Kategori: Sağlık

  • BATIGÖZ BATMAN ŞUBESİ AÇILIŞA HAZIR

    BATIGÖZ BATMAN ŞUBESİ AÇILIŞA HAZIR

    Batman’ın tek tıp merkezini bölgeye kazandıran Batıgöz Sağlık Grubu, Batman şubesinin açılışı için gün sayıyor. Batıgöz Sağlık Grubu’nun hasta odaklı hizmet anlayışını yalnızca göz sağlığında değil farklı branşlarda da bölgeye taşıyacak merkezin açılışı, bölge halkı tarafından heyecanla bekleniyor.

    1. MEHMET SÖYLER’İN BATMAN’A YATIRIMI

    2004 yılında Op. Dr. Mehmet Söyler tarafından İzmir’de kurulan ve yurt içi ve yurtdışında 11 şubesi ile hizmet vermekte olan Batıgöz Sağlık Grubu yüksek kaliteli hizmet anlayışını Batman’a taşımak için gün sayıyor. Op. Dr. Mehmet Söyler’in vefatı öncesinde Batman’a kazandırdığı yatırımla başta Batman ili olmak üzere tüm bölge halkına kapsamlı ve kaliteli hizmet sağlamak hedefleniyor. Batman’ın tek tıp merkezi olma özelliğini taşıyan merkez, Batıgöz Sağlık Grubu’nun hasta odaklı hizmet anlayışını yalnızca göz sağlığında değil farklı branşlarda da bölgeye taşıyacak.

    FARKLI BRANŞLARDA DA HİZMET VERECEK

    Sadece Batman’a değil tüm bölge halkına hizmet vermeye hazırlanan Batıgöz Batman şubesi yaklaşık 5.000 m2 alanda ve 6 katlı binada faaliyet gösterecek. Göz Sağlığı ve Hastalıkları branşının yanı sıra Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Dahiliye ve Acil Servis branşları ile hizmete açılacak merkez, süreç içerisinde branş sayısını artırmayı planlıyor.

    Alanında uzman kadrosu ile her zaman hasta memnuniyetini esas alan Batıgöz Sağlık Grubu, açılış öncesinde tüm merkezlerinde olduğu gibi Batıgöz Batman’da da hastaların muayene oldukları ilk andan, taburcu olacakları zamana kadar en konforlu hizmeti almaları için her şeyi planlıyor. Yurt içi ve yurt dışındaki tüm merkezlerinde dünya standartlarında hizmet veren Batıgöz Sağlık Grubu merkezin açılışı ile beraber ileri teknoloji tüm tanı ve tedavi ekipmanlarını Batman halkıyla buluşturacak.

    Batıgöz Sağlık Grubu Hakkında:

    2004 yılında İzmir’de kurulan, alanında ileri teknolojiyi takip eden ve uygulayan bir sağlık kuruluşu olan Batıgöz Sağlık Grubu, uzman hekim kadrosu ve profesyonel ekibi ile yurt içi ve yurt dışı merkezlerinde hasta odaklı hizmet sunmayı ilke edinmiştir. Batıgöz Sağlık Grubu, çıktığı uluslararası kalitede sağlık hizmeti sunma yolculuğunda uzman hekim ve profesyonel ekibi ile 2 kıtada, 5 ülke, 7 farklı şehir ve 9 sağlık merkezi ile her gün binlerce kişiye hizmet vermeye devam etmektedir.

  • Türk Oftalmoloji Derneği çocuklardaki miyobi artışı için uyardı

    Türk Oftalmoloji Derneği (TOD), uzak görme bozukluğu miyopinin dünyada yeni bir salgın olarak tanımlandığını, özellikle çocuklarda hızla arttığını ve erken teşhisle kontrol altına alınmaması halinde retina yırtılmasına kadar varan görme kaybına sebep olacağını açıkladı. 

     Türk Oftalmoloji Derneği Kornea ve Oküler Yüzey Birim Başkanı Prof. Dr. Ayşe Burcu, özellikle pandemi döneminde çocukların dijital ekran kullanım oranının yüzde 500 arttığını belirterek, “Gelecek  5 yıl içinde dünyada 2 milyar kişinin, 2050 yılında ise dünya nüfusunun yarısının miyop olması bekleniyor.” dedi. 

    Prof. Dr. Ayşe Burcu, miyopinin günlük hayatı çok ciddi derecede etkilediğini erken farkedilip, gözlük tashihi yapılmaksızın tahtadaki yazıları okuyamadıkları için özellikle çocukların okul başarısını etkilediğini belirterek şunları söyledi: “Küçük çocuklarda miyopi daha hızlı ilerliyor, ne kadar erken başlarsa o kadar hızlı artış gösteriyor. Erken tanı ve tedavi bu sebeple çok önemlidir. İlerleyen yüksek miyopi de göz tansiyonu, retina yırtılması, makula hastalığı gibi görme kaybına varan büyük tehlikelere yol açabilmektedir.”

    Dünyada 3 kişiden biri miyop

    2000’li yıllarla birlikte akıllı telefon, bilgisayar ve tablet kullanımının artmasıyla miyopi oranlarının da arttığını, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre her 3 kişiden birinin miyop olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Ayşe Burcu, “Artış bu hızla devam ederse 2050 yılında rakamların yüzde 50’yi aşacağı tahmin ediliyor. COVID-19 salgını döneminde hem eğitimlerini sürdürmek, hem de sosyal faaliyetlerini gerçekleştirmek amacıyla çocuklar daha çok bilgisayar, tablet ve telefon kullanmaya başladılar. 2020’de yapılan bir anketin sonuçları, katılımcıların yaklaşık yüzde 48’i çocukların günde 6 saatten fazla internette vakit geçirdiğini bildirmiştir. Bu durum, pandemiden önce ekran başında harcanan zamandan yaklaşık yüzde 500’lük bir artış anlamına gelmektedir. Ekran başında çok zaman geçiren çocuklarda miyop görülme oranı arttı. Önümüzdeki bir 5 sene içerisinde 7 milyarlık dünya nüfusunun en az 2 milyarının, 2050 yılında ise yaklaşık yarısının miyop olması öngörülmektedir.” diye konuştu.

    Açık havada her gün 1 saat

    Prof. Dr. Ayşe Burcu, çocuklarda  6-12 ay, 3-5 yaş ve okul dönemi her yıl erken yaşta göz muayenesini mutlaka yaptırmak gerektiğini belirterek yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:

    • Dijital ekranlarda geçirilen süre kontrollü olmalı ve ekran süresi azaltılmalı

    • 6 yaşından küçük çocuklar ekrandan uzak tutulmalı

    • Büyük çocukların ekran bakma süresi günde 2 saatten az olmalı

    • Çocuk dersleri bittikten sonra televizyon, bilgisayar veya telefon isterlerse ikisi arasında mola olmalı

    • Çocukların açık havada gün ışığında enn az bir saat zaman geçirmeli

    • Çocukların açık havada, gün ışığında geçirecekleri zaman okulda, hem okul dışında arttırılmalı

    • Evde çocuğun vakit geçirdiği alanların ve özelikle çalışma odasının iyi aydınlatılması, loş olmamalı

    • Tablet, bilgisayar ve akıllı telefonların aşırı kullanılması miyop riskini artırmasının yanı sıra çocukların gözlerini tahriş edebilir, göz kuruluğuna neden olabilir ve bulanık görmeyi tetikleyebilir. Beraberinde göz ovalanmasının artması ilaveten alerjik bir zemin de varsa buna bağlı olarak keratokonus gelişimini de tetikleyebilir.

    • Bilgisayarla çalışırken 20 dakikada bir 20 saniye mola vermek ve 20 feet (6 metre) uzaklara bakarak göz dinlendirilmelidir.

    • Ekran başında geçirilen zaman ile dışarıda geçirilen zamanı dengeleyerek, çocuğunuzun miyopisini sınırlamaya ve büyüdükçe görme yetisini korumaya yardımcı olmalı

    TOD Hakkında 

    Türk Göz Hekimlerinin resmi ulusal mesleki derneği olan Türkiye Oftalmoloji Derneği (TOD), göz hastalıkları uzmanlarını ve bu konuda uzmanlık eğitimi almakta olan hekimleri bünyesinde barındırıyor. 5 bini aşkın üyesiyle ulusal göz sağlığına katkıda bulunmayı, üyelerinin mesleki ve bilimsel alanlar başta olmak üzere her alanda gelişmelerini sağlamayı, haklarını korumayı, halkın göz sağlığını ve mesleğin geleceğini tehdit eden etik ve bilim dışı uygulamalarla mücadele etmeyi amaçlıyor. 1928 yılında kurulan derneğin genel merkezi İstanbul’da bulunuyor.

    facebook.com/TurkOftalmolojiDernegi

    twitter.com/turkoftalmoloji

    instagram.com/turkoftalmolojidernegi

  • Kalp Krizi Riski Nasıl Azaltılır?

    Günlük yaşamın getirdiği zorluklar, beslenme şekli ya da genetik özellikler gibi birçok neden ile tüm dünyada kalp rahatsızlıkları sıkça görülmektedir. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji bölümünden Doç. Dr. Süha Çetin, kalp krizi hakkında önemli bilgiler verdi.

    Kalp krizi kalbi besleyen damarlardan bir tanesinin tıkanıp ve o bölgedeki kalp kasının yeteri kadar kan ve dolayısı ile oksijen alamamasından kaynaklanır. Tedavi, yani damarın açma işlemi ne kadar geç kalırsa kalbin kas dokusu o kadar fazla zarar görür.

    Kalp krizi geçirdiğimizi nasıl anlarız?

    • Göğüste ağrı veya bir rahatsızlık hissi. Bu ağrı göğüsün tam ortasında olur ve birkaç dakika veya daha uzun sürebilir. Ağrı haricinde göğüste baskı, daralma veya dolgunluk hissi olabilir.
    • Kişilerde soğuk terleme, baş dönmesi ve bayılma olabilir.
    • Göğüsteki baskı sol veya iki kola, alt çeneye, sırta veya mide bölgesine vurup bulantı ve kusma yapabilir.

    Bu durumda kişinin veya yakınının vakit kaybetmeden 112’yi araması önemlidir. Hasta ne kadar erken koroner girişim yapan bir merkeze yetiştirilirse o kadar çabuk müdahale edilip, kalp krizinin ölümcül riski azaltılmış olur. Bazı durumlarda kişiye göğüsten pedallarla elektriksel şok vermek veya göğüs masajı yapıp, solunum desteği vermek icap edebilir.

    Kalp krizinin nedenleri ve risk faktörleri nelerdir?

    Yaşam tarzı, yaş ve aile öyküsü kalp krizi geçirme riskini artırabilir. Birçok kişide istenmeyen bir yaşam tarzı nedeniyle yüksek tansiyon, yüksek kolesterol ve diyabet mevcuttur. Özellikle sigara genç insanlarda kalp krizine neden olabilir.

    Kalp krizi sonrasındaki toparlama evresinde kişisel olarak neler yapılabilir?

    Kalp krizi sonucu olarak kalp hasar görmüş olabilir. Bu durum ritim bozuklukları yapabilir ve kalbin pompalama kabiliyetini etkileyebilir. Yeniden kalp krizi geçirme riski, inme veya bacakları besleyen atar damarların hastalık riski mevcut olabilir.

    Bu problemlerle karşılaşma riskini azaltabilmek için atılması gereken adımlar şunlardır:

    • Kriz sonrası sürecin iyi atlatılması: Bu konuyu hekiminiz ile görüşmek faydalıdır. Doktorunuz iş hacminizi, yolculuklarınızı ve cinsel aktivitenizi ilk etapta sınırlayabilir.
    • Yaşam tarzı değişiklikleri: Akdeniz diyeti, düzenli fiziksel aktivite, sigaranın bırakılması ve reçete edilen ilaçların muntazam kullanılması önemli bir rol teşkil eder.
    • Kişinin bir kalp rehabilitasyon merkezinde tedavi olması gerekebilir. Bu merkezler profesyonel mensuplar tarafından yönetilir. Fiziksel aktivite, diyet düzenlemesi ve sigara bırakma konularında yardımcı olunur. Aynı zamanda stres yönetimi için ve psikolojik destek sağlanır.

  • Gözleri ovuşturmak enfeksiyona yol açabilir

    Gözleri ovuşturmak enfeksiyona yol açabilir

    Halk arasında kırmızı veya pembe göz hastalığı olarak bilinen konjonktivit hem çocuklarda hem de yetişkinlerde en yaygın görülen göz hastalıklarından biri. Göz akı ile göz kapağının iç kısmını örten konjonktiva tabakasının iltihaplanmasının konjonktivit olarak adlandırıldığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Burcu Usta Uslu, “Konjonktivit kişiden kişiye veya bir gözden diğerine kolaylıkla bulaşabilen bir hastalık. El hijyenine dikkat etmemek, kirli ellerle gözlere dokunmak, gözleri ovuşturmak veya kaşımak ile konjonktivada kolaylıkla bir enfeksiyon gelişebilir. İyileşen konjonktivitler dikkat edilmemesi halinde yeniden tekrarlayabilir. Bu enfeksiyonların sık tekrarlaması ise gözde kalıcı hasarlara yol açabilir. Bu nedenle konjonktiviti önlemek adına çeşitli önlemler alınmalı” açıklamasında bulundu.

    Konjonktivitin belirtilerinin tek gözde veya her iki gözde kızarıklık, gözde kaşıntı veya yanma hissi, gözün ışığa veya göz kırpma hareketine karşı hassasiyet gelişmesi, göz kapaklarında şişme, gözlerde kumlu veya pürüzlü bir his, gece boyunca biriken ve sabah sertleşerek gözü açmakta zorlanmaya neden olan akıntı, söz konusu akıntıdan kaynaklı gözlerde aşırı çapaklanma olduğunu vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Burcu Usta Uslu, “Kızarıklık tek bir gözde ya da iki gözde birden olabilir. Alerjik kökenli konjonktivitte genelde her iki göz de etkilenir. Enfeksiyöz ajanların neden olduğu konjonktivitte ise tek bir gözde başlayan enfeksiyon bu göz ile sınırlı kalabilir ya da zamanla diğer göze de bulaşabilir. Hijyene dikkat edilmesi ve muayeneden geçilerek tedaviye başlanması durumunda bulaşma olasılığı azalır” hatırlatmasında bulundu.

    Tanı için muayene şart

    Bebek, çocuk veya yetişkinlerde görülebilen konjonktivitin, göz doktoru tarafından yapılan göz muayenesi sonucunda kolaylıkla teşhis edilebildiğini söyleyen Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Burcu Usta Uslu, “Hastanın yaşadığı semptomlar ve sağlık öyküsü göz önünde bulundurularak konjonktivitin nedeni saptanabilir. Alerji testi veya konjonktivitten kaynaklı bir görme kaybı olup olmadığını araştıran keskinlik testi, yapılması önerilebilecek bazı testlerdendir. Enfeksiyon kaynaklı bir durumdan şüpheleniliyorsa iltihaplanmaya yol açan bakteri veya virüsün türünün tam olarak tespit edilebilmesi için pamuklu çubuk yardımıyla göz salgısından örnek alınarak incelemeye gönderilebilir. Bunların haricinde nadir de olsa hekim tarafından daha farklı tanı testleri istenmesi mümkündür. Muayene ve testlerden elde edilen bulgular ışığında konjonktivit için tedavi başlatılır” dedi.

    Konjonktivitten korunmanın yolları

    Konjonktivitin kişiden kişiye veya bir gözden diğerine kolaylıkla bulaşabilen bir hastalık olduğunu belirten Op. Dr. Burcu Usta Uslu, bu hastalıktan korunabilmek için alınabilecek önlemleri şöyle açıkladı:

    • Elleri gün içerisinde sık sık yıkamak ve temiz olmayan ellerle kesinlikle gözlere dokunmamak
    • Kirli ellerle kontakt lens takıp çıkarmamak, kontakt lensleri ve lens solüsyonlarını kullanım koşullarına, sürelerine ve hijyen kurallarına dikkat ederek kullanmak
    • Banyo ve duş esnasında kontakt lensleri çıkarmak
    • Yüzme havuzlarına girerken yüzücü gözlüğü kullanmak
    • Havlu, makyaj malzemesi veya göz kremi gibi malzemeleri başkalarıyla ortak olarak kullanmamak
    • Cep telefonu, klavye, mouse gibi ellerle sürekli temas eden maddelerin düzenli olarak dezenfeksiyonunu yapmak
    • Hapşırma ve öksürme eylemleri sırasında ağzı bir peçete ile kapatmak, ardından elleri yıkamadan gözlere dokunmamak
    • Alerjik gözlere sahip olan kişilerde alerji kaynağı olduğu bilinen ajanlardan uzak durmak, içeriği bilinmeyen ve alerji oluşturan makyaj malzemelerinin kullanımından kaçınmak

    Eğer siz de gözlerinizde kaşıntı, kızarıklık, akıntı gibi sorunlar hissediyorsanız bir göz doktoruna başvurarak muayeneden geçmeniz önerilir. Konjonktivit veya farklı bir göz hastalığı teşhisi almanız halinde tedavi olarak göz sağlığınızı koruyabilirsiniz.

  • Günümüzde kadına yönelik şiddet artmaya devam ediyor

    Günümüzde kadına yönelik şiddet artmaya devam ediyor

    Kadına yönelik şiddet her toplumda var olan ve şiddetini giderek arttıran bir durumdur. Yapılan çalışmalara göre, gelişmiş ülkelerde her iki kadından birisi yaşamlarının herhangi bir döneminde şiddete maruz kalmaktadır. Dile getirilmeyen psikolojik şiddetin olduğunu da varsayarsak bu oran her geçen gün daha da yükselmektedir.

    Şiddetin altında yatan sebepler psikolojik travmalar

    Toplumda var olan sevgisizlik, güvensizlik şiddetin temellerini oluşturan ana problemlerdendir. Şiddetin ortaya çıkmasında, psikolojik faktörler ile çevre arasındaki etkileşim oldukça önemli bir etkiye sahiptir. Sosyal iletişimin yeterli derecede sağlanmadığı, sevgisizliğin hakim olduğu, bireylerin birbirlerine güvenmediği, toplumsal eşitsizliğin olduğu ve erkeğin iktidar baskısını kadın üzerinde uygulama çalıştığı bir ortamda şiddet devreye girmektedir. Çocukluk döneminden itibaren uzun bir süre şiddete maruz kalan bireyler yetişkinlikte bir takım ruhsal sorunları ve travmaları da beraberinde getirmektedir. Erkek bireyler çocukluk döneminde deneyimledikleri acizlik, aşağılanma ve çaresizlik duyguları ile şiddet duygusunun tohumlarını atarken, kadınlar da kendilerine uygulanan şiddete bilinçli ya da bilinçsiz olarak boyun eğerler.

    Şiddet, şiddeti doğuran kısır bir döngüdür

    İnsanlarda saldırganlık ve şiddet öğrenilmiş bir davranış kalıbı olarak karşımıza çıkar. Hepimizin içinde var olan öfke duygusu toplumdan öğrenilenlere göre şekillenip dönüştürülür. Yapılan araştırmalar, çocukluğunda şiddete maruz kalan ya da ebeveynler arasında şiddet öyküsü olan bireylerin, yetişkinlik döneminde daha fazla şiddete başvurduğunu söylemektedir. Çocuk çevresindeki bireylerin her davranışını taklit etmekte, öğrenmekte ve bunu zamanla pekiştirmektedir. Dolayısıyla, kadına şiddetin normal olarak algılandığı bir toplumsal çevreden yetişen bir bireyin şiddeti daha normalleştirdiğini söyleyebiliriz. Coğrafi sınırları aşan, tüm toplumların ortak sorunu olan kadına yönelik şiddet adına verilen her mücadele ve iyileşme, kadınların daha güvenli ve sağlıklı bir yaşam alanı oluşturmasına yardımcı olacaktır.

    Bu sebeple, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nün, kadına yönelik şiddetin önlenerek kadın haklarının korunmasını, dünyada ve ülkemizde tüm kadınların, sağlıklı ve sevgi dolu, hiçbir şiddete maruz kalmadan yaşamasını temenni ediyorum.

  • Akciğer kanserinde tedavinin başarı oranı yüzde 70’lere varıyor

    Akciğer kanseri, dünyada olduğu gibi ülkemizde de kanserden ölümler arasında ilk sırada yer alıyor. Dünyada her yıl 2 milyondan fazla, ülkemizde de 40 bini aşkın kişide, ‘akciğer kanseri’ teşhis ediliyor. Sigaranın en önemli risk faktörü olduğu akciğer kanseri günümüzde en korkulan kanser türlerinden biri olsa da, tanı ve tedavisinde yaşanan önemli gelişmeler sayesinde hastaların yaşam süreleri uzatılırken, yaşam kaliteleri de artırılıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Semih Halezeroğlu, kapalı bir ameliyat tekniği olan Tek Port VATS yönteminin özellikle son dönemlerde hasta ve hekimler tarafından sıklıkla tercih edildiğini belirtiyor. Tanı ve tedaviyi aynı operasyonda birleştiren yöntem, daha az ağrıya yol açması ve ameliyat sonrası hızlı iyileşme sürecine olanak tanıması nedeniyle de diğer teknikler arasında öne çıkıyor.

    Yıllık taramalar ölüm oranını azaltıyor

    Başlangıç aşamasında akciğer kanserinin fazla şikayete yol açmadığına değinen Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Semih Halezeroğlu zamanla ortaya çıkan belirtileri “öksürük, halsizlik, iştahsızlık, zayıflama, vücudun farklı yerlerinde ağrılar, ses kısıklığı, yüzde şişme, yutma zorluğu, öksürükle ağızdan kan gelmesi gibi durumlar” olarak sıralıyor. Prof. Dr. Semih Halezeroğlu akciğer kanserini, henüz belirtilerin görülmediği erken aşamada yakalamanın önemine değinerek, özellikle 50-80 yaş arası kişiler ile uzun süre sigara içen ancak 15 yıldan önce bırakmış olanlara yılda bir kez düşük doz tarama amaçlı tomografi çekilmesini öneriyor. Çünkü bu tarama programları sayesinde erken tanı konulabiliyor, böylece akciğer kanserine bağlı ölümler azalıyor.  Erken evrede tedavi oranının çok başarılı sonuçları olduğundan bahseden Prof. Dr. Semih Halezeroğlu, “Bu evrede en yaygın ve temel tedavi yaklaşımı, cerrahi girişimle tümörü çıkartmak. Bugün tıp teknolojilerinin geldiği noktada kapalı ameliyatlar sayesinde yüzde 70’e varan başarılı tedavi sonuçlarından söz edebiliyoruz” diyor.

    Tek Port VATS yöntemiyle tanı ve tedavi aynı anda 

    Kapalı ameliyatlar arasında son dönemde Tek Port VATS yönteminin öne çıktığına dikkat çeken Prof. Dr. Semih Halezeroğlu, göğüs kafesine açılan küçük bir kesi ile tüm işlemin gerçekleştirildiğini ifade ediyor. Tek Port VATS en çok ameliyat sonrasında hastaların solunumunu çok rahat yapabilmeleri ve bağışıklığı düşürmemesi nedeniyle tercih ediliyor. Üstelik bu yöntemle tanı ve tedavi işlemleri aynı operasyonda yapılabildiği için patoloji incelemesi tümörün kötü huylu olduğunu gösterirse o sırada hekim müdahalesiyle hasta vakit kaybetmeden tedavi edilebiliyor.

    “2 ya da 3 değil, tek kesi”

    Akciğer kanseri ameliyatları, kaburgaların açıldığı ‘açık ameliyatlar’ ve göğüs boşluğu açılmadan, kaburgalar arasında gezdirilen kamera görüntüleriyle yapılan ‘kapalı ameliyatlar’ olmak üzere 2 grupta toplanıyor. Kapalı ameliyatların da kendi içinde standart VATS, robotik yöntem ve Tek Port VATS yöntemi olmak üzere 3’e ayrıldığını belirten Prof. Dr. Semih Halezeroğlu “Standart VATS ve robotik yöntemde göğüs boşluğunda açılan 2 veya 3 kesi üzerinden ilerleniyor. Genel anesteziyle yapılan Tek Port VATS yönteminde ise 2-3 cm arasındaki tek bir kesiden giriliyor. Cerrahi kamera aracılığıyla hastalıklı bölgeden sağlanan görüntüleri ekranda değerlendirirken, aynı kesiden operasyon gerçekleştiriyor” diyor.

    Hastanın iyileşme süreci kısalıyor

    Göğüs kafesinde kalp, akciğer ve büyük damarlar bulunduğu için bu hassas bölge vücudun diğer bölgelerine oranla çok daha fazla koruyucu sinir ağları ile çevrili. Bu nedenle bu hayati alanda yaşanan en küçük bir sorunda bile ağrı oluşuyor. Dolayısıyla ameliyatlarda göğüs kafesinde ne kadar az kesi olursa, sinirlerde o kadar az tahribat ve o kadar az ağrı ortaya çıkıyor. Kesi ne kadar çok olursa ameliyat sonrasında ağrı, soluk alıp verirken zorluk, günlük rutine geçiş süresinin uzaması ve bağışıklıkta zayıflama ihtimali de o oranda artıyor. Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Semih Halezeroğlu, tek kesi imkanı sunan Tek Port VATS’ın sağladığı avantajları, “Kısa ameliyat süresi, düşük komplikasyonlar, kanama miktarının azlığı, ameliyat sonrasında çok rahat solunum yapılabilmesi sayesinde zatürre ve akciğer sönmesi riskinin en aza inmesi, ameliyat sonrasında yoğun bakım süresinin azalması, bağışıklık sisteminin çok az zarar görmesi sayesinde hastanın kanserle daha güçlü mücadele edebilmesi, kozmetik açıdan daha az sorun yaşanması, kısa sürede taburcu olunabilmesi, sonrasında daha az ağrı şikayeti ve gündelik rutine dönme süresinin çok daha kısa olması” olarak sıralıyor.

  • Türkiye’de spor turizmi gelişiyor… 

    Türkiye’de spor turizmi

    gelişiyor… 

    Necdet Buluz

    Turizmde Türkiye, deniz, kum ve güneş konusuna damga vurdu. Bu yetmiyor. Sağlık turizmi başta olmak üzere spor turizminde de iddialı. Nitekim daha önce Avrupa’yı tercih eden Türk takımları şimdi kamp için Antalya ve benzeri turizm bölgelerini tercih ediyor. Dünyanın her yerinden de takımlar kamp için ülkemizi tercih ediyor.

    Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Spor İhtisas ve Bisiklet Turizmi Derneği Başkanı Recep Şamil Yaşacan, deniz, kum, güneş dışında son dönemde gündeme gelmeye başlayan spor turizmi hakkında açıklamalarda bulundu.

    Turizm kenti Antalya’da yurt içiden ve dışarıdan gelecek takımlara yönelik olarak 200 tane futbol sahası olduğunu belirten Yaşacan, Antalya ve Türkiye’nin önümüzdeki süreçte öneminin daha da artacağına dikkat çekti. Antalya’da spor turizminin geçmişinin 20 yıla dayandığını belirten Yaşacan, “Şuanda sadece Antalya bölgesinde FIFA standartlarında 200 tane futbol sahamız var. Kalite oranımız çok yüksek. Bu kadar futbol takımının gelmesinin başlıca nedenleri arasında lojistik olarak ve kış aylarında hava durumunun uygun olmasıdır. Antalya sadece futbol değil spor kamp merkezi oldu. Antalya’da her turlu spor dallarının tesisi var” ifadelerini kullandı.


    Türkiye’nin sadece kışın değil, yazın da kamp yapmak isteyen takımların merkezi olduğunu vurgulayan Yaşacan’ın açıklamaları şöyle:

    “En gelişmiş, en popüler yaz kamp alanlarımızın başında Erciyes geliyor. Türkiye hem futbolda hem de başka branşlarda dünya ile yarışacak konuma geldi. Isparta, Burdur’da bu kamp alanlarında bir atağa geçti. Yazın futbolda ve spor kamplarında Avusturya, İsviçre, Almanya, Hollanda ile yarışıyoruz. Yaz kamplarında artık Türk takımları Avrupa ülkelerine gitmeyecekler. Avrupa’da bulunan takımlar buraya gelecek. Antalya bu yıl kış kamp dönemini Katar’da düzenlenen dünya kupası dolayısı ile erken açtı” cümlelerine yer verdi. Antalya’da halen 10 milli takımın kamp yapıyor. Gabon, Kenya, Nijerya, Libya, Gine milli takımları burada bulunuyor. Katar’da Dünya Kupası’na katılmayan takımlar buraya geldi. İtalyan, İngiliz, Fransa ve Almanya takımları da gelmeye başladı. Her turlu branşta sporcu kafilesi şu anda Antalya’da kamp yapıyor. Turizm bakanlığımız bu konuda çok güzel çalışmalar yapıyor. Bisiklet turizmi daha bir öne çıkmaya başladı. Bisiklet sporcusu, golf sporundan daha iyidir. Bisiklet dostu otel olacak. Zengin ve nitelikli turistle buraya gelecek.”

  • Başkan Yüce, diş hekimi adaylarının heyecanına ortak oldu

    Başkan Yüce, diş hekimi adaylarının heyecanına ortak oldu

    Başkan Ekrem Yüce, SAÜ Diş Hekimliği Fakültesi 2022-2023 yılı beyaz önlük giyme törenine katıldı. Öğrenci ve ailelerin heyecanını paylaşmaktan mutluluk duyduğunu ifade eden Başkan Yüce, diş hekimi adaylarına başarılar diledi.

    Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem Yüce, Sakarya Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi 2022-2023 yılı beyaz önlük giyme törenine katıldı. SAÜ Kültür ve Kongre Merkezi’nde öğrenci ve ailelerinin yoğun katılımıyla gerçekleştirilen törende ayrıca AK Parti İl Başkanı Yunus Tever, SAÜ Rektörü Prof. Dr. Hamza Al, Başsavcı Osman Köse, Baro Başkanı Av. İlknur Ebiz Yıldız, Sağlık İl Müdürü Prof. Dr. Aziz Öğütlü, SAÜ Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Selma Altındiş de yer aldı. Başkan Yüce, törenin ardından 3 öğrenciye önlüklerini giydirdi.

    Beyaz önlük saflık, hayat ve umuttur

    Önlüklerini giyerek mesleğe adım atan tüm öğrencilerini tebrik ederek sözlerine başlayan Dekan Prof. Dr. Selma Altındiş, “Bugün hekimliğin simgesi olan beyaz önlüklerinizi giyeceksiniz. Bu önlük sadece beyaz kumaştan hazırlanan bir giysi değildir. Beyaz önlük saflık, hayat ve umuttur. Kutsallığın simgesidir, temizliktir, adalettir, sorumluluktur ve vebaldir. Üzerindeki lekeler oluşan kırışıklıklar çalışkanlığın, vazgeçmemenin, her şeye rağmen azmini kaybetmemenin simgesidir. Önündeki düğmeler özveridir, bilgeliktir, tecrübedir, zorlu yılların parke taşıdır. Aynı zamanda o düğmeler annenizin, babanızın gözlerindeki pırıltıdır, gururdur ve sevgidir” dedi.

    Beyaz önlük saflığı ve temizliği temsil eder

    Öğrenci ve ailelerin heyecanı paylaşmaktan mutluluk duyduğunu ifade eden Başkan Ekrem Yüce, beyaz önlük giyerek mesleğe adım atan tüm öğrencilere başarılar diledi. Yüce, “Beyaz önlüğün benim gözümde iki anlamı var. Beyaz önlük öncelikle saflığı temsil etmektedir. Dürüstlüğü, yalansızlığı ve iyi bir insan olmayı çağrıştırır. Diğer çağrışımı ise temizliktir. Temizlik imandan gelir. Temizlik iyi, modern ve uygar insan olmaktan gelir.   Beyaz önlüğü bu açıdan hiç kirletmemenizi, hakkını vermenizi temenni ediyorum” dedi.

    Heyecan ve gurur

    Yüce, “Bugün öğrencilerimiz beyaz önlüklerini giyerek hekim olma yolunda adım atıyorlar.  İyi hekim olmaktan önce iyi insan olmayı her zaman vurguluyorum. İyi insan olmadan iyi hekim olunmaz. Aileler olarak sizler de beyaz önlüklerini giyecek olan çocuklarınız kadar heyecan ve gurur içerisindesiniz. Çünkü aileleri de çocuklarının mesleki olarak ilk mürüvvetlerinizi yaşıyorsunuz. Bizler de aynı mutluluk ve gururu yaşıyoruz, çünkü özveri ve fedakârlığın simgesi olan, leke kabul etmeyen beyaz önlüklerini giyecekler. Öğrencilerimizi ayrı ayrı kutluyor, hayatlarında başarılar diliyorum” diye konuştu.

  • Toplumsal ve bireysel farkındalık hayat kurtarıyor!

    (KASIM AYI-PANKREAS KANSERİ FARKINDALIK AYI)

    İşte bilimsel gerçekler!

    Toplumsal ve bireysel farkındalık hayat kurtarıyor!

    PANKREAS KANSERİ HAKKINDA

    DOĞRU SANILAN 11 YANLIŞ BİLGİ!

    Günümüzde ölüme en sık neden olan kanserler arasında 4. sırada yer alan pankreas kanserinin 2030 yılı itibariyle, cinsiyet ayrımı olmaksızın, 2. sıraya yükseleceği öngörülüyor. Pankreas kanserinin  en ölümcül kanserlerden biri olmasının başlıca nedeni, kanserin ileri evrelere kadar çok fazla belirti vermeden sinsice ilerlemesi. Son yıllarda yapılan araştırmalar ışığında, pankreas kanserini daha erken aşamalarda yakalamaya dair çok ciddi bir yol kat edilmiş olması ise yürekleri ferahlatıyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mert Erkan, konuyu şöyle açıklıyor: “Bu başarı, gelişen yeni tanı metotlarından ziyade, toplumda özellikle kanser riski yüksek bireylerin saptanarak daha detaylı olarak taranması ile mümkün olduğu için pankreas kanseri hakkındaki toplumsal ve bireysel farkındalığı artırmak kritik öneme sahip. Bu nedenle pankreas kanseri açısından erken tanı şansı olan iki önemli risk grubunu özellikle mercek altına almak gerekiyor. Bunlar, 50 yaşın üzerinde olup son 6 ay içinde yeni diyabet tanısı almış ve tedavi uygulanmadan kilo veren hastalar ile pankreasında kistik lezyon bulunan hastalardır. Bilinç ve bilgi seviyesindeki artış, erken tanı şansını da beraberinde getirdiği için hastalıktan kalıcı olarak kurtulma fırsatı da yaratıyor. Toplumsal ve bireysel farkındalığı artırmak amacıyla, pankreas kanseri hakkında yanlış inanışlara da mutlaka değinmek gerekiyor. Zira toplumda doğru sanılan hatalı bilgiler nedeniyle hem erken tanı oranı azalıyor, hem geciken olgularda hastalığın tedavisi daha da güçleşiyor.” Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mert Erkan, pankreas kanseri hakkında toplumda doğru sanılan yanlış bilgileri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

    1464743096

    Her pankreas kanserinde sarılık oluşur. YANLIŞ!

    DOĞRUSU: Pankreas kanserlerinin yaklaşık üçte ikisi organın baş kısmından kaynaklanıyor. Pankreas kanalı, pankreas başı içinden geçen safra kanalı ile birleşerek on iki parmak bağırsağına açılıyor. Dolayısıyla baş bölgesinde yerleşmiş pankreas kanserleri safra yolunu tıkadıklarında hastalarda sarılık oluşuyor. Hal böyle olsa da pankreas gövde ve kuyruk yerleşimli tümörleri olan yaklaşık üçte bir olguda safra kanalı tıkanmadığı için sarılık gelişmiyor.

    Her pankreas kanseri ağrı yapar. YANLIŞ! 

    DOĞRUSU: Pankreas kanserinin sık karşılaşılan semptomlarından biri, sırta vuran karın ağrısı oluyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mert Erkan, hastaların bu ağrıyı sıklıkla ‘kuşak tarzında’ olarak tanımladıklarına işaret ederek, “Bu nedenle pankreas kaynaklı ağrılar çoğunlukla ve yanlış olarak böbrek taşı ya da bel ağrısı olarak da yorumlanabiliyorlar. Öte yandan pankreas kanserli hastaların neredeyse yarısında ilk tanı anında ağrı şikâyeti bulunmuyor.” diyor.

    Her pankreas tümörü pankreas kanseridir. YANLIŞ!

    DOĞRUSU: Pankreas hem iç (hormon), hem dış (sindirim enzimleri) salgı özelliği olan bir organdır. Sayı olarak en çok bulunan ve dış salgıları üreten asiner hücreler organın büyük bölümünü oluştursalar da pankreas kanserlerinin sadece yüzde 1’ine neden olurlar ve genel olarak klasik pankreas kanserinden daha iyi seyirlidirler. İnsülin gibi hormonları üreten nöroendokrin hücrelerde oluşan tümörlerin büyük bölümü de klasik pankreas kanserine kıyasla çok daha iyi huylu bir seyir izliyor. En tehlikeli olarak bilinen klasik pankreas kanseri ise tüm olguların yüzde 90’ında görülse de, köken aldıkları duktal hücreler pankreasın dış salgı sistemini döşeyen sınırlı sayıdaki kanal hücreleridir. Dolayısıyla her pankreas kanseri ölümcül olmadığı gibi, nöroendokrin tümörler gibi lezyonların bir kısmı da kanser değildir.

    Pankreas kanserinden kurtulmak mümkün değildir. YANLIŞ!

    DOĞRUSU: Günümüzde özellikle risk gruplarında artan farkındalık, gelişen cerrahi teknikler, etkinliği artan kemoterapi ve radyoterapi sayesinde pankreas kanserinde de büyük başarılar kazanılıyor. Eskiden hayal dahi edilemese de son yayınlarda ameliyat olabilen ve etkili bir kemoterapi alabilen hastalarda 5 yıllık sağ kalım oranı yüzde 40’ı aşabiliyor.

    Bıçak değdiğinde pankreas kanseri yayılır. YANLIŞ!

    DOĞRUSU: Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mert Erkan, “Pankreas kanserinden kalıcı olarak kurtulmanın tek yolu, etkin cerrahi tedavi ve kemo-radyoterapinin bir arada kullanılmasıdır” diyerek şöyle devam ediyor: “Ameliyat olamayan hastalarda da etkin kemo-radyoterapi protokolleriyle göreceli uzun ve kaliteli bir zaman kazanılabilse de tam iyileşme maalesef mümkün olmuyor. Dolayısıyla tam iyileşme şansını yakalamak için doğru hastada ameliyat mutlaka gerekli oluyor”

    Cerrahi tedavi tek etkili tedavidir. YANLIŞ!  

    DOĞRUSU: Pankreas kanserinden kalıcı olarak kurtulmanın tek yolu etkin bir cerrahi tedavi ve kemo-radyoterapinin bir arada kullanılmasıdır. Başka bir deyişle, etkili bir kemo-radyoterapi uygulanamayan hastalarda cerrahi tedavi tek başına klinik fayda sağlasa da hastayı tümüyle iyileştirmekte yetersiz kalıyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mert Erkan, “Son yıllarda pankreas kanserinde yaşanan en önemli başarı belki de ilk tanı anında ameliyat şansı olmayan hastaların bir kısmının uygulanan etkili kemo-radyoterapi protokolleriyle tümörünün küçültülerek tekrar cerrahi uygulanabilir hale getirilmesidir” diye konuşuyor.

    Pankreas kanserinin cerrahisiz tedavisi mümkündür. YANLIŞ!

    DOĞRUSU: Her hastalıkta olduğu gibi pankreas kanserinde de klasik metotlara alternatif tedavi yöntemleri geliştirilmeye çalışılıyor. Bunların bir kısmı genel durumu ve mevcut yandaş hastalıkları nedeniyle cerrahi tedaviye uygun olamayan  hastalar için tasarlanıyor. Bu yeni metotların etkinlikleri ve yan etkileri, yürütülen bilimsel çalışmalar aracılığıyla ölçülüyor. Prof. Dr. Mert Erkan, günümüz tıbbının gelmiş olduğu noktada pankreas kanserinden cerrahi tedavi yapılmadan kurtulmanın hala mümkün olmadığını belirterek, “Bu nedenle bilimsel verilerle ispatlanmış tedavi sonuçları bulunmayan metotlara itibar etmemek gerekiyor” diyor.

    Pankreas kanserini erken evrede yakalamak mümkün değildir. YANLIŞ!

    DOĞRUSU: Risk gruplarının belirlenmesi, artan farkındalık ve gelişen tanı metotları sayesinde, özellikle kistik lezyonlar zemininde oluşan pankreas tümörlerini, henüz kanser gelişmemiş bir aşamada saptamak dahi mümkün olabiliyor. Kanser öncüsü aşamada yakalanan bu lezyonların cerrahi olarak çıkartılmaları, pankreas kanserini henüz oluşmadan ortadan kaldırabildiği için bu aşamada tedavi edilen hastalarda ameliyat sonrası kemoterapi dahi gerekmeyebiliyor.

    Pankreas olmadan yaşanamaz. YANLIŞ! 

    DOĞRUSU: Bazı hastalarda, etkili bir cerrahi tedavi yapılabilmesi için pankreasın tümünün alınması gerekiyor. Pankreas hem iç (hormon), hem de dış (sindirim enzimleri) salgı özelliği olan bir organ olduğu için ameliyat sonrasında hastaların kalıcı olarak insülin kullanmaları gerekiyor. Benzer şekilde, özellikle yağ sindirimi için gerekli olan enzim üretimi de böyle bir ameliyatla ortadan kalkacağı için sindirim enzimi takviyesinin ömür boyu alınması önem taşıyor. Düzenli insülin kullanan ve enzim takviyesi alan hastalar pankreasları olmasa da normal bir hayat kalitesiyle yaşayabiliyorlar.

    Pankreas kanserli hastalar şeker tüketmekten kaçınmalıdırlar. YANLIŞ!

    DOĞRUSU: Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mert Erkan, kanserli hücrelerin şekerden beslendiğine ve bu nedenle hastanın tüketeceği şekerli gıdaların tümörü büyüteceğine yönelik inanışın doğruyu yansıtmadığına dikkat çekerek, “Açlıkta dahi kan şekeri değerinin normali genel olarak 70-100mg/dl olarak tanımlanmıştır. Yani, hasta hiç şeker tüketmese dahi kan şekeri 70mg/dl’nin altına inmez” diyor.

    Pankreas kanserli hastaların yağ tüketmeleri sakıncalıdır. YANLIŞ! 

    DOĞRUSU: Prof. Dr. Mert Erkan, yağın sindiriminde pankreasın merkezi bir rolü olması nedeniyle pankreas hastalıklarında yağsız diyet önerilerek organı dinlendirmeye ve korumaya çalışmanın son derece yanlış  bir düşünce olduğunu vurgulayarak, “Öte yandan protein ve karbonhidratlar ile karşılaştırıldığında, yağlar birim başına diğer ikisinden iki kat daha yüksek miktarda enerji veriyorlar” diye konuşuyor. Prof. Dr. Mert Erkan, sözlerine şöyle devam ediyor: “Pankreas kanserli hastalarda ölüme giden yol, hastanın aşırı kilo ve kas dokusunu kaybettiği kaşeksiden geçiyor. Pankreasta oluşan fonksiyon kaybı, yapılan ameliyatlar sonucu azalan emilim fonksiyonu ve uygulanan kemo-radyoterapinin yarattığı ishal göz önüne alınırsa, hastaların yeterli kalori almaları zaten zorlaşmışken karbonhidratsız ve yağsız diyet önermek hem kaşeksiyi daha da arttırıyor hem de insanların beslenme gibi son derece önemli bir hayat zevkini azaltıyor. Doğru olan, hastaların gereken insülin dozunu ayarlayarak yeterli karbonhidrat alımını teşvik etmek, enzim takviyesi yaparak yağ sindirimini kolaylaştırarak sağlıklı ve normal bir diyet tüketmelerini sağlamaktır”

  • ÖZGÜVENLİ KADINLARIN  YENİ FORMÜLÜ: ZUMBA

    ÖZGÜVENLİ KADINLARIN 

    YENİ FORMÜLÜ: ZUMBA

    Günümüzün en popüler grup egzersizlerinden olan Zumba, bir akım halinde hızla yayılıyor. Zumbayı, yaratıcısı dünyaca ünlü Beto Perez ile deneyimlemek isteyen yüzlerce kişi ise hafta sonu     Ataşehir’deki spor tesisinde buluşarak unutulmaz bir dans deneyimi yaşadılar. Peki zumbayı bu kadar popüler hale getiren ne? Neden bu kadar tercih ediliyor? İşte yanıtları… 

    Faydaları saymakla bitmeyen Zumba, vücudu sıkılaştırmaktan kilo vermeye, duruş düzeltmekten, gençleşmeye kadar yararlarıyla özgüvenli, kendine bakan kadınların yeni sağlık formülü haline geldi. Bir akım halinde günden güne yayılan zumba bu nedenle sadece bir dans değil aynı zamanda sağlıklı yaşam için de son dönemde en çok tercih edilen egzersizler arasında. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de günden güne hızla yayılan zumbanın dünyaca ünlü temsilcisi Beto Perez hafta sonu GD Spor Kulübü Ataşehir tesisinde yüzlerce kişiyle zumba yaparak harika anlar yaşattı.

    Renkli görüntülere sahne olan organizasyonun destekçilerinden biri olan Vanity Estetik’in Genel Müdür Yardımcısı Burçak Güldoğan etkinlik hakkında şunları söyledi: “Unutulmaz bir etkinlik deneyimi yaşadık, Vanity Estetik olarak özgüvenli kadınların yanında onların destekçisi olmaya her zaman devam edeceğiz. Son dönemde zumba yapan kadınların özgüveninden ilham alarak böyle büyük bir organizasyonun destekçisi olarak yer almanın güzel bir örnek oluşturacağını düşündük.”

    “VANİTY OLARAK KADINLARIN GÜÇLENMESİNİ DESTEKLİYORUZ”

    Bu sponsorluğun bir başlangıç olduğunu ve devamının da geleceğini belirten Burçak Güldoğan, “Vanity ve Touch markalarımızla bu organizasyonda katılımcılarla sağlık, güzellik ve estetik adına paylaşımlarda bulunduk” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü: “Gördük ki “Better You” felsefemiz Zumba’da da kendini gösteriyor. Biz de Vanity Estetik olarak      güçlü ve özgüvenli kadınların en iyi hallerine ulaşmalarında en büyük destekçileriyiz. Kadınların güçlenmesini ve mutluluğunu destekliyoruz ve her zaman kadının toplum yaşamında güçlenmesine faydalı olacak, onların güzelliklerini özgüvenlerinden alacakları şekilde “Better You” mottomuz ışığında projeler geliştirmeye de devam edeceğiz.”

     

    ZUMBA VÜCUDA NE GİBİ ETKİLER SAĞLIYOR? 

    İŞTE BİR DANSIN VÜCUDA SAĞLADIĞI MUCİZEVİ ETKİLER:

    Özgüveni artırır

    Zumba boyunca yaptığınız dans hareketleri duruşunuzu düzeltir, koordinasyonunuzu geliştirir, kendi kendinize oluşturduğunuz kısıtlamaları ortadan kaldırır ve kendinizi iyi hissetmenizi sağlar. Bütün bu değişimler hemen moralinize ve görünüşünüze yansır. Kendini iyi hisseden biri aynı zamanda kendine olan güvenini de geliştirir.

    Ruh halini iyileştirir

    Pek çok araştırma, egzersiz yapmanın, endorfin salgılama oranını artırarak ruh halini iyileştirdiğini kanıtladı. Zumbanın depresyon ve kaygı bozukluğu gibi birçok ruhsal problemi yenmede iyi geldiği ifade ediliyor.

    Stresi azaltır

    Eğer amacınız stres atmaksa Zumba tam size göre! Zumbanın canlı dans hareketleri ile dans ettikçe endişelerinizden ve stresinizden kurtulmanız mümkün.

    Koordinasyonu geliştirir

    Kişinin, yaşlandıkça, iyi bir koordinasyona sahip olmasının önemi artar. Şimdi koordinasyonunuz sizin ilk derdiniz olmasa da bu derslerin faydalarını daha geç yaşlarda bile görmeye devam edeceksiniz.

    Kilo vermeyi sağlar

    Zumbanın en önemli faydalarından biri de kilo vermeyi desteklemesidir. Bir Zumba dersi toplam 600 ila 1000 kalori arasında kalori yakmanızı sağlar.

    Vücudu sıkılaştırır

    Zumbanın bir diğer mükemmel faydası vücudu sıkılaştırmasıdır. Çünkü siz farkında bile olmadan bütün vücudunuz çalışır ve bir aylık dersler sonucunca çok daha sıkı ve şekilli bir vücuda sahip olursunuz.

    Her yaşa uygundur

    Zumba, her yaştan insanın katılabileceği bir egzersiz sınıfıdır. Hatta sadece çocuklar ya da yaşlılar için özel Zumba dersleri bile bulunuyor.

    Vanity Estetik hakkında: 

    Vanity Estetik, yurt içi ve yurt dışından gelen hastalarına alanında uzman ekibi ile ulaşılabilir lüks seviyesindeki estetik ve güzellik çözümlerini en güvenilir şekilde sunmak için Op Dr. Güray Yeşiladalı tarafından 2016 yılında kuruldu. Mutlu ve özgüvenli kadınların tüm toplumu ileriye taşıdığına inanan marka, ulaşılabilir lüks seviyesinde estetik ve güzellik çözümlerini, yüksek deneyim ve memnuniyet ile en fazla kadınla buluşturmayı misyon olarak edindi. Hastalarına gösterdiği büyük özenin ve hizmet anlayışının kanıtı olarak özel sağlık merkezlerinin en büyük arama motoru olan WhatClinic.com tarafından her sene verilen “WhatClinic En iyi Hasta Hizmet ÖdüIü’ne” 3. kez layık görüldü. Uluslararası sertifikalı estetik ve plastik cerrahları, güzellik uzmanlarıyla hastalarının konfor ve memnuniyetini en üst seviyede tutmayı ilke edinen Vanity Estetik, toplam 6 katlı 1000 m2 alanda 3 adet son teknoloji ile donatılmış ameliyathane ve 150 kişilik çalışan ekibiyle İstanbul Altunizade’de hizmet veriyor. The International Society of Plastic Surgery, American Society of Plastic Surgeons, Türk Tabipler Birliği, Türkiye Estetik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği gibi uluslararası ve yerel olmak üzere en itibarlı 8 tıbbi akreditasyon kurumunun güvencesi ile hastalarına hizmet veren Vanity Estetik ayrıca yaptığı yatırımlar ve yeniliklerle ISO 9001 ve ISO 10002 belgelerini almıştır. Koronavirüs pandemisinin en başından itibaren aldıkları önlemler sayesinde de uluslararası sağlık akreditasyon şirketi olan Temos tarafından Türkiye’de ve dünyada Covid-19 Güvenilirlik Sertifikası’na layık görülen ilk ‘’estetik hastanesi’’ oldu. 2022 yılında ise Great Place to Work kriterlerini sağlayarak “Great Place to Work (Harika İş Yeri) Sertifikası”nı almaya hak kazandı.