Kategori: dünya

  • ŞEHİR’DEN DEVLET’E ÜTOPYA YAZINI

    ŞEHİR’DEN DEVLET’E ÜTOPYA YAZINI

    Mehmet Ali Kılıçbay, Leviathan’a (Thomas Hobbes) yazdığı önsözde şöyle diyordu: “Her ütopya, bir cennet veya bir cehennem senaryosudur ve modelini haritada terra incognita diye gösterilen yerlerden alır” Yani bilinmeyen yerler. “16.Yy’ın terra incognitası Amerika olmuştur, tıpkı önceki yüzyıllarınkilerin bilinmeyen Asya olduğu gibi”… O sebeple keşifler çağı olarak anılan 15 ve 16. Yy’da Avrupalılar için Asya ve Amerika terra incognita olmuştur.

    Neil McWilliam ise “Marx ile Engels, 1848’de ütopyacılık üzerine yaptıkları yorumlarda bu tür özlemleri küçümserler. Saint-Simon ve Fourier’yi proletaryayı ‘tarihte hiçbir inisiyatif üstlenmemiş ya da bağımsız hiçbir siyasi hareket yürütmemiş bir sınıf’ olarak görmekle suçlarlar.” diye ifade etmektedir (Sanat Ütopya: Mutluluk Hayalleri, İletişim Yayınları, 1. Baskı, 2011, s. 29)

    Ama bunlardan en çok tasavvur edileni ada ütopyaları.  Keşif bekleyen daha öteki topraklar bilhassa adalar Avrupalı yazarların birer ütopya konusu idi.

    Robinson Crusoe’yu çocukluğumda okumuştum. O romanın bir adada geçen hikâyesi bir ütopyadan çok bir hakikate dayanıyordu ve ilk İngiliz realist romanı (1719) kabul edilmekteydi. Issız bir adaya düşen uygar bir insanın, gemici Alexander Selkirk’in 25 yıl birkaç araçla doğayla mücadelesini anlatıyordu. Sonra J.Swift’in bir başka ünlü ada hikâyesi de Güliver’in Gezileri idi: Cüceler Adası (Lilliput) ve devler ülkesi (Brobdingnag)  maceraları… Jules Verne’in Esrarlı Ada’sı, R.Louis Stevenson’un Define Adası gibi fantastik öyküler de ütopik yazın içinde kısmen yer bulmuşlardı.

    En bilinen iki ada hikâyesi Platon’un aktardığı Atlantis ve F.Bacon’un yazdığı Yeni Atlantis’ti.

    Antikçağ ütopyaları arasında Phales, Hippodamos, Aristophanes, Euhemeros

    ve Lukianos yer alır. Bunların arasında yine bir ada ütopyası olarak Euhemeros’un Hiera Adası da dikkat çekmektedir. Kralsız,  eşitlikçi ve emekçi bir toplumsal düzen (Panchaea) önerilmektedir.

    Platon efsanesinde bir tepeyi karadan ayırıp büyük bir ada meydana getirmiş onu da çemberler şeklinde 5 parçaya ayırarak Atlantis’i tasarlamıştı.  Ancak bolluk ve zenginleşme ile giderek yozlaşan ada halkı iktidar hırsı ile beraber bilgeliğin dışına çıkarak yok olup gitmiştir.

    Platon Atlantis’ten sonra önerdiği ikinci devlet modelini Sparta ve Atina’nın dağılmasına karşılık Yunanistan için bir siyasal öneri olarak yazmıştır: Devlet… Platon Devlet (Politeia) adlı eserde filozofların yönetimindeki bir devlet şekli önermiştir.

    Devlet ile beraber başka bir antikçağ ütopyası olan Jambulos’un Güneş Adaları da yine yüzyıllar boyu ütopyacılara esin kaynağı olmuştur.

    Tomasso Campanella ise Güneş Ülkesi’inde, “İnsanları doğru ve yüksek düşünceler yönetmiyor. Dünyaya felaketleri bile mutluluk diye adlandıran kötüler hâkimdir.” diyordu (Güneş Ülkesi, Kaynak yayınları, 2.Baskı, s.87). İlkel insanlar öldürmeyi savaşı bilmiyorlar, adalarında sakin ve doğayla barışık olarak yaşıyorlardı.

    Daha birçok ada ütopyası daha vardı elbette fakat en çok bilinen ya da benim adlarına en sık rastladığım ütopyalardı bunlar.

    Teorik olarak anlatı (metin) özelliği taşıyan ütopyaların uygulama alanı ise mimarlık tasarımlarıdır yani kentsel uygulamalar.

    Bu alandaki önemli kaynaklardan bir tanesi de 2001 yılında yayınlanan “20.Yy Kenti” dir. Bu kitap Wright, Howard ve Cobusier’in 20.Yy kent ütopyalarına yer verilir (s. 107-126) Kooperatif-sosyalist, decentrist ve sendikalist yönelimli olarak ifade ettiği bu üç plancının tasarımlarının sonuçlarına dayalı olarak Robert Fishman, “Üçü de kentsel tasarıma devrimci bir coşku getirdi” demektedir.

    Aynı kitapta Avrupa dışında kalan kentleri sınıflandıran Gideon Sjoberg’in feodal yani aristokratik kentlerle ilgili tanımlamalarına yer veriliyor. Sjoberg’e göre Asya ve Afrika’daki örneklere bakıldığında bu kentler belirli nitelikler gösteriyor: Tutucu, yeniliğe direnen,  dinci ve gelenekçi değerlere göre örgütlenmiş durağan bir katı sınıf yapısıdır…

    Max Weber, Şehir (Die Stadt)’de aristokratik şehirlerin yani kral ve soylu çevresinin mülkiyetindeki kentlerden sonraki kentsel yapının,  burjuvazinin mesleki işbölümü ve örgütlenmeyle ticari ve hukuki haklar (siyasal ve sosyal) kazanmasının sonucu ortaya çıktığını ifade eder.

    Büyük Özgürlük Fermanı (Magna Carta Libertatum) kralın yetkilerinin sınırlandırılmasını sağlamıştı. Günümüz hukuk sisteminin temellerinin atıldığı tarih 1215’tir…

    Akın Sevinç ise ayrı türler olarak ele alınan sosyal ve mimari ütopya alanlarını mimarlık alanındaki mesleki bilgisini de katarak farklı disiplindeki örnekleriyle bir bütün olarak ele almaya çalışıyordu (Ütopya: Hayali Ahali Projesi, Okuyan Us Yayın, 2004).

    Annalee Newitz ve Emily Stamm,19.Yy ve 20.Yy’da tasarlanmış belli başlı ideal şehir örneklerini  “Gerçekleşememiş 10 Ütopya Şehir”  başlığı altında ele almışlardı. Bunlar, vegeteryan aktivist Henry Clubb tarafından 1856’da tasarlanan konutlara en fazla ışığın girmesini sağlayan “Sekizgen Kent”, Fransız Mimar Le Corbusier’in çatılarında bahçelerin olduğu gökdelenlerden oluşan Makine Şehri “Villa Radiuse”, 1902’de toplumsal reformcu Ebenezer Howard’ın tasarısı “Bahçe Şehir”, 1932’de Frank Lloyd Wright’ın tasarladığı kır kentler “Broadacre Şehir”, Albert Speer’in Berlin için tasarlanan dev bina ve geniş bulvarlardan oluşan “Germanya Anıtsal Kenti”, Henry Ford’un 1930’larda Amazon’da denediği “Fordistan”, Buckminster Fuller’in Tokyo için tasarlanan  gökyüzünde yüzen şehirleri “Stars”, 1947’de Life Dergisi’nde yayınlanan nükleer geçirmez ulusal arazi kullanım planı “Atomurbia”,  Alaska için tasarlanan tamamı kapalı şehir “Seward’ın Başarısı” ve G.Koreli mimarlarca tasarlanan  iklimden iletişime her şeyin bilgisayarlarla kontrol edileceği  “Akıllı Şehir Songdo”dur (Çeviren Özlem Katısöz, Yeşil Gazete, 8 Ocak 2014).

    Sonraki yıllarda ütopya yazını üzerine oldukça fazla sayıda yapıt dilimize kazandırıldı. Say Yayıncılık ve Kaynak Yayınları 7’şer kitaplık bir ütopya kitapları dizisi yayınlamıştır.

    Say Yayınları’nın ütopya dizisi için kaleme aldığı “Ütopya ya da Başka Bir Dünyanın Olabilirliği Üzerine” başlıklı  giriş yazısında Mustafa Hazım Bayka, ütopyalardan genel olarak söz ederken, “Evrensel mutluluk, eşitlik ve özgürlük idealleri, sınıfsal baskılar ve sömürü altında yaşayan toplumların düşlerini süslemiş ve giderek insanlığın bir Altın Çağ dönemi yaşadığı üzerine bir kanının doğmasına yol açmıştır” diyordu.

    Kaynak Yayınları ayrıca bilhassa Tanzimat sonrası dönemde kaleme alınmış ütopik yazıları biraraya toplayarak Türk Ütopyaları adıyla yayınladı. Kitapta yer alan Hüseyin Cahit Yalçın’ın Hayat-ı Muhayyel’i (Hayal Edilmiş Hayat) ondan önceki ütopyaların birçoğunda görüldüğü gibi uzak diyara, korunaklı bir adaya yerleştirilmişti.  Yeşil bir yurt olarak tasavvur edilen adada özgürlük kanaatkârlık ve demokratik kurallar (müşterek yaşam ve kardeşlik) geçerli idi. Yalçın’ın, kitabında aktardıklarıyla sosyalist düşüncelerden, Jambulos’un Güneş Adaları ve J.J.Rousseau’nun ilkel yaşama ilişkin fikirlerinden etkilendiği görülmektedir…

    Platon, T.More, Campanella, R.Owen, Fourrier, S.Simon, Louis Blanc, Proudhon, Marx ve Engels gibi isimler sosyalizmin yani kollektif mülkiyetin, üretim araçlarının müşterek paylaşımının, toplumculuk ve eşitlikçilik fikrinin savunucusu oldular. Fransa’da Fourrier ve S.Simon’un devrimci görüşlerini öncü ütopyacı sosyalist Robert Owen, 1816’da İngiltere’deki New-Lanark fabrikasında J.Locke’un insan-çevre ve J.J.Rousseau’nun toplumsal sözleşme teorilerini geliştirerek çalışanlarına uygulamak istedi. Robert Owen’a göre din, burjuva aile yapısı ile özel mülkiyet krizin ana nedeni idi.

    Farabi 872-950 yılları arasında yaşamış bir Türk-İslâm filozofuydu. ElMedinetü’lFazıla (İdeal Devlet Yurttaşlarının Görüşlerinin Ana İlkeleri)’da bir başkanın erdemlerini sayar. Kitap İslâm ve Yunan felsefesini (Platon ve Aristo) uzlaştırmaya çalışmıştır. Kısaltılmış adıyla “Arâ” diye nitelendirilen kitabın 910-912 yılları arasında yazıldığı belirtilmektedir (Çeviri Prof. Dr. Ahmet Arslan, Divan Kitap, 2013, 5.Baskı).

    François Rabelais, 1532‘den itibaren “Gargantua” karakteriyle tanınan ortaçağ skolastik düşüncesini batıl inançlarını eleştiren önemli bir klasik ütopik yapıt serisi ortaya koydu.

    Thomas Hobbes 1651’de Ütopyacılar Çağı olarak tanımlanan bir dönemde ona benzeyen başka bir yapıt ortaya koymuştur. Hobbes de kilise ve ortaçağ fikrini eleştiriyor, İngiltere’de cumhuriyete geçilmesinden hemen sonra kaleme aldığı Leviathan adlı yapıtta bir kralda cisimleşen kılıçlı ve meşaleli bir gücü (Commonwealth) ulus-devleti, kutsal kent-devletin yerine koyuyordu.

    Geleceğe ilişkin ütopyalardan biri de Edward Bellamy’nin Geçmişe Bakış adlı ütopyasıdır. Roman kahramanı Julian West 1887’de hipnozla uykuya dalar 13 yıl sonra 2000’de Boston kentinde uyanır. Ordusu bulunmayan,  eşit ve ortak bir düzen içinde bulur kendisini. Çalışma saatleri kısa olan bu zamanda artık para yerine kartlar kullanılmaktadır. Bu kartlarla ortak alışveriş edilen merkezlerden alınan her şey evlere pnömatik tüneller vasıtasıyla ulaştırılmaktadır. Bellamy, 1888’de kaleme aldığı romanda aristokrasiyi ve sınıfları eleştirmektedir. Makineleşme ve kentleşmeyle çalışmak da mutluluk olmaktan çıkmış, her şey denetim altına alınmıştı.

    William Morris’in Gelecekten Anılar romanında (1890) ise bu defa William Guest isimli bir kahraman kendini 2012’de bulur.  Devrim olmuş Londra değişmiştir. Taşraya dönüşmüş kentte Dick adında devrime ilgi duyan yaşlı bir tarihçiyle gezerler. Karl Marx ve John Ruskin’in eserlerinden bolca etkilenen bu eşitlikçi toplum ütopyasında, ulusa paraya yer yoktur. Herkes dilediği bir işte çalışır, üretilen her şeyi eşit biçimde paylaşır; özel mülkiyet yoktur, herkes için yeteri kadar yiyecek ve giyecek vardır; kişisel özgürlük ile huzur bu ütopyanın temelini oluşturur.

    Morris, devletin yok olup gittiği ve her topluluğun kendi işlerini özgürce yürüttüğü bir ülke tasvir etmektedir. Clive Wilmer, Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan baskıda yer verilen “Bibliyografik Not” başlıklı yazısında William Morris’in bu kitabı üzerine  “Gelecekten Anılar öncelikle bir memnuniyetsizliğin ifadesidir. Hikâye daha iyi bir dünyanın mümkün olduğunu vurgular.” der. (Ayrıntı Yayınları, S.256)

    Ayrıntı Yayınları’nın 2002’de Gelecekten Anılar olarak yayınladığı kitap Say Yayınları tarafından da 2011’de orijinal isminin çevirisiyle Hiçbir Yerden Haberler (News From Nowhere) olarak yayınlanmıştır.

    Egemenliğin üç temel unsuru coercion denen emretme gücü (hukuksal), zor kullanma gücü (polis ve asker) ve parasal güçtü (maliye, vergi, kamusal harcamalar). Ursula K.Le Guin romanlarında hiçbir otorite ve hiyerarşiye yer verilmeyen bir toplumsal düzen (anarşist ütopya) işler. Başyapıtı sayılan Mülksüzler için, “Romanım Mülksüzler, kendilerine Odocu diyen küçük bir dünya dolusu insanı anlatıyor. Odoculuk anarşizmdir. Eski Taocu düşüncede öngörülen, Shelley ve Kropotkin’in, Goldmann ve Goodman’ın geliştirdiği biçimiyle. Anarşizmin baş hedefi, ister kapitalist isterse sosyalist olsun, otoriter devlettir; önde gelen ahlakî ve ilkesel teması ise işbirliğidir (dayanışma, karşılıklı yardım). Tüm siyasal kuramlar içinde en idealist olanı anarşizmdir; bu yüzden de bana en ilginç gelen kuramdır.” demiştir. Le Guin, amacını  “Anarşizmi daha önce yapılmamış bir şekilde romanda somutlaştırmak” olduğunu ifade ederek Mülksüzler’i yazarken etkilendiği Amerika’da anarşizmin öncüsü saydığı yazar Paul Goodman’a ithaf ediyordu…

    “Sanayi Sonrası Ütopyalar” (1987) adı altında ele alınan kuramcılar da yeni bir toplumsal düzen için pratik uygulanabilir (protopya) önermiyorlar. Çoğu gelecek için hala umutlu ama ciddi bir ütopyaları yok. Bahro, Gorz, Jones ve Toffler, bu dört sanayi sonrası ütopist kuramcı en azından anti kapitalist yeni toplumsal ilişkileri üstü kapalı biçimde savunuyorlar (Sanayi Sonrası Ütopyalar, Boris Frankel, 1991, Ayrıntı Yayınları).

    Ernest Callanbach’ın 1975’te yazdığı Ekotopya adlı roman tüm sistemleri ekoloji üzerine kurulmuş bir toplumun 1999’daki yaşamlarının anlatıldığı ilk çevreci ütopya örneği oldu.

    Mazdek (6. Yüzyıl ortaları) reformları da birçok yönüyle bir sosyal devrim olarak nitelendirilebilir ve erken komünizm örnekleri arasında verilebilir. Babek Hürremi İsyanıyla (816-838) gelişen hareket aynı zamanda sembolik olarak kızıl elbiseler giymelerinden ötürü “Kızıllar – Kızıl giyinenler” adını taşımaktadır

    Onedio Kolonisi 1848-1880 de komünist ilkelere dayalı dinsel ve sosyal bir topluluk  (New York) olarak yaşamlarını sürdürdüler. Ann Lee’nin 1736’da İngiltere’de kurup New York’a taşıdığı “Shaker” adlı mezhep de komünal bir yaşam tarzıyla bilinmekte idi.

    Thomas Münzer’in hazırladığı 12 maddelik bildiri de (1525) ütopya tarihi açısından önemli bir köylü komün hareketi olarak dikkat çekmektedir. Dinsel kaynaklı görünse de devrimci bir hareket olarak gelişmiştir. Tanrı ve İncil buyruklarının hasebiyle eşitlikçi, özgür ve adaletli bir toplumsal düzenin kurulmasını öngörmüştü…

    Göksel ütopyalar bilim kurgu türünde romanlar olarak tanımlanıyor. Bunlar arasında   Savinien Cyrano de Bergerac’ın Öteki Dünya (1657), Aleksandr Bogdanov’un Kızıl Yıldız (1908), Robert Heinlein’in Yaban Diyarlardaki Yabancı (1961), John Scalzi’nin Yaşlı Adamın Savaşı (2005) dilimize çevrilen yapıtlar arasında sayılabilir.

    Le Corbusier bazı yerleşim projelerine “İçinde yaşanacak makineler” adını vermişti. Etkili bir devletle endüstriyel bir girişimi benzeş saymıştı.

    Samuel Butler’in 1872’de yazdığı distopya roman Erewhon, makinelerin insan üzerinde egemen konuma geçeceğinden söz eden ilk kitap olma özelliği taşımaktadır. Butler, İngiliz Viktorya dönemini suç, ceza ve din yönünden eleştirir.

    Bizde ilk çocuk bilim kurgu romanı sayılan Selma Mine’nin  “Uzay Yolu” 1973 yılında basılmıştır.

    Yakın gelecekteki ütopyaların birçoğu karamsardı ve birer distopyaya dönüşüyordu.  H.Wells’in Zaman Makinası, Aldoux Huxley’in Cesur Yeni Dünya, George Orwell’in 1984,  Edward Morgan Forster’in bilim-kurgu öyküsü The Machine Stops bunlar arasında sayılabilir. Dünya’nın geleceği ile ilgili distopyalar arasında  Lois Lowry’nin Seçilmiş Kişi (1993), Philip Reeve’in Yürüyen Kentler (2001) serisi Cormac McCarthy’nin Yol (2006) adlı kitapları da sayılabilir.

    TAMER UYSAL

     

    TAMER UYSAL KİMDİR?

    1965’de Bursa’da doğdu. İlk, orta, lise tahsilini Bursa’da yaptı.

    Çocukluğu Demiryolu altındaki mahallelerde geçti. Çınar Lisesi’ni bitirdi. 1988 yılında Ege Üniversitesi Basın-Yayın Yüksekokulu şimdiki adıyla İletişim Fakültesi’nden mezun oldu. Uludağ Üniversitesi’nde geçen memuriyet yılları içinde Nilüfer Ticaret Lisesi’nde öğretmen stajyerlik yaptı,genç beyinlerle tanıştı. Ancak yasalar öğretmenlik yapmasına engeller koydu.  Bursa Büyükşehir Belediyesi’nde Basın ve Halkla İlişkiler biriminde görev yaptı. Belediyedeki görevinden 2015’te baskılar ve siyasi uyuşmazlık gibi nedenlerden dolayı ayrılmak zorunda kaldı. Ayrıca Anadolu Üniversitesi İktisat Bölümü mezunudur. Türkiye çapında bazı dergilerde yayımlanmış, yazı ve şiirleriyle yayımlanmamış şiirleri vardır. Bursa’daki bazı yerel radyolarda (radyo mix, radyo press …) 1995-2000 arası kültür-sanat ağırlıklı programlar yapan Uysal, Ticaret gazetesinde çeşitli konularda zaman zaman konuk yazar olarak yazılar kaleme aldı.

    Türkiye çapında yazı ve şiirleri; Aykırı Sanat, İmgelem, Yoğunluk, Amigra, Güney Kültür Sanat, Lacivert Sanat, Şehir Kültür Sanat, Öner Sanat, Olay vs. gibi basılı dergi ve gazetelerde yayımlandı. Bunun yanında birçok e-dergiye de metin vermekte.

  • Metin Karakoca; başta Ankara olmak üzere Türkiye’nin birçok ilinde bürokratlara bir dizi ziyarette bulundu…

    Balkan Tercüme şirketini dünyaya açma ve geliştirilmesi hususunda olumlu adımlar atan Metin Karakoca; başta Ankara olmak üzere Türkiye’nin birçok ilinde bürokratlara bir dizi ziyarette bulundu…

    Forumun karşı kanat kuruluşları ile protokol yapmaya gideceklerini belirten Balkan Tercüme sahibi Metin Karakoca; Mart-Nisan arası düzenleyecekleri Büyük Balkan İş Forum hakkında bilgiler vermek için bir dizi ziyaret yaptı.

    Balkan Tercüme sahibi Metin Karakoca ve Kosova İş Konseyi temsilcisi aynı zamanda 24. Dönem milletvekili Rifat Sait; kendilerine destek olunması için bürokratlarla yaptıkları görüşmelerin faydalı geçtiğini belirttiler.

    KARAKOCA: “VERİMLİ ZİYARETLER GERÇEKLEŞTİRDİ”…

    Balkanlarda bahar ayında yapacakları Büyük Ekonomi Forumuna hazırlandıklarını belirten Metin Karakoca yaptığımız çok güzel ziyaretler oldu dedi.

    Forumun karşı kanat kuruluşları ile protokol yapmaya gidiyoruz diyerek açıklamada bulunan Karakoca; “İçişleri Bakanlığı STK Genel Müdürü Ahmet TÜRKÖZ, Diyanet Vakfı Şirketi KOMAŞ Genel Müdürü Necmettin KARATAŞ, Ankara Kent Konseyi Başkan Yardımcısı Süleyman BASA, MSB Bakan Yardımcısı Alpaslan KAVAKLIOĞLU, Sağlık Bakan Yardımcısı Halil ERDEMİR, Dışişleri Bakan Yardımcısı Yasin Ekrem SERİM, Torbalı Ticaret Odası ‘nın Başkanı Abdulvahap Olgun, Ege İhracatçı Birlikleri Başkanı Jak Eskinazi  ile Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçı Birliği Başkanı Hayrettin Uçak ve  İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekib AVDAGİÇ’ ile görüşmeler yaptık. Ziyaretlerimiz sırasında Mart veya Nisan aylarında yapılacak olan Balkan iş forumu hakkında bilgi verdik. Misafirperverliği için tüm bürokratlarımıza ayrıca teşekkürlerimizi ilettik” dedi

    BALKAN EKONOMİ FORMU BAHAR AYINDA YAPILACAK…

    Yapılan ziyaretlerin ardından basın mensuplarına bir açıklamada bulunan Balkan Tercüme sahibi Metin Karakoca; “Hafta başında ASİAD derneğinin ödül törenine katılacağız. Daha sonra Balkan Turu için yola çıkacağız ve Kosova, Makedonya, Arnavutluk ve Karadağ’da yapacağımız geziler ardından Forumun karşı kanat kuruluşları ile bir protokol yapacağız. Bahar aylarında Balkanlarda yapacağımız Büyük Ekonomi Forumunu değerlendireceğiz. 2023 yılında yapacağımız tüm etkinlikler hakkında daha sonra ajanslara, siz değerli muhabir arkadaşlarıma birçok bilgiler vereceğim” şeklinde konuştu.

  • SABANCI HOLDİNG CEO’SU Cenk Alper, “Sürdürülebilirliği bir risk değil değer yaratma fırsatı olarak görüyoruz.”

    SABANCI HOLDİNG CEO’SU CENK ALPER DAVOS’TA KONUŞTU:

    “REKABETİN ÖTESİNE ODAKLANAN YENİ BİR İŞ BİRLİĞİ KÜLTÜRÜ, SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMANIN ANAHTARI”

    Her yıl küresel ekonominin farklı alanlardaki paydaşlarını İsviçre’nin Davos kasabasında bir araya getiren Dünya Ekonomik Forumu (WEF) Yıllık Toplantısı, bu yıl “Parçalanmış Bir Dünyada İş Birliği” temasıyla düzenlendi. Kamu, özel sektör, sivil toplum ve akademi dünyasından yaklaşık 3 bine yakın katılımcının yer aldığı toplantılarda, dünya sorunları ve çözüm önerileri masaya yatırılırken, aksiyon odaklı küresel iş birliklerinin altı çizildi.

    Davos’ta Türk iş dünyasını temsil eden isimler arasında yer alan Sabancı Holding CEO’su Cenk Alper, organizasyonun ikinci gününde, sürdürülebilir mobilitenin geleceğinin tartışıldığı kapalı oturuma konuşmacı olarak katılırken, tüm ziyaretçilere açık olarak düzenlenen “Döngüsel Uygulamalara Hayat Vermek” panelinde ise iş ve operasyon modellerinde döngüselliğin hızlandırılması için neler yapılması gerektiğini ve Sabancı Topluluğu’nun bu alanda hayata geçirdiği proje ve uygulamaları anlattı.

    “LİNEER EKONOMİNİN ÖĞRETİLERİNİ UNUTMALIYIZ”

    Döngüsel ekonominin, iklim acil durumu, biyoçeşitliliğin azalması, toplumsal eşitsizlik gibi dünyanın karşı karşıya olduğu büyük krizlerin çözümü için hayati önem taşıdığını belirten Cenk Alper, “Döngüsel ekonomi uygulamalarının gelişmesinin dünyamıza sağlayacağı katma değer sadece çevreyle sınırlı değil. Bugün küresel enerji ve hammadde krizlerinin olumsuz etkilerini çok net biçimde görüyoruz. Yenilenebilir enerjiyle kol kola ilerleyen döngüsel ekonomi uygulamalarının artması, küresel krizlere karşı da çok önemli bir kalkan görevi görüyor. Ayrıca, sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle paralel şekilde, şirketler için yeni büyüme ve istihdam alanları sağlıyor” şeklinde konuştu.

    Yeni dünya düzeninde, lineer ekonominin öğretilerinin unutulması gerektiğinin altını çizen Alper, “Hep birlikte, döngüsel ekonomi uygulamaları aracılığıyla, nasıl daha fazla değer yaratabileceğimizi yeniden düşünmeliyiz. Tedarik zincirlerimiz başta olmak üzere iş süreçlerimizi buna göre gözden geçirmeliyiz. Bugün dünyada döngüsellik çoğu zaman geri dönüşüm ile eş anlamlı olarak algılanıyor. Bunu değiştirmek için, tüm sektörlerde döngüsellik örneklerini artırmamız çok önemli” dedi.

    Sürdürülebilirliğin, Sabancı Topluluk Vaadi’nin ana öğesi olduğunu sözlerine ekleyen Cenk Alper, “Sürdürülebilirliği bir risk değil değer yaratma fırsatı olarak görüyoruz. Mevcut ekonomik büyüme düzenini devam ettirmenin artık dünyada mümkün olmadığı çok açık. ‘Almak, kullanmak ve atmak’ yerine ‘azaltmak, yeniden kullanmak ve geri dönüştürmek’ üzerine kurulu döngüsel bir ekonomi modelini, düşünce yapımıza, iş yapış şekillerimize, gelecek stratejilerimize entegre etmeyi, dünyamızın ve insanlığın geleceği için bir zorunluluk olarak görüyoruz. Kendimizi sadece yıkıcı inovasyon süreçlerinin takipçisi değil, aynı zamanda geliştiricisi olarak da konumluyoruz. Dünyanın Sabancı’sı vizyonumuzla paralel olarak, küresel büyüme stratejimizi de bu yaklaşımla ele alıyoruz. Bu kapsamda, gelecek 5 yılda yapacağımız yatırımların yüzde 75’ini, ‘yeni ekonomi’ olarak adlandırdığımız enerji ve iklim teknolojileri, ileri malzeme teknolojileri ve dijital teknolojilere yönlendiriyoruz” dedi.

    World Economic Forum Annual Meeting 2023

    “YENİ BİR İŞ BİRLİĞİ KÜLTÜRÜNÜN ÖNCÜLÜĞÜNÜ YAPIYORUZ”

    Kordsa, Brisa, Temsa ve Teknosa gibi çok sayıda Topluluk şirketinde, döngüsel ekonominin öncü uygulamalarını hayata geçirdiklerini ifade eden Cenk Alper konuşmasına şöyle devam etti: “Bugün, sürdürülebilir yaşama hizmet etmenin yolu, bu uygulamaların etki alanını tüm ekosisteme yaymaktan ve yeni bir iş birliği kültürü yaratmaktan geçiyor. Kordsa’nın, Continental ile birlikte hayata geçirdiği Cokoon isimli yapıştırma teknolojisi bu kültürün sembol projelerinden biri. Ortaya koyduğumuz açık inovasyon yaklaşımıyla, lastik işimizde küresel rakiplerimizden biri olan Continental ile Ar-Ge ekiplerimizi bir araya getirerek, bu alanda 100 yıldır kullanılan formüle çok daha inovatif, çok daha çevreci bir alternatif geliştirdik. Cokoon’un patent havuzunda bugün Continental ve diğer iki iş ortağımızla birlikte toplam dört şirketiz. Her birimiz kendi birikimimizi havuza koyarak, buradaki uygulamalarımızı sürekli olarak geliştiriyoruz. Bugün geldiğimiz noktada, sektördeki 70’e yakın şirket bu teknolojiyle yakından ilgileniyor. Görüyoruz ki; ortak çabalarımız, sürdürülebilirlik için yeni bir pazar standardının yaratılmasını sağladı. Bu proje, yarattığımız etkinin ve değerin, kendi operasyonlarımızın çok daha ötesine geçtiğinin mükemmel bir örneği. Sabancı Topluluğu olarak, daha yüksek bir amaç için şirketler arası iş birliğini benimseyen, rekabete toplumsal fayda odaklı bir bakış açısı kazandıran, inovasyonu kendine saklamak yerine tüm paydaşların kullanımına sunan, ‘şirketin faydası’ndan çok ‘ekosistemin faydası’nı gözeten bir iş birliği kültürünün öncülüğünü yapmaktan gurur duyuyoruz.”

    World Economic Forum Annual Meeting 2023
    World Economic Forum Annual Meeting 2023

    ”TASARIM SÜREÇLERİ ‘KISITLI KAYNAK’ GERÇEĞİ ÜZERİNE KURGULANMALI”

    Döngüsellikle ilgili bariyerlerin zihinlerde başladığını da sözlerine ekleyen Cenk Alper, “Kaynakların sınırsız olduğunu, hiçbir zaman bitmeyeceğini düşünerek hareket etmek aslında dünyamıza yaptığımız en büyük kötülük. Baktığımızda, kaynakların kısıtlı olduğu ülke ve toplumlarda, döngüsellik uygulamalarının arttığını görüyoruz. Çünkü bu ülkelerde, malzemeleri yeniden kullanmak, geri dönüştürmek, onlara yeni birer amaç kazandırmak, bir tercihten öte bir zorunluluk. Burada toplumun paydaşlarına düşen en büyük görev; farklı alanlardaki tüm tasarım süreçlerini ‘kısıtlı kaynak’ gerçeğine göre kurgulayarak, döngüselliği bir iş yapış standardı haline getirmek” dedi.

  • ABD, AB’ye Ayar mı Veriyor

    ABD, AB’ye Ayar mı Veriyor

    Prof.Dr Ata ATUN

    Konuyu daha iyi anlayabilmek için biraz gerilerden başlayalım.

    İsveç ve Finlandiya, Rusya’nın Ukrayna’yı 2022 yılının Şubat ayında işgal etmesinin ardından, Rusya’nın kendi ülkelerini de işgal etmesinden korkarak, on yıllardır süren askeri tarafsızlık politikasından vazgeçtiler ve birlikte 18 Mayıs’ta NATO’ya üyelik başvurusu yaptılar. Bu üyelik sonrasında ABD ve Kıta Avrupası, Rusya başta olmak üzere Avrasya’ya karşı kullanabileceği 1,340 km’lik büyük bir sınıra sahip olacaktı.

    NATO’yu fiilen yöneten ABD, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılımının bu ülkelerin egemenlik ve etki alanları ile milli güç unsurlarını, NATO üzerinden kendi menfaati doğrultusunda kullanabileceği için bu çifte başvuru karşısında ellerini ovuşturup onaylamaya hazırdı. Ancak beklemedikleri bir şey oldu, Türkiye, PKK, YPG ve FETÖ üyelerine kol kanat geren bu iki ülkenin NATO’ya kabul edilmelerini ve üye olmalarını veto etti. Kabul şartlarını da masanın üstüne koydu.

    Geçtiğimiz haziran ayında -NATO zirvesi öncesi-Türkiye’nin kabul şartları ile ilgili Finlandiya, İsveç ve Türkiye arasında üçlü muhtıra imzalandı ve söz konusu ülkeler terör örgütlerine, özellikle de PKK/YPG ve FETÖ’ye karşı daha sert adımlar atmayı taahhüt ettiler.

    Türkiye’nin terör örgütleri konusundaki kararlılığından ve İsveç ile Finlandiya üzerindeki baskısından hoşlanmayan ABD, Türkiye’nin bu tavrını beğenmedi ve konuyu çözmenin yollarını aramaya başladı lakin ABD’nin, Türkiye’ye karşı NATO içinde yapabileceği bir şey yok. NATO’nun kuruluş anlaşmasına göre üye ülkelerin üyeliklerine son verilemiyor, herhangi bir üye ülkeyi oy çokluğu veya oy birliği gibi kararlarla üyelikten atmak veya da herhangi bir üyenin elinden veto yetkisini almak mümkün değil. Türkiye’yi NATO’dan atmakla tehdit edip, veto isteğini kaldırtması da mümkün değil.

    Yıllarca Türkiye’yi hizaya sokmak için acımasızca uyguladığı “Silah Ambargosu” sopası da artık geçerliliğini yitirince kala kala geriye İsveç ve Finlandiya’ya gözdağı vererek Türkiye’nin isteklerine karşı durmalarını sağlamak kalıyor.

    Nitekim bunda başarılı olmuş olacak ki, eli kanlı terör örgütü PKK ve FETÖ’cülerin sığınağı haline gelen ve bu nedenle Türkiye’nin NATO üyeliğine karşı çıktığı İsveç ve Finlandiya ile teröristlerin iadesi için gerçekleştirilen görüşmeler devam ederken, aniden ve hiç beklenmedik bir anda İsveç Başbakanı Ulf Kristersson’dan dikkat çeken bir açıklama geldi.

    Başbakan Ulf Kristersson bu açıklamasını, İsveç’te ünlü bir savunma düşünce kuruluşu tarafından düzenlenen bir konferansta yaptı. İşin önemli tarafı bu toplantıda NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ve İsveç ile birlikte NATO’ya girmek isteyen Finlandiya’nın Dışişleri Bakanı Pekka Haavisto da hazır bulunmaktaydı. Bana göre, bu konferansta NATO Genel Sekreterinin de bulunması pek de tesadüf değil ve işin perde arkası biraz farklı.

    Aralık ayının ortalarında Fransa’da Vatansever Partisi’nin, “NATO’dan çıkalım, AB’den çıkalım, özgür Fransa” sloganlı mitingi yapması, Cumhurbaşkanı Macron’un, birkaç gün sonra “Bağdat İş birliği ve Ortaklık Konferansı” sonrasında ülkesine dönerken başkanlık uçağında; “Daha güçlü bir Avrupa’nın NATO içinde ittifaka bağlı olmadan hareket edebileceğini… İttifak bağlı olmam gereken bir şey değil, seçmem gereken ve birlikte çalıştığım bir şey. Stratejik özerkliğimizi yeniden düşünmeliyiz” sözlerini sarf etmesi, ABD için “ipler elimden gidiyor” uyarısı ABD’nin AB ile ters düştüğü izlenimini veriyor.

    Çok kısa bir zaman sonra Fransa’nın başkenti Paris’te Ahmet Kaya Kürt Kültür Merkezi’nin bulunduğu Enghien Caddesi’nde silahlı bir saldırının gerçekleşmesi pek de tesadüf değil. Bu saldırıda 3 kişi yaşamını yitirmesi ve YPG/PKK taraftarlarının Paris’i yakıp yıkmaları, gerçekte ABD’nin Fransa’ya yaptığı bir uyarıydı. “Bağımsızlık senin neyine. Ayağını denk al. Bir dahaki sefere Fransa’ya bunun bedelini daha ağır ödetirim” mesajıydı aslında verilen.

    İşte ABD’nin Türkiye’nin vetosuna karşı kullanabildiği yaptırım bu. ABD, Türkiye’ye sözünü geçirtip Veto’yu kaldırtamayınca, çareyi İsveç Başbakanı Ulf Kristersson’a tükürdüğünü yalatmakta buldu.

    Belli ki ABD, kendi yarattığı YPG/PKK terör örgütü üzerinden Kıta Avrupası’na ayar veriyor; “Benim sömürgemsiniz ve ben ne dersem o olur…”

    Prof. Dr. (İnş. Müh.), Doç. Dr. (UA. İliş.) Ata ATUN

    Dekan, Kıbrıs İlim Üniversitesi

    KKTC Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı

  • Suriyeli Kürt gruplar rahatsız…

    Suriyeli Kürt

    gruplar rahatsız…

     

    Necdet Buluz

     

    Suriye’de Şam hükümetinin ardından en fazla toprağı elinde bulunduran ve Türkiye’nin son askeri operasyonlarının hedefi olan Kürt gruplar, Ankara ile Şam arasındaki yakınlaşma ihtimalinin kuvvetlenmesinden dolayı endişe duyuyor. 

    Suriye’de rejim muhalifi grupları destekleyen Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriyeli mevkidaşı Beşar Esad arasındaki ilişkiler Suriye’deki savaşın ilk yıllarından bu yana kopmuş durumda. 

    Ancak Suriye’nin kuzeyine kara harekatı sinyalini veren Erdoğan, Suriye lideri ile bir görüşmenin “mümkün” olduğunu söyledi. Bu da dengelerin Kürt grupların aleyhine değişmesi ihtimalini güçlendiriyor.

    Suriye’de 2011 yılında çatışmalar başlamadan önce Ankara, Şam’ın ayrıcalıklı bir siyasi ve ekonomik ortağıydı ve iki ülkenin cumhurbaşkanlarını birbirine bağlayan dostane bir ilişki vardı.

    Ancak Suriye’deki halk ayaklanması başladığında Türkiye müttefikine demokratik reformlar yapması tavsiyesinde bulunmuş, ardından da “kan dökülmesini önlemek için geri adım atması” çağrısında bulunmuştu.

    Mart 2012’de Türkiye Şam’daki büyükelçiliğini kapattı ve  Erdoğan Beşar Esad’ı “katil” ve “terörist” olarak nitelendirmeye başladı.

    Ankara daha sonra Suriyeli siyasi muhalif gruplara kucak açarak silahlı isyancıları desteklemeye başladı.

    2016’dan bu yana Suriye topraklarında Kürt güçlerine karşı üç askeri operasyon gerçekleştiren Ankara, bu süreçte sınır şeridinde tampon bir bölge oluşturdu. 

    Suriye’deki çatışmaların başlangıcından bu yana Kürtler, sınırlı çatışmalar dışında Şam rejimi ile karşı karşıya gelmedi ve merkezi güçle ilişkilerini sürdürdü.

    Kuzey ve kuzeydoğu Suriye’de geniş toprak parçalarını kontrol eden ve Washington tarafından desteklenen Kürt gruplar, bu bölgelerde özerk bir yönetim kurdu. Bu yönetimin ülkeyi “böldüğünü” ileri süren Şam ise özerk yönetimi reddetti.

    İki taraf arasında yapılan görüşmeler başarısızlıkla sonuçlandı ancak taraflar yine de Rusya’nın arabuluculuğuyla Şam ordusunun Türk ilerleyişini durdurmak için bazı Kürt bölgelerine sınırlı güç konuşlandırdığı bir anlaşmaya vardı.

    Ağustos ayında Türk Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu’nun Şam ile muhalefet arasında uzlaşma çağrısında bulunması ile iki ülke arasındaki buzların erimeye başladığı yönündeki sinyaller artmaya başladı. Çarşamba günü ise Erdoğan, Suriye lideri ile bir görüşmenin “mümkün” olduğunu söyledi ve “siyasette küskünlüğe yer olmadığını” ifade etti.

    Hükümete yakın isimlerden Hürriyet’te köşe yazarı Abdulkadir Selvi yine çarşamba günkü yazısında Erdoğan-Esad görüşmesinin gelecek haziranda gerçekleşmesi planlanan genel seçimlerinden önce gerçekleşebileceğini ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in görüşmeye ev sahipliği yapacağını yazdı.

    Şam da pazar başlayan Türk askeri operasyonunu zayıf bir şekilde protesto etmekle yetindi. Suriye Dışişleri Bakan Yardımcısı Ayman Soussan “Türk işgalinin Suriye’deki politikasını haklı çıkarmak için bahaneler öne sürmekle” eleştirdi.

    Suriye Demokratik Güçleri (SDG) komutanlarından Mazlum Abdi ise önceki Türk operasyonlarına nazaran Şam’ı daha az tepki vermekle suçladı. Abdi ayrıca iki taraf arasında “temaslar yürütüldüğü” konusunda bilgi sahibi olduğunu sözlerine ekledi. 

    Abdi’ye göre Ankara, askeri harekat ya da Şam ile bir “anlaşma” yoluyla Kürt özerk yönetimini “ortadan kaldırmak” istiyor.

    Bu düşünceye katılan Century International adlı düşünce kuruluşundan analist Aron Lund da Suriyeli Kürt gruplar için “Ankara ile Şam arasında ciddi bir uzlaşma felaket olur” diyor.

    Bu durumun Rusya’nın arkasında durduğu Suriye’nin Kürtlere destek vermeyi durduracağını ifade eden uzman, “Böylece Erdoğan ile Esad ‘Kürt sorununu’ çözmek için birlikte hareket edebilecek” diyor.

  • Çin’in nüfusu yarı yarıya azalacak…

    Çin’in nüfusu

    yarı yarıya

    azalacak…

     

    Necdet Buluz

     

    Dünyanın en yüksek nüfusa sahip ülkesi Çin’in nüfusu açıklanan resmi verilere göre 1061 yılından bu yana ilk kez gerileyerek 1 milyar 411 milyon 800 bine düştü.

    Ancak nüfusu azalan tek ülke Çin değil. Birleşmiş Milletler’in temmuz ayında yayınlanan 2100 yılı tahminlerine göre Avrupa’da ve Asya’da birçok ülkenin nüfusu önümüzdeki yıllarda azalma eğilimine girecek. Birçok ülkede nüfus azalmaya başladı bile.

    Nüfusu 10 milyonun üzerindeki sekiz ülkenin popülasyonu son on yıldır azalıyor. Bu ülkeler İtalya, Portekiz, Polonya, Romanya, Yunanistan ve Ukrayna. Ukrayna’nın nüfusunda Rusya’nın 24 Şubat 2022’de başlattığı savaş sonrasında hızlı bir düşüş görüldü.

    Bu ülkelerde yaşanan nüfus kaybının farklı sebepleri var. Ancak ortak nokta, düşük doğurganlık hızı; yani kadınların önceki ortalamadan daha az çocuk sahibi olması.

    Hemen vurgulayalım:

    AB nüfusu tahmin edilenden daha fazla azalacak. Yapılan araştırmaya göre doğurganlık oranı da hızla düşecek.

    Toplam doğurganlık hızı, bir kadının doğurgan olduğu dönem olan 15-49 yaş grubunda doğurabileceği ortalama çocuk sayısını ifade ediyor. Dünya Bankası verilerine göre, Güney ve Doğu Avrupa ülkelerinde doğurganlık hızı kadın başına 1,2 ila 1,6 olarak kaydedildi. Oysa nüfusun sabit kalması için doğurganlık hızının kadın başına 2 çocuk olması gerekiyor.

    Buna ek olarak, Polonya, Romanya ve Yunanistan’dan göç yaşanıyor,  yani daha fazla kişi ülkeden ayrılarak yurt dışında yaşamaya gidiyor.

    Avrupa dışına bakıldığında, Japonya da nüfusun azaldığı ülkelerden. Bu daha çok doğurganlık hızının kadın başına 1,3 olmasından ve düşük göçten kaynaklanıyor. Japonya’nın nüfusu 2011 ve 2021 yılları arasında 3 milyondan fazla azaldı.

    Nüfustaki azalış Ortadoğu ülkesi Suriye için de geçerli. Suriye’de popülasyon on yılı aşkın süre devam eden iç savaştan etkilendi. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne göre çatışmalarda 606 bin erkek, kadın ve çocuk yaşamını yitirdi. Yaşanan can kaybının yanı sıra milyonlarca kişi başka ülkelere mülteci olarak kaçtı.

    Sekiz milyarlık dünya nüfusu içinde halen dünyanın en kalabalık ülkesi olan Çin, yaşlanan nüfusunun ekonomi ve toplum üzerindeki etkilerinden yıllardır kaygı duyuyordu. Buna rağmen önümüzdeki on yıldan önce ülkede nüfus kaybı yaşaması beklenmiyordu. 

    Çin’in nüfusunun yaklaşık 800 bin kişi azaldığını gösteren resmi verilerin ortaya koyduğu eğilimin önümüzdeki yıllarda nüfusu etkileyerek kalıcı hale gelmesi bekleniyor. BM Nüfus Fonu raporu Hindistan’ın bu yıl Çin’in en kalabalık ülke unvanını elinden alacağı tahmininde bulunuyor.

    Çin’in nüfusunun 2100 yılında ise neredeyse yarı yarıya azalacağı öngörülüyor. Tahminlere göre bugün 1,4 milyar olan nüfusu 771 milyona gerileyecek.

  • Rusların tüketici Davranıştı değişti…

    Rusların tüketici

    Davranıştı değişti…

     

    Necdet Buluz

     

    Rus Tur Operatörleri Birliğinin (ATOR) bülteninde Rusya’da 2023 Türkiye tatili satışlar mercek altına alındı. Bu yıl fiyatların geçen yıla kıyasla yüzde 30 daha yüksek olduğu belirtilen analizde, ancak erken rezervasyon fırsatları ile yüzde 40-60 arası indirimle tatil satın alınabildiğine dikkat çekildi. Analizde ayrıca, paket tatilin yüzde 10-20’sinin peşin ödendiği, geriye kalanının ise tatile çıkmadan 2 hafta önce tahsil edildiği belirtildi.

    Ancak Rusya’da erken rezervasyon satışlarının 2019 yılının oldukça gerisinde olduğunun altı çiziliyor. Buna göre, 2019 yılının ocak sonunda toplam programlarının yüzde 40’ını satan Rus tur operatörleri, bu yıl sadece yüzde 8’ini satabilmiş durumda. Üstelik, Rusya‘da erken rezervasyon satışı yapılan tek kitle turizm destinasyonu şu anda Türkiye.

    Bültende, erken rezervasyonların düşük olmasının 3 temel nedeni olduğu belirtiliyor. Uçuşların ve kısıtlamaların öngörülemezliği nedeniyle çok ileri tarihli tatiller satın alma konusunda Rusların tüketici davranışlarında değişiklik yaşandığı belirtiliyor. Bu nedenle rezervasyonlar hareket tarihine yakın tarihlere kaydı.

    2019 yılının Rusya pazarında erken rezervasyon satışı yapılabilen son sene olduğuna dikkat çeken Coral Travel “2020 ve 21’de Covid 19 nedeniyle erken rezervasyon yapılamadı. 2022’deki erken rezervasyonlar ise 24 Şubat’tan (Rusya‘nın Ukrayna‘ya operasyon başlatmasıyla) itibaren iptal edilmeye başlandı. Şu anda da rezervasyonlar düşük. İnsanlar Türkiye‘ye rezervasyon yapmak için acele etmiyor.” değerlendirmesini yaptı.

    Erken rezervasyonların düşük olmasının bir diğer nedeni ise Moskova‘dan ve diğer bölgelerden yapılacak uçuşların tam olarak ilan edilmemiş olması. Şu anda tur operatörleri Rusya’nın 15-18 şehrinden Türkiye’ye operasyon yapıyor ve bu yaz sayının artması bekleniyor. Öte yandan, tur operatörlerinin ellerindeki tüm programı satışa sunmadığı, sadece yüzde 20’sini satışa açtığı ifade ediliyor.

    ANEX Tour “Şu anda otel ve uçuş programının tamamı anons edilmiş değil. Şubat ayına doğru çok daha fazla turistik ürün satışta olacak.” diyor. Bu açıklama, diğer tur operatörleri tarafından da destekleniyor.

    Erken rezervasyonların düşük olmasının üçüncü nedeninin ise fiyat artışı olduğu belirtiliyor. Türk otelciler jeopolitik kısıtlamalara rağmen geçtiğimiz yıl iyi bir doluluk ve gelir elde ettiler. Üstelik Antalya bölgesine giden Rus sayısı 2,5 milyon düşmesine rağmen. Buradaki açık büyük oranda İngilizAlman ve Polonyalı turistlerce dolduruldu.

    Intourist ise, fiyatların yüksek olmasını Türk otellerin Avrupa’da da iyi satıyor olmasına bağlıyor. Rusya pazarında fiyatların geleneksel olarak Avrupa pazarından daha düşük olduğunu ileri süren Intourist, otelciler için kış döneminde, yaz sezonuna dönük daha fazla turun satıldığı Avrupa pazarına dönmenin daha karlı olduğuna dikkat çekiliyor.

    Türkiye‘de artan enflasyonun ve maliyetlerin otellerin karını yuttuğu belirtilen analizde “Turistlerin Rusya’dan çok Avrupa‘dan geleceğini düşünen otelciler Rusya pazarında kontrat fiyatlarına zam yaptı.” ifadelerine yer verildi.

    Fun & Sun 2023 yaz tatili paketlerinin fiyatında ortalama yüzde 30 artış olduğunu belirtirken, ANEX Tour fiyat artışının yüzde 20-40 aralığında olduğunu söylüyor. ANEX’e göre en büyük fiyat artışı yüzde 40 ile 5 yıldızlı otellerde yaşandı.

    Rusya’da tur operatörleri şubat-mart döneminde erken rezervasyon satışlarının önemli oranda artmasını bekliyor. Ancak ocak ayı kampanyalarında hem indirim oranları hem ön ödeme koşulları diğer aylara nazaran daha uygun. Şu anda ANEX Tour yüzde 5-65, PEGAS Touristik yüzde 45 ve üzeri, Coral Travel yüzde 50 ve üzeri, Fun & Sun yüzde 40 ve üzeri, Intourist ise yüzde 10-50 arası indirimlerle erken rezervasyon satışları yapıyor.

    ANEX Tour yüzde 20 rezervasyonun kabul edilmesini takip eden 3 gün içinde, yüzde 80’i ise harekete 14 gün kala; Coral Travel 30 Nisan tarihine kadar geçerli olmak üzere, yüzde 20’si peşin, geri kalanı hareket tarihine 11 gün kala; Fun & Sun yüzde 25’i rezervasyonun kabul edilmesinden sonraki 3 gün içinde ve geri kalanı hareketten 14 gün önce; Intourist rezervasyon sırasında 15 euro geri kalanı harekete 21 gün kala ve PEGAS Touristik ise yüzde 10’u peşin (ocak sonunda yüzde 20 olacak) kalanı hareketten 15 gün önce ödenecek şekilde erken rezervasyon satışı yapıyor.

    Tur operatörlerinin erken rezervasyon satışlarında ortalama fiyatların birbirine yakın olduğu görülüyor.

    Örneğin ANEX Tour’da 3 yıldızlı oteller 45 bin rubleden, 4 yıldızlı oteller 46 bin 500 rubleden ve 5 yıldızlı oteller 57 bin 500 rubleden satılırken, Intourist’te 3 yıldızlı oteller 47 bin rubleden, 4 yıldızlı oteller 47 bin 500 rubleden ve 5 yıldızlı oteller 53 bin 700 rubleden başlayan fiyatlarla satılıyor.

    Coral Travel’da 3 yıldızlı Kemer Hotel Paradise‘ın fiyatı kişi başı 46 bin 800 rubleden, 4 yıldızlı Rios Beach Hotel‘in fiyatı 46 bin 805 rubleden ve 5 yıldızlı Scylax Family Club‘ın fiyatı 53 bin 484 rubleden satılıyor.

    Fun & Sun ise 4 yıldızlı Serra Garden‘ı 58 bin 350, Fun & Sun Family Club Saphire‘i 71 bin 812 ve Martı Myra Holiday Village‘ı 102 bin 712 rubleden başlayan fiyatlarla satıyor.

    PEGAS Touristic de 3 yıldızlı Club Herakles‘i 44 bin 129 rubleden, 4 yıldızlı Club Jovia Park Beldibi‘ni 47 bin 346 rubleden, 5 yıldızlı Telatiye Resort Hotel‘i 51 bin 628 rubleden, 5 yıldızlı Swandor Hotels & Resorts Topkapı Palace‘ı 95 bin 835 rubleden ve 5 yıldızlı Tui Blue Sensatori Barut Sorgun‘u 98 bin rubleden satıyor.

  • Koç Holding Davos Zirvesi’ne orman yangınları ile mücadele için geliştirdiği yapay zekâ projesiyle damga vurdu

    Koç Holding Davos Zirvesi’ne orman yangınları ile mücadele için geliştirdiği yapay zekâ projesiyle damga vurdu

    Koç Holding’in Öncülük Ettiği Yangınlarla Mücadele Projesi “FireAId”, Davos Zirvesi’nde Dünyaya Örnek Gösterildi

    Davos’ta konuşan Koç Holding CEO’su Levent Çakıroğlu:

    “Gelişmiş veri analitiği yetkinliklerimizi orman yangınları ile küresel mücadeleye destek vermek için seferber ettik.”

    İklim kriziyle birlikte tüm dünyada görülme sıklığı ve şiddeti artan orman yangınlarıyla mücadele amacıyla yürütülen ve Koç Holding’in öncülük ettiği “FireAId” projesi, Dünya Ekonomik Forumu (WEF) tarafından Davos Zirvesi’nde örnek uygulama olarak gösterildi. WEF’in zirve kapsamında yayınladığı “Orman Yangınlarıyla Mücadelede Sonraki Aşama: FireAId Pilot Projesi ve Ölçeklendirme (The Next Frontier in Fighting Wildfires: FireAId Pilot and Scaling)” adlı özel raporda, FireAId’in yangınlarla mücadelede veri temelli yapay zekâ teknolojisi ile kurumlar ve hükümetler için çok önemli bir platform görevi üstlendiği duyuruldu. 

    Davos Zirvesi’nde düzenlenen özel panelde Koç Holding CEO’su Levent Çakıroğlu, 

    “KoçDigital şirketimizdeki çalışma arkadaşlarımın üstün gayretleriyle, Tarım ve Orman Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz FireAId projemiz ile WEF’in San Francisco’daki Yapay Zekâ ve Makine Öğrenmesi Platformu’nda dünyamız için çok önemli bir inisiyatife öncülük ediyoruz. İklim krizinin en belirgin sonuçlarından biri olarak sayıları giderek artan orman yangınlarını yeni bir küresel sorun olarak kabul etmemiz gerekiyor. Dijital dönüşümü iş stratejilerimizin temeline konumlandırıyoruz. Bu kapsamda gelişmiş veri analitiği yetkinliklerimizi yangınlarla küresel mücadeleye destek vermek için seferber ettik” dedi. FireAId’de 14 farklı veri seti içinden 400’den fazla değişkenin kullanıldığını belirten Levent Çakıroğlu, modelin kamu kurumlarının yangınla mücadelede veriye dayalı karar almalarına yardımcı olduğunu söyledi. Levent Çakıroğlu şöyle devam etti: “Geçtiğimiz yıl pilot proje ile elde ettiğimiz başarılı sonuçlar, modelimizi daha fazla paydaşla geliştirme ve dünyanın farklı coğrafyalarında uygulama konularında bizleri cesaretlendirdi. Projemizin daha da geliştirilmesi için ilgili tüm paydaşlarla, uluslararası kuruluşlarla ve özellikle orman yangını riski yüksek olan ülkelerle çalışmak istiyoruz. FireAId ticari bir proje değil; kullandığımız algoritma ve kaynak kodlarını bir karşılık beklemeden iş birliği içinde paylaşmaya hazırız. Ormanlarımızı korumak için topluluğumuzun yapay zekâ alanındaki kabiliyetlerini dünyamızın iyiliği için değerlendirmeye ve paylaşmaya devam edeceğiz.” 

    Koç Holding CEO’su Levent Çakıroğlu, Dünya Ekonomik Forumu (WEF) tarafından 16 – 20 Ocak 2023 tarihleri arasında düzenlenen Davos Zirvesi’ne katıldı. Bu yıl “Parçalanmış Bir Dünyada İş Birliği (Cooperation in a Fragmented World)” ana teması etrafında 130 ülkeden 2700 lideri bir araya getiren zirve, dünyanın en acil sorunlarının üstesinden gelmek için çözümlere ve kamu-özel sektör iş birliğine odaklanıyor.

    İklim kriziyle birlikte küresel ölçekte görülme sıklığı ve şiddeti artan orman yangınları hakkında, Koç Topluluğu şirketlerinden KoçDigital’in Tarım ve Orman Bakanlığı ile iş birliği içerisinde geliştirerek WEF bünyesinde paylaşımına öncülük ettiği yapay zekâ temelli projesi FireAId, zirve kapsamında yayınlanan özel bir raporda dünya geneline örnek uygulama olarak gösterildi.

    ????????????????

    “Orman Yangınlarıyla Mücadelede Sonraki Aşama: FireAId Pilot Projesi ve Ölçeklendirme (The Next Frontier in Fighting Wildfires: FireAId Pilot and Scaling)” isimli detaylı proje raporunda Koç Holding CEO’su Levent Çakıroğlu’nun önsözüne yer verildi. Raporda ayrıca Tarım ve Orman Bakanlığı Orman Genel Müdürü Bekir Karacabey’in açıklamaları yer aldı. Öte yandan, Davos kapsamında WEF Yapay Zekâ ve Makine Öğrenme Platform Başkanı Kay Firth Butterfield’ın moderatörlüğünde bu proje hakkında düzenlenen özel panele Koç Holding CEO’su Levent Çakıroğlu da katıldı.

    Levent Çakıroğlu: “FireAId ticari bir proje değil. Projenin daha da geliştirilmesi için ilgili tüm paydaşlarla çalışmaya hazırız.”

    FireAId’in, dinamik yangın risk haritası oluşturmanın yanı sıra, yangına hızlı müdahale imkânı sağladığını açıklayan Levent Çakıroğlu şu ifadeleri kullandı: “Toplamda 14 farklı veri seti içinden 400’den fazla değişkenin kullanıldığı model, kamu kurumlarının yangınla mücadelede veriye dayalı daha doğru kararlar almalarına yardımcı olurken; önemli bir zaman da kazandıracak. Geçtiğimiz yıl pilot proje ile elde ettiğimiz başarılı sonuçlar, modelimizi daha fazla paydaşla geliştirme ve dünyanın farklı coğrafyalarında uygulama konularında bizleri cesaretlendirdi. FireAId’in WEF tarafından dünyaya örnek uygulama olarak gösterilmesinden ülkemiz ve topluluğumuz adına gurur duyuyoruz. Topluluğumuzun yapay zekâ alanındaki kabiliyetlerini dünyamızın iyiliği için değerlendirmeye ve paylaşmaya devam edeceğiz.”

    Projenin daha da geliştirilmesi için ilgili tüm paydaşlarla, uluslararası kuruluşlarla ve özellikle orman yangını riski yüksek olan ülkelerle çalışmak istediklerini söyleyen Levent Çakıroğlu, projede daha fazla iyileştirme yapılması için kullanılan algoritma ve kaynak kodlarını bir karşılık beklemeden, iş birliği içerisinde paylaşmaya hazır olduklarını belirtti. FireAId’in ticari bir proje olmadığının altını çizen Levent Çakıroğlu sözlerini şöyle sonlandırdı: “Ülkemizin Güney Ege ve Batı Akdeniz bölgelerinde 44.000 kilometrekarelik bir alanı kapsayan pilot uygulamamızı Orman Genel Müdürlüğümüzün de görüşleriyle Türkiye’nin tüm bölgelerine genişletmek üzere çalışmalarımıza başladık. Buna paralel olarak, dünya genelinde veri sağlayıcılar ve pilot uygulama ortaklarıyla çalışmaya hazırız. Özel sektörün teknoloji becerilerini, kamu sektörünün deneyimini ve akademinin bilgi birikimini ortak fayda odağında koordineli bir şekilde bir araya getirebilirsek, uluslararası iş birliklerini yaygınlaştırabilirsek; çözümünde küresel bir koordinasyon gerektiren tüm sorunlara uzun vadeli ve kalıcı çözümler bulabileceğimize inanıyoruz.”

    WEF’in özel raporunu kaynak dilinden okumak için linke tıklayabilirsiniz.

    Koç Holding’in orman yangınlarıyla mücadelede üstlendiği küresel sorumluluğa ilişkin detaylı bilgiye Bizden Haberler özel dosyasından erişebilirsiniz.

  • Ailece Keyifli ve Güvenli Tatilin Adresi; Katar

    Numbeo Global Endeksi’ne göre son beş yıldır en güvenli ülke ilan edilen Katar, her yaş grubu için birbirinden keyifli tatil olanakları sunuyor. Ailenin tüm fertlerine keyifli anlar vadeden müzelerden tema parklara, rekreasyon alanlarından çölde deneyimlere kadar birçok aktivite sizleri bekliyor.

    Katar, 18 Ocak 2023: Numbeo Global Endeksi tarafından son beş yıldır üst üste en güvenli ülke seçilen Katar, sömestre tatilinde sıcak havaların tadını bir dolu keyifli etkinlikle çıkarmak isteyenler için birbirinden zengin seçenekler sunuyor. Çocuklar kadar ebeveynlerin de ilgisini çekecek birçok açık hava etkinliğinin yanı sıra Katar, kültürel bir yolculuk da vadediyor.

    Katar Turizm, harika bir aile tatili arayanlar için birçok aile dostu tesis öneriyor;

    Çocukların Katar’da Eğlenebileceği Yerler

    Tema Parklar

    Desert Falls Su ve Macera Parkı Katar’ın en yeni tema parkları arasında yer alıyor. Hilton Salwa Beach Resort & Villas’ta bulunan Desert Falls, sel nehirleri, sörf kumları ve Whizzard mat yarışları dahil 28 heyecan verici kaydırakla Orta Doğu’nun en büyük tema parklarından biri olarak öne çıkıyor.

    Bu yıl aynı zamanda dünyanın en yüksek iç mekan atış ve düşme kulesine ve dünyanın en yüksek iç mekan hız trenine ev sahipliği yapan ‘Quest’ Doha kapılarını açtı. Yeni kapalı tema parkı, heyecan arayanları 27,500 metrekarelik eğlence merkezinde bulunan 30’dan fazla maceralı sürüş ve cazibe merkezinin keyfini çıkarmaya davet ediyor.

    Müzeler

    Katar Ulusal Müzesi gibi Katar’ın ikonik müzeleri, çocuklar için deneyim alanlarına sahip. Katar ulusal Müzesi, ziyaretçileri ülkenin tarihi boyunca görsel bir yolculuğa çıkaran bir dizi birbirine bağlı galeriden oluşuyor.

    Akıllara durgunluk veren illüzyonları ve eğitici aktiviteleri ile İllüzyon Müzesi de ailenin tüm fertlerine eğlence sunuyor. Gökyüzü ve yıldızlarla ilgilenenler için Katara Kültür Köyü’ndeki Al Thuraya Planetarium ise gökyüzüyle ilgilenenlere eğitici bir dizi bilgi sunuyor.

    Khalifa Stadı’ndaki müze, ziyaretçilerine sporun çeşitli branşları hakkında bilgiler verirken önemli sporcuların malzeme ve ödüllerini sunuyor. Robot kaleciye penaltı atmak gibi çok sayıda interaktif uygulamanın da bulunduğu müze, hem çocuklar hem de ebeveynler için eğlenceli anlar vadediyor.

    Kapalı Rekreasyon Merkezleri

    Doha’nın geniş, modern alışveriş merkezlerinde bulunan bu kapalı rekreasyon merkezleri, karlı yamaçlardan oyun salonlarına ve eğlence gezilerine kadar birçok alan sunuyor. Doha Festival City Mall’da kış temalı Snow Dunes, dünyanın ilk Angry Birds World ve Orta Doğu’nun ilk özel e-oyun merkezi Virtuocity bulunuyor. Villaggio Alışveriş Merkezi’nin içinde, Venedik esintili kanallardan geçen bir tekne yolculuğunun etrafında toplanmış Gondolania yer alıyor. Çocukların hayvanlarla ilişki kurmalarına ve eğlenceli aktivitelere ev sahipliği yapan Al Khor Park, yeşil alanları, şelalesi ve bir çok egzotik hayvanlarıyla dolu bir hayvanat bahçesi sunuyor. Şehrin yeşil akciğeri olarak tanımlanan Katar’ın en güzel parklarından biri olan Katara Hills’de ise çocuklar, keyifli bahçelerin büyüsüne kapılarak doğayla iç içe bir gün geçirebilirler. Education City’deki Tören Alanı içinde yer alan Torba pazarı, sunduğu sürdürülebilir ürünlerin yanı sıra sağlıklı ve lezzetli yiyecekleri çocuklarla buluşturuyor.

    Çölde Aile Boyu Eğlence

    Katar, şehrin ışıltısının yanı sıra çöle özgü deneyimleri de aile fertlerine sunuyor. Tatillerinde anılar biriktirmek isteyenler için çöl, dalgalı kum tepelerinin üzerinde at sürme, yıldızların altında kamp yapma ya da Arap kültürünü deneyimleme fırsatı vadediyor. Çölde gün batımı ve gece kampı da çocukların ilgisini çekebilecek ve hafızalarda kalacak bir etkinlik olmaya aday.

    Katar’da Türk Misafirperverliğinin Temsilcisi; Rixos 

    Global arenada Türk turizmini temsil eden Rixos otelleri Katar’daki yatırımlarına devam ediyor. Rixos Qetaifan Island North, Katar’da eğlence ve dinlenceyi bir üst seviyeye taşıyacak. Adanın ikonik su parkına sahip otel, bünyesinde geleneksel Türk hamamı, lüks bakım odaları, aktif gezginler için özel bir spor kulübü ve her çocuğu eğlendirecek Rixy Çocuk Kulübü ile hizmet verecek.

    Rixos Gulf Hotel Doha ise Katar’da her şey dahil yaşam tarzı konseptine öncülük eden ilk lüks beach resort olarak karşımıza çıkıyor. Konuklar, Türk misafirperverliği çatısı altında dünya mutfaklarını, enerjik etkinlikleri ve eğlence dolu aktivitelerle tatilin tadını çıkarak.

    Katar Hakkında: 

    Dünya nüfusunun %80’inin altı saatlik bir uçuşla ulaşabildiği Katar; Orta Doğu’nun kalbinde bulunan, Basra Körfezi’nin çevrelediği bir yarımadadır.  2022 yılında Numbeo tarafından dünyanın en güvenli ülkesi seçilen Katar, tüm gezginlere kucak açıyor; 95’ten fazla ülkeden Katar’a vizesiz giriş yapılabiliyor. Katar, kolayca erişilebilen ve inanılmaz bir çeşitliliği bünyesinde bulunduran turistik mekanlara sahiptir. Ancak bununla da sınırlı değil; Katar, Balina Köpek Balığı ve görkemli bir ulusal hayvan olan Arap Antilobu da dâhil olmak üzere çok sayıda fauna ve floraya ev sahipliği yapıyor. Katar’da yaşanan birçok deneyim, kültürel özgünlük ve modernitenin benzersiz bir mozaiğini oluşturuyor. Katar, ikonik müzelerden gökdelen restoranlarına; heyecan verici çöl maceralarından, FIFA 2022 Katar Dünya Kupası™ gibi dünyaca ünlü birçok etkinliğe kadar, her gezgine ve her bütçeye uygun seçenekler sunuyor.  Katar’ı transit geçecek olan gezginler, Qatar Airways ve Discover Qatar tarafından sunulan, Qatar Tourism tarafından desteklenen en iyi fiyatlara sahip kısa süreli konaklama paketleri ile bir taşla iki kuş vurabilir ve tatil sayılarını ikiye çıkarabilirler.

    Qatar Tourism Hakkında: 

    Qatar Tourism kuruluşu; Katar’ın turizm olanaklarının tanıtımından ve geliştirilmesinden sorumlu olan ve sektörün katlanarak büyümesini hedefleyen resmi bir devlet kurumudur. Katar, dünyanın dört bir yanından insanların sanat, kültür, spor ve maceraya dair eşsiz seçenekleri deneyimlemek için bir araya geldiği, ailelere ve iş amaçlı misafirlerine Hizmet Mükemmelliği anlayışıyla hitap eden bir destinasyondur. Qatar Tourism, turizm değer zincirinin tüm öğelerini güçlendirmeyi, yerel ve uluslararası ziyaretçi talebini artırmayı, iç yatırımlar çekmeyi ve yerel ekonomide çarpan etkisi yaratmayı amaçlamaktadır. Qatar Tourism 2030 Stratejisi, 2030 yılına kadar ülkeye yılda 6 milyondan fazla uluslararası ziyaretçi çekmek gibi iddialı bir hedef belirleyerek, Katar’ı Orta Doğu’nun en hızlı büyüyen turistik destinasyonu haline getirmeyi amaçlamaktadır.

    Web sitesi: www.visitqatar.qa

    Twitter: @VisitQatar

    Instagram: @VisitQatar

  • Ünlü iş kadını Abide Gülel, Afrika’da çiftçilik yapacak

    Türk iş kadını Afrika’da Yeşil Devrim’e katıldı

    Abide Gülel, 90 milyon dolarlık projeyle Togo’da Yeşil Devrim’e katıldı

    Ünlü iş kadını Abide Gülel, Afrika’da çiftçilik yapacak

    Batı Afrika ülkesi Togo’da, 1970’lerde yaşanan bir dizi kuraklık ve bunun sonucunda ortaya çıkan gıda kıtlığının ardından dönemin Cumhurbaşkanı Eyadéma Gnassingbé, yerel üretimi artırmak için “Yeşil Devrim” başlatmıştı. Radyo yayınları ve sokak tabelaları, “Daha fazla üret – toprak bizi yarı yolda bırakmayacak” ve “Her Togolu ithalata daha az bağımlı olacak” sloganlarıyla “tarıma dönüşü” teşvik ediyordu.

    1980’lerin başında reformlar Togo’nun tarımsal üretiminin artmasını sağladı. 1990’larda patlak veren siyasi çalkantılar Yeşil Devrim’i yavaşlattı.

    Yeşil Devrim, 2017-2030 Togo Agropoles Stratejik Kalkınma Planı ve 2016-2025 Feed Africa Girişimi kapsamında Togo Agro-Gıda İşleme Bölgesi Projesi (PTA-Togo) adıyla 2018 yılında yeniden uygulanmaya başladı.

    Türkiye – Togo İş Konseyi Üyesi ve AGB Consultants A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Abide Gülel, geçtiğimiz günlerde Afrika’ya giderek Yeşil Devrim’e katıldı. Abide Gülel, Togo’nun başkenti Lomé’nin yaklaşık 423 kilometre kuzeyindeki Kara bölgesinde başlayacak pilot tarım projesi için Togo Tarım Bakanlığı ile 90 milyon dolarlık anlaşma imzaladı.

    ÜÇ BAKAN AYRI AYRI KABUL ETTİ

    Tarım Bakanı Antoine Lekpa Antoine Gbegbeni, Sanayi Bakanı Kodjo Sevon-Tepe Adedze, Yatırımı Teşvikten Sorumlu Bakan Bayan Rose Kayi Mivedor tarafından ayrı ayrı kabul edilen Abide Gülel, adından dolayı da özel ilgi gördü. Abide Togo’da ‘kraliçe’ anlamına geliyor.

    TOGO ÜZERİNDEN TÜRKİYE’NİN AFRİKA TİCARETİ ARTACAK

    Abide Gülel, Togo Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile Yatırım Bakanlığı’nın da desteklediği, gençler ve kadınlar başta olmak üzere zenginlik ve istihdam yaratacak projenin nihai hedefleri hakkında şu bilgileri verdi:

    “Togo Agro-Gıda İşleme Bölgesi Projesi (PTA-Togo), 2017-2030 Togo Agropoles Stratejik Kalkınma Planı ve 2016-2025 Feed Africa Girişimi kapsamında uygulanan bir pilot projedir.

    Beş yıllık bir süre boyunca uygulanacak projenin toplam maliyeti 1 milyar ABD doları. Biz bu projede 90 milyon dolarla yer alıyoruz. Finansman Bank of Africa tarafından sağlandı. Güney Kore Hükümeti’nin de projeye ek finansal desteği var.

    Projenin başlaması ile birlikte uluslararası havalimanları, tren hattı ve bölgenin en derin üçüncü limanına sahip Togo üzerinden Türkiye’nin Afrika ticaretinin artması planlanmaktadır.

    150 BİN KADINA DOĞRUDAN FAYDA SAĞLAYACAK

    Projenin amacı, Kara bölgesinde özellikle tarım ürünlerinin işlenmesi, girdi temini ve pazarlama alanlarında özel yatırıma elverişli koşullar yaratmaktır.

    1 milyar dolarlık proje; Bassar, Doufelgou, Kéran, Bastar ve Dankpen eyaletlerinde yüzde 51’i kadın olan yaklaşık 303 bin kişiye doğrudan, Kara bölgesinde tahmini 769 bin 940 kişiye de dolaylı fayda sağlayacak.

    Proje sonunda; ithal ikame maddelerinin (pirinç, mısır, soya fasulyesi, piliç eti) ve ihracatının (kaju fıstığı ve susam) üretkenliği ve tarımsal üretiminde artış; agro-park özel yatırımı yoluyla yerinde işlenen tarım ürünlerinin payında yüzde 19’dan yüzde 40’a artış. (90 bin ton/yıl çeltik, 15 bin ton/yıl mısır, 10 bin ton/yıl soya fasulyesi, 20 bin ton/yıl yem, 10 bin ton/yıl kaju fıstığı, 10 bin ton/yıl susam, yılda 3 milyon civciv üretimi, yılda 2 milyon piliç kesimi) hedefleniyor.

    Afrika tarım sektörü teknolojik ve dijital yenilikçiliğe son derece açık. Togo’da yapacağımız yatırımlarla Afrika’da sürdürülebilir kalkınmaya önemli katkılar sunmayı hedefliyoruz. Togo Afrika ülkeleri içerisinde siyasi olarak istikrarlı ve güvenli bir ülkedir. Türkiye – Togo İş Konseyi Üyesi olarak yatırımcılarımızı Togo’ya davet ediyorum.”

    CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’DAN SONRA TOGO HAMLESİ

    Abide Gülel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Togo ziyaretinin ardından, iki ülke arasında imzalanan anlaşmalar çerçevesinde, Türk ürünlerinin ve Türk teknolojisinin TOGO’ya ihracını sağlamak amacıyla, Togolu bürokratları Togo Hükümeti’ne bağlı Togo Tarımsal ve Gıda Kalkınma Ajansı (APRODAT) ile Türkiye’ye getirmiş ve İstanbul’da iş dünyasıyla buluşturmuştu.

    TOGO CUMHURİYETİ

    Başkent: Lomé

    Nüfus: 8 milyon

    Yüzölçümü: 56.785 km2

    Konuşulan Diller: Fransızca (resmî dil), Ewe, Kabiye, Mina, Hausa, Gen

    Para Birimi: FCFA (Batı Afrika Frangı)

    GSYİH: 5,35 milyar ABD Doları (2018)

    Etnik Yapı: Togo’da 37 farklı etnik grup mevcuttur. Ewe, Kabiye, Cotocoli, Moba, Ouachi, Mina, Aja, Bassari, Konkomba, Kabrai, Ana, Lamba, Ehoue ve Alaposolar

    Kaynak: Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı

    ABİDE GÜLEL KİMDİR?

    Avukat, iş insanı, sporcu.

    Gülel Hukuk Bürosu kurucusu.

    Uluslararası yatırım şirketi AGB Consultants A.Ş. sahibi.

    Kripto varlıklar eğitim ve danışmanlık platformu Lexcio kurucu ortağı.

    Gülel Hayvancılık A.Ş. Yönetim Kurulu üyesi.

    Uluslararası Nükleer Hukuk Birliği’nin INLA Yönetim Kurulu Üyesi.

    INLA Türkiye Başkanı.

    DEİK (Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu) Üyesi

    DEİK Türkiye – Kanada İş Konseyi Üyesi

    DEİK Türkiye – Togo İş Konseyi Üyesi

    KAGİDER (Türkiye Kadın Girişimciler Derneği) Üyesi

    KOREV (Koruyucu Aile Evlat Edinme Derneği) Üyesi

    WiLAT (Taşımacılık ve Lojistik Sektöründeki Kadınlar Derneği) Üyesi

    TİDER (Temel İhtiyaç Derneği) Üyesi

    İskoçya’da Enerji Hukuku alanında yüksek lisans yaptı.

    Fransa’da uluslararası liderlik doktorası yapıyor.

    Finlandiya’da sokak yarışlarıyla ralliye başladı.

    İş hayatında hız kesmeden ilerliyor.