Kategori: Sağlık
-
KUDUZ, DOĞRU AŞILAMA VE BİLİNÇLENDİRME PROGRAMLARI İLE TAMAMEN ÖNLENEBİLİYOR
Boehringer Ingelheim Türkiye, 28 Eylül Dünya Kuduz Günü’nde, kuduz hastalığı konusunda toplumu bilinçlendirmek ve aşılamanın önemine vurgu yapmak amacıyla önemli açıklamalarda bulundu.
Boehringer Ingelheim, Türkiye, 28 Eylül 2022 – “Tek Sağlık” yaklaşımı ile insan, hayvan ve biyofarmasötikler olmak üzere üç iş alanında dünyanın ve Türkiye’nin lider araştırma odaklı ilaç şirketleri arasında yer alan Boehringer Ingelheim’ın Hayvan Sağlığı Birimi, 28 Eylül Dünya Kuduz Günü kapsamında kuduz hastalığı ile ilgili önemli bilgiler paylaştı.
Kuduz Hastalığı, Dünya Üzerinde Her 10 Dakikada Bir Can Alıyor
‘’Zoonoz Viral’’ olarak adlandırılan kuduz; evcil ve vahşi hayvanlarda görülmekte ve hayvandan insana kolayca bulaşabilmektedir. Hastalık kapsamında en büyük tehdidi; aşılanmamış köpekler, kuduz virüsüyle yakın temas sonrasında aşılanmama, kuduz hastalığını taşıyan hayvan ya da insanların toplum içerisinde yer alması oluşturuyor.
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), kuduz hastalığını her yıl yaklaşık 59.000 kişinin hayatına mal olmasıyla, dünyanın en ölümcül bulaşıcı hastalıklarından biri olarak kabul ediyor. Kuduz hastalığı tüm dünyada günde 160 kişinin ve her 10 dakikada 1 kişinin yaşamını yitirmesine neden oluyor. Hayatını kaybedenlerin yaklaşık yarısını ise çocuklar oluşturuyor.1 Başta Afrika ve Asya1 olmak üzere özellikle gelişmemiş ülkelerde yaygın olarak görülen bir hastalık olan kuduz, aşı ile tamamen önlenebildiği için toplumun aşılanma ile ilgili bilinçlendirilmesi büyük önem taşıyor.
Kuduz Belirtileri Karşında Zamana Karşı Yarış Oldukça Kritik
Kuduz hastalığının belirtileri ortaya çıktıktan sonra, hastalık neredeyse hem hayvanlar hem de insanlar için öldürücüdür. Hayvanlarda en belirgin kuduz işaretleri şiddetli davranış değişiklikleri ve açıklanamayan ilerleyici felç olurken, insanlarda kuduzun ilk bulguları baş ağrısı, ateş, kaygı, karıncalanma veya ısırık bölgesi yakınlarında değişen duyarlılıklar olabiliyor. Kuduz hastalığı hem insanlarda hem de hayvanlarda felçten komaya, daha sonra ölüme neden olabiliyor.
Bu nedenle kuduz belirtilerinin ortaya çıkması ile zaman oldukça kritik hale geliyor. Uzmanlar, bir insanın ya da evcil hayvanın enfekte bir hayvana temas ettiğinden şüpheleniliyorsa öncelikle yaranın bol su ve sabunla yaklaşık 15 dakika yıkanması sonrasında; %70 alkol/etanol, tentür veya iyot gibi virüsidal tedavi uygulanmasını ve gecikmeden bir doktora danışılmasını öneriyor. 2
Virüsün hızla ilerleyerek ölümlere yol açmasına rağmen, kuduz hastalığının doğru aşılama ve bilinçlendirme programları ile tamamen önlenebilir olması, hastalıkla mücadelede umut kaynağı oluyor. Bu nedenle doğru aşılanma takvimi oldukça önem taşıyor. Aşı, hayvanları korurken hastalığın insanlara taşınmasını engelliyor. Yanı sıra, virüse maruz kalmış insanlara yapılan hızlı müdahalede aşının rolü hayati önem taşıyor.
“Tüm dünyada etkili ve ölümcül bir hastalık olan kuduzdan korunmanın tek yolu aşı”
Hem insan hem de hayvan sağlığını tehdit eden kuduzdan korunmada tek yolun aşı olduğunun altını çizen Boehringer Ingelheim Türkiye Hayvan Sağlığı İş Birim Direktörü Przemyslaw Zielinski, “Tüm dünyada etkili ve ölümcül bir hastalık olan kuduzun tedavisi olmakla birlikte, zaman ve yerinde müdahale önem taşımaktadır. Boehringer Ingelheim Türkiye olarak, kuduz hastalığına karşı kullanılmak üzere ürettiğimiz bir dizi aşımızla; kuduzu önleme alanında ve hastalık mücadelesinde küresel bir lider konumundayız. Toplumda kuduz konusunda farkındalık yaratmak için sürdürülebilir bir çaba göstererek hayvanlarla sıklıkla iletişim içerisinde olan veteriner hekimler, sivil toplum kuruluşları ve hayvan yetiştiricileri başta olmak üzere tüm toplumu bilinçlendirmek üzere çalışmalarımızı düzenli olarak sürdürüyoruz” dedi.
Kaynakça:
1Kuduz Hakkında bilmemiz gereken 10 şey
2https://tvhb.org.tr/2021/09/
28/28-eylul-dunya-kuduz-gunu- 2/
3https://www.who.int/activities/improving-data-on- rabies/rabies-epidemiology- and-burden Dünya Kuduz Günü Hakkında:
Dünya Kuduz Günü, her yıl 28 Eylül’de düzenleniyor. Kuduz Kontrolü için Küresel İttifak (Global Alliance for Rabies Control) tarafından 2007 yılında başlatılan bu girişimle dünya genelinde insanların bir araya gelerek kuduzdan korunma konusunda farkındalığı artırması amaçlanıyor. O zamandan beri her yıl büyümeye devam eden girişim kapsamında binlerce insan yerel, bölgesel ve ulusal ölçekte düzenlenen etkinliklere katılıyor.
Daha fazla bilgi için: http://rabiesalliance.org/
world-rabies-day/. Boehringer Ingelheim Hayvan Sağlığı Hakkında
Boehringer Ingelheim Hayvan Sağlığı, hayvan hastalıklarının öngörülmesi, önlenmesi ve tedavisi için çığır açıcı inovasyonlar üzerinde çalışmaktadır. Evcil hayvanlara ve çiftlik hayvanlarına sağlıklı yaşam sağlamak amacıyla; 150’den fazla ülkedeki veteriner hekimlere, hayvan sahiplerine, çiftçilere ve diğer tüm paydaşlarımıza geniş ve yenilikçi bir ürün & hizmet portföyü sunuyoruz. Aile şirketi kimliğini koruyan Boehringer Ingelheim olarak; hayvan sağlığı alanındaki faaliyetlerimizi bir dünya lideri olarak uzun vadeli bir bakış açısıyla sürdürüyoruz. Hayvanlar ile insanların yaşamları derin ve karmaşık şekillerde birbiriyle bağlantılıdır. Hayvanlar sağlıklı ise insanların da daha sağlıklı olacağını biliyoruz. Hayvan Sağlığı ve İnsan Sağlığı iş alanlarımız arasındaki sinerjiden yararlanarak ve inovasyonla değer yaratarak her ikisinin de sağlığını ve refahını iyileştiriyoruz.
-
Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Alzheimer bir aile hastalığıdır”
Dünyada şu anda Alzheimer’ın yayılma hızında beşinci sırada olduğumuzu söyleyen Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bunun nüfusun hızlı yaşlanmasıyla ilgili olduğunu söyledi. Alzheimer’ın önlenmesinde yaşam şeklinin önemli olduğunu vurgulayan Tarhan, “Beyin kullan ya kaybet kuralıyla çalışıyor. Beyin kullanılmadığı zaman köreliyor. Uzun süre alçıda kalan kol incelir. Beynimiz de öyle. Ya kullan ya kaybet. Zihinsel zorlayıcı ve ilginç aktivitelerle meşgul olmak, rutinin dışına çıkmak önemlidir. Rutin beyni köreltir. Konfor beyni köreltir. Onun için zihinsel olarak zorlayıcılık gereklidir.” dedi. Alzheimer’ın kalp, tansiyon gibi sadece bireyi değil tüm yakın çevresini etkileyen bir hastalık olduğunu kaydeden Tarhan, “Alzheimer aile hastalığıdır. Bütün aileyi etkiliyor, bakım artıyor sosyal davranışlar değişiyor, kişi artık evini bulamamaya başlıyor. Aile fertlerinin Alzheimer’ı yönetmesi gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Dünya Alzheimer Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada Alzheimer, nedenleri ve tedavi yöntemlerine ilişkin değerlendirmede bulundu.
Tedavisiz depresyon unutkanlığa yol açıyor
Unutkanlık, Alzheimer ve demansın birbirleriyle bağlantılı olduğunu, bu bağlantının da yumurta tavuk ilişkisine benzetilebileceğini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Alzheimer, unutkanlık ve mutluluk dediğimiz üçgen. Genellikle Alzheimer hastalığında bu ikisinin rolü var. Bir kimsenin kronik depresyonunun olması ve mutluluğun az olması demek. İkincisi de zaten kronik depresyonda beynin bilgi depolama rezervleri zayıflıyor. Tedavisiz kalan depresyonda bilgi depolama rezervleri kullanılmaya kullanılmaya yavaşlıyor, köreliyor. Bu da unutkanlığa sebep oluyor.” dedi.
Kronik depresyon ve Alzheimer ilişkisine dikkat!
Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Kronik depresyonlularda genel Alzheimer oranı genel ortalamanın 3-4 misli daha üstünde. Fakat her kronik depresyon Alzheimer’a dönüşür demek değildir bu. Kişi yatkınlık genleri taşıyorsa, ailede de depresyon varsa ve aynı zamanda depresyon tedavisiz kalmışsa Alzheimer için risk olabilir. Depresyonla Alzheimer’ın nedensellik bağı var. Fakat bu % 100 Alzheimer olacak demek değil, sadece risk artırıyor. Tıpkı diyabeti olanlarda kalp hastalığı riskinin yüksek olması gibi. Risk yüksektir ama her diyabetli kalp krizi geçirmiyor. Fakat riski artırıyor.” dedi.
Kalbe iyi gelen beyne de iyi geliyor
Alzheimer’ın önlenmesinde yaşam şeklinin de önemli olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Kalbe iyi gelen beyne de iyi geliyor. Mesela kilo almamak, damar koruyucu beslenmek, Akdeniz diyeti yapmak gibi.. Kalp sağlığıyla ilgili böyle yaşam önerileri kardiyologlar ve dahiliye uzmanları tarafından tavsiye edilir. Bu tavsiyeler, aynı zamanda büyük oranda beyin dostudur ama sadece bunlar yetmiyor.” dedi. Beyin sağlığının korunmasında fiziksel aktivitelerin de çok işe yaradığını ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Günde 5 bin adım yapılan yürüyüş kalp ve beyin dostudur. 40 yaşından sonra herkesin günde en az 5 bin adım yürümesi gerekiyor. 5 bin adımı doldurmuyorsa ileri yaş için risk vardır.” dedi.
Alzheimer 5 yılda bir misli artıyor
Beyin dostu bir yaşamda en önemli şeyin beyni iyi kullanabilmek olduğunu söyleyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Şu anda dünyada ortalama yaş arttı. Şu an Türkiye’de ortalama yaş 80’lerde. Kadınlarda 80’i buldu. Erkeklerde 76’yı buldu yaş ortalaması. Her 5 yılda Alzheimer hastalığı bir misli artıyor. Bütün dünyada böyle, sadece Türkiye’de değil. 5 yılda bir misli artıyor. Ama Avrupa ülkelerinde Alzheimer sabit kaldı. Orada nüfus durduğu için Alzheimer oranı sabit kaldı. Dünyada şu anda Alzheimer’ın yayılma hızında beşinci sıradayız. Bunun nedeni nüfusun hızlı yaşlanması. Yani yaşlı nüfus çoğalıyor. Genç nüfus azalıyor. Türkiye’de makas tersine döndü. Bu da ciddi bir şekilde küresel etkilerin sonucu ortaya çıktı. Nüfusumuz azalmaya doğru gidiyor” dedi.
Dünyanın en önemli halk sağlığı sorunu olacak…
Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Alzheimer’la ilgili istatistik çalışmalarına değinerek şu anda dünyada 50 milyon civarında Alzheimer tanısı alınmış kişi olduğunu, bu rakamın 2050 yılında 150 milyona çıkacağının ön görüldüğünü kaydetti. Tarhan, “Alzheimer hastalığı dünyanın gelecekteki en önemli halk sağlığı sorunu olmak üzere” uyarısında bulundu.
Beynin iyi kullanılması Alzheimer’ı önleyebilir
Alzheimer’ın önlenmesinde beynin iyi kullanılmasının önemini vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Beyin sinir sisteminin merkezi olarak hizmet eden bir organdır. Kolumuzu ya da bacağımızı yanlış kullanırsak sakat oluruz. Aynı şey beyin için de geçerli. Beynimizi kullanabilmek, Alzheimer’da en önemli kritik bilgidir. Beyni kullanmayı bilen bir yaşantıda Alzheimer’la ilgili risk bile varsa Alzheimer olmuyor. Çünkü beynimiz bir kuyu gibidir. Kuyudan su çektikçe kuyu nasıl açılırsa beynimiz de kullandıkça açılır.” dedi.
Rutin ve konfor beyni köreltir
Beynin kullan ya kaybet kuralıyla çalıştığını kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Beyin kullanılmadığı zaman köreliyor. Uzun süre alçıda kalan kol incelir. Beynimiz de öyledir. Ya kullan ya kaybet. Zihinsel zorlayıcı ve ilginç aktivitelerle meşgul olmak, rutinin dışına çıkmak önemlidir. Rutin beyni köreltir. Konfor beyni köreltir. Konforlu yaşam beyni köreltir. Onun için zihinsel olarak zorlayıcılık gereklidir.” dedi.
Gündüz şekerlemesi erken belirti olabilir
Alzheimer’ın en erken belirtisinin daha önce gündüz uyuma alışkanlığı olmayan bir kimsenin gündüz şekerlemelere başlaması olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, şunları söyledi:
“50 yaşından sonra bir kimse durup dururken uyuklamalara başlıyorsa Alzheimer’ın öncüsü olabilir. Unutkanlığı küçümsememek gerekiyor. Yaşa bağlı unutkanlıklar vardır. Bu normaldir. Ama ‘Bu yaşa geldik bu kadar unutkanlık olur’ dememek gerekiyor. Eğer aileden anne ya da babadan birisinde unutkanlık varsa diyelim 50 yaşına gelmiş birinde unutkanlık başlamışsa dikkat etmek gerekiyor. Bu tip hastalar için teste başlıyoruz. Bu testte yaş grubu normatif veri tabanı var. Bazılarının beklentisi çok yüksek oluyor. Unutkanlık var aslında yaşa uygun unutkanlığı ama beklentisi çok yüksek. O ‘Hiçbir şey unutmayacağım’ diyor. Bu mümkün değil.”
Alzheimer aile hastalığıdır
Alzheimer’ın kalp, tansiyon gibi sadece bireyi değil tüm yakın çevresini etkileyen bir hastalık olduğunu kaydeden Tarhan, “Alzheimer aile hastalığıdır. Bütün aileyi etkiliyor, bakım artıyor sosyal davranışlar değişiyor, kişi artık evini bulamamaya başlıyor. Aile fertlerinin Alzheimer’ı yönetmesi gerekiyor. Örneğin kızı ‘Anne neyi unuttun? Anne biraz önce söyledin ya tekrar neden anlatıyorsun’ der. Bu durum hastayı daha çok kaygıya sokar. Aile bunu yapamıyor ve düzeltmeye çalışıyorsa hasta o da daha çok hata yapmaya başlıyor. Öyle durumlarda daha çok soğukkanlı olarak onu anladığınızı hissettirmek önemlidir. Mesela kendisinin rızasını dahi almadan odasındaki tablonun yeri değişse o paniğe kapılır ve bir şeyler öğrenmekte zorluk çekerler. Odasındaki yatağın yerini değiştirilse paniğe kapılır, eşyaların yeri değişirse paniğe kapılır. Onun için Alzheimer hastaları bakım ister, onun için bu da tedavinin bir parçasıdır. Hasta muhakkak uzmanından tedavi desteğini almalı ve tedaviyle ilgilide birçok husus var.” dedi.
-
Sonbahar Yorgunluğunu Azaltan 10 Altın Öneri
Sonbahar ile birlikte tatil sezonunun bitmesi, hava sıcaklıklarının azalması ve kronik yorgunluk durumları pek çok insanda hüzün duygusu, gün içinde isteksizlik, sürekli uykulu olma hali gibi tablolara sebep olabiliyor. İnsan bedeni bu dönemdeki fiziksel ve psikolojik değişikliklere hemen adapte olamayabiliyor. Bu geçiş sürecinde bireylerin yaş, cinsiyet ve sağlık koşullarına uygun olarak yeterli ve dengeli beslenmesi, fiziksel ve mental performans açısından önem taşıyor. Medstar Topçular Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Kevser Arslan, sonbahar yorgunluğunu azaltacak beslenme önerilerinde bulundu.
Yorgunluk belirtileriniz ilkbahara kadar devam etmesin!
Güneşin daha az görülmeye başlandığı sonbahar aylarının gelmesiyle birlikte toplumun önemli bir çoğunluğunda yorgunluk belirtileri görülmektedir. Bu yorgun hissetme ve isteksizlik durumu kışın sonuna kadar uzayabilir. Hatta bu durum depresyon belirtileriyle karıştırılabilir. Bu nedenle sonbahar aylarına geçişte tüm bireylerin kendine yönelik beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleri yapması, ilkbahara kadar olan sürecin daha rahat geçirilmesini sağlayabilmektedir.
Sonbahar yorgunluğu belirtileri şu şekildedir;
-
Aşırı uyku
-
İştah değişiklikleri, özellikle yüksek karbonhidratlı yiyeceklere yönelim
-
Kilo almak
-
Yorgunluk veya enerji düşüklüğü
Beslenme ve yaşam tarzınızda bunlara dikkat edin;
Sonbahar geçişinde beslenme ve yaşam tarzı önerilerine dikkat ederek bu süreci daha konforlu geçirmek mümkün olabilir.
-
Bol sıvı almaya çalışın: Özellikle su, mineralli su, bitki çayı, taze sıkılmış meyve suyu sıvı ve elektrolik dengesi açısından çok önemlidir. Bol su içmek vücutta oluşan ödemi azaltıp, yorgunluk hissini düşürecektir.
-
Beslenmenizde yağlı tohumlara yer verin: Fındık, badem, ceviz, kabak çekirdeği gibi çiğ tohumlar enerji verdiği gibi çok iyi birer magnezyum, kalsiyum, E vitamini, çinko kaynağı olduğu için kan şekerini dengeler, bağışıklığın güçlenmesine yardımcı olur.
-
Haftada 2 gün deniz balığı tüketmeye çalışın: Balık Omega-3 ve iyot içeriği ile kalp- damar sağlığına iyi gelmesinin yanı sıra depresyon tedavisinde de önemli yer tutmaktadır.
-
Haftada 2 gün karanfilli su için: 1 litre ılık suyun içine 1 tatlı kaşığı karanfil koyup içmek, vücuttaki toksinlerin atılmasına destek olur ve kronik yorgunluğa iyi gelir. Ayrıca karanfil tatlı isteğini azaltarak kilo yönetiminize destek olabilir.
-
Günde 4-5 porsiyon taze meyve ve sebze tüketmeye özen gösterin: Günlük beslenmede 1 günde 2 porsiyon meyve, 3 porsiyon sebze olmasına özen gösterilmedir. Özellikle yaban mersini, kivi gibi C vitamini yüksek meyvelere yer verilmelidir. Sülfürden zengin sebzeler olarak brokoli, karnabahar, soğan, sarımsağa beslenmede yer verilmesi çok önemlidir.
-
Biyolojik ritminize dikkat edin: Yeterli ve kaliteli uyku yaşam kalitesinin artması için en önemli etkenlerden biridir. Güne daha enerjik ve daha mutlu başlamak, gün içinde olabilecek duygusal yeme ataklarını ve depresyon riskini azaltacaktır.
-
Haftada 150 dk yürüyüş yapın: Dünya Sağlık Örgütü DSÖ haftada 150 dakika yürüyüş yapmanın kronik hastalık ve depresyon riskini azalttığını belirtmektedir.
-
Beslenmede baharatların gücünü unutmayın: Günlük beslenme rutininde sumak, zerdeçal ve tarçına mutlaka yer verin.
-
Bağırsaklarınızın düzenli çalışmasını önemseyin: Dengesiz bağırsak florası beden sağlığı için çok yorucudur. Sürekli kabızlık yaşıyorsanız mutlaka doktor ve diyetisyen desteği alarak bu durumu çözmeye çalışmalısınız.
-
Doğal ürünler tüketin: İşlenmiş, tütsülenmiş ve içinde Mono sodyumglutamat bulunan paket ürünlerden uzak durmaya çalışın.
-
-
MEZOTERAPİ İLE VÜCUDUNUZ KENDİNİ ONARSIN
MEZOTERAPİ İLE VÜCUDUNUZ KENDİNİ ONARSIN
Sakarya’da çalışmalarına devam eden Dr. Esra Savaş, “Cildinizi gençleştirmek, saç dökülmenize dur demek, ağrılarınızdan kurtulmak, selülitten arınmak veya vücudunuzu şekillendirmek için mezoterapi tedavisini deneyebilirsiniz” dedi.
Pratisyen hekim ve mezoterapist Dr. Esra Savaş, bazı hastalık ve problemlerin mezoterapi tedavisi ile iyileşebileceğini belirtti.
Daha çok cilt gençleştirme olarak bilindiğini söyleyen Savaş, “Cildin orta tabakasına, özel iğne uçlarıyla, yine ihtiyaç duyulan etken maddelerin enjekte edilmesi işlemi olan mezoterapi, sadece cildi gençleştirmek için değil, astım, alerji, varis, bel-boyu fıtıkları, migren gibi hastalıkların tedavisinde de önerilen ve sağlıklı sonuçlar alınan bir tedavi biçimidir. Mezoterapi, tüm bunların yanı sıra bağışıklık sistemi güçlendirmesi dediğimiz immünoterapi için de sıklıkla kullanılmaktadır. Hekiminizin tanı koyması ile başlayan süreçte başvurabileceğiniz bir yöntemdir” açıklamasını yaptı.
Mezoterapi, kişiye özel planlanıyor
Mezoterapinin hastanın ihtiyaçlarına göre planlandığını belirten Savaş, “Mezoterapi planını kişinin ihtiyacına ve amaca yönelik belirliyoruz. Yüz bölgesi, diz, bacak, karın gibi alanlara uygulanabildiği gibi, saç dökülmelerine karşı saçlı deriye de uygulanabiliyor. Uygun ilaçların enjekte edilmesi işlemi, başka bir ifadeyle mezoterapi öncesinde lokal anestezik kremler yardımıyla uygulama yapılacak alanı uyuşturuyoruz. Sonrasında bölgenin uygun katmanına çok küçük çaplı iğne uçlarıyla ve özel enjeksiyon teknikleriyle ilacı uyguluyoruz” ifadelerini kullandı.
Etken maddeleri kişinin şikayetleri belirliyor
Dr. Savaş, mezoterapi işleminde, şikayete yönelik gereksinim duyulan maddelerin enjekte edildiğini vurgulayarak, “Kişinin ihtiyacı ne ise, mezoterapide şikayet bölgesine ve diğer gerekli bölgelere enjekte edilir. Bu vitaminler, amino asitler, mineraller olabileceği gibi bazen antibiyotikler, enzimler, hatta büyüme faktörleri de olabilir. Böylece düşük dozlarda verilen maddelerin, yan etkisi ihtimali düşer, sonuç daha sağlıklı olur” dedi.
Mezoterapi yöntemiyle, örneğin cilt yaşlanması, akne, güneş lekesi, yara izi, çatlak gibi şikayeti olan hastaların tedavisi için Somon DNA enjekte edildiğini belirten Dr. Savaş, “Somon DNA, bu tip tedavilerde oldukça etkili. İçeriğindeki hyaluronik asit ve nükleer asitler sayesinde vücudun kendi onarım mekanizması harekete geçiyor. Şikayetlerin ortadan kaldırarak tüm vücutta onarım, yenilenme ve gençleşme sağladığı gibi cildin nemlenmesini, aydınlanmasını ve canlanmasını da sağlıyor. Bununla beraber ağrı, saç ve özellikle selülit şikayetlerinde ise ginkgo biloba kullanabiliyoruz. Hastanın durumuna ve şikayetine göre mezoterapide kullanılacak etken madde değişiklik gösteriyor” şeklinde konuştu.
-
Üzüm hem bağışıklığa hem beyne iyi geliyor
Üzüm hem bağışıklığa hem beyne iyi geliyor
Meyve ve sebzeler hem vücudu hastalıklardan koruyor hem de bağışıklık sistemini güçlendiriyor. En eski meyve türlerinden olan üzümün güçlü bir antioksidan kaynağı olduğunu söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, “Üzümün vitamin ve potasyum zenginliğinn yanı sıra stres üzerinde de oldukça olumlu bir etkisi bulunuyor. Bununla birlikte beyin sağlığı üzerinde yapılan araştırmalara göre de Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıkların ortaya çıkma riskini azaltıyor. Üzümü mevsiminde sık tüketmek sağlam bağışıklık ve daha dinç bir zihin için önemli” açıklamasında bulundu.
Üzüm, zengin besin içeriği sayesinde sağlığa oldukça faydalı. Üzümün düzenli ve mevsiminde tüketildiğinde özellikle beyin üzerinde olumlu bir etkisi olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, “Yaşa bağlı olarak ortaya çıkabilecek Alzheimer ve Parkinson gibi beyin hastalıklarının riski azaltabiliyor. Bununla birlikte hücre yapısını etkiliyor, hücreleri koruyor ve daha uzun bir yaşam süresi ile bağlantılı olan SirT1 genini uyarıyor” dedi.
Kanser riskini de düşürüyor
Düzenli ve dengeli bir şekilde üzüm tüketilmesinin kanser hücrelerinin büyümesini de engellediğini hatırlatan Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, “Üzümün içerisinde bulunan etken maddeler kansere karşı koruyor. Vücuttaki iltihabı azaltıp bilişsel, davranışsal ve biyokimyasal hasarların önüne geçebiliyor. Ayrıca, üzümün sodyum bakımından düşük, potasyum açısından ise zengin olması kan basıncının en uygun şekilde dengelenmesini sağlıyor ve kalp hastalıklarına karşı koruyucu hale geliyor” dedi. Tuba Örnek; üzümün içerdiği K vitamini, kalsiyum, magnezyum ve potasyum gibi meraller sayesinde kemik sağlığını da olumlu etkilediğini, ayrıca içeriği sayesinde uykuya dalmada da yardımcı olduğunu sözlerine ekledi.
-
5 Soruda Alzheimer’ı Tanıyın!
İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Nöroloji bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Hakan Çavuş, Alzheimer ile ilgili soruları yanıtladı.
1. Alzheimer ile normal unutkanlık aynı mıdır?
Alzheimer hastalığında deneratif süreçlerle oluşan ve hipokampüs gibi hafıza bölgelerini etkileyen değişiklikler olurken, günlük unutkanlıklarda daha çok depresyon, anksiyete gibi psikojenik süreçler rol oynar.
2. Alzheimer hastalığında TPS tedavisi nedir?
Alzheimer tedavisinde henüz tam olarak pratik uygulamaya girmeyen ve kanıta dayalı tıp açısından kimi otoritelerce mutlak önerimi olmayan Transkraniyal Puls Stimülasyon tedavi seçeneği olarak düşünülebilir.
3. Alzheimer tedavi yöntemleri nelerdir?
Alzheimer tedavisinde erken tanı önemlidir. İlaç tedavileri ile hasta takip edilir.
4. Alzheimer belirtileri neleredir?
Belirtiler arasında yakın hafıza bozukluğu, günlük işlerin planlanmasında zorluk, ev içinde kişisel eşyaların kayıpları, eski tarihli olayların daha sık hatırlanması ve uyku bozukluğu, sinirlilik gibi duygudurum değişiklikleri yer alır.
5. Kimler risk grubunda?
Alzheimer da en büyük risk faktörü ileri yaştır. Sık olarak 65 yaş üzeri klinik belirtiler başlar.
6. Nasıl önlem alabiliriz?
Alzheimer hastalığının önlenmesine yönelik erken tanı ve tarama çalışmaları devam etmektedir.
-
Türkiye’nin tanıdığı doktor Furkan Kayabaşoğlu’ndan anne adaylarına önemli tavsiyeler
Türkiye’nin tanıdığı doktor Furkan Kayabaşoğlu’ndan anne adaylarına önemli tavsiyeler
Büyükşehir Belediyesi ile Adapazarı İlçe Sağlık Müdürlüğü iş birliğiyle düzenlenen ‘Bilinçli Gebeler, Sağlıklı Bebekler’ söyleşisi büyük ilgi gördü. Türkiye’de tanınan Op. Dr. Furkan Kayabaşoğlu, gebelerin hem bilgi düzeyini arttıran hem de keyifli ve rahat bir gebelik süreci geçirilmesini hedefleyen deneyimler paylaştı. SGM’de gerçekleştirilen programa anne adayları yoğun ilgi gösterdi.
Sakarya Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı ve Adapazarı İlçe Sağlık Müdürlüğü iş birliğiyle ‘Bilinçli Gebeler, Sağlıklı Bebekler’ konulu sağlık söyleşisi düzenlendi. Sosyal Gelişim Merkezi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen konferansa Türkiye çapında tanınan Op. Dr. Furkan Kayabaşoğlu konuşmacı olarak katıldı. Adapazarı İlçe Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Burcu Başaran Güngör’ün açılış konuşmasıyla başlayan programa hekimler, sağlık çalışanları ve öğrenciler yoğun ilgi gösterdi.

Gebelik sürecinde eğitimin faydaları
Adapazarı İlçe Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Burcu Başaran Güngör açılış konuşmasında gebelere yönelik eğitimlerin ne kadar faydalı olduğundan bahsederek; gebelik sürecinde karşılaşılabilecek problemlere karşı bilinçli ve hazırlıklı olup, keyifli ve sağlıklı bir gebelik süreci geçirmek ve hatta doğum sonrası emzirme başta olmak üzere her türlü konuda bilgi alabilmek, danışabilmek, doğru bilinen yanlışları düzeltebilmek ve zorlu lohusalık sürecinde asla yalnız hissetmemek için tüm gebeleri gebe sınıflarına, gebe okullarına davet etti.
Kayabaşoğlu’ndan deneyim paylaşımı
Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Furkan Kayabaşoğlu ise özel sektörde profesyonel olarak yürüttükleri gebeler için hazırladıkları, gebelerin hem bilgi düzeyini arttıran hem de keyifli ve rahat bir gebelik süreci geçirilmesini hedefleyen gebe kamplarındaki deneyimlerini paylaşarak sağlık çalışanları ile bilgi alışverişinde bulundu. Etkinlik Op. Dr. Furkan Kayabaşoğlu’na İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Başkanı Dr. Yasin Çatalbaş’ın plaket ve Sakarya Büyükşehir Belediyesi Başhekim Vekili Op. Dr. Atıf Çetin’in çiçek takdimiyle sonra erdi.
-
Türk Oftalmoloji Derneği, göz içi merceklerle ilgili önemli açıklamalar yaptı
Türk Oftalmoloji Derneği, katarakt ameliyatı sırasında göze yerleştirilen ve ‘akıllı lens’ ticari ismiyle tanımlanan çok odalı veya üç odaklı merceklerin, hastalara gözlükten kurtulmak için kesin çözüm olarak sunulmakla beraber bu lenslerin herkes için uygun olmayabileceğine dikkat çekti.
Türkiye’deki göz doktorlarını temsil eden Türk Oftalmoloji Derneği, yakın dönemde özellikle pandemi koşullarının da etkisiyle birlikte artan göz şikayetlerine bir tedavi yöntemi olarak sıklıkla gündeme gelen ‘akıllı lens’ ameliyatlarıyla ilgili kamuoyunu aydınlatan açıklamalar yaptı.
Türk Oftalmoloji Derneği Katarakt ve Refraksiyon Cerrahisi Birimi Genel Sekreteri Prof. Dr. Altan Atakan Özcan, halk arasında ‘akıllı lens’ olarak bilinen üç odaklı mercek ameliyatlarının herkes için uygun olmayabileceğini, ameliyat sonrası hastaların uzak ve yakın gözlük ihtiyacı azalsa da, bu merceklerin halen bazı eksik yönlerinin olduğunu, doğal göz merceğimizin optik özelliklerini ve uyum gücünü tam olarak karşılayan mükemmel yapay göz içi merceklerin üretimi için çalışmaların devam ettiğini belirterek önemli açıklamalarda bulundu. Özcan açıklamasında “Akıllı lens olarak adlandırılan merceklerin özelliği çok odaklı olmaları nedeniyle ışığı uzak, orta ve yakın mesafede kırarak kişiye her mesafede gözlüksüz görebilmeyi sağlayabilmesidir. Ancak bu özelliklerinden dolayı standart tek odaklı merceklere göre kontrast görmede azalma ve ışık hassasiyetinde artışa neden oldukları için bu mercekler herkes için uygun olmayabilir. Bu ameliyatlar uygun kişilere yapılmadığı durumlarda hastalar ameliyat sonrası mutsuz olabiliyor. Bu nedenle ‘akıllı lens’ isminin kullanımı uygun değildir.” dedi.
Hastalarda aranan özellikler neler?
Prof. Dr. Altan Atakan Özcan, üç odaklı göz içi merceğinin yerleştirilmesi için hastanın gözünün tüm uygun özellikleri sağlaması gerektiğini belirterek şöyle devam etti: “Bunun için hastanın göz bebeği boyutunun ideal olması, göz yüzeyinin sağlıklı olması, hastada herhangi bir retina hastalığının bulunmaması ve göz tansiyonunun olmaması gerekir. Trifokal göz içi lensleri her hastanın kişilik yapısı ve mesleğine uygun olmayabilir. Ek olarak hastada mevcut olabilecek sistemik rahatsızlıklar da (diyabet, hipertansiyon, romatolojik hastalıklar vs.) ilk anda yaratmasa bile ileride göz rahatsızlığı yaratabilecek potansiyelde ise bu durumlarda da özellikli mercek kullanımı uygun görülmeyebilir.”
“Bazı hastalarımız bu özellikli merceklere “akıllı mercek” adı altında büyük beklentiler yüklemekte, mevcut bazı göz rahatsızlıklarının tedavisinde de (tavuk karası, kornea patolojileri, kornea lekeleri, göz tembelliği) iyileşme sağlayabileceği hatta “göz nakli ile iyileşme” gibi bilim dışı ve gerçek dışı umutlar ile göz hekimlerine başvurabiliyorlar. Bu durumda her hastanın göz muayene bulgularının ve ameliyatının bu özellikli göz içi lenslere uygun olamayabileceği hastalara yeterli vakit ayırarak ayrıntıları ile anlatılmalıdır.”
Lenslerin yan etkileri neler?
Ameliyat sonrasında ışıklarda parlama, halkaların görülmesi, kontrast duyarlılığında azalma gibi bazı yan etkilerin görülebileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Altan Atakan Özcan, şunları söyledi: “Bu yan etkiler geceleri daha belirgin olur, hassas ve detaycı kişiler tarafından daha çok hissedilir. Bazı hastalarda hastanın göz muayenesinin lensin yerleştirilmesi için anatomik olarak uygun olmasına rağmen, hastanın mesleği ve psikolojik durumu da gözden geçirilmelidir. Hastanın yaşı, yaşam şekli (sportif/aktif), ihtiyaçları, kişilik yapısı (titiz, müşkülpesent, aşırı mükemmeliyetçi, vs..) mutlaka değerlendirilmeli. Gece çalışmak zorunda olanlar veya şoförlere ışık hassasiyeti nedeniyle bu mercekler uygun olmayabilir. Hastaların en sık yaşadığı mutsuzluk nedeni ışık saçılmaları ve ameliyat sonrası göz numaralarının tam istenilen düzeyde olmamasından kaynaklanır ve hastalar ‘akıllı lens’ şeklinde lanse edilen bu lensler ameliyat sırasında göze yerleştirildikten sonra gözlük numaralarının “sıfırlanacağını” düşünmektedir. Bazı durumlarda tekrar gözlük kullanma ihtiyacı olabileceği veya kontrast ve ışık parlaklığı algılamada problemler yaşayabileceği hastalara ameliyat öncesi mutlaka iletilmelidir. Hastaların ikinci en sık mutsuzluk sebebi göz kuruluğu ve oküler yüzey problemleridir. Hastaların muayene esnasında oküler yüzey yapıları ve kuru göz belirteçleri değerlendirilmeli ve meslekleri ile gün içerisindeki aktiviteleri kuru göz kliniği açısından sorgulanmalıdır.”
-
Mevsim Geçişlerinde Bağışıklığınızı Güçlendirin
Sonbahar aylarında hava sıcaklıkları oldukça değişkenlik gösteriyor. İnsanlar yeni sıcaklık seviyelerine alışmaya çalışırken, hastalıklara da açık hale gelebiliyor. Güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmak ise hastalıklara yakalanma riskini düşürüyor. Bağışıklık sistemini kuvvetlendirmenin yolu, birkaç önemli noktaya dikkat etmekten geçiyor. Memorial Şişli Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Mahmut Demirci, vücut direncini artırmanın yolları hakkında bilgi verdi.
Bağışıklık sistemi; organlardan, dokulardan, hücrelerden ve proteinlerden oluşan kompleks bir yapıdır ve vücudu hastalıklara karşı koruyan savunma sisteminin genel adıdır. Bağışıklığı güçlü tutmak için sağlıklı ve dengeli beslenmek çok önemlidir. Yeterli ve kaliteli uyku, hareketli bir yaşam, düzenli egzersiz, yeterli su tüketimi, el ve ağız hijyenin sağlanması bağışıklığı birinci derecede ilgilendirmektedir. Stres düzeyi de bağışıklık açısından önemli bir faktördür. Stres, vücudun beklenmedik durumlara verdiği fiziksel ve duygusal tepkilerdir. Kişi, gün içinde çeşitli nedenlerle stres yaşayabilir. Uzun süre strese maruz kalmak vücuttaki birçok sistemi bozduğu gibi, bağışıklık sistemini de zayıflatmaktadır.
Değişen hava şartları vücudu strese sokuyor
Mevsim geçişleri bağışıklığı düşüren etmenlerin başında gelmektedir. İnsanlar sonbahar ve ilkbahar aylarında hastalıklara daha kolay yakalanabilir. Mevsim değişiklikleri; havadaki ısının, nemin, basıncın değiştiği ve vücudun buna adapte olmaya çalıştığı bir dönemdir. Kişi havadaki değişimleri öngöremez ve hava sıcak diye düşünerek ince giyinirse rüzgara maruz kalıp üşüyebilir, hava soğuk diye kalın giyinirse terleyebilir. Bu faktörlerin hepsi vücudu strese sokar ve bu da bağışıklık sisteminin düşmesine neden olur. Mevsim geçişlerinde hava sıcaklığına göre, giyinip çıkarılabilen kat kat kıyafetler tercih edilmelidir. Kişi kısa kollu bir kıyafet tercih etse bile, üşüdüğünde giyebileceği bir ceketi yanında bulundurmalıdır.
Sonbahar ve kış döneminde D vitamini ihtiyacı artıyor
Vitamin ve mineraller bağışıklık sisteminin desteklenmesi açısından çok önemlidir. Koronavirüs pandemisi sürecinde özellikle D vitaminin bağışıklık sistemi için önemini belirten çalışmalar yapılmıştır. Vücut, D vitaminini güneş ışınlarından temin etmektedir. Sonbahar ve kış mevsiminde yeteri kadar güneş ışını alamamak, D vitamini eksikliklerine neden olabilmektedir. Kişinin ihtiyacına göre her mevsim D vitamini kullanılabilir. D vitamini takviyeleri uzman hekimlerin kontrolünde, kişinin ihtiyacına uygun dozlarda kullanılmalıdır. D vitaminin yüksek dozlarda kullanılması, kalsiyum fazlalığına yol açarak vücutta böbrek taşı, safra kesesi taşı oluşumlarına yol açabilmektedir. Bu etkilerden korunma adına vitamin ve mineral takviyeleri uzman hekimlerin kontrolünde; kişinin ihtiyacına uygun şekilde planlanmalıdır.
Alerjik hastalıklar bu dönemde sık görülüyor
Mevsim geçişlerinde polenler ve diğer alerjenler de artmaktadır. Alerjenlere maruz kalan insanların burun etleri şişebilir ve bu kişiler düzgün nefes alamayabilirler. Özellikle uyku sırasında burundan yeterli nefes alamayan kişiler, ağızdan nefes almak zorunda kalmaktadır. Ağızdan nefes almak ise ağız ve boğazın kurumasına neden olur. Kişi kaliteli uyuyamadığı için sabah yorgun kalkar. Uyku, alerjik olsun ya da olmasın, her insanın bağışıklık sistemi için büyük öneme sahiptir. Alerjik bünyeli insanların mevsim geçişlerinde var olan alerji ilaçlarını kullanması gereklidir. İlaç kullanmamayı seçen alerji hastaları, nezle veya grip olup antibiyotik kullanmak zorunda kalabilmektedir.
Sağlıklı bağırsaklarla güçlü bağışıklık sistemi
Bağışıklık hücrelerinin %70’nin bağırsaklarda bulunması sebebiyle bağırsak sağlığının güçlü olması vücut direnci adına önemlidir. Vücudun iç sisteminde bulunan mikroorganizmalar mikrobiota olarak adlandırılmaktadır. En çok mikroorganizma bağırsaklarda bulunmaktadır. Burada yer alan faydalı bakteriler sağlıklı beslenme ile dengede tutulabilmektedir. İşlenmiş, çok tuzlu, çok şekerli ya da çok yağlı sağlıksız besinler tüketildiğinde zararlı bakteriler çoğalarak bağırsak florasının dengesini bozar ve vücudu hastalıklara açık hale getirebilir. Akdeniz tazı beslenme sağlık için önerilen beslenme şeklidir. Taze sebze ve meyvelerin sağlıklı protein kaynaklarıyla tüketildiği bu diyet, bağışıklık sistemini de desteklemektedir. Metabolizmanın sorunsuz çalışması, burnun nemli tutulması, ağız ve boğaz bölgesindeki bakteri ve virüslerin temizlenmesi için günde 1,5- 2 litre arasında su tüketilmelidir. Maden suyu, ayran ve bitki çayları da sağlıklı içecek tercihleri arasında yer almaktadır.
Maske kullanımı ve hijyen her zaman önemli
Mevsim geçişlerinde soğuyan hava sonucu insanlar kapalı alanlarda daha fazla zaman geçirir. Kapalı ve iyi havalandırılmayan ortamlarda hastalıklar daha kolay yayılabilmektedir.
Özellikle okul ve işyerlerinde kalorifer ya da klima açık olduğu için hava çok kurudur. Kuru hava, burun ve ağızdaki mukoza zarlarını ve cildi kurutarak tahriş edebilir. Sağlıklı bir oda iklimi için odanın havalandırılması önerilmektedir. Bu nedenle kapalı mekanlar düzenli olarak havalandırılmalıdır. Bu uygulama sadece odadaki havayı iyileştirmekle kalmaz, aynı zamanda kişinin kan dolaşımı da uyarır. Toplu taşıma araçlarında ve havalandırması iyi olmayan ortamlarda ise maske takmak kişiyi hastalıklara karşı koruyabilmektedir. El hijyeni de yine hastalıklara karşı korunmada büyük rol oynamaktadır. Özellikle çocuklara el hijyeninin önemi anlatılmalı ve küçük yaşlardan itibaren el yıkamanın alışkanlık haline getirilmesi sağlanmalıdır.











