Kategori: Sağlık

  • 45 Yaşından Sonra Düzenli Tarama Kolon Kanserine Karşı Koruyor

    Kolon kanseri hem dünyada hem de ülkemizde çok sık görülüyor. Giderek sıklığı artan kolon kanseri hastanın hem yaşam kalitesini bozuyor, hem de tedaviye başlanılmadığı veya geç kalındığı takdirde hayati riske yol açabiliyor. Yıllar içerisinde yavaş ilerleyen kolon kanseri, erken teşhis edildiğinde doğru tedavi planlaması ile hastanın hayat kalitesi ve süresi uzatılabiliyor. 45 yaş üzerindeki herkesin kolonoskopi ile tarama yaptırması, kolon kanserinin erken teşhis edilmesinde büyük rol oynuyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi İleri Endoskopi Merkezi’nden Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. A. Emre Yıldırım, “Kolon Kanseri Farkındalık Ayı”nda kolon kanseri ile ilgili bilgi verdi.

    Ailesinde kolon kanseri öyküsü olanlar dikkat! 

    Kolon kanseri, yavaş büyüyebilir ve ilk aşamalarda genellikle belirti vermez. Ancak ilerleyen aşamalarda, dışkıda kan, karın ağrısı, kabızlık veya ishal, kilo kaybı ve yorgunluk kolon kanserinin belirtileri arasında yer almaktadır. Kolorektal kanserlere yakalanma riski 50 yaşın üzerinde 6 ile 8 kat oranında artmaktadır. Kolon kanseri için riskli gruplar da bulunmaktadır. Ailesinde veya 1. derece yakınlarında kolon kanseri öyküsü bulunanlar ve daha önce kendisinde veya ailesinde riskli polipler bulunan kişiler ve ülseratif kolit veya crohn hastalığı gibi inflamatuar bağırsak hastalığı olanlar 45 yaşını beklemeden uygun aralıklar tarama kolonoskopileri yatırmalıdır.

    ????????????????????????????????????

    Kolon kanserinin öncü durumları kolonoskopi ile ortaya çıkıyor 

    Kolonoskopi, kolon kanseri gibi bağırsak hastalıklarının teşhisinde ve tedavisinde çok önemli bir rol oynar. Kanser öncüsü poliplerin (küçük tümör benzeri oluşumlar) tanısında, çıkartılmasında ve kolon kanseri taraması için kullanılır. Kolonoskopi son dönemde yaygınlaştığı için, hastalığın bulunmasında konfor sağlayan etkili bir yöntemdir. Kolonoskopi yaygınlaşmadığı dönemde, gaitada gizli kana bakılarak kolon kanseri teşhis edilmeye çalışılmaktaydı. Kolonoskopinin yaygınlaşmasıyla birlikte, 45 yaşını beklemeden risk faktörü bulunan herkesin kolon kanseri için tarama yaptırması önerilmektedir.

    İleri endoskopi uygulamaları kolon kanserini önlemede etkili oluyor 

    Kolonoskopi, kolon kanserinin öncü durumlarını belirlemektedir. Kolonoskopik taramada hastadan çıkan polipin büyüklüğü, sayısı ve patolojik durumu sorgulanmaktadır. Tüm bulgulara göre kolonoskopik taramanın sıklığı belirlenmektedir. Bazı polipler kolonoskopi sırasında kolayca çıkartılabilirken, bazıları için ise daha farklı Endoskopik Mukozal Rezeksiyon (EMR) veya Endoskopik Submukozal Diseksiyon (ESD) gibi ileri endoskopik işlemler gerekebilmektedir. Bu sayede kansere dönüşebilecek polipler ameliyatsız olarak endoskopik şekilde erkenden alınabilmekte ve bu hastalık önlenebilmektedir. İleri endoskopi üniteleri bu konuda çalışmalar yürütmektedir. Özel ünitede, özel ekipmanlar ve deneyimli gastroentroloji uzmanları işlemleri kolaylıkla yapılmaktadır.

    Kolonoskopi taramaları düzgün yapılmamış ve kolon kanserinin çok erken evreleri yakalanamamış,  endoskopik tedavi şansı kaçırılmış ise cerrahi müdahale ile tam tedavi gerçekleştirilebilir. Daha ileri evrelerde kemoterapi, radyoterapi veya immünoterapi gibi tedaviler de kullanılabilir.

    Hızlı kilo kaybına dikkat! 

    Kolon kanseri ile ilgili uzmana başvurulması gereken bazı semptomlar bulunmaktadır.

    •         Karın ağrısı veya krampları

    •         Sürekli kabızlık veya ishal

    •         İshal veya kabızlık sırasında kanlı dışkı

    •         Dışkılama sırasında ince dışkı

    •         Bağırsakta doluluk hissi veya bağırsak boşaltımı hissi

    •         Yorgunluk, halsizlik veya enerji kaybı

    •         İştah kaybı veya kilo kaybı

    •         Demir eksikliği anemisi (kansızlık)

    •         Bağırsakta tıkanıklık hissi

    Bu durumda konu ile ilgili deneyimli uzmanlara başvurmakta gecikmemek önemlidir.

    Kolon kanserinden korunma yolları

    Kolon kanseri, çeşitli faktörlerin bir araya gelmesi sonucu oluşur. Bu faktörler arasında genetik yatkınlık, yaş, beslenme alışkanlıkları, hareketsiz yaşam tarzı, inflamatuar bağırsak hastalıkları ve çevresel faktörler yer alabilir. Bu faktörler içerisinde düzeltilme şansı olanları düzelterek kolon kanserinden korunmak mümkündür. Kolon kanserinden korunmak için özellikle beslenmeye ve fiziksel aktiviteye dikkat etmek gerekmektedir. Şeker ve etin çok yoğun olarak tüketilmesi, kolon kanserine davetiye çıkartmaktadır. Obezite, alkol ve sigaranın tüketilmesi kişiyi kolon kanseriyle karşı karşıya bırakacak unsurlar arasında yer almaktadır.

  • Covid-19 pandemi stresi ergenlerin beyinlerini yaşlandırdı

    Yeni bir araştırmaya göre Covid-19 pandemisi yalnızca ergenlerin ruh sağlığını olumsuz etkilemekle kalmadı, aynı zamanda beyinlerini de yaşlandırdı.

    Pandeminin dünya genelinde özellikle gençlerin ruh sağlığını olumsuz etkilediği her geçen gün yeni bir çalışma ile kanıtlanıyor. Karantina tedbirleri nedeniyle okulların ve diğer sosyalleşme alanlarının kapalı olması çocukların ve gençlerin duygusal sağlığına büyük zarar verdi.

    Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Stanford Üniversitesi’nde yapılan yeni bir araştırma ise pandemiyle bağlantılı stresin ergenlerin beyinlerinde fiziksel değişikliğe yol açtığını ve beyin yapısında pandemi öncesindeki yaşıtlarına kıyasla daha yaşlandırdığını ortaya koydu.

    Biological Psychiatry dergisinin Global Open Science bölümünde yayımlanan çalışma kapsamında araştırmacılar, San Francisco körfez alanındaki 81 ergenin pandemi öncesi çekilen manyetik rezonans görüntüleme (MRI) taramasını, 82 ergenin Ocak 2020 ve Mart 2022 tarihlerinde, pandeminin sürdüğü ancak karantinanın kaldırıldığı dönemde çekilen MRI taramalarıyla karşılaştırdı.

    Bu katılımcıların 64’ünün yaş ve cinsiyet gibi faktörleri açısından eşleştirildi.

    Araştırmacılar karantina sonrasında değerlendirilen ergenlerin, pandemi öncesindekilere göre ruh sağlığı sorunlarını daha ağır şekilde içselleştirdiğini fark etti. Daha da ötesi, karantina sonrası değerlendirilen ergenlerde beyin zarı kalınlığının azaldığı, hippokampal ve amigdala hacminin büyüdüğü ve beyin yaşının daha fazla ilerlediği anlaşıldı.

    Sonuç itibariyle, karantina sonrasında değerlendirilen ergenler, tipik olarak yaşlılarda ya da çocuklukta kayda değer talihsizlikler deneyimlerde görülen nöroanatomik özellikler sergiledi. Bir başka deyişle bu ergenlerin beyinleri zamanından önce yaşlandı.

    Araştırmacılar başka bir çalışma üzerindeydi

    Çalışma esasında pandeminin ergenlerin beyin yapısını nasıl etkilediğini araştırmak için başlamadı. Araştırmaya katılan çocuklar, ergenlikte depresyonla ilgili uzun soluklu bir çalışma grubunda yer alıyordu. Ancak Covid-19 salgını ile araştırmacılar planladıkları düzenli MRI taramalarını yapamadı.

    Beyin taramaları yeniden başladığında ise, araştırmacılar çalışmaya kaldıkları yerden devam edemeyeceklerini anladı.

    Euronews Next’e konuşan Stanford Üniversitesi’nden psikoloji profesörü Ian Gotlib araştırmada büyük bir açık oluştuğunu belirterek, “İstatistiksel olarak bu açığı kontrol edebilirdik, ama bu o çocukların pandemi öncesindeki çocuklarla aynı olduğunu varsayımına dayanıyordu ve biz durumun böyle olduğundan emin değildik” dedi.

    Prof Gotlib, “Bu çocukların karantinalardan sonra yüksek oranda depresyon ve endişe ve üzüntü yaşadığını biliyorduk. Ama bilmediğimiz beyinlerinde değişim olup olmadığıydı. Ve beyinleri değişmişti” diye konuştu.

    Prof Gotlib, bugüne kadar bu şekilde beyin yaşının ilerlemesi yalnızca şiddet, ihmal ya da ailesel sorunlar gibi kronik sıkıntılar yaşayan çocuklarda görüldüğüne dikkat çekti.

    Beyin yapısındaki değişimler ne anlama geliyor?

    Her ne kadar beyindeki fiziksel değişimler kulağa çok ciddi gelse de, bu değişimlerin ne anlama geldiği ya da  kalıcı olup olmadığı henüz bilinmiyor.

    Prof Gotlib, “Bir karşılaştırma grubu yok. Önümüzdeki beş yıl içinde pandemiyi yaşamamış çocuklarla kıyaslama yapamayacağız çünkü böyle bir grup yok” diyerek bu sorularının yanıtını bulmanın zorluğuna işaret etti.

    “Belki bu değişim onları daha hızlı bir biyolojik yaşlanmaya götürür. Ya da belki bu geçici bir şeydir ve pandemi stresine karşı bir tür tepkidir” diyen Gotlib, ergen beyninin hala esnek olduğunu ve görece daha kolay adapte olup değişebildiğine dikkat çekti.

    Prof Gotlib, “Belki de bu pandeminin stresine uyumdur ve stres ne zaman azalırsa yaşlanma da yavaşlar” değerlendirmesinde bulundu.

    Araştırmanın, kötüleşen ruh sağlığının değişebileceğini ortaya koymasının önemli olduğuna vurgu yapan Prof Gotlib, “İçine girip beyni doğrudan değiştiremezsiniz ama ruh sağlığını, depresyonu, anksiyeteyi doğrudan tedavi edebilirsiniz. Ve bence bu çok önemli” diye konuştu.

    Gotlib bu gençlerin 20 yaşına geldiklerinde yeniden beyin taramasından geçeceklerinin bilgisini verdi.

  • Deprem bölgesindeki yaşlılar solunum yolu hastalıklarından korunmalı

    Deprem bölgesindeki yaşlılar
    solunum yolu hastalıklarından korunmalı

    Solunum Derneği TÜSAD; Yaşlılara Saygı Haftası’nda deprem bölgesinde zor koşullarda yaşamak durumunda kalan yaşlıları hatırlattı.  TÜSAD Geriatri Çalışma Grubu Başkanı Doç. Dr. Serap Akçalı Duru, depremden etkilenen şehirlerdeki yaşlıların en kısa sürede güvenli alana taşınmalarının ve temiz hava solumalarının sağlanmasını ve solunum yolu enfeksiyonlarına karşı aşılanmalarını önerdi.

    Dünya yaşlı nüfusunun giderek arttığı günümüzde, yaşlılarımızın sağlık ve sosyoekonomik anlamda ihtiyaçlarının karşılanması, hak ettikleri değerin, saygının gösterilmesi ve bu konuda farkındalık yaratmak gerekiyor. Bu amaçla her yıl18-24 Mart tarihleri arası Yaşlılara Saygı Haftası kabul ediliyor.

    TÜSAD Geriatri Çalışma Grubu Başkanı Doç. Dr. Serap Akçalı Duru, artan yaşlı nüfusla birlikte bu haftanın önemini anlatırken, kısa bir süre önce yaşadığımız deprem felaketine maruz kalan yaşlıların durumuna özellikle dikkat çekti. Yaşlılara, özellikle de hasta olanlara özel bir özen gösterilmesi gerektiğini belirten Serap Akçalı Duru, bu konuda şunları söyledi: “Ülkemizde 6 Şubat 2023 tarihinde gerçekleşen ve oldukça yıkıcı olan depremin ardından yaşlılardaki fonksiyon kayıpları, mevcut kronik hastalıklar, sosyoekonomik sorunlar, ileri yaştaki bireyleri öncelikli hale geldi. Yaşlılar, genellikle fiziksel ve ruhsal olarak daha kırılgan oldukları için depremlerde fiziksel yaralanmaların yanı sıra ruhsal travmalar da yaşayabilirler. Deprem sonrası oluşan kargaşa, kayıp ve yıkım, stresli ortam yaşlılarda depresyon, anksiyete ve diğer ruh sağlığı sorunlarının ortaya çıkmasına neden olabilir.”

    Tüsad Hocalar – 5

    ENFEKSİYONLARA KARŞI AŞILANMA

    Bunun yanı sıra deprem sırasında oluşan toz, duman ve diğer kirleticilerin hava kalitesini olumsuz yönde etkilediğini ve bu kirleticilerin solunum yolu hastalıklarına neden olabileceğini vurgulayan Akçalı Duru, şu bilgileri verdi: “Bu durum bütün yaşlı bireyleri olumsuz etkilemekle birlikte özellikle astım, KOAH gibi kronik solunum yolu hastalıklarına sahip olanlar daha fazla zorluk yaşayabilir. Yaşlılarda bronşit ve zatürre gibi solunum yolu enfeksiyonları daha yaygın görülebilir. Yaşlıların solunum sorunlarını önlemek için, deprem sırasında ve sonrasında mümkün olan en kısa sürede güvenli bir alana taşınmalarının sağlanmasını, temiz hava solumaları için ortam oluşturulmasını ve solunum yolu enfeksiyonlarına karşı aşılanmalarını öneriyoruz. Ayrıca, kronik solunum yolu hastalıkları olan yaşlılar düzenli hekim kontrollerini yaptırmalı.”

    DÜNYA NÜFUSUNUN YÜZDE 9,3’Ü

    “Yaşlılarımız tecrübeleri, bilgileri ve yaşam deneyimleri, toplumumuzun kültürel birikimlerinin önemli bir parçasını oluşturur” diyen Akçalı Duru, bu konudaki son verileri de paylaştı: “Dünya genelinde yaşlı nüfusun sayısı her geçen gün artıyor. Birleşmiş Milletler Dünya Nüfus Tahminleri Raporu’na göre, 2020 yılı itibariyle dünya nüfusunun yüzde 9,3’ü (yaklaşık 703 milyon kişi) 65 yaş ve üzerinde. Bu oranın 2050 yılına kadar yüzde 16’ya (yaklaşık 1,6 milyar kişi) ve 2060 yılına kadar da yüzde 22’ye (yaklaşık 2,1 milyar kişi) yükselmesi bekleniyor. Bununla birlikte, ülkeler arasında yaşlı nüfusun oranı farklılıklar gösteriyor. Örneğin, Japonya’nın yaşlı nüfus oranı yüzde 28,7 iken, Nijer’in yaşlı nüfus oranı sadece yüzde 2,1’dir. Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2021 yılı verilerine göre, Türkiye’deki 65 yaş ve üstü nüfus oranı yüzde 9,1. Bu oranın 2040 yılına kadar yüzde 14,2’ye yükselmesi bekleniyor.”

    GENÇLERLE BAĞLARINI GÜÇLENDİRMELİYİZ

    Dünya Sağlık Örgütü’nün yaşlı popülasyonunu çeşitli nedenlere bağlı olarak “incinebilir” grupta kabul ettiğini belirten Akçalı Duru, “Yaşlılara Saygı Haftası yaşlılarımıza olan saygımızı ve sevgimizi göstermek için önemli bir fırsat. Modern yaşam tarzı ve teknolojinin hızla geliştiği günümüzde, genç kuşakların yaşlı nesillerle olan bağlarının zayıflatmasını önleyici tedbirler almalıyız” diye konuştu.

    TÜSAD HAKKINDA

    Göğüs hastalıkları alanında ülkemizin ilk bilimsel meslek kuruluşu olarak 22 Haziran 1970 yılında İstanbul’da kurulan Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD), halen Türkiye genelindeki 5,000’e yakın üyesi ile “halkın akciğer sağlığını korumak” amacı doğrultusunda çalışmalarını sürdürüyor. Toplumsal ve mesleki eğitimi, araştırmaları destekleyerek halk sağlığının korunmasına yönelik faaliyetler yürüten TÜSAD, “Tükenmeyen bir nefesle” sloganı ile 53 yıllık geçmişinde 44 ulusal kongre, sayısız bilimsel toplantı, sempozyum, iki dünya kongresi ile bilinçlendirme ve farkındalık projelerine imza attı.

  • Sapanca’da Müstakil Bir Yaşam Sapanca Lake Villas

    Sapanca’da Müstakil Bir Yaşam
    Sapanca Lake Villas
    Covid-19 pandemisiyle birlikte başlayan, kalabalık şehirlerden uzakta ve müstakil bir yaşam sürme isteği, ülkemizin içinde bulunduğu deprem gerçeğiyle birlikte; büyük ve yoğun nüfuslu şehirlerde bulunan kişilerin de daha güvenli konutlarda müstakil bir yaşam arayışını hızlandırdı.

    Türkiye’nin en kalabalık nüfusa sahip şehri olarak birinci sırada yer alan İstanbul’dan çok fazla uzaklaşmak istemeyenler de öncelikle daha yakın çevreleri tercih ediyor. Bu kapsamda hem doğa ile iç içe olmak için hem de müstakil bir yaşam için Sapanca, son dönemde dikkat çekiyor.

    Nexonya tarafından Sapanca’da temelleri atılan Sapanca Lake Villas projesi, 19 villadan oluşuyor. Her birinin zemin artı iki katlı ve 6+2 tipinde tasarlandığı Nexonya Sapanca Lake Villas’ta; dört yatak odası, iki yaşam alanı, beş banyo ile bir ebeveyn banyosu ve bir hobi odası ile çamaşırhane ve depoyu da içeren odalar bulunuyor. Projede ayrıca iki teras ve 1 balkon yer alıyor.  

    Toplam 13 bin 367 metrekare arsa alanına sahip projede villalar, Sapanca Gölü’nü de panoramik bir manzaradan görecek şekilde inşa ediliyor. Kullanıcılarına müstakil bir yaşam sunacak olan projenin donatıları arasında; açık yüzme havuzu, basketbol alanı, çocuk oyun parkı, peyzaj ve yeşil alanlar ile kamelya ile yürüyüş yolları, dinlenme alanları ve her villaya özel açık otopark bulunuyor.  Barbekü alanı, 7/24 güvenlik-villa interkom ve jeneratör sistemi gibi birçok donanım da kullanıcılara sunuluyor.

    Örnek villa Nisan ayında hazır

    İstanbul’a sadece altmış dakika uzaklıkta olan Dibektaş bölgesinde hayata geçirilen villa projesi Sapanca Lake Villas, merkezi lokasyonlara da yakın mesafede yer alıyor. Doğanın içinde, huzurlu ve ayakları toprağa basan güvenli bir konut arayışında olanlar için 19 villanın inşaat çalışmaları hızla devam ediyor. Son deprem yönetmeliğine göre hazırlanan projede, 19 villa özellikli yaşam konutundan 7’sinin kaba inşaat çalışmaları bitmiş durumda buluyor. Projenin ilk örnek villası ise Nisan ayında tamamlanmış olacak.

     Proje adresi: Dibektaş Mahallesi Sapanca – Sakarya Türkiye
    Tel: 444 0 257
    www.nexonya.com
    www.sapancalakevillas.com

  • Dikkat! Bulaşıcı olan stres, yıkıcı etkilere yol açabiliyor

    Bireyin tehdit edici çevre unsurlarına karşı gösterdiği tepkinin stres olarak tanımlandığını ifade eden uzmanlar, stresin bulaşıcı olduğunu ve baş etme mekanizması öğrenilmediğinde kişilerde yıkıcı etkilere yol açtığını ifade ediyor. Stresin öğrenmeyi de zorlaştırdığını vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Dr. Yıldız Burkovik; stres anında kalp atışında hızlanma, mide bulantısı, titreme ve baş dönmesi gibi etkilerin görüldüğüne dikkat çekiyor. Burkovik, stresi azaltmak için fiziki egzersizler yapılmasını, müzik dinlenilmesini, aileden destek alınmasını tavsiye ediyor.

    Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Dr. Yıldız Burkovik, stresin oluşmasına neden olan faktörler ve etkileri hakkında değerlendirmelerde bulundu, tavsiyelerini paylaştı.

    Stres bulaşıcıdır

    Bireyin tehdit edici çevre özelliklerine karşı gösterdiği tepkinin stres olarak tanımlandığını belirten Uzman Klinik Psikolog Dr. Yıldız Burkovik, “Stres bulaşıcıdır. Çalışan bir kişiyi etkileyen bir durum varsa diğer kişilere de yayılır. Bu durum domino taşları gibidir. Baş etme mekanizmasını öğrenmedikçe arka arkaya gelen darbeler ya da darbe olarak görülen şeyler kişileri yıkar ve kişi kendini en şanssız kişi olarak görür ve kendini bırakır. Stresle baş etme öğrenilmezse ev ve sosyal çevre ile iletişim bozulur, iş yerinde verimlilik azalır, işten çıkarılma ve istifalar görülür. İşveren doğru bir strateji uygulamazsa kayıplar kaçınılmaz olur” dedi.

    Korku ve stres öğrenmeyi olumsuz etkiliyor

    Uzman Klinik Psikolog Dr. Yıldız Burkovik, beynimize gelen uyarıların hücreler arasında iletilip değerlendirilmesinde yaklaşık 500 milyar sinapsin görev aldığını söyledi ve sözlerine şöyle devam etti:

    “Ancak onların yardımıyla düzenli bir biçimde düşünmek, öğrenmek, tanımak ve hatırlamak mümkün olur. Stres durumunda sinapsların işleyişi bozulur. Stres durumunda adrenalin ve noradrenalin oranı yükselir. Böyle bir durumda bir hücreye ulaşan impulslar bir diğerine geçemez. Bu an panik içinde olduğumuz gerginliği fazla miktarda yaşadığımız andır. Ne kadar iyi öğrenmiş olursak olalım öğrenme alanı bloke olur, bedensel tepkiler ile birlikte düşüncede blokajlar ortaya çıkar. Ayrıca organizma alarm durumuna geçer ve bu nedenle negatif yönde hormonal reaksiyonlar dizisi oluşur ve düşünme ile kaydetme imkanı ortadan kalkar. Eğer öğrenme stressiz olarak, huzurlu ve rahat biçimde gerçekleştiyse daha ayrıntılarla ve daha kalıcı olarak gerçekleşecektir. Çünkü korku ve stres öğrenilenin tam algılanmamasını, anlaşılamamasını sağlayacaktır ve elbette ki arada pek çok kopukluklar olacaktır. Bu sonuç öğrenme için belirli düzeyde stresin yol açtığı kaygıya ihtiyaç olduğunu, herhangi bir kaygı olmadan öğrenmenin zor olduğunu gösteriyor.”

    Stres esnasında ve sonrasında etkiler oluşuyor

    Stres esnasında kişilerde bazı tepkilerin açığa çıktığını belirten Uzman Klinik Psikolog Dr. Yıldız Burkovik, “Kalp atışında hızlanma çarpıntı, göğüs ağrısı, kaslarda gerilim ve ağrı, kan basıncında yükselme, baş dönmesi, yorgunluk, bayılma hissi, uyuşma, yutkunma güçlüğü, ürperme, göz bebeklerinde büyüme, titreme, ateş basması, nefes alamama, mide bulantısı, sık idrara çıkma veya sıkışma hissi, adet sorunları, ağız kuruması, karın ağrısı ve ishal gibi tepkiler örnek olarak gösterilebilir. Stresin bir de uzun dönem etkileri var. Bunlar da baş ağrısından migrene dönüşmesi, kalp hastalığı, depresyon, hafıza rahatsızlıkları, diyabet, uyku bozuklukları, bağışıklık hastalıkları, psikosomatik hastalıklar, panik ataktan bozukluğa dönüşmesi, kanser, korkular ve fobiler şeklinde sıralanabilir” dedi.

    İşte stresi azaltmaya yardımcı olacak tavsiyeler…

    Uzman Klinik Psikolog Dr. Yıldız Burkovik, stresi azaltmaya yardımcı olacak eylem ve aktiviteleri şöyle sıraladı:

    • Fiziki Egzersizler (Spor)

    • Müzik

    • İçini Dökme ve Stres Danışma

    • Dua

    • Aile ve Grup Dayanakları / Grup Desteği

    • Stres Durumunun İyi ve Doğru Tahlili (Problem Solving)

    • Boş Kalmamak

    • Beslenme Alışkanlığı

     

  • Türk Oftalmoloji Derneği’nden depremden etkilenen hastanelerin göz doktorlarına eğitim desteği

    İstanbul Cerrahpaşa ve Çukurova Balcalı hastaneleri başta olmak üzere depremden etkilenen tüm meslektaşlarımızın göz ihtisas eğitimlerine TOD destek verecek

    Türk Oftalmoloji Derneği’nden depremden etkilenen hastanelerin göz doktorlarına eğitim desteği

    Türk Oftalmoloji Derneği, deprem önlemleri kapsamında tahliye edilen İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi ve Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi’ndeki Göz Hastalıkları Anabilim Dalı kadrosunda görev yapan asistan ve uzman doktorların eğitimleri başta olmak üzere depremden etkilenen tüm göz hekimlerinin eğitimlerine devam etmesi için destek veriyor. 

    Türkiye’deki göz doktorlarını temsil eden tek dernek olan Türk Oftalmoloji Derneği’nin Genel Başkanı Prof. Dr. Ziya Kapran, tahliye edilen hastanelerdeki göz doktorlarının mesleki gelişimlerine devam etmelerini gerektiğini belirterek, “Ani gelişen tahliye kararları sonrasında genç göz hekimi meslektaşlarımızın eğitimlerini sürdürmeleri çok önemli. Hem Türk göz hekimlerinin donanımlı bir şekilde yetişmeleri hem de halkımıza ihtiyacı olan göz tedavilerinin sunulmasında bir eksiklik yaşanmaması bizler için hayati önem taşıyor” dedi.

    Türk Oftalmoloji Derneği (TOD) Başkanı Prof. Dr. Ziya Kapran, 11 ilimizi etkileyen deprem sonrasında afet bölgesindeki destek çalışmalarına ilk günden bu yana devam ettiklerini aktardı. Bu kapsamda Adıyaman Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne konteyner ve Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne malzeme desteği sağlandığını sözlerine ekleyerek, “Şimdi de Türk Oftalmoloji Derneği Eğitim Merkezi (TODEM) bölümümüz, İstanbul ve Adana’da tahliye edilen Cerrahpaşa ve Balcalı Hastanesi’nde görev yapan asistan ve uzman doktorlar başta olmak üzere depremden etkilenen tüm göz hekimlerinin eğitimlerine devam etmesi için destek veriyor.” dedi.

    Cerrahpaşa ülkemizin ilk göz ihtisas bölümü 

    Prof. Dr. Ziya Kapran, boşaltılan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı bölümünün Türkiye’nin ilk göz ihtisas veren hastane olduğunu belirterek, hem İstanbul gibi büyük bir şehrin hem de Marmara bölgesi başta olmak üzere tüm Türkiye ve çevre ülkelerden hastaların şifa bulduğu önemli bir merkez olduğuna dikkat çekti. Adana Balcalı Hastanesi’nde ise üst düzey öğretim elemanları ile verilen göz eğitimi yanı sıra Güney ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaşayan çok sayıda göz hastasının tedavi gördüğünü hatırlatan Prof. Dr. Kapran, “TODEM’ler vasıtasıyla başta bu iki hastanede görevli asistan ve uzman göz doktorları yanında depremden etkilenen tüm meslektaşlarımızın eğitimlerine devam etmeleri ve mesleği gelişimlerini ara vermeden sürdürmeleri amacıyla eğitim çalışmalarını başlatıyoruz. Halihazırda 2016 yılından bu yana Beceri Aktarım Kursu (BAK) adını verdiğimiz eğitimlere İstanbul, Ankara, İzmir ve Bursa’da bulunan eğitim merkezlerinde depremden etkilenen göz hekimlerine öncelik vererek hız veriyoruz.” dedi.

    95 yıldır göz hekimlerinin yanında 

    Prof. Dr. Ziya Kapran, ülkemizde 95 yıldır faaliyet gösteren ve Türk göz hekimlerini temsil eden tek dernek olan Türk Oftalmoloji Derneği olarak ilk günden beri depremzedelerin ve hekimlerin yanında olduğunu vurgu yaparak şöyle devam etti: “Depremde 4 göz doktoru üyemizi kaybettik. Afette hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımızın derin üzüntüsünü yaşıyoruz. Farkındayız, yolumuz uzun, daha yapacak çok işimiz var. TOD olarak afet bölgesinde halkamızın yanında olmaya ve desteklerimizi ulaştırmaya devam edeceğiz. Sağlık çalışanları başta olmak üzere göz hekimlerine destek olmak için bölge halkının ve doktorlarımızın yanında olmayı sürdüreceğiz.”

    Prof. Dr. Ziya Kapran son olarak depremden etkilenen göz hekimlerinin düzenlenecek TODEM eğitimleri için TOD web sitesi www.todnet.org adresini takip etmeleri gerektiğini sözlerine ekledi.

    TOD Hakkında

    Türk Göz Hekimlerinin resmi ulusal mesleki derneği olan Türkiye Oftalmoloji Derneği (TOD), göz hastalıkları uzmanlarını ve bu konuda uzmanlık eğitimi almakta olan hekimleri bünyesinde barındırıyor. 5 bini aşkın üyesiyle ulusal göz sağlığına katkıda bulunmayı, üyelerinin mesleki ve bilimsel alanlar başta olmak üzere her alanda gelişmelerini sağlamayı, haklarını korumayı, halkın göz sağlığını ve mesleğin geleceğini tehdit eden etik ve bilim dışı uygulamalarla mücadele etmeyi amaçlıyor. 1928 yılında kurulan derneğin genel merkezi İstanbul’da bulunuyor.

    facebook.com/TurkOftalmolojiDernegi

    twitter.com/turkoftalmoloji

    instagram.com/turkoftalmolojidernegi

  • DEPREMİN PSİKOLOJİK ETKİLERİ İLE BAŞETME YOLLARI

    Depremden Psikolojik olarak Etkilenme Sürecinde Soru-Cevap Basın Bülteni

    Prof. Dr. Duysal Askun Celik

    “6 Şubat Kahramanmaraş Depremlerinin” de diğer birçok yıkıcı deprem gibi özellikle depremi yaşayanlar ve yakınları üzerinde psikolojik etkileri olması bekleniyor. “1999 Gölcük Depremi’nin ardından bölgede depremzedelere 2 yıl boyunca gönüllü psikoloijk destek veren Prof Dr. Duysal Aşkun Çelik, Kahramanmaraş Depremi sonrasında da depremzedelere destek vermek amacıyla WhatsApp destek hattı kurdu ve her pazar günü Zoom üzerinden pikolojik destek amaçlı toplantılar gerçekleştiriyor. Amerika`da akademisyen olan Prof. Dr. Aşkun Çelik, toplumsal psikolojik itiyaçlara destek amacıyla kurdugu ve 10 yılı aşkın süredir faaliyet gösteren Değişim Grup Psikolojik Farkındalık, Bilinç ve Birlik Platformu`na depremzedelerin WhatsApp hattı aracılığıyla ulaşabileceklerini kaydediyor.

    Duysal Aşkun Çelik, depremin psikolojik etkileri ve bunlarla başetme yöntemleri konusunda başlıca soruları yanıtladı:

    Yaşadığımız deprem gibi felaketlerde deprem yasayanlar 1. derece yakınları psikolojik açıdan ne oranda depremden ne oranda etkileniyorlar? Bilimsel ya da bilgi kaynaklı tahmin var mı?

    Depremden etkilenme surecinde 4 grup var bana göre:

    1. Depremden fiziksel olarak direk etkilenmemiş ancak deprem korkusuyla bas etmek zorunda olan bireyler

    2. Daha önce deprem deneyimi geçirmiş ve bu son depremle korku ve endişeleri tetiklenen bireyler

    3. Depremi direk yaşamamış yani deprem bölgesinden uzakta olan ancak depremde yakınlarını kaybedenler

    4. Depremden yaşamış ve kurtulmuş ancak kayıpları olan bireyler…

    Elbette depremde 1. Derece yakınları olanlar çok fazla etkileniyor. Eğer ortada can kaybı varsa bu kayıpların etkisi yakinlik derecesi arttıkça buyuyor. Ama etkilenme boyut ve sureci daha çok kişinin altta yatan herhangi bir psikolojik hassasiyeti olup olmamasına bağlı. Yani daha önce anksiyete ve depresyon yaşamış olan bireylerin bir de üzerine deprem travmasını yaşaması (direkt ya da indirekt olarak) altta yatan ama kendini pek de belli etmeyen psikolojik sorunu tetikleyebilir. Bu sorun bazen kendini travma atakları seklinde ya da uykusuzluk, panik atak ya da diğer tur anksiyete atakları seklinde kendini gösterebilir.

    – Siz de Gölcük depremini yaşadınız. Uzun sure bölgede gönüllü çalışma yaptınız gözlemleriniz nelerdi?

    Evet tam 2 yıl sahada calistim. Genel gözlememim, ağır kayıp ya da yıkıntı yaşayanların yardim almaya çok gönüllü olmadıkları. Orda Türk Psikologlar Derneğinin Yalova Çınarcık bölgesinde Prefabrik merkezinde verdiğimiz yardım çalışmaları surecinde gördüğümüz, aslında normal günlük yasamda adaptasyon sorunu, genel anksiyete hatta ilişki sorunu yaşayanların daha çok yardıma başvurmasıydı. Bireylerin yârdim almaya çalışmasında da temel anlamda onları hayata bağlayan bir faktör olması gerekli ki, umutları olsun. Sanırım değişime ve yaşamın daha iyiye gideceğine olan inancın yüksekliğine göre yârdim alma eylemi de daha fazla gerçekleşiyor.

    -Bu süreçte etkilenenler ne yapmalı? Özellikle de bölgede yasamak zorunda kalanlar?

    Eğer bölgeyi bir süreliğine de olsa terk etmek mümkün değilse (çünkü ayni ortamda bulunmak hatırlatıcılar nedeniyle travmayı daha fazla tetikler), mutlaka sosyal ve psikolojik destek kaynaklarına ulaşsınlar. Su anda bana gelen bilgiye göre aşağıdaki kurum ve kuruluşlar gönüllü psikologlar aracılığıyla depremzedelere destek vermektedirler:

    Meb’in Psikososyal Destek Ekibi,

    -Türk Psikologlar Derneği,

    -Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği,

    -Worth Human Derneği

    -Travma ve Afet ile ilgili Prof. Dr Özlem Karaırmak’ın kurduğu dernek

    – Neler tavsiye ediyorsunuz. Egzersiz psikiyatrist ilaçlar da dahil/ Ya da reçetesiz rahatlatıcı destekler papatya cayi gibi de dahil.

    Psikiyatrist olmadığım için ilaç tavsiyesi veremiyorum ancak Travma yasayan ya da yoğun anksiyete yasayan bireyler eğer su semptomları/belirtileri yaşıyorlar ise mutlaka bir psikiyatriste başvurmalılar:

    • Depremi sürekli düşüncelerinde, duygularında ve anılarında yasatarak yoğun travma yaşıyor olmak

    • Kronik uykusuzluk

    • Aşırı iştah ya da iştahsızlık

    • Anksiyete ve/veya panik ataklar

    • Yoğun Depresyon belirtileri, günlük yasama karşı isteksizlik, enerji düşüklüğü…vb.

    • Sürekli deprem korkusu yaşıyor olmak (günlük, saatlik olarak)

    • Ve günlük yaşamı ciddi şekilde aksatan psikolojik rahatsızlık olarak tarif edebileceğimiz belirtiler

    Ek vitamin ve cay destekleri için gerek Homeopati uzmanların websiteleri gerekse aile hekimlerinden öneri alabilirler. Uykusuzluk ve anksiyete için bitkisel öneriler mevcut.

    Psikolojik olarak destek konusunda travma uzmanları, psikoterapistlerden destek alabilirler. En önemlisi, eğer kendilerini terapiye ya da diğer psikolojik desteklere hazır hissetmiyorlar ise, bedensel ve ruhsal rahatlatıcılar olan egzersiz, açık havada yürüyüş, şifa sağlayıcı müzikler ve kendilerini koşulsuz ve yargısız dinleyebilen bireylerle zaman geçirme de sayılabilir. Ayrıca tüm bu konulara Psikolojik olarak nasıl yaklaşacaklarını daha iyi anlamak için kurmuş olduğumuz DeğişimGrup Psikolojik Farkındalık, Bilinç ve Birlik platformuna üye olabilirler. WhatsApp grubu linkini aşağıda paylaşıyorum.

    – O bölgeden ayrılmadan etkileri azaltmak çok güç değil mi?

    Evet yukarıda belirttiğim gibi orada kalarak travmanın etkisinden kurtulmak kolay değil çünkü çok fazla hatırlatıcı uyaran var ama tekrar etmek gerekirse bölgede kendilerine en kolay ulaşılabilecek destek kurum ve kuruluşlarına başvurabilirler. Ayrıca kendi duygu ve düşünce dünyalarını rahatlıkla paylaşabilecekleri sosyal destek ağlarını kullanabilirler. Eğer bir sure konuşmak istemiyorlarsa kendilerini zorlamamaları, ama yalnız kalmak ve diğerleri ile iletişim kurmak konusunda denge sağlamak için Psikolojik farkındalık ve bilinç kazanmaları önemli. En önemlisi de yârdim ve destek almaya hakları olduklarını bilmeleri ve istemekten kaçınmamaları.

    – Yakınları depremden sağ kurtulan ama yakınlarını varlıklarını kaybedenleri nasıl teskin etmeliler?

    Bu konuda yapılabilecek en iyi şey bu kişilerin kendilerini rahatlıkla ifade etmelerine izin vermektir. Her zaman birşey söylemek şart değil özellikle söylenen şeyler ters etki de yapabilir. Bunları uzmanlarına bırakmak lazım. Bazen sözsüz destek de çok etkilidir. Basitçe söylemek gerekirse kucaklaşmak, sarılmak, sıcak bir göz teması bile çok olumlu bir etkiye sahip olabilir.

    -Çocuklar nasıl yönlendirilmeli?

    Çocukların yemek ve uyku düzeni bozulmuşsa, günlük enerji düzeyleri düşmüşse, çocuklara da ek oyun terapisi tarzı destekler aldırmak iyi olabilir. Bunun dışında deprem konusunda bilinçlendirmek için çeşitli yayınlar mevcut. İlgili bazı kaynakları bizim kurduğumuz DeğişimGrup Psikolojik Farkındalık, Bilinç ve Birlik Platformuna yükledik. Eğer düzenli olarak WhatsApp grubumuzu takip ederlerse çeşitli destek mekanizmalarına rahatlıkla ulaşabilirler.

    – Yakınlarını kaybedenler ama kendisi sağ kurtulanlara ne tavsiye ediyorsunuz?

    Mutlaka destek almalılar profesyonel olarak. Özellikle travma, yas ve depresyon konusunda. Ayrıca günlük yaşamlarını iyileştirmek için ne gerekiyorsa yapmalı ve yardıma ihtiyaç duyduklarını çevreleriyle paylaşmaktan çekinmemeliler.

    -Psikolojik yârdim için uzaktan ulaşabilecekleri kurum kişiler var mı?

    Evet basta Değişim Grup platformu olmak üzere yukarıda saydığım kurum ve kuruluşlara ulaşabilirler.

    WhatsApp destek hattımız: https://chat.whatsapp.com/Bx0rHXkCTxxIo7zKrmWx4w

    Ayrıca her hafta Pazar günü saat 18’de Zoom üzerinden Psikolojik Destek amaçlı bir toplantı gerçekleştiriyoruz. Detaylar WhatsApp grubumuzda.

  • Birleşmiş Milletler Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Kurulu (INCB) 2022 Raporu açıklandı!

    Birleşmiş Milletler Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Kurulu (INCB) 2022 Raporu açıklandı!

    Türkiye 2021’de rekor miktarda eroin yakaladı

    Birleşmiş Milletler Uyuşturucu Kontrol Kurulu (INCB) 2022 Raporu, dünyayla aynı anda Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı, 2005-2010, 2015-2022 ile 2022-2027 dönemleri Birleşmiş Milletler (BM) Uyuşturucu Kontrol Kurulu Üyesi ve önceki Başkanı Prof. Dr. Sevil Atasoy tarafından açıklandı.

    Raporda özellikle bazı ülkelerde esrarın tedavi dışı kullanımının yasallaştırılmasına yönelik gelişmelerin analizi yapıldı. Narkotik ve psikotropların ithalat ve ihracatında elektronik izin kullanımının izlemeyi kolaylaştıracağının belirtildiği raporda, elektronik izin kullanımının hız kazandırdığı, sahtekarlığı azalttığı belirtildi. Söz konusu raporda ağrı kesici opioidlere küresel erişimdeki artışa da dikkat çekildi. 2001 yılında 50 bin olan ağrı kesici opioid kullanımının 2020 yılında yaklaşık 250 bine ulaştığı bilgisi yer aldı.  

    Raporda Türkiye’nin 2021’de rekor miktarda (22.2 ton) eroin yakaladığı yer aldı. Eronin yakalanması ile ilgili 2019’a göre %79 artış tespit edildiğine yer verildi. Rapora göre Türkiye’nin metamfetamin yakalamalarında büyük artış görülüyor. 2019’da 1 ton, 2020’de 4,1 ton, 2021’de 5,5 ton metamfetamin ele geçirildi. Ağustos 2021’de Hong Kong, Çin’den gelen 4,3 ton İstanbul kargo terminalinde yakalandı. 2022 ilk beş ayda üç büyük yakalama gerçekleştirildi. Mayıs 2022’de İstanbulda 1,117 kg sıvı ve kristal met ele geçirildi. Raporda Türkiye’de diazepam kullanımının yüzde 100 arttığı belirtildi. 

    Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan ise madde kullanımındaki artışın en çok ergenleri etkilediğini belirterek “Ergenlerin madde kullanımı istatistiklerinde ciddi artış var. 12 yaş ve üzerinde esrar kullanımı yüzde 16.5’tan yüzde 24.5’a yükselmiş. Özellikle 2008’den itibaren artış olduğunu söylemek mümkün. 2012’den sonra pik yapmış.” dedi. Tarhan, madde kullanımına bağlı psikotik vakalarda hastane başvurularda yüzde 30 artış olduğunun altını çizerek “2010 – 2018 arasında küresel cannabis kullanımı sonrası gelişen bağımlılıklarla ilgili sağlık sorunları nedeniyle hastaneye başvurular 8 kat arttı.” dedi. Tüm istatistiklerin esrar kullanımı ile ilgili dünya politikalarının gözden geçirilmesi gerektiğini gösterdiğini belirten Tarhan, “Sigaranın kullanımına gösterilen hassasiyetin 5 misli fazlası esrar kullanımına karşı gösterilmeli. Sigara için alınan önlemler esrar için de alınmalı. Devletler bağımlılıkla mücadele için ayrıca bütçeler ayırmalı. Özetle ya politikalar değiştirilmeli ya da özel bütçe ayrılmalı.” uyarısında bulunduTarhan ayrıca, sineğin ısırığından kaçalım derken, yılanın ısırmasına sebep verildiğini de vurguladı.

    Üsküdar Üniversitesi Altunizade Yerleşkesi Senato Salonunda düzenlenen basın toplantısında Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan da hazır bulundu.

    Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı, 2005-2010, 2015-2022 ile 2022-2027 dönemleri Birleşmiş Milletler (BM) Uyuşturucu Kontrol Kurulu Üyesi ve önceki Başkanı Prof. Dr. Sevil Atasoy, dünyayla aynı anda yaptığı açıklamada BM Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Kurulu (INCB) 2022 raporlarını dünyayla eş zamanlı açıkladı.

    Rapor dört bölümde ele alındı

    2022 Yıllık Raporu dört bölümde ele alındı. “Esrarın tedavi dışı kullanımının yasallaştırılmasına yönelik gelişmelerin analizi”, “Uluslararası uyuşturucu kontrol sisteminin işleyişi”, “Küresel meseleler ve bölgesel analiz” ve “Tavsiyeler” başlıklı bölümlerin yer aldığı 2022 Yıllık Raporuna ek olarak “Hiçbir Hasta Geride Kalmasın”: Kontrole tabi maddelere tıbbi ve bilimsel amaçlarla erişimin güvence altına alınması” başlıklı ek bölüme de yer verildi.

    Legalizasyon mantığına değinildi

    “Esrarın tedavi dışı kullanımının yasallaştırılmasına yönelik gelişmelerin analizi” başlıklı bölümde hükümetlerin ve toplumun karşılaştığı güncel sorunlar, esrarın kullanımı ve kontrolüne ilişkin siyasal ve yasal gelişmeler ve “legalizasyon” kavramı ve legalizasyon mantığına değinildi.

    Esrar tüketimi ve halk sağlığı sorunları ele alındı

    Esrarın tedavi dışı kullanımının yasallaştırılmasına ilişkin farklı modeller, uyuşturucu kontrol sözleşmeleri ışığında farklı siyasal yaklaşımların ele alındığı bölümde esrarın yasallaştırılmasının etkileri, esrar tüketimi, halk sağlığı, yol güvenliği, yasadışı cannabis piyasaları ve ekonomiye ilişkin bilgiler yer aldı.

    Bu bölümde sözleşmelerin taraf ülkelere gençleri koruma, halk sağlığını geliştirme, gereksiz mahkûmiyeti önleme, yasadışı piyasalar ve ilgili örgütlü suçla mücadele konularında çeşitli

    olanaklar sunduğu bilgisine yer verildi. Bu yaklaşımın merkezinde orantılılık ilkesi, daha iyi eğitim, önleme ve tedavi programlarının oluşturulması, sosyal önleme ve güvenlik önlemleriyle örgütlü suçla mücadele bulunduğu belirtilerek INCB’nin hükümetlerin sözleşmelere uyumuna destek olduğu belirtildi.

    Denetlenen yeni maddeler

    Raporda denetlenen yeni maddeler narkotik, psikotrop maddeler ve öncül kimyasallar olarak sıralandı. Narkotik maddeler “brorphine” ve “metonitazene”, psikotrop maddeler “eutylone” ve öncül kimyasallar “4-AP”, “1-boc-4-AP” ve “norfentanyl” olarak sıralandı.

    Küresel meseleler yer aldı

    Raporun “Küresel Meseleler” başlıklı bölümünde yasadışı kokain üretim ve kaçakçılığındaki artışın oluşturduğu tehdit, yeni tehlikeli maddelerin (fentanil olmayan opioidler) piyasaya çıkışı, öncüller, denetilmeyen kimyasallar ve tehlikeli maddeler konusunda hükümet – özel sektör iş birliği, ruh sağlığı ve denetimdeki psikotrop maddelere erişim, madde kullananlara eşit hakların verilmesi ve önleme, tedavi ve rehabilitasyon programlarında ayırımcılığın önlenmesi, uluslararası denetimdeki narkotik maddelerin ithalat/ihracatında elektronik yöntemlerin kullanılması, uluslararası denetimdeki maddelerin yasal ticaretinde transit ülkelerin sorumluluğu sıralandı.

    Kokain üretimi ve kaçakçılığındaki artışa dikkat çekildi

    Kokain üretim ve kaçakçılığındaki artışa dikkat çekilen raporda ekim alanlarının gelişmesi, buna bağlı olası kokain üretimi, kaçakçılıkta artışta yeni yollar, üretim ve kullanım bölgelerinde değişme gibi faktörlere değinildi. Avrupa’da ikincil çekitleme kokain arz zincirinin her noktasında eşgüdümlü mücadele ihtiyacı, ekim, üretim, kaçakçılık ve tüketimdeki artışın nedenlerine odaklanmanın yer aldığı raporda uygun şekilde öncül denetimi, deniz yolu kaçakçılığında risk analizi, liman personelinin kapasite artırımı, tedarik zincirinde özel sektörle iş birliği ve yasadışı finans akışı ile mücadelenin önemine dikkat çekildi.

    I2ES sistemi özendirilmeli

    Narkotik ve psikotropların ithalat ve ihracatında elektronik izin kullanımının izlemeyi kolaylaştıracağının belirtildiği raporda, elektronik izin kullanımının hız kazandırdığı, sahtekarlığı azalttığı belirtildi. International Import and Export Authorization System (I2ES) özendirilmesi gerektiğinin vurgulandığı raporda COVID-19’un kullanımı arttırdığı, I2ES dışında başka yöntemlere başvuran olduğu belirtilerek “Farklı yöntemler uluslararası ticareti engeller ve kaçağa kayma riski taşır. Hükümetler mutlaka sadece I2ES kullanmalı, hükümetlerin ulusal sistemleri sözleşme ve UMK (CND) kararları ile uyumlu olmak zorunda.” denildi.

    Özel sektör ve endüstri ile iş birliği yapılmalı

    Kaçakçılığı yapılan maddelerin niteliği ve yolların hızla değiştiğinin belirtildiği raporda hızlı yanıt verilmesi, mutlaka özel sektör ile iş birliği yapılması gerektiği belirtildi. Endüstri ile iş birliğinin de önemine değinilen raporda, “1988 Sözleşmenin parçasıdır. Yasadışı üretim ve dağıtımla ilgili olabilecek (özellikle makine, teçhizat) her sektör dahil edilmeli.” denildi. Fayda görülen uygulamalar olduğunun belirtildiği raporda INCB’nin konu ile ilgili imkân ve kaynaklar konusunda destek verdiği kaydedildi.

    Raporda ruh sağlığının BM’nin Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin bir unsuru olduğu vurgulanarak orta ve düşük gelirli ülkelerdeki durum ve dünyanın her yerini etkileyen afetler, aşırı reçeteleme ve kişisel fazla kullanım, psikotrop tüketiminin izlenmesindeki zorluklar, tedavi ve ilaca erişimin önemine değinilerek ruh sağlığının ulusal sağlık sistemlerine dahil edilmesine yer verildi.

    Ağrı kesici kullanımında dikkat çekici artış!  

    Söz konusu raporda ağrı kesici opioidlere küresel erişimdeki artışa da dikkat çekildi. 2001 yılında 50 bin olan ağrı kesici opioid kullanımının 2020 yılında yaklaşık 250 bine ulaştığı bilgisi yer aldı.

    Morfin hangi amaçla kullanılıyor?

    Raporda 2001 ile 2020 yılları arasındaki morfin kullanımına da yer verildi. Buna göre, denetlenmeyen madde üretimi için kullanım yüzde 1.6,  III. Cetvel maddelerini imal için tüketim yüzde 2.4, diğer narkotiklerin üretimi için kullanım yüzde 3.9, doğrudan tüketim yüzde 9.5 ve kodein imalatı için kullanım yüzde 82.6 olarak belirtildi.

    INBC tavsiyeleri de raporda yer aldı

    Raporun “2022 Öncüller Raporu” başlıklı bölümünde ise BM Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Kurulu (INCB) tavsiyeleri yer aldı. INBC tarafından tavsiyeler şöyle sıralandı:

    • Kaçağa kaymayı önlemek üzere operasyonel kapasite ve işbirliğinin arttırılması

    • Yasal piyasa ve operatörlerini kaçakçılardan koruyabilmek üzere bilgi düzeyinin arttırılması

    • Durdurulan sevkiyatlar ilgili “geri soruşturma” iş birliğinin arttırılması

    • Kimyasal benzerliği bulunan maddelerin kaçakçılar tarafından kullanılmasını önleme amaçlı proaktif bilgilendirme

    • Internet üzerinden öncül kaçakçılığının soruşturulması konusunda eğitim

    INCB 2022 Raporu’nda Türkiye

    Türkiye’de diazepam kullanımı yüzde 100 arttı!

    Prof. Dr. Sevil Atasoy, INCB 2022 Raporu’nda Türkiye ile ilgili bilgilere de değindi.

    Raporda Türkiye’de diazepam kullanımının yüzde 100 arttığı belirtildi.

    Afyon hammaddesi üretiminde dünya üçüncüsü

    Raporda Türkiye’de Opiyat hammaddelerinin arz ve talebine ilişkin verilerde morfince zengin haşhaş hasadının önemli ölçüde arttığı, morfince zengin afyon ham maddesinin üretiminde dünya üçüncüsü (69 ton) ve dünyada en yüksek morfince zengin afyon ham maddesi   stoku bulunan ülke (303 ton) olduğu belirtildi.

    Afganistan’daki metamfetamin üretiminin kaygı uyandırdığının belirtildiği bölümde İran ve Türkiye’nin yakalamalarda büyük artış bildirdiği belirtildi.

    14 ülke yetkilileri eğitim aldı

    Raporda Batı Asya’da 14 ülkenin yetkililerinin INCB Learning e-modülleri ile eğitim gördüğü belirtilerek bu ülkelerin Afganistan, Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan, Irak, Ürdün, Lübnan, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan, Tacikistan, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri ve Yemen olduğu belirtildi.

    Sentetik opioid konusunda ilk küresel toplantı Viyana’da gerçekleştirildi

    GRIDS Programının sentetik opioid konusunda bilgi ve kapasite artırımını amaçlayan ilk küresel toplantısının 1-15 Ağustos 2022’de Viyana’da gerçekleştiği belirtilen raporda 140 profesyonel katılımcı arasında Türkiye’nin de olduğu belirtildi. GRIDS Programının kurye ve kargo hizmetleri ile kaçakçılığı yapılan tehlikeli sentetik maddeler ve kimyasallar konusunda bilgi ve operasyonel kapasite artırımını amaçlayan 5. yıllık toplantısının ise 6 – 9 Eylül 2022’de Viyana’da yapıldı. 60 profesyonel katılımcı arasında Türkiye de yer aldı.

    Türkiye 2021’de rekor miktarda eroin yakaladı

    Covid-19’un Balkan yoluna etkisinin az olduğunun belirtildiği raporda Türkiye’nin 2021’de rekor miktarda (22.2 ton) eroin yakaladığı yer aldı. 2019’a göre %79 artış tespit edildi.

    Rapora göre Türkiye’nin metamfetamin yakalamalarında büyük artış görülüyor. (2019’da 1 ton, 2020’de 4,1 ton, 2021’de 5,5 ton) Ağustos 2021’de, Hong Kong, Çin’den gelen 4,3 ton İstanbul kargo terminalinde yakalandı. 2022 ilk beş ayda üç büyük yakalama gerçekleştirildi. Mayıs 2022’de İstanbulda 1,117 kilogram sıvı ve kristal met ele geçirildi. Örgüt çökertildi.

    2022’de büyük narkotik operasyonları gerçekleştirildi

    Raporda Türkiye’de 2022 yılında gerçekleştirilen narkotik operasyonlarına da işaret edildi. Güney Amerika’dan Türkiye’ye önemli miktarda kokain kaçakçılığının gerçekleştirildiği belirtilen raporda Türkiye’nin Orta Doğu ve Avrupa piyasaları için transit ülke konumunda olduğu kaydedildi.

    • Haziran 2022’de Ekvator’un Guayaquil limanında Türkiye gönderilmek üzere hazırlanan konteynerde muz içine gizlenmiş 850 kg kokain ele geçti.
    • Nisan 2022’de Mersin limanında aynı yerden aynı şekilde gönderilen 250 kg kokain yakalandı. Türkiye çok sayıda kokain yakalaması gerçekleştirdi.
    • Ekvator, Malta ve Batı Afrika ülkelerinde Türkiye’ye gönderilecek kokain yakalandı.

    Rapora göre Türkiye’de 2020’de 1,96 ton, 2021’de 2,8 ton kokain ele geçirildi.

    Türkiye, metamfetamini ciddi halk sağlığı sorunu olarak bildiriyor

    Raporda muhtemelen Türkiye’deki suç örgütlerinin opiyat fiyatlarındaki düşüş nedeniyle kokaine döndüğü değerlendirmesinde bulunuldu. Raporda “Türkiye, metamfetamini ciddi bir halk sağlığı sorunu olarak bildiriyor. Hem kaçakçılığında artış hem de metamfetamine bağlı ölüm sayısında artış. Madde bağlantılı ölümlerin 2018’de %6,2’si, 2020’de 31,2’si metamfetamin yüzünden.” denildi.

    Pandemide madde kullanımında azalma oldu

     

    Covid-19 sırasındaki tam kapanmada MDMA, kokain, esrar kullanımında azalma, sonrasında eski düzeyde olduğunun belirtildiği raporda “Buna karşılık metamfetamin kullanımı tam kapanmada arttı, sonrasında artmaya devam etti. Yasal pregabalin kullanımında artış. Piyasa daha kolay bulunan, daha ucuz maddelere yöneliyor. (11 Şubat 2022’de Türkiye’de yayınlanan bir araştırmadan.)” tespitleri yer aldı.

    Eroin metamfetamin kaçakçılığına dönüşmüş olabilir

    Raporda “2020’de Balkan ülkelerinde eroin yakalaması azaldı. 2021’de Bulgaristan deniz yoluyla taşımacılık yapıldığını ileri sürüyor. Eroin yerine Balkan Yolu’nda metamfetamin kaçakçılığı yapılıyor olabilir.” tespitleri yer aldı.

    Morfince zengin haşhaş kapsülü konsantresi (CPS) ile ilgili olarak da üreticiler Avustralya, Fransa, İspanya, Türkiye (69 ton) olduğu, tüketicilerin ise  Türkiye (15,148 ton) olduğu kaydedildi.

    Türkiye dünya ikincisi

    Morfince zengin haşhaş kapsülü konsantresinden morfin anhidrit eldesi AMA (CPS) ile ilgili verilerde de Türkiye’nin, Fransa’dan sonra dünya ikincisi (48,4 ton) olduğu belirtildi. Dünya genelinde küresel ihracatın 10 yılda 239 tondan 47 tona düştüğü, Türkiye’nin 5 ton ihraç ettiği kaydedildi. Bu üründen morfin eldesinin dünya genelinde azaldığı, Türkiye’de bu miktarın 11 ton olduğu belirtildi.

    Covid-19 sırasında remifentanil ithalatında Türkiye’nin dünya birincisi (14.5 kg) olduğu, Pethidine tüketiminde dünya birincisi (0.5 ton) olduğu ve Allobarbital ihtiyaç belirtiminde dünyada üçüncü (70 kg) olduğu belirtildi.

    Türkiye, Batı Asya’da kaçak efedrin yakalayan tek ülke

    Amfetaminin yasadışı imalatında kullanılan öncüllere de dikkat çekilen raporda efedrin ve psödoefedrinin metamfetamin imalatında da kullanıldığı belirtildi. Türkiye’nin yasal psödoefedrin             ithalatında dünya üçüncüsü olduğuna yer verilen raporda Batı Asya’da kaçak efedrin yakalayan tek ülkenin Türkiye olduğu, Avrupa’da Bulgaristan’da 2,6 milyon tablet psödoefedrin ele geçirildiği, menşeinin Türkiye olduğu kaydedildi.

    2021’de dünyada yakalanan asetik anhidridin yüzde 60’ı Türkiye’de ele geçti

    Rapora göre 2021’de dünyada yakalanan asetik anhidridin yüzde 60’ı Türkiye’de ele geçti. 2020’nin üç katı. (36,300 litre) Bu yıl Afganistan’da 270 – 320 ton  saf eroin elde edileceği öngörülüyor. Buna 270,000 – 800, 000 litre  anhidrit gerekiyor. Türkiye Avrupa ile Afganistan arasında transit konumunda bulunuyor.  Türkiye asetil klorür yakaladığını da bildirdi.

    Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan ise özellikle bazı ülkelerde esrar kullanımının yasallaştırılmasının sakıncalarına dikkat çekti.

    Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Sineğin ısırığından kaçalım derken, yılanın ısırmasına sebep veriliyor” 

    Esrar konusunun hayatın bir gerçeği olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan sözlerine şöyle devam etti:

    “Depremden sonra artık hayatın normalleşmesi gerekiyor. Bireysel olarak 2-4 hafta içinde normalleşme sürecine geçilmeli. Aksi durumda toplumsal ruh sağlığı bozuluyor. Travmalarda madde ve alkol kullanımı artıyor. Yasadışı madde trafiği azalmış olabilir ama alkol kullanımının arttığını söyleyebiliriz. Birleşmiş Milletler Uyuşturucu Kontrol Kurulu bu yılki raporda özellikle esrar konusu üzerine eğildi. Dünyada bu maddenin kullanımı ile ilgili beklentiler planlananın dışında gerçekleşti. Özellikle yasadışı kullanımı engellemek için kontrollü kullanım olması üzerine çalışıldı. Belirli yerlerde kullanım olması, alan ve satışını yapanların belirli olması ile takibin kolay olacağı düşünüldü. Kuzey Avrupa’da ve Amerika’da kullanım yaygınlaştı. Fakat bu planlama maddenin yasadışı kullanımını azaltmaya yetmedi, aksine daha çok artırdı. Kontrollü kullanım ile sineğin ısırığından kaçalım derken yılanın ısırmasına sebebiyet veriyorlar.”

    Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Kullanıma ceza verilmemesi legalleşme olarak algılandı” 

    Suç faaliyetlerinin azalması hedeflenirken yasadışı pazarlarda cannabis arzının daha çok arttığına dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bu durum bir paradoks içeriyor. Pazar azalsın, kullananlar açık kullansın derken kullanmayı farkında olmadan yaygınlaştıran bir etki yaratıldı. Önümüzdeki on yıllarda cannabis maddesi tekrar sanık sandalyesine çıkacaktır. Kullanıma ceza verilmemesi toplumlarda legalleşme olarak algınlandı, suç olmaktan çıkarılmış gibi anlaşıldı. ‘Eczanelerde satışı yapılıyor, neden kullanmayayım ki?’ diyenleri ikna etmek de zorlaşıyor.” dedi.

    Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “12 yaş üzeri esrar kullanımı yüzde 8 arttı” 

    Madde kullanımının psikotik hastalıkların artmasında etkili olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Ergenlerin madde kullanımı istatistiklerinde ciddi artış var. 12 yaş ve üzerinde esrar kullanımı yüzde 16.5’tan yüzde 24.5’a yükselmiş. Aynı zamanda intihar, kendini zehirleme, majör depresyon ve depresif semptomların dünya genelindeki ergenlerde artış hızını gösteren istatistikler de var. Özellikle 2008’den itibaren artış olduğunu söylemek mümkün. 2012’den sonra pik yapmış. Ergenlere ilişkin istatistiklerdeki artış pandemiden bağımsız. Henüz resmi rakamlar açıklanmamış olsa da uzmanlar olarak pandemide daha da arttığını düşünüyoruz.” diye konuştu.

    Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Ergenler yüksek risk grubunda yer alıyor” 

    Madde kullanımındaki artışın en çok ergenleri etkilediğini kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Ergenler yüksek risk grubunda yer alıyor. Ergenlik dönemi aslında kendi kimliğini arayıp bulma dönemidir. Hisler akıldan önce geliyor. Böyle bir durumda da hoşuna giden şeyleri yapıyor. Arkadaşları ile esrar deneyimliyor. Daha sonra da depresyon, intihar girişimleri, evden kaçmalar, okul devamsızlıkları oluyor ve ergenler bir anlamda harcanmış oluyor.” dedi.

    Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Türkiye’de metanfetamin üretimi ve kullanımı oldukça yaygın” 

    Madde kullanımına bağlı psikotik vakalarda hastane başvurularda yüzde 30 artış olduğunun altını çizen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “2010 – 2018 arasında küresel cannabis kullanımı sonrası gelişen bağımlılıklarla ilgili sağlık sorunları nedeniyle hastaneye başvurular 8 kat arttı. Esrar kullanımına bağlı şizofreni gibi psikotik bozukluklarla ilgili başvurular da 4 kat arttı. Esrarın yanında gizli bir ortak daha var. O da metanfetamin. Metler Türkiye’de sentetik olarak çok üretiliyor ve kullanılıyor.” dedi.

    Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Devletler madde bağımlılığı için özel bütçe ayırmalı” 

    Esrar kullanımına bağlı araç kazalarının da arttığını belirten psikiyatrist Prof. Dr. Nevzan Tarhan, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Tüm istatistikler esrar kullanımı ile ilgili dünya politikalarının gözden geçirilmesi gerektiğini gösteriyor. Cannabis endüstrisi çok hızlı bir şekilde büyüyor. Suç olmaktan veya ceza kapsamından çıkarmak, yasalaştırmak gibi kavramlar karıştırıldı. Tıbbi kullanımın yasalaştırıldığı algısı yerleşti ama bu algıyı değiştirmeye yönelik yeni algı çalışmalarının yapılması gerekiyor. Sigaranın kullanımına gösterilen hassasiyetin 5 misli fazlası esrar kullanımına karşı gösterilmeli. Sigara için alınan önlemler esrar için de alınmalı. Sigara içmeyen bir kişi esrar kullanabiliyor. Elektronik sigara şeklinde kullanımı da ayrıca bir tartışma konusu. Covid döneminde suç trafiği azalsa da bu durumun madde kullanımını azalttığını söyleyemeyiz. Mevcut politikalara devam ediliyorsa devletler bağımlılıkla mücadele için ayrıca bütçeler ayırmalı. Özetle ya politikalar değiştirilmeli ya da özel bütçe ayrılmalı.”

    BÜLTENLE İLGİLİ VİDEO:

    https://drive.google.com/file/d/13XKYSix2LvxEx5RAd0QksW_zCrOB_XRR/view?usp=share_link

    BÜLTENLE İLGİLİ FOTOĞRAF:

    https://drive.google.com/drive/u/1/folders/1gyis4Bhrn3hYrYozexErFlVUT4Af3EaE

     

    Birleşmiş Milletler Uyuşturucu Kontrol Kurulu (INCB) 2022 Raporu, dünyayla aynı anda Üsküdar Üniversitesi’nde düzenlenen basın toplantısında açıklandı.

    Birleşmiş Milletler Uyuşturucu Kontrol Kurulu (INCB) 2022 Raporu, dünyayla aynı anda Üsküdar Üniversitesi’nde düzenlenen basın toplantısında açıklandı.

    Birleşmiş Milletler Uyuşturucu Kontrol Kurulu (INCB) 2022 Raporu, dünyayla aynı anda Üsküdar Üniversitesi’nde düzenlenen basın toplantısında açıklandı.

    Birleşmiş Milletler Uyuşturucu Kontrol Kurulu (INCB) 2022 Raporu, dünyayla aynı anda Üsküdar Üniversitesi’nde düzenlenen basın toplantısında açıklandı.

    Birleşmiş Milletler Uyuşturucu Kontrol Kurulu (INCB) 2022 Raporu, dünyayla aynı anda Üsküdar Üniversitesi’nde düzenlenen basın toplantısında açıklandı.

    Birleşmiş Milletler Uyuşturucu Kontrol Kurulu (INCB) 2022 Raporu, dünyayla aynı anda Üsküdar Üniversitesi’nde düzenlenen basın toplantısında açıklandı.

     

  • “STAT6 Fonksiyon Kazanımı Hastalığı” tanımlandı ve tedavisi geliştirildi

    Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Prof. Dr. Safa Barış ve ekip arkadaşları, immünolojide önemli bir buluşa imza attılar. Araştırmacılar kalıtsal bir bağışıklık hastalığı olan ve ciddi alerjik problemlere yol açan “STAT6 Fonksiyon Kazanımı Hastalığı”na neden olan STAT6 GOF mutasyonunu tanımlayarak, tedavi geliştirdiler. Tedavinin olumlu sonuçları alerjide umut ışığı oldu.

    Bağışıklık sisteminin sadece az çalışması hastalık yapmaz. Abartılı çalışması da hastalık yapar ki alerjik hastalıklar bu şekilde ortaya çıkar. Doğuştan gelen bağışıklık hataları, şiddetli alerjik hastalıklar da dahil olmak üzere çok sayıda bağışıklık düzensizliğine neden olur. Hayat kalitesini düşüren ve yaşamı zorlaştıran alerji gibi bağışıklık problemlerine neden olduğu düşünülen “STAT6 Fonksiyon Kazanımı Hastalığı”nın Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) Üyesi Prof. Dr. Safa Barış ve ekip arkadaşları tarafından tanımlanmasının ardından, bu bulguların alerji gibi birçok bağışıklık hastalığının kaynağına da ışık tutacağı düşünülüyor.

    Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Alerji-İmmünoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Safa Barış ve ekip arkadaşları, TÜBİTAK’tan Uzm. Dr. Altan Kara ve Harvard Medical School’dan Prof. Dr. Talal Chatila ve ekibinin bu ortak çalışmaları ile yeni bir hastalığın oluşum mekanizması ve tedavisi literatüre kazandırıldı. Yeni tanımlanan bu hastalıkta şiddetli atopik dermatit, eozinofil değeri yüksekliği ve yüksek IgE değerleri görülebiliyor. Kanda bu değerlerin yüksekliği görülen ve STAT6 teşhisi konulan bir çocukta, ekip tarafından geliştirilen tedavinin uygulanmasıyla hastalığın gerilediği gözlendi.

    STAT6’dan etkilenen bireylerde ağır alerjik hastalıklar saptandı

    Literatürde ilk defa tanımlanan bu hastalık modelinde, etkilenen bireylerde ağır alerjik hastalıklar saptandı. Dr. Safa Barış ve ekibi, bu şikayetlere sahip bir aileye tüm ekzom dizileme uygulayarak STAT6 geninde önemli bir mutasyonu ortaya çıkardı. Yapılan ayrıntılı analizlerde bu mutasyonun STAT6 proteininde normalden fazla çalışmaya neden olduğu görüldü. İzleyen çalışmalarda STAT6 protein aktivitesinin JAK inhibitörleri ile azaltılmasının şikayetlerde tamamen düzelmeye yol açarak hastalık kontrolünün sağlandığı görüldü.

    Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) Üyesi Prof. Dr. Safa Barış ve ekip arkadaşları ile bu buluşa katkısı bulunan tüm bilim insanlarını başarılarından dolayı kutladığını ifade eden Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Dilşad Mungan, “Başta Prof. Dr. Safa Barış olmak üzere Prof. Dr. Ahmet Özen, Prof. Dr. Elif Karakoç Aydıner, Prof. Dr. Deniz Yücelten, Prof. Dr. Leyla Cinel, Doç. Dr. Emine Bozkurtlar, Uzm. Dr. Sevgi Bilgiç Eltan, Uzm. Dr. Royala Babayeva, Uzm. Dr. Asena Pınar Sefer, Uzm. Dr. Melek Yorgun Altunbaş ve Yüksek Lisans öğrencisi Mehmet Cihangir Çatak’ı bu önemli başarı için tebrik ediyorum. Literatüre çok değerli bir buluş kazandırdılar. Başarılarının devamını diliyorum” diye konuştu.

    İmmün yetmezlik alanında çok saygın bir yere sahip olan ”Journal of Allergy and Clinical Immunology” dergisinde yayınlanan bu çalışmanın detaylarına https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/36758835/ linkinden ulaşmak mümkün.

    Aynı merkez daha önce Chaple Sendromunu bilim dünyasına kazandırmıştı

    Daha önce de yine Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Alerji İmmünoloji Bilim Dalı’nda Öğretim Üyesi olan Prof. Dr. Ahmet Oğuzhan Özen, çocukluk çağının ölümcül sonuçlar doğurabilen hastalığı Chaple Sendromunu literatüre kazandırmıştı. Hastalığın hem teşhisini hem tedavisini bulan Prof. Dr. Ahmet Oğuzhan Özen bu buluşla, Avrupa İmmünoloji Dernekleri Federasyonu (EFIS)’nun yarışmasında “EFIS Publication Award’ ödülüne layık görülmüştü.

    Chaple hastalığı nedir?

    Chaple hastalığı olan çocuklarda en fazla bağırsak yakınmalarıyla birlikte; kusma, ishal, karın ağrıları, bağırsak bozuklukları görülürken bu hastalık çocuklarda beraberinde büyüme geriliği de yaratıyor. Prof. Dr. Ahmet Oğuzhan Özen hastalıkla ilgili, “Bu hastalık nedeniyle çocuklar büyüyemiyor, gelişemiyorlar. Mineral ve vitamin eksiklikleri ortaya çıkıyor. Kansızlık ortaya çıkıyor. Bu çocuklar albümin eksikliği nedeniyle gözlerinde bacaklarında, kollarında şişlikler nedeniyle hastaneye başvuruyorlar. Bu çocuklara albümin dediğimiz bir tedavi uyguluyoruz. Hastalık genelde ilerleyen yaşlarda daha ağır bir hal alıyor. Küçük çocuklarda daha çok büyüme geriliği, ishal gibi olurken büyük çocuklarda damar tıkanıklıkları, bağırsak tıkanıklıkları, cerrahi gerektiren şiddetli bağırsak düğümlenmeleri de görebiliyoruz” demişti.

     

    Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) Hakkında:

    Ülkemizde alerji ve immünoloji alanında kurulan ilk dernek olan Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD), erişkin- çocuk alerji ve klinik immünoloji uzmanlarını bir çatı altında toplamaktadır. Alerji ve Klinik İmmünoloji biliminin ve hizmetinin ülkemizde gelişimine katkı sağlamayı ve alerjik – immünolojik hastalıklar konusunda toplumda farkındalık oluşturulmasını hedefleyen AİD, uluslararası katılımlı kongre ve bilimsel toplantılar gerçekleştirerek branş hekimlerinin ve ilişkili sağlık personelinin en yeni bilgiler ile güncellenmesi sağlanmaktadır. Uluslararası bilimsel kurumlarla (AAAAI, EAACI, SIAF, WAO) iş birliği yapan dernek bu iş birliklerinin ışığında uluslararası kurumların düzenlediği kongre ve kursları ülkemizde başarıyla gerçekleştirmiş, ülkemizi başarıyla temsil ederek biliminin ilerlemesine önemli bir katkı sunmuştur. Yine farkındalık yaratma misyonuyla öne çıkan dernek, üyeleri için bilimsel toplantılara katılımı için maddi destek sağlamakta dernek üyeleri dışında da bedelsiz bir şekilde kurs ve okul şeklinde çeşitli eğitim toplantıları düzenlenmektedir.

     

  • Travmalar uyku düzenini bozuyor, rüyalara girebiliyor

    Travmalar uyku düzenini bozuyor, rüyalara girebiliyor

    Sosyal medya ve haber takibinde süre sınırlandırılmalı

    Travmaların hem biyolojik hem de psikolojik olarak insana tamamen zarar veren bir durum olduğunu belirten Psikiyatri Uzmanı Dr. Firdevs Seyfe Şen, travmanın ruhsal etkileri kadar fiziksel belirtilerle ortaya çıktığını söyledi. Travma nedeniyle uyku düzeninin bozulabileceğini, kişi uykuya dalsa dahi rüyalarında sık sık travmatik olayı görebileceğini kaydeden Dr. Şen, travmalarda açıklanamayan bir halsizlik ve yorgunluk yaşanabileceğini belirtti. Sosyal medya kullanımının travmayı daha da şiddetlendirebileceği uyarısında bulunan Dr. Firdevs Şen, sosyal medya ve haberlerin sınırlı sürelerde takip edilmesini tavsiye etti.

    Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Firdevs Seyfe Şen, travmaların fiziksel etkilerine ilişkin değerlendirmede bulundu.

    Travmanın, biyopsikososyal olarak insana tamamen zarar veren bir durum olduğunu belirten Dr. Firdevs Seyfe Şen, travmanın ruhsal etkileri kadar fiziksel belirtilerle de ortaya çıkan bir süreç olduğunu söyledi.

    Sürekli travmayı düşünmek sıkıntıya yol açabilir

    Travmanın fiziksel etkileri olduğunu kaydeden Dr. Firdevs Seyfe Şen, “Yoğun bir sıkıntı hissi, nedeni açıklanamayan iç sıkıntısı travmanın önemli fiziksel etkilerinden biridir. Özellikle yeniden yaşantılıma denilen, sürekli olarak travmaya maruz kalmayı düşünmek, travmanın yarattığı etkileri düşünmek, bazen bu travmaya kişinin kendisi de fiziksel olarak maruz kalmış gibi düşünmesi o kişide yoğun bir sıkıntıya ve çarpıntıya neden olabilmektedir.” dedi.

    Uyku düzeni bozulabilir, halsizlik ve yorgunluk yaşanabilir

    Travma nedeniyle uyku düzeninin bozulabileceğini ifade eden Dr. Firdevs Seyfe Şen, “Uykuyu sürdürmek yoğun bir sıkıntı haline gelebilir. Travmanın çok belirgin fiziksel etkilerinden birisi, kişi uykuya dalsa dahi rüyalarında sık sık travmatik olayı görmesi durumudur. Açıklanamayan bir halsizlik, yorgunluk yaşanabilir. Evden çıkmak ve insanlarla iletişim kurmak çok zor gelebilir, her telefon çaldığında bir irkilme belirtisi gösterilebilir.” uyarısında bulundu.

    Sosyal medya kullanımı sınırlandırılmalıdır

    Sosyal medya kullanımının travma üzerinde etkileri olabileceğini kaydeden Dr. Firdevs Seyfe Şen, “Bu noktada sosyal medya, travmayı daha da şiddetlendirebilir. Sürekli travma ile ilgili haberler seyretmek kişiyi daha ağır travmatize edebilmektedir. Gündemden uzak kalmamak adına haberler bir süre takip edilmelidir fakat bu sürenin sınırlandırılması çok önemlidir.” diye konuştu.

    Zamanında müdahale edilmeli

    Travmalara zamanında müdahalenin önemine işaret eden Psikiyatri Uzmanı Dr. Firdevs Seyfe Şen, ciddi anlamda iştahsızlık, mide bulantısı, yoğun halsizlik, yapılacak işe karşı hiçbir şekilde motive hissedememe, uyku düzeninin bozulması, gün içinde sık sık çarpıntı ataklarıyla karşılaşılması gibi durumlarda mutlaka bir uzmandan yardım alınması gerektiğini vurguladı. Dr. Firdevs Seyfe Şen, sözlerini şöyle tamamladı: “Erken dönem olmasına rağmen önceden müdahale etmek ciddi anlamda faydalı sonuçlar yaratabilmektedir. Bilişsel davranışçı terapi, şema terapisi, EMDR terapisi şeklinde akut travmayla baş etmek için terapi yöntemleri bulunmaktadır.”