Kategori: Sağlık

  • Eğitim Zili Çalarken Hayati Tehlike!

    OKULLARDA BESİN ALERJİSİ VE ASTIM RİSKİ

    Alerjik hastalıklar okul çağındaki çocuklarda sıklıkla görülür. Astım ve besin alerjisi bu hastalıklar içerisinde en sık rastlanan hastalıkları oluşturur. Besin alerji ve astım hastalığının çocuklar üzerindeki etkilerine bakıldığında; okula devam etme sürelerinde kayıp, dikkat dağınıklığı, odak sorunu, yaşam kalitesinde düşme ve okul başarısında gerileme gibi sorunlar gözlemlenmiştir.

    Gıda alerjisi olan çocuklarda anafilaksi durumları hayati tehlike içeren sağlık sorunlarının başında gelir. Çocukların vakitlerinin neredeyse tamamını geçirdikleri okullarda astım, besin alerjisi ve anafilaksi durumlarının yaşanmasına karşı çeşitli önlemler alınmalıdır. Çocuk Alerji ve Göğüs Hastalıkları Uzmanı, Alerji Astım Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Akçay, alınacak tedbirler ve okullardaki fiziksel şartların alerjik çocuğa göre düzenlenmesi sayesinde astım ve besin alerjisine sahip çocuklar için hayat kurtarıcı çözüm yollarının bulunabileceğini belirtti. Alerji Profesörü Ahmet Akçay, okullarda astımlı ve gıda alerjisi olan çocuklara yönelik yapılması gereken düzenlemelerle ilgili bilgilendirmelerde bulundu.

    Haber Görselleri

    Okullarda Besin Alerjisi Tehlikesi!

    Okul çağındaki çocukları bekleyen tehlikelerin başında besin alerjisi ve ölümcül tehlike taşıyan anafilaksi durumu gelmektedir. Kuruyemişler, süt ve süt ürünleri besin alerjilerine yol açan en temel gıdalardır. Okuldaki öğretmenlerin ve çalışanların çocuklardaki besin alerjisi durumundan haberdar olmaması ve anafilaksi durumlarında acil tedavi ilaçlarının bulunmaması, hayati tehlikenin ortaya çıkma ihtimalini arttırmaktadır. Prof. Dr. Ahmet Akçay: ‘Besin alerjisinin olduğu durumlarda, alerjenlerin ortaya çıkmaması için korunma tedbirleri kantin ve yemekhane çalışanları başta olmak üzere tüm okul görevlilerine anlatılmalıdır. Çocuğun alerjisi bulunduğu alerjen maddeyle temas eden eşyalar temizlenmeli ve gizli alerjenlerle alakalı gerekli bilgilendirmeler okul yönetimi tarafından sağlanmalıdır’ ifadelerini kullandı.

    İlk Alerji ya da Anafilaksi Atakları Okulda Yaşanabilir!

    Prof. Dr. Ahmet Akçay besin alerjisi olan çocukların ilk anafilaksi ya da alerji ataklarını okulda yaşayabileceği ihtimalinin çok yüksek olduğunu belirtti. Ve ekledi: ‘Bu sebeple anafilaksi ya da besin alerjisi belirtilerinin okul görevlileri tarafından erken tedavisinin yapılması için adrenalin oto-enjektör kullanımının bilinmesi çok önemlidir. Okullarda verilecek eğitimler ve hazırlanan broşürlerle hangi besinlerin gizli alerjen içerdiği konusunda bilgilendirme yapılmalıdır. Alerjen içeren besinin çok az miktarının hatta tozunun bile alerjik atakları tetikleyebileceği bilinmeli, bu doğrultuda önlemler alınmalıdır’.

    Astım Devamsızlığa Neden Oluyor!

    Prof. Dr. Ahmet Akçay: ‘Astım, çocukların sosyal, fiziksel ve ruhsal açıdan gelişimlerini olumsuz yönde etkileyen bir hastalıktır. Yaşam kalitesinin düşmesine neden olmasının yanında dikkat eksikliğine yol açar. Okul çağındaki çocuklarda sıklıkla görülen astım, çocukluk döneminde hastane yatışlarına neden olabilen kronik bir rahatsızlıktır. Hastaneye yatış gerektirmeyen astım atakları çoğu zaman evde tedavi ve bolca dinlenme gerektirir. Buna bağlı olarak astım hastalığı çocuklarda okul günü kaybetme riskini arttırmaktadır’ ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Akçay, astım hastalığının doğru yönetimi sayesinde; astım kontrolünün sağlanmasının, günlük yaşam aktivitelerinin sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesinin ve ilaçlara bağlı yan etkilerin önlenmesinin mümkün olduğunu belirtti.

    Bu Önlemler Hayat Kurtarır!

    Prof. Dr. Akçay, besin alerjisi ve astımlı çocuklara okullarda güvenli ve sağlıklı bir ortamın yaratılması için aşağıdaki önlemlerin sağlanması gerektiğini belirtti:

    • Öğretmenler ve diğer tüm okul çalışanları düzenli olarak astım ve alerjik hastalıklar hakkında bilgilendirilmelidir.

    • Besin alerjisi veya astımlı çocuğun hastalık durumu okul yönetim ve yemekhane çalışanlarına bildirilmelidir.

    • Okul yönetimi alerjik hastalığı bulunan çocuk hakkında hastalığının tanısını, gerekli tedavisini ve tetikleyicilerini bilmelidir.

    • Alerjik hastalıklara dair rahatlatıcı ve acil durum ilaçlarının ulaşılabilir ve hali hazırda olması sağlanmalıdır.

    • Astım hastaları için çevresel alerjen kontrolü sağlanarak, iç ve dış hava kalitesinin yükseltilmesi önemlidir.

    Editöre NOT:

    Prof. Dr. Ahmet Akçay Kimdir?

    Denizli’de doğan ve ilk, orta ve lise öğrenimini Denizli’de tamamlayan Prof. Dr. Ahmet Akçay Denizli Anafartalar Lisesi’nden birincilikle mezun oldu. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ihtisası yaparak uzman oldu. 2003 yılında İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Alerji ve Göğüs Hastalıkları Bilim Dalı’nda çalıştı ve 2008 yılında Çocuk Alerjisi Uzmanlık diplomasını aldı. 2012 yılında Çocuk İmmünolojisi ve Alerjik Hastalıklar Uzmanlık diplomasını ve 2013 yılında Çocuk Göğüs Hastalıkları Uzmanlık diplomasını aldı. 2007 yılında Doçent, 2014 yılında profesör oldu. Amerika’nın en iyi ilk 3 hastanesinden birisi olan Cincinnati Children Hospital’de Pediatric Allergy and Immunology departmanında misafir bilim adamı olarak çalışmıştır. Kliniğin başkanı olan Prof. Dr. Amal Assad ile birlikte çalışan Prof. Dr. Ahmet Akçay alerjik hastalıkların ve astımın tanı ve tedavisinde uygulanan yeni yöntemler konusunda tecrübe sahibi olmuştur. Bu çalışması sırasında astım, besin alerjileri, besin alerjilerinde yükleme testleri, immünoterapi (alerji aşıları), egzama, ilaç alerjileri konusunda Amerika’da uygulanan yöntemler konusunda tecrübe sahibi olmuştur. Amerika’da bulunduğu sürede Bernstein Allergy’de çalışma imkânı bulmuştur. Journal of Asthma editorü Prof. Dr. Jonathan Bernstein ile birlikte kısa süreli çalışma imkânı bulmuştur. Amerika’daki alerji kliniklerinin çalışma yöntemleri konusunda fikir sahibi olmuştur. Cincinnati Children Hospitalda Pediatric Pulmonology bölümü tarafından dünyanın önde gelen pediatrik pulmonologlarından Prof. Dr. Robert Wood tarafından organize edilen 4 günlük bronkoskopi kursuna katılmıştır. 2013-2016 yılları arasında Liv Hospital Çocuk Alerji ve Göğüs Hastalıkları bölümünde çalışan Prof. Dr. Ahmet Akçay Mart 2016 yılında İstanbul Alerji’yi kurarak İstanbul Alerji’nin Türkiye’de alerjik hastalıkların ve astımın tanı ve tedavisinde önemli bir adres olmasını amaçlamaktadır. Prof. Dr. Ahmet Akçay Çocuk Alerji ve Astım Akademisi Yönetim kurulu üyesi olup Türkiye’de alerjik hastalıkların tanı ve tedavisinin gelişmesinde katkıda bulunmaya çalışmaktadır. Çocuk Alerji Uzmanı olması nedeniyle; alerjik astım, alerjik nezle, egzama, besin alerjileri, ilaç alerjileri, kurdeşen, temas alerjileri, heriditer anjioödem, mastositoz gibi alerjik hastalıkları, Çocuk Göğüs Hastalıkları Uzmanı olması nedeniyle; zatürre, tekrarlayan zatürre, bronşektazi, kistik fibrozis, kronik akciğer hastalıkları, kronik öksürük, uyku sorunları, sık tekrarlayan öksürük gibi çocuk göğüs hastalıkları, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı olması nedeniyle sağlam çocuk takibi, gaz ağrısı, çocukluk çağı aşıları, büyüme gelişme geriliği, iştahsız çocuk, kilo alamama, ishal, kusma, karın ağrıları gibi tüm çocukluk çağı hastalıkları konusunda uzmandır.  Uyguladığı tanı yöntemleri deri prick testi, yama testi, solunum fonksiyon testleri, besin yükleme testleri, verilen havada nitrik oksid, ilaç alerji testleri ve ter testidir. Uyguladığı tedavi yöntemleri ise ilaç tedavisi, korunma, cilt altı enjeksiyon ve dil altı aşı tedavileridir.

    Alerji ve Astım Derneği Hakkında: Alerji ve Astım Derneği 2019 yılında alerjik hastalıklar ve astım hastalıkları ile alakalı; aileleri bilgilendirmek ve bilinçlendirmek, bilimsel ve sosyal çalışmalara katkıda bulunmak amacıyla kurulmuştur.

    Sağlık alanındaki akademik çalışmaları ve tecrübesini dernek çatısı altında toplayan kuruluş; yenilikçi, dinamik ve güncel yaklaşımlarıyla alerjik hastalıklar ve astım hastalıkları konusunda bilimsel çalışmalar ve projelerle ailelere destek olmayı hedeflemektedir.

  • ORGAN BAĞIŞI 3 HASTAYA ŞİFA OLDU

    ORGAN BAĞIŞI 3 HASTAYA ŞİFA OLDU

     Trabzon Kanuni Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde beyin ölümü gerçekleşen kişinin ailesi tarafından bağışlanan organlar 3 hastaya şifa oldu. Organlar nakil yapılmak üzere Samsun ve Diyarbakır’a gönderildi.

    Alınan bilgiye göre, yoğun bakımda yatan Ayşe Osmançelebioğlu (79) adlı hastanın takiplerinde beyin ölümü gerçekleşti. Hastanın ailesi ile yapılan görüşmeler sonucunda yakınları organ bağışçısı olmayı kabul ettiler. Süreç ile beraber zamana karşı yarış yapılan değerlendirmelerde karaciğer ve böbreklerin nakli uygun bulundu.

    Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi organ nakil ekibi tarafından hasta hızla operasyonla alınarak başarılı bir şekilde organlar çıkarıldı. Organlar Samsun ve Diyarbakır da nakil sırası bekleyen 3 hastaya gönderildi.

    Takipte alınan bilgiler sonucunda bağışlanan organların hastalara başarılı bir şekilde nakledildiği bildirildi.

    Hastane başhekimliğinden yapılan açıklamada, “Başta hastanemiz organ ve doku nakil koordinatörlüğü birimi olmak üzere emeği geçen herkese teşekkürlerimizi sunarız. Ülkemizde hâlâ oldukça düşük seviyede olan organ bağışı son derece önemli ve hayati niteliktedir. Duyarlı davranarak organ bağışı konusunda topluma  örnek olan hasta yakınları; Tan, Mete, Devrim, Mustafa ve Gülsüm Osmançelebioğlu’na teşekkür eder merhumeye Allahtan rahmet dileriz.” denildi.

  • Prostat kanseri ile ilgili akılda tutulması gereken 11 gerçek

    Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre her yıl dünyada yaklaşık 1 buçuk milyon erkeğe prostat kanseri tanısı konuyor. Türkiye’de ise bu rakam 20 bin civarında. Görülme sıklığı açısından birinci sırada yer alan akciğer kanserinden sonra gelen prostat kanseri, dünyada her yıl 375 bin erkeğin de hayatına maloluyor. Oysa prostat kanseri, önlenebilen, erken tanıyla da başarıyla tedavi edilebilen bir kanser türü. Eylül Dünya Prostat Farkındalık Ayı kapsamında prostat kanseriyle ilgili önemli bilgiler veren Anadolu Sağlık Merkezi Üroonkoloji Merkezi Direktörü Doç. Dr. İlker Tinay, düzenli kontrol ve muayenelerin çok önemli olduğunu vurgulayarak, prostat kanseriyle ilgili bilinmesi gereken 11 gerçeği açıkladı… 

    1. Genetik yatkınlık önemli

    Prostat kanserinde genetik yatkınlık önemli. Ailesinde prostat kanseri öyküsü olanlar 2-3 kat daha fazla risk altındalar.

    2. Meme kanseri öyküsüne dikkat!

    Kadınlarda meme kanserine neden olan BRCA1 ve BRCA2’deki mutasyonlar, erkeklerde de prostat kanserine neden oluyor. Dolayısıyla annesinde meme kanseri öyküsü olanlar, prostat kanseri açısından da risk altındalar.

    3. Düzenli taramalar şart

    Sağlıklı erkekler 50 yaşından sonra, ailesinde prostat kanseri veya meme kanseri öyküsü olanlar ise 40 yaşından itibaren yıllık muayene ve PSA tahlili yaptırmalı.

    4. Hiçbir teknoloji muayenenin yerini tutmaz

    Pek çok erkek, elle yapılan üroloji muayenesinden çekiniyor ve sadece kan tahlili yaptırmayı tercih ediyor. Oysa hiçbir teknoloji, muayenenin yerini tutmaz. Görüntüleme yöntemleriyle ortaya çıkmayan pek çok sorun, sadece elle muayene sırasında tespit edilebiliyor.

    5. Erken tanı tedavinin başarısını artırıyor

    Erken tanı, daha başarılı tedaviler ve daha uzun bir sağkalım anlamına geliyor. Yeni gelişmeler sayesinde ileri evre prostat kanserinde bile tedavide yüz güldürücü sonuçlar elde etmek mümkün, ancak erken tanı alan kişilerin sonuçları daha başarılı oluyor.

    6. Prostat kanseri belirti vermeyebilir

    Prostat kanseri hiçbir belirti vermeyebilir. İleri evre prostat kanserinde idrarda kan görülebilir. Prostat kanseri ilk olarak bel omurlarına ve omurgaya sıçrama yaptığı için bel ve sırt ağrıları olabilir. İdrarın kesik kesik yapılması ise kansere değil, iyi huylu prostat büyümesine de bağlı olabilir. Ancak net tanı koymak için bir üroloji uzmanına başvurmak önemli.

    7. Dengeli beslenmek ve hareket önemli

    Sağlıklı, hareketli bir yaşam tarzı ve dengeli beslenme prostat kanserine yakalanma riskini düşürüyor. Tüm kanserlerde olduğu gibi prostat kanseri riskni azaltmak için özellikle de sigara ve tüm tütün ürünlerinden uzak durmak şart.

    8. Ayakta idrar yapmanın bir zararı yok

    Ayakta idrar yapmanın prostat kanserine yol açtığına inanılır. Oysa bunu gösteren herhangi bir bilimsel çalışma yok. Ayakta veya oturarak idrar yapmak, prostat hastalıkları veya prostat kanseri açısından hiçbir risk oluşturmuyor.

    9. Yeni teknolojiler cinsel yaşamı koruyor

    Prostat ameliyatları sonrasında cinsel yaşam, uygulanan ameliyat tekniğine ve cerrahın tecrübesine göre değişiklik gösterir. Ameliyat sırasında bazı sinirler zarar görebilir, bu da sertleşme sorunu gibi sıkıntılara yol açabilir. Ancak günümüzde kullanılan yeni teknolojiler, özellikle de robotik cerrahi çevre dokulara hemen hemen hiç zarar vermediği için pek çok hasta cinsel fonksiyon sorunları yaşamıyor.

    10. Ameliyatsız çözümler de var

    Çoğu zaman prostat kanserinin tedavisi ameliyattır. Ancak özellikle de Radyasyon Onkolojisi alanındaki teknolojik gelişmeler sayesinde pek çok prostat kanseri hastası ameliyat olmadan, sadece ışın tedavisiyle de sağlığına kavuşabiliyor. Sadece tümörü hedef alan, çevre dokularına zarar vermeyen yeni radyoterapi cihazları ayrıca yaşam kalitesini de çok fazla olumsuz yönde etkilemiyor. Günümüzdeki gelişmeler sayesinde artık çok daha etkili ve çok daha az yan etkili tedaviler söz konusu. Nükleer Tıp alanındaki yeni radyonüklid tedaviler, medikal taraftaki akıllı ilaçlar ve bağışıklık sistemini harekete geçiren immünoterapiler de prostat kanseri tedavisinde cerrahiye giderek daha sık alternatif olan yöntemler.

    11. Biyopsi artık zahmetli değil

    Teknolojik gelişmeler sayesinde artık biyopsiler de tekrar tekrar yapılmıyor. MR Füzyon teknolojisi ile MR ve 3 boyutlu görüntü eşliğinde tek seferde, hata payı neredeyse sıfıra indirilerek parça alınıyor, inceleniyor ve yüksek doğruluk oranı ile prostat kanseri tanısı konabiliyor.

  • Güzelleşeceğim derken sağlığınızdan olmayın!

    Güzelleşeceğim derken sağlığınızdan olmayın!

    ‘Merdiven Altı’ Operasyonlarda Kör Olma Tehlikesi!

    Güzel gözlere kavuşma hayali badem göz estetiğine olan talebi artırdı. Hemen her gün çekik ve etkileyici bakışlara kavuşmak için estetik merkezlerinin yolunu tutan kadınlar, “merdiven altı operasyonlar” nedeniyle kör olma tehlikesiyle karşı karşıya. Op. Dr. Güray Yeşiladalı, son dönemin revaçta uygulaması hakkında uyarılarda bulunarak, “Göz çevresi sinirsel ve lenfatik drenaj açısından çok hassas bir bölge. Bu operasyonun uzman ellerde yapılması önem taşıyor” dedi.

    Son dönemin en revaçta operasyonlarından biri olan Badem Göz Estetik operasyonuna ilgi her geçen gün artıyor. Güzel, çekik ve çekici bakışlara sahip olmak isteyen kadınlar her gün      hemen her ilçede açılan irili ufaklı estetik merkezlerine bu ciddi operasyonlar için başvuruyor. Merdiven altı operasyonun sağlık açısından zararlarını anlatan ve özellikle de badem göz estetiğinin mutlaka donanımlı hastanelerde ve uzman ellerde yapılması gerektiği konusunda uyarılarda bulunan Vanity Estetik Hastanesi Kurucu Ortağı, Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Dr. Güray Yeşiladalı konu hakkında şunları söyledi:

    “Son yıllarda tercih edilen operasyonların başında halk arasında Badem Göz Ameliyatı olarak da bilinen Kantoplasti, Kantopeksi geliyor. Operasyonun amacı gözleri daha çekici ve etkileyici hale getirmek. Çekik Göz Ameliyatı olarak da bilinen Badem Göz veya Tilki Göz (Kantoplasti) ameliyatında gözün dış köşesini yukarı doğru çekip kemikte daha yüksek bir noktaya sabitliyoruz. Lokal anestezi dışında genel anestezinin kullanıldığı teknikler de mevcut. Kalıcı bir operasyon olmasına rağmen kişinin ilerleyen yaşlarında yaşanabilecek sarkmalar sonucunda uygulama tekrar edilebilir. Bunun yanında göz kapağındaki fazlalık veya sarkmalar da bu operasyonla birlikte düzeltilebilir. Hem kadın hem erkek hastalar için yapılan bu operasyon sonrası hasta kısa süre içerisinde günlük yaşamına geri dönebilir ama esasen burada en dikkat edilmesi gereken nokta bu işlemin bir cerrah tarafından ehil ellerde yapılmasıdır. Göz çevresi damarsal, sinirsel ve lenfatik drenaj açısından çok özel bir bölge olduğundan, doğru teknik ve doğru ürünler uygulanmadığında göz kapağı düşüklüğünden, görme kaybına                varan      komplikasyonlara yol açabilir. İşlemlerin, bölgenin anatomisine hâkim hekimler tarafından uygulanması bu nedenle çok önemli.”

    “GÜZELLEŞECEĞİM DERKEN SAĞLIĞINIZDAN OLABİLİRSİNİZ”

    Özellikle sosyal medya kullanımındaki artış ve instagram filtre kullanımlarının yaygınlaşması ile kişilerin dış görünüşlerine daha fazla önem vermeye başladıklarını belirten Op. Dr. Güray Yeşiladalı, “Hastalarımız, beğenmedikleri bölgeleri, estetik operasyonlar ile değiştirerek istedikleri görüntüye ulaşabilirler. Burada dikkat edilmesi gereken nokta bu kadar önemli operasyonları, sağlık riski yaratabilecek yerlerde yaptırmamak. Bu cerrahi operasyonlar yetkin bir cerrahın elinde yapılmalıdır. Aksi halde güzelleşeceğim derken sağlığınızdan olabilirsiniz. Bu durumların maalesef örneği çok fazla” diye konuştu.

    “BU OPERASYONLARIN ŞAKASI YOK”

    150 kişilik profesyonel bir ekiple çalıştıklarını belirten Yeşiladalı sözlerini şöyle tamamladı, “Uluslararası sertifikalı estetik ve plastik cerrahlarımızla     tüm      estetik operasyonlar ve medikal işlemlerde      hastalarımıza yüzde 100 memnuniyet odaklı hizmet sunuyoruz. Bu operasyonların şakası yok. Uzman ellerde yapılmayan cerrahi işlemler sağlık riski yaratır. O nedenle mutlaka donanımlı bir hastane ve uzman bir ekiple çalışmak hastanın sağlığı için önem arz eder.”

    Konu hakkında Demet Şener’in sorularını yanıtlayan Op. Dr. Güray Yeşiladalı’nın estetik operasyonlar hakkında verdiği çarpıcı bilgilerin yer aldığı videoya  https://www.youtube.com/watch?v=Dhe3uK4oNDU linkinden ulaşabilirsiniz.

    Vanity Estetik hakkında: 

    Vanity Estetik, yurt içi ve yurt dışından gelen hastalarına alanında uzman ekibi ile ulaşılabilir lüks seviyesindeki estetik ve güzellik çözümlerini en güvenilir şekilde sunmak için Op Dr. Güray Yeşiladalı tarafından 2016 yılında kuruldu. Mutlu ve özgüvenli kadınların tüm toplumu ileriye taşıdığına inanan marka, ulaşılabilir lüks seviyesinde estetik ve güzellik çözümlerini, yüksek deneyim ve memnuniyet ile en fazla kadınla buluşturmayı misyon olarak edindi. Hastalarına gösterdiği büyük özenin ve hizmet anlayışının kanıtı olarak özel sağlık merkezlerinin en büyük arama motoru olan WhatClinic.com tarafından her sene verilen “WhatClinic En iyi Hasta Hizmet ÖdüIü’ne” 3. kez layık görüldü. Uluslararası sertifikalı estetik ve plastik cerrahları, güzellik uzmanlarıyla hastalarının konfor ve memnuniyetini en üst seviyede tutmayı ilke edinen Vanity Estetik, toplam 6 katlı 1000 m2 alanda 3 adet son teknoloji ile donatılmış ameliyathane ve 15     0 kişilik çalışan ekibiyle İstanbul Altunizade’de hizmet veriyor. The International Society of Plastic Surgery, American Society of Plastic Surgeons, Türk Tabipler Birliği, Türkiye Estetik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği gibi uluslararası ve yerel olmak üzere en itibarlı 8 tıbbi akreditasyon kurumunun güvencesi ile hastalarına hizmet veren Vanity Estetik ayrıca yaptığı yatırımlar ve yeniliklerle ISO 9001 ve ISO 10002 belgelerini almıştır. Koronavirüs pandemisinin en başından itibaren aldıkları önlemler sayesinde de uluslararası sağlık akreditasyon şirketi olan Temos tarafından Türkiye’de ve dünyada Covid-19 Güvenilirlik Sertifikası’na layık görülen ilk ‘’estetik hastanesi’’ oldu. 2022 yılında ise Great Place to Work kriterlerini sağlayarak “Great Place to Work (Harika İş Yeri) Sertifikası”nı almaya hak kazandı.

  • Sosyal ilişkiler, çocuğun gelişiminin bir parçası!

    Sosyal ilişkiler, çocuğun gelişiminin bir parçası!

    Çocuğun gelişiminde sosyal ilişkilerin önemine işaret eden Uzman Klinik Psikolog Seda Aydoğdu, doğduğu andan itibaren çocukla iletişim kurulması gerektiğini söyledi. Aydoğdu, “Sosyal ilişkiler çocukların gelişiminin bir parçasıdır. İnsan biyolojik, psikolojik ve sosyal bir canlıdır. Sağlıklı bir gelişimden bahsedebilmek için bu üç alanında desteklenmesi gerekmektedir.” dedi.

    Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Seda Aydoğdu, çocukların gelişiminde sosyal ilişkilerin önemini vurguladı.

    Çocuk mutlaka desteklenmelidir

    Çocukların gelişimi için kurdukları sosyal ilişkilerin önemli olduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog Seda Aydoğdu, “Sosyal ilişkiler çocukların gelişiminin bir parçasıdır. İnsan biyolojik, psikolojik ve sosyal bir canlıdır. Sağlıklı bir gelişimden bahsedebilmek için bu üç alanında desteklenmesi gerekmektedir.” dedi.

    Doğduğu andan itibaren çocukla iletişim kurun…

    Çocukların sosyal ilişkilerini doğru bir şekilde geliştirebilmesi için yapılması gerekenlere değinen Uzman Klinik Psikolog Seda Aydoğdu, çocukla doğumundan itibaren iletişim kurmanın önemini vurguladı.

    Sosyal ilişkilerin gelişebilmesinin en önemli yolunun, öncelikle iletişim kurabilmekten başladığını kaydeden Uzman Klinik Psikolog Seda Aydoğdu, şunları söyledi:

    “İnsanlar kendilerini sözel ve sözel olmayan iletişim kanallarıyla ifade ederler. İletişimin temeli de ailede atıldığı için çocuğumuz doğduğu ilk andan itibaren onunla sesimizi değiştirerek konuşmaya veya çeşitli mimikler ve yüz ifadeleri ile iletişim kurmaya başlıyoruz. Bebeğin büyümesiyle, çevresini fark etmeye başlamasıyla birlikte o da tepki vermeye başlıyor ve böylelikle iletişim çift taraflı bir şekilde ilerlemeye devam ediyor.

    Çocukla iletişim desteklenmeli

    Önce mimikleriyle, yüz ifadeleriyle veya ağlama, gülme gibi duygularla kendini ifade eden bebek büyüdükçe kelimelerle kendini ifade etmeye başlar hale geliyor. Bu noktadan itibaren sosyal çevreye de daha çok katılmaya başlayan bebek diğerleriyle iletişim kurmayı da öğrenir hale geliyor. Çocuğumuzda gelişmeye başlayan bu iletişim kurma ve iletişimi sürdürebilme becerilerinin desteklenmesi için sosyal ortamlara dahil olmanın çok büyük bir önem derecesine sahip olduğu unutulmamalıdır.”

    Çocukla sürekli iletişimde olunmalı

    Ailelerin çocuklarının sosyal gelişimi için onlarla sürekli iletişim halinde olması gerektiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Seda Aydoğdu, “Bu iletişimin temelinde çocukların kendi duygu ve düşüncelerini ifade edebilmelerine yönelik ifadeler olmalıdır. Çocuklar uygun zamanda ve duruma uygun tepkilerini, duygu ve düşüncelerini ifade edebilmeyi ailelerinin rehberliğinde öğrenmektedir.” dedi.

    Sosyal ortama girmek istemeyen çocuklara dikkat!

    Çocukların bazen sosyal ortama girmek istemeyebileceğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Seda Aydoğdu, bunların nedenlerinin iyi anlaşılması gerektiğini belirterek sözlerini şöyle tamamladı:

    “Aileler bu durumları gözlemlemeli ve nedenlerini anlamaya yönelik çalışmalıdır. Bazen de çocuklar girdikleri sosyal ortamda konuşmamayı seçebilirler, sorulan sorulara en kısa cevapları vererek ortamdan uzak durabilir veya tek başına oynamayı tercih edebilirler. Çocukların bu davranışıyla birlikte; göz teması kurmaktan kaçınma, ellerde terleme, kendini ifade etmeye çalışırken kekeleyebilme gibi başka davranışlar da gözükebilmektedir. Bu durumların temeli bazen aileler tarafından mizaca bağlanarak açıklanabilmektedir. Eğer çocukta bu durumlar gözlemleniyorsa bir uzmana danışılmalıdır.”

  • Uyku Apnesi Ani Ölüm Riskini Arttırıyor

    Uyku Apnesi Sendromu, toplumda en sık rastlanan uykuda solunum bozukluğu olarak birçok kişinin hayatını olumsuz etkiliyor. Sinsi seyreden bu hastalık türünde dikkat edilmezse tehlikeli ve ölümcül sonuçlar olabilir. 

    İnsan ömrünün ortalama üçte birini oluşturan uyku, sağlıklı bir yaşam için büyük önem taşıyor. Uykunun bozulması veya uyku sırasında yaşanan rahatsızlıklar, çeşitli hastalıkları beraberinde getiriyor. Türkiye’de görülen en yaygın uyku rahatsızlıklarının başında uyku apnesi sendromu gelmektedir. Dikkat edilip tedavi edilmezse ölümcül riskler doğurabiliyor.

    Kızılay Kartal Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. M. Burak Uçar, uyku apnesi belirtileri ve tedavisi hakkında bilgi verdi. Dr. Uçar, “Uyku apnesi, horlamanın eşlik ettiği en önemli uyku bozukluklarından biridir ve uykuda solunumun 10 sn ve üzerinde durması olarak ifade edilebilir. Bu durum saatte 5 kez ve üzerinde gerçekleşirse uyku apnesi sendromu olarak ifade edilmektedir. Hafif, orta ve ağır şiddette olan tipleri bulunmaktadır. Dil kökü ve yumuşak damağın veya aşırı büyümüş bademciklerin hava yolunu tıkaması sonucunda uyku apnesi gelişebilir. Uyku apnesi olan kişilerin çok önemli bir kısmında horlama şikâyeti bulunur” diye konuştu.

    Horlama ve Uykuda Nefes Kesilmesi Başlıca Belirtileri

    Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. M. Burak Uçar, “Uyku apnesinin belirtilerinden en önemlisi uykuda solunumun durmasıdır. Diğer uyku apnesi belirtileri ise şöyle sıralanabilir; uykuda sırasında huzursuzluk, horlama, gündüz yorgun uyanma, gün içinde konsantrasyon eksikliği, sık sık idrara kalkma, terleme, ağız kuruluğu, hipertansiyon, cinsel isteksizliktir. Uyku apnesi sendromu olan kişide horlama, birkaç kat daha fazla ve gürültülü bir şekilde gerçekleşir. Horlamanın yanı sıra nefes darlığı, sık sık iç çekme, çırpınarak uyanmaya çalışma, sık ve uzun süreli solunum durmaları, sabah yorgun uyanmak da uyku apne sendromu yaşayan kişilerde görülür. Özellikle obez ve kilolu kişilerde horlama dikkate alınması gereken bir işarettir.  diye konuştu.

    Tedavi edilmezse ciddi sonuçları olur 

    Uyku apnesinin çok tehlikeli sonuçları olabileceğini belirten Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. M. Burak Uçar, “uyku apnesi ile birlikte nefes almanız durduğu zaman kandaki oksijen miktarı düşer, buna karşılık karbondioksit ve asit birikimi miktarı ise artar. Bu durum kalp, kan damarları ve sinir sisteminizin daha fazla çalışmasına yol açar. Bu da yüksek tansiyon,ritim bozukluğu, kalp yetmezliği, kalp krizi , inme (felç) riskinin sağlıklı kişilere göre daha fazla sıklıkta görülmesine sebep olur. Direksiyon başında ani uyuya kalma sonucu trafik kazası geçirme riski, dikkat dağınıklığı, depresyon ve hafıza problemlerinin de görülme riski ciddi oranda artar.” diye konuştu.

    Uyku Apnesi Tanısı Nasıl Konulur ve Nasıl Tedavi Edilir?

    Uyku apnesinin uygun tanı yöntemi ve tedavi seçenekleri sayesinde tedavi edilebileceğini belirten Kızılay Kartal Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. M. Burak Uçar, “Doktorunuz yapacağı uyku çalışmaları ile uyku esnasında vücudunuzda neler olduğunu görmeye yarayan bir dizi test gerçekleştirir. Uyku testlerinin içinde en önemlisi polisomnografi (PSG)’dir. Bu test beyindeki elektriksel aktiviteyi, göz hareketlerini, kas aktivitesini, kalp atışını, ağız ve burundaki hava akışını ve kandaki oksijen miktarını ölçer.  Polisomonografi uyku apnesi tanısı için en kesin yöntemdir. Uyku apnesi görülen kişi eğer kilolu veya obez ise öncelikle bu kişilerin diyetisyen kontrolünde kilo vermesi gerekir. Ayrıca, alkol ve uyku ilaçlarından kaçınmak, sigarayı bırakmak ve sırt üstü yatmamak da rahatsızlığı azaltır. Uyku apnesi sendromunun temel tedavisi, tanı konulduktan sonra ve hastalarda orta/ağır uyku apnesi sendromu saptanması halinde, apne önleyici cihazların (CPAP-BPAP) hastalar tarafından kullanılmaya başlanmasıdır. Eğer üst solunum yollarında belirgin anatomik darlıklar var ise hastanın kulak burun boğaz uzmanı tarafından cerrahi girişim yönünden değerlendirilmesi gerekir.” dedi.

    Kızılay Kartal Hastanesi, Türk Kızılay’ın bir iştiraki olup, Kızılay Sağlık Grubunun işlettiği hastane ve tıp merkezlerinden biridir.

  • ‘SAĞLIK İÇİN KAPLICA’ PROJESİ BAŞLADI

    ‘Sağlık İçin Kaplıca’ projesinde yeni dönem başladı

    Büyükşehir Belediyesi tarafından vatandaşların sosyal yaşamlarına katkı sağlamak için hayata geçirilen ‘Sağlık İçin Kaplıca’ projesinde güz döneminin ilk kafilesi uğurlandı. Yaşlı vatandaşlar ve yakınları kendilerine ayrılan özel devre mülklerde 4 gün boyunca tatil yapacak.

    Sakarya Büyükşehir Belediyesi tarafından sosyal belediyecilik anlayışıyla başlatılan ‘Sağlık İçin Kaplıca’ projesinde güz döneminin ilk kafilesi yola çıktı. Büyükşehir Belediyesi tarafından Taraklı Termal Otel’de alınan 62 devre mülk yıl boyunca yaşlıların, engelli bireylerin, gazilerin, şehit yakınlarının ve ailelerinin hizmetine sunulacak. Geçtiğimiz yıl başlatılan bu uygulamadan 250 aile, bini aşkın kişi istifade etti.

    İlk kafile uğurlandı

    Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem Yüce, ‘Sağlık İçin Kaplıca’ projesinde yeni dönemin ilk kafilesine iyi tatiller dileklerini iletti. 10 aileden toplam 35 kişi Taraklı Termal Otel’de 4 gün boyunca kendilerine ayrılan özel devre mülklerde yakınları ile tatil yapacak. Konuyla ilgili yapılan açıklamada, “Vatandaşların sosyal yaşamlarına katkıda bulunmak için yaptığımız uygulamanın 2. yılında güz döneminde kafilemizi uğurladık. ‘Sağlık İçin Kaplıca’ projemizde yeni dönemi böylelikle başlatmış olduk. Katılım sağlayan tüm yaşlılarımıza, engelli ailelerimize ve yakınlarına iyi istirahatler diliyoruz” denildi. 10 Eylül’de ilk kafilesinin yola çıktığı ‘Sağlık İçin Kaplıca’ projesinde güz dönemi 24 Ekim’de son bulacak.

  • MÜJDELİ HABER NİHAYET GELDİ

     Sağlık Bakanı Koca’nın sağlıkta Beyaz Reform’a destek kuvvet kapsamında 85 bin yeni çalışma arkadaşı alınacağını duyurmasının ardından, atama bekleyen sağlık çalışanlarının gözü kulağı başvuru şartları ile kılavuz bilgisine çevrildi. Bakanlıkta istihdam edilmek üzere yapılacak olan Sağlık Bakanlığı 85 bin personel alımı başvuru işlemleri, Bakanlığın “https://yhgm.saglik.gov.tr/” internet adresinden yayımlanacak duyuru ile başlayacak.

    85 BİN SAĞLIK ÇALIŞANI

    85 bin sağlık çalışanı alımı için geri sayım devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde atama bekleyen sağlık personelleri için müjdeli haberi veren Bakan Koca, ” “Bakanlığımız, bu yıl 85 bin kadro açıyor. Yeni çalışma arkadaşlarımızın sayısı, bazı ülkelerin nüfusundan fazla. Gözümüz aydın.” ifadelerini kullanmıştı. Eylül ayı devam ederken personel alımı için beklentiler de arttı. Ancak henüz başvuru sürecine yönelik bir açıklama gelmedi.

     PERSONEL ALIMI NE ZAMAN YAPILACAK?

    Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, kişisel Twitter hesabından bir paylaşım yaptı. Sağlık Bakanlığı’nın 85 bin Kadro açacağını duyuran Koca’nın paylaşımı şöyle:

    “Sağlıkta Beyaz Reform’a destek kuvvet, 85 bin yeni çalışma arkadaşı! Görülmemiş başarılar için görülmemiş büyüklükte bir kadro açılıyor. Gözümüz aydın.
    Bakanlığımız, bu yıl 85 bin kadro açıyor. Yeni çalışma arkadaşlarımızın sayısı, bazı ülkelerin nüfusundan fazla! Gözümüz aydın.”

  • İlk yardımda yapılan hayati yanlışlar…

    Kaza veya yaşamı tehdit eden herhangi bir durumda olay yerindeki kişilerce, tıbbi araç gereç aranmaksızın yapılan hayat kurtarıcı girişimler olarak tanımlanan ilk yardım, büyük önem taşıyor. Uzmanlar ilk yardım sırasında hayati hatalar yapıldığına dikkat çekiyor… Bayılana tokat atma, yanıklara yoğurt, salça, diş macunu sürme, bilinci olmayan her hastaya kalp masajı yapma, batan cismi çıkarma, burun kanamalarında başın geriye doğru atılması… gibi yanlış müdahaleler hatalı müdahalelerden bazıları… 

    Tüm dünyada her yıl Eylül ayının ikinci Cumartesi günü, “Dünya İlk Yardım Günü” olarak kutlanmaktadır. Dünya İlk Yardım Günü, 2003 yılından bu yana 188 ülkede aynı anda kutlanıyor.

    Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu İlk ve Acil Yardım Program Başkanı Öğretim Görevlisi Ayşe Bağlı, Dünya İlk Yardım Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada ilk yardımın önemine ilişkin değerlendirmede bulundu.

    İlk yardım eğitimi almış kişilerce yapılır

    Bağlı, ilk yardımı “kaza veya yaşamı tehdit eden herhangi bir durumda, sağlık görevlilerinin yardımı sağlanıncaya kadar, olay yerinde orada bulunan kişilerce, tıbbi araç gereç aranmaksızın mevcut olanaklarla yapılan hayat kurtarıcı girişimler” olarak tanımladı.

    İlkyardım uygulamalarında ilaç olmadığını belirten Bağlı, işlemlerin ilk yardım eğitimi almış kişiler tarafından yapıldığını söyledi.

    İlk yardımla hayati tehlikenin ortadan kaldırılması amaçlanır

    İlk yardımın önemine işaret eden Ayşe Bağlı, “İlk yardım uygulamaları ile hayati tehlikenin ortadan kaldırılması, yaşamsal fonksiyonların sürdürülmesi, hasta veya yaralının durumunun kötüleşmesinin önlemesi ve iyileşmenin kolaylaşması sağlanmaya çalışılmaktadır. İlk yardım bu açıdan gerekli ve önemlidir.” dedi.

    Bu hatalar yapılmamalı!

    İlk ve Acil Yardım Program Başkanı Ayşe Bağlı, ilk yardımda yapılan en hatalı davranışlara da dikkat çekerek bu davranışları şöyle sıraladı:

    • Burun kanamalarında başı geriye doğru atmak,

    • Bayılan kişiye tokat atmak,

    • Nöbet geçiren hastaya soğan koklatmak veya ağzına kaşık sokmaya çalışmak,

    • Batan cismi çıkarmak,

    • Donmada donan bölgeyi kar ile ovmak,

    • Her zehirlenme durumunda kusturmaya çalışmak,

    • Bayılma veya boğulma gibi bilinci olmayan her hastaya kalp masajı yapmak,

    • Düşme ve kaza durumunda hastanın hareket ettirilmesi,

    • Yanıklarda evde bulunan bazı malzemeleri (yoğurt, salça, diş macunu vb.) sürmek.

    İlk yardım eğitimi olmayanlar doğru bilgi aktarmalı

    İlk ve Acil Yardım Uzmanı Ayşe Bağlı, ilk yardımla ilgili hiçbir eğitimi olmayan kişilerin bir kaza durumunda olay ve adres bilgilerini doğru bir şekilde 112’yi arayıp aktarması ve hastayı hareket ettirmemesi gerektiğinin altını çizdi.

    İlk ve Acil Yardım Uzmanı Ayşe Bağlı, en az ilkokul mezunu ve 18 yaşını doldurmuş kişilerin ilk yardım eğitimi alabileceklerini sözlerine ekledi.

  • Türkiye’de 700 bin üzerinde Alzheimer hastası var

    A’danZ’ye ALZHEİMER

    Dünyadave ülkemizde Alzheimer haritası nasıl?

    Alzheimernedir?

    Alzheimerkimlerde, hangi yaş gruplarında daha çok görülür?

    Buhastalığın nedenleri nedir ve nelere yol açar?

    Alzheimerbelirtileri nelerdir, nasıl anlaşılır?

    Hastalığınseyri nasıl ilerliyor?

    Alzheimer’dankorunmak için neler yapmalı?

    Hastalığıntedavisi var mı?

    Sondönemde çıkan ilaçlar ile ilgili neler söylenebilir?

    TürkiyeAlzheimer Derneği neler yapıyor?

    Tüm bu soruların cevaplarını ve daha fazlasını Türkiye’deAlzheimer konusunda sayılı uzmanlardan birisi olan Türkiye Alzheimer DerneğiBaşkanı Prof. Dr. Başar Bilgiç ile konuştuk. Başar Bilgiç’in açıklamalarışöyle;

    “Türkiye’de700 bin üzerinde Alzheimer hastası var.”

    Yaşam süremiz uzuyor ama insanlık fiziksel ve mentalolarak buna tam adapte olabilmiş değil. İleri yaşta insanlar birçok zihinsel vefiziksel problemlerle karşılaşıyor. Yaşlı nüfusun artması ile Alzheimertoplumda daha görünür oldu. Avrupa ile benzer görülme sıklığı rakamlarınasahibiz. Ülkemizde 1 milyon, tüm dünyada ise yaklaşık 50 milyon bunama hastasıvar ve bunların yarıdan fazlası Alzheimer. Tüm dünyada bunamaya en fazla yolaçan hastalık Alzheimer. 2050 yılında tüm dünyada 150 milyon bunama hastası olacağıöngörülüyor. Türkiye’de 700 bin üzerinde Alzheimer hastası var, diğer bunamalarıda eklersek 1 milyona yakın kişiden bahsediyoruz. 70’li yaşlar en çok Alzheimergörülen yaş grubu. Dünyada ortalama yaşam süresi uzuyor, yaşlı nüfus artıyor.Biz de nüfusu hızla yaşlanan ülkelerden biriyiz ve dolayısıyla bu hastalıkdiğer ülkeler gibi bizim için de geleceğin en büyük sağlık sorunlarından biriolacak gibi görünüyor.

    Alzheimernedir, nasıl anlaşılır?

    Alzheimer, beyin dokusunu yavaş yavaş harap eden birbeyin hastalığı olarak tanımlanabilir. Henüz tam olarak çözülmeyen bir nedenlebeyin hücreleri ölüyor, beyin dokusu azalıyor, damarlar daralarak tıkanıyor vebeyin küçülmeye başlıyor. Ortalama 10 yıl içerisinde beyin 1,5kg dan 1,2 kg adüşüyor yani 300 gr kadar kayıp oluyor. Bu süreçte beyin hücreleri yaninöronlar azalıyor, zihinsel sorunlar ortaya çıkıyor. Hasta önce yakın geçmişedair olayları unutmaya başlıyor. İlerleyen evrede ise çok eski anılarını daunutur hale gelip yakınlarını bile tanıyamayabiliyor. Yön bulma sorunları,muhakeme sorunları, konuşma, yürüme bozuklukları, psikiyatrik sorunlar, idrartutamama, uyuyamama gibi birçok bulgu unutkanlığa ekleniyor. Unutkanlığın gözeçarptığı erken dönemde mutlaka bir uzmana görünmeli. Ayrıcason gelişmelerle birlikte artık kan testleri, kan analizleri ile de Alzheimerteşhis edilebilir.

    Alzheimerhastalık süreci nasıl ilerliyor

    Alzheimer hastasının beynindeki değişikliklerunutkanlığın başlamasından 20 yıl önceye kadar dayanıyor. Alzheimer’dagözlemlenen unutkanlık hemen herkeste görülen doğal unutkanlıktan farklı. Hastabaşlangıçta yakın zamanı unutmaya başlıyor ve tekrar tekrar aynı sorularısorabiliyor. Örneğin “Yarın öğleden sonra pazara gideceğiz” denilen bir hasta pazarahangi gün saat kaçta gidileceğini defalarca sorabiliyor çünkü kendisine verilencevabı hafızasına kaydedemiyor. Buna karşın 40 yıl öncesinin tüm detaylarınıhatırlayabiliyor ama tabii hastalık ilerledikçe bu anılarda kaybolmayabaşlıyor. Unutkanlıktan sonra ise yön bulma etkileniyor. Başlangıçta iyi bilmediğiyerlerde kaybolan hastalar zamanla evlerini bile bulamaz hale geliyor. Bazıvakalarda hastalık ilerledikçe psikolojik sorunlar da ortaya çıkıyor. Hastaagresif tavırlar, kıskançlık ve bazı anlamsız aşırı reaksiyonlargösterebiliyor. Son aşamada ise yürüyemez hale gelen hasta ömrünü yatalakolarak tamamlıyor. Bu süreç genellikle 10-15 yıllık bir süreyi kapsıyor.

    Alzheimer’dannasıl korunuruz?

    Araştırmalara göre Alzheimer’dan koruyan en önemlifaktör eğitim ve sosyalleşme. Eğitim seviyesi yükseldikçe Alzheimer görülmesıklığı azalıyor. Dolayısıyla eğitim seviyesinin daha düşük olduğu kırsaldadaha yaygın görülmekte. Böylece eğitimin bir yararı daha ortaya çıktıdiyebiliriz. Araştırmalara göre sosyallik koruyucu bir etken, sosyal ilişkilerbeyindeki bağlantıları güçlendiriyor. Sosyal etkileşimli meslekler dahadirençli. Ek olarak kalbe zararlı her şey Alzheimer için de etken. Yani kalbikorumak aynı zamanda Alzheimer için de bir önlemdir diyebiliriz. Ortayaşlardaki işitme sorunları da Alzehimer için bir risk. Bu nedenle işitmesorunu varsa bu araştırılmalı ve gerekirse cihazlar kullanılmalı. Akdeniz tipibeslenme de koruyucu. Orta yaşlarımızı şişman olarak geçirmemeli, fizikselegzersizler ihmal edilmemeli. Boş zamanlarımızı entelektüel faaliyetler iledoldurmak da koruyucu olacaktır.

    Nedeniçözülemedi, tam tedavisi henüz yok

    Alzheimer henüz tedavisi mümkün olmayan ölümcül birbeyin hastalığı, maalesef hastalığın nedeni tam anlaşılamadığından düğüm birtürlü çözülemiyor. Ne kadar yaşlıysak o kadar risk altındayız fakat Alzheimeryaşlılığın doğal bir sonucu olarak tanımlanamaz, yani her yaşlanan bu hastalığayakalanmıyor, 100 yaşın üstünde gayet sağlıklı insanlar var. Bukonuda farklı ülkelerde çalışmalar yapılıyor fakat hastalığın nedeninin tam anlaşılamamışolması çözüm üretmeyi de zorlaştırıyor. Akademik çevrelerdehastalığın nedenleri konusunda farklı görüşler mevcut. Elbette birçokhastalıkta olduğu gibi yoğun tedavi ve ilaç çalışmaları yapılıyor. Etkili birtedavinin önümüzdeki yıllar içinde bulunması sürpriz olmayacaktır. Günümüzdemevcut tedaviler ile hastaya ancak daha konforlu bir yaşam, kaliteli birhastalık süreci sunulabiliyor.

    Alzheimarilaçlarının etkinliği ispatlanmış değil

    Yakın zamanda ABD’de Aducabumab isimli Alzheimer ilacısıra dışı bir onay aldı. Beyinde biriken amiloid isimli proteini temizleyen builaç ortada tatmin edici bir veri yokken Amerikan İlaç Otoritesi (FDA) ilaçiçin onay verdi. Ama ilacın geliştirici şirkete de 2030’a kadar ilacınhastalardaki yararlı etkilerini bilimsel çalışmalar ile gösterme şartı koştu.FDA karar alırken, Alzheimer tedavisi olmayan bir rahatsızlık olduğundan dolayıhastaların muhtemel etkili bir tedaviden mahrum kalmamasını gözettiğinibildirdi. Buna karşın bu ve benzeri ilaçlar maalesef aşırı pahalı fiyatlanıyorve bu da ilaca erişimi çok kısıtlı hale getiriyor. Milyonlarca insanıilgilendiren bu ve benzeri tür hastalıklarda yeni bir ilaç piyasaya çıkacaksamakul bir fiyata sahip olmak zorunda. Bu konuda ilaç firmalarına da büyüksorumluluk düşüyor.

    Alzheimergenetik mi?

    Günümüzde Alzheimer hastalığına yol açan 3 adet gen bozukluğunubiliyoruz. Bu gen bozukluklarına bağlı Alzheimer hastalıkları, tüm toplamınyüzde 5’ini oluşturuyor. Bu gen bozukluğuna bağlı vakalar kendisini erkendiyebileceğimiz 50 yaş civarında belli ediyor. Bozuk genler dışında bazı genlerde bunama riskini arttırıyor. Bu kapsamda tanımlanmış bilinen birçok gen var.Bu konuda da sürmekte olan araştırmalar var.

    Pandemietkisi

    Pandeminin Alzheimer üzerinde etkisini bundan 15-20yıl sonra daha net görebileceğiz. Pandemi başlangıcında uzun süre yaşlıvatandaşlarımızı izole ettik. Araştırmalara göre sosyallik bunamaya karşıkoruyucu ciddi bir etken. Aktif bir sosyal hayat yaşadığınızda beyninizdeki hücrelerbirbirleriyle daha güçlü iletişim kuruyor. Ayrıca insanlar Covid kapmaendişesiyle hastanelerden uzak durdu ve bu da erken teşhisi önledi. Bir diğernokta ise, Koronavirüsün beyinde Alzheimer hastalığını tetikleyebildiğine dairlaboratuvar verileri var. Eğer bu doğru ise pandemiden yıllar sonra birAlzheimer patlaması yaşanabilir.

    Alzheimer’ınuyku ile ilişkisi

    Beyinde biriken ve Alzheimer’a yol açan proteinler uyurkentemizleniyor. Beyin hücreleri arasındaki bağlantı uykuda güçleniyor. Sağlıklıbir uyku güçlü anılar için çok önemli. Kişiden kişiye değişmekle birlikte ortalama7 saatlik sağlıklı uyku ideal olarak tanımlanabilir. Uyku sorunu yaşayanlardaAlzheimer daha yaygın görüldüğü araştırma sonuçlarına yansıyan bir gerçek.

    Türkiye Alzheimer Derneği

    Türkiye Alzheimer Derneği 1997 yılında hasta yakınlarıve hekimlerin bir araya gelmesiyle kuruldu. En önem verdiğimiz konu Alzheimerkonusunda farkındalık yaratmaktır. Toplumumuzda pek bilinmeyen bu hastalığıherkese tanıtmak ve dikkat çekmek istiyoruz. Alzheimer hastaları ve yakınlarıiçin birçok proje uygulamaya koyarak “Ulusal AlzheimerStratejisi” oluşturduk. İstanbul, Konya, Mersin gibi şehirlerde hayatageçirdiğimiz “Gündüz Yaşam Evi” modeli çok ilgi çekti hatta örnek alınarak farklışehirlerde de kuruldu. “Alzheimer Kreşleri” gibi düşünülebilecektesislerde hastalar sosyalleşiyor, yaşamın içinde kalıyor, yakınları ise birazdinlenme imkanı buluyor. Bir amacımız da hasta yakınlarını bir araya getirerekbilgilendirmek ve deneyimlerini paylaşabilecekleri bir ortam yaratmak. Ayrıcason dönemde İzmir şubemizin öncülüğünde “Dijital Torun Projesi” ile gönüllügençler ile hastaları sanal ortamda bir araya getiriyoruz.

    AlzheimerKongresi 29 Eylül’de Eskişehir’de

    Türkiye Alzheimer Derneği tarafından 29 Eylül-2 EkimPerşembe tarihleri arasında Eskişehir’de 12. Alzheimer Kongresi düzenlenecek. Kongredeyurt dışından ve ülkemizden bilim insanları güncel gelişmeler, ilaç çalışmalarıhakkında bilgi paylaşımında bulunacaklar. Alzheimer ile sağlıklı uyku ilişkisi,Alzheimer beslenme ilişkisi gibi konular da masaya yatırılacak. Bilim insanlarıAlzheimer hastalığıyla bağlantılı çalışmalarını birbirleriyle paylaşma vedeğerlendirme imkanı bulacaklar.