Kategori: dünya
-
Zeytin zeytinyağı ihracatçılarından yüzde 175’lik rekor
Ege İhracatçı Birlikleri, Kasım ayında ihracatını yüzde 7,6 artırarak 1 milyar 533 milyon dolar ihracat gerçekleştirdi.
Ocak-Kasım döneminde ihracatını yüzde 12,7 yükselterek 16 milyar 631 milyon dolar rakamına ulaşan EİB, son 1 yıllık dönemde yüzde 13,6 ivmeyle 18 milyar 189 milyon dolarlık ihracata imza attı.
Sektörler arasında her ay en fazla ihracat rakamına ulaşan Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği, Kasım ayında 18 artışla 207 milyon dolar ihracatla zirvedeki yerini sağlamlaştırdı.
Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği yüzde 175 artış ile 45 milyon doları Türkiye’ye kazandırarak Kasım ayında ihracatını en fazla artıran Birlik oldu.
Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği yüzde 38 artışla 158 milyon dolar ihracatla ikinci sıradaki yerini korudu.
Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği yüzde 10 artışla 140 milyon dolar ihracatla Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği 110 milyon dolar ihracatla Kasım ayını geride bıraktı.
Ege İhracatçı Birlikleri çatısı altında ihracatçı birliği bulunmayan kimya sektörü Kasım ayında gerçekleştirdiği 110 milyon dolarlık ihracatla en çok ihracat yapan sektörler arasında yer aldı.
Ege Maden İhracatçıları Birliği yüzde 5 artışla 102 milyon dolar ihracat yapma başarısı gösterdi.
Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği 93 milyon dolar ihracata imza atarken Ege Mobilya Kağıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği 15 artışla 74 milyon dolar ihracat gerçekleştirdi.
Ege Tütün İhracatçıları Birliği ihracatını yüzde 32 artışla 71 milyon dolara taşıdı.
Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar İhracatçıları Birliği ihracatını yüzde 1,5 artışla 64 milyon dolara çıkardı.
Ege Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği 36 milyon dolar, Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği 12 milyon dolar ihracat gerçekleştirdi.
8 Birliğin ihracatını artırdığını 4 Birliğin ise geçen seneki performansının gerisinde kaldığını açıklayan Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, “Tarım ihracatımız yüzde 19,8 artışla 650 milyon dolar, sanayi ihracatımız 780 milyon dolar, madencilik sektörümüzün ihracatı ise yüzde 5,9 artışla 102 milyon dolar oldu. Kasım ayında 181 ülke ve bölgeye ihracat gerçekleştirdik. 100 ihraç pazarına ihracatımızı artırdık. Almanya 143 milyon dolarlık, ABD yüzde 13 artışla 129 milyon dolarlık, İspanya ise yüzde 14 artışla 87 milyon dolarlık taleple ilk sırada yer aldı. Avrupa Birliği ülkelerine yüzde 12 artışla 7 milyar 664 milyon dolar ihracat yaptık. İhracatımızdan yüzde 52 pay alan Avrupa kıtasına 8 milyar 783 milyon dolar ihracatımız var. 2022’nin ilk yarısına göre ihracat artış hızımız düşmüş durumda. Aylık bazda yüzde 29 artışlardan yüzde 7’lere geldik. Geçen ay eksideydik. Yüksek enflasyon ve belirsizliğin zirve yaptığı, fiyat istikrarının olmadığı bir dönemde hedeflerimizi tutturmamız çok zor. Fiyat istikrarı varsa verimlilik olur. AR-GE, inovasyon, katma değer varsa ihracat rekorları kırılır. Uzun vadeli kararlı kalıcı politikaların, yeni çözümlerin masaya konulmasını istiyoruz.” dedi.
Ege Bölgesi’nin Kasım ayı ihracatı 2 milyar 525 milyon dolar
Ege Bölgesi, 2022 yılının Kasım ayında ihracatını 2 milyar 525 milyon dolara taşıdı.
İzmir, Kasım ayında 1 milyar 394 milyon doları Türkiye’ye kazandırdı. Ege Serbest Bölgesi ve İzmir Serbest Bölgesi İzmir’in ihracatına 280 milyon dolarlık katkı sağladı.
2022 yılı Kasım ayında Manisa, 465 milyon dolarlık performans ortaya koyarken, Denizli 369 milyon dolarlık ihracatla üçüncü sırada yer aldı. Ege Bölgesi ihracatına Muğla 99 milyon dolar, Aydın 91 milyon dolar, Balıkesir 75 milyon dolar, Uşak 41 milyon dolar, Kütahya 33 milyon dolar, Afyonkarahisar 30 milyon dolar katkı sağladı.
-
TÜRKİYE VE UYGUR TÜRKLERİ
TÜRKİYE VE UYGUR TÜRKLERİ
“çalışuñ anlaruñ-ıla ‘aźāb eyleye anlara Tañrı ellerūñüz ile daħı ħor eyleye anları daħı arķa vire size anlaruñ üzere daħı śovuda gogüzlerin ya’nį gögüzlerin śovıda bir ķavmuñ ikim mü’minlerdür”.
“Onlarla mücadele edin ki Allah sizin ellerinizle onları cezalandırsın, onları rezil rüsvâ etsin, onlara karşı size yardım ve zafer ihsân buyursun, baskı ve zulüm altında inleyen mü’min toplulukların gönüllerini ferahlatsın!”
Tevbe suresi/14. Ayet
Atatürk Osmanlı coğrafyasında değil Türkistan coğrafyasında doğsaydı bir hürriyet savaşçısı olarak Osman Batur, İsa Yusuf Alptekin gibi mutlaka Çin’e karşı mücadele eder gerekirse şehit olurdu.
Hilmi Özden
-
Aralık. 2022
Çin işgali altındaki Doğu Türkistan Türklerine yapılan katliamlar son bulmamaktadır. 26 Kasım 2022’de Urumçi’deki yangında Uygur Türkleri hayatlarını kaybettiler. Kovid 19 nedeniyle karantinada tutulan Uygur Türkleri yanarak ve dumandan boğularak can vermişlerdir. Karantinaya insanlık dışı yöntemlerle alınan Uygur Türkleri dışardan kilitlenmiş kapı ve pencereleri açamamışlardır. Çin Hükümetlerinin insan haklarına aykırı tutumu yıllardır devam etmektedir
“Türkiye Cumhuriyet Dış İşleri Bakanlığı” sayfasından bu olayla ilgili şunları duyurmuştur:
“26 Kasım 2022, Çin Halk Cumhuriyeti’nin Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki Yangın Hk.
Çin Halk Cumhuriyeti’nin Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nin başkenti Urumçi’de çıkan yangın sonucunda hayatlarını kaybedenler ve yaralananlar olduğu derin üzüntüyle öğrenilmiştir. Bu elim hadise nedeniyle taziyelerimizi iletiyor, yaralılara acil şifalar diliyoruz.
Yangının çıkış nedenine ilişkin kamuoyunun aydınlatılmasını bekliyoruz”.
Gazeteler şu bilgileri verdiler: “Apartman yangınında ölen Uygur Türkleri için protestolar sadece Doğu Türkistan’da değil, Çin geneline yayılırken, Türkiye’de yaşayan Uygur Türkleri de 30 Kasım sabah saatlerinde İstanbul’daki Çin Konsolosluğu önünde nöbet başlatmak istemiştir. Sabah saat 05.00’te Konsolosluk önüne gelen Uygurlar, polis müdahalesiyle karşılaştı. Türkiye’de yaşamakta olan Uygur Türklerinin bu olayı protesto etmeleri ve kınamaları ise engellendi hatta bir memur tarafından Uygur Türkleri sınır dışı edilmekle korkutulmak yahut tehdit edilmek istendi”
Uygur Türklerinin Çin konsolosluğu önündeki protestosunda polis memurunun “Birazdan zorla süpüreceğiz hepinizi aşağıya… Gözaltına alacağız, sınır dışı ederiz sizi” sözleri tepkilere neden oldu. İçişleri Bakanı Soylu, “Güvenliği sağlarken kullanılan bazı ifadeler, kastı aşmıştır” dedi, konuyla ilgili tahkikat başlatıldığı duyuruldu. Bakan Soylu, ilave olarak şunları söyledi:………. Bu vesileyle üzüntümüzü ve özrümüzü tekrar belirtiyor, konuyla ilgili tahkikatın başladığını ifade etmek istiyoruz” (Gazeteler)
Bilinmelidir ki Türkiye her Türk’ün ana vatanıdır. Hiçbir kimse herhangi bir Türk’ü yahut Türk Kültür dairesindeki kardeşlerimize polisin söylediği veya benzeri sözlere asla müsaade edilmemelidir. Hiçbir Türk Türkiye’de boynu bükük gezmemelidir. Bütün Türklerin tarih boyunca başı dik alnı açıktır.
“Türkiye Cumhuriyet Çin büyükelçisini Dış İşleri Bakanlığına çağırarak uyarmalıdır. Çin işgalindeki Doğu Türkistan topraklarındaki Türklerin insan hakları her zaman korunmalıdır. Türkiye “Tek Çin” politikasını yeniden gözden geçirmelidir. Aksi halde bu tutum tarih önünde kadim Türk yurdu Doğu Türkistan’ın varlığını inkâr anlamına gelecektedir. Türkiye, devleti ve milletiyle diğer Türk Devletlerine örnek olmalıdır. Emperyalist devletlerin dünyada nerede olursa olsun yaptıkları insan hakları ihlalleri ve zulümler mutlaka karşılık bulmalı tepki gösterilmelidir.
Türkiye’de yaşayan Uygur Türkleri veya diğer akraba topluluklarımız en ufak bir saygısızlığa maruz kalmamalıdır. Anadolu’da bir söz vardır: “Sen çocuğunu elinle döversen yabancı ayağıyla döver”. Tüm bürokratik kademedeki memurlara Türk millî şuurunu kazandıracak öğretici ve eğitici tarih ve kültür seminerleri verilmelidir.
Her zaman Çin Hükümetine insan hakları ihlallerinde anlayacağı üslup Türkiye Cumhuriyetine yakışır bir üslupta olmalıdır. Mustafa Kemal Atatürk hem SSCB ile diplomatik ilişkilerini yürütmüş hem de Josef Stalin Kars, Ardahan ve Boğazları istediğinde anlayacağı dilden çok sert bir cevap vermiştir.
Bu hadise özetle şöyle gelişmiştir:
“Stalin’in Sovyetler Birliği’nin başında olduğu döneminde Sovyetlerin Ankara Büyükelçisi ünlü bir diplomat Karahan’dı. Sovyet Devrimi’nin yıl dönümlerinden birinin sabahında Stalin, son derece sivri, anlamsız ve onur kırıcı bir demeç veriyor. Bu demecinde aynen şunları söylüyordu: “- Herkes bilsin ki, Rus milleti; Boğazlarla, Ardahan’ı ele geçirmekten asla vazgeçmeyecektir. Çok yakın bir zamanda bu davalarımızı halletmiş olacağımızı şimdiden müjdeliyorum…” Aynı gece Ankara’da Sovyet Büyükelçiliği’nde de ihtilalin yıl dönümü kutlamaları yapılıyor. Cumhurbaşkanımız Mustafa Kemal, gece yarısına doğru Stalin’in bu densiz demecinden haberdar oluyor ve emrediyor: “- Arabaları hazırlayın gidiyorum”. “- Paşamız bu saatte nereye gidecekler?” “ Sovyet Elçiliği’ne”. “Ekibin etekleri tutuşur. Çünkü olayı kavrarlar, içlerinden birisi Gazi’ye: “- Paşa Hazretleri nasıl olur? Protokolsüz mü? Siz devlet başkanısınız, protokolsüz nasıl gidersiniz?” “- Ben protokol falan dinlemiyorum çocuk. Stalin vatanımın topraklarına göz dikmiş, sen bana protokolden söz ediyorsun. Hazırlayın arabaları, diye cevap verir”. Büyük önderimiz ve arabalar hazırlanır. Gazi ve ekibi, Sovyet Elçiliğinin kapısına dayanır. Ulu önderimiz yüzü asık bir şekilde yukarı çıkar ve o sırada elçilikte büyük bir balo vardır. Gazi kendisini karşılayan Büyükelçi Karahan’ı görünce: “- Merhaba Karahan, der ve aynı sert ifadeyle devam eder: – Rahatsız ettik ama sen benim şahsi dostumsun, kusurumuza bakmazsın. Bir hususu esasından anlamaya geldim”. “-Emredin Sayın Başkan”. “- Ajanstan öğrendiğime göre, Stalin, Ardahan ile Boğazlar’ı istemiş, kararı katiymiş… Pek yakın bir gelecekte bu kararını uygulayacakmış. Tam böyle söyleyip söylemediğini bilemem ama buna benzer şeyler söylemiş. Tabii ki bu konuşmanın bir kopyası sende vardır. Getir bakalım şunu da işin aslını faslını iyi anlayalım”. Stalin’in konuşması getirilir. Gazi metnin o kısmını yanındakilere kelime kelime tercüme ettirir. Konuşma ajanstan geçen metin ile aynıdır. Gazi Sovyetler Birliği Büyük Elçisi Karahan’a: “- Karahan, elçiliğin telsizinden derhal Stalin’i bulduracaksın. Bu beyanatından vazgeçip geçmediğini sorduracaksın. Başkan tükürdüğünü yalayacak, yalamazsa ben yapacağımı bilirim. Bu cevap bu gece gelecek çünkü benim senin başkanından daha önemli kararım var. İstediğim cevabı almadan elçiliğinizden dışarı adım atmam. Eğer cevap istemediğim şekilde gelirse bil ki buradan çıkıp doğru Rus sınırına gideceğim…” Karahan çaresizlik içinde telsizin başına koşar ve Gazi’nin söylediklerini aynen nakleder. Stalin’den gelen cevap büyük önderimizi tatmin eder çünkü cevapta aynen şöyle söylenmektedir: “- Stalin sürçü lisan eylemiştir. Boğazlar ile Ardahan’ı almak gibi bir arzusu kesinlikle yoktur…” Gazi cevabı okuduktan sonra Rus Büyükelçisi Karahan’a hitaben: “- Karahan seni geri çağırırlar ve yaşatmazlar. Uzun süredir tanışıyoruz, istersen bize iltica et”. Karahan bu teklife olumsuz cevap verir ve cevabı telgraftan hemen sonra bir telgrafla geri çağrıldığını açıklayarak: “- Teşekkür ederim. Sizi tanımış olmam bile yeterlidir. Ancak memleketinizdeki görevim sona ermiştir. Yarın hareket edeceğim”. Gazi fazla ısrar etmez ve Çankaya’ya döner. On gün sonra şöyle bir haber gelir. Sovyetler Birliği’nin eski Ankara Büyükelçisi Karahan fırında yakılmak suretiyle idam edilmiştir (Kemal Arıburnu, Atatürk’ten Anılar, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara 1976, s. 205-208.)
Türk Birliği ülkeleri geleceği inşa etmek istiyorlarsa Türk Yurtlarında Çin tarafından herhangi bir girişim yaptırılmamalıdır. Türk ülkelerinin kendi birikimleri Çin yatırımlarının çok üstündedir. Çin Türkiye’ye ve Türk Dünyasına muhtaçtır. Balkanların, Avrupa’nın, Orta Doğu’nun Batı Türkistan ve Kafkasya ve Afrika’nın kapısı Türkiye’dir. Çin’le olan ticari her türlü ilişkilerimiz yeni baştan gözden geçirilmelidir. Üstelik Çin ile yapılan ekonomik ilişkilerde kaybeden taraf daima Türkiye olmaktadır. Bir örnek vermek gerekirse dış ticaret açığı verdiğimiz ülkelerden Çin üst sıralardadır. Çünkü ithalatımız fazla ihracatımız çok azdır. İthal edilen ürünler sadece marketlerin raflarını işgal edecek sıradan ürünlerdir. Türk malları ve ürünleri bunların yerini kolaylıkla alabilir. Raflardaki Çin’den ithal edilen basit sanayii ürünleri Türk sanayisinin çöküşünü hazırlamaktadır. İnsanımız beyin fırtınası yaptığında bu ithalattan kimlerin faydalandığı Türk Milletinin ise zarar etmekle kalmayıp yeryüzündeki Türklerin ve mazlum ulusların gelecekte ekonomik yapılarının tamamen çökeceğini anlayacaktır.
Çin’in bir rüyası vardır. Bu rüya diğer emperyalistlerin rüyaları gibi dünya için kâbus olmaya doğru gitmektedir. Bu kâbusa dur diyecek Türk Milleti ve Mazlum Milletlerin işbirliği ülküsüdür. Emperyalistlere dur demek için mazlumların yanında durmak gerekmektedir. Üzücü olan ve Türkiye’de ısrarla anlaşılmayan veya anlaşılmak istenmeyen gerçek şudur:
Uygur, Kazak, Kırgız ve Çin istilası altında yaşayan Türklerden bahsedildiğinde bu tespit Çin’in iç işlerine karışmak olarak kabul edilerek Türk milletine sunulmaktadır. Hâlbuki Çin Doğu Türkistan’da Türk milletini yok etmekte istila ettiği Türk vatanında Türkleri asimilasyona çalışmaktadır. Doğu Türkistan’da Türk nüfusu Çin’den getirilen Çinli yerleşimcilerle azınlığa düşürülmüştür. Türkler toplama kamplarında her türlü işkenceye tabii tutulmaktadır. Çin insan haklarına riayet etmemektedir. Önce bunun anlaşılması gerekir. Türkistan; Kafkasya, Türkiye, Balkanlar, Orta Doğu ve Doğu Avrupa coğrafyası gibi binlerce yıllık Türk Yurdudur.
Özellikle Uygur Türkleri insanlığı uygarlıkla tanıştıran kadim bir Türk boyudur. Sadece Türklerin değil tüm insanlığın onlara borcu vardır. Tarih araştırmaları bunu tüm açıklığı ile göstermektedir. Uygurlar yok edildiği an insanlığın hafızası silinecektir. Bunu Çin başta olmak üzere İsrail, ABD, Rusya, İngiltere, Almanya, Fransa ve diğer emperyalist devletler bilmektedir. Fakat insanlığın hafızasını silmeye bunların güçleri yetmeyecektir. Çünkü İnsanlık uyanmaya başlamıştır. Bu uyanışın öncüleri en çok çile çeken uluslar olmaktadır
Türk milliyetçileri Türk ulusalcıları bunu unutmamalıdır. Bu hususu bir hatıramla aydınlatmak isterim: Uygur Türklerine Çin’in bütünlüğünü bozan başka ulusların yönlendirdiği (özellikle ABD’nin) bir halk olarak bakan Ulusalcı bir gençle konuşuyordum. Çin’e hayrandı. Hâlbuki çoğu insanımızın bildiği gibi Çin’in ekonomik mucizesinin altında sömürdüğü Doğu Türkistan’ın yeraltı zenginlikleri vardır.
Türkiye sevdalısı olduğunu düşündüğüm bu genç arkadaş maalesef: “Hocam Uygur Türkleri de asimile oluversinler” dedi. Şahsım o an şu cevabı vermişti ve her zaman da verecektir: “Evladım sen Atatürk’ü ve onun fikirlerini sevdiğini ve temsil ettiğini söylüyorsun. Hepimiz seviyoruz ve onun kurduğu Türkiye Cumhuriyetinin ilelebet yaşamasını istiyoruz. Atatürk Osmanlı coğrafyasında değil Türkistan coğrafyasında doğsaydı bir hürriyet savaşçısı olarak Osman Batur, İsa Yusuf Alptekin gibi mutlaka Çin’e karşı mücadele eder gerekirse şehit olurdu. Asla asimile edilmeyi kabul etmezdi. Eğer Atatürk ve silah arkadaşları özümüzü, benliğimizi kaybetmeyi kabul etselerdi; şu an bizler çok farklı uluslar olmuştuk ve Türk doğmamıştık”. Doğu Türkistan’ın Çin işgalindeki durumunu 1918 yılındaki Anadolu coğrafyasının işgali durumu ile karşılaştırmayan insanlarımız gerçekleri görmüyor yahut gösterilmiyor demektir.
Türk milletinin istikrarlı bir Türklük, İslam ve insanlık çizgisi vardır. Çağlar boyu insanların inançlarına ve milliyetlerine saygı çerçevesinde bunu başarmış yüksek medeniyetler kurmuştur. “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir” diyen Atatürk gelecek binlerce yıl insanlığa ve Türk Milletine ışık olacaktır. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş ve kurtuluş ilkelerinde dünya dengelerini “yüksek bir strateji” içinde yürüten Atatürk yeryüzünde hangi inançta olursa olsun nerede Türk varsa onlarla ilgilenmiş, haklarını ve kültürlerinin korunmasına çalışmıştır.
Yüce Türk Milleti Aziz Türk Gençliği
Atatürk’ün gösterdiği istikamette Türklüğün ve insanlığı geleceği size emanettir. Bu emanete hep birlikle sahip çıkılacaktır. Afrika’sından Kutuplarına kadar gün doğumundan gün batımına kadar yeryüzü insanlığı Türk’ün adaletini çalışkanlığını, barışını beklemektedir. Bekleşmekte olan mazlumların umudu Sizsiniz. Türklük, geleceğin huzur nefesi, can suyudur.
Uygur yanar yürek kanar
Mezar ağlar kürek kazar
Hani Türkler Türk’ü arar
GELİR GÜNÜ GELİR GÜNÜ
-
-
Turizmde Almanya dalgası…
Turizmde Almanya
dalgası…
Necdet Buluz
Tavel Data & Analytics (TDA) Almanya seyahat pazarında geride kalan dönemin analizini çıkardı. Hazırlanan rapora göre Almanya’da yaz dönemi yüksek sezon tatil satışları pandemi öncesinin yüzde 97’sine ulaşırken, kış satışlarında durumun fazla parlak olmadığına dikkat çekiliyor. Almanya seyahat pazarında oyunun kurallarını son dakika satışlarının belirlediğinin de altı çiziliyor.
Yaz sezonu satışlarında 2029 seviyesine yaklaşılsa da, 2021-22 kış satışları ve yılın geneli için aynı şeyi söylemek mümkün değil. 2021-22 kış satışlarının 2019’un yüzde 34 gerisinde kaldığı belirtilen raporda, bunun da 2022 genelinin 2019’un yüzde 13 gerisinde kalmasına neden olduğu ifade edildi. Raporda ayrıca, sektörün 2,3 milyar euroluk gelirden mahrum kaldığına da işaret edildi.
2022 yılının yaz sezonunda 2021’ın 118 üstüne çıkan Almanya turizm pazarı, 2021’un ise yüzde 97’sine ulaştı. 2021-22 kış satışlarında ise bir önceki yılın yüzde 40 üzerine çıkılmasına karşın 20919’un yüzde 27 gerisinde kalındı.
Ekim ayı satışlarında ise 2021’in yüzde 5, 2019’un ise yüzde 14 gerisinde kalındığı açıklandı.
Kış dönemi satışlarının yüzde 19’unun uzak mesafe destinasyonlara, yüzde 36’sının ise Kanarya Adaları ile Türkiye’ye ve yüzde 12’sinin ise Mısır’a yapıldığı açıklandı. Rapora göre, bu destinasyonların içinde sadece Türkiye 2019 kış döneminin (yüzde 14 ile) geride bıraktı.
Bir iyi gelişme daha.
AZUR Air kış döneminde Rusya’dan 7 turizm destinasyonuna uçuş yapacak. Peki bu uçuşlar nerelere yapılacak, uçuşlarda hangi tur operatörleri kapasite kullanacak?
Azur Air kış döneminde Rusya’nın Moskova, St. Petersburg, Irkutsk, Khabarovsk, Krasnoyarsk, Kazan, Novosibirsk, Perm, Yekaterinburg, Ufa, Vladivostok, Kemerovo, Omsk, Samara ve Tyumen şehirlerinden Tayland’a uçuş yapacak. Uçuşlardaki kapasiteler ANEX Tour, Intourist, Coral Travel ve FUN&SUN tarafından kullanılacak.

Moskova, St. Petersburg, Krasnoyarsk ve Novosibirsk’ten yapılacak Sri Lanka uçuşlarını ANEX Tour, FUN & SUN ve Intourist kullanacak.
Moskova, Yekaterinburg, Kazan, Omsk ve Perm’den yapılacak Goa uçuşlarındaki koltuklar ANEX Tour, Coral Travel, FUN&SUN ve Intourist tarafından doldurulacak.
Azur Air ve tur operatörü Loti’nin planladığı Black Jet uçuşlar yapılacak. Azur Air uçuşları ANEX Tour, Coral Travel, Intourist; Black Jet uçuşları sadece Loti tarafından kullanılacak.
Moskova, St. Petersburg ve Kazan’dan Antalya’ya yapılacak uçuşlar yine ANEX Tour, Coral Travel, FUN & SUN ve Intourist tarafından kullanılacak.
Moskova’dan Ras Al Khaimah ve Dubai; Nizhny Novgorod, Perm, Soçi ve Ufa’dan yapılacak Dubai uçuşlarındaki kapasite ANEX Tour, Coral Travel, FUN&SUN tarafından kullanılacak.
Moskova’dan yapılacak Şarm El Şeyh ve hurghada uçuşlarının kapasiteleri Intourist ve Azur Air tarafından kullanılacak.
-
KKTC’nin Türk Devletleri Teşkilatına Üyeliği
KKTC’nin Türk Devletleri Teşkilatına Üyeliği
Prof. Dr. Ata Atun
Son elli yıldır gündemde olan Kıbrıs sorunu, Rumların ve Yunanlıların iddia ettiği gibi 1974 yılında başlamadı, Türkiye, adayı işgal etmedi. Rumların ve Yunanlıların yanıltıcı kara propagandası sanki de Türkiye Kıbrıs adasını hiçbir neden yokken 1974 yılında işgal etmiş gibi göstermeye çalışıyor ama gerçekler hiçte böyle değil. Kıbrıs sorununu anlamak için gerçekleri iyi bilmek gerekiyor, tabi niyet varsa…
Ben 1950-1960 yılları arasında Rumların Enosis ülküsünü hayata geçirmek için Kıbrıs adasında estirdikleri terörü ve yaptıkları katliamları anlatmayı bir başka zamana erteleyip, 1974’e uzanan süreci kısaca özetleyeyim;
Kıbrıs Cumhuriyeti 1960 yılında, Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların “Kurucu Toplumlar” ortaklığı ile kuruldu. Anayasa’da Ermeniler, Maronitler ve Latinler azınlık statüsünde yer alırken, Kıbrıslı Türkler ve Rumlar, yöneticiler olarak yer aldı. Türkler sayıca Rumlardan daha az olduklarından, Rumların tek başlarına aldıkları kararlarla baskıcı ve kısıtlayıcı yöntemlerle adayı tek başlarına yönetememeleri, adayı Yunanistan’a bağlayamamaları için Kıbrıslı Türklerin yönetim ve karar mekanizması içinde, her aşamada veto hakları bulunmaktaydı.
Kıbrıslı Rumlar süreç içinde anayasanın, Kıbrıslı Türklere yönetimde ve egemenlikte ortaklık hakkı vermesinden çok rahatsız oldular. Adayı tek başlarına yönetebilmek ve ilk fırsatta Yunanistan’a bağlamak için, Anayasa’da Kıbrıslı Türklere ortaklık hakkı veren “13 maddeyi iptal etme” girişimleri başlattılar.
Önce Kıbrıslı Türklere Anayasa’da Kıbrıslı Türklere ortaklık hakkı veren 13 maddenin iptal edilmesi teklifini yaptılar. Kıbrıslı Türker bu teklifi reddince, teklifi bu kez garantör ülke Türkiye’ye götürdüler. Türkiye de bu teklifi reddedince, anayasal değişikliği silah zoru ile yapmanın yolunu seçtiler. Kıbrıslı Türkleri topluca imha etmek için Yunanistan’dan gönderilen subayların yardımı ve planlaması ile “Akritas” isimli bir silahlı saldırı planı yaptılar. 21 Aralık 1963 günü de bu planı yürürlüğe koyarak, Kıbrıs adasında çoğunluğu küçük köylerde yaşayan Kıbrıslı Türklere saldırarak katliamlar yapmaya başladılar. Yunanistan, 1 Ocak 1964 tarihinde, Kıbrıslı Türklerin imha edilmesine katkı koymak amacı ile uluslararası kurallara aykırı olarak Kıbrıs adasına 20 bin kişilik bir Yunan Tümeni gönderdi. Kıbrıslı Türkler de kendilerini savunmak için birlik olup elden geldiğince Rum saldırılarına karşı koymaya çalıştılar. 1964 yılının ilk yarısında, Kıbrıslı Türkleri imha planı içeriğince birçok Türk köyü yakıldı yıkıldı, Kıbrıslı Türkler öldürüldü, mallarına, evlerine, tarlalarına, canlı hayvanlarına ve zahirelerine el konuldu. 1967 yılındaki büyük saldırıdan sonra Türkiye’nin ağırlığını koymasıyla biraz geri adım attılarsa da, Kıbrıslı Türklerin sosyal, ekonomik esareti ve korkuları 1974’e kadar devam etti.
Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Makarios ile Yunanistan’da iktidarda olan Albaylar Cuntasının arası bozulunca Yunanistan, Makarios’u devirmek için 15 Temmuz 1974 tarihinde askeri bir darbe yaptı. Darbeciler Kıbrıs Cumhuriyetini lağvetti ve adına “Kıbrıs Helen Cumhuriyeti” dedikleri yeni bir devleti ilan ettiler. Sonra da bu devleti Yunanistan’a ilhak ettiklerini açıkladılar.
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yıkılıp, Kıbrıs adasında yeni bir devletin ilan edilmesi ve Kıbrıs adasının Yunanistan’a ilhak edildiğinin açıklanması, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasına ve uluslararası hukuka aykırı olduğundan Türkiye, garantör ülke sıfatı ile Kıbrıs Cumhuriyetini hayata geçirmek için 1974 yılında müdahalede bulundu.
İşte Rumların ve Yunanlıların, “Türkiye adayı işgal etti” suçlamalarının perde arkası aynen bu şekilde. Suçlama tamamen hayal ürünü ve kendi yaptıklarını örtme çabasından öteye değil.
Türkiye’nin 1974 yılındaki haklı ve meşru müdahalesinden sonra, Kıbrıslı Rumların saldırılarından korunmak için Kıbrıslı Türkler adanın kuzey bölgesine göç etti ve kendi yönetimlerini kurdular. 1975 yılında Kıbrıs’ta Rumlarla birlikte ve ortaklaşa bir “Federal Devlet” kurulması amacı ile “Kıbrıs Türk Federe Devleti” ilan edildi. 1977 yılında başlayan ikinci etap müzakereler, Kıbrıslı Rumların adaya tek başlarına hakim olmak arzuları nedeni ile 6 yıl boyunca hiçbir sonuç vermeyince Kıbrıslı Türkler 1983 yılında, Kıbrıs müzakerelerine eşit statüde devam etmek için “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”ni (KKTC) ilan ettiler.
Türkiye’nin meşru müdahalesinin- Rum tezleriyle eşdeş bir şekilde- işgal olduğunu savunan (başta, ABD ve Avrupa Birliği olmak üzere) Batı dünyası, Kıbrıslı Türkleri tanımak yerine cezalandırmayı seçtiler. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde aldıkları insanlık dışı kararlarla Kıbrıslı Türkleri dünyadan izole ettiler, dünya devletleri ile bağlarını kopardılar ve Rumların idaresi altına sokmak için elden geleni yaptılar. Aradan 48 yıl geçmiş olmasına rağmen halen daha Kıbrıslı Türklerin dünya ile bağları kopuktur. Direkt uçuşlar yoktur. Ticari, ekonomik, kültürel, eğitimsel, sportif ve politik her tür bağlantıları engellenmiş durumdadır.
Şükür ki, aradan 59 yıl geçtikten sonra uluslararası bir topluluk olan, “Türk Devletleri Teşkilatı” Kıbrıslı Türkleri, kendi kurdukları devletlerinin adı ile gözlemci statüsünde olsa bile üyeliğe kabul etmiştir.
İşin kötü tarafı, “İnsan hakları, demokrasi ve özgürlükler”in bayrak taşıyıcısı olmakla övünen ABD, Avrupa Birliği, Kıbrıslı Rumlar ve Yunanların, Kıbrıslı Türklerin Türk Devletleri Teşkilatına üyeliğini iptal ettirmek ve bozmak için elden geleni yapıyor olmalarıdır.
Bu üyelik, dünyaya açılan bir kapı olması nedeni ile Kıbrıslı Türkler için çok önemlidir. Kıbrıslı Türklerin artık yalnız olmadıklarını, arkalarında toplam 1 trilyon Doları aşkın hizmet ve mal üreten, 170 milyonluk nüfusa sahip üyesi bulunan, askerî ve siyasi açıdan tek ülke hâline gelmek adımlarını atan Türk Devletleri Teşkilatı’nın olduğunu göstermektedir.
Batı dünyasının sıkıntısı da budur. Hiçbir zaman ve koşulda artık, Doğu Akdeniz’de tek başlarına hakimiyet kuramayacakları, mevcut petrol ve doğalgaz yataklarına sahip olamayacakları endişesi ile hem Türkiye’ye saldırmakta, hem de KKTC’nin görünür olmasından duydukları rahatsızlığı gizlememekteler.
Ki, Batı dünyasındaki “insan hakları, özgürlük ve eşitlik kavramının” hangi değer ve seviyede olduğunu, İngiltere Başbakanı Churchill’in “bir damla petrol, bir damla insan kanından daha değerlidir” sözü net bir şekilde açıklıyor.
Tabi Batının esas niyetini de…
Prof. Dr. (İnş. Müh.), Doç. Dr. (UA. İliş.) Ata ATUN
Dekan, Kıbrıs İlim Üniversitesi
KKTC Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı
KKTC 1. Dönem Milletvekili
KKTC’nin üyeliğine AB İtirazı
Prof. Dr. Ata Atun
Avrupa Birliği denilen Hristiyan ülkeler topluluğu, kuyruğunu Yunanistan’a ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne (GKRY) iyice kaptırmış. KKTC’nin Türk Devletleri Teşkilatına Gözlemci Üyeliğine itiraz eden Rumlar, utanmadan bir de “Kabul edilemez” diye açıklama yapıyor.
AB de onlardan farklı düşüncede değil. 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’na aykırı olarak GKRY’ni üyeliğe alırken, garantör ülke olan Türkiye’nin ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin “Kurucu Ortağı” olan Kıbrıs Türklerinin itirazlarını dikkate almayan Avrupa Birliği, uzaktan yakından hiçbir bağının olmadığı KKTC’nin Türk Devletleri Teşkilatına KKTC’nin gözlemci üye olmasını kabul etmiyor ve itiraz ediyor. Arkasından da aba altından sopa gösteriyor, “Kabul ederseniz her tür yardımı ve desteğimi keserim” diye. İşte AB için insan hakları, eşitlik, adalet böyle bir şey. Kendilerinin yaptığı her şey mübah, Türklerin her yaptığı günah.
Gelelim işin aslına;
Türk Devletleri Teşkilatı’nın kuruluş anlaşmasına göre, TDT’ye üye olabilmek için tanınmış devlet olmak gerekiyor. Yunan’ın, Kıbrıslı Rum’un ve AB’nin işte hazmedemediği de bu ayrıntı.
KKTC’nin TDT’ye gözlemci üye olarak kabul edilmesinde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan’ın “KKTC’yi biz tanıdık. Diplomatik ilişki kurduk. Karşılıklı büyükelçi atadık. Bir Türk Devleti olarak bizim tanımış olmamız TDT’ye üye olması için yeterlidir.” sözleri ve T.C. Dışişleri Bakanı, KKTC Dışişleri Bakanı ve her iki bakanlığının çalışkan personelinin çalışma, çaba ve girişimleri çok etkili oldu. Bu aşamada, Rusya Federasyonu’nun, komşularına yol vermesinin de bir başka destek ve katalizör olduğunu unutmamak lazım.
İşin özeti şu; Artık KKTC, TDT’ye gözlemci üye olarak kabul edilmesi sonrasında AB’nin, BM’nin, Yunan’ın, Kıbrıslı Rumların ve bunların dostlarının art niyetli nazarındaki “Cemaat veya Toplum” statüsünden çıkmış, “Tanınmış Devlet” statüsüne geçmiştir. İşte sıkıntıları tam da buradadır, feveranları da bu nedenledir.
Avrupa Birliği’nin tek taraflı kararı ve uygulaması ile 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’na aykırı olarak GKRY’ni üyeliğine kabul ederken, GKRY ile imzaladığı “10. Protokol”da ki “Kıbrıs adası bütünü ile AB toprağıdır. Şimdilik Adanın kuzeyinde AB Müktesebatı geçerli değildir” tanımlaması ile Kıbrıs adasının tümüne sahip olmak hevesleri ile planları sekteye uğramış, -bu maddeden dolayı- AB’nin Doğu Akdeniz’deki dolaylı “Münhasır Ekonomik Hakları” tümüyle geçersiz olmuş, Doğu Akdeniz’e sahip olmak, Türkiye’ye “Adalar Denizi’ni ve Akdeniz’i kapatmak” hayalleri suya düşmüştür.
Türkiye Cumhuriyeti’nin KKTC lehine atacağı adımlar sonrasında, Yunanların ve GKRY’nin Türkiye aleyhine retorik geliştirip, kendilerini haklı çıkarmak için kapı kapı gezecekleri günler yakın. AB de bu retoriğin yayılmasına istediği kadar çanak tutsun, Türkiye’yi ve KKTC’yi bu yoldan döndürmek mümkün olmayacak.
Prof. Dr. (İnş. Müh.), Doç. Dr. (UA. İliş.) Ata ATUN
Dekan, Kıbrıs İlim Üniversitesi
KKTC Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı
-
Topyekûn kurtuluş; topyekûn eşitliğe ve adalete ulaşmaya bağlıdır
KalDer, Kalite Kongresi’nde bir ilke imza atarak yayınladığı KalDer Kongre Bildirgesi’nde dünyadaki risklere karşı geliştirilebilecek çözüm önerilerini ortaya koydu
Topyekûn kurtuluş; topyekûn eşitliğe ve adalete ulaşmaya bağlıdır
Türkiye Kalite Derneği (KalDer) tarafından TÜSİAD iş birliğiyle 31’inci kez düzenlenen Kalite Kongresi, “Riskin Ötesi: Bilim, Sektör ve Toplumda Adalet” temasıyla yapıldı. Kongrede iki gün boyunca gıdadan enerji krizine, savaşın yarattığı ekonomik dalgalanmalardan göç problemlerine, teknolojik gelişmelerden istihdama kadar dünyanın gündeminde olan birçok kritik konu ele alındı. Etkinliğin sonunda bu yıl bir ilke imza atılarak yayınlanan KalDer Kongre Bildirgesi ile de tüm bu risklere karşı geliştirilebilecek çözüm önerileri ortaya konuldu.
Mükemmellik kültürünü bir yaşam biçimine dönüştürmeyi hedefleyen Türkiye Kalite Derneği (KalDer), TÜSİAD iş birliğiyle 31’incisini düzenlediği Kalite Kongresi ile yine Türkiye’nin alanında uzman isimlerini bir araya getirdi. Bu yıl bir ilke imza atarak oturumu yapılan konulardan elde edilen çıktılar sonucunda KalDer Kongre Bildirgesi yayınladı. Risklere karşı çözüm önerilerinin yer aldığı bildirgeyi, KalDer Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz Bayraktar ve KalDer Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Filiz Öztürk kamuoyuyla paylaştı.
Yaşam şekli ve iş anlayışındaki dönüşümün bir değişimden ibaret olmadığına dikkat çeken KalDer Kongre Bildirgesi, küresel hedeflerin çevresel, sosyal ve ekonomik alandaki başarı ölçütlerini de değiştirdiğini ortaya koyuyor. Bu noktada karşı karşıya olunan riskleri aşmanın temel koşulunun, insanlık olarak hep birlikte bu dönüşüm çabasına destek vermekten geçtiğine vurgu yapılan bildirgede, herkesin katılabileceği sürdürülebilir dünya çabasında başarıya ulaşmanın bilimde, sektörlerde ve toplumda özgür olmamıza ve bu özgürlüğü sağlayacak bir adalet zemini oluşturmamıza bağlı olduğu savunuldu.
Bildirgenin titiz bir çalışma sonucunda ortaya çıktığına değinen KalDer Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz Bayraktar; “Bu seneki temamızı belirleyen risk konusunun sonucunu kongremize katılan herkesin içinde bulunduğu ortak bir akılla değerlendirmek istedik. Bildirgemizi; binlerce kişinin katıldığı anket sonucu ile alınan bilgiler ışığında akademisyenlerimiz, iş profesyonelleri ve KalDer yönetim kurulunca değerlendirerek hazırladık. Ortak aklın çalışması olan kapanış bildirgemizde, riskler karşısında sürdürülebilir bir dünya yaratmak için gereken eşitlik, etik değerler ve bunların tümünü tek bir çatı altında toplayan adalet kavramının önemi vurgulandı. Kongre boyunca ele alınan gıda, enerji, istihdam, göç, teknoloji ve daha fazlası için riskin ötesine odaklanıp konuları bütünüyle değerlendirerek bildirge komitemizle birlikte değerli çıktılara ulaştık. Bu çıktıların yaşamın içinde karşılık bulması, hayatımızı düzenleyen politikalarda yol gösterici olması ve dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için ilham vermesi en önemli temennimiz” şeklinde konuştu.

Risklere karşı ortak akıl, insanlığa yaşanabilir bir gelecek sunacak
Bildirgede “Bilimsel Temelli Akılcı Yaklaşım” başlığı altında işlenen ‘Riskleri Görmek ve Anlamak’ konusu kapsamında, riskleri görebilmek için insanlığın hemen her alanda, çok daha doğru ve kanıta dayalı bilimsel temelli tespitlerde bulunabildiği ve hedefler koyabildiğine dikkat çekildi. Bu yetkinliğin, yaşanabilecek riskleri de aynı kesinlikte görebilmeyi sağlayacağı ortaya konuldu. Riskleri çözümlemek, anlamak, gerçek kök nedenlerini analiz etmek ve bilimsel dayanakları olan akılcı çözümler üretmek noktasında insanlığın başarılı olacağının savunulduğu bildirgede, ortak aklın riskler karşısında galip geleceğinin ve insanlığa yaşanabilir bir gelecek sunacağının altı çizildi.
Enerji, gıda, kaynak ve tedarik sorununun anahtarı sürdürülebilir politikalar
“Yaşadığımız Riskler” başlığı kapsamında enerji, gıda, kaynak ve tedarik konularına da değinilen KalDer Kongre Bildirgesi, bu üç konu özelinde önemli çıktılar sunuyor. Bildirgede, ‘Enerjide Dönüşüm ve Erişilebilirlik’ konusunda enerjinin daha temiz ve sürdürülebilir olma zorunluluğu vurgulanırken, bu noktada insanlığın temel meselesinin temiz enerji çözümlerini küresel ölçekte yaygınlaştırmak ve ortak geleceğimizde herkes için erişilebilir kılmak olduğu belirtildi. ‘Gıda Sisteminin Güvenliği’ ile ilgili olarak ise sistemin gözden geçirilmesi gerekliliğine değinilen bildirgede, doğru üretim ve dağıtım ile eşitlikçi tüketimin önemine vurgu yapıldı. Buna göre insanoğlu günlük olarak ihtiyacının yaklaşık 2,5 katı daha fazla kalori üretiyor, üretilen gıdanın ise sadece dörtte biri tabağa geliyor. Gıda krizinin önlenmesi ve sağlıklı bir gıda sistemine sahip olunması ise ancak doğru bir planlama ile mümkün. “Yaşadığımız Riskler” başlığının üçüncü maddesi olan ‘Kaynak ve Tedarik Sürekliliği’ konusunda ise ihtiyacımız olanı geleceği düşünerek kullanmanın gerekliliğine dikkat çekildi. Bu kapsamda kaynaklarımızın küresel ortak değerimiz olduğunu algılamanın, daha verimli kullanmanın, adil bir şekilde paylaşmanın ve bu paylaşım için gerekli olan altyapıyı her türlü riske karşı dirençli ve küresel hedeflerimiz ile uyumlu bir altyapı üzerine tesis etmenin önemi üzerinde duruldu.
Eşit teknoloji, herkes için ulaşılabilir imkanlar, eşitlikçi büyüme anlayışı
KalDer Kongre Bildirgesi’nde “Kapımızdaki Riskler” başlığı altında teknoloji, sosyal değişimler ve istihdam konularına da yer verildi. ‘Teknolojik Eşitsizliğin Azaltılması’ konusunda teknolojik gelişimin tüm insanlığın erişebileceği bir değer olarak kabul edilmesi gerektiğinin vurgulandığı bildirgede, bu noktada yapılması gerekenin her bölgede ve herkes için bu erişime olanak sağlayacak altyapıyı tesis etmek, yetenekleri yaygınlaştırmak, desteklemek ve korumak olduğu yönünde ortak karara varıldı. Bu konu ile ilgili toplumsal yapılara ışık tutan ‘Sosyal Değişimlerin Yönetimi’ konusunda ise 2050 yılına ulaştığımızda iklim değişikliği kaynaklı nedenlerden dolayı 200 milyon insanın yaşadığı coğrafyadan ayrılmak zorunda olacağı bilgisine yer verildi. Olası senaryonun gerçekleşmesi halinde hem doğayı hem de insan yaşamını korumak için ülkeler arası çatışmaların ve antidemokratik uygulamaların topluca önlenmesi adına herkesin samimi çaba göstermesi gerektiği belirtildi. 2050 yılında 10 milyar kişiye ulaşması beklenen insan nüfusunun istihdamı sorununa değinilen ‘Herkes İçin İstihdam Yaratmak’ konusunda ise herkesin çalışma olanağına ve eşit ücret hakkına sahip olduğu bir iş dünyası için akılcı ve eşitlikçi bir büyüme anlayışının yaygınlaşması ve yeteneklerin desteklenmesi gerektiği belirtildi.
Riskin ötesini aydınlatacak çözüm önerileri paylaşıldı
Bildirgenin en önemli kısmını oluşturan “Riskin Ötesi İçin Çözümler” başlığı altında ‘İklim Uyumlu ve Dirençli Ekonomi’, ‘Riskleri Aşmak için Kaliteli Düşünce’ ve ‘Yönetim ile Eşitlik, Kapsayıcılık ve Adaletin Önemi’ alt konu başlıkları yer aldı. ‘İklim Uyumlu ve Dirençli Ekonomi’ çıktılarına göre; gezegen ile uyumluluğu merkeze alan, paydaşlarının varlığını önemseyen, iklim değişikliğine karşı dirençli, kaynakları verimli kullanan, doğru planlama yapabilen, akılcı hedeflere tutku ile bağlı bir ekonomi oluşturulması gerekliliğinin altı çizildi. ‘Riskleri Aşmak için Kaliteli Düşünce ve Yönetim’ konusunun çıktılarına göre ise karşı karşıya olunan tüm risklerin, bir KalDer önermesi olan kaliteli düşünce ve yönetim anlayışı ile anlaşılması, tüm boyutlarıyla değerlendirilmesi ve bu riskleri bertaraf edecek yetkinlikte çözümlerin iş anlayışının odağına yerleştirilmesi gerektiği görüşünde hem fikir olundu. Bildirgede son olarak ‘Eşitlik, Kapsayıcılık ve Adaletin Önemi’ konu başlığının çıktılarına yer verildi. Bu çıktıya göre, sekiz milyarlık nüfusa sahip olan dünyamızın riskleri aşabilmesinin yine bu sekiz milyarın ortak çaba göstermesine, bu çabayı gösterebilmek içinse eşit koşullara, haklara ve güce sahip olmasına bağlı olduğu kararlaştırıldı. Bildirgenin temel düşünce ve söylemi ise “topyekûn kurtuluş, topyekûn eşitliğe ve adalete ulaşmaya bağlıdır” oldu.
KalDer Hakkında
Türkiye Kalite Derneği (KalDer), çağdaş kalite felsefesinin ülkemizde etkinlik kazanması ve yaygınlaştırılması amacıyla 1991 yılında kurulmuştur. İnsana, topluma ve doğaya saygı, güvenilir olmak, yenilikçilik ve sürekli iyileştirme ve gönüllülük değerleriyle 31 yıldır çalışmalarını sürdürmektedir. KalDer’in vizyonu, ülkemizde sürdürülebilir iş ve yaşam kalitesine yön gösteren, dönüşüme liderlik eden bir sivil toplum kuruluşu olmaktır. Bu hedefe ulaşmak için “Mükemmellik kültürünü yaşam biçimine dönüştürerek ülkemizin rekabet gücünün ve refah düzeyinin yükseltilmesine katkıda bulunmak” amacı ile çalışmalarını sürdürmektedir. Türkiye’nin rekabet gücünü artırarak toplumsal refahı sağlama yolunda kurum ve kuruluşlara rehber olmayı hedefleyen kuruluş, Ulusal Kalite Hareketi ile bu anlayışı ülkemizdeki tüm iş ekosistemine entegre etmek istemektedir. KalDer; Avrupa Kalite Yönetim Vakfı’nın (EFQM) Ulusal İş birliği Ortağı, Amerika Kalite Derneği’nin (ASQ) Küresel İş birliği Ortağı ve Orta Doğu Kalite Organizasyonu’nun (MEQA) kurucu üyesidir. KalDer’in ana faaliyetleri arasında; Türkiye Mükemmellik Ödülleri, Ulusal Kalite Hareketi Programı, Kalite ve Yönetim Alanındaki Eğitimler, Kurumsallaşma Ölçümü ve Çevik Yönetim Programı, KOBİ’ler için Stratejik Plan Rehberliği, Özdeğerlendirme ve Dış değerlendirme hizmetleri, Mevcut Durum Analizleri, Rehberlikler, Kalite Kongresi ve etkinlikler yer almaktadır.
www.kalder.org
-
Ruslar, Bodrum’a yöneldi…
Ruslar, Bodrum’a
yöneldi…
Necdet Buluz
Turizmde bu yıl son 5 yılın en hareketli kış sezonunun yaşanması bekleniyor. Pandemi kısıtlamaların olmadığı ilk yaz sezonunu yüksek dolulukla tamamlayan Türk turizmi, ilk kış için hazırlıklara erken başladı.
Ekonomim Gazetesinden Selenay Yağcı’nın haberine göre, ertelenmiş tatillerin gerçekleştirileceği ilk kış sezonu olacağı için önceki yıllara göre rezervasyonlar erken talep görüyor. Rezervasyonlarda yüzde 200’e varan artışlar yaşanıyor. Acentaların erken rezervasyon kampanyaları yaptığı bu kış sezonunda Türkiye, fiyat avantajıyla yurtdışından da öne çıkıyor.
Termal sağlık turizmi ve kayak turizmi için talep oldukça yüksek seviyelerde seyrediyor. Kış sezonunda pandemi öncesinden yurtdışının payı yüzde 25 seviyesindeyken, bu pay şu anda yüzde 35’e çıktı. Bu sezon yüzde 40’lara ulaşması bekleniyor. Sektör temsilcileri, Rus ve İranlı turistlerin yanısıra bu yıl Avrupalı turistlerin de Türkiye’nin gözde kayak merkezlerine yoğun talep gösterdiğine ve rezervasyonlardaki hareketliliğe dikkat çekiyor.
Seyahat acentaları bu yıl, kış turizmi açısından önceki yıllara nazaran daha hareketli bir sezon ve otellerde yüzde 90 doluluk bekliyor. Pandemi öncesi yıl olan 2019’da Türkiye, Aralık-Ocak-Şubat aylarında yaklaşık 5,5 milyon yabancı turist ağırlamıştı.
Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Başkanı Firuz Bağlıkaya, otellerde yüzde 90 civarında doluluk beklediklerini belirterek, Türkiye’nin kış turizminin bu sezon en az yaz kadar hareketli geçeceğini söyledi. Bağlıkaya, “Yurtdışı pazarında charter seferler planlandığı için rezervasyonlar daha erken başlıyor. Seyahat acentaları bu yıl, kış turizmi açısından önceki yıllara nazaran daha hareketli bir sezon bekliyor. Kayak merkezlerimize yoğun talepler var” dedi.
Özellikle Kayseri, Erzurum ve Kars illeri, daha çok Rusya ve İran turistlerinin dikkatini çekiyor. Avrupalı turistlerin tarifeli seferlerle gitmeyi tercih ettiğini söyleyen TÜRSAB Başkanı Bağlıkaya, şunları söyledi: ‘‘Bu yıl Rusya’dan Kayseri’ye haftada 5 gün charter sefer yapılması planlanıyor. Polonya pazarından ise haftada bir charter sefer planlandı. Uludağ Kayak Merkezine genellikle Avrupa pazarından rezervasyon talebi alıyoruz. Ayrıca Orta Doğu ülkelerinden de talep geliyor.” Bağlıkaya, 3 aylık dönemde Türkiye’ye gelen yabancı ziyaretçi sayısının yüzde 169 artarak 4,7 milyon kişiye yükseldiğini kaydetti.
Tatil Sepeti Genel Müdürü Koray Küçükyılmaz da, “Pandemi sonrası termal, sauna, kapalı havuz ve benzeri alanlarda kısıtlamaların tamamen kaldırılmasıyla, kış turizmine olan talebin diğer yıllara oranla bu yıl artış göstermesini bekliyoruz. Termal sağlık turizmi ve kayak turizmi için talep oldukça yüksek seviyelerde seyrediyor. Mevsim koşulları kayak için istenilen seviyede giderse, çok daha iyi bir sezon geçireceğimizi düşünüyoruz” diye konuştu.
“TatilbudurCom Operasyon ve Kontrattan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Kemal Çubuk, uzun zamandır 2022-2023 yılı satışlarını yaptıklarını vurgulayarak, kış turizm sezonunun da oldukça iyi gittiğini söyledi. Geçen yıldan ötelenen tatil talepleri, döviz bazında Türkiye’nin sahip olduğu fiyat avantajları, özellikle BDT pazarında Rusya başta olmak üzere Avrupa koridorunun kapalı olmasının Türkiye’ye talebi artırdığını belirten Çubuk, “Tatilbudur olarak rezervasyon bazında yüzde 200’ün üzerinde artış gerçekleştirdiğimizi gözlemliyoruz. Sezon sonunda dış pazarın payı daha da yükselecek” dedi.
Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB) Başkan Yardımcısı ve NG Hotels Yönetim Kurulu Başkanı Hediye Güral Gür, 2023’ten beklentilerinin yüksek olduğunu ifade ederek şunları anlattı: “Kış rezervasyonları gayet iyi gidiyor. Sömestr tatili için hem Sapanca Hem Afyon otellerimize yoğun bir talep var. Pandemi uzun vadeli rezervasyonlara yaklaşımı değiştirmişti, ancak son dönemde son dakika rezervasyonlar kadar uzun dönem rezervasyonlarda da artış var. Özellikle Rusya, Avrupa ve Ortadoğu olmak üzere bu kış çok talep gelmesi bekleniyor. Güney Kore, Kazakistan, Türkmenistan gibi BDT ülkelerinden rezervasyonlar alıyoruz.”
Jolly yetkilileri de konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı: “Bursa, Erzurum, Erciyes, Kars, Abant ve Afyon bölgelerine ilgi artmakta olup bu sene de bu bölgelerin ön plana çıkacağını düşünüyoruz. Eylül ayının sonlarında başladığımız Kış Erken Rezervasyon kampanyamız kapsamında şu an için özellikle doğa otelleri olmak üzere termal otellerdeki rezervasyonlarda bir hareketlilik söz konusu. Havaların biraz daha soğumaya başlaması ile birlikte açılacak olan kayak otellerine rezervasyonlarda da artış olacağını öngörüyoruz.”
Dedeman Hotels & Resorts International İş Geliştirmeden Sorumlu Başkan Yardımcısı Sinan Mısırlı, “Geçen sezon karın erken yağmasıyla birlikte kayak pistlerinin daha aktif ve elverişli olması için pistlere toz kar yağdırarak sezonu başlatmıştık. Bu yıl da 1 Aralık itibarıyla sezonumuzu açacağız. Bu sezonda doluluklarda yerli turistin yüzde 60, yabancı turistin yüzde 40 pay almasını öngörüyoruz. Yılbaşı ve sömestre dönemlerine yönelik beklentimiz ise yüzde 100’e yakın bir doluluk. Önümüzdeki sezonda iç ve dış pazar ilgisinin daha fazla olacağını bekliyoruz.”
BODER Genel Sekreteri ve Bodrium Hotel & SPA Genel Müdürü Yiğit Girgin, Bodrum’daki Rus turist sayısının, bir önceki yıla göre yüzde 74 artış göstererek 160-170 bin seviyesine yükseldiğini bildirdi. Girgin, şu bilgileri verdi: “Türkiye, Rusya’nın favori ülkelerinin başında geliyor. Antalya’ya yönelik bu talep artışı Bodrum gibi diğer turizm kentlerini de olumlu etkiliyor. Yurtdışı uçuş kısıtlamalarının kalkması, yapılan tanıtımlar sonucu Bodrum’a olan yurtdışı talep artış eğiliminde. 2022’yi pandemi öncesi ve sonraki süreç olarak değerlendirmemek lazım. 2023 yılında da merkez Avrupa ve Rus pazarındaki bu talep artışı devam edecek.”
Bursa Almira Hotel Yetkileri ise 2019 rakamlarının üzerine çıkmayı hedeflediklerini söyleyerek, şu açıklamayı yaptı: “Son yıllarda kış tatili için de uygulanan erken rezervasyon sistemi artık daha yoğun kullanılıyor, bu sebeple doluluklar bu sezon da yüksek olacak. Euro ve dolar artışı, yakın mesafe, ekonomik sebepler, ile yaşanan vize problemlerinden dolayı iç turizmin canlı olacağını ve 2019 rakamlarını geçeceğimizi öngörüyoruz.”
Kasım ayıyla birlikte turizmde kış sezonuna girilen bu dönemde Türkiye’ye Almanya, Rusya ve İngiltere’den turist akışının halen devam ettiğini söyleyen Fintables Kurucu Ortağı Yunus Şahin “Termal turizm sezonunun başlamasıyla özellikle bu alanda mevcut dönemdeki yüksek talebin önümüzdeki günlerde de sürmesi öngörülüyor. Avrupalı turistlerin ülkeye gelişiyle, havacılıkta dördüncü çeyrekteki trafik sonuçlarının geçmiş tarihi ortalamaların üzerinde seyretmesi, sektöre dair öne çıkan olumlu beklentilerden bir diğerini oluşturuyor” dedi.
-
Herson neden önemli?..
Herson neden
önemli?..
Necdet Buluz
Rusya Savunma Bakanlığı, Cuma günü yerel saat ile 05.00’te Ukrayna’nın Herson bölgesinden çekilmenin tamamlandığını duyurdu. kremlin ise Moskova’nın Herson bölgesini Rusya’nın bir parçası olarak görmeye devam ettiklerini belirtti. Savaşta karışık işler.
Rusya Savunma Bakanlığı, Ukrayna’nın Herson bölgesinden çekilmenin tamamlandığını duyurdu. Rusya’nın devlet haber ajanslarından yapılan açıklamada Bakanlık, çekilmenin Cuma günü yerel saat ile 05.00’te tamamlandığını ve tek bir askeri teçhizatın bırakılmadığını ifade etti.
Bununla birlikte Kremlin, geri çekilmenin hiçbir şekilde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin için bir utanç oluşturmadığı konusunda ısrar etti. Kremlin sözcüsü Dmitriy Peskov gazetecilere verdiği demeçte, Moskova’nın Herson bölgesini Rusya’nın bir parçası olarak görmeye devam ettiğini söyledi.
Peskov, ayrıca Kremlin’in, Herson ve diğer üç Ukrayna bölgesinin yasadışı ilhakını kutlamak için bir aydan biraz daha uzun bir süre önce şenlikler düzenlediği için pişman olmadığını da sözlerine ekledi.
Herson’dan çekilme savaşın dönüm noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Ancak analistlere göre Rusya’nın savaşı kaybettiği anlamına gelmiyor.
Herson, Ukrayna’nın güneyinde aynı adı taşıyan kent ve kentin bulunduğu bölgenin adı. Rusya’nın 2014’te ilhak ettiği Kırım Yarımadası’nın tek kara bağlantısı Herson’du. Kırım, Rusya için stratejik açıdan ne kadar önem taşıyorsa, Herson da Ukrayna açısından Rusya’yı Kırım’da tecrit etmek için o kadar önemli. Rusya’nın geri çekilmeye başlamasıyla birlikte Moskova’nın Kırım ile kara bağlantısı kesilecek.
Karadeniz’de bir yarımada olan Kırım’ın suyu Herson’dan geliyor. Su, Ukraynalıların Dnipro dediği Dinyeper Nehri’nden kanalla taşınıyor. Ukrayna, Rusya Kırım’ı ilhak ettiğinde yarımadanın suyunu kesmişti. Ruslar, Şubat’ta Ukrayna’ya girdiğinde, Herson ve doğusundaki Zaporijya’yı ele geçirip kanalı yeniden açmıştı. Herson yeniden Ukrayna’nın kontrolüne geçerse Kiev muhtemelen suyu yine kesecek.
Herson, Ukrayna’nın ortasından geçen ve ülkeyi boydan boya kateden Dinyeper Nehri’nin ağzında yer alıyor. Burası, Rusların Dinyeper’in batısına geçtiği tek yer olma özelliği taşıyordu. Rus güçlerinin, nehrin doğusuna çekilmesi Ukrayna’ya Zaporijya’nın yolunu açabilir. Ukrayna’nın Zaporijya’yı ve Rusların kontrolündeki nükleer santrali geri alması kolaylaşır.
Herson’un Moskova açısından sembolik önemi de var. Herson kenti, Rus güçlerinin Ukrayna’da ele geçirdiği tek bölgesel başkentti. Savaşın başında Rusya’nın Herson’dan sonra Mikolayev ve Odessa’yı da alarak Ukrayna’nın Karadeniz’le bağlantısını kesmeyi planladığı düşünülüyordu. Ancak Moskova, Herson’dan batıya ilerleyemedi. Buna karşılık Donetsk, Zaporijya ve Herson’u alarak Ukrayna’nın Azak Denizi’yle bağlantısını kesti. Ukrayna’nın, Herson’u almasıyla birlikte yeniden Azak Denizi’ne kıyısı oldu. Ancak önemli olan bölgenin Karadeniz’e olan kıyısı.
-
Almanya Acil Olarak 1 Milyon 200 Bin Çalışan Arıyor
Almanya’da iş gücü açığı artış gösterdi. Yüksek öğrenim görmüş kişiler kadar ara elemana da büyük ihtiyaç duyuluyor…
ALMANYA ACİL OLARAK 1 MİLYON 200 BİN ÇALIŞAN ARIYOR
Almanya’da başta sağlık ve mühendislik alanları ile ara eleman ihtiyacının büyük boyutlara ulaştığı ortaya çıktı. Almanya merkezli iş ve göç hizmetleri veren danışmanlık şirketi Avantaj AG CEO’su Dr. Ahmet Ertekin, ülkede acil olarak 1 milyon 200 binin üzerinde insan kaynağına ihtiyaç duyulduğunu söyledi.
Dr. Ertekin, bu sayının yarısının AB ülkelerinden kalanının ise Türkiye’nin de aralarında bulunduğu AB dışındaki ülkelerden karşılanmak istendiğini belirterek “Resmi verilere baktığımızda özellikle sağlık sektöründe her 100 iş ilanına 32 başvuru olduğunu görüyoruz. Bunun yanında inşaat mühendisi açığı da büyük boyutlarda. Avantaj AG olarak hizmete sunduğumuz europerso.com internet sitesi ile Almanya’da çalışmak ve yaşamak isteyenlere A’dan Z’ye tüm hizmeti en kolay yoldan veriyoruz. Profesyonel CV hazırlamadan başvuru, vize ve göç yasasının en karmaşık bilgilerine kadar olan süreci basitçe tamamlıyoruz” dedi.
“Nüfus dengesiz bir yapıda”
Özellikle son yıllarda Almanya nüfusunda yaşlı/genç oranının dengesiz bir yapıya ulaştığının da altını çizen Avantaj AG CEO’su Dr. Ahmet Ertekin, ara eleman sıkıntısının da önemli boyutlarda olduğunu kaydetti. Genç nüfus arasında yüksek öğrenim görme isteğinin artmasıyla tüm sektörlerde ara eleman bulmanın zorlaştığını sözlerine ekleyen Dr. Ertekin şunları söyledi;
“Bir dönem ara eleman yetiştirme konusunda örnek gösterilen ülkelerden biri olan Almanya’da, yüksek öğrenim çağına gelmiş gençlerin üniversitelere yönelmesi bu açığı büyüttü. Bu okullardan mezun olanlar da akademik mesleklere yöneldiler. Yeni jenerasyonun bu yöndeki tercihi hemen tüm sektörlerde iş kaybının oluşmasının önünü açtı. Akla gelen tüm sektörlerde eleman açığı Almanya’yı ülke dışından çalışana yöneltti. Aşçıdan fırıncıya, boyacıdan duvarcıya, marangoza, kaynakçıya, tamirciye, terziye kadar çok geniş bir skalada kolaylıkla iş bulunabiliyor. Önemli olan doğru bir başvuruyu yapıp tamamlamak. Bunun için her aşamada europerso.com ile en güvenilir hizmeti veriyoruz”

Dört sektörde aciliyet var
Almanya’da en son bilgi ve veriler ışığında dört sektör ve meslek grubunun iş alanında hizmet verecek acil çalışan gereksinimi olduğunu da sözlerine ekleyen Dr. Ertekin şöyle konuştu;
“Öncelikle sağlık sektöründe doktor, hemşire, sağlık teknisyeni ve hasta bakıcı gibi hizmetlerde istihdam eksikliği yaşanmakta. Teknik ve teknolojik mühendislik alanlarında da boş kadrolar bulunuyor. Elektrik, elektronik, makine, endüstri, mekanik ve otomotiv mühendisliği bu alanda başı çekiyor. Eğitim, bilişim ve teknoloji alanında da akademisyen ve uzmanlara geniş bir iş alanı bulunmakta. Bunların dışında her sektör için koşullar farklılık gösterse de teknisyenlik, elektrikçi, şoför, müşteri danışmanı gibi mesleki yeterliliğe sahip çalışanlar da sıklıkla tercih edilmekte.”
Ayrıntılı Bilgi: www.europerso.com















