Kategori: Sağlık

  • SGK, ilaç raporu sürelerinin uzatıldığını duyurdu

    Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından daha önce 31 Aralık’a kadar uzatılmış tüm ilaçların rapor sürelerinin, 30 Haziran 2023’e kadar uzatıldığı açıklandı

    SGK’nın Twitter hesabından yapılan açıklamada, şunlar kaydedildi:

    “Kurumumuz tarafından daha önce 31.12.2022 tarihine kadar süreleri uzatılmış tüm ilaçların rapor süreleri 30.06.2023 tarihine kadar uzatılmıştır. İlaçları, SUT hükümlerine uygun olarak düzenlenen hekim reçetesi karşılığında sözleşmeli eczanelerden temin edebilirsiniz.”

     

  • Bayındır, Ödemiş, Kiraz, Beydağ…ilçelerinde anjiyo merkezi, beyin cerrahisi, nöroloji ve gastroloji uzmanı yok!

    Bayındır, Ödemiş, Kiraz, Beydağ…

    İzmir’in bu ilçelerinde anjiyo merkezi, beyin cerrahisi, nöroloji ve gastroloji uzmanı yok!

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İzmir Milletvekili Atila Sertel’in soru önergesini yanıtlayan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, İzmir’in Bayındır, Ödemiş, Kiraz ve Beydağ ilçelerindeki hastanelerde “Beyin Cerrahı, Nöroloji ve Gastroloji uzmanı” olmadığını açıkladı.

    Bu hastanelerde “Anjiyo Merkezi” de olmadığını hatırlatan Atila Sertel, bu bölgede yaşayan ve kalp krizi geçiren vatandaşların çoğunun İzmir’e sevk edilirken ambulanslarda yaşamını kaybettiğini söyledi.

    “EKSİKLİĞİ KABUL ETTİ”

    Beş yüz binden fazla kişinin yaşadığı İzmir’in Ödemiş, Bayındır, Kiraz, Beydağ, Selçuk, Tire ve Torbalı ilçelerindeki uzman doktor eksikliğini eleştiren Sertel, “Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye’de sağlık sorununun çözüldüğünü her vesile ile övünerek anlatıyor ama Türkiye’de sağlık sorunu giderek büyüyor. İnsanlar doktor bulamıyor, hastalıklarının tedavisi için randevu alamıyor. Ameliyatlar, röntgen, MR için 6 ay, 8 ay sonrasına gün veriliyor. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya İzmir’in en güzel ilçeleri; Bayındır, Ödemiş, Kiraz ve Beydağ ilçelerindeki doktor yokluğunu sorduk. Bu ilçelerdeki devlet hastanelerinde beyin cerrahisi, nöroloji ve gastroloji uzmanı bulunmuyor. Ayrıca bu bölgedeki hastanelerde ne yazık ki anjiyo merkezi de yok. Bütün bunları sorduk. Gelen yanıt; “haklısın” oldu. Bölgede anjiyo merkezinin olmadığı, Ödemiş’te, Bayındır’da, Kiraz’da ve Beydağ’da beyin cerrahisi, nöroloji ve gastroloji uzmanı bulunmadığını söyledi. Bu yaşamsal bir durumdur. Bu doktor eksikliğine ilişkin yanıtı veren Fahrettin Koca, bu hastanelerdeki eksiklikleri önümüzdeki yıl önleyeceğiz diyor” dedi.

    “BOŞUNA ÖVÜNMEYİN”

     “Türkiye’nin üçüncü büyük kentinde doktor eksikliği sorunu yaşanıyorsa diğer illerimiz kim bilir ne haldedir” diyen CHP İzmir Milletvekili Atila Sertel şunları söyledi:

    “Sayın Bakan’a soruyorum; İzmir Türkiye’nin incisi ve en büyük kentlerimizden biri. İzmir’de dahi bu doktorlar yoksa Kars’ta, Ağrı’da yaşayanlar, Hakkari’de, Van’da, Şırnak’ta yaşayanlar ya da Anadolu’da Yozgat’ta, Sivas’ta, Amasya’da yaşayanlar, diğer kentlerimizde yaşayanların doktor bulma ihtimalleri de giderek düşmüş durumda. Sayın Fahrettin Koca, sağlığı düzelttim diye boşuna övünme. Türkiye’nin üçüncü büyük kentinde uzman doktorlar yok. Sağlık konusunda büyük problemler yaşanıyor. Bu problemleri sorduk ve verilen yanıtla doğrulanmış oldu. Doğruları söylediği için teşekkür ediyorum. Çünkü bazı bakanlar biz sorduğumuzda doğruları söylemeyi bırakın yanıt dahi vermiyor. Bizim asıl teşekkürümüz Bayındır’da, Ödemiş’te, Kiraz’da, Beydağ’da, Selçuk’ta, Tire’de, Torbalı’da doktor gereksinimimizi karşıladığınız zaman olacak.”

    TOPLAM 390 KİŞİLİK YATAK KAPASİTESİ VAR UZMAN YOK

    CHP İzmir Milletvekili Atila Sertel’in “İzmir’in Bayındır, Ödemiş, Kiraz ve Beydağ ilçelerindeki devlet hastanelerinin doktor eksikliğine ilişin” soru önergesini yanıtlayan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu bilgileri verdi:

     “Bayındır Devlet Hastanesi C rolünde 50 yataklı olarak sağlık hizmeti vermekte olup 17 branşta 13 uzman tabip, 14 tabip görev yapmaktadır. Bahse konu hastanenin beyin cerrahisi, nöroloji ile gastroenteroloji branşında uzman tabip kadrosu bulunmamaktadır. Kiraz Devlet Hastanesi D rolünde 30 yataklı olarak sağlık hizmeti vermekte olup 6 branşta 5 uzman tabip, 15 tabip görev yapmaktadır. Bahse konu hastanenin beyin cerrahisi, nöroloji ile gastroenteroloji branşında uzman tabip kadrosu bulunmamaktadır. Beydağ İlçe Devlet Hastanesi E2 rolünde olup 10 yataklı olarak sağlık hizmeti vermekte olup bünyesinde 6 tabip görev yapmaktadır. Bahse konu hastanenin beyin cerrahisi, nöroloji ile gastroenteroloji branşında uzman tabip kadrosu bulunmamaktadır.

    Ödemiş Devlet Hastanesi A2 rolünde 300 yataklı olarak sağlık hizmeti vermekte olup 25 branşta 81 uzman tabip, 30 tabip görev yapmaktadır. Bahse konu hastanede beyin cerrahisi ve gastroenteroloji branşında uzman hekim bulunmamakla birlikte nöroloji branşında 2 uzman tabip aktif olarak görev yapmaktadır. İzmir ilinin uzman hekim ihtiyacı, 2022 yılında yapılacak olan devlet hizmeti yükümlülüğü ve açıktan atama kuralarına başvuracak uzman sayısına bağlı olarak tamamlanmaya çalışılacaktır.”

  • ASTIMDA NEFES EGZERSİZLERİ  HAYATI KOLAYLAŞTIRIYOR 

    193 hasta üzerinde denendi!

    ASTIMDA NEFES EGZERSİZLERİ

     HAYATI KOLAYLAŞTIRIYOR 

    Nefes almada güçlük ve bitmeyen kuru öksürük ile hayatı zorlaştıran astımın tedavisinde artık nefes egzersizleri de yer alıyor. Kapsamlı bir araştırmada orta-ağır astımı olan 193 hastaya fizyoterapist gözetiminde nefes eğitimi verildi ve nefes eğitimi alan hastaların almayanlara göre 1 yıl içinde yaşam kalitesinde iyileşme olduğu gözlendi. Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Prof. Dr. İlknur Bostancı, “Nefes egzersizlerinin artık uluslararası astım tedavi rehberlerine de girdiğini görüyoruz. Nitekim 2022 Uluslararası Uzlaşı Raporu’nda hastaların yaşam kalitesini artırmakta yararlı bir yöntem olduğu ve bununla ilgili kanıt düzeyinin A derecesinde yani çok yüksek olduğu belirtildi” dedi.

    Astımlı hastalarda nefes vermeyi uzatmak ve dakika solunum sayısını azaltmak için tasarlanmış solunum teknikleri son yıllarda oldukça popüler. Pranayama veya yoga nefes egzersizleri; yavaş nefes verme ile derin nefes almayı odağına alıyor. Benzer şekilde, dakika solunum sayısındaki azalmanın astım kontrolünü iyileştirebileceği teorisine dayanarak Buteyko nefes egzersizlerinin geliştirildiğini söyleyen Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Prof. Dr. İlknur Bostancı, “Kapsamlı bir araştırmada orta-ağır astımı olan 193 hastaya fizyoterapist gözetiminde nefes eğitimi verilmiş ve nefes eğitimi alan hastaların almayanlara göre 1 yıl içinde yaşam kalitesindeki iyileşme olduğu gösterilmiştir. Ancak hava yolu fizyolojisi, aldığı ilaç sayısı, astım atak sayısı ve egzersiz kapasitesi ölçümlerinde hiçbir değişiklik kaydedilmemiştir” dedi.

    Prof. Dr. İlknur Bostancı başkanlığında yürütülen bir çalışmada ise nefes egzersizi yerine flüt kullanıldı. Konuyla ilgili şunları söyleyen Bostancı, “Çünkü çocuklara doğrudan nefes egzersizi yaptırmak onlar için sıkıcı olabilir ancak müzik aleti ile bunu sağlamak hem uygulanabilir ve hem eğlenceli bir yöntem diye düşündük. Çalışmada blok flüt nefes egzersizinin astımlı çocuklarda solunum fonksiyon testlerine etkisini araştırdık.

    Öncelikle astımlı çocuklara diyafram egzersizi ve blok flüt ile üfleme ile ilgili görsel temalar içeren teorik ve uygulamalı dersler verdik ve ardından bu egzersizleri evde 1 ay boyunca günde 15 dakika uygulamalarını istedik. Çalışmada yer alan Dr. Gülhan Atakul aynı zamanda profesyonel müzisyen, çocukların blok flüt çalışmalarını bizzat yürüttü. Egzersizlere hiç başlamadan önce yapılan solunum testlerindeki bazı parametrelerin blok flüt nefes egzersizleri sonrası hafif de olsa düzeldiğini gözlemledik, çalışmamız başarılı oldu” diye konuştu.

    NEFES EGZERSİZLERİ, ULUSLARARASI ASTIM TEDAVİ REHBERLERİNDE

    Nefes egzersizlerinin artık uluslararası astım tedavi rehberlerine de girdiği söyleyen Bostancı, “Nitekim 2022 Uluslararası Uzlaşı Raporu’nda hastaların yaşam kalitesini artırmakta yararlı bir yöntem olduğu ve bununla ilgili kanıt düzeyinin A olduğu belirtildi. Ancak unutulmaması gerekir ki bu yöntem hiçbir zaman ilaçların yerini tutmaz, astım riskini azaltmaz veya akciğer fonksiyonu üzerinde tutarlı etkileri görülmez. Özetle bu yöntem astıma çare değil sadece hastaların astımla barışmasını ve onunla başa çıkmasını kolaylaştıran bir yöntemdir” dedi.

    ASTIMI KONTROL ETMEK İÇİN NELER YAPILMALI?

    Astım yakınmalarının kontrolü için ilaçlar kadar astım atak riskini azaltmaya yönelik stratejilerin de önemli olduğunun altını çizen Bostancı atakların kontrol altına alınabilmesi için şu önerilerde bulundu: “Sigaradan uzak durmak, nefes egzersizleri, şişmanlıktan korunmak, D vitamini takviyesi ve alerjenlerden kaçınma örneğin ev tozu, hamamböceği, evcil hayvan, gibi aeroallerjenlerden uzaklaşmak astım kontrolü için önemlidir.”

    “Astımın uzun sürdüğü ve yaşam tarzı olarak değişikliğe gidilmesi gerektiği hastalara her seferinde anlatılmalı” diyen Bostancı, “Astımlı hastaların standart tedavisi; nefes açıcı ve koruyucu ilaçların kullanılmasıdır. Ancak bazı hastalarda bu standart tedavi ile astım yeterince kontrol altına alınamaz. Bu durumda tamamlayıcı yaklaşımlar örneğin biraz önce de bahsettiğim nefes egzersizleri yardımcı olur. Bu nedenle bu egzersizler hayatın içine dahil edilmelidir” diyerek sözlerini tamamladı.

  • Bebeklerdeki göz tansiyonunun kötü sonuçları olabilir

    Çocuklarda ve yenidoğanlarda göz tansiyonu görülebilir dikkatli olunmalı

    Bebeklerdeki göz tansiyonunun kötü sonuçları olabilir

    Türk Oftalmoloji Derneği (TOD), göz tansiyonu olarak bilinen glokom hastalığının yetişkinlerde olduğu gibi yenidoğan bebeklerde ve çocuklarda da görülebildiğini, erken teşhis edilmemesi halinde kalıcı görme kaybına neden olabileceği konusunda önemli açıklamalarda bulundu.

    Türk Oftalmoloji Derneği Glokom Birimi Üyesi Prof. Dr. Zeynep Aktaş, glokomun yüksek göz tansiyonuyla genellikle karakterize olan bir hastalık olduğunu, ancak normal tansiyonlu hastalarda da görülebildiğini dile getirerek, “Asıl karakteristik özelliği göz sinirinde kronik bir hasar, bir kayıp olması. Glokom, genellikle belirti vermeyen çok sinsi bir hastalık, yıllar içinde eğer tedavi edilmezse körlükle sonuçlanabiliyor.” dedi.

    Görme kaybına kadar teşhiş edilmeyebilir

    Prof. Dr. Zeynep Aktaş, göz tansiyonunun görme alanı kayıplarıyla veya tanı konulmazsa görme kaybıyla bile ortaya çıkabildiğini, bu sebeple rutin muayenelerin hayati öneme sahip olduğuna dikkat çekerek şunları kaydetti:

    “Rutin klinik muayene sırasında şüphelenip ‘Acaba bu hastada göz tansiyonu olabilir mi?’ diyerek tetkik ettiğimiz hastalarda genellikle tanı koyuyoruz. O yüzden rutin yapılacak göz muayeneleri hayati önem taşıyor. Glokomun nadir alt tipleri var, açı kapanması glokomu dediğimiz. Onlarda da baş, alın ağrısı zaman zaman görmede puslanma gibi şikayetler olabilir. Bu şikayetlerin mutlaka araştırılması lazım. Glokom yönünden hastalarımızın uyanık olmaları ve düzenli olarak göz doktoru kontrolüne gitmeleri gerekiyor.”

    Erken tanıda ilaç tedavisi etkili

    Prof. Dr. Zeynep Aktaş, ailesinde göz tansiyonu olanların kontrollerini aksatmaması gerektiğini, hastalığın genetik geçişli olduğu için bu ailelerdeki gerek erişkin çağında, gerekse çocukluk çağındakilerin önemli bir risk faktörü teşkil ettiğini söyledi. Aile bireylerinin hastalık öyküsünün araştırılması gerektiğini anlatan Aktaş, “Bazı durumlarda glokomun riski artabilir. Eğer bir kişide diyabet varsa, daha önce gözüne darbe aldıysa, göz içi cerrahiler geçirmişse veya uzun süreli steroid içerikli göz damlaları kullanmışsa bu bireylerde göz tansiyonu oluşma sıklığı daha fazla oluyor. Glokom çocuklarda veya yenidoğan bebeklerde de ortaya çıkabiliyor. Bu noktada anne babaların yanı sıra göz hekimlerinin, yenidoğancıların ve pediatristlerin uyanık olmasını öneriyoruz.” şeklinde konuştu.

    Aktaş sözlerini şöyle tamamladı: “Bebeklerde görülen glokom gelişimsel, anne karnında oluşan bir durum. Bu çocuklarda genellikle gözde büyüme, gözün korneasının çapında artma, bulanıklık, sulanma, ışığa hassasiyet, gözünü kısma gibi bebeklerde şikayetler oluşturabiliyor. Öncelikle erken tanıda ilaç tedavisiyle yol alabiliyoruz. Ancak çocukluk çağında ve bebeklerde ortaya çıkan glokomun tedavisi genellikle cerrahi olmakta.”

    TOD Hakkında 

    Türk Göz Hekimlerinin resmi ulusal mesleki derneği olan Türkiye Oftalmoloji Derneği (TOD), göz hastalıkları uzmanlarını ve bu konuda uzmanlık eğitimi almakta olan hekimleri bünyesinde barındırıyor. 5 bini aşkın üyesiyle ulusal göz sağlığına katkıda bulunmayı, üyelerinin mesleki ve bilimsel alanlar başta olmak üzere her alanda gelişmelerini sağlamayı, haklarını korumayı, halkın göz sağlığını ve mesleğin geleceğini tehdit eden etik ve bilim dışı uygulamalarla mücadele etmeyi amaçlıyor. 1928 yılında kurulan derneğin genel merkezi İstanbul’da bulunuyor.

    facebook.com/TurkOftalmolojiDernegi

    twitter.com/turkoftalmoloji

    instagram.com/turkoftalmolojidernegi

  • Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 8 yılda yaklaşık 1.8 milyon kişinin bağımlılık tedavisi gördü

    CHP Milletvekili Murat Emir’in sorusunu yanıtlayan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 8 yılda yaklaşık 1.8 milyon kişinin bağımlılık tedavisi gördüğünü açıkladı. Tedavi olan kişi sayısına karşın AMATEM kapasitesinin halen yetersiz kaldığına dikkat çeken Emir “İktidar AMATEM’lerdeki yatak kapasitesini artırmıyor. Yüz binlerce gencimiz, uyuşturucu çetelerinin insafına terk edilmiş durumda” dedi.

    Sağlık Bakanlığının bütçe görüşmelerinde bağımlılıkla mücadeleye ilişkin sorularına yanıt alamayan Emir’e Sağlık Bakanı Fahrettin Koca yazılı yanıt verdi. Koca’nın yanıtına göre, 2014-2021 yılları arasında 110 bin 113’ü yatarak, 1 milyon 724 bin 376’sı ayakta olmak üzere toplam 1 milyon 834 bin 489 kişi bağımlılık tedavisi gördü. Ortaya çıkan verilerin endişe verici olduğuna dikkat çeken Emir, “İktidarın bağımlılıkla mücadele konusundaki etkisizliği verilere de yansıyor. Her yıl yüz binlerce insanımız bağımlılığı nedeniyle tedaviye ihtiyaç duyuyor” diye konuştu.

    KAPASİTE MÜSADE ETTİĞİ KADAR

    Her yıl yüz binlerce gencin uyuşturucu çetelerinin insafına terk edildiğini savunan Emir bağımlılıkla tedavinin yapıldığı AMATEM’lerdeki kapasite yetersizliğine de dikkat çekti: “AMATEM’lerin kapasitesinin müsaade ettiği kadar kişi yatarak tedavi olabiliyor. Biliyoruz ki kapasite artırılsa, yatarak tedavi gören kişi sayısı da artacak. ‘Modern hastane’ sloganıyla otel görünümlü hastaneler inşa ettirerek müteahhitleri zenginleştiren iktidarın esas olarak bu bağımlılık sorununa eğilmesi gerekiyor.”

    BAKANLIK KILINI KIPIRDATMIYOR

    Sağlık Bakanlığının harcama kalemlerine de değinen Emir, “Sağlık Bakanlığının bağımlılıkla mücadeleden vazgeçmiş olduğunu görüyoruz. 2022 yılında merkezi bütçeden bağımlılıkla mücadele için 1.7 milyar TL istenmiş ama yalnızca 225 milyon TL harcanmış. Geri kalan paranın ne yapıldığını soruyoruz ama yanıt alamıyoruz. Fakat biliyoruz ki, bu paralar yandaş müteahhitlere aktarılıyor. Yüz binlerce genç, AMATEM kapısında uyuşturucudan kurtulmak için sıra bekliyor ama bakanlık kılını kıpırdatmıyor” dedi.

  • ASKF, üyelerinin göz sağlığı için Focus Göz Tıp merkezi ile imza attı. 

    ASKF, üyelerinin göz sağlığı için Focus Göz Tıp merkezi ile imza attı.

    ASKF Başkanı Yaşar Zımba, Özel Focus Göz Tıp merkezi adına Müdüre Emel Çiçek ile protokol imzalandı.

    Protokol kapsamında ASKF üye kulüpleri yönetici, sporcu, teknik ekip ve birinci derece yakınları Göz Muayene tetkik ve ameliyatlarda indirimli hizmet  alacaklar. Bu indirim miktarı ise yüzde yirmi olarak belirlendi.

    ASKF Başkanı Yaşar Zımba “Özel Focus Göz Tıp Merkezi ile imzaladığımız protokol kapsamında üyelerimiz ve birinci derece yakınları yüzde yirmi indirimin yanında tıp merkezi hizmetlerinin çeşitli avantajlardanda faydalanabilecek.

    Sağlık alanındaki görüşmelerimiz devam etmekte, amacımız sporcularımıza sakatlık halinde tedavileri için destek olmak. Dedi.

  • Akılcı ilaç kullanımı nasıl olmalı?

    Akılcı ilaç kullanımı nasıl olmalı?

    Tüm ilaçlar  buzdolabında mı saklanmalı?

    Akılcı ilaç kullanımında hekimin, eczacının ve hastanın önemli sorumlulukları bulunduğunu belirten uzmanlar, hastanın hekimin reçetelediği ilaçları, onun önerdiği şekilde kullanmasının önemini vurguluyor. Uzmanlar, bilinçli ilaç kullanımı konusunda yapılan en önemli hataların başında ilaç dozunun gereğinden az ya da çok alınması, ilacın yanlış zamanda ya da yanlış zaman aralıklarıyla alınması, eksik dozda önceden kalan, özellikle anbiyotiklerin 1-2 gün kullanılmasının geldiğini belirtiyor. İlaç saklama koşullarının da önemini vurgulayan uzmanlar, her ilacın  buzdolabuna koyulmaması gerektiğini de hatırlatıyor. 

    Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (SHMYO) Eczane Hizmetleri Program Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Sultan Mehtap Büyüker, ilaç okur yazarlığı ve bilinçli ilaç tüketimi konusunda değerlendirmede bulundu.

    Dr. Sultan Mehtap Büyüker, Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre ilacın “Fizyolojik sistemleri veya patolojik durumları, alıcının yararı için değiştirmek veya incelemek amacıyla kullanılan veya kullanılması öngörülen bir madde ya da ürün” olarak tanımlandığını söyledi.

    “Akılcı İlaç Kullanımı” tanımı, ilk kez 1985’te yapıldı

    Akılcı ilaç kullanımı (AİK) kavramına dikkat çeken Dr. Sultan Mehtap Büyüker, “DSÖ, akılcı ilaç kullanımı ile ilgili olarak ilk kez Kenya Nairobi’de 1985 yılında yaptığı toplantıda bu konunun önemini vurgulayacak ve yol gösterecek AİK kavramını tanımladı. Bu toplantıda AİK ‘Hastaların klinik ihtiyaçlarına uygun ilaçları, kişisel gelişimlerini karşılayan dozlarda, yeterli bir süre boyunca, kendilerine ve topluma en az maliyet ile kullanmaları’ olarak tanımlandı. AİK temel ilkelerine göre, doğru tanının konulması, prognozun belirlenmesi, tedavi seçeneklerinin değerlendirilmesi, uygun tedavinin belirlenmesi, ilaç tedavisi gerekiyor ise reçetenin doğru biçimde yazılması ve takibi önem taşımaktadır.” dedi.

    Akılcı ilaç kullanımında hekimin, eczacının ve hastanın sorumlulukları bulunuyor

    Hastalığın teşhisinin konup, tedavinin belirlenmesi için ilaçların reçete edilmesinin hekimin sorumluluğunda olması nedeniyle akılcı ilaç kullanımında hekimin en önemli rolü üstlendiğini ifade eden Dr. Sultan Mehtap Büyüker, “İlacın yasal olarak temin edilebileceği tek yer ise eczanedir. Bu nedenle hekim tarafından reçete edilmiş bir ilacın ya da reçetesiz satılabilen bir ilacın uygun dozda ve reçetede belirtilen şekilde hastaya sunulabilmesi de eczacının sorumluluğundadır. Eczacılar bu konuda son derece önemli bir görev üstlenmektedir. Akılcı ilaç kullanımında diğer önemli bir unsur da hastanın ilaca uyuncudur. Uyunç hastanın hekimin reçetelediği ilaçları, onun önerdiği şekilde kullanıp kullanmadığını belirler. Uyunç, ilacın verilen dozda, önerilen aralıklarla, gerekli sürede ve tedavi protokolüne uygun olarak kullanılmasıdır.” diye konuştu.

    Uyunç eksikliği önemli sorunlara yol açabilir!

    Dr. Sultan Mehtap Büyüker, uyunç eksikliğinde önemli sorunların ortaya çıkabileceği uyarısında bulunarak şunları söyledi:

    • İlaç dozunun gereğinden az ya da çok alınması

    • İlacın yanlış zamanda ya da yanlış zaman aralıklarıyla alınması

    • İsim benzerliği ya da reçetenin yanlış okunmasına bağlı olarak yanlış ilaç kullanılması

    • Semptomatik grip tedavisi yerine antibakteriyal ilaç kullanılması

    • İlacın amacına uygun kullanılmaması

    • İlaçla tedavinin tamamlanmadan yarım bırakılması

    • Hatalı uygulama yolları

    • Başkalarına ait ilaçların kullanılması

    • Kullanım süresi dolmuş veya bozulmuş ilaçların kullanılması

    • Eksik dozda önceden kalan, özellikle anbiyotiklerin 1-2 gün kullanılması

    • Başta ağrı kesiciler olmak üzere semptomatik tedavi amaçlı verilen ilaçların, tedavi süresine göre değil, kutudaki ilaç bitinceye kadar kullanılması

    • Birbiri ardına alınacak ilaçların kullanım sırasının karıştırılması

    • İlaçların aç/tok kullanılması konusuna özen gösterilmemesi

    • Ağızdan alınacak ilaçların su dışında başka içecekler ile alınması

    • İlaç-ilaç, ilaç-bitkisel /geleneksel ürün, ilaç-gıda takviyesi/gıda etkileşimlerine yeterince dikkat edilmemesi ya da bilimsel yaklaşımdan uzak çevrelerin görüşleri/telkinleri doğrultusunda hareket edilmesi önemli sağlık sorunlarına neden olabilmektedir.

    Özel hasta gruplarında akılcı ilaç kullanımı çok önemli

    Özel hasta gruplarında akılcı ilaç kullanımının önemini de vurgulayan Dr. Sultan Mehtap Büyüker, “Vücut ağırlığı, yaş, böbrek yetmezliği gibi eliminasyon organlarının hastalıkları, cinsiyet, veriliş yolu, veriliş zamanı, çevresel faktörler ve diyet, genetik faktörler, önceden var olan hastalık hali, ilaç etkileşmesi, ilaç etkisini tamponlayan ikincil metabolik olaylar, biyolojik değişkenlik, kiralite, tolerans, taşiflaksi ve desensitizasyon gibi faktörler akılcı ilaç kullanımı açısından önem taşımaktadır.” dedi.

    İlaçlar nasıl saklanmalıdır?

    İlaç kullanımı sırasında yaşanan önemli problemlerden birinin de ilaçların uygun koşullarda saklanmaması ve atık ilaçların bilinçsiz bir şekilde imha edilmesi olduğunu belirten Dr. Sultan Mehtap Büyüker, ilaçların nasıl saklanması gerektiğine ilişkin de şunları söyledi:

    “Her ne kadar zaman zaman ‘Atık İlaç Geri Dönüşü Kampanyaları’ düzenlenmiş olsa da bu konuda yine de sorunlar yaşanmaktadır. Ayrıca ilaçların saklanması konusunda doğru bilinen birçok yanlış bulunmaktadır. Bütün ilaçların buzdolabında saklanması gibi. Farklı farmasötik şekillerdeki ilaçların saklanma koşullarının bilinmemesi, ilaçların bozulmasına ya da etkin maddenin aktivitesin kaybolmasına neden olabilmektedir. İlaçların saklama koşulları her ilaç için farklı olabilmektedir. Bu nedenle hastaların ilaçlarını ilaç kutuları içinde bulunan kısa ürün bilgilerinde yazılan saklama koşullarına göre saklaması gerekmektedir. Yine ilaçların kullanımı konusunda doktorun ve eczacının tavsiyelerini göz önünde bulundurmalıdır. İlaçları kullanmadan önce mutlaka hastalar için hazırlanmış kullanma talimatını okumaları gerekmektedir.”

  • Cips, pizza, sosisli, hamburger beyne zarar veriyor

    Ultra işlenmiş gıdalar, şeker, tuz, yağ, yapay renkler ve koruyucular gibi çok sayıda katkı maddesi ve sağlıksız içeriğe sahiptir. Lezzetlidirler ancak beyin fonksiyonlarının bozulmasına neden olurlar. Ultra işlenmiş gıdalar; donmuş yemekler, alkollü içecekler, sosisli sandviçler, soğuk etler, fast food, paketlenmiş kurabiyeler, kekler ve tuzlu atıştırmalıklardan oluşur.

    Diyetisyen Fatma Hasta Göral, Sao Paolo Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Bölümü tarafından yapılan önemli araştırmanın detayları hakkında şu bilgileri verdi:

    GÜNLÜK YAŞANTIMIZI ETKİLİYOR

    “Çalışmayı yürüten araştırmacılar, ortalama yaşları 52 olan yaklaşık 11 bin erkek ve kadın hakkında veri topladı.

    Ortalama sekiz yıllık bir takip sırasında, günlük kalorilerinin yüzde 20’sinden fazlasını ultra işlenmiş gıdalardan alan katılımcılar, beynin genel bilişiminde yüzde 28 ve yürütme işlevinde yüzde 25 daha hızlı düşüş yaşamıştır. Bu ilişki, 59 yaşından büyük yetişkinlerle karşılaştırıldığında, 35 ila 59 yaş arası yetişkinler için daha güçlü bulunmuştur. Yürütme işlevi, hedefleri planlama ve yürütme yeteneğimizle ilgilidir ve genel bilişim, yürüme hareketleri, akıcı konuşma ve hafıza dahil olmak üzere test edilen tüm bilişsel alanların tamamını içerir. Bu nedenle, bilişsel işlevde bulunan düşüş, günlük yaşantımızı engelleyebilecek bir durumdur.

    EVDE TAZE YEMEKLER PİŞİRİN

    İnsanlar ultra işlenmiş gıdaları düzenli tükettiklerinde, vücutlarının sağlıklı olması, hastalıklarla savaşması ve vücuttaki iltihaplanmanın azalması için ihtiyaç duyulan lif, vitaminler, mineraller ve fitokimyasalları alamazlar. Bu durum beynimizin düzenli   çalışmasını etkileyebilir çünkü beynimiz düzgün çalışmak için bu makro ve mikro besinlere sürekli ihtiyaç duyar. Yetersiz beslenerek zihinsel olarak gelişim gösteremeyiz ve beynin motor becerileri zayıflar. Ayrıca işlenmiş gıdalar yüksek tansiyon, tip 2 diyabet, kalp hastalığı ve obezite riskinin artmasına sebep olur. Bu da beyin sağlığını olumsuz etkileyebilir.

    Bu bulgulara dayanarak, danışanlara hazır yemek ve atıştırmalıklar yerine evde taze malzemeler kullanarak yemek pişirmelerini tavsiye ediyorum.”

  • Her 3 kişiden 1’i burun tıkanıklığı sorunu yaşıyor!

    Her 3 kişiden 1’i burun tıkanıklığı sorunu yaşıyor!

    Ağızdan nefes alanlar dikkat!

    SAĞLIKLI NEFESİN 7 PÜF NOKTASI!

    Kış soğuklarının iyice bastırdığı, grip ve nezle gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarının sıkça yaşandığı bugünlerde pek çok kişi burun tıkanıklığından şikayet ediyor. Zira üst solunum yolu enfeksiyonları burun içi dokuda şişmeye yol açıp burnu tıkıyor. Ancak bir de yapısal burun tıkanıklığı sorunu var ki, vücudun sağlıklı işleyişinin önünde en önemli engellerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Ülkemizde yaygın olarak görülen burun tıkanıklığına her 3 kişiden 1’inde rastlandığını belirten Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Ecem Sevim Akı tedavi edilmeyen burun tıkanıklıklarının bağışıklığın azalmasından anksiyetenin artmasına, uykusuzluktan ağız kokusuna dek bir çok soruna yol açabildiğini söylüyor. KBB Uzmanı Dr. Ecem Sevim Akı, sağlıklı nefesin faydalarını ve 7 püf noktasını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

    Bağışıklığın güçlenmesine katkı sağlıyor, uyku kalitesini artırıyor, kan basıncını düzenliyor… Yaşamın sürdürülebilmesi için olmazsa olmazların başında gelen nefes, vücudumuzda birçok sistemin düzgün ve sağlıklı çalışmasında da önemli bir rol oynuyor. Yapılan çalışmalar, sağlıklı nefes alıp vermenin insan sağlığı üzerindeki olumlu etkilerini ortaya koyarken, yaşam kalitesini de artırdığına işaret ediyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Ecem Sevim Akı, grip ve nezle gibi üst solunum yolu hastalıklarından alerjiye, burunda kemik ya da kıkırdak eğriliğinden tümörlere dek bir çok nedenle burun tıkanıklığı sorunu yaşandığını belirterek “Solunumda görevli yapıların herhangi birinde olan problem sağlıklı ve doğru nefes almayı engellemektedir. Burun tıkanıklıkları bunun en sık karşımıza çıkan örneğidir” diyor. Burun tıkanıklığı ülkemizde yaygın bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Günümüzde her 3 kişiden birinin burun tıkanıklığı nedeniyle sağlıklı nefes alamadığını belirten Dr. Ecem Sevim Akı, geçici  burun tıkanıklıklarının en önemli nedeninin üst solunum yolu enfeksiyonları olduğunu, özellikle kış mevsiminde bu tür sorunlara sık rastlandığını söylüyor.

    Bu etkenler burun tıkanıklığına yol açabiliyor!

    KBB Uzmanı Dr. Ecem Sevim Akı yapısal etkenlerle de gerek çocuklarda gerekse yetişkinlerde burun tıkanıklıkları sorunu yaşandığını söyleyerek şöyle konuşuyor: “Anatomik darlıklar yani  kıkırdak/kemik eğrilikleri, burun eti büyümeleri ve burun içi kitleler hava pasajını daraltmakta ve tedavi gerektirmektedir. Burundan gelen hava yutak ve soluk borusunu geçtikten sonra akciğerlere ulaşmaktadır. Burada yer alan ve pasajı daraltan patolojilerde havanın akciğere ulaşması engellenmekte ve solunum problemlerine neden olmaktadır. Ayrıca bazı sinir sistemi hastalıkları ya da kas hastalıkları da dolaylı şekilde nefes almayı zorlaştırmaktadır. Akciğer kapasitesini azaltan hastalıklar ise yeteri kadar havanın akciğere dolmasını engellemektedir. Çevresel faktörlerden de obezite, sigara kullanımı ve ortamın nem oranının az olmasının nefes alma üzerine olumsuz etkileri olabileceği unutulmamalıdır.”

    Sağlıklı nefes kritik önem taşıyor!

    Sağlıklı nefes alıp vermenin hem fizyolojik hem de ruhsal sağlığımız açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Dr. Ecem Sevim Akı “Burun koku almanın yanında havayı ısıtma, nemlendirme ve zararlı partiküllerin süzülmesinde de aktif rol almaktadır. Ayrıca havanın burun içinde türbülans yapması ise akciğerlere daha yüksek havanın ulaşmasını sağlamaktadır. Sağlıklı bir nefes; kalp hızını düşürür ve kan basıncını düzenler, toksinlerin atılımına yardımcı olur, sinir sistemini ve hormonların düzgün çalışmasını sağlar, mide ve bağırsak aktivitesini artırarak sindirimi kolaylaştırır, uyku kalitesini artırır, hücre yenilenmesini ve verimliliğini artırarak bağışıklığa yardımcı olur, stresle baş edebilmeyi kolaylaştırır” diyor.

    Ağızdan nefes alıyorsanız!

    KBB Uzmanı Dr. Ecem Sevim Akı, nefesi burundan değil de ağızdan almanın ise ciddi sorunlara yol açabileceğine dikkat çekerek “Ağız solunumu yapan kişilerde solunum hızlanmakta ve dakikadaki soluk sayısı artmaktadır. Hızlı ve yetersiz nefes almalar kandaki oksijenizasyonu düşürmekte, kalp ve akciğerin iş yükünü artırmaktadır. Bu da baş ağrısı, kalp ritminde ve kan basıncında değişimlere neden olmakta, anksiyete düzeyini de artırmaktadır. Öte yandan ağız solunumu yapan kişilerde sık solunum yolu enfeksiyonları izlenmekte, ağız kuruluğu ve ağız kokusuna rastlanmaktadır. Ayrıca diş eti hastalıklarının da anlamlı ölçüde arttığı görülmektedir” uyarısında bulunuyor.

    Sağlıklı nefesin 7 kuralı!

    Ülkemizde pek çok kişinin fizyolojik bir problemleri olmamasına rağmen doğru nefes almadığını belirten KBB Uzmanı Dr. Ecem Sevim Akı, doğru ve sağlıklı nefesin püf noktalarını şöyle sıralıyor:

    • Sağlıklı ve doğru bir nefes için diyafram kullanılmadır.

    • Burundan nefes alınmalı ve bu esnada ağzın kapalı olmasına dikkat edilmelidir.

    • Nefes alırken omuzlar yükseltilmemeli ve düşük tutulmaya özen gösterilmelidir.

    • İhtiyaç kadar nefes alınmalı, daha kesik ve normalden daha derin bir nefes alınmamalıdır.

    • Nefes aldıktan sonra bir elinizi göğsünüze bir elinizi karın bölgenize yerleştirmeniz nasıl bir solunum yaptığınızı anlamanıza yardımcı olacaktır.

    • Diyafram nefesinde göğüs kafesinin değil karın bölgesinin dışa doğru genişlediği farkedilmeli ve nefesi verirken ise içe doğru çekildiğine dikkat edilmelidir.

    • Burunun arka bölgesinde de yeterli oksijenlenmeyi sağlamak için nefes yine burundan verilmelidir.

  • AYAK BİLEĞİ HASTALIKLARININ 7 BELİRTİSİ 

    AYAK BİLEĞİ HASTALIKLARININ 7 BELİRTİSİ 

    Ayak bileği travmaya en açık eklemlerin başında geliyor. Hem vücudun yükünü taşıması hem de anatomik yapısı nedeniyle yaralanmaya açık oluyor ve kolay zorlanabiliyor. Acil servise başvuruların neredeyse birinci sırasında ayak bileği burkulmaları yer alıyor. Burkulmaların dışında ayak bileği travmaları ve özellikle yaşlılarda osteoporoz ile birlikte ayak bileği kırıkları görülüyor. Hastaların yaşam konforunu oldukça etkileyen ayak bileği hastalıklarında artroskopi büyük fayda sağlıyor. Hasta konforunun ön planda olduğu bu ameliyat ile kısa sürede iyileşme sağlanabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ahmet Turan Aydın, ayak bileği hastalıkları ve artroskopi uygulamaları hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.

    Ayak bileği travmalara en açık eklem 

    Ayak bileğinde gelişen hastalıklar en çok sporcularda görülür. Ayak bileği hastalıklarını önlemek için öncelikle yapılması gereken hangi spor yapılıyorsa o spora özgün ekipman kullanmaktır. Yaşlılarda ise ayaklar kemik erimesi nedeniyle travmaya açık olmaktadır. Ayrıca kadınlarda da, yüksek topuklu ayakkabı giydikleri için burkulma sıklıkla gözlenir. Ayak bileği burkulması sonrası oluşan bazı sorunlar artroskopinin de temel kullanım alanlarından  birini oluşturmaktadır. Ayak bileği artroskopisi, çok çeşitli ayak bileği sorunlarını gidermek için kullanılır.

    Ayak bileği problemi olan hastalarda görülen belirtiler aşağıdaki şekildedir;

    1. Ağrı

    2. Emniyetsizlik hissi

    3. Sık sık burkulma

    4. Hareket kısıtlılığından dolayı merdiven inememe veya çıkamama

    5. Çömelememe

    6. Ayak bileğinden ses gelmesi

    7. Ayak bileğinde şişlik

    Bazı romatizmal hastalıklar da ağrı yapabiliyor

    Ayak bileği hastalıklarında hastalara öncelikle şikayetlerinin ne zaman başladığı, ne kadar zamandır olduğu ve travma ile ilişkisi olup olmadığı sorulur. Bazı hastalarda herhangi bir travma olmadan şişlik varsa gut gibi bazı romatizmal hastalıklar akla gelir. Bu durumda bu gibi hastalıklar araştırılabilir. Hastanın öyküsü detaylıca alındıktan sonra muayene gerçekleştirilir. Ardından hasta görüntüleme veya laboratuvar testlerine yönlendirilir. Metabolik hastalık şüphesi varsa kan testleri ile ekarte edilir. Görüntüleme yöntemlerinde röntgen, bilgisayarlı tomografi, MR, cilt altında görülen şişliklerde ise ultrasona başvurulur. Çok nadir de olsa sintigrafiye başvurulur. Çıkan sonuçlara göre tedavi planlanır.

    Tedavi için ağrının kaynağı bulunmalı

    Tedavi planlanması için ayak bileği ağrısının kaynağı bulunmalıdır. Ayak bileği hastalıklarının çoğunda istirahat ve bazen fizik tedavi ile eklemin rahatlatılması sağlanır. Ortalama 3 ay boyunca hareketsizlik, fizik tedavi ağrıların geçmesinde etkili olmamışsa o zaman cerrahi devreye girer. Ayak bileği artroskopisi, ayak bileğinin içindeki veya etrafındaki dokuları incelemek veya onarmak için küçük bir kamera ve cerrahi aletler kullanan ameliyattır. Kameraya artroskop denir. Amaç cilt ve dokuda daha büyük kesikler yapmadan sorunları tespit etmek ve ayak bileğinde işlem yapmaya izin verir.

    Pek çok hastalıkta artroskopiye başvuruluyor

    Ayak bileğinde artroskopi veya endoskopi yapılabilmesi için rahatsızlığın eklemin içinde ya da ekleme komşu yerlerde olması gerekir. Ayak bileği burkulmalarından sonra çok sık görülen hastalıklardan biri Talusun osteokondral lezyonudur. TOL’de tanı ve tedavide artroskopiden faydalanılır. Eklem içinde lokalize veya olmayan zar iltihaplarında, eklem içindeki serbest cisimlerde, eklem zarının tümörlerinde, eklem içindeki kistlerde, burkulmalarda bağ yırtılmalarında, futbolcu ayağında (eklem kenarında kemik çıkıntıları) artroskopi uygulanır. Fleksör tendonun iltihaplanmasında, subtorel eklem artrozunda, haglund deformitesi gibi ayak bileği ekleminin arkasında yer alan yumuşak doku içinde endoskopi ev artroskopi ile pek çok işlem yapılabilmektedir.

    2 küçük delikten yapılıyor

    Teleskoba benzeyen yakını gösteren bir aletin başına bir kamera bağlanır. 2 delik açılarak ameliyat gerçekleşir. Bir delikten optik yerleştirilir. Bu optikten eklem içine sıvı verilir ve işlem yapılacak yer yıkanarak temizlenir. Diğer delikten ise ameliyatı gerçekleştirilecek aletler yerleştirilir.

    Ameliyat hastalığa göre 1 ile 1 buçuk saat arasında sürmektedir.