviki artırılmalı.

    Siyasetin vizyonunu yavaş yavaş değiştirilmeli. Siyasetçilerin halka daha yakın olması gerektiğini bisiklet süren, pazarda alışveriş yapan, birbirlerini sadece yapıcı yönde eleştiren siyasetçiler yetişmeli.

    Çok değerli eski kültüre sahip bir toplumuz. Bunu yok etmeye başlayan sosyal medyadan özellikle gençlerimizi korumalıyız. Kültüre sahip çıkan aynı zamanda rasyonel düşünen bir nesil hedeflemeliyiz. Eğitim çok önemli. Mümkünse her semtte kütüphaneler olmalı.

    Sanatın insan fıtratı üzerindeki olumlu etkisine değinen Akkar, son olarak sokaklarda çeşitli enstrümentaller çalan ressamlar olan bir ülke olmalıyız” diyerek sözlerini bitirdi.

  • Suyun azı kadar fazlası da zararlı!

    Günlük su ihtiyacınızı bu formülle hesaplayın…

    Çay ve kahveden sonra mutlaka 1 bardak su için!

    Suyun azı kadar fazlası da zararlı!

    ÇAY VE KAHVE TİRYAKİLERİ DİKKAT! BU HATAYA DÜŞMEYİN! 

    Havaların soğumasıyla birlikte pek çok kişi su içmek için susamayı bekliyor! Bununla da kalmayıp soğuk havalarda ‘içim ısınsın’ diyerek çay ve kahve tüketimini artırıyor. Üstelik çay ve kahvenin suyun yerini tutabildiğini düşünüyor! Acıbadem Ataşehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Burcu, tüm bu yanlışlar nedeniyle özellikle kış aylarında vücudun yaşamsal fonksiyonları için kritik öneme sahip olan su tüketiminin azaldığını, oluşan sıvı kaybıyla böbreklerden kalbe bir çok organın zarar gördüğünü vurgulayarak “Gün içerisinde tüketilen kahve ve çay gibi kafein içeren içecekler diüretik (idrar söktürücü) etkiye sahip olduklarından aşırı tüketimleri vücutta sıvı kaybına neden olmaktadır. Bu içecekleri sınırlı tüketmeli, çay ve kahvenin hemen ardından da mutlaka bir bardak su içmeyi ihmal etmemelisiniz” diyor. Suyun az içilmesi kadar fazla tüketilmesinin de zararlı olduğunu, basit bir formülle kişinin günlük su ihtiyacını hesaplayabileceğini belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Burcu, kışın su tüketimine yönelik çok önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

    Kışın enfeksiyonlar da eklenince!

    Vücuttaki yaşamsal fonksiyonların devamlılığı için her gün yeterli miktarda su tüketimi büyük önem taşıyor. Yaz ayları kadar fazla olmasa da kışın da terleme, idrar, fiziksel aktivite, proteinli ve tuzlu yiyeceklerin fazla tüketilmesi hatta nefes almayla dahi vücutta su kaybı oluşuyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Burcu, kış aylarında sık rastlanan ateşli hastalıklarda solunum yoluyla, ishalde ise bağırsak yoluyla sıvı kaybı ortaya çıkabildiğini belirterek, vücuttaki suyun dengesinin yaşamsal önemi olduğunu, günlük yaşam alışkanlıkları arasına mutlaka yeterli su tüketiminin eklenmesi gerektiğini vurguluyor.

    Kim, ne kadar su tüketmeli? İşte formülü!

    Yetişkin bir insan vücudunun ortalama yüzde 60’ı sudan oluşuyor. Yetersiz su tüketimi sonucu baş ağrısı, halsizlik, bilinç bulanıklığı gibi durumlar görülmesi kaçınılmaz olabiliyor. Yeterli su tüketiminin kalp sağlığı için de kritik bir öneme sahip olduğunu belirten Ayşe Sena Burcu “Su kaybının fazla olması durumunda kan hacmi azalır, dolaşım yeterli olamaz, besin öğelerinin doku ve organlara ulaştırılmasında doğacak sorunlar bu organların işlevine yansır. İleri seviyede sıvı kaybı (dehidratasyon) meydana gelmesi ise inmeye kadar giden ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir” diyor.  Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Burcu, su tüketimi ihtiyacının kişiden kişiye değiştiğini belirterek “Günlük zorunlu ihtiyaç duyulan su tüketimini; vücut ağırlığınızı (kg) 30 ml ile çarparak basitçe hesaplayabilirsiniz. İdrar renginin koyulaşması, günlük su ihtiyacınızı karşılamadığınızın pratik bir göstergesidir” diye konuşuyor.

    Bu faydalarını bir bilseniz!

    Suyun vücudumuz için sayısız faydası olduğunu vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Burcu; bu faydaları şöyle özetliyor:  “Atık maddelerin vücuttan uzaklaştırılması, besinlerin sindirimi, emilimi ve hücrelere taşınması, kan dolaşımının sağlanması, hücrelerin, doku ve organların sağlıklı çalışması, hücrelere oksijen taşınması, cildin sağlıklı ve esnek görünmesi, metabolizmanın desteklenmesi, vücut ısısının düzenlenmesi gibi pek çok faydası olan su, vücudumuz için yeri doldurulamaz bir öneme sahiptir. Bu nedenle günlük yaşantımıza mutlaka suyu dahil etmeli ve su içmek için kesinlikle susamayı beklememeliyiz” diyor.

    Su tüketiminde bu uyarılara dikkat!

    Buna karşın su tüketiminin ezbere olmamasını, az su içmek kadar fazla su tüketiminin de çeşitli sorunlara yol açabildiğini belirten Ayşe Sena Burcu “Ezbere su tüketimi böbrek, kalp ve solunum yetmezliği olan hastalarda riskli olabilir. Bu hastalarda tüketilen suyun idrarla atımında problem olabilir. İdrarla atılamayan su vücutta birikebilir. Bu durum nefes darlığı ve ödeme neden olabilir. Bu hastaların günlük su tüketim miktarları hekimler tarafından belirlenmeli, düzenli takip yapılmalıdır. Sadece bazı hastalık durumlarında değil, normal ihtiyacının üzerinde su tüketimi olan bireylerde de fazla su tüketimi sağlık için zarar oluşturabilir. İhtiyacın üzerinde su tüketimi vücuttaki sodyum, potasyum ve diğer minerallerin dengesinin bozulmasına bağlı olarak vücudun işlevsel faaliyetlerinin bozulmasına, böbreklerin aşırı çalışmasına, böbreğin idrarı konsantre etme yeteneğinin bozulmasına neden olabilir” uyarısında bulunuyor.

    Çay ve kahveyi abartmayın! Ardından mutlaka 1 bardak su için!

    Özellikle soğuk kış günlerinde ‘içim ısınsın’ diyerek çay ve kahve tüketiminde aşırıya kaçılabildiğini belirten   Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Burcu, bu tür kafein içeren içeceklerin diüretik (idrar söktürücü) olması sebebiyle vücutta sıvı kaybına yol açtığı uyarısında bulunarak “Çay ve kahve tüketiminde aşırıya kaçmamaya, çay ve kahve içtikten hemen sonra her seferinde mutlaka 1 bardak su içmeye özen gösterilmelidir” diyor. Su içmekte zorlananların, suyun içerisine ekleyecekleri limon- salatalık, elma dilimleri-tarçın kabuğu, armut dilimleri-nane ve limon-zencefil gibi meyve ve sebze dilimleriyle su tüketimlerini kolaylaştırabileceklerini kaydeden Ayşe Sena Burcu, böylece hem vitamin / mineral alımına katkı sağlanabileceğini hem de su içiminin daha keyifli hale getirilebileceğini söylüyor.

  • 16 Kasım Dünya KOAH Günü

    Kış aylarında belirginleşen öksürük KOAH belirtisi olabilir

    Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada en fazla ölüme yol açan 5 hastalıktan biri KOAH. Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı’nın (KOAH) astım ile karıştırılabildiğini ve erken tanı ve uygun tedavilerle KOAH’ın ilerlemesinin yavaşlatılabileceğini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Esra Sönmez, “Kış aylarında daha belirgin olan öksürük, sabah balgam çıkarma, nefes darlığının giderek artması, yaşıtlarına göre efor kapasitesinde düşme yaşayan bir kişi risk faktörlerini de taşıyorsa KOAH’tan şüphe edilmeli” açıklamasında bulundu.

    Öksürük, balgam çıkarma, nefes darlığı gibi şikayetlerin sigaraya bağlı masum değişiklikler olarak algılandığı için hastalığın teşhisinde geç kalındığının altını çizen Anadolu Sağlık Merkezi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Esra Sönmez, “KOAH tedavi edilmediğinde yavaş yavaş ilerleyip orta ve ileri evrede alevlenmelerle kendini gösteriyor. Hastanın doktora gidiş sebebi de çoğu kez bu alevlenmeler. Hızla kötüleşen çoğu hasta ya hastaneye yatıyor ya da yoğun bakıma ihtiyaç duyuyor. Solunum fonksiyon testleri, akciğer grafisi gibi görüntüleme yöntemleri sayesinde hastalığın şiddeti, evresi belirlenerek, en uygun tedavi ve takip planı hazırlanmalı” dedi.

    Önce sigara bırakılmalı

    Hastaya ilk kez tanı konuyorsa ve hasta erken evredeyse yapılabilecek ilk önceliğin sigaranın bırakılması olduğunu hatırlatan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Esra Sönmez, “Hasta ileri evredeyse o zaman ilk olarak hastalık ve hastalık sebebiyle oluşabilecek komplikasyonlar konusunda bilgilendirilmeli. İlaç tedavisi, gerekirse oksijen tedavisi ya da solunum desteği, solunum fizyoterapisi, beslenme ve diyet, uygulanan tedavi yöntemleri arasında yer alıyor” diye konuştu.

    KOAH hastaları COVID-19’u daha ağır geçiriyor

    KOAH’ta gerek bronş duvarlarında yer alan koruyucu bariyerlerdeki yıkımın, gerekse akciğer dokusundaki hasarın kişiyi enfeksiyonlara daha açık kıldığını ve gelişen enfeksiyonların iyileşme sürecinin de daha uzun olduğunu vurgulayan Dr. Esra Sönmez, “COVID-19 çalışmalarında, KOAH varlığının COVID-19 enfeksiyonunun daha ağır ve daha ölümcül seyri için önemli bir risk faktörü olduğu gösterildi. Çalışmalarda 45 yaş üzeri, sigara içen KOAH’lı hastalarda KOAH’ın şiddetiyle orantılı olarak ölüm oranları yüzde 55-60 civarında. KOAH hastalarının bu nedenle öncelikle sigarayı bırakmaları, bağışıklığı artıran sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, düzenli ve yeterli uyku gibi temel unsurlara da dikkat etmeleri gerekir” dedi.

    Bir KOAH hastasının yaşam kalitesini yükseltmesinin yolları

    • Sigara içmemek

    • COVID-19, grip ve zatürre aşılarını yaptırmak

    • KOAH ilaçlarını aksatmamak

    • Düzenli, hafif egzersizler yapmak

    • Sağlıklı ve dengeli beslenmek

    • Stresten mümkün olduğunca uzak durmak

    • Doktor öneriyorsa sürekli oksijen tedavisi almak

    • Atakları azaltıcı önlemler almak

  • Solunum Derneği TÜSAD, Dünya KOAH Günü’nde “Nefesinizin kıymetini bilin” çağrısı yaptı

    SOLUNUM DERNEĞİ TÜSAD’DAN DÜNYA KOAH GÜNÜ’NDE ÖNEMLİ HATIRLATMA

    Nefesinizin kıymetini bilin

    Solunum Derneği TÜSAD, Dünya KOAH Günü’nde “Nefesinizin kıymetini bilin” çağrısı yaptı. Yılda yaklaşık 3 milyon kişinin hayatını kaybetmesine olan KOAH’ın en sık görülen ölüm nedenleri arasında üçüncü sırada yer aldığına dikkat çeken TÜSAD KOAH Çalışma Grubu Başkanı Doç. Dr. Onur Turan, hastalıktan korunmanın ve erken tanının önemine dikkat çekti.

    Dünya KOAH Günü, dünya çapında sağlık profesyonellerinin ve hastaların Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı ile ilgili farkındalığını artırmak, bilgi paylaşmak ve dünya çapında KOAH’ın yükünü azaltmanın yollarını tartışmak amacıyla, Türkiye’nin de üyesi bulunduğu uluslararası bir organizasyon olan GOLD (The Global Initiative for Chronic Obstructive Lung Disease -Obstrüktif Akciğer Hastalıklarına Karşı Küresel Girişim) tarafından her yıl 16 Kasım gününde düzenleniyor. Bu yıl 16 Kasım 2022’deki Dünya KOAH Günü kapsamında Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD) KOAH Çalışma Grubu tarafından yapılan basın açıklamasında, hastalıktan korunmanın ve erken tanının önemine dikkat çekildi ve “Nefesinizin Kıymetini Bilin” mesajı verildi.

    KOAH TANISI SFT İLE KONULABİLİR

    TÜSAD KOAH Çalışma Grubu Başkanı Doç. Dr. Onur Turan tarafından yapılan açıklamada, solunum sistemiyle ilgili nefes darlığı, öksürük, balgam çıkarma gibi kalıcı yakınmalarla seyreden KOAH’ın yaygın, önlenebilir ve tedavi edilebilir bir akciğer hastalığı olduğuna dikkat çekilerek, şu bilgilere paylaşıldı:

    • Dünyada 300 milyonu aşkın KOAH hastası olduğu öngörülüyor. Yılda yaklaşık 3 milyon kişinin ölümüne neden olan KOAH, tüm dünyadaki ölüm nedenleri arasında üçüncü sırada yer alıyor.
    • KOAH oluşumunda başlıca risk faktörü tütün ve tütün ürünleri kullanımı olmakla birlikte, hava kirliliği, biyomas (özellikle evlerde kullanılan odun, tezek gibi yakıtlardan çıkan duman), çeşitli gaz ve tozlara çevresel veya mesleki maruziyet de önemli risk faktörlerini oluşturuyor.
    •  Bu maruziyetlerin bulunduğu kişilerde nefes darlığı, öksürük ve balgam çıkarma gibi şikayetlerin ortaya çıkması KOAH tanısını akla getiriyor. Bu tanı, basit bir şekilde kısa sürede gerçekleştirilebilecek bir test olan solunum fonksiyon testi (SFT) ile konulabiliyor.
    • KOAH tanısı alan bir kişide ilk yapılması gereken, sigaranın bırakılması veya zararlı toz ve gaz gibi risk faktörlerine maruziyete son verilmesidir. Ayrıca dengeli ve sağlıklı beslenmek, düzenli günlük fiziksel aktivite yapmak KOAH hastaları için yapılması gereken davranışlar arasında yer alıyor.

    İNHALER TEDAVİ VE PULMONER REHABİLİTASYON ÖNEMLİ

    Turan, açıklamasında KOAH tedavisinde hekim tarafından hastaya başlanılan nefes açıcı “inhaler” tedavinin önemini vurgulayarak, şu hatırlatmaları yaptı: “İnhaler tedavi, hava yollarındaki daralmayı azaltıp hastanın rahat nefes alıp vermesine yardımcı olacaktır. Hastaya başlanılan inhaler tedavinin doğru kullanılması çok önemli olup, hastaların hekimlerinden cihazın kullanımını ayrıntılı şekilde öğrenmeleri tedaviden alınacak yanıtı arttıracaktır. İnhaler tedavinin yanı sıra doğru nefes alma tekniklerini öğrenmek, nefes darlığını azaltmak, solunum kaslarını geliştirmek için pulmoner rehabilitasyon tedavi seçeneği de hekim tarafından önerilebilmektedir.”

     

    KOAH İÇİN ALINABİLECEK KORUYUCU TEDBİRLER

    Hastalıklardan korunmanın KOAH tedavisinin önemli bir bileşeni olduğunu aktaran Turan, KOAH için alınacak koruyucu tedbirleriyse şöyle sıraladı:

    • KOAH’ta erken tanı, hastalığa bağlı yaşanacak sorunları aza indirgeyecek, ölüm oranını azaltacaktır. Bu nedenle, 40 yaş üstü, sigara içen veya içmiş (veya çevresel / mesleki maruziyet yaşayan) kişilerde başta efor ile gelişen nefes darlığı, öksürük ya da balgam yakınmalarından birinin olması KOAH varlığının habercisi olabilir. Bu tanımlamaya uyan vatandaşlarımızın en yakın göğüs hastalıkları hekimine başvurması ve KOAH varlığı açısından araştırılması gerekiyor.
    • Hastalığın seyrini kötüleştiren, ölümlere neden olabilen durum hastalıkta alevlenme gelişmesidir. Enfeksiyona bağlı alevlenmelerin önüne geçebilmek için, kalabalık ortamlardan uzak durulması, gereken durumlarda maske takılması, grip, zatürre ve COVID aşılarının olunması önerilmektedir.
    • KOAH tanısı konulduğunda genellikle kalp hastalıkları, tansiyon yüksekliği, şeker hastalığı gibi ek hastalıklar çoğunlukla eşlik etmektedir. Bu nedenle şikâyetiniz olduğunda ilgili branş hekiminizden randevu almanızı eğer tanılı iseniz eşlik eden hastalıklarınızın da tedavi ve takiplerini düzenli olarak yaptırmanızı tavsiye ediyoruz.
    • Kalıcı bir hastalık olan KOAH’ın gelişmesini önlemek, akciğerlerinizi korumak için sigara ve tütün ürünleri kullanmayın, kirli ve tozlu ortamlardan uzak durun.
    • Hepsinden önemlisi, yaşamınızın değerini anlamak için nefesinizin kesilmesini beklemeyin, nefesinizin kıymetini bilin.

     

    TÜSAD HAKKINDA

    Göğüs hastalıkları alanında ülkemizin ilk bilimsel meslek kuruluşu olarak 22 Haziran 1970 yılında İstanbul’da kurulan Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD), halen Türkiye genelindeki 5.000’e yakın üyesi ile “halkın akciğer sağlığını korumak” amacı doğrultusunda çalışmalarını sürdürüyor. Toplumsal ve mesleki eğitimi, araştırmaları destekleyerek halk sağlığının korunmasına yönelik faaliyetler yürüten TÜSAD, “Tükenmeyen bir nefesle” sloganı ile 52 yıllık geçmişinde 44 ulusal kongre, sayısız bilimsel toplantı, sempozyum, iki dünya kongresi ile bilinçlendirme ve farkındalık projelerine imza attı.

  • Şeker hastalarının ilacıyla zayıflama skandalı

    Şeker hastalarının ilacıyla zayıflama skandalı

    Sinema oyuncuları, şarkıcılar, televizyon yıldızları ve sokaktaki insanlar, şeker (diyabet) hastaları için üretilen Oz…. isimli ilacı vücutlarına enjekte ederek zayıflamaya çalışıyor. İlaç, kilo vermek isteyenler için yiyecekleri itici hale getirerek daha az yemelerine sebep oluyor.

    Diyetisyen Funda Özkan, kilo verme ilacı olarak pazarlan Oz… hakkında şu bilgileri verdi:

    “Se…, Danimarkalı bir şirket olan N… tarafından Tip 2 diyabet tedavisi için geliştirilen bir ilaçtır. Oz… adıyla pazarlanmaktadır.

    Bu ilaç son iki yılda sosyal medya sayesinde çok popüler oldu. Yiyeceklere karşı kimyasal bir tiksinti tetikliyor. Tokluk hissini artırıyor. Enjekte edildikten sonra, kişi mide bulantısı spazmları ve kendini hasta hissetme şeklinde fiziksel olarak isyan ediyor. Bu ilacı alanlar dört lokma yemek yedikten sonra kendini doymuş hissediyor.

    İlaç o kadar çok talep edildi ki piyasa da Oz… kıtlığı başladı. Firma, hızla artan talebi karşılamakta zorluk çektiğini bildirdi.

    Zayıflamak için girişilen bu yöntemlerin sağlıklı bir beslenme planının yerini almasından endişe duyuluyor.”

  • Diyabet en çok gözleri etkiliyor, düzenli kontrol şart

    Türk Oftalmoloji Derneği, Dünya Diyabet Günü ile ilgili açıklama yaptı

    Diyabet en çok gözleri etkiliyor, düzenli kontrol şart

    Türk Oftalmoloji Derneği (TOD), 14 Kasım Dünya Diyabet Günü ile ilgili yaptığı açıklamada diyabetin en çok görüldüğü Avrupa ülkesinin Türkiye olduğuna dikkat çekerek diyabetinin varlığından habersiz hastaların görme kaybı yaşama riski olduğunu açıkladı. 

    Türk Oftalmoloji Derneği Tıbbi Retina Birimi Sekreteri Prof. Dr. Nurten Ünlü, diyabetin en çok zarar verdiği organlardan birinin göz olup yüzyılın vebası olarak kabul edilen bu hastalığın önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirterek, diyabet hastalarının gözlerinden şikayeti olmasa bile yılda en az bir kez göz doktoruna gitmeleri gerektiği konusunda uyarılarda bulundu.

    Diyabette Avrupa lideriyiz

    Türk Oftalmoloji Derneği Tıbbi Retina Birimi Sekreteri Prof. Dr. Nurten Ünlü, her yıl 14 Kasım’da kutlanan ‘Dünya Diyabet Günü’ ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Ünlü, Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF) rakamlarına göre, Türkiye’de 20-79 yaş aralığında tespit edilen yaklaşık 7 milyon diyabet hastası bulunduğunu, bu rakamın toplam yetişkin nüfusun yaklaşık yüzde 15’ine denk geldiğini ve bu oranla  Türkiye’nin diyabet görülme oranının en yüksek Avrupa ülkesi olduğunu ifade etti.

    Türk Oftalmoloji Derneği Tıbbi Retina Birimi Sekreteri Prof. Dr. Nurten Ünlü

    Kör kalma riski çok yüksek

    Prof. Dr. Nurten Ünlü, diyabetin en çok zarar verdiği organlardan biri olan gözlerde diyabetik retinopati adı verilen durumun gelişimi sonucu retina kan damarlarında hasarlanma ve anormal yeni kan damarların oluşması ile görme kaybına neden olabildiğini söyledi. “Diyabetik makula ödemi ise diyabetik retinopatinin seyri sırasında herhangi bir zamanda zayıflayan damarlardan sızan kan ve sıvının makula adı verilen görme merkezinde birikmesidir.” bilgisini veren Ünlü şöyle devam etti:

    “Diyabetin süresi uzadıkça diyabetik retinopati nedeniyle görme kaybı riski de artar. Diyabete eşlik eden diğer risk faktörleri; yüksek tansiyon, yüksek kolesterol düzeyleri, obesite, böbrek hastalığı, kansızlık, uyku apnesi ve gebeliktir. Diyabetik makuler ödemin belirtileri ise bulanık görme, renkleri soluk görme, cisimlerin şekillerini ve boyutlarını farklı görme, görme alanında siyah noktalar, düz çizgileri dalgalı ya da kesik görmedir. Diyabetik hastalarda görme bozukluğu ve körlüğe neden olabilen diyabetik makuler ödem, hastaların yaşam kalitesini belirgin şekilde bozar ve hem hastalığın kendisiyle hem de diyabetle başa çıkma olasılığını azaltır. Diyabetik makuler ödem özellikle üretken çağdaki insanlarda görüldüğünden hem bireyin kendisi hem de toplum açısından büyük bir yüke neden olmaktadır.”

    Erken tanı hayati önem taşıyor

    Prof. Dr. Nurten Ünlü hem dünyada hem de ülkemizde diyabetli hastaların yaklaşık yüzde 50’sinin tespit edilebildiğini, büyük orandaki diyabet hastalarının göz muayenesi sırasında diyabetik hastası olduğunu öğrendiğini sözlerine ekleyerek, “Bu sebeple erken tanı ve erken başlanan tedavi büyük önem taşımaktadır. Erken tanı için diyabet hastalarının düzenli olarak göz muayenesine gitmesi gerekir. Tedaviye erken başlamak görme kaybının gelişimini durdurabilir ya da yavaşlatabilir. Tedavide diyabetle ilişkili metabolik bozuklukların da düzeltilmesi önemlidir. Ka glukoz düzeylerinin, kan basıncının, serum lipidlerinin, kalp ve böbrek fonksiyonlarının mümkün olduğunca normal değerlerde tutulması amaçlanmalıdır. Bunun yanı sıra düzenli egzersiz, sigaradan uzak durma ve sağlıklı bir kiloda kalma ile pek çok risk faktörü değiştirilebilir” dedi.