Kategori: Sağlık

  • Böbrek Hastalıkları Dünya Çapında Artmaya Devam Ediyor

    Dünya genelinde böbrek hastalıklarıyla ilişkili rahatsızlıkların ciddi boyutlara ulaşması, toplumsal farkındalığın artırılmasını zorunlu kılıyor. Bu amaç doğrultusunda 2006 yılından bu yana tüm dünyada ve ülkemizde, her yıl Mart ayının ikinci Perşembe günü ‘Dünya Böbrek Günü’ olarak kutlanıyor. Her yıl ana bir temanın belirlendiği bu önemli günün bu yılki sloganı ‘Herkes İçin Böbrek Sağlığı-Beklenmeyen İçin Hazırlıklı Ol, Savunmasız Hassas Bireyleri Destekle’ olarak belirlendi. Son yıllarda dünya çapında yaşanan pandemi ve deprem gibi felaketlerin gelişmesi ile artan böbrek hasarı riski düşünülerek bu slogan seçildi. Memorial Şişli ve Bahçelievler Hastaneleri Nefroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ülkem Çakır, ‘Dünya Böbrek Günü’ öncesinde böbrek hastalıklarının önemi ve ezilme sendromu hakkında bilgi verdi.

    Böbrek hastalıklarının beraberinde getirdiği büyük yük 

    Günümüzde dünya çapında 850 milyon insanın çeşitli nedenlerden ötürü böbrek hastalığına sahip olduğu tahmin edilmektedir. Epidemiyolojik çalışmalar, genellikle yavaş ilerleyen ve geri dönüşü mümkün olmayan kronik böbrek hastalığının, yılda en az 2,4 milyon ölüme neden olduğunu, hatta en hızlı ölüme yol açan nedenler arasında altıncı sıraya yükseldiğini göstermektedir. Ani gelişen ve kısa sürede yaşamı tehdit eden böbrek fonksiyonlarındaki bozulma, akut böbrek hasarı olarak adlandırılır. İvedilikle tedavi edilmediğinde, hasar organ yetmezliği evresine ilerleyerek ölüm oranlarını ciddi oranda artırır. Akut böbrek hasarı dünya genelinde 13 milyondan fazla kişiyi etkilemektedir. Bu olguların % 85 ‘i düşük ve orta gelirli ülkelerde yaşamaktadır ve yılda 1,7 milyon kişinin bu sebeple yaşamlarını yitirdiği ön görülmektedir. Hem akut, hem de kronik gelişen böbrek fonksiyon kaybının; diyabet, hipertansiyon, obezite ve kalp damar hastalıklarının seyrini kötüleştirmesinin yanı sıra, hepatit, tüberküloz, sıtma varlığında, ölüm riskinin artmasına önemli katkıda bulunduğu bilinmektedir. Çocuklarda erişkinlerden farklı olarak, böbrek hastalıklarının sekelleri daha uzun süre devam etmektedir ve yaşamlarının ileri dönemlerinde de önemli tıbbi sorunlara yol açmaktadır.

    Afetlerde böbrek hasarı riski artıyor

    Covid-19 pandemisinin hasarlarını onarmaya çalışırken, yakın dönemde ülkemizde yaşanan deprem felaketi herkesi derinden yaralamıştır. Depremler sırasında hayati organlara doğrudan olan travmalardan sonra, ölümlere en sık yol açan neden ezilme sendromu ve komplikasyonlarıdır. Ezilme sendromu travmanın yol açtığı çizgili kasların hasarı ve buna bağlı olarak gelişen belirti ve bulguları içeren karışık bir tablodur. Bu sendromun geliştiği hastalardaki sistemik bulgular tablonun öncelikle etkilediği organ ve sisteme göre farklılık gösterir. En sık rastlanılan bulgular hipotansiyon, şok, kalp ve solunum yetersizlikleri olsa da, en yaşamsal komplikasyonların kanda ani yükselen potasyumun yol açtığı ölümcül kalp ritmi bozukluğu ve akut böbrek yetmezliği olduğu unutulmamalıdır.

    Amaç depremzedeyi sadece göçük altından çıkarmak değil yaşatmak olmalıdır

    Deprem sonrasındaki arama ve kurtarma çalışmalarındaki amaç, sadece depremzedeyi göçük altından çıkarmak değil, yaşatmak olduğundan ilk aşamada çok erken ve bilinçli davranılmalıdır. Ezilme sendromu gelişmiş ya da gelişme riski olan bir yaralının göçükten çıkarılmasından itibaren en geç 12 saat içerisinde hastaneye ulaştırılması önemlidir. Çünkü ivedilikle bölgesel hasarın düzeltilmesi, şok, elektrolit bozukluğu, böbrek yetmezliği riskinin önlenmesi ve uygun tedavinin yapılması gerekmektedir.

    Ezilme sendromu gelişmişse tedaviye hemen başlanması gerekiyor

    Ezilme sendromunun gelişmesini önlemek, önlenemiyorsa da komplikasyonlarını en aza indirgemek için alınması gereken önlemler belirlenmiştir. Enkaz altında canlı bir depremzede saptandığında ilk temas kurulur kurulmaz, en kısa sürede damar yolu açılarak sıvı (izotonik sodyum klorür) tedavisine başlanmalıdır, kurtarma sırasında sıvı tedavisine devam edilir. Verilecek sıvının miktarı her depremzedeye ve her depremin özel şartlarına göre (kurtarma süresi, yaş, kilo, travmanın şiddeti, hava sıcaklığı, idrar miktarı, fizik muayene bulguları) ayrı ayrı değerlendirilir. Depremzede hastaneye ulaştırıldıktan sonra tüm branşlar tarafından birlikte değerlendirilir. Gerekiyorsa cerrahi girişimler yapılır ve enfeksiyon yönünden önlemler alınır. Akut böbrek yetmezliği geliştiğinde yapılan konservatif tedavilere yanıt alınamıyorsa, idrar çıkışı yetersiz ise diyaliz tedavisi uygulanır, seçilen diyaliz tedavi modeli hemodiyalizdir. Hemodiyaliz ihtiyacı genellikle geçicidir, ancak bazı depremzedelerin ömür boyu diyalize girmeleri gerekebilir.

    ‘Beklenmeyen için hazırlıklı ol, savunmasız hassas bireyleri destekle’

    Dünyada artan böbrek hastalıkları yüküne rağmen, ne yazık ki böbrek sağlığına yönelik hizmet alma noktasındaki eşitsizlik ve uyumsuzluk halen çözülememiştir. Böbrek hastalıklarının gelişmesinde, genellikle insanların doğdukları, büyüdükleri, yaşadıkları ve çalıştıkları yerlerin yanı sıra yoksulluk, cinsiyet ayrımcılığı, eğitim eksikliği gibi sosyal faktörler önemli rol oynamaktadır. Bunlara pandemi, deprem gibi afetlerin de eklenmesiyle böbrek hastalığı gelişme riski daha da artmıştır. Dolayısıyla bu durumlar için ulusal ve uluslararası politikalar ve stratejiler çok iyi belirlenmelidir. Özellikle de bu afet durumlarına hazırlıklı olmak, etkilenme riski yüksek olan bireylerin desteklenmesini ön planda tutmak büyük önem taşımaktadır.

  • 4 Mart Dünya Obezite Günü…

    Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Fazla kiloluluk oranı hem erkeklerde hem de kadınlarda yüzde 40 dolaylarındadır. Bölgelere göre ayrıldığında obezite oranı yüzde 37,5 oranıyla Batı Karadeniz Bölgesi birinci sırada, yüzde 36,9 oranıyla Orta Anadolu Bölgesi ikinci sırada yer almaktadır.”…Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Emel Alphan obeziteden korunmanın yolunun sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenmeden geçtiğini söyledi. 4 Mart Dünya Obezite Günü dolayısıyla açıklamalarda bulunun Prof. Dr. M. Emel Alphan, vücut yağının artışı olarak tanımlanan obezitenin kalp-damar hastalıkları, diyabet, karaciğer yağlanması ve hipertansiyon başta olmak üzere pek çok hastalığın nedeni olduğunu ifade etti.

    Prof. Dr. Alphan, obezitenin temel sebeplerini açıklarken, “Vücuda besinlerle ihtiyaçtan fazla alınan enerji ile vücutta yağ miktarı artar. Fast-food tarzı besinler gibi enerji içeriği yüksek besinlerle sık beslenmek ve fiziksel aktivitenin azlığı obezitenin temel sebeplerindendir” dedi.

    EN OBEZ BATI KARADENİZ2010 yılında TURDEP-2 çalışmasına göre, Türkiye’de yüzde 35,9 olan obezite oranlarının 2019 TBSA çalışması sonuçlarına göre yüzde 31,5 oranına gerilediğini ifade eden Prof. Dr. Alphan,“Fazla kiloluluk oranı hem erkeklerde hem de kadınlarda yüzde 40 dolaylarındadır. Bölgelere göre, ayrıldığında obezite oranı yüzde 37,5 oranıyla Batı Karadeniz Bölgesi birinci sırada, yüzde 36,9 oranıyla Orta Anadolu Bölgesi ikinci sırada yer almaktadır. Bu veriler obezitenin artmaya devam ettiğini vurgularken, aslında önlenebilir bir hastalık olduğunu da hatırlatmak gerekir.Son 20 yıldır obezite çocuklarda da görülmekte olup obez çocukların yüzde 30’unun yetişkinlik döneminde de obez olacakları tahmin edilmektedir. Çocukluk çağındaki şişmanlığın çocuklarda tip2 diyabete (yetişkinlerde daha sık olan) neden olduğu da hatırlanırsa çocukluk çağından itibaren obeziteden korunmakla ve yetişkinlik döneminde obezitenin neden olduğu hastalıklardan korunmak mümkün olacaktır” şeklinde konuştu.

    Prof. Dr. Alphan, obeziteye dair açıklamalarına şu şekilde devam etti:OBEZİTE SEBEPLERİ NELERDİR?

    “Obezite, basit bir enerji dengesizliği sorunu olarak ya da genetik sorunu olarak görülmemelidir. Obeziyete neden olan faktörler incelendiğinde, beyinde açlık ve tokluk merkezlerini yöneten transmitterlerden bağırsaklardaki mikrobiyotayı oluşturan bakterilere kadar, kaliteli ve düzenli bir uykudan, obezojenik çevreye (fast-food tarzı beslenme, fiziksel olarak hareketsiz olma, hatalı beslenme alışkanlıkları ve pişirme yöntemleri) kadar, ayrıca beyinde bulunan iştahı kontrol eden endokanbinoid sistemden iklim değişikliğinin yol açtığı sera gazı salınımına kadar pek çok nedenin obezitenin oluşumunda etkili olduğu son zamanlarda yapılan çalışmalarda ortaya konmuştur.Farklı yaş gruplarında enerji gereksiniminin değişmesine karşın eski hatalı beslenme alışkanlıklarının sürdürülmesi özellikle yaşın artmasıyla birlikte bulaşıcı olmayan kronik hastalıkların nedeni olarak karşımıza çıkıyor.Fazla kilolu veya obez olup olunmadığının saptanmasında Beden Kütle İndeksi (BKİ) adı verilen bir hesaplama yöntemi kullanılır. BKİ, kişilerin kilogram cinsinden vücut ağırlığının, metre cinsinden boyun karesine bölünmesiyle hesaplanabilir. BKİ değeri 25 kg/m2’den yüksekse fazla kilolu, 30 kg/m2’den yüksek ise obez kabul edilir.Bel çevresinin kadınlarda 88 santimetre, erkeklerde 102 santimetrenin üzerinde olması metabolik hastalıklara yakalanma riskini arttıracaktır. Türkiye de erkek tipi şişmanlık olarak kabul edilen Abdominal obezitenin özellikle kadınlarda (yüzde 54) çok yüksek olduğunu da belirtmek gerekir.

    OBEZİTEDEN KORUNMA YOLLARI

    Sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenme obeziteden korur. Enerji ve besin öğesi ihtiyaçları her yaştaki insanda farklıdır. Obeziteden korunmak için her yaşa uygun miktarlarda olmak üzere sağlıklı yemek tabağı her öğünde oluşturulmalıdır.Aşağıdaki Türkiye’ye Özgü Beslenme Rehberinde gösterildiği gibi Sağlıklı Yemek Tabağı’nın yarıya yakını sebze ve meyvelerden (günde en az 5 porsiyon sebze ve meyve tüketilmelidir), çeyreği tahıllardan (tam buğday ekmeği vb. posalı tahılar) ve kalanı da peynir, süt, yoğurt, az yağlı süt ve süt ürünleri ile yumurta, et balık, tavuk ve kurubaklagillerden oluşan bir beslenme tarzını sürekli uygulamak obeziteden koruyacaktır. Yağlar az miktarlarda yemeklere tat vermek için kullanılabilir.Tereyağı gibi doymuş yağlardan uzak durmak zeytinyağı ağırlıklı fakat az miktarda da diğer sıvı yağlarla yemekleri pişirmek gerekir. Şeker ve şekerli besinlerin kesinlikle tüketilmemesi gereklidir. Şekerli meyve suyu ve meşrubatların yerine su içilmelidir. Çünkü bu tür içecekler vücuttaki yağlanmayı arttıran yüksek fruktozlu mısır şurubu içerirler.Sağlık yemek tabağı için iki örnek: Köfte, bulgur pilavı, karışık salata ve ayran. Kuru fasulye, pilav, karışık salata, ayran ile sağlıklı yemek tabağını tamamlamak mümkün olacaktır.Bireysel olarak toplam yağ ve şekerlerden enerji alımını sınırlamak, meyve, sebze ve baklagil tüketimini arttırmak ve düzenli fiziksel aktivite yapmak obeziteden korunmada temel önerilerdir. Dünya Sağlık Örgütü; sağlıklı olabilmek için fiziksel aktiviteyi çocukların günde 60 dakika ve yetişkinlerin haftada 150 dakika yapmalarını önermiştir.Sosyal medya ve internet ortamındaki diyetler kişiye özel olmadıkları için uygulanmaları sağlıklı değildir hatta bu tür diyetlerle zayıflansa bile verildiğinden çok daha fazla kilo geri alınır. Obezlerin hekim, fizyoterapist ve diyetisyenlerle ve gerektiğinde psikolog ve aile desteğiyle sağlıklı, yeterli ve dengeli bir beslenme programı uygulamaları obezitenin tedavisinde başarıyı getirecektir.”

  • Sigaranın Vücudumuza Korkunç Etkileri

    İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi’nden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Fidan Yıldız ÜNAL, sigara bağımlılığının neden olduğu KOAH’ın tedavisinde kullanılan Coil Tedavisi’nin belirgin şekilde hastaları iyileştirdiğini söyledi.

    Ülkemizde her yıl Mart ayının ilk haftası (1-7 Mart) “Yeşilay Haftası” olarak kutlanmaktadır. Yeşilay; tüm dünyada ortak sorun haline gelmiş olan madde bağımlılığı, sigara, alkol gibi tüm zararlı alışkanlıklar ile yapılan mücadeleyi içermektedir. Dünyada en yaygın bağımlılık yapan maddelerden en önemlisi sigaradır. Sigara, sadece kullanan kişiyi değil toplumun tamamını olumsuz olarak etkileyen psikososyal bir problemdir. Sigara yüzünden dünyada yaklaşık her yıl bir milyon kişi hayatını kaybetmektedir.

    Sigaranın Neden Olduğu Hastalıklar Nelerdir?

    Sigara tüketimi, başta akciğerler olmak üzere vücudun tüm organlarını olumsuz olarak etkiler ve ciddi sağlık sorunlarına yol açar. Sigara içildiği andan itibaren vücudumuz zehirlenmeye başlar. Duman, hızlı ve sıcak şekilde dil, boğaz, yemek borusu, solunum yolları, akciğerlere ve mideye ulaşır. İçerisinde 4 binden fazla zararlı kimyasal maddenin olduğu bilinen sigara, tüm organlara ciddi derecede zarar verirken özellikle akciğerler üzerinde ölümcül riskler oluşturabilir. Solunum yollarını örten hücreler üzerindeki koruyucu yapıyı bozarak akciğer hücrelerinin yapısını tahrip eder. Kronik akciğer hastalıklarının en büyük nedeni (KOAH) sigaradan kaynaklanır.

    KOAH Nedir?

    KOAH, akciğerlerde bulunan hava kesecikleri ve bronşların tıkanması sonucunda solunum güçlüğü, öksürük ve nefes darlığı gibi şikayetlere neden olan kronik bir hastalıktır. Bu hastalık ilerledikçe akciğer kapasitesi büyük oranda azalır, kan ile dokulara yeteri kadar oksijen iletimi sağlanmamış olur.  Sigara ve KOAH ilişkisine dikkat çeken Yıldız “Sigara içme ile semptomatik düzeyde başlayan KOAH, sigarayı kullanmaya devam edilir ise ağır şiddette KOAH hastalığına kadar gider ve bu hastalık sigara bırakılmadığı sürece tedavi edilemez. Ağır KOAH hastalığının tedavisinde ilaçların yanı sıra, oksijen ve nebül tedavileri verilmektedir. Bu tedavilere rağmen rahat nefes alamayan hastalarda son yıllarda uygulanan COİL (akıllı sarmal tel) tedavisi hastaların nefes darlığını azaltmada ve yaşam kalitelerini artırmada başarılı olmaktadır”  diye söyledi.

    Coil Tedavisinin Faydaları Nedir?

    Yayınlanan Avrupa klinik çalışmaları; endobronşiyal coiller (akıllı sarmal teller) ile iki taraflı tedavi edilen hastaların; egzersiz kapasitesi, akciğer fonksiyonları ve yaşam kalitesinin göstermiştir. Yıldız “Ağır KOAH ve solunum yetmezliği olan hastalarda Coil tedavisi fayda sağlamaktadır. Sigara içmek KOAH yapar ve akciğerlerde büyük hasarlara yol açıyor. Coil ameliyatı ile bu hasarlı bölgeler büzüştürülerek devre dışı bırakılmakta, hastanın aldığı nefes sağlam akciğer alanların yönlendirilmektedir. Bu şekilde hastanın akciğer kapasitesi artırılmakta, nefes darlığı düzeltilmektedir. Ağır KOAH solunum yetmezliğinde uygulanan bu yöntemin başarısı için sigara kesinlikle bırakılmalılar.” diye konuştu.

    Coil Tedavisi Nasıl Yapılır?

    Coil tedavisi, hasta ameliyathanedeyken ve genel anestezi altında yapılır. Bronkoskopi cihazı ile akciğerde hasarlı olan bölgeye ilerlenir ve cihazın içinden geçirilen kateter yardımıyla Coil adı verilen akıllı teller, akciğerin hasarlı bölgesine yerleştirilerek bu alanın devre dışı bırakılması sağlanır. Bu yolla hastanın aldığı nefes, bu hasarlı alandan sağlam akciğer alanına yönlendirilmiş olur. Bu bir ameliyat değil, endoskopik işlemdir. Herhangi bir kesi ve dikiş yoktur. İşlem sonrası hasta servise alınır. Ertesi gün akciğer grafisi kontrolünden sonra taburcu edilir. 1 ay sonra diğer akciğer tedavisi yapılmaktadır.

  • Deprem Bölgesindeki Hava Kirliliğine Karşı Uzmanlar Uyardı!

    Astım, kuru öksürük, solunum yolu hastalıkları…

    Deprem Bölgesindeki Hava Kirliliğine Karşı Uzmanlar Uyardı!

    Doğu Anadolu fayı üzerindeki 11 ili etkileyen büyük deprem felaketinin ardından gerek enkaz kaldırma çalışmaları gerekse bölgeye elektrik ve doğal gaz verilememesi nedeniyle odun ve kömür yakılması sonucu daha da artan hava kirliliği çok sayıda hastalığa da davetiye çıkarıyor. Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Özge Soyer, özellikle moloz kaldırma esnasında çevreye yayılan tozlara ve bu tozların yarattığı hava kirliliğine karşı uyardı: “Bilhassa astım hastalarının solunum şikayetlerinde artış olabilir. Kuru öksürük ve nefes darlığı erken dönemde fark edilmeli ve uygun şekilde tedavisi sağlanmalıdır. Enkaz kaldırma çalışmaları su ile ıslatıldıktan sonra yapılmalı ve havadaki toz miktarı azaltılmalıdır. Geçici barınma alanları, hava kirliliğinden etkilenmeyen bölgelere kurulmalıdır. Deprem bölgesinde, bilhassa 2010 yılından önce yapılan binalarda bulunabilen ve kanserojen olan asbeste maruz kalmak uzun vadede risklidir, önlem alınmalıdır. Enkaz alanında eldiven, tulum, tam yüz maskesi ve göz koruyucu kullanılmalıdır.”

    ????????????????????????????????????

    Doğu Anadolu fay hattı üzerinde yer alan 11 ilde 40 bini aşkın kişinin yaşamını yitirmesine neden olan deprem felaketinin ardından, bölgede artan hava kirliliği uzmanları harekete geçirdi. On binlerce konutun yıkılmasının ardından ortaya çıkan moloz yığınları ve bu yığınların neden olduğu yoğun inşaat tozları birçok hastalığı da tetiklemesi nedeniyle büyük tehlike taşıyor. Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Özge Soyer, özellikle moloz kaldırma esnasında çevreye yayılan tozlara ve bu tozların yarattığı hava kirliliğine karşı uyarılarda bulundu. Astım hastalarının solunum şikayetlerinde artış erken dönemde fark edilmeli ve uygun şekilde tedavisi sağlanmalıdır Enkaz kaldırma çalışmaları su ile ıslatıldıktan sonra yapılmalı ve havadaki toz miktarı azaltılmalıdır. Geçici barınma alanları, hava kirliliğinden etkilenmeyen bölgelere kurulmalıdır. Deprem bölgesinde, bilhassa 2010 yılından önce yapılan binalarda bulunabilen ve kanserojen olan asbeste maruz kalmanın uzun vadede riskli olduğunu ve mutlaka önlem alınması gerektiğini belirten Soyer, “Bu bölgelerde özellikle de enkaz kaldırma esnasında eldiven, tulum, tam yüz maskesi ve göz koruyucu kullanılmalıdır.” diye konuştu. 

    “Felaket zamanlarında astım krizleri artıyor”

    Büyük deprem felaketinin ortaya çıkardığı yıkım nedeniyle oluşan inşaat tozları, mantarlar ve bunların yarattığı hava kirliliğinin bilhassa astım hastaları için ciddi bir tehdit oluşturduğunu ifade eden Soyer, deprem döneminde astım ilaçlarına ulaşmanın zor olduğunu ve hastaların ilaçları kullanamazlarsa nefes alma ve öksürük sorunlarının daha da artacağını ifade ederek şunları söyledi: “2011 büyük Japon Depremi sonrasında astımlı çocuklarda, astım krizi geçirme riski 6 kat arttı ve hastaların yaklaşık yarısı ilaçlara ulaşamadı. Bilindiği gibi astım krizleri solunum yolu enfeksiyonları, alerjene veya hava kirliliğine maruz kalınması, hastalığın tedavisi için gerekli olan ilaçların düzenli kullanılmamasına bağlı gelişir. Bu yüzden hava kirliliğinin arttığı dönemlerde acil servise başvuran astım hastalarının sayısı da artar. 2001 yılında Dünya Ticaret Merkezi saldırısında ortaya çıkan toz bulutlarına maruz kalan çocuklarda da astım sıklığının çok daha fazla arttığı rapor edildi.”

    “Deprem sonrasında artan hava kirliliği inatçı kuru öksürüklere neden oluyor”

    Deprem sonrası dönemde geçici barınma alanlarının kalabalıklığı ve uygun sağlık koşullarının olmaması nedeniyle viral solunum yolu enfeksiyonlarının daha kolay bulaştığını ve astım hastalarında riskin çok daha fazla arttığını vurgulayan Soyer, bilhassa dar alanlarda sigara dumanını solumak astımlılarda öksürük, hırıltı, nefes darlığı gibi şikayetlerin artmasına yol açarken, sadece astımlı hastaların değil daha önce solunum yolu problemi olmayan kişilerin de deprem sonrası ortaya çıkan hava kirliliğinden etkilendiğini ve inatçı kuru öksürüklerin ortaya çıktığını söyledi. Bacası çekmeyen sobaların, uzun süreli açık ocakların yanındaki havaya maruz kalınmasının, karbon monoksit zehirlenmelerine neden olduğunu ifade eden Soyer, “Karbon monoksit gazı renksiz, kokusuz bir gaz olduğundan zehirlenme fark edilmez; ilk belirtileri baş ağrısı, halsizlik, sersemlik, bulantı-kusma ve karın ağrısıdır ve acil sağlık hizmetine başvuru gerektirir. Deprem bölgesindeki enkazlarda bilhassa 2010 yılından önce yapılan binalarda bulunabilen ve kanserojen olan asbeste maruz kalmak uzun vadede risklidir, önlem alınmalıdır. Eldiven, tulum, tam yüz maskesi ve göz koruyucu kullanılmalıdır” dedi.

    “Enkaz, ıslatılmadan kaldırılmamalı, oluşabilecek tozun önüne geçilmeli”

    Deprem bölgesindeki astım hastalarının özellikle de astımlı çocukların mümkün olan en kısa sürede astım ilaçlarına tekrar erişebilmesinin çok önemli olduğunu söyleyen Soyer, “İç ortamdaki hava kirliliğini azaltmak için sigara içilmemesi, sık havalandırma ve kapalı alanlarda ısınma ihtiyacının mümkünse elektrikli ısıtıcılarla çözülmesi elzemdir. Dış ortam hava kirliliğini azaltmak için enkaz kaldırma çalışmaları su ile ıslatıldıktan sonra yapılmalı ve havadaki toz miktarı azaltılmalıdır. Geçici barınma alanları, hava kirliliğinden etkilenmeyen bölgelere kurulmalıdır. Astım hastalarının solunum şikayetlerinde artış erken dönemde fark edilmeli ve uygun şekilde tedavisi sağlanmalıdır” dedi.

  • Çocuklara yas tutmaları için izin verilmeli

    Her çocuğun felaketler karşısında verdiği tepkinin farklı olduğunu belirten uzmanlar, saldırganlaşma, tartışma, zorbalık ve sessizleşip içine kapanma gibi tepkilerin görülebileceğini ifade ediyor. Çocukların zihnindeki yanlış anlaşılmaları düzeltmek için ebeveynlerin fırsata sahip olduklarını söyleyen Uzman Klinik Psikolog Dr. Gökçe Vogt, çocuklara ağlamanın ve üzülmenin sorun olmadığının anlatılmasını, güvende olduğunun hissettirilmesini ve kaybettikleri için yas tutmasına izin verilmesini tavsiye ediyor.

    Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Dr. Gökçe Vogt, çocukların karşılaşılan felaketlere verdikleri tepki şekillerinden bahsetti ve ebeveynlere önemli tavsiyelerde bulundu.

    Her çocuk felakete farklı tepki veriyor

    Her çocuğun bir felakete farklı tepkiler verdiğini belirten Uzman Klinik Psikolog Dr. Gökçe Vogt sözlerine şöyle devam etti:

    “Afet sonrası çocuklar korku, üzüntü, endişe, kaybolmuş ve yalnız hissetme gibi güçlü duygular yaşayabilirler. Bu tür duygulara sahip olmaları normaldir ve bunları ifade etmelerine izin verilmelidir. Bazen çocuklar, özellikle küçük olanlar duygularını kelimelerle ifade etmekte zorlanıp davranışlarıyla ifade ederler. Bazı çocuklar duygularıyla saldırganlaşarak başa çıkarlar. Sınıf arkadaşları ve kardeşleriyle tartışabilir veya kavga edebilir, ev veya okul kurallarına uymayı bırakabilir, başkalarına zorbalık yapabilirler. Bazı çocuklar korkar. Daha önce korkmadıkları şeylerden korkabilirler veya sessizleşip içine kapanabilirler. Hatta bazı çocuklar kekelemeye başlayabilirler. Bazı çocuklar bedensel tepkiler geliştirirler. Tıbben hiçbir sorunu olmamasına rağmen baş ağrısı veya karın ağrısı hissederler. Bazı çocuklar uyumakta zorlanırlar, kabuslar görür veya okulda konsantre olmakta güçlük çekerler. Özellikle ergenler riskli davranışlar göstermeye başlayabilirler.”

    Ebeveynler yanlış anlaşılmaları düzeltebilir

    Genel olarak çocuklara neler olduğu ve neler olacağına dair yaşına uygun bilgi verilmesi gerektiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Dr. Gökçe Vogt, ebeveynlerin bu bilgi verme sürecinde çocukların zihnindeki yanlış anlaşılmaları düzeltmek için de fırsata sahip olduklarını söyledi ve tavsiyelerini şöyle sıraladı:

    – Onu dinlemek ve sizinle duygularını paylaşması için vakit ayırın. Kendi duygularınızı paylaşmanız da onu duygularını ifade etmesi için motive edecektir.

    – Üzgün olmanın ve ağlamanın sorun olmadığını söyleyin. ‘Hiçbir şey yapmak istemiyor gibisin, üzgün olduğunu görüyorum. Böyle durumlarda üzgün olmak normaldir’ şeklinde cümlelerle onu anladığınızı hissettirin ve duygusunu yansıtın.

    – Eğer oyun yaşındaysa çizim veya kukla gibi sözsüz ifade yolları ile duygularını sizinle paylaşması için olanak yaratabilirsiniz.

    – Okul öncesi dönemde çocuğu olan ebeveynler, mümkün olduğu kadar çocuklarınızı gürültüden, karmaşamadan uzakta kalmaya çalışın. Kıyafet seçimi gibi küçük şeyler üzerinde kontrol sahibi olmasına fırsat vermeye çalışın.

    Sosyal medya görüntülerine maruz kalması engellenmeli

    Çocuğa her şeyin iyi olacağına, güvende olduğuna dair umut ve güvence verilmesi gerektiğini vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Dr. Gökçe Vogt, “Güvende olduğunu sık sık hatırlatın. Onu sık sık kucaklayın ve daha çok yanında vakit geçirin. Çocuğunuzun kaybettiği kişi, hayvan ya da eşyalar için yas tutmasına izin verin. Onun yanında olun, güçlü olmasını beklemeyin ve üzgün olmasına izin verin. Elinizden geldiğince hızlı bir şekilde banyo, uyku gibi eski rutinlerinize dönmeye çalışın. Okula başlaması rutinine dönmesine fayda sağlayacaktır. Ayrıca okulda arkadaşlarıyla duygu ve düşüncelerini paylaşabilir. Ergenler yardımlaşma etkinliklerine dahil olduklarında güçlenmiş ve onaylanmış hissederler. Bu yüzden bu etkinliklere dahil olmaları için yönlendirin. Özellikle dikkat edilmesi gereken bir konu da sosyal medyadaki görüntülere maruz kalmasının engellenmesi gerektiğidir. Bu durum çocukların maalesef ikincil travmatizasyonuna yol açabiliyor” diye konuştu.

  • ÇOCUKLARA ÖLÜMÜ SADE İFADELERLE ANLATIN

    ÇOCUKLARA ÖLÜMÜ SADE İFADELERLE ANLATIN

    Ülkemizde son dönemlerde meydana gelen şiddetli depremler binlerce insanın hayatını kaybetmesine ve derin bir travmaya yol açtı. Depremden en çok etkilenenler arasında ise bu felaketi yaşayan ve aile üyelerini, sevdiklerini kaybeden çocuklar yer aldı. Önlenemez kayıplara uyum sağlamak, ölümle yaşamayı öğrenmek ve yaşama sevincini yeniden kazanarak hayatı sürdürmek için yas sürecinde çocuklara uygun ve gerekli destek mutlaka verilmelidir. Çocukların bu zor günleri aşmasında yetişkinler önemli rol oynamaktadır. Memorial Şişli Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikolojisi Bölümü’nden Pedagog Dr. Melda Alantar, çocuklara vefat eden aile bireylerinin nasıl açıklanması gerektiği hakkında bilgi verdi.

    Yetişkinler çocuklara ölümü anlatmakta zorlanırlar 

    Yaşam olayları arasında ölüm, çocuk ve yetişkinler için kabul edilmesi güç bir gerçektir. Ancak insanlar acı ve üzüntü veren olaylarla başa çıkmayı öğrenerek büyür ve olgunlaşırlar. Yas, çocukluk ve ergenlikte yeni süreç ve becerilerin elde edildiği farklı gelişim aşamalarına ulaşıldığında yeniden gündeme gelebilir. Örneğin bir yaşında annesini kaybeden çocuk dil gelişimi sonucu duygularını kelimelerle ifade edecek döneme eriştiğinde ölüm olayını yeniden sorgulayabilir. Ergenlik döneminde somut düşünebilecek bilişsel gelişim aşamasına ulaştığında annesinin ölümü üzerine yoğunlaşabilir. Erişkinler hayatın bir gün sona ereceği bilgisini çocuklara aktarma konusunda zorlanırlar. Anne-babalar ölümden bahsederek, çocuklarını üzeceklerini düşünürler. Onları korumak isterler. Oysa ölümün yaşamın sonu olduğu ve ölen kişinin geri dönmeyeceği çocuğa uygun dille anlatılmalıdır.

    ????????????????????????????????????

    Çocuklara ölüm haberi basit, anlaşılır ifadelerle verilmeli

    Her ailenin yitirilen kişinin yakınlığı, benimsenen kültürel değer ve inançlar, çocuğun yaş ve gelişimsel düzeyi doğrultusunda şekillenen kendine özgü ölüm haberini iletme yöntemleri vardır.  Bu güç görevin yerine getirilmesinde aşağıda belirtilen ipuçları anne-babalar için yol gösterici olabilir:

    • Olanları açıklamak için arkadaş veya diğer yakınlarınızdan daha çabuk davranarak çocuğunuza öncelikle siz ulaşın.

    • Haberi vermek için sessiz bir yer seçin, sakin ve şefkatli davranın.

    • Kötü habere çocuğunuzu alıştırmak için başlangıç yapabilirsiniz. Örneğin “Çok üzücü bir olay oldu. Deden öldü.” gibi söylemler olabilir. Okul öncesi çağ çocuğunuz için “Öldü” kelimesinin anlamını açıklamanız gerekir. “Öldü”, “artık yaşamıyor” şeklinde tanımlanabilir. Yaşamanın ne anlama geldiğini çocuğunuzla konuşun. “Yaşarken nefes alırsın, yürürsün, konuşursun, görürsün, işitirsin. Deden artık bunları yapamayacak.”

    • ”Ölüm”, “öldü”, “kanser” veya “kalbi durdu” gibi açık ve anlaşılır terimler kullanın.

    “Artık bizimle birlikte değil”, “gitti”, “uykuya yattı” gibi belirsiz ve karmaşık ifadelerden kaçının. Özellikle uykuya ilişkin açıklamalarda bulunmayın. Bu durumda küçük çocuklar sevdiklerinin bir gün uyanacaklarını düşünürler. “Uzun ve bir daha uyanmayacağı bir uykuya daldı” gibi yaklaşımlar çocukları uykudan korkar duruma getirebilir. Anne-babalarının uyuması halinde de huzursuz olurlar.

    • Basit gerçekleri anlatın, ayrıntıların soru şeklinde sorulmasına olanak sağlayın. Çocuğunuzun duygusal tepkiler vermesine izin verin, “Bazı insanlar üzüldükleri zaman ağlarlar, diğerleri ise acı duydukları zaman tepkilerini belli etmezler. Bu onların ölen insanı sevmedikleri anlamına gelmez.”

    • Ölüm olayının ardından birkaç gün boyunca neler olacağını çocuğunuza anlatın. Cenazeyle ilgili işlemler, tören, defin işlemleri hakkında ailenizin benimsediği görüş, kültürel değer ve inançlar doğrultusunda bilgi verin. Nerede olacağınız, nereye gideceğiniz, evde bulunacak kişiler, gelecek ziyaretçiler hakkında çocuğunuzu bilgilendirin.

    • Yaşantınızın yeniden düzene gireceği konusunda çocuğunuza güven verin. Birkaç gün içinde okula dönerek, arkadaşlarını göreceğini hatırlatın. Ailenin sevdiği insan olmadan olağan yaşantısına devam edeceğini anlatın. Acılı dönemlerde sergilenen olumlu bakış açısı çocuğun yas sürecinden iyileşerek çıkmasını sağlar.

    Ölümle başa çıkmaları için çocuklara yardımcı olunmalıdır

    • Çocuğunuzla konuşun, onu dinleyin, destekleyin. Size pek çok soru sorabilir. Aynı soruları tekrar tekrar yanıtlarken sabırlı ve anlayışlı davranın çünkü sorular çocuğun hissettiği karmaşa ve belirsizliği gösterir, iyileşme yöntemidir. Gerekli durumlarda “Bilmiyorum” demekten çekinmeyin.

    • Unutmayın, çocuğunuz tepkilerinizi izler ve sizi örnek alır.

    • Cenaze törenleri ve anma toplantıları ölüm olayını kabullenmemizi sağlar. Aile ve arkadaşlardan destek görürüz. Bu törenler çocuklar için de çok önemli ve birçok açıdan faydalıdır. Çocuğun törene katılması olup bitenleri somutlaştırmasına yardımcı olur. Çocuğunuza törende yaşanılacaklar hakkında ayrıntılı bilgi verdikten sonra, katılıp, katılmayacağını sorun. Cenaze törenine gitmeyi reddediyorsa onu bu konuda zorlamayın.

    •  Zorunlu olmadığınız sürece çocuğunuzdan ayrılmayın.

    •  En kısa zamanda yemek, çalışma, uyku saatlerini belirleyerek, olağan günlük yaşam düzeninize dönün.

    •  Çocuklar duygularını ifade edebilmek için yardıma gereksinim duyarlar. Ölen kişi için resim yapmak, mektup yazmak konusunda çocuğunuzu yönlendirebilirsiniz.

    •  Ölen kişinin anısına ağaç dikmek, hatıra defteri oluşturmak gibi etkinliklere yöneltebilirsiniz.

    •  Ölümü konu alan kitapları okumak yararlı olabilir.

    •  Okulu ölüm olayından haberdar etmek, sınıf öğretmeni, psikolojik danışman, diğer öğrencilerin yardım ve destekleri çocuğun yaralarını sarmasında önemlidir.

    Çocuklar yardıma ihtiyaç duyduklarını gösteren işaretler verir

    Ebeveynler gerekli durumlarda uzman desteği almaktan kaçınmamalıdırlar. Yas sürecinde çocukların yardıma gereksinim duyduklarını gösteren bazı uyarıcı işaretler şunlardır:

    •  Kendilerinin ya da ebeveynlerinin başına kötü şeyler geleceğine ilişkin korku nedeniyle okula gitmeyi reddetme,

    •  Doktor muayenesi sonucu herhangi bir sorun olmamasına karşın, çocukta süreklilik gösteren şikayetlerin bulunması, özellikle ölen kişinin rahatsızlığına benzeyen sorunlar yaşanması (Örneğin bir yakını kalp krizi sonucu ölen çocuğun açıklanamayan göğüs ağrısından yakınması gibi),

    •  Günlük etkinlik ve olağan düzeni engelleyecek ölçüde yoğun olarak yaşanan korku ve endişelerin gözlemlenmesi, ev, okul ve toplumsal ortamlarda benzer davranışların sergilenmesi,

    •  Depresyon genellikle sevilen kişinin ölümü, boşanma gibi önemli kayıpların ardından görülür. İçe kapanma, dikkat eksikliği, isteksizlik, uyku ve beslenme bozuklukları, üzüntü, sıklıkla ağlama gibi belirtilerin 2 hafta boyunca yaklaşık her gün sergilenmesi.

  • Toplumsal Bir Travmanın İçerisindeyiz

    “Afetler, kişinin hayatı boyunca katlanabileceği en travmatik olaydır ve bu deneyim uzun dönemde kişinin ruh sağlığını önemli ölçüde etkileyebilir” diyen İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Psikiyatristi Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Sezai Uyar, afetlerin etkilerini anlayabilmek için toplumsal olarak yaşanan travmanın etkileri ve bu süreçte ruh sağlığı için yardım almanın önemini açıkladı.

    Tüm Türkiye’yi yasa boğan Kahramanmaraş merkezli depremin ardından yaraların sarılmaya çalışıldığı bu günlerde, “afetin toplumda yarattığı etkileri fark etmeliyiz ve bununla doğru şekilde başa çıkmalıyız” diyen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Sezai Uyar; “afetlerde yaşanan toplumsal travmaların etkilerini azaltabilmek için ilk önce yüksek risk gruplarını tespit etmeliyiz ve bu riskli gruplardan başlayarak ruh sağlığı tedavi planlaması yapmalıyız” dedi.

    En çok risk altında bulunanların ise; yaralılar, çocuklar, kadınlar, önceden travması olanlar, yakınlarını kaybedenler ve kurtarma personelleri olduğunu vurgulayarak afet sonrasında bu gruplarda görülebilecek psikiyatrik sorunların önüne geçilmesine yönelik olarak önemli uyarılarda bulundu.

    ‘Depremden Sonra 4 Evreden Oluşan Bir Sürece Girdik’

    Depremden sonra toplumsal olarak yaşanan psikolojik sürecin 4 evreye ayrıldığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Uyar, bu evreleri şu sözlerle açıkladı;

    “Depremin hemen sonrasında toplumsal olarak genellikle güçlü bir işbirliği ve dayanışma içerisinde hareket ettiğimiz birinci evreye gireriz. Depremi izleyen birkaç hafta ile birkaç aylık dönemi kapsayan süreçte ikinci evreyi yaşarız.  Buna uyum evresi deriz, biz şuan bu evredeyiz.  Bu aşamada, yorgunluk, baş dönmesi, baş ağrısı, bulantı gibi belirtilerle doktorlara başvurular artmaya başlar. Öfke, huzursuzluk ve toplumdan uzaklaşma görülür.

    “İnsanlar bu dönemde duygusal dengesizlikler yaşayabilmektedir” diyen Dr. Öğr. Üyesi Uyar, afetzedeler ve toplumdaki diğer kişilerin yaşayabileceği fiziksel ve psikolojik etkileri sıraladı;

    • Yorgunluk

    • Baş dönmesi

    • Bulantı

    • Titreme

    • Mide rahatsızlıkları

    • Uyku bozukluklar

    • Ağlama isteği

    • Anksiyete

    • Depresyon

    • Yas

    • Kararsızlık

    • Konsantre olamama

    • Dikkat dağınıklığı

    “Bizi bekleyen üçüncü evre ise bir yıla kadar uzayabilir. Bu evrede onarma çalışmalarının en iyi şekilde yerine getirilmesi beklentisi içerisinde olacağız. Depremim üzerinden geçen birkaç yıllık süre ise dördüncü evre, yani son evrededir ve afetzedeler ancak bu evrede yaşam ile bütünleşebilecekler.”

    Afetten kurtulma süreci “ikinci bir afettir”

    “Afeti gören herkes etkilenir. Kayıp ve travmalar herkesi doğrudan etkiler. Ayrıca, afete maruz kalan topluluğun bir parçası olmakta birçok kişide duygusal izler bırakır. Afeti gören, tanıklık eden herkes bir anlamda kurbandır. Basın yoluyla ikinci elden yoğun afet deneyimine maruz kalmak bile kişileri etkiler” sözleriyle tüm ülkemizin depremden ne kadar etkilendiğinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Uyar sözlerine şu ifadelerle devam etti;

    “Afeti yaşayan ve hayatta kalanların afetten kurtulma süreci “ikinci afet” olarak tanımlanır. Afet, günlük hayatı birçok yönüyle etkilediği için afetten sağ kalanlar birden çok sayıda problemle karşı karşıya kalır. İnsanların, yitirdiği yakınları, geçici barınak, giysi ve yiyecek temini, ulaşım imkânı, mali destek için başvuru, işsizlik sigortası, gelir vergisi yardımı, tıbbi bakım alınması, yıkım için yardım, temizlik, kazı çalışmaları vb. ihtiyaçları olabilir. Geçici yerleşim yerinin temini gibi temel ihtiyaçların karşılanması esnasında birçok sorunla karşılaşılır.”

    Birçok İnsan Ruh Sağlığı Hizmetlerine İhtiyacı Olduğunu Düşünmüyor

    “Deprem sonrasında birçok afetzede ruh sağlığı hizmeti almak için başvuruda bulunmayacak çünkü toplumumuzda ruh sağlığı hizmetleri demek delilikle eşdeğer görülüyor. Afetten kurtulan birine ruh sağlığı alanında yardım önermek onur kırıcı görülüyor zaten afetzede halkımız da hala eski yaşantılarını bir araya getirme gayreti içinde birçok problemle uğraşıyor. Kısacası tüm bu süreçte ruh sağlığı desteği eksik kalıyor.”

    Yardım Almaktan Çekinmeyin

    Ruh sağlığı görevlilerinin afetlerde stres reaksiyonları, bunlarla başa çıkma becerileri ve uygun kaynaklar konusunda tüm toplumu eğitmesi gerekiyor. Diğer bir ifadeyle, halkımızı afetin etkileri, kendi kendine yardım müdahaleleri ve ek bir yardım için nereye başvurulacağı bilgisi toplumun tümüne ulaştırılmalıdır.

    “Ruh Sağlığı Planı”, İl Afet Planı’nın Bir Parçası Olmalıdır

    Afetlerde ruh sağlığı hizmetlerinin toplumun ihtiyaçlarına göre düzenlenmesinin oldukça önemli olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Uyar bu konudaki görüşlerini şu cümlelerle dile getirdi;

    “Ruh sağlığı programı hazırlanırken, toplumun demografik ve karakteristik özellikleri göz önüne alınmalıdır bu nedenle afetlerde ruh sağlığı hizmetleri sunan diğer organizasyonlarla koordinasyonu sağlamak, toplumun afet döneminde ruh sağlığı ihtiyaçlarına efektif yanıtlar vermek amacıyla afetlerde ruh sağlığı planı, İl Afet Planı’nın bir parçası olmalıdır.

  • Deprem Bölgesinde Asbest Tehlikesine Karşı Alınması Gereken Önlemler

    Kahramanmaraş merkezli 10 ili etkileyen depremin ardından yıkılan binlerce bina görünmeyen tehlikeler barındırıyor. Yıkılan binalarla birlikte yüksek miktarda asbest yayılıyor. Asbest halk arasında beyaz toprak olarak biliniyor. Ülkemizde 2013 yılında asbest kullanımı ve ticareti yasaklanmış olsa da deprem gibi afet durumlarında eski yapılı binalarda ortaya çıkabiliyor. Lifli yapıda bulunan kimyasal madde inşaat sektöründe yaygın olarak kullanılıyor. Asbeste maruz kalmak uzun vadede akciğer hastalıklarına neden olabiliyor. Akciğer kanseri, akciğer zarında sıvı birikmesi, abestozis ve mezotelyoma yani karın boşluğunu saran zarın kanseri gibi sorunlar ortaya çıkabiliyor. Memorial Hizmet Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Banu Altoparlak, asbest tehlikesiyle ilgili bilgi verdi.

    Kimyasal madde vücuda zarar veriyor

    Asbest ya da amyant; ısıya, aşınmaya, kimyasal maddelere dayanıklı yapısal özellikleri açısından esnek, lifli yapıda bir mineraldir. Magnezyum silikat, kalsiyum-magnezyum silikat, demir-magnezyum silikat ve sodyum-demir silikattan oluşmaktadır. Halk arasında ak toprak veya gök toprak gibi isimlerle bilinmektedir. Gemi, inşaat, otomotiv gibi farklı iş alanlarında kullanılmaktadır.  Dayanıklı olması, ısı izolasyonu sağlaması ve kolay tutuşması farklı sektörlerde kullanılmasının en önemli nedenlerindendir. Lifli yapıdan oluşan asbest, insan sağlığına ve akciğere ciddi zarar verebilmektedir.

    Memorial Hizmet Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Banu Altoparlak

    Uzun vadede kansere yol açabiliyor

     Asbest kanserojen bir madde olduğu için solunması veya içme suyuyla birlikte vücuda girmesi tehlike oluşturmaktadır. Solunum yoluyla vücuda girdikten sonra birçok farklı hastalığa yol açabilmektedir. Akciğer kanseri, akciğer plağının kalınlaşması, mezotelyoma yani akciğer zarı kanseri, gırtlak kanseri, yumurtalık kanseri ve asbestosis gibi hastalıklar liflerin solunması sonucu 20-30 yıl içinde meydana gelebilecek hastalıklardır. Sigara içen bireylerde bu süreç daha hızlı gerçekleşmektedir. Hastalık kendini belli ettikten sonra çok yavaş ilerlemektedir. Yıllar içinde ciğerlerin vücut için gerekli olan oksijeni alabilme kapasitesi ortadan kalkmaktadır. Hasar ilerleyerek solunum yetmezliğine neden olabilir.

    Maruz kalınan asbest miktarı, süresi, asbest liflerinin boyu, şekli ve kimyasal yapısı hastalıkların tetiklenmesinde temel unsurlardan bazılarıdır.

    Asbest farklı iş alanlarında kullanılıyor

    Asbest deprem nedeniyle gündeme gelse de sadece binalarda ve inşaat alanında kullanılmamaktadır. Farklı kullanım ve iş alanları bulunmaktadır. Bu alanlar;

    • Tekstil (lifler, ipler, kumaşlar)

    • Çimento endüstrisi (boru, saç)

    • İnşaat malzemeleri

    • Kimyasal (dolgu materyalleri, sentetik reçine kalıp materyalleri, kauçuk ürünler)

    • Kağıt endüstrisi (karton, asbest kağıdı)

    • Fren, debriyaj, balata üretimi

    • Gemi yapımı

    • Vagon üretimi

    Koruyucu ekipman hayat kurtarıyor!

    Asbeste maruz kalınabilen ortamlar olan deprem enkazı gibi alanlarda görev yapacak ekipler ve afetzedelerin toz maskesi ve gözlük kullanması gerekmektedir. Yıkım yapılan ortamdan uzak durulmalı ve beslenme ihtiyaçları bu bölge içinde karşılanmamalıdır. Asbeste karşı koruyucu ekipmanlar uzun vadede hayat kalitesini artırmaktadır. Koruyucu tek kullanımlık tulumlar asbestin vücuda ve deriye temas etmemesi için önemlidir. Giyilen çizmeler veya botlar daha sonra yıkanabilen şekilde olmalıdır. Asbestli ortama girildikten sonra koruyucu ekipman ve kıyafet değiştirilmelidir. Vardiyalı çalışma saatleri ile çalışan ekiplerin asbeste daha az maruz kalması sağlanmalıdır.

  • Deprem Sonrası Akut Stres Bozukluğuna Dikkat!

    “Ülke olarak zorlu bir süreçten geçiyoruz. Bu süreçte hepimiz aynı gemideyiz bu gemi içerisinde hepimiz yaralar aldık, kayıplar yaşadık ve ne yazık ki yaşamaya devam ediyoruz” diyen İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Psikoloji bölümünden Kln. Psk. Müge Leblebicioğlu Arslan, önemli açıklamalarda bulundu.

    Travma Sonrası Neler Yaşıyoruz?

    ‘Yaşamımızı, yaşam şeklimizi değiştiren kriz olarak adlandırdığımız her türlü olay ya da durumu travma olarak adlandırabiliriz. Ancak her kriz travma sonrası stres bozukluğu oluşturacak diye bir durum söz konusu değildir.’

    Şu anda hepimiz doğrudan ya da dolaylı olarak travmaya maruz kalıyoruz. Travma yaşadıklarımızın fazla gelme, taşıyamama hali olarak tanımlayabiliriz. Akut kriz anında gösterdiğimiz tutumlar ya da duygusal değişimler doğrudan TSSB yaşadığımız ya da yaşayacağımız anlamına gelmez. Aniden gelişen deprem gibi beklenmedik kriz durumları karşısında bazı tepkiler gösterebiliriz. Sinir sistemimiz bu aniden gelişen durum karşısında zorlanabilir. Bu zorlanma normalden farklı olarak kalp çarpıntısı, nefes darlığı, göğüste sıkışma gibi fizyolojik tepkiler ya da ağlama nöbeti, öfke krizi, donup kalma, üzüntü, korku, keyifsizlik, suçluluk gibi duygusal tepkiler göstermemize neden olabilir. Tüm bunlar bu süreçte son derece normaldir.

    ‘Akut stres belirtilerinden ziyade travmayı nasıl işlediğimiz TSSB ‘min oluşumunda belirleyici bir faktördür’

    Çalışmalar deprem gibi afet olaylarında üç ve dördüncü haftadan sonra gösterdiğimiz belirtilerin TSSB oluşumuna dair ilk işaretler olduğunu göstermektedir. TSSBnun sinyalleri çoğunlukla kriz anının sonlandığı noktada başlamaktadır. Ancak halen bir kriz anı içerisindeyiz ve bu kriz henüz sonlanmadı. Artçı depremler, enkaz altında kalan insanlar, hasar gören binaların başında bekliyoruz. Hepimizi doğrudan ya da dolaylı yoldan bu krize şahit oluyoruz.

    İkincil Travmanın Oluşumunda Koruyucu Önlemler Nelerdir?

    Gördüğümüz, duyduğumuz ve izlediklerimiz ‘’İkincil Travma’’ oluşumuna neden olabilmektedir. Travmanın işlenmesi TSSB önlemede oldukça önemlidir. Her yaş grubu için travmayı işlemede yardımcı olacak önlemleri şu şekilde özetleyebilirim:

    Güvendesin mesajı verin:

    Günlük rutinlerimizle kendimize özellikle şu dönemde en çok ihtiyaç duyduğumuz ‘’güvendesin mesajını’’ verebiliriz. Rutinlerinize devam etmek için çabalayın: Rutinler içinde bulunduğumuz yoğun belirsizlik halini bir nebze belirli hale getirerek kişinin kendisini güvende hissetmesini sağlar.   Belirli bir yerde ve saatte yemek yemek, temizlik yapmak, sohbet etmek, çocuğunuzla ilgilenmek, belirli bir yerde yürüyüş yapmak vb. günlük rutinlerinizi bu süreçte yeniden oluşturmaya çalışın.

    Sosyal medya ve haber kanallarına aşırı maruz kalmaktan kaçının:

    Bu süreçte belirsizliğin oluşturduğu kaygıyla baş edebilmek için sosyal medya ve haber kanallarına sürekli olarak kendinizi maruz bırakıyor olabilirsiniz. Bu noktada bilgi edinecek ve yardımcı olacak kadar sosyal medyayı kullanmak ikincil travmanın oluşumunu önlemek açısından oldukça önemli.

    Duyguları ifade edin ve temas halinde olun:

    Gün içerisinde yakınlarınızla ‘’Ne hissediyorum?, Hangi görüntüden nasıl etkilendim?, Neyden korktum? Aklımdan çıkmayan görüntü ne?‘’ vb. duygu ve düşüncelerinizi paylaşmak travmanın izlerini silmeye yardımcı olacaktır. Tam tersi ‘’Erkek adam ağlamaz. Kocaman adam oldun. Güçlü ol. Güçlü olmalısın.’’ gibi ifadelerden kaçının. Bu ifadeler kişinin duygularını bastırmasına ve travmayı işlemede zorlanmasına neden olacaktır. Benzer şekilde çocuğun duygularını ifade etmesine izin vermek, yaşına ve gelişim düzeyine uygun somutlaştırmalar yapmak travmayı işlemesine yardımcı olacaktır. Afet bölgelerine bireysel ve toplumsal destek vermek psikolojik iyi olma halimize yardımcı olacaktır.

    Ruh ve beden bir bütündür.

    Fiziksel sağlığınızı ihmal etmeyin:

    Dengeli beslenme, düzenli uyku ve varsa kullanılan ilaçların takibi bu süreçte oldukça önemli.

    Yas tutma sürecinize izin verin:

    Unutulmamalıdır ki herkesin yas tutma süreci biriciktir. Bu zorlu süreçte yargılayıcı dilden ziyade kapsayıcı dili kullanmaya ihtiyacımız var. Kullanalım ki bireysel ve toplumsal ruh sağlığımızı koruyabilelim.

    Psikolojik destek almaktan çekinmeyin:

    Hissettiğiniz duygu durum giderek artıyor ve baş etmekte güçlük oluşturuyorsa bir ruh sağlığı uzmanından destek alın.

    Belki biraz zaman alacak ancak birlikte iyileşeceğiz.

  • Solunum enfeksiyonlarında artış riskine karşı acil önlem alınmalı

    Solunum Derneği TÜSAD, deprem bölgesinde solunum enfeksiyonlarında artış yaşanabileceği uyarısı yaptı. TÜSAD İnfeksiyon Çalışma Grubu Sözcüsü Prof. Dr. Berna Kömürcüoğlu, zorlu kış koşulları nedeniyle solunum enfeksiyonları salgını yaşanabileceğine dikkat çekti. Kömürcüoğlu, grip, solunum yolu virüsleri, COVID-19 gibi hastalıklara karşı depremzedelerin ve bölgedeki görevliler açısından dikkat edilmesi gerekenleri ve alınması gereken önlemleri hatırlattı.Deprem felaketinden etkilenen 10 ilde depremzedeler için yaşam alanları kurulup, temel ihtiyaçlar karşılanmaya çalışılıyor. Ancak depremlerin sağlık üzerindeki ani etkileri kadar salgın ve uzun süreli sorunları tetiklediği de biliniyor. Bu nedenle mevcut sağlık sorunları olanlar için temel ilaçların sağlanması kadar, depremzedelerin ve bölgede görev alan ekiplerin solunum yolu, su ve hijyen kaynaklı enfeksiyonlar konusunda da korunması gerekiyor. Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD) kendi alanıyla ilgili hastalıklara dikkat çekerek, neler yapılması gerektiğini hatırlattı. TÜSAD İnfeksiyon Çalışma Grubu, mevsimsel olarak zaten yaygın olan gribin yanı sıra COVID -19, influenza, Adeno Virus ve Respiratuvar Sinsityal Virüs (RSV) gibi hastalıklarda artış olabileceği uyarısı yaptı.

    KOŞULLAR SALGINI TETİKLEYEBİLİR

    TÜSAD İnfeksiyon Çalışma Grubu Sözcüsü Prof. Dr. Berna Kömürcüoğlu, deprem sonrasında, bölgede oluşan geçici yaşam koşuları ve soğuk hava maruziyeti nedeniyle, akut enfeksiyonlar ve kronik hava yolu hastalığı olan kişilerde akut alevlenmelere neden olabileceğine dikkat çekti. Kömürcüoğlu, “Bu nedenle mevcut sağlık sorunları olanlar için temel ilaçların sağlanması kadar, depremzedelerin ve bölgede görev alan ekiplerin solunum yolu, su ve hijyen kaynaklı enfeksiyonlar konusunda da koruyucu önlemlerin acilen alınması önem taşıyor” dedi. Kömürcüoğlu, şu noktalara dikkat çekti:

    • Hem yetişkinlerde hem de çocuklarda çadır ve konteyner şartlarında yaşamaktan ve soğuktan yeterince korunamamaktan kaynaklı olarak zaten mevsimsel olarak salgın durumunda olan bakteriyel ve viral enfeksiyonlarla COVID-19 vakalarında yükselişe neden olabilir.
    • Yine çadırlarda ısınma kaynaklı sobaların kullanımı ve yeterince havalandırma yapılmaması nedeniyle karbon monoksit ‘CO’ zehirlenme riskinde artışlara neden olabilir. Bu nedenle çadırlarda ve araçlarda kalanlarda ortamın sık sık havalandırılmasına dikkat edilmesi hayati önem taşımaktadır.
    • Çadırlarda, kurulan yaşam alanlarında toplu halde yaşam nedeniyle solunum yolu enfeksiyonları daha kolay bulaş ve hızla yayılmaya neden olabilir. Özellikle solunum enfeksiyonları bulguları, yüksek ateş, öksürük, balgam çıkarma ve nefes darlığı gibi şikayetleri artan kişilerin solunum ve akciğer enfeksiyonları açısından değerlendirilmeleri ve tedavilerinin başlanması gerekiyor.

    BÖLGEDE AŞILAR TAMAMLANMALI

    Salgınların önüne geçilmesi için deprem bölgesinde özellikle eksik COVID-19 ve grip aşılarının tamamlanması gerektiğini hatırlatan Kömürcüoğlu, şu hatırlatmaları da yaptı: “Bakteriyel enfeksiyonların önlenmesi içinse özellikle üşüme-titremeyle yükselen ve 39-40 dereceleri bulan ateş, bademcik enfeksiyonu, boğaz ağrısı, genel durumda hızlı kötüleşme bulguları gösteren kişilere erken dönemde antibiyotik tedavisinin başlanması önemli. Ayaktan verilen tedaviye rağmen semptomlar geçmiyor ve ilerliyorsa, hastanın mutlaka hastane ortamında akciğer filmi ve kan tahliliyle zatürre (pnömoni) açısından değerlendirilmesini öneriyoruz.