Kategori: dünya

  • Birleşmiş Milletler Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Kurulu (INCB) 2022 Raporu açıklandı!

    Birleşmiş Milletler Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Kurulu (INCB) 2022 Raporu açıklandı!

    Türkiye 2021’de rekor miktarda eroin yakaladı

    Birleşmiş Milletler Uyuşturucu Kontrol Kurulu (INCB) 2022 Raporu, dünyayla aynı anda Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı, 2005-2010, 2015-2022 ile 2022-2027 dönemleri Birleşmiş Milletler (BM) Uyuşturucu Kontrol Kurulu Üyesi ve önceki Başkanı Prof. Dr. Sevil Atasoy tarafından açıklandı.

    Raporda özellikle bazı ülkelerde esrarın tedavi dışı kullanımının yasallaştırılmasına yönelik gelişmelerin analizi yapıldı. Narkotik ve psikotropların ithalat ve ihracatında elektronik izin kullanımının izlemeyi kolaylaştıracağının belirtildiği raporda, elektronik izin kullanımının hız kazandırdığı, sahtekarlığı azalttığı belirtildi. Söz konusu raporda ağrı kesici opioidlere küresel erişimdeki artışa da dikkat çekildi. 2001 yılında 50 bin olan ağrı kesici opioid kullanımının 2020 yılında yaklaşık 250 bine ulaştığı bilgisi yer aldı.  

    Raporda Türkiye’nin 2021’de rekor miktarda (22.2 ton) eroin yakaladığı yer aldı. Eronin yakalanması ile ilgili 2019’a göre %79 artış tespit edildiğine yer verildi. Rapora göre Türkiye’nin metamfetamin yakalamalarında büyük artış görülüyor. 2019’da 1 ton, 2020’de 4,1 ton, 2021’de 5,5 ton metamfetamin ele geçirildi. Ağustos 2021’de Hong Kong, Çin’den gelen 4,3 ton İstanbul kargo terminalinde yakalandı. 2022 ilk beş ayda üç büyük yakalama gerçekleştirildi. Mayıs 2022’de İstanbulda 1,117 kg sıvı ve kristal met ele geçirildi. Raporda Türkiye’de diazepam kullanımının yüzde 100 arttığı belirtildi. 

    Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan ise madde kullanımındaki artışın en çok ergenleri etkilediğini belirterek “Ergenlerin madde kullanımı istatistiklerinde ciddi artış var. 12 yaş ve üzerinde esrar kullanımı yüzde 16.5’tan yüzde 24.5’a yükselmiş. Özellikle 2008’den itibaren artış olduğunu söylemek mümkün. 2012’den sonra pik yapmış.” dedi. Tarhan, madde kullanımına bağlı psikotik vakalarda hastane başvurularda yüzde 30 artış olduğunun altını çizerek “2010 – 2018 arasında küresel cannabis kullanımı sonrası gelişen bağımlılıklarla ilgili sağlık sorunları nedeniyle hastaneye başvurular 8 kat arttı.” dedi. Tüm istatistiklerin esrar kullanımı ile ilgili dünya politikalarının gözden geçirilmesi gerektiğini gösterdiğini belirten Tarhan, “Sigaranın kullanımına gösterilen hassasiyetin 5 misli fazlası esrar kullanımına karşı gösterilmeli. Sigara için alınan önlemler esrar için de alınmalı. Devletler bağımlılıkla mücadele için ayrıca bütçeler ayırmalı. Özetle ya politikalar değiştirilmeli ya da özel bütçe ayrılmalı.” uyarısında bulunduTarhan ayrıca, sineğin ısırığından kaçalım derken, yılanın ısırmasına sebep verildiğini de vurguladı.

    Üsküdar Üniversitesi Altunizade Yerleşkesi Senato Salonunda düzenlenen basın toplantısında Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan da hazır bulundu.

    Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı, 2005-2010, 2015-2022 ile 2022-2027 dönemleri Birleşmiş Milletler (BM) Uyuşturucu Kontrol Kurulu Üyesi ve önceki Başkanı Prof. Dr. Sevil Atasoy, dünyayla aynı anda yaptığı açıklamada BM Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Kurulu (INCB) 2022 raporlarını dünyayla eş zamanlı açıkladı.

    Rapor dört bölümde ele alındı

    2022 Yıllık Raporu dört bölümde ele alındı. “Esrarın tedavi dışı kullanımının yasallaştırılmasına yönelik gelişmelerin analizi”, “Uluslararası uyuşturucu kontrol sisteminin işleyişi”, “Küresel meseleler ve bölgesel analiz” ve “Tavsiyeler” başlıklı bölümlerin yer aldığı 2022 Yıllık Raporuna ek olarak “Hiçbir Hasta Geride Kalmasın”: Kontrole tabi maddelere tıbbi ve bilimsel amaçlarla erişimin güvence altına alınması” başlıklı ek bölüme de yer verildi.

    Legalizasyon mantığına değinildi

    “Esrarın tedavi dışı kullanımının yasallaştırılmasına yönelik gelişmelerin analizi” başlıklı bölümde hükümetlerin ve toplumun karşılaştığı güncel sorunlar, esrarın kullanımı ve kontrolüne ilişkin siyasal ve yasal gelişmeler ve “legalizasyon” kavramı ve legalizasyon mantığına değinildi.

    Esrar tüketimi ve halk sağlığı sorunları ele alındı

    Esrarın tedavi dışı kullanımının yasallaştırılmasına ilişkin farklı modeller, uyuşturucu kontrol sözleşmeleri ışığında farklı siyasal yaklaşımların ele alındığı bölümde esrarın yasallaştırılmasının etkileri, esrar tüketimi, halk sağlığı, yol güvenliği, yasadışı cannabis piyasaları ve ekonomiye ilişkin bilgiler yer aldı.

    Bu bölümde sözleşmelerin taraf ülkelere gençleri koruma, halk sağlığını geliştirme, gereksiz mahkûmiyeti önleme, yasadışı piyasalar ve ilgili örgütlü suçla mücadele konularında çeşitli

    olanaklar sunduğu bilgisine yer verildi. Bu yaklaşımın merkezinde orantılılık ilkesi, daha iyi eğitim, önleme ve tedavi programlarının oluşturulması, sosyal önleme ve güvenlik önlemleriyle örgütlü suçla mücadele bulunduğu belirtilerek INCB’nin hükümetlerin sözleşmelere uyumuna destek olduğu belirtildi.

    Denetlenen yeni maddeler

    Raporda denetlenen yeni maddeler narkotik, psikotrop maddeler ve öncül kimyasallar olarak sıralandı. Narkotik maddeler “brorphine” ve “metonitazene”, psikotrop maddeler “eutylone” ve öncül kimyasallar “4-AP”, “1-boc-4-AP” ve “norfentanyl” olarak sıralandı.

    Küresel meseleler yer aldı

    Raporun “Küresel Meseleler” başlıklı bölümünde yasadışı kokain üretim ve kaçakçılığındaki artışın oluşturduğu tehdit, yeni tehlikeli maddelerin (fentanil olmayan opioidler) piyasaya çıkışı, öncüller, denetilmeyen kimyasallar ve tehlikeli maddeler konusunda hükümet – özel sektör iş birliği, ruh sağlığı ve denetimdeki psikotrop maddelere erişim, madde kullananlara eşit hakların verilmesi ve önleme, tedavi ve rehabilitasyon programlarında ayırımcılığın önlenmesi, uluslararası denetimdeki narkotik maddelerin ithalat/ihracatında elektronik yöntemlerin kullanılması, uluslararası denetimdeki maddelerin yasal ticaretinde transit ülkelerin sorumluluğu sıralandı.

    Kokain üretimi ve kaçakçılığındaki artışa dikkat çekildi

    Kokain üretim ve kaçakçılığındaki artışa dikkat çekilen raporda ekim alanlarının gelişmesi, buna bağlı olası kokain üretimi, kaçakçılıkta artışta yeni yollar, üretim ve kullanım bölgelerinde değişme gibi faktörlere değinildi. Avrupa’da ikincil çekitleme kokain arz zincirinin her noktasında eşgüdümlü mücadele ihtiyacı, ekim, üretim, kaçakçılık ve tüketimdeki artışın nedenlerine odaklanmanın yer aldığı raporda uygun şekilde öncül denetimi, deniz yolu kaçakçılığında risk analizi, liman personelinin kapasite artırımı, tedarik zincirinde özel sektörle iş birliği ve yasadışı finans akışı ile mücadelenin önemine dikkat çekildi.

    I2ES sistemi özendirilmeli

    Narkotik ve psikotropların ithalat ve ihracatında elektronik izin kullanımının izlemeyi kolaylaştıracağının belirtildiği raporda, elektronik izin kullanımının hız kazandırdığı, sahtekarlığı azalttığı belirtildi. International Import and Export Authorization System (I2ES) özendirilmesi gerektiğinin vurgulandığı raporda COVID-19’un kullanımı arttırdığı, I2ES dışında başka yöntemlere başvuran olduğu belirtilerek “Farklı yöntemler uluslararası ticareti engeller ve kaçağa kayma riski taşır. Hükümetler mutlaka sadece I2ES kullanmalı, hükümetlerin ulusal sistemleri sözleşme ve UMK (CND) kararları ile uyumlu olmak zorunda.” denildi.

    Özel sektör ve endüstri ile iş birliği yapılmalı

    Kaçakçılığı yapılan maddelerin niteliği ve yolların hızla değiştiğinin belirtildiği raporda hızlı yanıt verilmesi, mutlaka özel sektör ile iş birliği yapılması gerektiği belirtildi. Endüstri ile iş birliğinin de önemine değinilen raporda, “1988 Sözleşmenin parçasıdır. Yasadışı üretim ve dağıtımla ilgili olabilecek (özellikle makine, teçhizat) her sektör dahil edilmeli.” denildi. Fayda görülen uygulamalar olduğunun belirtildiği raporda INCB’nin konu ile ilgili imkân ve kaynaklar konusunda destek verdiği kaydedildi.

    Raporda ruh sağlığının BM’nin Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin bir unsuru olduğu vurgulanarak orta ve düşük gelirli ülkelerdeki durum ve dünyanın her yerini etkileyen afetler, aşırı reçeteleme ve kişisel fazla kullanım, psikotrop tüketiminin izlenmesindeki zorluklar, tedavi ve ilaca erişimin önemine değinilerek ruh sağlığının ulusal sağlık sistemlerine dahil edilmesine yer verildi.

    Ağrı kesici kullanımında dikkat çekici artış!  

    Söz konusu raporda ağrı kesici opioidlere küresel erişimdeki artışa da dikkat çekildi. 2001 yılında 50 bin olan ağrı kesici opioid kullanımının 2020 yılında yaklaşık 250 bine ulaştığı bilgisi yer aldı.

    Morfin hangi amaçla kullanılıyor?

    Raporda 2001 ile 2020 yılları arasındaki morfin kullanımına da yer verildi. Buna göre, denetlenmeyen madde üretimi için kullanım yüzde 1.6,  III. Cetvel maddelerini imal için tüketim yüzde 2.4, diğer narkotiklerin üretimi için kullanım yüzde 3.9, doğrudan tüketim yüzde 9.5 ve kodein imalatı için kullanım yüzde 82.6 olarak belirtildi.

    INBC tavsiyeleri de raporda yer aldı

    Raporun “2022 Öncüller Raporu” başlıklı bölümünde ise BM Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Kurulu (INCB) tavsiyeleri yer aldı. INBC tarafından tavsiyeler şöyle sıralandı:

    • Kaçağa kaymayı önlemek üzere operasyonel kapasite ve işbirliğinin arttırılması

    • Yasal piyasa ve operatörlerini kaçakçılardan koruyabilmek üzere bilgi düzeyinin arttırılması

    • Durdurulan sevkiyatlar ilgili “geri soruşturma” iş birliğinin arttırılması

    • Kimyasal benzerliği bulunan maddelerin kaçakçılar tarafından kullanılmasını önleme amaçlı proaktif bilgilendirme

    • Internet üzerinden öncül kaçakçılığının soruşturulması konusunda eğitim

    INCB 2022 Raporu’nda Türkiye

    Türkiye’de diazepam kullanımı yüzde 100 arttı!

    Prof. Dr. Sevil Atasoy, INCB 2022 Raporu’nda Türkiye ile ilgili bilgilere de değindi.

    Raporda Türkiye’de diazepam kullanımının yüzde 100 arttığı belirtildi.

    Afyon hammaddesi üretiminde dünya üçüncüsü

    Raporda Türkiye’de Opiyat hammaddelerinin arz ve talebine ilişkin verilerde morfince zengin haşhaş hasadının önemli ölçüde arttığı, morfince zengin afyon ham maddesinin üretiminde dünya üçüncüsü (69 ton) ve dünyada en yüksek morfince zengin afyon ham maddesi   stoku bulunan ülke (303 ton) olduğu belirtildi.

    Afganistan’daki metamfetamin üretiminin kaygı uyandırdığının belirtildiği bölümde İran ve Türkiye’nin yakalamalarda büyük artış bildirdiği belirtildi.

    14 ülke yetkilileri eğitim aldı

    Raporda Batı Asya’da 14 ülkenin yetkililerinin INCB Learning e-modülleri ile eğitim gördüğü belirtilerek bu ülkelerin Afganistan, Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan, Irak, Ürdün, Lübnan, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan, Tacikistan, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri ve Yemen olduğu belirtildi.

    Sentetik opioid konusunda ilk küresel toplantı Viyana’da gerçekleştirildi

    GRIDS Programının sentetik opioid konusunda bilgi ve kapasite artırımını amaçlayan ilk küresel toplantısının 1-15 Ağustos 2022’de Viyana’da gerçekleştiği belirtilen raporda 140 profesyonel katılımcı arasında Türkiye’nin de olduğu belirtildi. GRIDS Programının kurye ve kargo hizmetleri ile kaçakçılığı yapılan tehlikeli sentetik maddeler ve kimyasallar konusunda bilgi ve operasyonel kapasite artırımını amaçlayan 5. yıllık toplantısının ise 6 – 9 Eylül 2022’de Viyana’da yapıldı. 60 profesyonel katılımcı arasında Türkiye de yer aldı.

    Türkiye 2021’de rekor miktarda eroin yakaladı

    Covid-19’un Balkan yoluna etkisinin az olduğunun belirtildiği raporda Türkiye’nin 2021’de rekor miktarda (22.2 ton) eroin yakaladığı yer aldı. 2019’a göre %79 artış tespit edildi.

    Rapora göre Türkiye’nin metamfetamin yakalamalarında büyük artış görülüyor. (2019’da 1 ton, 2020’de 4,1 ton, 2021’de 5,5 ton) Ağustos 2021’de, Hong Kong, Çin’den gelen 4,3 ton İstanbul kargo terminalinde yakalandı. 2022 ilk beş ayda üç büyük yakalama gerçekleştirildi. Mayıs 2022’de İstanbulda 1,117 kilogram sıvı ve kristal met ele geçirildi. Örgüt çökertildi.

    2022’de büyük narkotik operasyonları gerçekleştirildi

    Raporda Türkiye’de 2022 yılında gerçekleştirilen narkotik operasyonlarına da işaret edildi. Güney Amerika’dan Türkiye’ye önemli miktarda kokain kaçakçılığının gerçekleştirildiği belirtilen raporda Türkiye’nin Orta Doğu ve Avrupa piyasaları için transit ülke konumunda olduğu kaydedildi.

    • Haziran 2022’de Ekvator’un Guayaquil limanında Türkiye gönderilmek üzere hazırlanan konteynerde muz içine gizlenmiş 850 kg kokain ele geçti.
    • Nisan 2022’de Mersin limanında aynı yerden aynı şekilde gönderilen 250 kg kokain yakalandı. Türkiye çok sayıda kokain yakalaması gerçekleştirdi.
    • Ekvator, Malta ve Batı Afrika ülkelerinde Türkiye’ye gönderilecek kokain yakalandı.

    Rapora göre Türkiye’de 2020’de 1,96 ton, 2021’de 2,8 ton kokain ele geçirildi.

    Türkiye, metamfetamini ciddi halk sağlığı sorunu olarak bildiriyor

    Raporda muhtemelen Türkiye’deki suç örgütlerinin opiyat fiyatlarındaki düşüş nedeniyle kokaine döndüğü değerlendirmesinde bulunuldu. Raporda “Türkiye, metamfetamini ciddi bir halk sağlığı sorunu olarak bildiriyor. Hem kaçakçılığında artış hem de metamfetamine bağlı ölüm sayısında artış. Madde bağlantılı ölümlerin 2018’de %6,2’si, 2020’de 31,2’si metamfetamin yüzünden.” denildi.

    Pandemide madde kullanımında azalma oldu

     

    Covid-19 sırasındaki tam kapanmada MDMA, kokain, esrar kullanımında azalma, sonrasında eski düzeyde olduğunun belirtildiği raporda “Buna karşılık metamfetamin kullanımı tam kapanmada arttı, sonrasında artmaya devam etti. Yasal pregabalin kullanımında artış. Piyasa daha kolay bulunan, daha ucuz maddelere yöneliyor. (11 Şubat 2022’de Türkiye’de yayınlanan bir araştırmadan.)” tespitleri yer aldı.

    Eroin metamfetamin kaçakçılığına dönüşmüş olabilir

    Raporda “2020’de Balkan ülkelerinde eroin yakalaması azaldı. 2021’de Bulgaristan deniz yoluyla taşımacılık yapıldığını ileri sürüyor. Eroin yerine Balkan Yolu’nda metamfetamin kaçakçılığı yapılıyor olabilir.” tespitleri yer aldı.

    Morfince zengin haşhaş kapsülü konsantresi (CPS) ile ilgili olarak da üreticiler Avustralya, Fransa, İspanya, Türkiye (69 ton) olduğu, tüketicilerin ise  Türkiye (15,148 ton) olduğu kaydedildi.

    Türkiye dünya ikincisi

    Morfince zengin haşhaş kapsülü konsantresinden morfin anhidrit eldesi AMA (CPS) ile ilgili verilerde de Türkiye’nin, Fransa’dan sonra dünya ikincisi (48,4 ton) olduğu belirtildi. Dünya genelinde küresel ihracatın 10 yılda 239 tondan 47 tona düştüğü, Türkiye’nin 5 ton ihraç ettiği kaydedildi. Bu üründen morfin eldesinin dünya genelinde azaldığı, Türkiye’de bu miktarın 11 ton olduğu belirtildi.

    Covid-19 sırasında remifentanil ithalatında Türkiye’nin dünya birincisi (14.5 kg) olduğu, Pethidine tüketiminde dünya birincisi (0.5 ton) olduğu ve Allobarbital ihtiyaç belirtiminde dünyada üçüncü (70 kg) olduğu belirtildi.

    Türkiye, Batı Asya’da kaçak efedrin yakalayan tek ülke

    Amfetaminin yasadışı imalatında kullanılan öncüllere de dikkat çekilen raporda efedrin ve psödoefedrinin metamfetamin imalatında da kullanıldığı belirtildi. Türkiye’nin yasal psödoefedrin             ithalatında dünya üçüncüsü olduğuna yer verilen raporda Batı Asya’da kaçak efedrin yakalayan tek ülkenin Türkiye olduğu, Avrupa’da Bulgaristan’da 2,6 milyon tablet psödoefedrin ele geçirildiği, menşeinin Türkiye olduğu kaydedildi.

    2021’de dünyada yakalanan asetik anhidridin yüzde 60’ı Türkiye’de ele geçti

    Rapora göre 2021’de dünyada yakalanan asetik anhidridin yüzde 60’ı Türkiye’de ele geçti. 2020’nin üç katı. (36,300 litre) Bu yıl Afganistan’da 270 – 320 ton  saf eroin elde edileceği öngörülüyor. Buna 270,000 – 800, 000 litre  anhidrit gerekiyor. Türkiye Avrupa ile Afganistan arasında transit konumunda bulunuyor.  Türkiye asetil klorür yakaladığını da bildirdi.

    Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan ise özellikle bazı ülkelerde esrar kullanımının yasallaştırılmasının sakıncalarına dikkat çekti.

    Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Sineğin ısırığından kaçalım derken, yılanın ısırmasına sebep veriliyor” 

    Esrar konusunun hayatın bir gerçeği olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan sözlerine şöyle devam etti:

    “Depremden sonra artık hayatın normalleşmesi gerekiyor. Bireysel olarak 2-4 hafta içinde normalleşme sürecine geçilmeli. Aksi durumda toplumsal ruh sağlığı bozuluyor. Travmalarda madde ve alkol kullanımı artıyor. Yasadışı madde trafiği azalmış olabilir ama alkol kullanımının arttığını söyleyebiliriz. Birleşmiş Milletler Uyuşturucu Kontrol Kurulu bu yılki raporda özellikle esrar konusu üzerine eğildi. Dünyada bu maddenin kullanımı ile ilgili beklentiler planlananın dışında gerçekleşti. Özellikle yasadışı kullanımı engellemek için kontrollü kullanım olması üzerine çalışıldı. Belirli yerlerde kullanım olması, alan ve satışını yapanların belirli olması ile takibin kolay olacağı düşünüldü. Kuzey Avrupa’da ve Amerika’da kullanım yaygınlaştı. Fakat bu planlama maddenin yasadışı kullanımını azaltmaya yetmedi, aksine daha çok artırdı. Kontrollü kullanım ile sineğin ısırığından kaçalım derken yılanın ısırmasına sebebiyet veriyorlar.”

    Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Kullanıma ceza verilmemesi legalleşme olarak algılandı” 

    Suç faaliyetlerinin azalması hedeflenirken yasadışı pazarlarda cannabis arzının daha çok arttığına dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bu durum bir paradoks içeriyor. Pazar azalsın, kullananlar açık kullansın derken kullanmayı farkında olmadan yaygınlaştıran bir etki yaratıldı. Önümüzdeki on yıllarda cannabis maddesi tekrar sanık sandalyesine çıkacaktır. Kullanıma ceza verilmemesi toplumlarda legalleşme olarak algınlandı, suç olmaktan çıkarılmış gibi anlaşıldı. ‘Eczanelerde satışı yapılıyor, neden kullanmayayım ki?’ diyenleri ikna etmek de zorlaşıyor.” dedi.

    Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “12 yaş üzeri esrar kullanımı yüzde 8 arttı” 

    Madde kullanımının psikotik hastalıkların artmasında etkili olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Ergenlerin madde kullanımı istatistiklerinde ciddi artış var. 12 yaş ve üzerinde esrar kullanımı yüzde 16.5’tan yüzde 24.5’a yükselmiş. Aynı zamanda intihar, kendini zehirleme, majör depresyon ve depresif semptomların dünya genelindeki ergenlerde artış hızını gösteren istatistikler de var. Özellikle 2008’den itibaren artış olduğunu söylemek mümkün. 2012’den sonra pik yapmış. Ergenlere ilişkin istatistiklerdeki artış pandemiden bağımsız. Henüz resmi rakamlar açıklanmamış olsa da uzmanlar olarak pandemide daha da arttığını düşünüyoruz.” diye konuştu.

    Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Ergenler yüksek risk grubunda yer alıyor” 

    Madde kullanımındaki artışın en çok ergenleri etkilediğini kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Ergenler yüksek risk grubunda yer alıyor. Ergenlik dönemi aslında kendi kimliğini arayıp bulma dönemidir. Hisler akıldan önce geliyor. Böyle bir durumda da hoşuna giden şeyleri yapıyor. Arkadaşları ile esrar deneyimliyor. Daha sonra da depresyon, intihar girişimleri, evden kaçmalar, okul devamsızlıkları oluyor ve ergenler bir anlamda harcanmış oluyor.” dedi.

    Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Türkiye’de metanfetamin üretimi ve kullanımı oldukça yaygın” 

    Madde kullanımına bağlı psikotik vakalarda hastane başvurularda yüzde 30 artış olduğunun altını çizen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “2010 – 2018 arasında küresel cannabis kullanımı sonrası gelişen bağımlılıklarla ilgili sağlık sorunları nedeniyle hastaneye başvurular 8 kat arttı. Esrar kullanımına bağlı şizofreni gibi psikotik bozukluklarla ilgili başvurular da 4 kat arttı. Esrarın yanında gizli bir ortak daha var. O da metanfetamin. Metler Türkiye’de sentetik olarak çok üretiliyor ve kullanılıyor.” dedi.

    Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Devletler madde bağımlılığı için özel bütçe ayırmalı” 

    Esrar kullanımına bağlı araç kazalarının da arttığını belirten psikiyatrist Prof. Dr. Nevzan Tarhan, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Tüm istatistikler esrar kullanımı ile ilgili dünya politikalarının gözden geçirilmesi gerektiğini gösteriyor. Cannabis endüstrisi çok hızlı bir şekilde büyüyor. Suç olmaktan veya ceza kapsamından çıkarmak, yasalaştırmak gibi kavramlar karıştırıldı. Tıbbi kullanımın yasalaştırıldığı algısı yerleşti ama bu algıyı değiştirmeye yönelik yeni algı çalışmalarının yapılması gerekiyor. Sigaranın kullanımına gösterilen hassasiyetin 5 misli fazlası esrar kullanımına karşı gösterilmeli. Sigara için alınan önlemler esrar için de alınmalı. Sigara içmeyen bir kişi esrar kullanabiliyor. Elektronik sigara şeklinde kullanımı da ayrıca bir tartışma konusu. Covid döneminde suç trafiği azalsa da bu durumun madde kullanımını azalttığını söyleyemeyiz. Mevcut politikalara devam ediliyorsa devletler bağımlılıkla mücadele için ayrıca bütçeler ayırmalı. Özetle ya politikalar değiştirilmeli ya da özel bütçe ayrılmalı.”

    BÜLTENLE İLGİLİ VİDEO:

    https://drive.google.com/file/d/13XKYSix2LvxEx5RAd0QksW_zCrOB_XRR/view?usp=share_link

    BÜLTENLE İLGİLİ FOTOĞRAF:

    https://drive.google.com/drive/u/1/folders/1gyis4Bhrn3hYrYozexErFlVUT4Af3EaE

     

    Birleşmiş Milletler Uyuşturucu Kontrol Kurulu (INCB) 2022 Raporu, dünyayla aynı anda Üsküdar Üniversitesi’nde düzenlenen basın toplantısında açıklandı.

    Birleşmiş Milletler Uyuşturucu Kontrol Kurulu (INCB) 2022 Raporu, dünyayla aynı anda Üsküdar Üniversitesi’nde düzenlenen basın toplantısında açıklandı.

    Birleşmiş Milletler Uyuşturucu Kontrol Kurulu (INCB) 2022 Raporu, dünyayla aynı anda Üsküdar Üniversitesi’nde düzenlenen basın toplantısında açıklandı.

    Birleşmiş Milletler Uyuşturucu Kontrol Kurulu (INCB) 2022 Raporu, dünyayla aynı anda Üsküdar Üniversitesi’nde düzenlenen basın toplantısında açıklandı.

    Birleşmiş Milletler Uyuşturucu Kontrol Kurulu (INCB) 2022 Raporu, dünyayla aynı anda Üsküdar Üniversitesi’nde düzenlenen basın toplantısında açıklandı.

    Birleşmiş Milletler Uyuşturucu Kontrol Kurulu (INCB) 2022 Raporu, dünyayla aynı anda Üsküdar Üniversitesi’nde düzenlenen basın toplantısında açıklandı.

     

  • Çin, teknolojide fark atıyor…

    Çin, teknolojide

    fark atıyor…

     

    Necdet Buluz

     

    Son yıllarda teknolojiye yaptığı büyük yatırımlarla dünya sahnesine büyük teknoloji şirketlerini çıkaran Çin, pek çok alanı domine etmeye devam ediyor.

    Avustralyalı ‘think-tank yani düşünce’ kuruluşu Avustralya Stratejik Politika Enstitüsü’nün (The Australian Strategic Policy Institute-ASPI) son araştırması Çin teknoloji alanındaki üstünlüğünü açık bir şekilde ortaya koyuyor. Çin, 44 teknoloji alanının 37’sinde liderliği elinde bulundururken, ABD sadece 7 alanda Çin’in önünde bulunuyor.


    ASPI raporuna göre, Çin, dronlar (İHA’lar), makine öğrenimi, elektrik bataryaları, nükleer enerji, kuantum sensörleri ve ileri düzey veri analizi, yapay zeka algoritmaları, gelişmiş robotlar, otonom sistemler ve sentetik biyoloji gibi birçok alanda ABD’nin önünde yer alıyor. ABD ise gelişmiş entegre devre tasarımı ve üretimi, yüksek performanslı bilgi işleme, doğal dil işleme, kuantum bilgisayar, aşı ve tıbbi önlemler, küçük uydular ve uzay fırlatma sistemleri gibi alanlarda önde bulunuyor.

    Araştırmaya göre, Birleşik Krallık ve Hindistan da 44 teknoloji alanında 29’unda ilk 5 ülke arasında yer alıyor. Güney Kore 20 alanda ve Almanya da 17 alanda ilk 5’te yer alan ülkeler olarak öne çıkıyor. Avustralya 9 teknolojide ilk 5’te kendine yer bulurken, İtalya 7, İran 6, Japonya 4 ve Kanada 4 teknolojide ilk 5’te yer aldı. Rusya, Singapur, Suudi Arabistan, Fransa, Malezya ve Hollanda 1 veya 2 teknolojide ile 5 içerisinde yer aldı.


    Raporda, Türkiye’nin de bazı teknoloji kategorilerinde dünyanın önde gelen ilk 10 ülkesi arasında yer aldığı belirtilirken bu kategorilerin hangisi olduğuna dair bilgi verilmedi. Türkiye’nin yer aldığı kategorilerin başında dronların (İHA’lar) geldiği tahmin ediliyor.

    Akıllı fabrikalardan otonom araçlara kadar pek çok yeni teknolojide kritik bir konumda bulunan 5G ve 6G’de Çin’in büyük üstünlüğü dikkati çekiyor.

    Listede Çin yüzde 29.6 ile zirvede bulunurken, ABD yüzde 9.5 ile ikinci, Birleşik Krallık yüzde 5.1 ile üçüncü, Güney Kore yüzde 4.9 ile dördüncü ve Hindistan yüzde 4.8 ile beşinci sırada yer alıyor. Yapay zeka algoritmaları ve donanım hızlandırıcılar gibi alanlarda Çin yüzde 36.2 ile zirvede yer alırken onu yüzde 13.2 ile ABD, yüzde 4.2 ile Birleşik Krallık, yüzde 4.1 ile Güney Kore ve yüzde 3.5 ile Hindistan geliyor. 

    Küresel ısınma sebebiyle büyük önem atfedilen elektrikli araçların en önemli bileşenlerinden biri olan bataryalar konusunda da Çin diğer ülkelerden çok önde bulunuyor. Çin bu alanda yüzde 65 ile ilk sırada yer alırken, onu sırasıyla yüzde 11.8 ile ABD, yüzde 3.8 ile Güney Kore, yüzde 2.8 ile Almanya ve yüzde 2.4 ile Avustralya takip ediyor.

  • Bağımsız Cumhurbaşkanı Aday Adayı Prof. Dr. Hilmi Özden”Türkmen elinde her yerde Türkçe resmi dil olmalıdır”

    Bağımsız Cumhurbaşkanı Aday Adayı Prof. Dr. Hilmi Özden Irak Türklerinden eski Güvenlik Dairesi Müdürü Ahmet Tahir İsmail’in PKK tarafından şehit edilmesi ile ilgili basın açıklaması yaptı

    “Aziz Türk Milleti

    3 Mart 2023 tarihinde Irak Türkmen cephesi eski Güvenlik Dairesi Müdürü Ahmet Tahir İsmail, Kerkük’te bölücü PKK örgütü tarafından şehit edilmiştir. Bu “PKK ve azmettiricileri”nin Irak’ta Türklüğü yok etme çabalarıdır. Bilinmelidir ki; dünyanın neresinde bir Türk varsa Türklük öksüz ve yetim değildir.

    Maalesef önce Irak Bakanlar Kurulunun Türkçe’yi Kerkük’te resmi dil olmaktan çıkarması PKK ve azmettiricilerine cesaret vermiştir. Türk Dışişleri Bakanlığı’nın uyarıları karşısında Irak Hükümeti Kerkük’te Türkçeyi yeniden resmi dil olarak kabul etmiştir fakat bu yeterli değildir.

    Çünkü Erbil’den başlayıp Altunköprü, Tuzhuzurmatu, Tazehurmatu, Musul, Telafer olmak üzere tüm Türkmen elinde her yerde Türkçe resmi dil olmalıdır. Türkçe’nin çekilmediği yerler Türkiye’nin Misak-ı Millî sınırları içindedir.

    Şehidimizin ruhu şad mekânı cennet olsun

  • 4 Mart Dünya Obezite Günü…

    Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Fazla kiloluluk oranı hem erkeklerde hem de kadınlarda yüzde 40 dolaylarındadır. Bölgelere göre ayrıldığında obezite oranı yüzde 37,5 oranıyla Batı Karadeniz Bölgesi birinci sırada, yüzde 36,9 oranıyla Orta Anadolu Bölgesi ikinci sırada yer almaktadır.”…Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Emel Alphan obeziteden korunmanın yolunun sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenmeden geçtiğini söyledi. 4 Mart Dünya Obezite Günü dolayısıyla açıklamalarda bulunun Prof. Dr. M. Emel Alphan, vücut yağının artışı olarak tanımlanan obezitenin kalp-damar hastalıkları, diyabet, karaciğer yağlanması ve hipertansiyon başta olmak üzere pek çok hastalığın nedeni olduğunu ifade etti.

    Prof. Dr. Alphan, obezitenin temel sebeplerini açıklarken, “Vücuda besinlerle ihtiyaçtan fazla alınan enerji ile vücutta yağ miktarı artar. Fast-food tarzı besinler gibi enerji içeriği yüksek besinlerle sık beslenmek ve fiziksel aktivitenin azlığı obezitenin temel sebeplerindendir” dedi.

    EN OBEZ BATI KARADENİZ2010 yılında TURDEP-2 çalışmasına göre, Türkiye’de yüzde 35,9 olan obezite oranlarının 2019 TBSA çalışması sonuçlarına göre yüzde 31,5 oranına gerilediğini ifade eden Prof. Dr. Alphan,“Fazla kiloluluk oranı hem erkeklerde hem de kadınlarda yüzde 40 dolaylarındadır. Bölgelere göre, ayrıldığında obezite oranı yüzde 37,5 oranıyla Batı Karadeniz Bölgesi birinci sırada, yüzde 36,9 oranıyla Orta Anadolu Bölgesi ikinci sırada yer almaktadır. Bu veriler obezitenin artmaya devam ettiğini vurgularken, aslında önlenebilir bir hastalık olduğunu da hatırlatmak gerekir.Son 20 yıldır obezite çocuklarda da görülmekte olup obez çocukların yüzde 30’unun yetişkinlik döneminde de obez olacakları tahmin edilmektedir. Çocukluk çağındaki şişmanlığın çocuklarda tip2 diyabete (yetişkinlerde daha sık olan) neden olduğu da hatırlanırsa çocukluk çağından itibaren obeziteden korunmakla ve yetişkinlik döneminde obezitenin neden olduğu hastalıklardan korunmak mümkün olacaktır” şeklinde konuştu.

    Prof. Dr. Alphan, obeziteye dair açıklamalarına şu şekilde devam etti:OBEZİTE SEBEPLERİ NELERDİR?

    “Obezite, basit bir enerji dengesizliği sorunu olarak ya da genetik sorunu olarak görülmemelidir. Obeziyete neden olan faktörler incelendiğinde, beyinde açlık ve tokluk merkezlerini yöneten transmitterlerden bağırsaklardaki mikrobiyotayı oluşturan bakterilere kadar, kaliteli ve düzenli bir uykudan, obezojenik çevreye (fast-food tarzı beslenme, fiziksel olarak hareketsiz olma, hatalı beslenme alışkanlıkları ve pişirme yöntemleri) kadar, ayrıca beyinde bulunan iştahı kontrol eden endokanbinoid sistemden iklim değişikliğinin yol açtığı sera gazı salınımına kadar pek çok nedenin obezitenin oluşumunda etkili olduğu son zamanlarda yapılan çalışmalarda ortaya konmuştur.Farklı yaş gruplarında enerji gereksiniminin değişmesine karşın eski hatalı beslenme alışkanlıklarının sürdürülmesi özellikle yaşın artmasıyla birlikte bulaşıcı olmayan kronik hastalıkların nedeni olarak karşımıza çıkıyor.Fazla kilolu veya obez olup olunmadığının saptanmasında Beden Kütle İndeksi (BKİ) adı verilen bir hesaplama yöntemi kullanılır. BKİ, kişilerin kilogram cinsinden vücut ağırlığının, metre cinsinden boyun karesine bölünmesiyle hesaplanabilir. BKİ değeri 25 kg/m2’den yüksekse fazla kilolu, 30 kg/m2’den yüksek ise obez kabul edilir.Bel çevresinin kadınlarda 88 santimetre, erkeklerde 102 santimetrenin üzerinde olması metabolik hastalıklara yakalanma riskini arttıracaktır. Türkiye de erkek tipi şişmanlık olarak kabul edilen Abdominal obezitenin özellikle kadınlarda (yüzde 54) çok yüksek olduğunu da belirtmek gerekir.

    OBEZİTEDEN KORUNMA YOLLARI

    Sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenme obeziteden korur. Enerji ve besin öğesi ihtiyaçları her yaştaki insanda farklıdır. Obeziteden korunmak için her yaşa uygun miktarlarda olmak üzere sağlıklı yemek tabağı her öğünde oluşturulmalıdır.Aşağıdaki Türkiye’ye Özgü Beslenme Rehberinde gösterildiği gibi Sağlıklı Yemek Tabağı’nın yarıya yakını sebze ve meyvelerden (günde en az 5 porsiyon sebze ve meyve tüketilmelidir), çeyreği tahıllardan (tam buğday ekmeği vb. posalı tahılar) ve kalanı da peynir, süt, yoğurt, az yağlı süt ve süt ürünleri ile yumurta, et balık, tavuk ve kurubaklagillerden oluşan bir beslenme tarzını sürekli uygulamak obeziteden koruyacaktır. Yağlar az miktarlarda yemeklere tat vermek için kullanılabilir.Tereyağı gibi doymuş yağlardan uzak durmak zeytinyağı ağırlıklı fakat az miktarda da diğer sıvı yağlarla yemekleri pişirmek gerekir. Şeker ve şekerli besinlerin kesinlikle tüketilmemesi gereklidir. Şekerli meyve suyu ve meşrubatların yerine su içilmelidir. Çünkü bu tür içecekler vücuttaki yağlanmayı arttıran yüksek fruktozlu mısır şurubu içerirler.Sağlık yemek tabağı için iki örnek: Köfte, bulgur pilavı, karışık salata ve ayran. Kuru fasulye, pilav, karışık salata, ayran ile sağlıklı yemek tabağını tamamlamak mümkün olacaktır.Bireysel olarak toplam yağ ve şekerlerden enerji alımını sınırlamak, meyve, sebze ve baklagil tüketimini arttırmak ve düzenli fiziksel aktivite yapmak obeziteden korunmada temel önerilerdir. Dünya Sağlık Örgütü; sağlıklı olabilmek için fiziksel aktiviteyi çocukların günde 60 dakika ve yetişkinlerin haftada 150 dakika yapmalarını önermiştir.Sosyal medya ve internet ortamındaki diyetler kişiye özel olmadıkları için uygulanmaları sağlıklı değildir hatta bu tür diyetlerle zayıflansa bile verildiğinden çok daha fazla kilo geri alınır. Obezlerin hekim, fizyoterapist ve diyetisyenlerle ve gerektiğinde psikolog ve aile desteğiyle sağlıklı, yeterli ve dengeli bir beslenme programı uygulamaları obezitenin tedavisinde başarıyı getirecektir.”

  • Deprem ve turizm…

    Deprem ve

    turizm…

     

    Necdet Buluz

     

    Yaşanan depremden sonra Türkiye’ye tatile gelenlerin sayısında düşüş yaşanır mı?

    Türkiye yaklaşık 800 bin kilometrekarelik (Tam olarak 783 bin 562 kilometrekare) büyük bir ülke. İstanbul, Antalya, Muğla, İzmir, Kapadokya ve Konya gibi ülkenin önde gelen turizm merkezleri deprem bölgesinin dışında yer alıyor.

    Depremin turizm sektörüne etkisini haberleştiren Euronews Türkçe, zor zamanlardan geçen Türkiye’nin turizm sektörünün her zamanki gibi canlı tutmaya çalıştığını belirtti.

    2022 yılında Türkiye’nin yüzde 71 artışla 51 milyon ziyaretçi ağırladığına dikkat çekilen haberde “Bu durum doğrudan gelirlere de yansıdı. 2022’de bir önceki yıla kıyasla yüzde 53’lük bir artışla 46 milyar dolar turizm geliri elde edildi. Bu, 38.9 milyar dolarla son rekor olan 2019 yılının rekorunu kıran bir rakam.” ifadelerine yer verildi.

    Türkiye ekonomisi içinde turizm gelirlerinin önemli bir rol oynadığı kaydedilen haberde, şu noktaların altı çizildi:

    “Ülkeyi sarsan depremler sonrası yabancı turistler Türkiye’nin seyahat için güvenli olup olmadığını merak etmeye başladı.

    Türkiye yaklaşık 800 bin kilometrekarelik (Tam olarak 783 bin 562 kilometrekare) büyük bir ülke. İstanbul, Antalya, Muğla, İzmir, Kapadokya ve Konya gibi ülkenin önde gelen turizm merkezleri deprem bölgesinin dışında yer alıyor.

    Depremin merkez üssünden bin kilometre uzaklıkta yer alan İstanbul’da, depremde hayatını kaybedenler için tutulan yasla birlikte hayat devam ediyor.

    Geçtiğimiz yıl tek başına 16 milyon yabancı turist ağırlayan metropol, bu yıl da ziyaretçilerini karşılamaya hazır.

    Deprem öncesi yerlerini ayırtan turistler, İstanbul’daki rezervasyonları iptal etmedi.

    İstanbul’da karşılaştığımız İspanyol turist Marian Catalan rezervasyonuna sadık kalanlardan biri.

    Catalan, “Evet, biraz kararsız kalmıştım. Ama her şeyi önceden ayarlamıştık ve deprem bölgesine bin kilometre uzaklıkta olması bizi rahatlattı. Burası güvenli bir ülke ve kesinlikle yeniden gelmek istiyoruz. Çok sevdik.” diyor.

     

    İngiliz turist Debbie Still de her şeye rağmen seyahatini iptal etmeyenlerden. Still, bu zor dönemde Türkiye’yi seyahat etmenin önemli olduğunu vurguluyor: “Buraya geleli daha 24 saat bile olmadı ama şimdiden çok sevdik. Harika bir yer. Türk insanıysa çok kibar, çok candan. Bugün isteyeceğimiz son şey insanların Türkiye’ye gelmemesi olur. Her zamankinden daha çok gelmelisiniz!”

    Türkiye’ye seyahat etmek, korkunç depremden etkilenen bölgeler dışında güvenli. Ülkenin önde gelen hava yolu şirketleri ve uluslararası havalimanları normal şekilde çalışmaya devam ediyor. Havas Voyages ve Selectour Başkanı Laurent Abitbol gibi uzmanlar da bunun üzerinde duruyor:

    “Herhangi bir iptal olmadı, insanlar gidebiliyor. Depremin Türkiye’nin turizm noktalarına bin kilometre uzaklıkta meydana geldiğini bilmek gerekiyor. Rezervasyonlarda herhangi bir düşüş olmadı. Her gün Türkiye’ye gitmek için kayıt yaptıran yüzlerce müşterimiz oluyor. Türkiye’ye seyahatlere devam etmek çok önemli.”

    Turizm 2023 yılında pandemi öncesi seviyelere dönme yolunda ilerliyor ve ülke de bu doğrultuda gitmeye devam etmek istiyor.”

  • Çin’in 2022 yılı GSYİH’sı 121 trilyon yuanı geçti

    Çin Devlet İstatistik Bürosu, Çin’in 2022 yılında gerçekleştirdiği gayri safi yurtiçi hasılasının 121 trilyon 20 milyar 700 milyon yuanı bulduğunu açıkladı. Çin Devlet İstatistik Bürosu, “Çin Halk Cumhuriyeti’nin 2022 Yılı Milli Ekonomik ve Toplumsal Kalkınma İstatistikleri Bülteni” adlı raporu yayınladı. Buna göre, Çin’in 2022 yılındaki gayri safi yurtiçi hasılası (GSYİH), yüzde 3 oranında artarak, 121 trilyon 20 milyar 700 milyon yuanı buldu.

    Aynı rapora göre, 2022 yılında Çin’in kentsel alanlarında yeni istihdam edilen kişi sayısı 2021 yılına göre 630 bin kişi azalarak, 12 milyon 60 bine indi. 2022 yılında kentsel alanlarda kayıtlı işsizlik oranı ise yüzde 5,6 olarak tespit edildi. Ülke genelinde toplam göçmen işçi sayısı, yüzde 1.1 oranında artarak 295 milyon 620 bini buldu. Rapora göre, 2022 yılında tüketici fiyatları yüzde 2 oranında, üretici fiyatları ise yüzde 4.1 oranında artış gösterdi.

  • Çin 2022 yılında 62 kez uzaya fırlatma görevi gerçekleştirdi

    Çin Ulusal İstatistik Bürosu tarafından bugün yayımlanan verilere göre, Çin 2022 yılında toplam 62 kez uzaya fırlatma görevi gerçekleştirdi. 2022 yılında Çin’in Wentian ve Mengtian laboratuvar modülleri başarıyla fırlatılırken Çin Uzay İstasyonu’nun inşası da tamamlandı.

    Öte yandan Çin, bu yıl uzaya 50’den fazla fırlatma görevini gerçekleştirmenin yanı sıra Ay keşif projesinin dördüncü aşaması ile gezegen keşif programını hızlandırmayı ve Chang’e-7 ile Tianwen-2 gibi yeni model uzay araçlarına ilişkin Ar-Ge çalışmalarını sürdürmeyi planlıyor.

    Ay keşif projesinin dördüncü aşaması ile gezegen keşif programının kapsamlı şekilde hızlandırılacak. Ayrıca yine bu yıl Chang’e-7 ve Tianwen-2 gibi yeni model uzay araçlarına ilişkin Ar-Ge çalışmalarının yürütülecek, Uzun Yürüyüş-6C taşıyıcı roketinin ilk uçuşunun tamamlanacak. Ticari uzay faaliyetlerine de hız verecek olan Çin, uydu ihracatına da ağırlık verecek.

  • 35’inci Beijing Kitap Fuarı’nda 100 bin ziyaretçi rekoru kırıldı

    Beijing Kitap Fuarı’nın 35’incisi 24 – 26 Şubat tarihleri arasında gerçekleşti. Fuar düzenleyicileri, ziyaretçi sayısının bu yıl rekor bir düzeye ulaşarak 100 bin bandını aştığını açıkladı. Organizasyon sorumluları, sayıları 700’ü aşkın yayınevinin fuara katılarak geleneksel kültür ve çevrenin korunması gibi konularda yaklaşık 400 bin kitap sergilediklerini söyledi.

    Fuar çerçevesinde, yayıncılık endüstrisi zinciri merkezli olarak 300’den fazla kültürel etkinlik düzenlendi. Bunlardan birisi Çin’de yayıncılığın gelişmesine ilişkin bir seminer, bir diğeri de yayıncılıkta telif haklarının korunması odaklı bir forumdu. Fuar, Çin Yayıncılar Birliği ile Çin Kitap ve Süreli Yayın Dağıtımcıları Birliği tarafından ortak olarak düzenlendi.

  • Rusya-Ukrayna savaşı turizmi nasıl etkiledi?..

    Rusya-Ukrayna

    savaşı turizmi

    nasıl etkiledi?..

    Necdet Buluz

    ForwardKeys, bir yıldır devam eden Rusya-Ukrayna savaşının seyahat endüstrisinde nasıl bir etki yarattığını analiz etti.

    Yasak koymayan ülkelerin hava trafiği arttı

    Yaptırımlar ve uçuş yasakları sonucu Rusya’nın birçok Avrupa Birliği ülkesiyle olan hava trafiği aşırı düşüş yaşadı. Ancak Orta Doğu ve Türkiye gibi Rusya’ya veya Rusya’dan yapılan uçuşlara yasak koymayan ülkelerin, hava trafiği önemli ölçüde arttı.

    Savaşın başlangıcından şu ana dek geçen bir yıllık zaman diliminde Rusya ile Orta Doğu arasındaki koltuk kapasitesi, pandemi öncesinin aynı dönemine göre yüzde 27 artarken, Rusya ile Türkiye arasındaki koltuk kapasitesi ise pandemi öncesine göre yüzde 26 arttı. Avrupa Birliği ve İngiltere’de ise aşırı bir düşüş var. Rusya’nın Avrupa Birliği ve İngiltere ile arasındaki koltuk kapasitesi, pandemi öncesine göre yüzde 99 daha düşük. Kuzey Amerika kıtasında pandemi öncesine kıyasla yüzde 92’lik bir düşüş kaydedilirken, Asya-Pasifik’te yüzde 87, Afrika ve Güney Amerika’da yüzde 76 ve Avrupa Birliği dışında kalan Avrupa ülkelerinde yüzde 20’lik düşüş yaşandı.

    Savaşın ilk 10 ayında, Rusya’nın alt gelir grubu evinde kalırken, zengin kesimi uluslararası seyahatlere devam etti. Savaşın başlangıcı olan 24 Şubat 2022’den Aralık 2022’ye kadar olan zaman diliminde, business sınıfı uçak biletlerinde pandemi öncesine göre yüzde 10 artış yaşandı. Ekonomi sınıfı biletler ise pandemi öncesine göre yüzde 70 düştü.

    Ancak bu durum 2023’ün başından itibaren değişmeye başladı ve uluslararası uçuşlarda aşırı bir düşüş yaşandı. 2023’ün ilk çeyreğindeki business sınıfı bilet rezervasyonları, 2019’un aynı döneminin yüzde 26 gerisinde kaldı. Ekonomi sınıfı bilet rezervasyonları ise pandemi öncesinin yüzde 66 gerisinde.

     

    Rusya’nın varlıklı kesiminin en çok ilgisini çeken ülke ise Tayland oldu. Tayland’a yapılan business sınıfı uçuşlar 2019 seviyesine göre yüzde 81 arttı. Tayland’dan sonra varlıklı Ruslar tarafından en çok ziyaret edilen ülkeler ise sırasıyla Birleşik Arap Emirlikleri, Türkiye, Maldivler ve Mısır oldu. Business sınıfı biletlerinde Birleşik Arap Emirlikleri yüzde 108, Türkiye yüzde 41, Maldivler yüzde 137 ve Mısır yüzde 181 artış yakaladı.

    Ruslar tarafından en çok ziyaret edilen destinasyon ise Antalya oldu. En yoğun rotalar listesinde Antalya Havalimanı-Vnukova Havalimanı birinci sırada, Antalya Havalimanı-Domodedovo Havalimanı ikinci sırada, Antalya Havalimanı-Sheremetyevo Havalimanı üçüncü sırada yer aldı. Antalya’dan sonra en çok tercih edilen ikinci şehir ise İstanbul oldu. İstanbul Havalimanı-Domodedovo Havalimanı listede dördüncü sırada yer alırken İstanbul Havalimanı-Vnokuvo Havalimanı beşinci oldu. Antalya Havalimanı-St Petersburg havalimanı listenin altıncı sırasında yer alırken onu sırasıyla Erivan-Sheremetyevo Havalimanı, Dubai-Sheremetyevo Havalimanı, Taşkent-Domodedovo Havalimanı ve Antalya-Ekaterinburg Havalimanı takip etti.

    Pandemi öncesine göre karşılaştırıldığında ise Antalya-Vnukovo rotasının pandemi öncesine göre yüzde 144, Antalya-Domodedovo’nun yüzde 77, Antalya-Sheremetyevo’nun yüzde 74, İstanbul-Sheremetyevo’nun yüzde 73 arttığı; İstanbul-Vnukovo rotasında yüzde 14 düşüş olduğu görülüyor. Aynı dönemde Antalya-St Ptersburg rotası yüzde 49 artış, Yerevan-Sheremetyoevo yüzde 47 azalış, Dubai-Vnukovo rotasında yüzde 228 artış, Taşkent-Domodedovo rotasında yüzde 84 artış, Antalya-Ekaterinburg ise yüzde 31 düşüş görüldü.

    Savaş nedeniyle ülkelerin havalimanlarını Rus hava sahasına kapatmasının bir diğer önemli etkisi ise Avrupa ve Asya Pasifik arasındaki uçak bileti fiyatlarının ve uçuş sürelerinin artması oldu. Uçak bileti fiyatları, pandemi öncesine göre yüzde 20 artarken bu iki kıta arası hava trafiğinin yüzde 37’si artık 8 saatten fazla zaman alıyor, bu süre pandemi öncesinden yüzde 23 daha uzun.

    ForwardKeys başkan yardımcısı Oliver Poti konuyla ilgili “Savaş kaynaklı yaptırımlar, geçen yılın şubat ayından itibaren Rusya’ya ve Rusya’dan yapılan hava seyahatlerde belirleyici etmen oldu. Bu durum, hava sahasını Rusya’ya kapatmayan Türkiye ve Orta Doğu’ya fayda sağladı. Türkiye ve Orta Doğu gibi hava sahasını kapatmayan Çin’in ve Çin havayolu şirketlerinin de yakın zamanda bu durumdan fayda görmeye başlayacağını düşünüyoruz. Verilerde en ön plana çıkan durum ise business sınıfı uçuşlarındaki patlama.” dedi.

  • Vatandaşlık Satışının Türkiye Üzerindeki Stratejik Sonuçları

    VATANDAŞLIK SATIŞININ

    TÜRKİYE ÜZERİNDEKİ STRATEJİK SONUÇLARI

    Prof. Dr. Hilmi ÖZDEN

    Kaynak: https://nvi.gov.tr/sss-vatandaslik-hizmetleri

                ULUSLARARASI HUKUK VE SİYASET TEORİSYENLERİ UZUN ZAMANDAN BERİ VATANDAŞLIĞIN METALAŞMASI VE PARALI VİZE PROGRAMLARIYLA GÖÇMEN KABULÜ KONUSUNDA KAFA YORMAKTADIR (Nazlı Töre, 2019: 93). METALAŞMA (ARAPÇA) KULLANIM EŞYASI, ALINIP SATILAN ANLAMLARINA GELMEKTEDİR. VATANDAŞLIK SATIŞI İLE BİR ÜLKENİN MANEVÎ DEĞERLERİNİ İFADE EDEN VATAN VE VATANDAŞLIK KAVRAMLARI TÜM ÖZELLİKLERİNİ KAYBETMEKTEDİR.

                Vatandaşlık en basit tanımla, kişinin devlete aidiyetini gösteren hukuki ve siyasi bağı ifade eder. Vatandaşlık bağı nedeniyle kişi, vatandaşı olduğu devletin diplomatik korumasından yararlanır, seçme-seçilme ve kamu hizmetlerine girme gibi birtakım haklara sahip olur. Vatandaşlık aynı zamanda ülke savunmasına katılma, vergi verme, devletin koymuş olduğu kurallara uyma ve hepsinden önemli olarak sadakat yükümlülüğünü içerir. Bu bağlamda vatandaşlık aslında kişi ile devlet arasında karşılıklı hak, görev ve yükümlülük ilişkisi doğurur. Bununla birlikte, bu ilişki bir sözleşme ilişkisi değildir. Devlet vatandaşlık bağının nasıl kurulacağını ve kaybedileceğini belirleme konusunda mahfuz yetkiye sahiptir. Diğer bir anlatımla, devlet egemenlik hakkını kullanarak kime vatandaşlık verileceğine ya da kimin vatandaşlıktan çıkarılacağına kendisi karar verir. Vatandaşlık asli olarak doğum yoluyla kazanılır. Bu şekilde kazanılan vatandaşlıkta kişi ile devlet arasındaki bağlılığın mevcut olduğu kabul edilmektedir. Uluslararası uygulamada hemen hemen tüm devletler soy bağı (kan esası- ius sanguinis), doğum yeri (toprak esası-ius soli) veya bunların her ikisine bağlı olarak doğum yoluyla kişiye vatandaşlık hakkı tanımaktadır. Vatandaşlığın bu şekilde aslen kazanılması yoluna ilave olarak, devletler egemenlik haklarını kullanarak bazı kişilere sonradan vatandaşlık (ius nexi) hakkı tanıyabilir. Müktesep vatandaşlık olarak da anılan bu müessese ile devletler olağan veya olağanüstü yoldan bazı kişilere vatandaşlık verebilmektedir. Olağan usulde devletler kendi topraklarında yaşayan ve ülke bağları bulanan yabancılara belirli koşullar dâhilinde vatandaşlığa alınma imkânı tanıyabilmektedir. Bu bağlamda devletler evlenme ve evlat edinilme gibi kişinin vatandaşlığına geçmek istediği ülke ile irtibatını sağlayan hukukî olaylara sonuç bağlayabildikleri gibi, genel bir yol olarak ülkede belli bir süre ikamet eden yabancılara dil bilme, millî güvenlik ve kamu düzeni bakımından tehlike oluşturmama gibi belli koşullar dâhilinde vatandaşlığa geçme imkânı sağlayabilmektedir. Vatandaşlığın olağanüstü yolla kazanılmasında ise, devletler istisnai bazı hallerde takdir yetkilerini kullanarak ekonomi, spor, kültür, bilim ve sanat gibi alanlarda özel niteliği haiz yabancıları, olağan vatandaşlığa alınma yoluna kıyasla kolaylaştırılmış bir usulle vatandaşlığa alabilmektedir (Talat Kaya, 2021: 116). Bilim, kültür, sanat ve spor gibi alanlardaki üstün vasıfları nedeniyle oturma izni ve/veya vatandaşlık alan kişi sayısının görece az olması ve uygulamaların kişiye özgü olması nedeniyle konu literatürde tartışmaya neden olmamıştır. Benzer şekilde, ekonomik yatırımın yanı sıra yatırımcının girişimcilik ve iş kurma becerisi gibi nitelikleri göz önüne alınarak yetkili makamın takdiriyle istisnai nitelikte verilen oturum izni ve vatandaşlık uygulamaları da eleştiri konusu yapılmamıştır. Esasen, diğer istisnai vatandaşlık kazanma hallerinde olduğu gibi ekonomik katkı sağlamaya dayalı olarak vatandaşlık kazanan kişi sayısı da sınırlı kalmıştır. Bununla birlikte, yatırımcının niteliğini önceleyen yatırım yoluyla vatandaşlık uygulamaları son 30 yılda boyut değiştirmiş ve pek çok ülke yatırımcının niteliğinden çok elde edilen mali kaynağı ön plana alan vatandaşlık programları kabul etmeye başlamıştır. Yatırımcı programları olarak da adlandırılan bu uygulamalar önceleri küçük ada devletlerinde başlamış, özellikle 2008 krizi sonrasında, Avrupa ülkeleri de dahil olmak üzere daha geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. Türkiye de uluslararası gelişmelerden uzak kalmamış ve 2016 yılında yapmış olduğu mevzuat değişikliği ile ekonomik katkının ön planda tutulduğu yatırım yoluyla vatandaşlık kazanma uygulamasını hayata geçirmiştir. Yatırımcı programlarının temelinde ekonomik kaynak yaratma, özellikle de küresel ekonomik krizlerin yaratmış olduğu olumsuzlukların varlıklı kişilerin ülkeye getirecekleri ekonomik katkılar ile azaltılması hedefi bulunmaktadır. Bununla birlikte, yatırımcı programlarında, ekonomik katkının kişinin niteliğinin önüne geçmesi hatta tek koşul olarak aranması, uygulamaları uluslararası düzeyde tartışılır hale getirmiştir. Eleştiriler güvenlik, vergi, seçme ve seçilme hakkı, askerlik yükümlülüğü ve ekonomik fayda başlıkları altında toplanabilir. Söz konusu eleştirilerin temelinde ise vatandaşlığın metalaştırılması ve aidiyet bağı tesis edilmeden vatandaşlığın verilmesi hususları yatmaktadır(Talat Kaya, 2021: 116-117).

    İlk Türk Devletleri’nden Cumhuriyet’in ilanına kadar olan dönemde de farklı eğitim kurumlarında vatandaşlık idealleri yeni nesillere kazandırılmıştır. Özellikle Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren yeni ideolojiyi, Atatürk ilke ve inkılaplarını, ulus-devlet anlayışını içselleştirmiş “TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞI” yetiştirmek arzulanmıştır (Selçuk Beşir Demir, Vatandaşlık Bilgisi, 2016:4). Bir devlete hukuki bağla bağlı olma anlamını taşıyan vatandaşlık, hukuksal eşitlik söylemi ile birey ve toplum bütünleşmesini sağlayan temel bir olgu olmasının yanında siyasal ve toplumsal bir içeriğe de sahiptir. Bireyin etkinlik alanı, bu çerçeve içinde vatandaşlık sıfatıyla çizilmektedir. Genel anlamıyla devlete yasal üyelikle tanımlanan kavram, belirtilen bağın gereği olarak bir yönüyle haklar demeti sunarken bir yönüyle de yükümlülükleri beraberinde getirmektedir. Çok boyutlu bir sürece işaret eden vatandaşlık, bu çalışmada Türk vatandaşlığının kazanılmasındaki usuller temelinde ele alınmaktadır. Türk vatandaşlık hukuku mevzuatı günümüze değin; Osmanlı İmparatorluğu döneminde çıkarılan ve çağının gereklerine uyularak hazırlanan ilk uyrukluk düzenlemesi sayılan “Tabiyet-i Osmaniye Kanunnamesi”(1869) başta olmak üzere, Türkiye Cumhuriyeti döneminde bu kanunnamenin yerini alan 1312 Sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu (1928), 1934 tarihli İskân Kanunu, 1924, 1961 ve 1982 Anayasaları, 403 Sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu (11 Şubat 1964) ve ilgili yönetmelikler temelinde bir gelişim izlemiştir. Türk vatandaşlığının kazanılması, yitirilmesi gibi konuları düzenleyen 403 Sayılı Kanun, 5901 Sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 12.06.2009 tarihinde yürürlüğe girmesiyle yürürlükten kalkmıştır. Anayasal kabulde, “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür. Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türktür. Vatandaşlık, kanunun gösterdiği şartlarla kazanılır ve ancak kanunda belirtilen hallerde kaybedilir”.(1982 Anayasası m.66). 1982 Anayasası, 1924 ve 1961 Anayasalarında olduğu gibi vatandaşlığı devletle birey arasında kurulan hukuki bir bağ olarak tanımlamaktadır. 1924 Anayasası’nın, 1961 ve 1982 Anayasalarından farklı olarak, modernleşen bir siyasal toplum ve toplumla devlet arasındaki bağı kuracak, cumhuriyetçi vatandaşlık modelinin yasal düzeyde kimlik temelli değil vatandaşlık temelli bir anlayışa sahip olduğu iddia edilebilir. Bu iddianın dayanağı olarak “TÜRKİYE AHALİSİNE DİN VE IRK FARKI OLMAKSIZIN VATANDAŞLIK İTİBARİYLE TÜRK ITLAK OLUNUR” (1924 ANAYASASI MADDE:88) hükmü gösterilmektedir. Bununla birlikte Anayasalarımızda devletle birey arasında kurulan bağın kökene, asıla başka bir deyişle ırka atıf yapmadığı, bağı hukuksal bir alanda “vatandaşlık” ilişkisiyle ifade etme amacının taşındığı da söylenebilir. Türk ana ya da babanın çocuğu olmadaki mantık kurgusunun asılla ilişkilendirilmediği maddeden anlaşılmaktadır. Buna göre Türk vatandaşlığını kazanan bir yabancının Türk vatandaşlığını sonradan kazanması, onu asli yoldan Türk vatandaşı olanlarla eşitlemekte, anayasal ve kanuni hakların kullanılması noktasında bir ayrımcılık güdülmemektedir. 1964 tarihli ve 2009 tarihli Türk Vatandaşlığı Kanunlarına, vatandaşlığın kazanılması ve kaybedilmesine ilişkin durumları yasal çerçevede açıklığa kavuşturan birer pozitif hukuk formu olmanın ötesinde anlam yüklemek, belirtilen kanunlarda temel hak ve özgürlüklere ilişkin ayrıntılı düzenlemeler beklemek yanıltıcı olacaktır. Vatandaşlığı yalnızca hukuki bağ ile değil asıl ve köken gibi çağdaş sayılmayan bir takım unsurlarla açıklayan ve özellikle bazı yasal haklardan yalnızca köken itibariyle vatandaş olanların yararlanmasına imkân tanıyan ülkelerin varlığı düşünüldüğünde, 1982 Anayasasının uyrukluk konusundaki düzenlemelerinin mahiyeti algılanabilir. Örneğin ABD Anayasası’na göre (Vatandaşlık Hakları, madde:2) başkan seçilebilmek için, ABD vatandaşlığının doğumla kazanılması şartı aranılmaktadır. Yine Yunan hukukunda Türkiye’deki vatandaşlık kavramı yerine “asıllılık”, “köken” kavramı tercih edilmekte, dolayısıyla ırkçı bir anlayış benimsenmektedir. Yunan asıllılık hukukunda “asıllılık” ve “uyrukluk” farklı kavramlara ve anlamlara karşılık gelmektedir. Asyalılar ve siyahiler bu ülkede Yunan uyrukluğunu kazansalar da asıllılığını kazanamazlar. Yunanistan’ın sınır bölgelerinde taşınmaz mal edinme hakkına yalnızca Yunan asıllılar sahiptir. Almanya, soy ve kana dayalı vatandaşlık tanımından, ancak 2000 yılında kabul edilen Yeni Vatandaşlık Yasası ile vazgeçebilmiştir (Şeniz Anbarlı Bozatay, 2010:  171-172).

    BUGÜNDE (2023) GEÇERLİ OLAN ANAYASAMIZIN 66. MADDESİ: TÜRK DEVLETİNE VATANDAŞLIK BAĞI İLE BAĞLI OLAN HERKES TÜRK’TÜR” DERKEN “VATANDAŞLIK VE TÜRKLÜK” BİR AİDİYET VE TERBİYE TEMELİNDE İNŞA EDİLDİĞİ VURGULAR. BU HALDE YAPANCILARA PARA İLE VATANDAŞLIK VERİLMESİ TÜRK TOPLUMUNA NE AİDİYET BAĞI NE EKONOMİK GELİŞMİŞLİK NE DE STRATEJİK AVANTAJ GETİREBİLİR. Ancak Türkiye’nin zayıf noktalarını artırır ve yıkılmasını hızlandırabilir. Herhangi bir ülkenin istilasında emperyalist bir düşüncenin askeri müdahalesi için yaptığı masraf mı yoksa hedef ülkeye kendi yahut başka ülkelerin vatandaşlarını yönlendirip o ülkeden para karşılığı vatandaşlık aldırılmasınıdır? Örneğin Rusya’ya giriş ve çıkışın ne kadar zor olduğu turistik ziyaretlerde bile bilinmektedir. Fakat Rusya vatandaşlarının özellikle Akdeniz bölgesinden arazi ve mülk edinim yoluyla vatandaşlık aldığı yıllardır izlenmektedir. Rusya-Ukrayna savaşında adeta Putin kapıları açmış Türkiye Ruslar için açık yerleşim alanı olmuştur. Antalya-Mersin hattı sıcak denizlere inmenin en o kolay yoludur. Mersin Akkuyu Nükleer Santrali bu projenin odak noktası olmaktadır. Diğer taraftan Çarlık Rusya döneminden beri Çukurova- Adana-Mersin- başta olmak üzere Klikya antik adı etrafında Klikya Ermenistan’ı(Küçük Ermenistan) kurdurma çabaları da devam etmektedir.

    Türkiye’yi bekleyen bir diğer istila planı ise İsrail-Arap-Afgan(Peştun)-Fars-Afrika’lı vd. istila planıdır. Türkiye’de inanılmaz oranda emlak satışı ile birlikte Suriye başta olmak üzere geçici sığınmacılara vatandaşlık verilmesi söz konusu olamayacağı halde verilme girişimleri kanunlara aykırıdır. Bürokratlar, memurlar, bankacılar, iş takipçileri ve emlakçılar vatanın sosyal ve millî fay hatlarını kırmaları halinde kanunlar önünde sorumlu olacaktır!  1062 Kanun Numarası, 28/5/1927 tarihli: “Hudutları Dahilinde Tebaamızın Emlakine Vaziyet Eden Devletlerin Türkiye’deki Tebaaları Emlakine Karşı Mukabelei Bilmisil Tedabiri İttihazı Hakkında Kanun”da ifade edildiği üzere SURİYE VATANDAŞLARI GAYRİMENKUL EDİNİM YOLU İLE TÜRK VATANDAŞLIĞINA MÜRACAAT EDEMEZLER.

    Bu kanunun 1. ve 2. Maddeleri şu şekilde düzenlemiştir;

    Madde 1 – İdari mukarrerat veya fevkalade veya istisnai kanunlarla Türkiye tebaasının hukuku mülkiyetini kısmen veya tamamen tahdit eden devletlerin Türkiye’deki tebaasının hukuku mülkiyeti dahi icra Vekilleri Heyeti karariyle Hükümet tarafından mukabelei bilmisil olmak üzere kısmen veya tamamen tahdit ve menkulat ve gayrimenkulatına vaziyet olunabilir. Vaziyed edilen emvalin varidatı ve ledelicap tasfiyelerinden mütevelit hasılatı, vesaika istinaden isbat edecekleri zarar nispetinde, zarar gören Türk tebasına tevzi olunur.

    Madde 2 – Zarar gören vatadaşların istinat edecekleri vesikaların şekil ve suret ve merci tanzimi İcra Vekilleri Heyetince bir talimatname ile tayin ve tespit olunur.

    YUKARIDA VERİLEN MADDELERİN HÜKÜMLERİNE DİKKAT EDİLİRSE İLE İDARİ KARARLAR VE OLAĞANÜSTÜ VEYA İSTİSNAİ KANUNLARLA TÜRK VATANDAŞLARININ MÜLKİYET HAKKINI KISMEN VEYA TAMAMEN SINIRLAYAN DEVLETLERİN TÜRKİYE’DEKİ VATANDAŞLARININ MÜLKİYET HAKKINI, MİSİLLEME OLARAK KISMEN VE TAMAMEN SINIRLAMA VEYA EL KOYMAYA BAKANLAR KURULU(7. TEMMUZ .2018 TARİH 700 SAYILI KHK 4. MADDE İLE CUMHURBAŞKANINCA) YETKİLİ KILINMIŞTIR (Sinan Şığva, 2016: 186). 

    Üstelik bu gerçek “Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü” web (https://nvi.gov.tr/sss-vatandaslik-hizmetleri) (Erişim Tarihi: 26. 2. 2023)sayfasında sıkça sorulan sorularda 31. sırada şu şekilde belirtilmektedir:

    31-Yabancıların Yatırım yolu ile vatandaşlığa müracaatlarında kanuni sınırlamalar var mıdır? “Herhangi bir sınırlama olamayıp diğer taraftan gayrimenkul edinimi ile Türk Vatandaşlığına müracaatta 6302 sayılı Kanun ile değişik 35. maddesi uyarınca Türkiye 183 ülkenin vatandaşlarına karşılıklılık şartı aranmaksızın taşınmaz alma imkânı sağlamıştır. Ancak, 1062 sayılı Mukabele-i Bilmisil Kanunu uyarınca Türkiye’de bulunan taşınmaz mallarına hazinece el konulduğundan Suriye vatandaşları Gayrimenkul edinim yolu ile Türk Vatandaşlığına müracaat edemezler”.

                01.10.1966 Tarih ve 6/7104 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararı Suriye ile Ülkemiz arasında bu konuda sürdürülen görüşmeler ve tasfiyeyi hedef tutan teklifler, müspet sonuca varmamış, Suriye Hükümeti, son zamanlarda Türklere ait taşınmaz mallara çeşitli vesilelerle ve özellikle 1958 yılında yürürlüğe konulan “Zirai reform” kanununun uygulanması bahanesiyle müdahale ve eritme politikasını sürdürmüş ve Türkler’’in mülkiyet haklarını ileri derecede kısıtlamıştır. Ülkemizde, Suriyelilere ait gayrimenkuller üzerindeki temliki tasarruflar, Bakanlar Kurulunun 13.1.1939 gün, 2/10250; 14.2.1942 gün, 2/17317 ve 18.1.1958 gün, 4/9697 sayılı Kararları ile kısıtlamış bulunmaktadır. Suriye Hükümeti’nin, vatandaşlarımızı mülkiyet haklarından mahrum eden tutumları karşısında, Hükümetimiz de 1062 sayılı Kanunun verdiği yetkiye dayanarak misilleme tedbiri almak zorunluluğunu duymuş ve Suriye uyrukluların Türkiye’deki gayrimenkullerine tasfiye maksadıyla el koyma kararı alınmıştır. El konulan Suriye uyruklulara ait mallar hakkında yapılacak işlemler, kararname ekinde yer alan 17.10.1966 tarih ve 12428 sayılı “Suriye Uyrukluların Mallarının Tespiti ve Bu Mallara Konulması Hakkında Yönetmelikte” belirtilmiştir.( Sinan Şığva, 2016: 188)

    TÜRKİYE–SURİYE ARASINDAKİ EMLAK SORUNLARINA BAŞLANGICINDA SURİYE HÜKÜMETİNCE SURİYE’DE TAŞINMAZ MALI BULUNAN VATANDAŞLARIMIZIN TASARRUFLARINA YÖNELİK BİR TAKIM KISITLAMALAR UYGULANMIŞTIR. TÜRKİYE HÜKÜMETLERİ DE UYGULANAN BU KISITLAMALARA KARŞI 1062 SAYILI MUKABELE-İ BİLMİSİL KANUNU UYARINCA SURİYE UYRUKLULARININ TÜRKİYE’DE MEVCUT BÜTÜN TAŞINMAZLARINA EL KONULMUŞTUR. SURİYE UYRUKLULARININ YENİ TAŞINMAZ EDİNİMİ DE YASAKLANMIŞTIR. El konulan bu taşınmaz mallar maliye kuruluşları tarafından idare edilmektedir. Yani Suriye uyrukluların malları Türk devletinin denetimi altına alınmıştır. Türk yargısı Hazineye kalan bir yerin olağanüstü zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesinin mümkün olmayacağına karar vermiştir( Sinan Şığva, 2016: 193).

    DİĞER TARAFTAN MUTLAKA DEĞİŞTİRİLMESİ GEREKEN TÜRK VATANDAŞLIĞIN SONRADAN EDİNİMİ BAŞLIĞI ALTINDA EKONOMİK SAİKLERLE VATANDAŞLIK VERİLMESİDİR.  Türk Vatandaşlığı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik (TVKUY)’in 20. maddesi son değişikliklerden sonra aşağıdaki gibidir: 

    Türk vatandaşlığının istisnai olarak kazanılması, başvuru için gerekli belgeler ve yapılacak işlemler 

    MADDE 20 – (1) Kanunun 12 nci maddesinde sayılan hallerde yabancı, istisnai olarak Türk vatandaşlığını kazanabilir.

    (2)  Aşağıdaki şartlardan herhangi birini sağlayan yabancı, Kanunun 12 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında Cumhurbaşkanı kararı ile Türk vatandaşlığını kazanabilir: 

    1. a)  En az 500.000 Amerikan Doları veya karşılığı döviz tutarında sabit sermaye yatırımı gerçekleştirdiği Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca tespit edilen.

    2. b)  En az 400.000 Amerikan Doları veya karşılığı döviz tutarındaki taşınmazı tapu kayıtlarına üç yıl satılmaması şerhi koyulmak şartıyla satın aldığı veya kat mülkiyeti ya da kat irtifakı kurulmuş, en az 400.000 Amerikan Doları veya karşılığı döviz tutarı peşin olarak yatırılan ve tapu siciline üç yıl süreyle devir ve terkini yapılmayacağı taahhüdü şerh edilmek şartıyla noterde düzenlenmiş sözleşme ile taşınmazın satışının vaat edildiği Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca tespit edilen.

    3. c)  En az 50 kişilik istihdam oluşturduğu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca tespit edilen.

    ç)  En az 500.000 Amerikan Doları veya karşılığı döviz tutarında mevduatı üç yıl tutma şartıyla Türkiye’de faaliyet gösteren bankalara yatırdığı Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunca tespit edilen.

    1. d)  En az 500.000 Amerikan Doları veya karşılığı döviz tutarında Devlet borçlanma araçlarını üç yıl tutmak şartıyla satın aldığı Hazine ve Maliye Bakanlığınca tespit edilen.

    2. e)  En az 500.000 Amerikan Doları veya karşılığı döviz tutarında gayrimenkul yatırım fonu katılma payı veya girişim sermayesi yatırım fonu katılma payını en az üç yıl elinde tutma şartıyla satın aldığı Sermaye Piyasası Kurulunca tespit edilen.

    3. f)  En az 500.000 Amerikan Doları veya karşılığı döviz tutarında katkı payını, kapsamı Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından belirlenen fonlarda tutma ve üç yıl sistemde kalma şartıyla bireysel emeklilik sistemine yatırdığı Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumunca tespit edilen.

    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=2010139&MevzuatTur=21&MevzuatTertip=5) (Erişim Tarihi: 26. 2. 2023)

    Görüldüğü üzere Türk Vatandaşlığı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik (TVKUY)’de yabancının kısa dönem ikamet izni (maksimum beş yıl) aldıktan sonra hangi andan itibaren vatandaşlığa başvurabileceği konusunda açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Bununla birlikte, TVKUY m. 20(2)’nin yatırım yapılmasının akabinde vatandaşlığa başvurmaya imkân verecek şekilde kaleme alındığını değerlendirilmektedir. Bu bağlamda, TVKUY m. 20(2)’nin (a) ve (c) bentleri kapsamında “sabit sermaye yatırımı” veya “istihdama yönelik yatırım” yapan yatırımcılar, söz konusu yatırımlarını ilgili Bakanlık marifetiyle belgelediklerinde; (b), (ç), (d) ve (e) bentleri kapsamındaki yatırımcılar ise, öngörülen meblağları üç yıl süreyle tutmak şartıyla belirtilen yatırım araçlarına yatırdıklarını ilgili kurumca tespit ettirdikten sonra, önce kısa dönem ikamet iznine, akabinde de vatandaşlığa başvurabileceklerdir. Şüphesiz ikamet izninin alınması sonrasında vatandaşlığa alınma için ilgilinin kamu düzeni ve milli güvenlik bakımından engel halinin olup olmadığı araştırılacak ve ancak durumu uygun bulunanlar, bu konuda takdir yetkisine sahip Cumhurbaşkanı kararı ile vatandaşlığa alınacaktır. Bu halde vatandaşlığa başvurmak için ikamet iznine sahip olmak ön şart olmakla birlikte, başvuru için yatırımın elde tutulması için öngörülen üç yıllık sürenin dolması beklenmeyecektir. Bu anlamda ülkemiz uygulamasının ikamet şartlı yatırımcı programı olmakla birlikte, fiili olarak ikamet şartsız yatırımcı programları gibi tatbik edildiği değerlendirilmektedir. Kişinin öngörülen yatırım süresi içinde yatırım konusundaki şartları gerçekleştirmemesi halinde ise vatandaşlığın geri alınması mümkün olabilecektir (Talat Kaya, 2021: 124-125)

    Diğer ülkelerle kıyaslandığında konunun daha net anlaşılması bakımından olağan yoldan vatandaşlığın kazanılmasının en zor olduğu ülkelerden biri olan Avusturya uygulamasına yakından bakılmasında fayda bulunmaktadır. Avusturya ülkeye en az 3 milyon Euro tutarında yatırım yapan kişileri, olağan yoldan vatandaşlık kazanılması için aranan iyi derecede Almanca bilme, ülkede kesintisiz 10 yıl ikamet etme ve eski vatandaşlığı terk etme şartlarına tabi tutmaksızın doğrudan vatandaşlığa alabilmektedir. Bununla birlikte, yatırımın ortak girişim yoluyla veya doğrudan istihdam veya yeni ihracat alanları yaratan bir işletmeye getirilmesi şart koşulmaktadır. Getirilen yatırımdan ziyade kişinin niteliğinin ön planda tutulduğu uygulama kapsamında AVUSTURYA DEVLETİNİN KİŞİ HAKKINDAKİ İNCELEMESİ GENEL OLARAK 24 İLÂ 36 AY SÜRMEKTE VE ÇOK SINIRLI SAYIDA İNSANA VATANDAŞLIK VERİLMEKTEDİR. GERÇEKTEN DE 2014-2018 YILLARI ARASINDA EKONOMİ DE DÂHİL OLMAK ÜZERE BİLİM, TEKNOLOJİ, SANAT VE KÜLTÜR ALANLARINDA OLAĞANÜSTÜ HİZMETİ NEDENİYLE SADECE 139 YABANCI AVUSTURYA VATANDAŞLIĞINI KAZANABİLMİŞTİR (Talat Kaya: 2021: 118) Aynı şekilde Yabancı yatırımcıya vatandaşlık verilmesi Türkiye’nin aksine;  İngiltere, İtalya ve ABD gibi ülkelerde yatırımcıya uzun bir süre sonrasında vatandaşlık verilmesidir:

    Birleşik Krallık 1994 yılından itibaren, 2 milyon Sterlini sermaye veya kredi sermayesi şeklinde Birleşik Krallık’ta kayıtlı ve aktif olarak faaliyette bulanan bir şirkete yatırım olarak getiren kişilere Tier-1 yatırımcı vizesi (İngiltere Çalışma Vizesi olarak adlandırılan Tier 1 Vizesi, Tier 1 Genel Vize, Tier 1 Girişimci Vizesi, Tier 1 Yatırımcı Vizesi, Tier 1 Olağanüstü Yetenekliler Vizesi ve Tier 1 Üniversite Mezunu Girişimci Vizesi isimleri altında 5 farklı vize başvuru kategorilerisini içerir.)( https://www.ingilterekonsoloslugu.net/ingiltere-tier-1-vize-hususu) (Erişim Tarihi: 26.2. 2023) programı ile üç yıllık bir ikamet izni vermektedir. İkamet izni müteakiben iki yıl daha uzatılabilmektedir. Kişinin getirmiş olduğu sermayeyi toplamda beş yıl süre ile ülkede tutması sonrasında ise, kendisi ve kendisine bağımlı aile üyeleri daimî ikamet iznine sahip olmaktadır. Öte yandan, Birleşik Krallık’ta 2011 yılında kabul edilen bir düzenleme ile 10 milyon Sterlin tutarında yatırım yapan kişilerin iki yılın sonunda, 5 milyon Sterlin tutarında yatırım yapan kişilerin ise üç yılın sonunda daimî ikamet izni almalarına olanak sağlanmıştır57. Yatırımcı ve bağımlı aile üyeleri daimî ikamet iznini aldıktan bir yıl sonra ise Birleşik Krallık vatandaşlığına başvurma imkânı elde etmektedirler. Bu kapsamda diğer vatandaşlığa alınma şartlarını taşımak koşuluyla yatırım tutarına göre kişi en erken üçüncü yılın sonunda, en geç ise altıncı yılın sonunda Birleşik Krallık vatandaşı olabilmektedir. Belirtilen süreler zarfında yatırımcının yılın 185 gününü Birleşik Krallık’ta geçirmesi gereklidir(Talat Kaya: 2021: 121).

    Benzer bir uygulama ABD’de de bulunmaktadır. ABD 1990’lı yıllardan itibaren bu ülkede en az 1 milyon Dolarlık yatırım yapan ve en az 10 kişilik istihdam oluşturan yabancılara EB-5 yatırımcı vizesi (Amerika EB-5 Yatırımcı vizesi başvuru şartları: Başvuru sahibinin temiz bir ekonomik ve adli sicil sahip olması. Başvuru sahibinin yıllık en az $200,000 gelire sahip olması. Başvuru sahibi ve eşi olarak birlikte değerlendirildiğinde bu tutar €300,000’a çıkmaktadır. Aile olarak en az $1,000,000 tutarında varlığa sahip olunması. Gayrimenkul, nakit, şirket hisseleri ve taşıt araçları varlık içinde sayılmaktadır. Amerika’ya yapılacak olan $800,000 tutarındaki yatırımın kaynağının resmi kayıtlarla açıklanabilmesi. Amerika Göçmenlik Birimi olan USCIS tarafından onaylı bir projeye €800,000 tutarında bir yatırım yapılması. Yapılan yatırım ortalama 5-7 yıl sonunda geri alınmaktadır)(

    https://www.yenibirhayat.com.tr/) (Erişim Tarihi: 26. 2. 2023)vermektedir. Yatırımcının ABD yönetimi tarafından belirlenen hedef bölgelerde yatırım yapması halinde ise yatırım tutarı 500.000 Dolar olarak saptanmıştır. 2019 yılında, yatırım miktarları sırasıyla 1,8 milyon ve 900.000 Dolara çıkarılmış, 10 kişiye istihdam oluşturma şartı ise korunmuştur. Öngörülen meblağları yatırımcı kendi kuracağı bir işletme suretiyle ABD’ye getirileceği gibi, ticari şirket, adi şirket ve ortak girişim gibi var olan ticari işletmeden hisse satın almak suretiyle de getirebilir. Yatırımcı ayrıca ABD Vatandaşlık ve Göç Hizmetleri idaresi tarafından onaylanan ve bölgesel merkez (regional center) olarak adlandırılan ticari girişimlere yatırım yaparak da program gereksinimlerini sağlayabilir. Bölgesel merkezler yoluyla yapılan yatırımda yatırımcı pasif konumunda kalmakta, 10 kişiye istihdam yaratma konusundaki yük merkezler tarafından yerine getirilmektedir. ABD’de istenilen yere yerleşme ve istenilen işte çalışma olanağını sağlaması nedeniyle, bölgesel merkez yolu yatırımcılarca daha çok tercih edilmektedir. EB-5 yatırımcı vizesi ile yatırımcı, eşi ve 21 yaşından küçük evlenmemiş çocukları ile birlikte ilk iki yılı şartlı olmak üzere ABD’de daimî ikamete olanak sağlayan yeşil kart (green card) alabilmektedir. Daimî ikamet iznine sahip yeşil kart sahibi ise başvuru tarihinden önceki son 30 ayda ABD’de fiili olarak ikamet etmek ve 5 yıllık ikamet süresinin kesintisiz olması şartıyla (bir yıldan fazla bir süre ABD dışında bulunmamak) vatandaşlığa başvurma olanağını elde etmektedir. GÖRÜLDÜĞÜ ÜZERE, İKAMET ŞARTLI VATANDAŞLIK UYGULAMALARI BİRLEŞİK KRALLIK VE ABD GİBİ ÜLKELERDE FİİLİ İKAMET VE SÜRE ŞARTLARINA BAĞLANARAK DAHA KISITLAYICI BİR ŞEKİLDE UYGULANMAKTADIR. BU YOLLA BİR YANDAN YABANCININ DİL ÖĞRENME VE ÇALIŞMA GİBİ VASITALARLA TOPLUMLA ENTEGRASYONUNU SAĞLAYACAK BAĞLARIN TESİSİ, DİĞER YANDAN İSE YATIRIMCININ ÜLKEYE YERLEŞMESİ NETİCESİNDE ÖDEYECEĞİ VERGİLER VE YAPACAĞI HARCAMALAR YOLUYLA YATIRIMIN ÇARPAN ETKİSİNDEN YARARLANILMASI AMAÇLANMIŞTIR( Talat Kaya: 2021: 122).

    Sonuç:

    Türkiye’de 5901 Sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu (TVK), Yabancıların Türk vatandaşlığına alınmada, önceki kanunda belirtilen genel şartları tekrarlamakla birlikte, “Millî güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmamak” gibi bir hassasiyete yer vermektedir. Bu noktada Millî İstihbarat Teşkilatı, Emniyet İstihbaratı gibi güvenlik birimlerimiz devreye girecektir. Fakat bu kadar yoğun vatandaşlık verilmesi halinde yeterli istihbaratın yapılabilmesi matematiksel olarak mümkün görünmemektedir.

    YATIRIM YOLUYLA VATANDAŞLIK VERİLMESİNDE ABD VE AVRUPA ÜLKELERİ GİBİ PEK ÇOK ÜLKEYE GÖÇMENLERİN GİRİŞİNE İZİN VERİLMEMEKTEDİR. VATANDAŞLIK VERİLECEKLERE İSE ÜLKENİN DİLİNİ BİLME, UZUN DÖNEM İKAMET İZNİ SAHİBİ OLMA, HATTA SAHİP OLDUĞU ÖNCEKİ VATANDAŞLIKTAN ÇIKMA GİBİ ŞARTLARLA ZORLAŞTIRILMAKTADIR. Devletler yabancılara sonradan vatandaşlık verirken özellikle kendi toplumlarıyla sıkı ilişkiler tesis etmelerini şart koşmaktadır. DİL BİLME VE KÜLTÜREL UYUM BU GİBİ ŞARTLARIN BAŞINDA GELMEKTEDİR. MİLLÎ GÜVENLİK VE KAMU DÜZENİ BAKIMINDAN ENGEL TEŞKİL ETMEMEK DIŞINDA EKONOMİK KATKI TEK KRİTER OLARAK ARANDIĞINDA ÜLKE İLE BÜTÜNLEŞMEK MÜMKÜN OLMAMAKTADIR. Devletler sadece ekonomik katkıyı düşündükleri takdirde vatandaşlık bağına zarar verecekleri kaçınılmazdır. Herhangi bir yabancının bilim, teknoloji, ekonomi, sosyal, Spor, kültür ve sanat alanlarında üstün vasıfları ile ülkeye katkıları aranmaktadır. VATANDAŞLIK ÖZÜ İTİBARİYLE ÜLKEDE YAŞAYAN KİŞİLERİN KARŞILIKLILIK, EŞİTLİK VE DAYANIŞMA İLKELERİ TEMELİNDE YAŞADIKLARI TOPLUMLA KURMUŞ OLDUKLARI SİYASİ VE SOSYAL BAĞDIR. VATANDAŞLIK BAĞI İYİ VE KÖTÜ ZAMANLARDA TOPLULUĞU OLUŞTURAN BİREYLERİN BİR ARADA BULUNMA BİLİNÇ VE İSTEĞİNE İŞARET EDER. BU BİLİNÇ VE İSTEĞİN TEMELİNDE İSE KARŞILIKLI GÜVEN DUYGUSU YATMAKTADIR. Vatandaşlığın meblağına ne olursa olsun mali bir bedel karşılığında o toplumla aidiyet bağı tesis etmemiş kişilere sağlanması temsil ettiği bu bağı zayıflatacak niteliktedir. Bu noktada Kanada gibi bazı ülkelerin yatırımcı programlarını sonlandırdıklarını unutmamak icap eder (Talat Kaya, 2021: 126). 5. ŞUBAT 2023’TEN İTİBAREN TÜRKİYE’NİN YAŞAMIŞ OLDUĞU DEPREM FELAKETİNDE İNSANLARIN KARŞILIKLI DAYANIŞMA İLKELERİ ÇERÇEVESİNDE GÜÇLÜ BİR SİYASÎ VE SOSYAL BAĞA İHTİYAÇ OLDUĞUNU İYİ VE KÖTÜ ZAMANLARDA TOPLUMUN BİR ARADA BULUNMASI VE BİRBİRİNE GÜVEN DUYMASININ NE KADAR ÖNEMLİ OLDUĞU GÖRÜLMÜŞTÜR.

                Salt ekonomik katkı temelinde uygulanan tüm yatırımcı programların vatandaşlığı metalaştırdığı bilinmektedir. Çünkü bu manada yatırım yoluyla elde edilen vatandaşlık yatırımcılar açısından satın alınan bir meta görünümündedir. Avrupa Birliği üyesi ülkeler tarafından verilen vatandaşlığın diğer AB ülkelerine yerleşme ve serbest dolaşım imkânı vermesi dünyadaki pek çok ülkeye vizesiz seyahat fırsatı sunması, bu ülkeler tarafından verilen vatandaşlığın değerini artırmaktadır (Talat Kaya, 2021: 127)  O halde Avrupa Birliği ülkelerinin kendilerine kabul etmedikleri geçici sığınmacı Suriyeliler yahut Afganistan, İran ve Afrika ülkeleri gibi coğrafyaların vatandaşlarını Türkiye’nin vatandaşlığa kabul etmesini zorlamaları tam bir ikiyüzlülük örneğini taşımaktadır. Çünkü Türkiye AB’ne sözde alınma sürecini yaşadığına göre bu demek oluyor ki Türkiye asla  Avrupa Birliğine kabul edilmeyeceği anlamını göstermektedir. Dünya ülkelerinden gelen geçici sığınmacıların vatandaşlık verilmesi halinde eğer Türkiye Avrupa Birliği üyesi olacaksa serbest dolaşım hakkı onlara da çıkacaktır. Fakat İNGİLTERE’NİN 2022 YILINDA ÇOK AÇIK İFADE ETTİĞİ GİBİ TÜRKİYE BÜTÜN DÜNYANIN BİR GÖÇMEN SIĞINMA ÜLKESİ OLARAK GÖRÜLMEKTEDİR. İNGİLİZ EMPERYALİZMİ MİLLÎ MÜCADELE PAYDAŞLARI İLE İSTİLA EDEMEDİĞİ TÜRKİYE’Yİ BU ŞEKİLDE ADIM ADIM İSTİLA PLANINA DÂHİL ETMİŞ BULUNMAKTADIR.

    KİŞİLER BAKIMINDAN YATIRIM YOLUYLA VATANDAŞLIK KAZANMA İSTEĞİNİN MEŞRU SEBEPLERİ OLABİLECEĞİ GİBİ KARA PARA AKLAMA, RÜŞVET, VERGİ KAÇAKÇILIĞI, UYUŞTURUCU VE İNSAN TİCARETİ GİBİ PEK ÇOK SUÇUN İŞLENMESİNİ KOLAYLAŞTIRMA VEYA BU SUÇLAR NEDENİYLE VERİLMİŞ CEZALARDAN KURTULMA NİYETİ BULUNABİLİR. Bu bakımdan vatandaşlığa alınacak kişinin Millî Güvenlik ve kamu düzeni bakımından tehlike arz etmemesi şartı aranmaktadır. Ne var ki vatandaşlığa alınacak kişinin toplumun güvenliği bakımından tehlike oluşturup oluşturmadığı emniyet teşkilatının incelemelerini aşabilecek nitelik ve nicelikte olabilir. Nitekim Avrupa parlamentosunun 2014 yılı başında Malta tarafından uygulanan yatırımcı programına karşı satılık vatandaşlık başlığı ile almış olduğu karar sonrasında pek çok Avrupa ülkesinin yatırımcı programını rüşvet, kara para aklama, ekonomik güvenlik, casusluk, ekonomik yaptırım kararlarını delme gibi olası ihlallere karşı gözden geçirmiş ve güvenlik tedbirlerini sıkılaştırmış olmasına rağmen müteaddit ihlalin yaşanmış olduğu not edilmelidir. Malta, Güney Kıbrıs Rum yönetimi(GKRY), Portekiz, Bulgaristan ve hatta Birleşik Krallık gibi yatırımcı programı uygulayan ülkelerde parlamento kayıtlarına veya basına yansıyan suistimaller tespit edilmiştir. Örneğin Güney Kıbrıs Rum yönetiminde İnterpol tarafından aranan kişilere vatandaşlık verildiği bulunmuştur(Talat Kaya, 2021: 127)

    Ülkelerin vergilendirme konusundaki farklılıklar yatırım yoluyla vatandaşlık verilmede bir takım adaletsizliklere de neden olmaktadır. Örneğin İtalya’da yatırımcılar yurt dışından elde ettikleri gelir ve kazançlar için maktu bir vergi ödeyerek vergisel yükümlülüklerinden kurtulabilmekte iken yerleşikler %43’e varan vergi ödeyebilmektedir. Oysa demokratik toplumlarda vergi oran ve miktarları vatandaşlık veya mukümlik statüsünün kazanılması zamanına göre değil hakkaniyet ve ödeme gücüne göre belirlenir (Talat Kaya, 2021: 128).

    Vatandaşlığın kazanılmasının en önemli sonuçlarından biri de şüphesiz seçme ve seçilme hakkıdır. Sosyolojik açıdan ülke ile gerçek bir bağ tesis etmemiş kişilere  yatırım yoluyla vatandaşlık verilmesi ÜLKENİN SİYASİ YAPISI VE SİSTEMİNE YATIRIM YOLUYLA MÜDAHALENİN ÖNÜNÜ AÇMAKTIR (Talat Kaya, 2021: 129). Rusya vatandaşlarının akın akın Türkiye’ye gelmesi ve mülk yoluyla vatandaşlık edinmesi asla iyi niyetli kabul edilmemelidir. Özellikle Rus Ortadoks Kilisesinin Antalya büyük dinî hedefleri arasındadır. Çar Petro’nun (1682-1725) sıcak denizlere inme hedefini Putin gerçekleştirmiştir. Rusya, ABD ve paydaşları Büyük Ermenistan (Doğu Anadolu) ve Küçük (Adana-Mersin ve çevre iller) Ermenistan hayalini canlandırmak istemektedir. İsrail’in Güney Doğu Anadolu Projesi (GAP) alanından aldığı arazilerle yıllardır Arz-ı Mevud’a (Büyük İsrail’e) yol hazırlamaktadır. Avrupa, Çin, Asya, Afrika ve ABD vatandaşlarına; vatandaşlık satışları ile Türkiye Cumhuriyetinde vatandaşlık kavramı gittikçe çökertilmektedir. SURİYELİ VATANDAŞLARA KANUNLAR IŞIĞINDA MÜLK EDİNME YOLUYLA VATANDAŞLIK VERİLEMEYECEĞİ SABİT İKEN BUNUN SİYASİLER, BÜROKRATLAR VE HALK TARAFINDAN YETERİNCE BİLİNMEDİĞİ ANLAŞILMAKTADIR. Suriyeli geçici sığınmacılar kanunlara göre asla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olamazlar. Seçme ve seçilme hakları da söz konusu değildir. SURİYE’DEN TÜRKİYE’YE GEÇİCİ SIĞINMACI OLARAK GELMİŞ İNSANLARA HER KİM OLURSA OLSUN ONLARA MÜLK SATARAK VATANDAŞ OLACAĞINI SÖYLEYEN İŞ TAKİPÇİSİ VEYA EMLAKÇİLER SUÇ İŞLEMEKTEDİR. AYNI ZAMANDA BÜROKRAT VE MEMURLARIN BU KONUDA KANUNLARI DİKKATLE OKUMALARI VE HATA YAPMAMALARI İCAP EDER. AKSİ HALDE HER HANGİ BİR SEÇİMDE İSTER GENEL İSTER MAHALLİ OLSUN SEÇİMLERİN MEŞRUİYETİ OLMAYACAK VE İPTAL EDİLME DURUMU ORTAYA ÇIKACAKTIR.

    Yatırım yoluyla vatandaşlık uygulamalarının devletler bakımından temel motivasyonu ekonomik kaynak yaratmak düşüncesidir. Hâlbuki yapılan araştırmalar göstermiştir ki vatandaşlık uygulamalarının katkısının beklenenin çok altında olduğudur. Hatta yatırımcılar belirli bir süre sonra yatırımlarını nakde çevirip yurt dışına aktarmaktadır. İSTİSNAİ NİTELİKLİ YATIRIMLARLA VATANDAŞLIK VERİLMESİNİN HARİCİNDE HER YATIRIMA ÖZELLİKLE DE TÜRK YATIRIMCILARININ YAPABİLECEĞİ ALANLARDA DA VATANDAŞLIK VERİLMESİ UYGUNDUR (Talat Kaya, 2021: 131). AKSİ HALDE TÜRKİYE’NİN SADECE EKONOMİSİNİN YIKILMASINA DEĞİL AYNI ZAMANDA TÜRKİYE’NİN TOP YEKUN İMHASINA NEDEN OLUNACAKTIR. Kanada gibi bir ülkenin bu yöntemden vazgeçtiğini Avusturya’nın 2014-2018 yılları arsında toplam sadece 139 yabancıya vatandaşlık verdiğini tekrar hatırlamak gerekmektedir. TÜRKİYE’NİN EN KOLAY İSTİLASI VE TÜRKSÜZLEŞTİRMENİN YOLU YABANCILARA VATANDAŞLIK SATILMASI İLE AÇILMAKTADIR. BU HATADAN BİR AN EVVEL DÖNÜLMESİ GEREKMEKTEDİR. HER TÜRK VATANDAŞINI DERİNDEN YARALAYAN DEPREM BÖLGESİNİN YAŞADIĞI VE GELECEĞİ HAKKINDA DÜŞÜNÜLEN KAYGILAR HER UZAK GÖRÜŞLÜ İNSANA HER ŞEYİ ANLATACAK NİTELİKTEDİR. Hatay’ı yıllardır tekrar almak isteyen Suriye’nin iştahı her geçen gün kabarmakta veya kabartılmaktadır. Sadece Hatay’a değil birçok ilimize göz koyabilecek Suriyeli Arap nüfus yoğunluğunu sınır illerimizde Türkiye aleyhine sağlamıştır. TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ KURAN İRADE 1927’DEN İTİBAREN KANUNLAR ÇERÇEVESİNDE SURİYELİLERE MÜLK SATIŞINI KARŞILIKLI OLARAK YASAKLAMIŞTIR. 1939 HATAY’IN ANAVATAN TÜRKİYE’YE KATILMASI İLE BU DAHA DA GÜÇLENMİŞTİR. Yıllarca Türk Devleti “Hatay ili tapu hassasiyetini” yıllarca Suriye’nin tutum ve davranışına karşı yıllarca korumuştur. GÜNÜMÜZDE BU HASSASİYET HER İLİMİZDEN KÖY VE MEZRALARA KADAR GÖSTERİLMELİDİR. BU HASSASİYET TÜRKİYE’NİN KANUNÎ HAKKIDIR VE İSTİKBALİNİN GÜVENCESİ OLACAKTIR.

    Kaynaklar:

    1-Nazlı Töre,( 2019) Yatırım Yoluyla İkamet ve Vatandaşlık, TAAD, Yıl: 11, Sayı: 39.

    2-Sinan, Şığva / İdari Yargı Kararları Işığında 1062 Sayılı Mukabele-i Bilmisil Kanununun Uygulanışı,  Hacettepe HFD, 6(2) 2016, 181–196

    3-Selçuk Beşir Demir(Editör)( 2016,), Vatandaşlık Bilgisi, Anı Yayıncılık, Ankara.

    4-Şeniz Anbarlı Bozatay (2010) 5901 Sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’na Göre Türk Vatandaşlığının Kazanılması, Yönetim Bilimleri Dergisi (8: 2),  167-182.

    5-Talat Kaya, (2021) Dünyadaki Örnekler Işığında Yatırım Yoluyla Vatandaşlık Uygulamasına Eleştirel Bir Bakış, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi – İnÜHFD 12(1): 115-132