Kategori: Sağlık

  • Tansiyonu hafife almayın…

    Tansiyonu hafife

    almayın…

     

    Necdet Buluz

     

    Doktorlar uyarıyor:

    “Yüksek tansiyonu hafife almayın.”

    Yüksek tansiyon çok sinsi bir hastalık. Aşağı yukarı tüm organlara zarar veriyor.

    Ülkemizde her 3 kişiden biri tansiyon hastası.

    Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, “Kişinin hiçbir şikayeti olmasa bile yüksek tansiyon yine de organlara zarar vererek kalp hastalığı, felç ve böbrek hastalığı gibi çok ciddi hastalıkların riskini artırabiliyor. Bu nedenle sessiz katil olarak da adlandırılıyor” dedi. Prof. Dr. Sıtkı Cebeci, ‘sessiz hipertansiyon’a yönelik önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

    Sessiz hipertansiyon görünürde hiçbir şikayete yol açmadığı için “benim bir sorunum yok” yanılgısına düşmemek gerektiğini vurgulayan Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, bazı kişilerin yüksek riskli grupta olduğunu belirterek şöyle konuştu:

    “Özellikle ailenizde hipertansiyonu olan bir kişi varsa, orta yaş ve üzerindeyseniz, kilonuz ideal kilonuzdan fazlaysa, hareketsiz bir yaşam tarzına sahipseniz, sürekli stres altında yaşıyor ve stresinizi yönetemiyorsanız, uyku apneniz varsa hipertansiyon açısından riskli gruptasınız demektir ve tansiyon ölçümünü mutlaka düzenli yapmanız gerekir.”

    752759212

     

    Sessiz hipertansiyonun yıllar içerisinde vücuda zarar verebileceğini hatta kalp hastalığı, felç ve böbrek hastalığı gibi çok ciddi hastalıkların riskini artırabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebebi, bu nedenle herhangi bir belirti olmasa da bazı durumlarda mutlaka şüphelenmek ve doktora başvurmak gerektiğini söylüyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, şunları söyledi:

    “Sessiz katil terimi genellikle sessiz hipertansiyonu tanımlamak için kullanılır çünkü genellikle semptom göstermediğinden insanlar kalp krizi veya inme gibi tıbbi bir acil durumla karşılaşana kadar hipertansiyonları olduğunu fark etmeyebilirler.”

    Ülkemizde her 3 kişiden birinin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, “Araştırmalar, özellikle yetişkinler arasında sessiz hipertansiyonun yaygın olduğunu gösteriyor. Sessiz hipertansiyona yönelik Journal of Hypertension’da yayınlanan bir çalışma, yüksek tansiyonu olan yetişkinlerin yaklaşık yüzde 30’unda herhangi bir belirti görülmediğini ortaya koyarken, American Journal of Epidemiology’de yayınlanan bir başka çalışma da, 18-85 yaş arası yetişkinlerin yaklaşık yüzde 17’sinde sessiz hipertansiyon olduğunu gösteriyor” dedi.

    Hipertansiyonun (yüksek kan basıncının) genellikle belirgin semptomları olmasa da baş ağrısı, baş dönmesi, nefes darlığı, bulanık görme veya göğüs ağrısı gibi şikayetlerin mutlaka dikkate alınması, “çok stresli bir gündü onun için başım ağrıyor” ya da “çok koşturdum dinleneyim geçer” gibi düşüncelerle ihmal edilmemesi gerekiyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci “Bu semptomlar hipertansiyona özgü olmadığından yüksek tansiyonunuz olup olmadığını öğrenmenin tek yolu bir sağlık uzmanı tarafından ölçülmesidir. Düzenli tansiyon kontrolü, hipertansiyonun saptanması ve vücuda zararlarının en aza indirilmesi için büyük önem taşımaktadır” dedi.

    Sessiz hipertansiyonun tedavisinde yaşam tarzı değişiklikleri ve kan basıncını düşürücü ilaçların önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci “Düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme, ideal kiloyu koruma, tuzu azaltma, alkol ve sigaradan kaçınma, ilaçları düzenli kullanma kan basıncını düşürmeye ve hipertansiyondan kaynaklanan komplikasyon risklerini azaltmaya yardımcı olacaktır” diye konuştu.

  • “Dünya Süt Günü” kutlu olsun.

    Dünyanın en yararlı içeceği süt hakkında toplumu bilinçlendirmek ve tüketimin yeterli seviyelere ulaşmasını teşvik etmek amacıyla her yıl 21 Mayıs tarihi “Dünya Süt Günü” olarak kutlanıyor. Türkiye’de de 1991 yılından bu yana 21-28 Mayıs tarihleri Süt Haftası olarak anılıyor.

    Sağlığınız için her gün, günde 2 bardak süt için

    Bugün dünya süt günü çocukların ve büyüklerin sağlıklı kemik gelişimi için süt için, süt içirin.

    Süt Büyümeyi ve gelişmeyi sağlar, vücuda güç verir ve kemikleri sağlamlaştırır ve kemik erimesini önlemeye yardımcıdır.

    Mikropların neden olduğu enfeksiyonlara karşı vücuda direnç verir.

    Cildin yıpranmasını ve yaşlanmasını engeller.

    “Dünya Süt Günü” kutlu olsun.

    Birleşmiş Milletler Uluslararası Sütçülük Federasyonu’nun 1956 yılında bütün üye ülkelerde kutlanması kararı aldığı “Dünya Süt Günü” 1991 yılında ülkemizde de kabul edilmiştir. 21 Mayıs Dünya Süt Günü’nün içinde bulunduğu 21 – 28 Mayıs tarihlerini kapsayan hafta da ‘Süt Haftası’ olarak kutlanmaktadır.

     

  • 2025 Yılında Dünyada Hipertansiyonlu Hasta Sayısının 1,5 Milyar Kişiye Ulaşacağı Öngörülüyor

    17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü

    2025 Yılında Dünyada Hipertansiyonlu Hasta Sayısının 1,5 Milyar Kişiye Ulaşacağı Öngörülüyor

    Hipertansiyon tüm dünya için çok önemli sağlık sorunlarından biri olmakla birlikte beraberinde farklı hastalıklar için getirdiği risk faktörleri nedeniyle önemi daha da artıyor. Kardiyoloji uzmanı Dr. Cansu Ebren, hipertansiyonun yetişkin hasta popülasyonunda en sık konulan tanılardan birisi olduğunu ve aynı zamanda reçeteli ilaç kullanımının da en sık sebepleri arasında yer aldığının altını çizdi. Mevcut popülasyonun yaşlanması, sedanter yaşam tarzı ve obezitenin yaygınlaşmasının dünyada hipertansiyon sıklığının daha da artmasına nedene olacağının altını çizen Dr. Ebren “2025 için dünya genelinde hipertansiyonlu hasta sayısının yüzde 15-20’lik bir artış ile 1,5 milyar kişiye ulaşacağı öngörülmektedir.” dedi. 

    “HİPERTANSİYONA BAĞLI KOMPLİKASYONLAR HER YIL 9.4 MİLYON KİŞİNİN YAŞAMINA MAL OLUYOR”

    Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kardiyoloji uzmanı Dr. Cansu Ebren’in verdiği bilgiye göre, 18 yaşından büyük kişilerde muayene sırasında hekim tarafından yapılan tansiyon ölçümünde halk arasında büyük tansiyon olarak bilinen sistolik kan basıncının ³ 140 mmHg ve/veya küçük tansiyon olarak bilinen diyastolik kan basıncının ³90 mmHg bulunması yüksek kan basıncı olarak tanımlanıyor.

    Hipertansiyonun “sessiz katil” olarak ifade edildiğini hatırlatan Dr. Cansu Ebren, “Hastalık hiçbir semptom vermeden başlayabildiği için tedavisiz kalıyor. Bu durumda başta damar yatağı, kalp, böbrek, göz ve beyne zarar veriyor” diye konuştu.  Hipertansiyon komplikasyonlarının dünyada her yıl 9,4 milyon kişinin yaşamına mal olduğuna dikkat çeken Dr. Ebren, bununla birlikte kalp hastalıklarına bağlı yaşam kayıplarının yüzde 45’inden, inmeye bağlı yaşam kayıplarının ise yüzde 51’inden hipertansiyonun sorumlu olduğunu ifade etti. Ayrıca kalp ve damar hastalıkları, inme, kronik böbrek yetmezliği ve atriyal fibrilasyon gelişimi için en önemli risk faktörlerinden birinin de yine hipertansiyon olduğunu söyledi.

    HİPERTANSİYON SIKLIĞININ ARTACAĞI ÖNGÖRÜLÜYOR

    Dr. Ebren’in verdiği bilgiye göre, hipertansiyon yetişkin hasta popülasyonunda en sık konulan tanılardan biri olmakla birlikte reçeteli ilaç kullanımının da önde gelen sebepleri arasında yer alıyor. İstatistiklere göre erişkinde hipertansiyon prevalansının ortalama yüzde 30-45 arasında bildirildiğini ve bu prevelansın da yaşla birlikte arttığını söyleyen Dr. Ebren, “60 yaş üzerindeki bireylerde bu rakam yüzde 60’ın üzerine çıkmaktadır. 50 yaş altındaki kadınlarda daha az görülmesine karşın, menopoz sonrasında kadınlarda hipertansiyon görülme sıklığı hızlı bir şekilde artmakta ve erkekleri geçmektedir. 78 yaşında ise genel popülasyonun yüzde 90’ında hipertansiyon ile karşılaşılmaktadır” diye konuştu.

    Mevcut popülasyonun yaşlanması, sedanter yaşam tarzının ve obezitenin yaygınlaşmasının dünyada hipertansiyon sıklığının daha da artacağı anlamına geldiğine dikkat çeken Dr. Ebren, “Avrupa Kardiyoloji Derneği’nin en son yayınlanan 2018 yılına ait Hipertansiyon Kılavuzu’nda da belirtildiği üzere, 2025 yılında hipertansiyonun dünya genelinde yüzde 15-20’lik artışla 1.5 milyara ulaşacağı tahmin edilmektedir” dedi.

    “GENÇ YAŞTA HİPERTANSİYON YAŞLILIKTA KÖTÜ BEYİN FONKSİYONLARINA NEDEN OLABİLİYOR”

    Hipertansiyonun yaşlılar üzerindeki etkilerinin gençlere kıyasla daha yıkıcı olabildiğini söyleyen Dr. Cansu Ebren, sözlerine şöyle devam etti: “Hipertansiyon tanılı kişilerde on yıllık majör kardiyovasküler olay yaşama riskinin 24-34 yaş aralığı için yüzde 1’in altında iken; 65 yaş üstünde bu oranın yüzde 30’u aştığına dikkat çekti. Bu nedenle kişinin sağlıklı bir şekilde yaşlanabilmesi için, genç yaşlarından itibaren düzeltilebilir risk faktörlerini minimalize etmesi, erken tanı ve tedavi almasının oldukça önem taşıyor.”

    Yakın zamanda yayınlanan bir çalışmanın 30’lu yaşlarda yüksek kan basıncına sahip genç erişkinlerin, 70’li yaşlarına geldiklerinde -özellikle erkeklerin- daha kötü beyin fonksiyonlarına sahip olduklarını gösterdiğini söyleyen Dr. Ebren, “Bu grupta aynı zamanda demansın da daha fazla görüldüğü tespit edilmiş. Dolayısıyla sadece kalp değil, beyin sağlığınız için de kan basıncınızı belli aralıklarla ölçtürmeli ve yüksek saptanması halinde bir kardiyoloji uzmanına başvurmalısınız. Gençliğinizde kendinize vereceğiniz öz bakım, sağlıklı ve iyi bir yaşlanmanın anahtarı olacaktır” diye konuştu.

    752759212

    HİPERTANSİYONU ÖNLEMEK İÇİN BU ÖNLEMLER ALINMALI!

    Sadece hipertansiyonun değil, genel kardiyovasküler riski azaltmada en etkili faktörlerden birinin sigaranın bırakılması olduğunun altını çizen Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kardiyoloji uzmanı Dr. Cansu Ebren, hipertansiyondan korunma adına alınması gereken önlemleri şöyle sıraladı:

    “Tütün ve tütün ürünlerinin bırakılması konusunda bireyler mutlaka teşvik edilmelidir. Kişi fazla kilolu ise kendi ideal vücut ağırlığına inmesi veya en azından ağırlığının minimum %5-10’u kadar kilo vermesi gerekmektedir. Tuz tüketimine mutlak surette dikkat edilmeli ve günlük sodyum alımı 2-2.4 gr (5-6 gr tuz) ile sınırlandırılmalıdır. Sağlıklı bir yaşam için Akdeniz tipi beslenme modeli benimsenmeli, sebze-meyve ağırlıklı, az yağlı, tam tahıllı besinlere öncelik verilmeli ve haftada en az iki kez balık tüketilmelidir.  Sedanter yaşamdan kaçınmak, haftanın en az 5 günü 30 dakikadan az olmayan, kişinin yaşına ve fiziksel durumuna uygun düzenli egzersiz yapılması çok önemlidir. Konunun ruhsal tarafına da bakacak olursak, meditasyon, yoga gibi gevşeme tekniklerinin uygulanması veya gereklilik halinde davranış kalıplarının düzeltilmesine yönelik psikoloterapi destekleri ile kişinin stresini daha iyi yönetmesi hiç şüphesiz hayat kalitesini arttırmasına yardımcı olacaktır.”

  • Hafif bir rüzgar bile sinüziti tetikleyebilir!

    Sinüzit bu aylarda başınızı ağrıtmasın!

    “Üşüme ve terleme” döngüsüne dikkat!

    Hafif bir rüzgar bile sinüziti tetikleyebilir!

    SİNÜZİTE KARŞI 8 ETKİLİ ÖNLEM!

    Yüz kemiklerimizin içindeki hava odacıklarının aşırı mukus salgılamasına bağlı olarak bu bölgelerde ağrı, basınç ve akıntı oluşmasına ‘sinüzit’ deniyor. Genellikle üst solunum yolu enfeksiyonunun ardından geliştiği için kış aylarında sık görülse de, aslında bahar mevsimi de sinüzit için önemli bir tehdit oluşturuyor. Öyle ki baharda hava durumunda yaşanan dengesizlikler vücudumuzun üşüme-terleme döngüsüne girmesine yol açabiliyor. Böyle bir durumda hafif bir rüzgârda kaldığımızda bile sinüzit atağı hızla tetiklenebiliyor. Ayrıca bahar aylarında başlayan polen artışı nedeniyle alerjik rinitler alevleniyor ve alerjik zeminden köken alan sinüzitlere zemin hazırlıyor.

    2220999383

    Yılda bir iki kez akut sinüzit atağı geçirmek endişe edecek bir tablo oluşturmuyor. Ancak tedavi ihmal edilir ve yeteri kadar önlem alınmazsa hastalık kronik sinüzite dönüşebiliyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Osman Halit Çam, sinüzit kronikleştiğinde ciddi sorunların gelişebileceğine dikkat çekerek, “Sinüzit erken dönemde en sık burun tıkanıklığı, yüz ve baş ağrısı, burun ile geniz akıntısına yol açıyor. Kronikleşirse tablo daha da şiddetleniyor; gözlerde şişlik ile kızarıklık, göz kapağında şişlik ve şaşılık gibi görme bozukluğu da eşlik edebiliyor. Dahası, ilaç tedavisine yanıt vermeyen baş ağrısı, menenjit, hatta beyin iltihabına varan durumlar gelişebiliyor. Bu nedenle sinüzitte erken dönemde tedavi olmak ve yaşam alışkanlıklarında önlem almak büyük önem taşıyor” diyor. Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Osman Halit Çam, bahar mevsiminde sinüzitten korunma yolarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

    Alerjinizi kontrol altına alın

    Bahar ve yaz aylarında alerjik nezleyi alevlendiren başlıca etmen polenler olduğu için polen maruziyetini minimuma indirmeniz gerekiyor. Odanızda hepa filtreli hava filtreleme cihazları bulundurmanız fayda sağlayacaktır. Eğer alerjik nezleyi kontrol etmekte zorlanıyorsanız, doktorunuzdan ilaç desteği için yardım almayı ihmal etmeyin. Ayrıca polenlerin en yoğun olduğu 05:00-10:00 saatleri arasında mecbur kalmadıkça dışarıya çıkmayın. Eğer çıkmanız gerekiyorsa mutlaka maske ve gözlükle korunun.

    Ani hava değişimlerine dikkat! 

    Ani hava değişimlerine karşı önlem almanız da dikkat etmeniz gereken bir başka önemli noktayı oluşturuyor. İnce bir üst kıyafet üzerine yine ince bir mont giymeniz, yanınıza şal ve şapka almanız sizi hava değişimlerine karşı koruyacaktır.

    Başınızı sıcak tutun 

    Duş sonrasında, dışarı çıkmadan önce başınızın sıcak olduğundan mutlaka emin olun. Klasik ‘ıslak saçla dışarı çıkmamalısınız’ uyarısından öte, başınızın iyice ısındığından emin olmanız gerekiyor. Bunun için saçınızın sadece kuru olması yetmiyor. Çünkü saçınız kurumak için başınızın ısısını kullanacak ve başınız gövdenize göre daha soğuk olacaktır. Bu mekanizma da baş ağrılarını tetikliyor ve sinüzite de zemin hazırlıyor.

    İrritanlardan uzak durun

    Tekrarlayan sinüzit ataklarınız varsa, dikkat etmeniz gereken diğer bir konu da sinüs mukozalarını rahatsız eden kimyasallardan uzak durmak olmalı. Bu kimyasalların başında sigara dumanı geliyor. Diğer irritanlar arasında hava kirliliği, yüksek konsantrasyonlu deterjanlar ve çamaşır suları yer alıyor. Bunlara maruziyeti kesemiyorsanız mutlaka maske kullanmanız gerekiyor.

    ‘Burun duşu’ yapın 

    Sinüzit ataklarından korunmanın diğer bir yolu ise burun ve sinüs duşudur. Doç. Dr. Osman Halit Çam, bu alışkanlığı edinmenizde bir sakınca olmadığını belirterek, “Böylelikle, gün boyu dışarıda geçirdiğiniz süreçte burun ve sinüs mukozalarınızda birikmiş olan mikro partiküllerini mekanik olarak uzaklaştırmış olursunuz. Ancak solüsyon seçimi ve uygulama basınçları kontrollü olmalıdır” diye konuşuyor.

    Diş kontrollerinizi yaptırın

    Çürük dişlerin varlığı, azı dişlerin köklerinde kist ya da enfeksiyon gelişmesi gibi durumlarda yaşanan sorunlar komşuluk yoluyla sinüslere kolayca yayılabiliyor. Doç. Dr. Osman Halit Çam, diş kaynaklı sinüzitlerde tek kür ilaç tedavisinin çoğu zaman tek başına yeterli olmadığını belirterek, “Ağız ve diş sağlığına özen göstermek, yılda iki kez diş kontrolünden geçmek, sinüzitten korunmaya yardımcı olacaktır.” bilgisini veriyor.

    Basınç değişikliklerine dikkat edin

    Soğuk algınlığı, nezle ya da alerjik alevlenme dönemlerinizde scuba diving ya da uçak seyahatleriniz varsa, bu etkinliklerinizi erteleyin. Normalde basınç değişikliklerinde, vücut boşluklarımızdaki hava genleşip büzüşüyor. Hastalık dönemlerinde ise bu dokular hem ekstra hassas oluyor hem de basınç değişikliklerine bağlı hava sirkülasyonunu yeteri kadar tolere edemiyor. Bu tablo da hastalığın uzamasına neden olarak sinüzit ataklarını tetikleyebiliyor.

    Burun tıkanıklıklarını çözün

    Burnunuzda kemik eğriliği (deviasyon) veya et büyümesi (konka hipertorfisi) gibi anatomik olarak tıkanıklık varsa sinüs mukozalarınız sağlıklı bir şekilde havayla temas etmiyor ve hava sirkülasyonu yeteri kadar iyi olmuyor demektir. Doç. Dr. Osman Halit Çam, “Bu anatomik problemleri cerrahi olarak çözmek sinüzite yakalanmanızı geciktirecek, yakalansanız bile sizi yormadan hastalığı atlatmanızı sağlayacak önlemler arasındadır.” diyor.

  • Siyasi haberlere maruz kalmak endişe ve stres seviyesini artırabilir

    Siyasi haberlere maruz kalmak endişe ve stres seviyesini artırabilir

    Seçim döneminde medya kullanımını kısıtlamak ruh sağlığı için önemli

    Uzmanlar siyasi seçim dönemlerinde, genellikle insanların duygusal ve psikolojik açıdan yoğun bir süreç yaşadıklarını söylüyor. Seçim dönemlerinde birçok farklı faktörün, insan psikolojisini olumsuz etkileyebileceğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Solin Çekin, “Sürekli olarak karşı siyasi içeriklere maruz kalmak, kaygı ve öfke yaratabilir. Medya ve sosyal medya kısıtlamaları, ruhsal ve duygusal dengeyi korumaya yardımcı olabilir. Ayrıca kişinin kendine ayırdığı vaktin kaliteli bir düzende artması da ruh sağlığının korunması açısından önemlidir. Spor yapmak, doğa yürüyüşüne çıkmak, hobilerle uğraşmak gibi aktiviteler bu açıdan kişiyi destekleyecektir.” önerilerinde bulundu.

    Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Solin Çekin, içinde bulunduğumuz seçim döneminin insan psikolojisi üzerinde ne gibi etkilere sebep olabileceğine dair değerlendirmelerde bulundu.

    Seçimler kendini ifade edebilme hakkıdır

    Türkiye’deki siyasi seçim dönemlerinin, genellikle insanların duygusal ve psikolojik açıdan yoğun bir süreç yaşadıkları zaman dilimleri olduğunu belirterek sözlerine başlayan Uzman Klinik Psikolog Solin Çekin, “Seçimler, toplumdaki insanların politikaları, yönetici tercihleri ve ülke yönetimini göz önünde bulundurma hakkını ifade etme şansını sunar. Dolayısı ile seçim sürecinde söz sahibi olan birey, kendini ifade edebilme hakkı ile birlikte değerli hissetme duygusunu da yaşamaktadır.” dedi.

    Seçim öncesi ‘heyecan ve umutsuzluk’ duyguları ağır basıyor

    Türkiye’deki seçimlerde, siyasi partilerin ve adayların seçim kampanyalarının oldukça yoğun olduğunu ifade eden Çekin, “Seçimlerdeki birlik  ve beraberlik dönemleri yoğun dayanışma ve heyecan duygularını oluşturabildiği gibi insanların psikolojisini olumsuz da etkileyebilmektedir.” açıklamasında bulundu ve seçim zamanlarında ortaya çıkan üç dönemden bahsetti.

    Çekin seçim öncesi dönemi ‘heyecan ve umutsuzluk duygularının ağır bastığı bir evre’ şeklinde tanımlayarak “Umutların yükselme potansiyeline sahip olduğu kadar, aynı zamanda kaygı ve umutsuzluk sürelerini da tetikleyebilir. Destekledikleri aday veya parti için heyecanlı olanlar, umutlarını beslerken, desteklemedikleri aday veya parti nedeniyle hayallerini sürdüremeyen ve umutsuz olan bir kesim de olabilmektedir.” ifadelerini kullandı.

    Umutsuz seçmen gelecek kaygısıyla yoğun anksiyete yaşayabilir

    Seçim döneminin stresli bir zaman dilimi olabileceğini kaydeden Çekin, “İnsanlar, ülkenin geleceği hakkında ve seçim sonuçlarının, hayatlarını nasıl etkileyeceği konusunda endişe duyabilirler. Ayrıca, seçimlerde adayların ve partilerin kullandıkları dil, bazen kutuplaştırıcı ve agresif olabilir. Bu da stres ve kaygı hissi yaratabilir. Bununla birlikte umutsuz olan seçmen gelecek kaygısı içerisine girdiği zaman ise yoğun anksiyete yaşayabilir. Adayların ve partilerin beklentilerinin altında performans göstermesi veya seçim sonuçlarının, seçmenlerin istedikleri hedeflerden aşağıda kalması seçmenlerde ahlaki bozulmayı beraberinde getirebilir.” şeklinde konuştu.

    Kutuplaşma farklı bakış açılarının göz ardı edilmesine neden olabilir

    Seçim sonrası dönemde ise kutuplaşmaya neden olabilecek bir atmosfer oluşabileceğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Solin Çekin, “İnsanlar, farklı siyasi görüşlere sahip oldukları için ayrışabilirler. Bu ayrışma, insanların birbirine bağlanmasına karşı düşmanca hissetmelerine neden olabilir ve toplumdaki huzur ve uyumun bozulmasına yol açabilir. Ayrıca kutuplaşma, insanların bilgi seçimlerinde kendi görüşlerine yakın kaynaklara yönelmesine ve farklı bakış açılarını göz ardı etmesine de neden olabilir.” uyarısında bulundu.

    Bilinçli medya kullanımı ruh sağlığı için önemli

    Seçim dönemlerinin, politikacıların tartışmaları, vaatlerini içeren kampanya süreçleri ve geleceğe yönelik belirsizlikler nedeni ile stresli bir zaman olabileceğine değinen Çekin, bu süreçte bireyin kendi ruh sağlığını koruyabilmesi adına birtakım önlemler alabileceğini söyledi. Çekin bu önlemleri şöyle sıraladı:

    “Özellikle haberleri takip etmek önemli olsa da, sürekli olarak siyasi haberlere maruz kalmak endişe ve stres seviyesini artırabilir. ‘Bilinçli medya kullanımı’ yaparak yani belli bir zaman aralığında haberleri izlemek, güvenilir bilgi edinmeye özen göstermek ve yanıltıcı veya duygusal içeriklere maruz kalmaktan kaçınmak önemli bir yere sahip. Bu tarz haber içeriklerinde daha çok farklı görüşü değerlendirmek, analiz etmek ve eleştirel düşünceyi kullanmak bilişsel esnekliğimiz açısından da faydalı olacaktır. Bu sayede birey farklı görüşlere sahip bireylerle olan ilişkilerinde daha dengeli bir ortam yaratabilir. Burada empati yapabilmek de önemli bir yer tutuyor. Böylece sağduyulu bir iletişim de gerçekleşmiş olur.”

    Sosyal medya stres kaynağı olabilir

    Seçimin başlangıcında hızlı ve geniş bir bilgi koruması sağlasa da sosyal medyanın, aynı zamanda stres kaynağı olabileceğinin altını çizen Uzman Klinik Psikolog Solin Çekin sözlerini söyle tamamladı:

    “Sürekli olarak karşı siyasi içeriklere maruz kalmak, kaygı ve öfkeye neden olabilir. Medya ve sosyal medya kısıtlamaları, ruhsal ve duygusal dengeyi korumaya yardımcı olabilir. Ayrıca kişinin kendine ayırdığı vaktin kaliteli bir düzende artması da ruh sağlığının korunması açısından önemlidir. Spor yapmak, doğa yürüyüşüne çıkmak, hobilerle uğraşmak gibi aktiviteler bu açıdan kişiyi destekleyecektir.”

  • 17 MAYIS DÜNYA HİPERTANSİYON GÜNÜ

    17 MAYIS DÜNYA HİPERTANSİYON GÜNÜ

    Her 3 kişiden 1’i! Ama…

    ‘Sessiz hipertansiyon’a dikkat!

    HİPERTANSİYON HAKKINDA

    BİLİNMESİ GEREKEN 5 ÖNEMLİ NOKTA!

    Ülkemizde her 3 kişiden birinin hipertansiyon hastası olduğu biliniyor. Ancak bu sinsi hastalık uzun yıllar hiçbir belirti vermeden ‘sessizce’ ilerleyebildiği için sayının çok daha yüksek olduğu öngörülüyor. ‘Sessiz hipertansiyon’da, yüksek hipertansiyonunun yol açtığı baş ağrısı veya baş dönmesi gibi sorunlar yaşanmadığını yani herhangi bir uyarı işareti olmadığını belirten Acıbadem Fulya Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci “Kişinin hiçbir şikayeti olmasa bile yüksek tansiyon yine de organlara zarar vererek kalp hastalığı, felç ve böbrek hastalığı gibi çok ciddi hastalıkların riskini artırabiliyor. Bu nedenle sessiz katil olarak da adlandırılıyor” diyor. Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında yaptığı açıklamada, hipertansiyon hakkında bilinmesi gereken 5 noktayı anlattı, ‘sessiz hipertansiyon’a yönelik önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

    Bu risklere dikkat!

    Sessiz hipertansiyon görünürde hiçbir şikayete yol açmadığı için “benim bir sorunum yok” yanılgısına düşmemek gerektiğini vurgulayan Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci bazı kişilerin yüksek riskli grupta olduğunu belirterek şöyle konuşuyor: “Özellikle ailenizde hipertansiyonu olan bir kişi varsa, orta yaş ve üzerindeyseniz, kilonuz ideal kilonuzdan fazlaysa, hareketsiz bir yaşam tarzına sahipseniz, sürekli stres altında yaşıyor ve stresinizi yönetemiyorsanız, uyku apneniz varsa hipertansiyon açısından riskli gruptasınız demektir ve tansiyon ölçümünü mutlaka düzenli yapmanız gerekir.”

    Sessizce organlara zarar veriyor!

    Sessiz hipertansiyonun yıllar içerisinde vücuda zarar verebileceğini hatta kalp hastalığı, felç ve böbrek hastalığı gibi çok ciddi hastalıkların riskini artırabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebebi, bu nedenle herhangi bir belirti olmasa da bazı durumlarda mutlaka şüphelenmek ve doktora başvurmak gerektiğini söylüyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci şöyle konuşuyor: “Sessiz katil terimi genellikle sessiz hipertansiyonu tanımlamak için kullanılır çünkü genellikle semptom göstermediğinden insanlar kalp krizi veya inme gibi tıbbi bir acil durumla karşılaşana kadar hipertansiyonları olduğunu fark etmeyebilirler.”

    Yaygın bir hastalık!

    Ülkemizde her 3 kişiden birinin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci “Araştırmalar, özellikle yetişkinler arasında sessiz hipertansiyonun yaygın olduğunu gösteriyor. Sessiz hipertansiyona yönelik Journal of Hypertension’da yayınlanan bir çalışma, yüksek tansiyonu olan yetişkinlerin yaklaşık yüzde 30’unda herhangi bir belirti görülmediğini ortaya koyarken, American Journal of Epidemiology’de yayınlanan bir başka çalışma da, 18- 85 yaş arası yetişkinlerin yaklaşık yüzde 17’sinde sessiz hipertansiyon olduğunu gösteriyor” diyor.

    Bu belirtileri dikkate alın!

    Hipertansiyonun (yüksek kan basıncının) genellikle belirgin semptomları olmasa da baş ağrısı, baş dönmesi, nefes darlığı, bulanık görme veya göğüs ağrısı gibi şikayetlerin mutlaka dikkate alınması, “çok stresli bir gündü onun için başım ağrıyor” ya da “çok koşturdum dinleneyim geçer” gibi düşüncelerle ihmal edilmemesi gerekiyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci “Bu semptomlar hipertansiyona özgü olmadığından yüksek tansiyonunuz olup olmadığını öğrenmenin tek yolu bir sağlık uzmanı tarafından ölçülmesidir. Düzenli tansiyon kontrolü, hipertansiyonun saptanması ve vücuda zararlarının en aza indirilmesi için büyük önem taşımaktadır” diyor.

    Tedavide bu önerilere dikkat!

    Sessiz hipertansiyonun tedavisinde yaşam tarzı değişiklikleri ve kan basıncını düşürücü ilaçların önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci “Düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme, ideal kiloyu koruma, tuzu azaltma, alkol ve sigaradan kaçınma, ilaçları düzenli kullanma kan basıncını düşürmeye ve hipertansiyondan kaynaklanan komplikasyon risklerini azaltmaya yardımcı olacaktır” diye konuşuyor.

     

  • Taş, çamur ve tümör tıkanıklık ile daralmaya neden olabilir

    SAFRA KESESİ HASTALIKLARI KADINLARDA DAHA ÇOK GÖRÜLÜYOR

    Genellikle şiddetli karın ağrısı ile kendini gösteren safra kesesi ve safra yolu hastalıkları toplumda sık olarak izleniyor. Kadınlarda erkeklerden daha çok görülen safra kesesi hastalıklarının nedenleri arasında; aile öyküsü, ileri yaş ve obezite gibi etkenler yer alıyor. Cerrahi yöntemlerin kullanıldığı bu hastalıklar, ERCP olarak bilinen “Endoskopik Retrograd Kolanjiyo Pankreaticografi” yöntemi ile girişimsel yolla tedavi edilebiliyor. ERCP yönteminin hastaya sağladığı avantajlar arasında ise hastanın organ ve bağırsak kaybı yaşamaması, işlemin daha hızlı ve kolay uygulanması, hastanın günlük hayatına daha kısa sürede dönmesi gibi durumlar bulunuyor. Memorial Ankara Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Ömer Kurt, safra kesesi ve safra yolları hastalıklarında ERCP yöntemi kullanılması ile ilgili bilgi verdi.

    Hamilelerde ve doğum kontrol hapı kullananlarda daha sık izleniyor

    Karaciğerde üretilen safranın depolandığı yer olan safra kesesi, mide ile iletişim halinde olup, tüketilen besinlerin sindirilmesine yardımcı olmak için bu safrayı oniki parmak bağırsağına boşaltır. Safra kesesinde veya safra yolunda zaman zaman farklı rahatsızlıklar ortaya çıkabilir. Kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülen safra kesesi hastalıkları, hamilelerde ya da doğum kontrol hapı kullananlarda daha sık izlenmektedir. Bununla birlikte ailesel geçiş, ileri yaş ve obezite gibi etkenler hastalığın görülme oranının artmasına neden olmaktadır.

    Taş, çamur ve tümör tıkanıklık ile daralmaya neden olabilir

    Safra kesesinde oluşan rahatsızlıklardan biri safra kesesinde oluşan çamur ve taşlardır. Çamur ve taşlar, bazı durumlarda safra kesesinin çıkışını tıkayabilir. Bu tıkanıklık kesenin içini boşaltamaması nedeniyle şiddetli ağrıya neden olabilmektedir. Safra kesesinde oluşan basınç, kesenin çıkışını tıkayan taş ve çamuru oniki parmak bağırsağına yani safra yoluna kadar iterek, safranın bağırsağa akışını engeller.

    Safra ile ilgili ortaya çıkabilecek bir diğer rahatsızlık da tümörlerdir. Safra yolunun kendi tümörleri kanal şeklindeki bölümde gelişip yolu tıkayabilmektedir. Bununla birlikte komşu organlarda ortaya çıkan tümörler ve lenf bezesi büyümeleri dışardan baskı uygulayarak safra kanalını daraltıp, safra akışını engelleyebilmektedir.

    Sancılı karın ağrısı en sık belirtidir

    Taş, çamur veya tümör sebepli oluşan darlık ve tıkanmalarda şikayetler, safra akışının engellenmesine bağlı olarak meydana gelmektedir. Safra içeriğinde bulunan ve dışkıya rengini veren bilirübin maddesinin bağırsağa ulaşmaması nedeniyle oluşan açık renk dışkı, kanda bilirübin yükselmesi nedeniyle gözde ve ciltte sarılık oluşması, idrar renginin koyu çay rengine dönmesi, safra kanalında basınç artışı ile ortaya çıkan sancılı karın ağrısı, oluşabilecek enfeksiyona bağlı ateş ve titreme safra ve safra yolu hastalıklarının belirtileri arasında yer almaktadır.

    İleri görüntüleme yöntemleri teşhise yardımcı olur

    Belirtilere yönelik şikayeti olan hastalara uygulanacak kan tahlilleri ve görüntüleme yöntemleri ile tanı konulabilir. Görüntüleme metotlarından ultrason ile tanı konulabileceği gibi, birçok hastada safra yolu değerlendirmesi için Endoskopik Ultrason (EUS) veya safra yolu MR (MRCP) yöntemi gerekebilmektedir.

    ERCP işlemi gerektiğinde tekrarlanabilir

    Safra yolunda oluşan taş, çamur ve tümör nedenli tıkanıklık ve darlıklar ERCP olarak bilinen Endoskopik Retrograd Kolanjiyo Pankreaticografi yöntemi ile tedavi edilebilmektedir. Endoskopide kullanılan cihaza benzer bir cihazla, anestezi altında uygulanan ERCP yönteminde ağız yolundan hastanın oniki parmak bağırsağına ulaşılır. Kılavuz bir tel ve işlem esnasında anlık çekilen röntgenler ile girilen yerin doğruluğu teyit edildikten sonra, darlığın ve tıkanıklığın seviyesi ve yeri tespit edilir. Giriş yeri içeriden yapılan bir kesi veya balon ile genişletilir. İşlem sebebi taş ve çamur ise cihazın kanalından çeşitli aletler ilerletilerek taş ve çamur dışarı çıkarılır. İşlemin yapılma nedeni darlık olduğunda ise yolu genişletmek için plastik veya metalik stent takılır. Gerektiği durumlarda bu işlem tekrarlanabilmektedir.

    ERCP ile bu hastalıklardan daha konforlu bir şekilde kurtulabilirsiniz

    • ERCP hem tanı hem tedavi için kullanılır

    • Büyük ve zorlu ameliyatlara gerek kalmadan girişimsel yolla safra kesesi ve safra yolu hastalıkları tedavi edilir

    • Hasta organ ve bağırsak kaybından korunmuş olur

    • Diğer alternatif tedavilere göre daha hızlı ve daha kolay uygulanır

    • Hastaların iyileşme ve hastanede kalış süreleri kısalır

    • Hastada herhangi bir kesi olmadığı için yara iyileşmesi, enfeksiyon, ağrı, kanama gibi komplikasyonlar daha düşük olur

    • Genel anestezi kullanılmadığı için hasta daha konforlu bir süreç geçirir

    • Güvenli bir işle olan ERCP, gerekli durumlarda öncelikle denenen rutin pratik haline gelmiştir.

  • 15-21 Mayıs Dünya Besin Alerjisi Farkındalık Haftası’nda

    Besin alerjileri, günümüzde giderek artan bir sağlık sorunu haline gelmeye başladı ve özellikle çocukların hayatını önemli ölçüde etkileyen bir tehdide dönüştü.

    Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği, Alerji ile Yaşam Derneği ortaklığıyla 15-21 Mayıs Besin Alerjisi Farkındalık Haftası kapsamında alerji uzmanlarıyla birlikte 3 gün sürecek Youtube canlı yayınları yaparak alerjiye dair en güncel araştırmalardan besin alerjisi hakkında bilinmesi gerekenlere kadar merak edilenleri yanıtlayacak. 

    Her yıl dünya genelinde farklı tarihlerde kutlanan, bu yıl ülkemizde 15-21 Mayıs tarihlerinde kutlayacağımız Dünya Besin Alerjisi Farkındalık Haftası, besin alerjilerine ve bu konuda farkındalık yaratmaya fırsat tanıyor.  Bu farkındalığı oluşturmak amacıyla her yıl bir dizi etkinliği hayata geçiren Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD), bu yıl da “Az Çok Fark Etmez Besin Alerjisi Affetmez” sloganı ile bu özel haftaya dikkat çekmek için bestesi ve yorumu Dr. İskender Türsen’e ait olan bir şarkı hazırladı. Ayrıca, 16-17-16 Mayıs 2023 tarihlerinde 3 gün sürecek Youtube canlı yayın seminerlerini Alerji ile Yaşam Derneği ortaklığıyla düzenleyen AİD, gerçekleştireceği online programla besin alerjisi konusunu psikolog, alerji uzmanları ve aileler ile derinlemesine konuşacak, bu konudaki yeni araştırmaları katılımcılarla paylaşacak.

    “Her besin ödül değildir, en iyi ödül farkındalıktır!..”

    Konuyla ilgili konuşan AİD Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Dilşad Mungan: “Az çok fark etmez, besin alerjisi affetmez” sloganı, aslında besin alerjisi olan çocuklar ve ebeveynlerin topluma bir haykırışı…Bu haykırış daha çok farkındalık sağlamak, daha çok anlaşılabilmek için. Kimi zaman paylaşımın, kimi zamansa ödüllendirmenin bir ifadesi olan besin ikramının, bu çocuklar için doğru olmadığını anlatabilmek için… Hazırladığımız bu şarkıyla ve seminer serisiyle onların sesi olmak istedik. Çünkü biliyoruz ki “her besin ödül değildir, en iyi ödül farkındalıktır!..” dedi.

    Montero’nun koşulsuz katkıları ile gerçekleştirilecek programın detayları şöyle:

    ONLINE PROGRAM TAKVİMİ:

    1.GÜN

    16 MAYIS 2023

    14:00-14:10                  Açılış

    Moderatör sunuş       Prof. Dr. Emine Dibek Mısırlıoğlu

    Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Dilşad Mungan’nın açılış konuşması

    Moderatörün konuşmacıları sunması

    14:10 – 14:40               «Besin ilişkili anafilaksi yaşamış çocuklarla başa çıkmada ebeveynlerin karşılaştığı sorunlar araştırması» ve ebeveynlerin sorunlarla baş etme yöntemleri – AİD – Prof. Dr. Emine Dibek Mısırlıoğlu, Alerji ve Yaşam Derneği Başkanı Özlem Ceylan

    14.40 – 14:50                            Soru – cevap

    14:50 – 15:20              Çocukla oyunun bir parçası olarak alerji (Çocuğa ve ebeveyne alerjiyi anlatırken kolaylaştırıcı bilgiler) Oyun Terapisti, Klinik Psikolog Çağla Tuğba Selveroğlu

    15:20 – 15:30              Soru – cevap

    2.GÜN

    17 Mayıs 2023

     Moderatör: Prof. Dr. Demet Can

    14:00-14:35                  Besin Alerjisi Tedavisinde Yeni Yaklaşımlar – AİD Prof. Dr. Ayşen Bingöl

    14:35 – 14:45                            Soru – cevap

    14:45 – 15:15                            Besin alerjili çocuklarda akademik başarı ve sosyalleşme  – Prof. Dr. Demet Can, Psikoterapist Yasemin Meriç Kazdal

    15:15 – 15:25                            Soru – cevap

    3. GÜN

     18 MAYIS 2023                        

    Moderatör: Prof. Dr. Özge Soyer

    14:00 – 14:35                            Alerji sözcüsü olmak (Alerjiyi okula ve çevrenize anlatmak)

    Prof. Dr. Özge Soyer, Nazlı Gözdem Çınga Bektaş (Anne)

    14:35 – 14:45                            Soru – cevap

    14:45 – 15:15                            Beslenme (Alerjik çocuğu beslemek, çevreyi bilgi ile beslemek)

    Prof. Dr. Derya Ufuk Altıntaş

    15:15 – 15:25                            Soru – cevap

    PROGRAMA KATILIM BİLGİLERİ:

    Program, Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği’nin Youtube hesapları üzerinden canlı yayınla gerçekleştirilecektir.

    https://www.youtube.com/@alerjidernegi

  • MOLOZ SIKINTISI UZUN VADEDE Hatay’ı Türkiye’nin Çernobil’i yapar

    HATAY BARO BAŞKANI HÜSEYİN CİHAT AÇIKALIN: MOLOZ SIKINTISI UZUN VADEDE HATAY’I TÜRKİYE’NİN ÇERNOBİL’İ YAPAR

    Hatay Baro Başkanı Hüseyin Cihat Açıkalın, Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı İlay Aksoy ile yaptığı canlı yayında Hatay’daki mülkiyet ve moloz sorununa dikkat çekti. Depremde yıkılan bina molozlarının döküm işlemlerinin Çevre Yasası’na uygun yapılmadığını dile getiren Açıkalın, “Buradaki çalışmaların verimliliğine zarar verdiğini, oradaki insanlara burada yaşama git anlamına geldiğini, bunun da demografik yapıya zarar vereceğini söyledik. Burada yapılan hukuksuz işlem hem demografik yapısını değiştirir buranın hem halk sağlığını tehdit eder uzun vadede Hatay’ı Türkiye’nin Çernobil’i yapar.” ifadelerini kullandı.

    Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı İlay Aksoy, 6 Şubat’ta Kahramanmaraş merkezli iki depremin en büyük yıkıma uğrattığı illerden Hatay’ın Baro Başkanı Hüseyin Cihat Açıkalın’ı konuk etti. Burada Aksoy’un sorularını yanıtlayan Açıkalın, Hatay’da yıkılan ağır hasarlı binalarda yaşayan vatandaşların mülkiyet haklarından, moloz döküm işlemine ve Hatay’da yapılacak seçimlere kadar birçok konuda değerlendirmelerde bulundu.

    “DAHA HIZLI TOPARLARIZ DAHA HIZLI İLERLERİZ”

    Depremin ardından ağır hasarlı binaların yıkımında koordinasyonluk olduğunu bildiren Açıkalın, “Doğru bilgilendirme, bilgilendirmenin içerdiği hukuki gerekçeler, hukukun yaşam, insan haklarını önceleyen onu merkezine alan bir yapıda olursa daha hızlı toparlarız daha hızlı ilerleriz.” dedi.

    “AYAĞINIZA ÇAĞIRARAK ASLINDA BİLGİLENDİRME YAPMAK İSTEMİYORSUNUZ DEMEKTİR”

    Hatay’da yapılacak yeni binalar ile ilgili proje sahibi firma ile görüştüklerini söyleyen Açıkalın, İstanbul’da bilgilendirme toplantısı yapıldı. İstediği kadar iyi niyetli bir bilgilendirme toplantısı olsun, siz Hatay’la ilgili bir konuyu 1200 km uzaklıkta bilgilendirmesini yapıyorsanız; depremden etkilenmiş zaten malını mülkünü kaybetmiş insanları adeta ayağınıza çağırarak aslında bilgilendirme yapmak istemiyorsunuz demektir.” ifadelerini kullandı.

    “GÜNDE ORTALAMA 100-150 BAŞVURU ALIYORUZ”

    Bölgede binlerce depremzede vatandaşın şikâyet dilekçesinin bulunduğunu belirten Açıkalın, “Günde ortalama 100-150 başvuru alıyoruz bazı günler 300’ü buluyor. Toplam 8260 deprem soruşturmasının takibini yapıyor. 33 ayrı insan hakları ihlali içeren özellikle kolluğun, idarenin uygulamalarıyla ilgili suç duyurularımız var 5 ayrı idari davamız var.

    “MUHTARLARIN O BÖLGEDE YAŞAYAN İNSANLARIN DESTEĞİNİ ALACAĞIZ”

    Hatay’daki depremin ardından 14 Mayıs’taki seçimler için de hazırlıklarını tamamladıklarını söyleyen Açıkalın, bir konuya da dikkat çektiğini vurguladı. Açıkalın; “Birçok yurttaşımız hayatını kaybettiği halde ya da hayatını kaybettiğiyle ilgili net bilgi olmadığından kayıp olarak aranıyorlar, bu insanlar adına oy kullanılmaması da önemli bir konu. O noktada muhtarların o bölgede yaşayan insanların desteğini alacağız.” diye konuştu.

    “DAHA HIZLI TOPARLARIZ DAHA HIZLI İLERLERİZ”

    İlay Aksoy ile Hüseyin Cihat Açıkalın’ın söyleşisinden öne çıkanlar şöyle:

    -Tam olarak Hatay halkı şu an kaybettikleri depremde kaybettikleri mülklerle ilgili ne sorunlar yaşıyor?

    “Aslında en temel problem koordinasyonsuzluğa bağlı olarak bir bilgilendirme sorunu. Konumlandırmayı ve planlamayı doğru yapmadığınız için; bu tür kriz anlarında en başta yapılması gereken doğru koordinasyon. Yurttaşlar doğru bilgilendirmeye sahip olmadığı için depremden sonraki sürecin nasıl ilerleyeceği konusunda bir fikre sahip değiller. Doğru bilgilendirme, bilgilendirmenin içerdiği hukuki gerekçeler, hukukun yaşam, insan haklarını önceleyen onu merkezine alan bir yapıda olursa daha hızlı toparlarız daha hızlı ilerleriz.

    Zemin etütlerin doğru yapıldığı, riskli alan içerisinde kalan mülkiyetinin doğru değerlendirildiği yani mülkiyetten kaynaklanan anayasayla güvenceye alınan haklarının elinden alınmadığı mağduriyet yaşatılmadığı, bilimi hukuku referans alan, anayasadan kaynaklanan mülkiyet hakkının güvence altına alındığı bir çalışma olsa ve bu doğru anlatılsa bu yaşadığımız kaos olmayacak.

    Yakın zamanda bu projelendirmeyle ilgili anlaşılan firmayla bir görüşmemiz oldu. İstanbul’da bilgilendirme toplantısı yapıldı. İstediği kadar iyi niyetli bir bilgilendirme toplantısı olsun, siz Hatay’la ilgili bir konuyu 1200 km uzaklıkta bilgilendirmesini yapıyorsanız; depremden etkilenmiş zaten malını mülkünü kaybetmiş insanları adeta ayağınıza çağırarak bilgilendirme yapıyorsanız aslında bilgilendirme yapmak istemiyorsunuz demektir.”

    “İNŞA EDECEK YAŞAMIN İÇERİSİNE HUKUKU KONUMLANDIRMADAN NASIL İLERLEMEYİ DÜŞÜNÜYORSUNUZ”

    -Hatay halkını temsilen kim gitti oraya?

    “Çevre komisyonumuz, baromuzdan oluşturduğumuz bir heyet, esnaf odaları, buradaki halktan riski alan içerisinde mülkiyeti kalan yurttaşlarımızın bir kısmı oradaydı ve çok yüksek katılımlı bir toplantı oldu, sanırım böyle bir toplantı onlar da beklemiyordu. Bana gelen bilgilere göre 200’ü aşkın insan oradaydı.

    Biz ihtar çektik bu firmaya. Toplantının Hatay’da yapılması gerektiğini söyledik. Mimarlık ofisine bu iş nasıl hangi koşullarda verildi. Burada yapılması planlanan iş nedir, bu yapılacak işle beraber Hatay halkını orada riski alan ilan edilen bölgedeki insanımızın mülkiyet hakkı ne olacak? Şimdi siz yeni bir yaşam inşa ederken hukuku öncelemeden, inşa edecek yaşamın içerisine hukuku konumlandırmadan nasıl ilerlemeyi düşünüyorsunuz böyle bir şey olabilir mi?”

    “UZUN VADEDE HATAY’I TÜRKİYE’NİN ÇERNOBİL’İ YAPAR”

    -Hatay üzerinde çok büyük bir demografik değişime neden oluyor, bunu siz nasıl değerlendiriyoruz ve bu yeni imar da bu projenin bir parçası mı?

    “Sadece yapılması planlanan imar, orada düşünülen TOKİ dairelerinden tutun da güvenlikten bugüne kadar gelişen süreçten üst üste koyduğumuz zaman bu demografik yapının korunması gerektiği halde korunmadığının ve korunmayacağını görüyoruz. Yani siz yaşam kültüründe mutfağı çok önemli bir yere koyan, misafir ağırlamaya kadar tüm ev içi fonksiyonlarını mutfaktan yürüten bir aileye 5 metrekarelik mutfaklardan oluşan daireler yapıp teslim etmeyi planlıyorsanız bu aslında o aileye, orada oturma demektir. Sözde demografik yapıyı koruyacağız demek yetmez, saha çalışmasında bunu görmek istiyoruz biz.

    Moloz depolama işi var. Çevre yasasının tarif ettiği şekliyle moloz depolanmayan ve insan sağlığını riske eden enkaz kaldırma çalışmalarının aslında bir anlamda hem buradaki çalışmaların verimliliğine zarar verdiğini, oradaki insanlara burada yaşama git anlamına geldiğini, bunun da demografik yapıya zarar vereceğini söyledik. Bu üç ayaklı bir şeydir, burada yapılan hukuksuz işlem hem demografik yapısını değiştirir buranın hem halk sağlığını tehdit eder uzun vadede Hatay’ı Türkiye’nin Çernobil’i yapar. Siz buradan yetişen ürünlerin uzun vadede söylüyorum, oradaki alışveriş yapan insanların da sağlığına zarar verme olasılığını söylüyorum bunu bilim insanları söylüyor.

    “ÇEVRE KOMİSYONUNDAKİ ARKADAŞLARIMIZ BASIN AÇIKLAMASINDA BİBER GAZI YEDİ”

    Şimdi acil olarak evet yıkım büyük depolama için yer bulanamadı o zaman bulunana kadar önce enkazı alelacele kaldırmak yerine ilk yapmanız gereken şey doğru koordinasyonla bunu bilim insanların önderliğinde hazırlarsınız, depolama tesisleri nerede olacaksa, önce o yerler bulunur, o yerlerin zemin etütleri yapılır öyle koyarsınız.

    Daha 40 gün geçmeden kaldırılan enkazların sulak alanlara, yerleşim yerlerine dökülmesi, hukukta mantıkta bilimde vicdanda karşılığı yok. Hukuka aykırı iş yapıyorsunuz dediğimizde biz eleştiri alıyoruz. Baro dava açtı, bilimi hukuku takip ediyoruz. Sorgulanması gereken hukuk uygulansın diyen değil hukuku uygulamayan sorgulanmalı. Hukuku uygulayın dediğimiz için Çevre komisyonundaki arkadaşlarımız basın açıklamasında biber gazı yedi. Meslektaşlarımız gözaltına alındı.”

    “GÜNDE ORTALAMA 100-150 BAŞVURU ALIYORUZ”

    -Yıkılan binalarda eşyalarını alamayan vatandaşların kaçı mağdur oldu, kaç dava açıldı?

    “Günde ortalama 100-150 başvuru alıyoruz bazı günler 300’ü buluyor. Toplam 8260 deprem soruşturmasının takibini yapıyor. 33 ayrı insan hakları ihlali içeren özellikle kolluğun, idarenin uygulamalarıyla ilgili suç duyurularımız var 5 ayrı idari davamız var. Ayrıca onlarca vatandaşımız son bir haftadır kendi şahsi eşyalarının içinde yıkılıp gittiği duruma itirazları var orada bize ulaşan vatandaşlara muhtarlara çağrı yaptım. İtiraz hakkını öncelikle kullanın çünkü tebligatlar bilgilendirme usulüne uygun yapılmamış. Hemen akabinde işlemin durdurulmasıyla ilgili idare mahkemesinde yürütmeyi durdurma talepli davalar açıldı.

    Yurttaşların birebir kendi taşınmazlarının yıkımına yönelik sürecin iptaliyle ilgili itiraz ve hemen akabinde idari davalarını açmaları gerekiyor. Çok büyük bir sayı, 36 bölgenin riski alan ilanı akabinde de sanıyorum 10 mahalleyle ilgili ihale süreci tamamlanmış enkaz kaldırma süreci, bunlarla ilgili konuların binlerce yurttaşımıza bunlar tarafından itirazın davasının takibi gerekir.

    “BAROMUZA KAYITLI ARKADAŞLARIMIZ VATANDAŞ ŞİKAYETLERİNE YETİŞEMEZ HALDE”

    Uzun bir hukuki mücadele bekliyor bizi bir 10 yıl civarında buranın hem deprem nedeniyle hem deprem sonrası yaşanan süreç ve devam eden bir süreçte umarım bu uygulamadan bir an önce dönerler, en başta doğru bilgilendirme ve doğru koordinasyon sağlanır biz de o zaman asli çalışmalarımıza dönebiliriz. Şu an inanın biz talebe yetişemiyoruz baromuza kayıtlı arkadaşlarımız vatandaş şikayetlerine yetişemez haldeyiz. Ortalama her gün 100-150 başvuru alıyoruz sadece Antakya içinde.”

    “SEÇİM GÜVENLİĞİ KONUSUNDA SAHADA OLACAĞIZ ÇOK KARARLIYIZ”

    -Ne kadar seçmen geri gelebilecek; ne kadar yabancı seçmen buraya ilave edilecek? Suriye’de görev yapan memurların ne kadarı Hatay’da oy kullanabilecek seçim Hatay’da nasıl geçecek?

    “Bizim asıl deprem öncesi başlayan seçim güvenliği çalışmamız vardı depremden sonra bu çalışmalarımızı tamamladık hatta ben bu konuşmayı yaparken koordinasyon çadırımızda seçim güvenliği toplantısı yapılıyor. 300’e yakın gönüllü avukatımız da seçim güvenliği konusunda sahada olacağız çok kararlıyız.

    Hatay’la ilgili genel endişelerimizi söyleyelim binaların çoğu hasarlı olduğu için o binaların bahçesinde kurulan çadırlarda veya konteynırlarda oy kullanılacak dileriz ki öne sürüldüğü gibi hiçbir endişeye mahal bırakılmadan oy kullanılmadaki o iradenin sandığa yansımasında olması gereken mahremiyet oy kullanma kabinlerinin gizliliğinden sandığa oyun atılması anına kadar o mahremiyete dair itirazlar ya da kuşkular yaşanmasın bunun için de orada.

    Bir çok yurttaşımız hayatını kaybettiği halde ya da hayatını kaybettiğiyle ilgili net bilgi olmadığından kayıp olarak aranıyorlar, bu insanlar adına oy kullanılmaması da önemli bir konu. O noktada muhtarların o bölgede yaşayan insanların desteğini alacağız çünkü onlar kendi bölgesinde oy kullanan kişileri tanırlar muhtarlara bu konuda büyük iş düşüyor. Onları da bilgilendirdik çalışmalarımıza dahil ettik.”

  • Prof. Dr. Dilşad Mungan “Her besin ödül değildir, en iyi ödül farkındalıktır!..”

    15-21 Mayıs Dünya Besin Alerjisi Farkındalık Haftası’nda 

    ALERJİ UZMANLARI BESİN ALERJİLERİ HAKKINDA BİLİNMEYENLERİ ANLATACAK

    Besin alerjileri, günümüzde giderek artan bir sağlık sorunu haline gelmeye başladı ve özellikle çocukların hayatını önemli ölçüde etkileyen bir tehdide dönüştü. Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği, Alerji ile Yaşam Derneği ortaklığıyla 15-21 Mayıs Besin Alerjisi Farkındalık Haftası kapsamında alerji uzmanlarıyla birlikte 3 gün sürecek Youtube canlı yayınları yaparak alerjiye dair en güncel araştırmalardan besin alerjisi hakkında bilinmesi gerekenlere kadar merak edilenleri yanıtlayacak. 

    Her yıl dünya genelinde farklı tarihlerde kutlanan, bu yıl ülkemizde 15-21 Mayıs tarihlerinde kutlayacağımız Dünya Besin Alerjisi Farkındalık Haftası, besin alerjilerine ve bu konuda farkındalık yaratmaya fırsat tanıyor.  Bu farkındalığı oluşturmak amacıyla her yıl bir dizi etkinliği hayata geçiren Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD), bu yıl da “Az Çok Fark Etmez Besin Alerjisi Affetmez” sloganı ile bu özel haftaya dikkat çekmek için bestesi ve yorumu Dr. İskender Türsen’e ait olan bir şarkı hazırladı. Ayrıca, 16-17-16 Mayıs 2023 tarihlerinde 3 gün sürecek Youtube canlı yayın seminerlerini Alerji ile Yaşam Derneği ortaklığıyla düzenleyen AİD, gerçekleştireceği online programla besin alerjisi konusunu psikolog, alerji uzmanları ve aileler ile derinlemesine konuşacak, bu konudaki yeni araştırmaları katılımcılarla paylaşacak.

    “Her besin ödül değildir, en iyi ödül farkındalıktır!..”

    Konuyla ilgili konuşan AİD Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Dilşad Mungan: “Az çok fark etmez, besin alerjisi affetmez” sloganı, aslında besin alerjisi olan çocuklar ve ebeveynlerin topluma bir haykırışı…Bu haykırış daha çok farkındalık sağlamak, daha çok anlaşılabilmek için. Kimi zaman paylaşımın, kimi zamansa ödüllendirmenin bir ifadesi olan besin ikramının, bu çocuklar için doğru olmadığını anlatabilmek için… Hazırladığımız bu şarkıyla ve seminer serisiyle onların sesi olmak istedik. Çünkü biliyoruz ki “her besin ödül değildir, en iyi ödül farkındalıktır!..” dedi.

    Şarkıyı https://www.youtube.com/watch?v=iK1Xdfgep8g linkinden dinleyebilir, ekli dosyadan indirebilirsiniz.

    Montero’nun koşulsuz katkıları ile gerçekleştirilecek programın detayları şöyle:

     

    ONLINE PROGRAM TAKVİMİ:

    1.GÜN

    16 MAYIS 2023

    14:00-14:10                  Açılış

    Moderatör sunuş       Prof. Dr. Emine Dibek Mısırlıoğlu

    Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Dilşad Mungan’nın açılış konuşması

    Moderatörün konuşmacıları sunması

    14:10 – 14:40               «Besin ilişkili anafilaksi yaşamış çocuklarla başa çıkmada ebeveynlerin karşılaştığı sorunlar araştırması» ve ebeveynlerin sorunlarla baş etme yöntemleri – AİD – Prof. Dr. Emine Dibek Mısırlıoğlu, Alerji ve Yaşam Derneği Başkanı Özlem Ceylan

    14.40 – 14:50                            Soru – cevap

    14:50 – 15:20              Çocukla oyunun bir parçası olarak alerji (Çocuğa ve ebeveyne alerjiyi anlatırken kolaylaştırıcı bilgiler) Oyun Terapisti, Klinik Psikolog Çağla Tuğba Selveroğlu

    15:20 – 15:30              Soru – cevap

     

    2.GÜN

    17 Mayıs 2023

     Moderatör: Prof. Dr. Demet Can

    14:00-14:35                  Besin Alerjisi Tedavisinde Yeni Yaklaşımlar – AİD Prof. Dr. Ayşen Bingöl

    14:35 – 14:45                            Soru – cevap

    14:45 – 15:15                            Besin alerjili çocuklarda akademik başarı ve sosyalleşme  – Prof. Dr. Demet Can, Psikoterapist Yasemin Meriç Kazdal

    15:15 – 15:25                            Soru – cevap

     

    3. GÜN

     18 MAYIS 2023                        

    Moderatör: Prof. Dr. Özge Soyer

    14:00 – 14:35                            Alerji sözcüsü olmak (Alerjiyi okula ve çevrenize anlatmak)

    Prof. Dr. Özge Soyer, Nazlı Gözdem Çınga Bektaş (Anne)

    14:35 – 14:45                            Soru – cevap

    14:45 – 15:15                            Beslenme (Alerjik çocuğu beslemek, çevreyi bilgi ile beslemek)

    Prof. Dr. Derya Ufuk Altıntaş

    15:15 – 15:25                            Soru – cevap

     

    PROGRAMA KATILIM BİLGİLERİ:

    Program, Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği’nin Youtube hesapları üzerinden canlı yayınla gerçekleştirilecektir.

    https://www.youtube.com/@alerjidernegi