Kategori: Sağlık

  • Sonbahara uyum sağlamanın yolları

    Okulların açılmasıyla birlikte özellikle şehir hayatına ve sonbahara uyum süreci başlıyor. Plan yapmak ve mevcut planları gözden geçirmenin yeni mevsime geçiş için faydalı olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi’nden Uzman Psikolog Selin Karabulut Hızlan, “Bütçe, gündelik yaşam, okul saatleri, kış mevsiminin fiziksel ve duygusal etkileri tekrar gözden geçirilmeli ve yaşam standartlarımızı daha kaliteli, daha verimli ve sürdürülebilir olacak şekilde yeniden düzenlemeliyiz” dedi. 

    Anadolu Sağlık Merkezi’nden Uzman Psikolog Selin Karabulut Hızlan, özellikle büyük şehirlerde sonbahar mevsimine uyum sağlamak için tavsiyelerde bulundu:

    • Şehirde aktif çalışan insan olmak maalesef zaman problemini beraberinde getiriyor. Zamanı iyi planlamak, hafta sonlarını ve akşamları daha verimli geçirmek önem kazanıyor. Dans, yabancı dil, enstrüman ve çeşitli eğitimler gibi düzenli katılabileceğimiz aktiviteler edinmek iyi fikir olabilir.

    • Kalabalıkla başınız dertte ise kalabalık olmayan ortamlar tercih edilebilir. Alışverişe sabah saatlerinde gitmek, daha az kalabalık olan toplu taşıma araçlarını tercih etmek, trafikten uzak durmak ve online alışveriş yapmak tercih edilebilir.

    • Klişe eğlencelerden, klişe mekanlardan uzak durup kendi zevk ve tercihlerimize göre tercihler yapmak iyi gelebilir. Popüler mekanlara gitmek yerine tarzımıza uygun yeni yerler keşfetmek iyi gelebilir.

     

     Uzman Psikolog Selin Karabulut Hızlan

    • Bu kış şu kitapları okuyacağım, şu projeye ağırlık vereceğim, spor yapacağım gibi hedefler koymak keyifli olabilir.

    • Okulların açılmasıyla birlikte başlayacak olan okul hazırlıkları, alışveriş, çocukları yeni döneme hazırlama da Eylül ayının vazgeçilmez klasikleri arasında.

    • Özellikle İstanbul başta olmak üzere kalabalık şehirlerde hayat her geçen yıl daha da zorlaşıyor. Sonbaharla birlikte yaz tatili sonrasına, yeni döneme uyum için özellikle bütçe masrafları mümkünse önceden planlanabilir.

  • Okulda En Sık Görülen 10 Hastalığa Dikkat!

    Okul dönemi genellikle “Hastalık dönemi” olarak da biliniyor. Çocukların sık sık hastalanması da ebeveynleri endişelendiriyor. Bu rahatsızlıkların bazılarından pratik önlemlerle kaçınılırken, bir kısmından da aşılar sayesinde tamamen korunmak mümkün olabiliyor. Bu anlamda aşılanmanın önemi de bir kez daha ortaya çıkıyor. Memorial Şişli Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Elif Erdem Özcan, okulda görülen hastalıklar ve bunlardan korunma yolları hakkında bilgi verdi.

    Çocuklarını okula gönderirken birçok ebeveyni endişelendiren noktalardan biri, çocukların yakalanabileceği yaygın hastalıklardır. Bu hastalıklar çocukların derslere adaptasyonunu ve okul başarısını olumsuz etkilerken, ebeveynlere de bulaşabildiği için sıkıntılı süreçlere yol açabilir. Bu hastalıklardan bazıları aşılarla önlenebilirken, diğerleri için yapabilecek tek şey çocuğun enfeksiyon kapma riskini önlemeye çalışmak ve bu anlamda hazırlıklı olmaktır.

    Okul döneminde yaygın olarak görülen hastalıklar için çocuğun enfeksiyon riskini azaltmak adına bazı adımlar atılabilmektedir. Okul çağında görülen hastalıklar ve korunma yöntemleri şöyle sıralanabilir:

    1. Soğuk algınlığı: Soğuk algınlığı, okul çağında çocukların sık yakalandığı hastalıklardan biridir. Soğuk algınlığı, okullar veya kreşler gibi kalabalık ve yakın temasa açık ortamlarda kolayca yayılır. Öksürük, hapşırık, burun akıntısı semptomlar gösteren hastalıkta genelde yüksek ateş görülmez. Elleri sık sık yıkamak, elleri burun ve ağza dokundurmamak, sınıf ortamını sık sık havalandırmamak, okullarda ortak kullanım alanlarının temizliğinden emin olmak, çocuğun C vitaminden zengin beslenmesini, bol sıvı alımını sağlamak soğuk algınlığı için alınabilecek önlemlerdendir.

    2. Mide gribi: İshal, karın ağrısı, kusma, bazen de ateşle belirti veren mide gribi bir bağırsak enfeksiyonudur. Enfekte bir kişiyle temas veya bulaş olan yiyecek ya da su tüketimiyle bulaşır. Sık sık elleri yıkamak, yenilen sebze ve meyvelerin iyice yıkandığından emin olmak, emin olunmayan yerden bir şeyler yiyip içmemek, okulda ortak kullanım eşyalarının temizliğinden emin olmak mide gribinin önlemlerinden sayılabilir. Bulaşan çocuğun bol sıvı almasını, muz, ekmek, kızarmış ekmek, yağsız makarna gibi besinlerle beslenmesini sağlamak faydalı olacaktır.

    3. Bademcik enfeksiyonu: Genelde streptococcus pyogenes adlı bir bakterinin neden olduğu hastalık çocuklarda sıkça görülür. Çocuklar, yutkunmakta zorlanır, ateşlenir ve halsiz düşer. Bunu yaşayan çocuğun mutlaka bir pediatri uzmanına görünmesi önemlidir. Reçeteli antibiyotiklerle tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Çocuğun dinlenmesi, yeterli sıvı alması, dengeli beslenmesi hızlı iyileşmesi açısından önemlidir. Korunmak için de bol sıvı içilmesi, C vitamininden zengin beslenilmesi, ellerin sık sık yıkanması gerekir. Bazı çocuklarda bademciklerin alınması da önerilebilir.

    4. El, ayak, ağız hastalığı: Okul çağında en sık görülen hastalıklardan biri de el, ayak, ağız hastalığıdır. Son derece bulaşıcı olan bu hastalık ateş, halsizlik, boğaz ağrısı, ağız ve dil yaraları, eller ve ayaklarda kabarcıklarla kendisini gösterir. Hastalığın yayılmasını önlemek için çocuğun izole edilmesi gerekir. Yetişkinlere de bulaşır. Hastalar öksürme ve hapşırma sonucunda damlacık yoluyla virüsü çevreye bulaştırır. Hasta kişi ile yakın temas etme, öpme, sarılma, lezyonlu deriye dokunma, ortak eşya kullanma sonucunda ya da dışkı ve idrar ile bulaşabilir. Hasta çocuklar okula gönderilmemeli, hasta kişilerden uzak durulmalı, eller sık sık yıkanmalı, hasta bireyle ortak eşya kullanılmamalı, ortam havalandırılmalı, okulda ortak alanların hijyeninden emin olunmalıdır.

    5. Grip: Grip, öksürme ve hapşırma yoluyla havaya kolayca yayılan damlacıklarla bulaşan bir virüstür. Semptomlar ateş, vücut ağrıları, titreme, boğaz ağrısı, yorgunluk ve iştahsızlığı içerir. Tipik vakalar, semptomları evde ilaç, dinlenme ve sıvılarla yönetmek dışında tedavi gerektirmez. Grip semptomları şiddetliyse veya çocuğun gribi komplike hale getirebilecek başka durumları varsa, bir doktora danışmak ve bazen hastaneye yatmak gerekli olabilir. Gripten korunmak için de her yıl grip aşısı yaptırılabilir. Bunun yanında kişisel hijyene dikkat etmek, ortak kullanım alanlarının temizliğinden emin olmak, sağlıklı beslenmek, ortamın havalandırılmasını sağlamak korunma sağlayabilir.

    6. Kırmızı göz: Halk arasında kırmızı göz olarak bilinen konjonktivit, göz kızarıklığı, gözde akıntı, kaşıntı, şişmeyle belirti verir. Bulaşıcıdır. Etkilenen çocuğun okula gönderilmemesi gerekir. Ellerin sık sık yıkanması, gözlerin ovuşturulmaması önleme açısından faydalı olur. Bunun yanında bulaş olan kişiyle aynı malzemeleri kullanmamak gerekir. Bu hastalıkta çocuğun yaşam kalitesi de düşer.

    7. Suçiçeği: Aşılanmayan çocuklar her zaman suçiçeği riski altındadır. Suçiçeği, vücudun her yerinde kırmızı, kaşıntılı, kabarcıklı bir döküntüye neden olur. Diğer semptomlar ateş, boğaz ağrısı, baş ağrısı, iştahsızlık ve vücut ağrılarıdır. Suçiçeği virüsünü tedavi edecek bir ilaç yoktur, ancak hastalık sırasında çocuğun daha rahat etmesi için semptomlar tedavi edilebilir. Doktor tarafından önerilen losyonlar veya diğer kaşıntı giderici kremler ile ağrı kesiciler kullanılır. Önlemenin yolu aşıdır.

    8. Bit: Bitler, saça giren, kafa derisinden kanla beslenen ve saç derisine yakın noktalara yumurta bırakan küçük parazitlerdir. Bitler çok bulaşıcıdır ancak tehlikeli değildir. Bitler, kafa derisinde aşırı kaşıntı nedeniyle küçük şişlikler ve yaralar oluşturabilir. Tedavisi ise, ilaçlı şampuanları ve saç bakımlarını içerir. Korunmak için lavanta yağı, çeşitli bit rozetleri önerilebilir.

    9. Menenjit: Beyni saran zarların iltihaplanmasıyla oluşan menenjit sağırlık, nörolojik sekeller epilepsi, zeka geriliği, öğrenme güçlüğü hatta ölüme neden olabilen bir hastalıktır. Ateş, baş ağrısı, ensede sertlik, tepkisizlik, bilinç bulanıklığı, havale, titreme, eklem ağrıları menenjit belirtileri arasındadır. Menenjit farklı bakterilerden veya virüslerden kaynaklanabilmektedir. Hastanede yatarak izlenen bu hastalıkta eğer tahlil sonuçlarında bakteriyel menenjit varsa, doktor menenjitten şüphe ederse antibiyotik tedavisi başlanır. Menenjit hastalığı bulaşıcıdır. Öksürme, hapşırma ile bulaşabilir. Ülkemizde üç menenjit aşısının ikisi aşı takvimimizde bulunmaktadır (pnömokok ve Hib). Meningokok aşıları ise ACWY ve B tipi aşıları olmak üzere iki çeşittir. Gelişmiş ülkelerde aşı takviminde yer alan bu aşılar ülkemizde de bulunmaktadır ve özel olarak uygulanmaktadır. Aşılama sonrasında ömür boyu bağışıklık kazanılır. El yıkama tüm hastalıklarda olduğu gibi menenjiti önleme konusunda da yardımcıdır. Kişisel hijyen eşyalarının başkalarıyla paylaşılmaması gerekir. Sağlıklı beslenmek önemlidir.

    10. Öpücük hastalığı: Halk arasında öpücük hastalığı olarak bilinen Epstein-Barr virüsü nedeniyle ortaya çıkar. Tükürükle ve vücut salgıları yoluyla bulaşır. Çok yakın mesafeden konuşmak, tokalaşmak, aynı malzemeleri kullanmak, ortak kaptan yemek, yakın temas nedeniyle bulaşır. Özellikle kreş çağı çocuklarını etkiler. Bademcik iltihabı, halsizlik, ateş, eklem ağrıları, baş ağrısı gibi semptomları bulunur. Kişisel hijyenin sağlanması, eşyaları ortak kullanmamak, ortamın havalandırılması bunun için alınabilecek önlemlerdendir.

    Covid- 19 tehlikesine dikkat!
    Tüm bu hastalıklara ek olacak Covid- 19 da çocukları okulda bekleyen tehlikeler arasındadır. Çocukların virüs hakkında bilinçli olması, gerekli hijyen tedbirleri alması, çok önemlidir. Çocukta eğer koronavirüs belirtileri varsa okula gönderilmemeli, PCR testi ile Covid-19’a yakalanıp yakalanmadığı belirlenmeli ve gerekli önlemlerin alınması sağlanmalıdır.

  • A’LÂ Psikoloji Serdivan’da faaliyete başladı

    ‘Her insan özünde kıymetlidir ve en A’LÂ olanı hak eder’ bakış açısıyla yola çıkan A’LÂ Psikoloji Serdivan İlçesi’nde hizmete açıldı.

    Sakarya’nın Serdivan İlçesi’nde hizmete giren A’LÂ psikoloji kurucusu Esra Çelikel Sert, Sağlık ve Toplum Bilimleri Üniversitesi Psikoloji, Anadolu Üniversitesi Sosyoloji ve son olarak Newport Internatıonal Üniversitesi Davranış Bilimleri mezunu olduğunu belirterek kendisi ve çalışma alanları hakkında bilgiler verdi. A’LÂ’nın ‘En iyi’ ve ‘En güzel’ şeklinde derin ve manalı anlam içerdiği üzerine bilgi paylaşımı yapan Psikolog Esra Çelikel Sert,mesleki alanda pek çok farklı ekolde eğitim aldığının altını çizerek ; “Dokunduğumuz hayatlara A’LÂ yapabilmek için çıktığımız bu yolda her şeyin en güzeli, en doğrusu ve en uygunu olması üzerine elimizden gelen tüm gayreti gösteriyoruz” dedi.

    Evli çiftler de sorunlar erteleniyor,üstü örtülüyor,çözümsüz bırakılıyor…

    Çocuk, ergen, yetişkin ve ailelere yönelik danışmanlık hizmeti verdiklerini ifade eden Esra Çelikel Sert, özellikle evli çiftleri örnek göstererek bir noktaya dikkat çekti. Pandemi döneminde eve kapanmalardan dolayı yaşanan gerginlik ve tatsız hadiseler yaşandığını, bununla birlikte ekonomik şartların hane geçindirme konusunda ailelerin ruh ve beden sağlığını olumsuz etkilediğini ve en çok da bu konularda sıkıntıların yaşandığına işaret ederek; “Çocuk ve ergenler de ağırlıklı olarak DEHB(Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu), özgüven, uyum ve öfke sorunlarıyla karşılaşıyoruz. Bunun dışında özellikle pandemi sonrasında yetişkin bireylerde ciddi düzeyde depresyon, panik bozukluk,anksiyete bozuklukları dikkati çekiyor. Yine özellikle evli çiftler de yaşanan çatışmalar ile sözlü, fiziksel ve ruhsal gerilimlerin giderek artış göstermesi de son derece olumsuz gelişmeler. Bunların hepsini pandemi dönemine bağlayamayız fakat bir parça da olsa olumsuz etkileri ile karşılaşıyoruz. Biz mesleki etik kurallarımız ve aldığımız eğitimler gereği danışanlarımızın yaşamış olduğu sıkıntılara yönelik en uygun ekollerle yaklaşımlar sergilemekteyiz. Sakarya’mıza hayırlı ve uğurlu olsun.” ifadelerini kullandı.

    Psikolog Esra Çelikel Sert; Kemalpaşa Mahallesi Kenan Sofuoğlu Caddesi No: 4 Daire: 8 Serdivan/Sakarya

    İletişim numarası: 0507 054 05 54

     

  • 5 Maddede Vücuttan Ödemi At

    5 MADDEDE VÜCUTTAN ÖDEMİ AT!

    Birçok farklı nedene bağlı olarak özellikle kadınlarda daha sık görülen ödem, vücutta sıvı birikmesiyle oluşan yaygın bir sorundur. Yanlış beslenme, regl dönemi, az su içmek, magnezyum eksikliği, fazla karbonhidrat tüketimi, bol tuzlu beslenme gibi birçok nedene bağlı olarak ödem yaşanabilir. Peki, ödem nasıl oluşur ve bu ödemden nasıl kurtulabiliriz? Uzman Diyetisyen Nilay Keçeci Arpacı vücuttan ödemi atmanın yolları hakkında bilgi veriyor.

    Ödem yaratan sebepler…

    Dokularda aşırı sıvı birikmesiyle ortaya çıkan ödem; hücre içi ya da hücre dışı olarak gözlenebilen, bazı durumlarda fizyolojik bazen de hastalıklar ile oluşan ve genelde el, ayak, karın ve yüz bölgelerinde gözlenen şişliklerdir. Yanlış beslenme, regl dönemi, az su içmek, magnezyum eksikliği, fazla karbonhidrat tüketimi, bol tuzlu beslenme, az hareket etme, egzersiz yapmama ödemin başlıca etkenleri arasında sayılabilir. Tabi kimi zaman bazı hastalıkların etkisi ile de ödem görülebilir. Gut, siroz gibi hastalıkların yaratabildiği ödem durumları da vardır. Bunların ayrı bir şekilde değerlendirilmesi gerekir. Kimi zaman araba, uçak, otobüs seyahatleri de kişide ödeme neden olabilir.

    Hangi besinler ödem atmaya yardımcı olur?

    Vücuttan ödemi atmak bazen bir kaç saat, bazen bir kaç gün ya da hamileyseniz belki doğum sonrası olabilir. Kısacası bu sorunun cevabı kişiden kişiye değişebilir. Bu nedenle ödem atmaya yardımcı olan bazı besinlerden destek alınabilir. Ödem atmak için tabi ki en etkili ilk adım bol su tüketmek. Evde sıkılan ananas ve vişne suları da ödem atmanıza destek verebilir. Ezilmiş çilek peltesi de iyi bir ödem atıcı besindir. Düzenli bir şekilde sıcak ya da soğuk yeşil çay içmek de ödemden kurtulmayı sağlar.

    Regl ödemi için ne yapabiliriz?

    Regl ödemi, kimi zaman basit bir sorunken bazı kadınlar için günlük yaşamını etkileyecek kadar ciddi bir problem haline dönüşebilir. Regl döneminde ödem problemi yaşıyorsanız; bugünlerde normalde içtiğinizden daha fazla su tüketmeye çalışın. Tansiyon gibi önemli bir probleminiz yoksa her gün soda ve limonu karıştırarak içebilirsiniz. Günlük hareket miktarınızı artırın ve aktivitelerinize basit yürüyüş egzersizleri ekleyin.

    Hamilelik ödemi ve dikkat edilmesi gerekenler…

    Hamilelik sürecinde genellikle kadınlar ödem sorunu yaşarlar. Ama bu dönemde yürüyüş ve bol su tüketimi önermek dışında yapılabilecek bir şey yoktur. Tadından rahatsız olmuyorlarsa sularına 1-2 adet karanfil ekleyebilirler. Asla bitki çayları ya da tavsiye üzerine bir şey kullanmayın. Doktorunuzla iletişimde olun. Unutmayın, bu geçici bir dönem ve doğum sonrası bu ödemleriniz gidecek.

  • 5 Eylül Dünya Omurilik Felçlileri Günü

    Omurilik Felciyle Uluslararası Mücadele Sempozyumu Gerçekleşti

    Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği, 5 Eylül Dünya Omurilik Felçlileri Günü kapsamında Türkiye’de ilk kez Omurilik Felciyle Uluslararası Mücadele Sempozyumu’nu gerçekleştirdi. Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’nde gerçekleşen sempozyumda Avrupa Omurilik Felçlileri Derneği (ESCIF) Başkanı Stefan O. Jorlev ve  omurilik felci tedavisi için çalışmalar yapan dünyaca ünlü  Hindistanlı doktor HS Chhabra da dünya çapında yapılan çalışmalar hakkında son gelişmeleri Türk bilim insanlarıyla paylaştı. 

    Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği’nin (TOFD) ev sahipliğini yaptığı Omurilik Felciyle Uluslararası Mücadele Sempozyumu 5 Eylül Dünya Omurilik Felçlileri Günü’nde ilk kez İstanbul’da gerçekleştirildi. Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’nde gerçekleşen sempozyuma İstanbul İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, Başakşehir Kaymakamı Uğur Turan ve Başakşehir Çam Sakura Şehir Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Nurettin Yiyit katılım gösterdi.

    TOFD Başkanı Semra Çetinkaya yaptığı konuşmada etkinlikte omurilik felcinin nedenleri ve önleyici uygulamalar konusunda bilgilendirme ve farkındalığın artırılması gerektiğini dile getirerek; “Tüm dünyada eş zamanlı olarak etkinliklerin düzenlendiği bu önemli günde omurilik felcini ve bununla yaşamak zorunda olan bireylerin sorunlarını ulusal ve uluslararası boyutta konuşmak büyük önem taşıyor. Sadece Türkiye’de değil dünyada geliştirilen tedavi yöntemleri hakkında gelişmeleri öğreneceğimiz bu etkinliği Türkiye’de ilk kez gerçekleştirmiş olmaktan mutluluk duyuyoruz” dedi.

    Uluslararası Omurilik Felci Derneği (ISCoS) temsilen katılan Prof. Dr. Belgin Erhan, tüm dünyada 2016 yılından bu yana kutlanan 5 Eylül Uluslararası Omurilik Felçlileri Günü’nün Türkiye’de de geleneksel hale gelmesi hedeflenen bu sempozyum ile gündem haline gelmesinden mutluluk duyduğunu ifade etti.

    Omurilik felcinden sonra sadece %12’si iş hayatına geri dönüyor

    Sempozyumda Türkiye genelinde 500 omurilik felçlisi ile gerçekleştirilen araştırmanın sonuçları da açıklandı. Araştırmanın sonuçlarına göre omurilik felci öncesinde çalıştığını ifade edenlerin sadece yüzde 12’si omurilik felcinden sonra çalışmaya devam edebiliyor. İş çevresi olumsuz yönde etkilenen omurilik felçlilerinin yüzde 40 oranında ortez ve protez başta olmak üzere bez ve havalı minder gibi malzemelere de erişim güçlüğü çekiyorlar. Çevre düzenlemesinde eksiklik ise özellikle sosyal yaşamda hissedilen önemli sorunların başında geliyor.

    Engelli bireylerin yasal hakları kitapçık haline getirilecek

    TOFD Yönetim Kurulu Üyesi Aydın Çengel’in bilgilendirmede bulunduğu engellilerde yasal haklar konusu başlıklarıyla detaylandırılırken farklı kamu kurum ve kuruluşlarını kapsayan bu hakların dernek tarafından kısa süre içerisinde bir kitapçık haline getirilerek kamuoyuna sunulacağının da bilgisini verdi.

    Ekranlardan tanıdığımız kendisi de bir hekim olan Ercan Kesal tarafından yönetilen Omurilik Felçlilerinin Yaşamındaki Sorunlar panelinde ise omurilik felçlileri duygularını, tecrübelerini ve çözüm önerilerini paylaştı.

    “Omurilik felcinin engellenmesi için bilgi paylaşımı önemli”

    Türkiye’de alanında uzman konuşmacıların  yanı sıra omurilik tedavisi için çalışmalar yapan dünyaca ünlü   Hindistanlı doktor HS Chhabra’da omurilik felcinin görülme sıklığının yoğun olduğu Hindistan’da yaşanan gelişmeleri aktarırken toplumsal farkındalığın artırılması noktasında Türkiye’deki çalışmaları da yakından takip ettiğini söyledi. 

    28 ülkeden 32 sivil toplum kuruluşunun üye olduğu Avrupa Omurilik Felçlileri Derneği (ESCIF) Başkanı Stefan O. Jorlev ise Avrupa’da omurilik felci kapsamında farkındalık oluşması için vakıf ve organizasyonların öneminden bahsederken, gerçekleştirilen başarılı uygulamaların ülkeler arasındaki bilgi ve tecrübe paylaşımıyla aktarılmasının, omurilik felcinin engellenmesi ve omurilik felçlilerinin yaşam koşullarının iyileştirilmesi noktasında öneminin altını çizdi.

    Halka açık gerçekleştirilen sempozyumda omurilik felçlisi bireylerin yaşadığı fiziksel ve psikolojik zorluklar, tedavi süreçleri, yasal hakları ve cinsel yaşam konusunda yaşadığı zorluklar hakkında merak edilen sorular alanında uzman doktorlar tarafından cevaplandı.

    “Omurilik felcinde ilk müdahale çok önemli”

    Türkiye’de ilk kez gerçekleşen ve her yıl 5 Eylül Dünya Omurilik Felçlileri Günü’nde gerçekleştirilmesi hedeflenen Omurilik Felciyle Uluslararası Mücadele Sempozyumu’na kapılarını açan Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Nurettin Yiyit; “Omurilik felcinin tedavisine yönelik araştırmalara yönelik farkındalık yaratmak için Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği ile beraber gerçekleşen uluslararası böyle bir kongreye ev sahipliği yapmaktan memnuniyet duyduğunu belirti.

    Başhekim Yiyit, “Maalesef her yıl binlerce kişi trafik kazaları, denize atlama ve spor yaralanmaları sonucunda omurilik felci ile karşı karşıya kalabiliyor. Omurilik yaralanması olan bir kazazedeye, acil müdahale ve yaşam desteği vermek çok önemlidir. Hastanın hızla hastaneye ulaştırılması gerekir. Bu nedenle kaza mahalindeki ilk müdahale çok önemlidir. Daha sonra, kaza sonucu yaralanan kişinin mutlaka donanımlı travma merkezlerine götürülmesi gerekmektedir. Omurilik felcin tedavisinde; hastaların hastanede iyileşmelerine yardımcı olabilmek için ameliyatlar ve daha sonrasında rehabilitasyon kliniklerinin kontrolünde olmaları, egzersizlerini ve tıbbi kontrollerini hiç bırakmamaları gerekmektedir.” dedi.

  • UYUŞTURUCU OPERASYO’NUNDA 5 KİŞİ YAKALANDI

    Sakarya’nın Pamukova ilçesinde polis ekiplerince 5 gün içersinde gerçekleştirilen uyuşturucu operasyonlarında 5 şüpheli yakalandı.

    Pamukova ilçesinde polis ekiplerince 5 gün içerisinde gerçekleştirilen uyuşturucu operasyonlarında 5 şüpheli yakalandı.

    Pamukova İlçe Emniyet Müdürlüğüne bağlı ekiplerce uyuşturucu operasyonları düzenlendi. 5 gün içerisinde düzenlenen farklı operasyonlarda 5 şüpheli yakalandı. Operasyonlarda; 23 kök Hint keneviri, 800 gram kubar esrar, 3 gram bonzai ve 3 bin 500 gram metamfetamin adı verilen sentetik uyuşturucu madde ele geçirildi. Gözaltına alınan ve ifadeleri sonrasında serbest bırakılan A.C., T.T., O.Y., S.S. ve M.A. isimli 5 şüpheliye uyuşturucu madde bulundurmak ve temin etmek suçlarından işlem yapıldı.

  • Sağlığı koruma hizmeti, tedavi hizmetinden önce geliyor!

    Halk sağlığı bilincini tam olarak edinmiş toplumlarda diğer toplumlara göre gözle görülür kazanımlar elde edildiğini belirten Prof. Dr. Haydar Sur, dünya tarihinde halk sağlığı alanındaki çalışmaların hep bulaşıcı hastalıklar üzerinden geliştiğine dikkat çekti. Sağlığın kaybedilmeden sürdürülmesinin en etkili, ucuz ve sıkıntısız yöntem olduğunu vurgulayan  Sur, “Kaybedilen sağlığın geri kazanılmaya çalışılması, fiziksel ve ruhsal sıkıntılar, mali külfet getirmektedir ve bazen de sağlık geri kazanılamamaktadır. Bu açıdan iyice anlaşılmıştır ki sağlığı koruma hizmetleri tedavi hizmetlerinden önce gelir.” dedi. “Bireylerin sağlık bilinci sorumluluğu yalnızca kendilerine değil, topluma karşı bir yükümlülüktür” diyen Sur, sağlık okuryazarlığının yükseltilmesinin önemini vurguladı.

    Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, Halk Sağlığı Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada halk sağlığı ve önemine ilişkin değerlendirmede bulundu.

    Halk sağlığı çalışmaları bulaşıcı hastalıklar üzerinden oldu

    Halk sağlığı çalışmalarının tarih boyunca hep yapılagelse de bunun sistemli bir şekilde yapılandırılma çalışmalarının bulaşıcı hastalıklar üzerinden olduğunu kaydeden Prof. Dr. Haydar Sur, “Örneğin karantina kelimesi İtalyanca’da limana yanaşacak gemilerin 40 gün boyunca içindekilerin şehre inmesinin yasaklanıp gemide izole edilmesiyle ortaya çıkmıştır. Böylelikle şehrin bulaşıcı hastalıklardan uzak tutulması sağlanıyordu.” dedi.

    Dünyadaki halk sağlığına ilişkin çalışmalardan örnekler veren Sur, “1850’li yıllarda Londra’da Avrupa’nın sürekli veba, kolera, çiçek gibi salgınlarla tehdit altında kaldığı dönemlerde 3-4 yılda önüne geçilmesi mümkün olmayan kolera salgınını Dr. John Snow’un koleranın su ile bulaştığını kanıtlayıp hastalık saçan pompayı mühürlemesiyle ilk epidemiyoloji uygulaması tarihe geçmiş oldu.” dedi.

    1950’lerde halk sağlığının önemi anlaşıldı

    1950’lere gelindiğinde savaş sonrası Avrupa’da ve Amerika Birleşik Devletleri’nde bireylerin tek tek hastalıklarının tedavi edilmesinin sonuçta bir fayda sağlamadığının anlaşıldığını kaydeden Sur,  “Çünkü bu insanlar tekrar hastalanıyorlardı. Böylelikle hastalığı yapan sebeplerin ortaya çıkarılması ve bu sebeplerin yok edilmesinin esas çözüm olduğu anlaşıldı. Bu anlayış halk sağlığı anabiliminin doğması anlamına gelir.” dedi.

    Halk sağlığı çalışmaları insan ömrünü uzattı

    Halk sağlığı çalışmalarının katkıları sayesinde insan ömrünün uzadığını kaydeden Prof. Dr. Haydar Sur, “20. Yüzyılın ikinci yarısında dünyaya ortalama ömür olarak toplam 30 yıl armağan edilmiş, bunun sadece 4 yılı tedavi hizmetlerindeki başarılarla elde edilmiş geri kalan 26 yıllık ortalama ömür uzaması halk sağlığının başarısı olarak tarihe geçmiştir.” dedi.

    20. Yüzyılda özellikle bulaşıcı hastalıklarla mücadelede başarı sağlandığını ifade eden Sur, “Aşılama çalışmaları, antibiyotiklerin kullanımı, su ve gıdalarla bulaşın önüne geçilmesi, çevre sanitasyonunda ilerlemeler bu başarıya katkı sağlamıştır.” dedi.

    Pandeminin etkisi hala sürmektedir

    21. Yüzyıla gelindiğinde bilindik hastalıklara karşı sürdürülen mücadelelerde belirli bir aşamaya gelinmiş olsa bile ortaya çıkan yeni yeni hastalıkların bütün dünyada endişe yaratmaya devam ettiğini ifade eden Prof. Dr. Haydar Sur, pandeminin etkilerinin hala devam ettiğini belirterek şunları söyledi:

    “MERS, SARS, Ebola, Covid-19 buna örnek gösterilebilir. Özellikle yaklaşık 3 yıl önce ortaya çıkan Covid- 19 virüsünün yol açtığı pandemi hem süre olarak hem de hastalandırma-öldürme boyutu olarak tahminlerin çok üzerine çıkmıştır. Bütün dünyada toplumların sıkı önlemler aldığı durumda bile pandemi henüz atlatılamamıştır. Bütün toplumları alt üst edecek şekilde etkisi altına alan Covid – 19 pandemisinde virüsün yol açtığı hastalığa kesin bir tıbbi tedavi bulunamamış. Hastalığın yol açtığı olumsuzlukların azaltıldığı ilaç uygulamaları ve bakım yöntemleriyle yetinilmek zorunda kalınmıştır. Yine en etkili yöntem olarak halk sağlığının teknikleri öne çıkmış; izolasyon, maske ve mesafe ile korunma, el ve bulunulan ortam hijyeni sağlanması ve aşılama tek kurtuluş reçetesi olmuştur. Halk sağlığı ekiplerinin sahada filyasyon çalışmaları daha fazla kişinin daha fazla kişinin hastalığı edinmesini ve sağlık sistemine daha fazla yüklenilmesinin kısmen önüne geçilmiştir.”

    Sağlığı koruma hizmetleri tedaviden önce gelir

    “Sağlık kaybedildiğinde başka bir varlıkla telafisi olmayan bir cevherdir” diyen Prof. Dr. Haydar Sur, “Sağlığın kaybedilmeden sürdürülmesi en etkili, ucuz ve sıkıntısız yöntemdir. Kaybedilen sağlığın geri kazanılmaya çalışılması, fiziksel ve ruhsal sıkıntılar, mali külfet getirmektedir ve bazen de sağlık geri kazanılamamaktadır. Bu açıdan iyice anlaşılmıştır ki sağlığı koruma hizmetleri tedavi hizmetlerinden önce gelir. Bilinen ikinci gerçek ise şudur: Hiçbir profesyonel bir bireyin sağlığını kendisi kadar koruyamaz. O halde tek çare kişilerin kendi sağlığına sahip çıkmasıdır.” dedi.

    Sağlık okuryazarlığı yükseltilmeli

    Kişilerin kendi sağlığına sahip çıkabilmesi için sağlık okuryazarlığı düzeyinin ülke çapında yükseltilmesine çalışılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Haydar Sur, “Bireylere düşen sorumluluk bu konuda bilinçlenmeye çalışmak, sağlıklarını korumanın önemini kavramak, kişisel yaşam tarzlarını sağlığa zarar veren madde ve davranışlardan uzak tutarak sağlıklı bir yaşam sürmeye çalışmaktadır. Bu şekilde hem sağlık harcamalarının azaltılmasına katkı verecek hem de sağlık sitemini gereksiz yere meşgul etmeyecektir.” dedi.

    Sağlıklı yaşam tarzı tercih edilmeli

    Prof. Dr. Haydar Sur, bireylerin mutlaka özen göstermesi gereken sağlıklı yaşam tarzı denince ilk akla gelenleri sağlıklı ve dengeli beslenme, günlük yaşamda hareketli olabilme ve spor yapma, stresten uzak durma, yeterli ve düzenli uyku alışkanlığı edinme ve sigara alkol ve diğer tiryakilik veren maddelerden kaçınma olarak sıraladı.

    Prof. Dr. Haydar Sur, “Bireylerin sağlık bilincini artırmak ve sağlığa uygun yaşamak sorumluluğu yalnızca kendilerine karşı değil, topluma karşı bir yükümlülüktür.” dedi.

    Halk sağlığı bilinci edinen toplumlar önemli avantajlar sağlıyor

    Prof. Dr. Haydar Sur, halk sağlığı bilincini tam olarak edinmiş toplumlarda diğer toplumlara göre gözle görülür kazanımlar elde edildiğini belirterek bunları şöyle sıraladı:

    – Sağlık sistemleri rahat çalışır ve gereksiz maliyetlere katlanmak durumunda kalmaz.

    – Toplumun ortalama ömrü uzar. Örneğin Japonya’da ortalama ömür 85 iken Mali’de 51’dir.

    – İnsanların beden ve ruh sağlığı olarak iyilik hali artar ve hayatın tadını çıkarırlar.

    – Yaşadıkları çevre temiz ve tertipli olur. Sağlığa tehdit oluşturan faktörler ortamdan uzaklaştırılmıştır.

    – Gelecek nesillere genetik ve davranışsal açıdan daha sağlıklı olma zemini aktarılar.

    – Yaşlılarına, engellilerine, muhtaçlarına yardım eli uzatma şansları artar.

    – Deprem, sel, yangın gibi felaketlerden mümkün olduğunca uzak dururlar, böyle bir felakete maruz kalsalar bile fazla can ve mal kaybı olmaz.

  • Hareketsiz yaşam, kanser riskini yüzde 20 artırıyor!

    Masa başında saatlerce çalışmak, açık havada yapılacak bir yürüyüşün gözümüzde büyümesi, ekran başında fark etmeden saatlerce takılı kalmak, hatta spor yapmak yerine spor videoları izlemek… Bunlar size tanıdık geliyorsa bir an önce önlem almaya başlayın.

    Hareketsiz yaşam tarzı günümüzde pek çok hastalığa kapı aralıyor ve hatta erken ölüm riskini artırıyor. Dünyada 1,4 milyardan fazla yetişkin, sadece yeterince egzersiz yapmadığı için ölümcül hastalık riskinde artış ile karşı karşıya kalıyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Şule Arslan, tütün ve alkol tüketimi, aşırı yeme, hareketsizlik gibi sağlık riski oluşturan davranışlar arasında en sık görülenlerin “fazla kilo ve hareketsizlik” olduğuna dikkat çekerek “15 yaş ve üzerindeki nüfusun yaklaşık yüzde 31’inde fiziksel aktivite yetersiz ve bu her yıl yaklaşık 3,2 milyon insanın ölümüne neden oluyor. Hareketsiz bir yaşam tarzı olan bireylerin erken ölüm riski yüzde 22 ila 49 daha yüksek. Bunlar ciddiye alınması gereken veriler.” diyor.

    Healthy Lifestyle. Smiling Senior Lady Exercising With Dumbbells At Home, Free Space

    Kanser, metabolik hastalıklar, kalp damar sorunları…

    Hareketsiz bir yaşam tarzının, insan vücudunu farklı mekanizmalar yoluyla etkilediğine değinen Prof. Şule Arslan, şunları söylüyor: “Hareketsizlik insan vücudunda istenmeyen olumsuz etkilere neden olur. Tüm nedenlere bağlı ölüm riski yükselir. Kalp damar hastalıklarına bağlı ölümlerde, kanser ve metabolik hastalık riskini (diyabet, hipertansiyon ve dislipidemi gibi) arttırır. Kas iskelet sistemi hastalıkları (eklem ağrısı, kemik erimesi), depresyon ve bilişsel yetersizlik bunlara örnek olarak verilebilir. Uzun süreli hareketsiz yaşam uykusuzluk ve uyku bozuklukları gelişmesi ile de ilişkilidir.”

    İşte hareketsiz yaşamın yol açtığı 6 hastalık

    Diyabet

    İnsülin direnci ve diyabet, hareketsiz yaşamın hızla yaygın hale getirdiği iki önemli sorun. Araştırmalar Tip 2 diyabet riskinin hareketsiz kişilerde yüzde 112 daha yüksek olduğuna dikkat çekiyor. Günde bin 500 adımdan az yürüyen, uzun süre oturan ve kalori tüketimine dikkat etmeyen bireylerde insülin direnci daha sık görülüyor.

    Hipertansiyon ve kan yağlarındaki bozukluklar

    Türkiye’de de ölümlerin en büyük nedenlerinin başında kalp ve dolaşım hastalıkları (iskemik kalp hastalığı ve inmeler) ve kanser geliyor. Hareketsizlik kan basıncı değişikliklerine neden olduğu gibi kolesterol ve insülin duyarlılığında değişime de yol açıyor.  Bu hastalıklardan korunmanın birinci adımı ise sağlıklı beslenme ve hareketli yaşam sürmek.

    Obezite

    Hareketsiz geçirilen sürenin yüzde 10 artmasıyla bel çevresi ölçümlerinde 3.1 cm artış olduğunu gösteren çalışmalar mevcut. Yürüme veya ayakta durma gibi basit aktivitelerde bile enerji harcanıyor; bu tip düşük düzeyde enerji harcanması “egzersiz dışı aktivite termogenezi” olarak adlandırılıyor. Bu tip enerji tüketimini bile kilo almaya karşı savaşmaya yardımcı olabiliyor. Oturma veya yatma gibi düşük enerjili aktivitelerin süresinin artması egzersiz dışı aktivite ile yakılan kalorileri sınırlandırıyor. Araştırmalar, obez kişilerin, ortalama bir bireye kıyasla günde 2 saat daha fazla oturduğunu gösteriyor.

    Kas ve iskelet sistemi hastalıkları

    Hareketsiz yaşam; kemik erimesi, eklem ağrıları ve duruş bozukluğuna neden oluyor. Hareket etmemek kemik mineral yoğunluğunu da azaltıyor. 50 yaş üzeri kadınlarda hareketsiz geçirilen zaman yerine en az 30 dakika hafif fiziksel aktivite yapmak kırık riskini yüzde 12 azaltıyor. Günlük 10 saat ve üzerinde hareketsiz zaman geçirenlerde diz ve eklem ağrısı oluşuyor. Uzun süreli oturarak çalışan kişilerde ise duruş bozuklukları, sırt ve boyun ağrısı gelişiyor.

    Kanser

    Hareketsiz geçirilen zaman genel kanser riskini yüzde 20 artırıyor. Uzun süreli oturmanın kolorektal, rahim, yumurtalık ve prostat kanseri riskini artırdığı, özellikle kadınlarda kansere bağlı ölümleri artırdığı biliniyor. Başka bir araştırmada ise artan toplam oturma süresi ile kolon ve rahim kanseri arasında doğrudan bağlantı olduğu gösterildi.

    Kırılganlık

    Kırılganlık (zayıflık), vücudun hastalıklara karşı daha kırılgan hale gelmesi durumu olarak tanımlanıyor. Kırılganlığa yol açan çoklu faktörlerin arasında hareketsizlik ilk sıralarda geliyor. Kırılganlık kişinin hastalık veya yaralanmalarda iyileşme-toparlanma yetisini azaltıyor, kırılgan yaşlıların hastaneye yatış olasılıkları da artıyor. Günlük yaşamlarında daha uzun süre oturan bireylerin ileri yaşlarda daha kırılgan olma olasılıkları artıyor. Günlük oturma süresinin kısalması ile kırılganlık gelişme riski de azalıyor.

    ——————Kutu Bilgisi—————

    20-30 dakikada bir ayağa kalkın

    Uzun süreli oturmanın sağlık için son derece zararlı olduğunu vurgulayan Prof. Arslan, “Masa başında çalışan kişiler, 20- 30 dakika gibi düzenli kısa aralıklarla ayağa kalkmalı veya yürümelidir; mesai arkadaşları ile bazı görüşmeleri ayakta yapmayı veya ofis içinde evrak alışverişi için kısa süreli yürümeyi alışkanlık haline getirebilirler” diyor.

    Uykusuzluk ve düzensiz beslenmenin insanları hareketsizliğe iten başlıca nedenlerden olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Şule Arslan şu önerilerde bulunuyor:

    “Hareket, sağlıklı beslenme ve kaliteli uyku, insan hayatının olmazsa olmazlarındandır. Yaşam kalitesini ve yaşam süresini daha uzun kılmak için bu 3 kurala uymak çok önemli. Hareketi, hayatımızda bir davranış alışkanlığı haline getirebilirsek, sağlığımızı korumuş oluruz.”

  • ÇALIŞANLARIN HAKKINI HER ALANDA SAVUNACAĞIZ

    12 Ağustos’ta yayınlanan Sağlık Bakanlığı ek ödeme yönetmeliğinde ve 25 Ağustos’ta yayınlanan Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’te çalışanları mağdur eden düzenlemelerin iptali için sendikamız tarafından Danıştay’da dava açılmıştır.

    Türk Sağlık-Sen olarak hem hukuki süreci hem de bakanlıkla görüşmeleri titizlikle yürüterek çalışanların mağduriyetlerinin önüne geçmek adına tüm gücümüzle mücadeleye devam ediyoruz.

    Açtığımız davalar düzenlemelerde kapsam dışı bırakılan çalışanlar ve teşvik ek ödemesinden mahrum edilen tüm çalışanlarının bu mağduriyetlerinin sonlanması, taban, teşvik ve destek ödemeleri çok düşük bırakılan sağlık hizmetlerinin cefakar çalışanlarının hakkını teslim edilmesi içindir.

    Mücadelemiz çalışanları mağdur eden düzenlemelerin yeniden değerlendirilmeye alınması içindir.

    YENİ BİR ÇAĞ AÇMAK İSTİYORUZ

    Sosyal devlet ilkesinin gereğini hatırlatmaya, hak edene hakkının verilmesi adına vicdanların sesi olmaya devam ederek çalışanların haklı talepleri için mücadeleyi her daim sürdüreceğiz.

    Taban, teşvik veya destek adı her ne olursa olsun yapılan tüm iyileştirmeler olumludur fakat çalışanlar adına makul dertlerine derman olabilecek düzenlemeler olması da bize göre bir zorunluluktur.

    Sağlık çalışanları için bu anlamda reformun üstüne yeni bir çağ açılmasını istiyoruz.

    ÇÖZÜM ÜRETME GAYRETİNDEYİZ

    Sorunları ve sahada görev yapan kıymetli sağlık çalışanlarımızın taleplerini tüm platformlarda Genel Merkezimizden şubelerimize kadar her bir teşkilat mensubumuzun gayreti ile gündeme getirme ve çözüm üretme gayretindeyiz.

    Eksikler tamamlansın, düşük ödemeler arttırılsın ve mutlu çalışan, mutlu Türkiye idealimize yaklaşılmasıdır gayemiz.

    Biz mücadele edenlerin her zaman kazanamayacağını ama kazananların hep mücadele edenler olduğunu biliyoruz ve bu inançla sendikacılığımız yapıyoruz.

    Tüm çalışanlar da Türk Sağlık-Sen’in 30 yıllık şanlı mazisi boyunca çizgisinden şaşmadan sendikacılık tarihini yazdığını, hak aramanın gereğini de her daim yaptığını iyi bilirler.

    DAVAMIZI AÇTIK

    Ek ödemelerle ilgili de titiz bir hazırlık süreci ile davamızı açtık, görüşmelerimizi Sağlık Bakanlığı ve tüm kamu idarecileri çerçevesinde sürdürüyoruz. Çözüm olana kadar da mücadelede kararlıyız.

  • 4 Eylül Cinsel Sağlık Günü

    En önemli cinsel organımız aslında beynimiz!

    Tedavi edilmemiş psikiyatrik hastalıklar cinsel yaşamı da etkiler

    Cinsel hastalıkların tedavisinde uzmana başvurmanın önemine işaret eden Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Emine Yağmur Zorbozan, cinsel işlev bozukluklarının sebeplerinin ruhsal nedenlerden kaynaklandığını belirterek “Çünkü en önemli cinsel organımız aslına bakarsanız beynimiz. Dolayısıyla beynimizdeki birtakım değişiklikler psiko-sosyal faktörler sonucunda cinsel işlev bozuklukları ortaya çıkabilir.” uyarısında bulundu. Var olan psikiyatrik hastalıkların tedavi süreçlerinin de ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Zorbozan, “Tedavi edilmemiş psikiyatrik hastalıklar cinsel yaşamı da etkiler. Örneğin depresyonda cinsel isteksizlik olur, sertleşme problemi olabilir, uyarılma bozuklukları olabilir” diyerek psikiyatrik sorunların ihmal edilmemesi gerektiğini kaydetti.

    Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Emine Yağmur Zorbozan, 4 Eylül Cinsel Sağlık Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada cinsel sağlığın önemine ilişkin değerlendirmede bulundu.

    Cinsel hastalıklarda nedene odaklanılmalı

    Yrd. Doç. Dr. Emine Yağmur Zorbozan, cinsel hastalıklarda ilgili uzmana başvurmanın önemli olduğunu belirterek “En sık karşılaştığımız cinsel hastalıklar vajinismus, erken boşalma, sertleşme problemleri, cinsel isteksizlik, ağrılı cinsel birleşme, pornografi bağımlılığı gibi rahatsızlıklardır. Öncelikle bu cinsel problemin nedenine odaklanmak gerekiyor.” dedi.

    Cinsel hastalıklar bedensel ve ruhsal sebeplerden kaynaklanabilir

    Cinsel hastalıkların iki nedeni olduğunu, bunlardan ilkinin bedensel sebepler değerinin ise ruhsal sebepler olduğunu kaydeden Yrd. Doç. Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Bedensel sebeplerden kaynaklanan durumlarda kişinin ilgili branş uzmanına başvurmasını öneriyoruz. Örneğin şeker hastalığı, tansiyon, kazalar, tümörler, cinsel organların yapısındaki birtakım anatomik bozukluklar, cinsel hastalıkların bedensel sebepleri arasında sayılabilir. Böyle durumlarda Nöroloji, üroloji, kadın doğum hastalıkları gibi diğer branş uzmanlarından yardım istiyoruz.” diye konuştu.

    Beyindeki değişiklikler cinsel işlev bozukluklarına yol açabilir

    Cinsel işlev bozukluklarının sebeplerinin genellikle ruhsal nedenlerden kaynaklandığını vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Çünkü en önemli cinsel organımız aslına bakarsanız beynimiz. Dolayısıyla beynimizdeki birtakım değişiklikler psiko-sosyal faktörler sonucunda cinsel işlev bozuklukları ortaya çıkabilir. Danışanların bize başvurmadan önce muhakkak detaylı bir fiziksel muayeneden geçmesini talep ediyoruz.” dedi.

    Cinsel terapi süreçleri uygulanabilir

    Kişinin ilgili branş uzmanlarından herhangi bir hastalık olmadığı yönünde bir geribildirim aldığında da muhakkak ruh sağlığı profesyonellerine başvurmalarını istediklerini kaydeden Yrd. Doç. Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Bu konuda eğitim almış psikiyatri hekimleri ve uzman klinik psikologlar tarafından cinsel terapi süreçleri yönetilmektedir.” dedi.

    Tedavi edilmemiş psikiyatrik hastalıklar cinsel yaşamı da etkiler

    Tedavi edilmemiş psikiyatrik hastalıkların cinsel yaşamı çok daha fazla olumsuz etkilediğini vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Örneğin depresyonda cinsel isteksizlik olur, sertleşme problemi olabilir, uyarılma bozuklukları olabilir aynı şekilde stres, sigara, şişmanlık ve diğer metobolik hastalıkları infertilite sebep olabilir. Dolayısıyla bu hastalıkların tedavisi çok daha önemlidir. Kişinin yaşı, cinsel hayatı, beklentileri, o an içinde bulunduğu ruhsal hastalığın nitelikleri, kar-zarar dengesi göz önünde bulunarak birçok tedavi yöntemi seçilmektedir.” diye konuştu.

    Psikiyatrik ilaçlar, cinsel sorunlara yol açabilir mi?

    Psikiyatrik hastalıkların tedavisinde kullanılan bazı ilaçların hastada cinsel sorunlara yol açabileceğini ifade eden Yrd. Doç. Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Psikiyatrik ilaçlar birçok cinsel yan etkiye sebep olabilirler ancak bunların hepsi geri dönüşlüdür ve ilaç bırakıldığında bütün etkiler kişiden tamamen ortadan kalkar. Özellikle antidepresan ilaçlar cinsel isteksizlik ve erkeklerde geç boşalma problemine sebep olabilir. Yine bu durumda kişinin yaşı, cinsiyeti, cinsel hayatı ve o anki ruhsal durumunun nitelikleri göz önünde bulundurularak uygun ilaç seçimi danışanla birlikte karar verilebilir.” dedi.

    Antipsikotik ilaçlar ve duygu durumu düzenleyicilerin cinsel yan etkileri biraz daha fazla olduğunu, sertleşme bozukluğu, cinsel isteksizlik ve geriye boşalma denilen duruma yol açabileceğini kaydeden Yrd. Doç. Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Bu tür yan etkiler ortaya çıktığında kişinin kaygılanmaması önemlidir. Ruh sağlığı uzmanı, muhakkak bu ilaçların cinsel yan etkilerinden bahsetmelidir.” dedi.

    Psikiyatrik ilaçlar kısırlığa yol açmaz

    Psikiyatrik hastalıkların tedavisinde birçok ilaç kullanıldığını ifade eden Yrd. Doç. Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Antidepresanlar, antipsikolojik ilaçlar, duygu durum düzenleyicileri gibi ilaçların birçoğunun cinsel yan etkileri olabiliyor. Antidepresanlar cinsel isteksizlik, erkeklerde geç boşalma, sertleşme problemi gibi problemlere yol açabilir. Antipsikotik ilaçlar yine sertleşme bozuklukları, cinsel isteksizlik gibi sorunlara yol açabilir ancak bunların hiçbiri kalıcı cinsel hasarlara yol açmaz ve kısırlık yani infertilite yapmaz.” dedi.