Kategori: dünya

  • Çin, üç kıtayı birbirine bağlayacak fiber kablo ağı döşeyecek

    Çin’in kamu kuruluşlarından olan China Telecom, China Mobile Limited ve China United Network Communications Group; Asya, Afrika ve Avrupa’yı birbirine deniz altından bağlayacak yeni bir fiber optik ağ kurmayı planlıyor. EMA olarak anılan proje, yaklaşık 500 milyon dolara mal olacak.

    Bu proje için gerekli olan kablo, HMN Technologies tarafından üretilecek ve deniz altına döşenecek. Kablo ağı, Hong Kong’u Çin’in ada eyaleti Hainan’a bağladıktan sonra yol alarak Singapur, Pakistan, Suudi Arabistan, Mısır ve Fransa ile bağlantı oluşturacak. Ayrıca bu güzergâh üzerindeki tüm ülkelerin de söz konusu altyapıya bağlanabilecekleri belirtiliyor.

    Bu yeni proje, dünyada ve özellikle de Afrika’da yaşayan milyonlarca insan için internet bağlantılarını iyileştirecek. Bu çerçevede, Çinli telekomünikasyon şirketleri kabloyu Mısır’a bağlamak için Telecom Egypt ile şimdiden bir ortaklık anlaşması imzaladı. Ayrıca Afrika’daki diğer işletmecilerle de konsorsiyum ile iş birliği için temaslara başlandı.

    Son test uçuşunu tamamlayan AC332 helikopteri, 24 adet sipariş aldı

    Çin Havacılık Endüstrisi Şirketi (Aviation Industry Corporation of China (AVIC), Çin’in AC332 model ilk çift motorlu sivil helikopterinin, ilk tam durum tespiti uçuşunu 7 Nisan Cuma günü Tianjin’de gerçekleştirdiğini bildirdi.

    AVIC tarafından açıklandığına göre, çok amaçlı 4 tonluk helikopter, 24 adetlik ilk siparişini de aldı. Bu siparişler, 18 helikopterin kesin alım anlaşması ile altı tanesinin de satın alma niyeti sözleşmesini kapsıyor. Helikopterler hava ulaştırma, acil tıbbi yardım, kurtarma, devriye gibi amaçlara dönük olarak ve diğer alanlarda kullanılacak.

    En fazla 10 yolcu taşıyabilen helikopterin maksimum kalkış ağırlığı 3 bin 850 kilogram. Saatte en çok 260 kilometre hızla gidebilen helikopterin 693 kilometrelik uçuş menzili var. AC332, 4 bin 500 metre yükseklikten kalkabiliyor ve 6 bin metreye kadar yükseliyor. Bu sınırlar çerçevesinde yüksek platolarda hava taşıması, arama ve kurtarma, tıbbi yardım gereklerini karşılayabiliyor. Geliştiricisi, helikopterin tip onay belgesini muhtemelen 2025 yılında elde edeceğini belirtti.

  • Gökten İngiliz turist yağacak

    İngiliz turist

    heyecanı…

     

    Necdet Buluz

     

    “Gökten İngiliz turist yağacak” dersek abartmamış oluruz.

    Sektör temsilcileri bu sezon 4 milyonun üzerinde İngiliz turist beklediklerini söylüyor.

    İngiltere’den charter seferler artacak. Bunun yanı sıra Corendon da İngiltere’den yoğun turist taşıyacak. Hazırlıklar tüm hızı ile sürüyor.

    Corendon Airlines, İngiliz turistlerin Türkiye’ye yoğun ilgisini de göz önünde bulundurarak, 2023 yılında İngiltere – Türkiye uçuş programını genişletti.

    Geçtiğimiz sene İngiltere’nin 5 havalimanından Türkiye’ye direkt uçuş sunan Corendon Airlines, 2023 sezonunda uçuş planını yeni hatlarla zenginleştirerek İngiltere’den uçuş sunduğu havalimanı sayısını arttırdı. Londra, Birmingham, Manchester, Newcastle ve Glasgow’dan Antalya ve Dalaman’a uçuşlar gerçekleştirecek olan Corendon Airlines, 2023 uçuş planına bu hatların yanı sıra Bristol’ü da ekledi.

    Corendon Airlines sezonu Bristol – Antalya uçuşu ile açtı

    Londra – Antalya hattında geçtiğimiz sene olduğu gibi 2023’te de günlük uçuş sunmaya devam edecek olan havayolunun İngiltere operasyonu 1 Nisan’da başladı. Bristol – Antalya hattındaki ilk uçuşunu yaparak sezonu açan Corendon Airlines, bu hattaki ilk uçuşunu 185 yolcu ile gerçekleştirdi. Uçuştan önce Bristol Havalimanı apronunda Corendon Airlines uçuş ekipleri ile Bristol Havalimanı yetkilileri bir araya geldi.

    İngiltere kalkışlı uçuşlarına olan talep üzerine Corendon Airlines geçtiğimiz haftalarda 2024 yaz uçuşlarını da satışa açtı. Tatilini erken planlamayı tercih eden İngiliz turistlere alternatif sunmaya devam eden havayolu 2024 yaz planında aynı şehirlerden uçuş sunmaya devam edeceğini belirtti.

    Corendon Airlines Ticaret Direktörü Mine Aslan havayolunun İngiltere operasyonları ile ilgili şunları söyledi:

    “Geçtiğimiz sene İngiltere pazarı tüm sezon operasyonlarımızı sürdürdüğümüz ilk yıl oldu. İngiliz turistlerin tatil destinasyonu olarak Türkiye’yi önceliklendirmesi ve uçuşlarımıza olan ilgisinden dolayı memnun olduğumuz bir sezon geçirdik. Yüksek talebi karşılayabilmek adına sezon ortasında kapasitemizi artırdık. Bu sene bu trendin yine yükselerek devam edeceğini öngörerek İngiltere pazarına Antalya ve Dalaman için geniş bir uçuş planı sunduk. 2023 sezonunda uçuş ağımıza Londra, Manchester, Birmingham, Newcastle ve Glasgow’un yanısıra Bristol’ı da ekleyerek uçuşlarımızın daha fazla noktadan ulaşılabilir olmasını hedefledik. Geçtiğimiz yıla göre daha erken aksiyon alarak 2024 yaz sezonu biletlerini de satışa açtık. Şu an için sadece Antalya uçuşlarımızın bulunduğu planı ilerleyen haftalarda genişletmeyi planlıyoruz. Önümüzdeki dönemlerde sadece İngiltere’den uçtuğumuz noktaları değil, uçuş destinasyonlarımızın sayısını da artırmayı hedefliyoruz.”

    Corendon Airlines 2023 yaz sezonu İngiltere ve İskoçya uçuşları şu şekilde olacak:

    Londra

    Antalya: Her gün

    Dalaman: Pazartesi, Perşembe, Cuma, Pazar

    Manchester

    Antalya: Pazartesi, Salı, Perşembe, Cuma, Pazar

    Dalaman: Pazartesi, Çarşamba, Pazar

    Birmingham

    Antalya: Salı, Perşembe, Pazar

    Dalaman: Salı ve Cumartesi

    Newcastle

    Antalya: Çarşamba ve Cumartesi

    Dalaman: Çarşamba ve Cumartesi

    Glasgow

    Antalya: Pazartesi ve Cuma

    Bristol

    Antalya: Çarşamba ve Cumartesi

    Corendon Airlines 2024 yaz sezonu İngiltere ve İskoçya’dan Antalya’ya sunduğu uçuşlar:

    Londra : Pazartesi, Çarşamba, Perşembe, Cuma, Pazar

    Manchester : Pazartesi, Salı, Perşembe, Cuma, Pazar

    Birmingham : Salı, Perşembe, Pazar

    Newcastle : Çarşamba, Cumartesi

    Bristol : Çarşamba, Cumartesi

    Glasgow : Pazartesi, Cuma

  • Bunlarla mı ortak olacağız?

    Bunlarla mı ortak olacağız?

    Prof. Dr. Ata Atun

    Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin geçmiş tüm liderleri ve bugünkü lideri hep aynı siyasi hatayı yaptılar hala daha da yapmaya devam ediyorlar.

    Hem Kıbrıslı Türklerle “sözde” ortak bir devlet kurmak ve birlikte yaşamak istediklerini söylüyorlar, hem de Kıbrıslı Türklere yaşam hakkı tanımamak için her tür girişimi yapmaktan çekinmiyorlar.

    En basit örneği, geçmiş hafta içinde yaşanan iki siyasi boyutlu olayda, Rumların Kıbrıslı Türklerin ve KKTC’nin varlığına tahammül edememeleri ve ortaya koydukları düşmanca tavırları.

    Bilmiyorlar ki, uluslararası siyasi ortamlarda KKTC’nin yer almaması ve varlığının yok sayılması için yaptıkları akıl almaz girişimler ve düşmanlıklar, adada yaşamlarını sürdürmekte olan Kıbrıs Türk ve Rum halklarının arasını her seferinde biraz daha açmakta ve aralarındaki düşmanlığı körüklemekte.

    Kıbrıslı Türklerin yok sayılması için ortaya koydukları bu düşmanca tavırlarla, adada kurulmak istenen barışı darbelediklerinin, bir müddet sonra da, kendilerine dostça el uzatacak, güler yüzle karşılayacak ve ellerini sıkacakları bir tek Kıbrıslı Türk bulamayacaklarını fark ettiklerinde de kendileri için çok geç olacağını elbet bir gün anlayacaklar.

    Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Meclis Başkanı Annita Dimitriu’nun, Bahreyn’de 146’ıncısı gerçekleştirilen Parlamentolar Arası Birlik Toplantısı çerçevesindeki bir toplantıda KKTC bayrağının açılması ile ilgili Bahreyn Temsilciler Meclisi Başkanı’na mektup göndermesi, bayrağın kaldırılmasını istemesi ve yaptığı KKTC’yi aşağılayıcı açıklama, Kıbrıslı Türkler için hiçte sempati duyulacak bir davranış olmadı.

    Devamla, Güney Kıbrıs, AB üyesi Macaristan’ın yetkililerinin de huzurunda Ankara’da düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı’nın olağanüstü toplantısında KKTC bayrağının kullanılmasından duyduğu hoşnutsuzluğu dile getirmesi ve Macaristan’dan hesap sorması bir başka çirkin siyasi davranıştı.

    Bırakın geçmişte Rumların, Kıbrıslı Türklere yaptıkları insanlık dışı davranışları, bu her iki olayda bile Kıbrıslı Türklerin aklında, “bizi ezmek için ellerinden geleni yapan, bizlere yıllarca insanlık dışı ambargo uygulatan bu Rumlarla biz nasıl ortaklık yapacağız, nasıl birlikte yaşayacağız” sorusu geldi.

    Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın artık AB’nin, BM’nin ve ABD’nin sadece Rumları var sayan tutumlarına tahammülü kalmadı. Kıbrıs adasında, Kıbrıslı Türklerin de var olduğunu ve Rumlarla eşit haklara ve statüye sahip olduğunu her koşul ve yerde anlatmaya kararlı. Yıllardır Kıbrıs konusunda sadece Rumların dinleniyor olmasını ve Kıbrıslı Türklere söz hakkı verilmemesini sineye çekmek gibi bir niyeti yok artık.

    Türk Devletleri Teşkilatı Zirve Bildirisinde de ifade edildiği gibi, Kıbrıs Türk halkı, Türk dünyasının ayrılmaz bir parçasıdır ve bundan sonra geleceğin de, -Rumların tüm itirazlarına rağmen- geçmişten daha farklı olacağı kesin…

    Prof. Dr. (İnş. Müh.), Doç. Dr. (UA. İliş.) Ata ATUN

    Dekan, Kıbrıs İlim Üniversitesi

    KKTC Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı

  • Depremler sonrasında Suriyeliler

    Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi Ali Zafer Sağıroğlu “Seçim arifesinde gerçekleşen deprem sonrasında Suriyeliler üzerinde artan sosyal baskının daha fazla yükselmesi şaşırtıcı olmayacaktır” diyor.

    Maraş depremlerinin ardından en çok merak edilen Suriyelilerin durumunun ne olacağıydı. Karar gazetesinde Ali Zafer Sağıroğlu’nun bugün Suriyelilerin durumuna ilişkin analizin yer aldığı yazıyı aktaralım:

    Yerinden edilme sebeplerinden ilk akla gelenler arasında doğal afetler olmasa da 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremler ve sonrasında devam eden bir tür “deprem fırtınası” acı bir gerçeği tekrar hatırlattı. Doğa kendi kanunlarının unutulduğu veya ihmal edildiği zamanlarda insanların toplumsal hayatında unutulmaz izler bırakmaktadır. Bu etkilerin izleri çok uzun zaman toplumsal ve kültürel hafızadan silinmeyecek türden hatıralar olabilmektedir.

    Deprem gibi afetler insanları yerinden yurdundan edip göç etmek zorunda bıraktığı gibi toplum içindeki dezavantajlı grupları bir kat daha kırılgan hale getirmektedir. Afet sonrası kadınlar, çocuklar, yaşlılar, engelliler, göçmenlerin her biri farklı ve değişik zorluklar yaşarlar. Bunların arasında göçmenler ve özellikle zorunlu göçmenlerin özel bir yeri bulunur.

    Suriyeli göçmen olmanın ağırlığı

    Depremin Türk vatandaşlarına müzahir iç göç boyutu sürekli tartışılsa da, henüz hiç konuşulmayan ve çoğu zaman geri planda bırakılan bir başka boyutu bölgede yaşayan uluslararası göçmenlerdir. 33 bin kadarı farklı uyruklardan olmak üzere 1,7 milyondan fazla geçici koruma altındaki Suriyelinin depremin meydana geldiği bölgede yaşadığı bilinmektedir. Depremle ilgili yapılan konuşmalarda ve tartışmalarda hiç isimleri anılmasa da bu büyüklükte bir nüfusun sorunları göz ardı edilmemelidir.

    Depremin ardından başta Suriyeliler olmak üzere bölgedeki yabancılar hakkında asılsız ve gerçek dışı pek çok talan ve hırsızlık haberi dolaşıma girmiştir. Hiçbirinin doğruluğu teyit edilemese de çıkan haberler özellikle Suriyelilere karşı öfkenin öbeklenmesine neden olmuş görünüyor.

    Suriyeliler için yerleşim seçenekleri

    Yaşanan süreçte yerinden olan Suriyeliler için birkaç seçenek görünüyor. Birinci olarak; bölgede kalarak kırılgan bir ortamda yaşamlarına devam edebilirler. Bu durumda zaten büyük hasar almış ve terk edilmiş evler Suriyeliler için tehlikeli, ancak kaçınılmaz bir barınma seçeneği olabilir. Zaten azalmış olan güvenli barınma imkânlarından Suriyelilerin en son ihtimalde yararlanabileceklerini tahmin etmek güç değildir.

    Bölgedeki Suriyeliler açısından ikinci seçenek, bölgenin dışındaki çevre illere geçici veya kalıcı biçimde göç etmek olabilir. Depremin gerçekleştiği Gaziantep dışındaki tüm illerde Suriyelilerin nüfusu azalma ve dağılma eğilimi göstermektedir. Bu durumda depremin yıkıcı etkisinin olduğu illerin Suriyelilerin göç etme eğilimlerini daha fazla tetikleyebileceği değerlendirilebilir. Bu illerin başında Hatay ve Şanlıurfa gelmektedir. Göç İdaresi Başkanlığı’nın 2022 yılı Ocak ayı istatistikleri incelendiğinde Hatay’da 433.683 Suriyeli kayıtlı görünürken 2023 yılı Şubat ayında bu rakamın 354.648 olduğu görülmektedir. Şanlıurfa’da 2022 yılı Ocak ayında 427.818 olan sayı ise 368.223 seviyelerine gerilemiş görünmektedir. Bölgedeki diğer illerde ise kayda değer büyüklükte bir değişiklik göze çarpmamaktadır. Bu durumda Gaziantep, Mersin, Adana gibi illerin ağır hasar alan Hatay, Kahramanmaraş ve Adıyaman gibi illerden Suriyelileri çekmesi muhtemeldir. Diğer bir halkada ise Konya, Kayseri, Ankara, Bursa gibi sanayi sektöründe çalışma imkânı sunan şehirlerin diğer Türk vatandaşlarıyla birlikte Suriyelileri de çekeceği öngörülebilir. İstanbul da seçenekler arasında olsa da Göç İdaresi Başkanlığı yayımladığı yazıda İstanbul’u Suriyelilerin kaydına kapattığı için İstanbul’da Suriyelilerin ancak düzensiz hareketliliklerin artışının izlenebileceği değerlendirilmektedir.

    Üçüncü bir seçenek, Suriyeliler açısından Suriye’deki güvenli bölgelere dönüş gibi görünse de bu seçeneğin çok yaygın olmayacağı tahmin edilebilir. Zira deprem, Suriye’nin kuzeyinde de önemli ölçüde bir yıkıma sebep olmuş görünmektedir. Halen Suriyeliler arasından Suriye’ye yönelen nüfusun yakınlarını ziyaret etmek için geçici olarak bölgeye gittiklerini değerlendirmek daha akla yatkın görünmektedir. Gidenlerin ne kadarının kalıcı olacakları, ileriki günlerde açıklanması olası istatistiklerden sonra daha sağlıklı biçimde değerlendirilebilir. Bilakis Suriye’nin kuzeyinde de oldukça yıkıcı olan depremin bölgedeki 5 milyonu aşkın nüfusun arasında yeniden bir göç hareketini tetikleyebileceği düşünülebilir. Ancak depremden sonraki ilk iki hafta içerisinde buna dair herhangi bir işaret gözlemlenmemiştir.

    Dördüncü bir seçenek ise Suriyelilerin üçüncü ülkelere geçişleri ve yerleştirilmeleridir. 2011 yılından beri Türkiye’deki Suriyelilerin arasından “yeniden yerleştirme programları” çerçevesinde üçüncü ülkelere yerleştirilenlerin sayısı 50 bin civarındadır. 10 yılı aşkın bir süredir son derece kısıtlı sayılarda çalışan yeniden yerleştirme mekanizmalarının deprem sonrası süreçlerde daha fazla çalıştırılabileceğini düşünmek fazlaca “iyimser” bir tahmin olabilir. Ancak Türkiye bu konuda uluslararası kamuoyunu daha fazla yük paylaşımına davet edebilir ve programların kapasitelerinin artırılması çağrısında bulunabilir. Diğer taraftan üçüncü ülkelere geçişlerin sadece düzenli yollardan değil, düzensiz yollardan da gerçekleştiği bir sır değildir. 2015 yılındaki “büyük akın”dan beri Avrupa’ya geçen 700 bin Suriyeli olmuştur ve halen geçişlerin durduğu söylenemez.

    Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi Ali Zafer Sağıroğlu “Seçim arifesinde gerçekleşen deprem sonrasında Suriyeliler üzerinde artan sosyal baskının daha fazla yükselmesi şaşırtıcı olmayacaktır” diyor.

    Yerinden edilme sebeplerinden ilk akla gelenler arasında doğal afetler olmasa da 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremler ve sonrasında devam eden bir tür “deprem fırtınası” acı bir gerçeği tekrar hatırlattı. Doğa kendi kanunlarının unutulduğu veya ihmal edildiği zamanlarda insanların toplumsal hayatında unutulmaz izler bırakmaktadır. Bu etkilerin izleri çok uzun zaman toplumsal ve kültürel hafızadan silinmeyecek türden hatıralar olabilmektedir.

    Deprem gibi afetler insanları yerinden yurdundan edip göç etmek zorunda bıraktığı gibi toplum içindeki dezavantajlı grupları bir kat daha kırılgan hale getirmektedir. Afet sonrası kadınlar, çocuklar, yaşlılar, engelliler, göçmenlerin her biri farklı ve değişik zorluklar yaşarlar. Bunların arasında göçmenler ve özellikle zorunlu göçmenlerin özel bir yeri bulunur.

    SURİYELİ GÖÇMEN OLMANIN AĞIRLIĞI

    Depremin Türk vatandaşlarına müzahir iç göç boyutu sürekli tartışılsa da, henüz hiç konuşulmayan ve çoğu zaman geri planda bırakılan bir başka boyutu bölgede yaşayan uluslararası göçmenlerdir. 33 bin kadarı farklı uyruklardan olmak üzere 1,7 milyondan fazla geçici koruma altındaki Suriyelinin depremin meydana geldiği bölgede yaşadığı bilinmektedir. Depremle ilgili yapılan konuşmalarda ve tartışmalarda hiç isimleri anılmasa da bu büyüklükte bir nüfusun sorunları göz ardı edilmemelidir.

    Depremin ardından başta Suriyeliler olmak üzere bölgedeki yabancılar hakkında asılsız ve gerçek dışı pek çok talan ve hırsızlık haberi dolaşıma girmiştir. Hiçbirinin doğruluğu teyit edilemese de çıkan haberler özellikle Suriyelilere karşı öfkenin öbeklenmesine neden olmuş görünüyor.

    Zor zamanlarda toplum içindeki savunmasız gruplar çok hızlı biçimde “günah keçisi” haline dönüştürülebilir. Tıpkı yer kabuğunun biriken stresini zayıf bir noktadan kırarak atması gibi toplumlar da yaşadıkları gerginlikleri savunmasız ve zayıf gruplar üzerine yönlendirebilir. Özellikle bu konuyu bir “sermaye” olarak gören siyasi aktörler ve medya temsilcileri, hedef alınan grupların içinden çıkan iyi haberleri değil, kötü emsal olabilecek haberleri gündemde tutarlar.

    Bu türden hedef gösterilen gruplara yönelen tehdit ve öfke sadece hedeflediği gruplarla sınırlı kalmaz. Toplumun kendi içindeki farklı toplumsal grupların aralarındaki “ihtilaflı fay hatlarını” tetikleyebilir. Bu nedenle zor zamanlarda yabancılara duyulan düşmanlığı tahrik etmek, toplumun kendisine yönelecek başka türden bir tehlikeye işaret eder.

    Henüz depremin ortaya çıkardığı zarar ve hasar durumu netleşmemiş olmakla beraber, Suriyelilerin yerel halktan daha fazla zarar görmüş olmaları olasıdır. Zira Suriyelilerin kaldıkları binalar genellikle kentlerin en eski ve yıpranmış bölgelerinde olduğundan depremin yıkıcı etkisinin bu türden bölgelerdeki yapı stokunu daha şiddetli biçimde vurduğu tahmin edilebilir. Diğer taraftan enkaz ve kurtarma çalışmalarında Suriyelilerin yerel halktan çok daha dezavantajlı bir durumda olduğu da başka bir gerçekliktir.

    Deprem sonrası bölgeden ilk gelen haberlere göre 6.500 civarında Suriyeli hayatını kaybetmiş ve 35 binden fazla Suriyeli ise Türkiye’den Suriye tarafına geçiş yapmıştır.

    Depremin ikinci günü Göç İdaresi Başkanlığı depremin etkilediği bölgedeki Suriyelilerin şehir dışına çıkış kısıtlamasını kaldırmıştır. Ayrıca Suriye’ye geçiş yapılmasına, 6 ay içinde dönme imkânı ile izin verilmiştir. Bunun dışında, bölgedeki diğer halk gibi, Suriyelilerin de önemli bir kısmının Türkiye’nin batı bölgelerindeki yakınlarının yanına doğru harekete geçmiş olabileceği değerlendirilmektedir.

    Suriyeli göçmenler için bu yerinden edilme, Suriye’nin içindeki çatışmalardan sonra ikinci bir travmadır. Daha önce siyasi sebeplerle çatışmalardan kaçarak yerinden yurdundan olan insanlar bu defa yaşadıkları deprem afeti ile bir kez daha yerinden edilmiş oldular.

    Yaşadıkları zorluklar yanında toplumsal dayanışmanın “kör noktalarında” kalan sığınmacıların yaşadıkları acı, zaman zaman karşılaştıkları haksız ve adil olmayan toplumsal reaksiyonlarla daha ağır bir hale dönüşebilmektedir. Yaşanan afetten sonra toplum içinde yükselebilecek reaksiyon, diğer savunmasız gruplar gibi Suriyelilerin de korkularını bir derece daha artırmış olabilir.

    SURİYELİLER İÇİN YERLEŞİM SEÇENEKLERİ

    Yaşanan süreçte yerinden olan Suriyeliler için birkaç seçenek görünüyor. Birinci olarak; bölgede kalarak kırılgan bir ortamda yaşamlarına devam edebilirler. Bu durumda zaten büyük hasar almış ve terk edilmiş evler Suriyeliler için tehlikeli, ancak kaçınılmaz bir barınma seçeneği olabilir. Zaten azalmış olan güvenli barınma imkânlarından Suriyelilerin en son ihtimalde yararlanabileceklerini tahmin etmek güç değildir.

    Bölgedeki Suriyeliler açısından ikinci seçenek, bölgenin dışındaki çevre illere geçici veya kalıcı biçimde göç etmek olabilir. Depremin gerçekleştiği Gaziantep dışındaki tüm illerde Suriyelilerin nüfusu azalma ve dağılma eğilimi göstermektedir. Bu durumda depremin yıkıcı etkisinin olduğu illerin Suriyelilerin göç etme eğilimlerini daha fazla tetikleyebileceği değerlendirilebilir. Bu illerin başında Hatay ve Şanlıurfa gelmektedir. Göç İdaresi Başkanlığı’nın 2022 yılı Ocak ayı istatistikleri incelendiğinde Hatay’da 433.683 Suriyeli kayıtlı görünürken 2023 yılı Şubat ayında bu rakamın 354.648 olduğu görülmektedir. Şanlıurfa’da 2022 yılı Ocak ayında 427.818 olan sayı ise 368.223 seviyelerine gerilemiş görünmektedir. Bölgedeki diğer illerde ise kayda değer büyüklükte bir değişiklik göze çarpmamaktadır. Bu durumda Gaziantep, Mersin, Adana gibi illerin ağır hasar alan Hatay, Kahramanmaraş ve Adıyaman gibi illerden Suriyelileri çekmesi muhtemeldir. Diğer bir halkada ise Konya, Kayseri, Ankara, Bursa gibi sanayi sektöründe çalışma imkânı sunan şehirlerin diğer Türk vatandaşlarıyla birlikte Suriyelileri de çekeceği öngörülebilir. İstanbul da seçenekler arasında olsa da Göç İdaresi Başkanlığı yayımladığı yazıda İstanbul’u Suriyelilerin kaydına kapattığı için İstanbul’da Suriyelilerin ancak düzensiz hareketliliklerin artışının izlenebileceği değerlendirilmektedir.

    Üçüncü bir seçenek, Suriyeliler açısından Suriye’deki güvenli bölgelere dönüş gibi görünse de bu seçeneğin çok yaygın olmayacağı tahmin edilebilir. Zira deprem, Suriye’nin kuzeyinde de önemli ölçüde bir yıkıma sebep olmuş görünmektedir. Halen Suriyeliler arasından Suriye’ye yönelen nüfusun yakınlarını ziyaret etmek için geçici olarak bölgeye gittiklerini değerlendirmek daha akla yatkın görünmektedir. Gidenlerin ne kadarının kalıcı olacakları, ileriki günlerde açıklanması olası istatistiklerden sonra daha sağlıklı biçimde değerlendirilebilir. Bilakis Suriye’nin kuzeyinde de oldukça yıkıcı olan depremin bölgedeki 5 milyonu aşkın nüfusun arasında yeniden bir göç hareketini tetikleyebileceği düşünülebilir. Ancak depremden sonraki ilk iki hafta içerisinde buna dair herhangi bir işaret gözlemlenmemiştir.

    Dördüncü bir seçenek ise Suriyelilerin üçüncü ülkelere geçişleri ve yerleştirilmeleridir. 2011 yılından beri Türkiye’deki Suriyelilerin arasından “yeniden yerleştirme programları” çerçevesinde üçüncü ülkelere yerleştirilenlerin sayısı 50 bin civarındadır. 10 yılı aşkın bir süredir son derece kısıtlı sayılarda çalışan yeniden yerleştirme mekanizmalarının deprem sonrası süreçlerde daha fazla çalıştırılabileceğini düşünmek fazlaca “iyimser” bir tahmin olabilir. Ancak Türkiye bu konuda uluslararası kamuoyunu daha fazla yük paylaşımına davet edebilir ve programların kapasitelerinin artırılması çağrısında bulunabilir. Diğer taraftan üçüncü ülkelere geçişlerin sadece düzenli yollardan değil, düzensiz yollardan da gerçekleştiği bir sır değildir. 2015 yılındaki “büyük akın”dan beri Avrupa’ya geçen 700 bin Suriyeli olmuştur ve halen geçişlerin durduğu söylenemez.

    Tüm bu seçenekler arasında Türkiye’de seçim arifesinde gerçekleşen deprem sonrasında Suriyeliler üzerinde artan sosyal baskının daha fazla yükselmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Bu durum, “yeni” korkulardan kaçan insanların Türkiye’nin ve dünyanın bir köşesinde umut dolu bir gelecek arayışına çıkması anlamına geliyor.

    SONUÇ VE ÖNERİLER

    Deprem sonrasında bölgeden ayrılan ve iç göçe konu olan nüfusun bölgeye dönüşlerine yönelik programlar geliştirilmelidir. Uzayan her gün, geri dönüşlerin zorlaşması anlamına gelir.

    Bölgede yaşayan başta Suriyeliler olmak üzere diğer uyruklardan uluslararası göçmenlerin durumları göz ardı edilmemeli ve yapılan yardım faaliyetleri ile desteklenmelidir.
    Uluslararası kamuoyu yük paylaşımını artırmaya ve yeniden yerleştirme programlarını geliştirmeye davet edilmelidir.

    Suriye sınırları içinde kalan ve depremden etkilenen bölgelerdeki Suriyelileri desteklemek üzere uluslararası dayanışma kanalları geliştirilmelidir. Uluslararası kamuoyu bu bölge için yardıma davet edilmelidir. Yardımların ulaştırılması için sınır kapıları BM öncülüğündeki uluslararası yardım mekanizmalarına açık tutulmalıdır.

    Deprem bölgelerinden ayrılan Suriyelilerin gerek bölgede gerekse Türkiye’nin diğer bölgelerine yönelik yerleştirilmelerine dair bir yeniden yerleştirme politikası geliştirilmelidir.
    Deprem bölgesinde girişilecek imar faaliyetlerinde Suriyelilerin de katkıları planlanmalıdır. Buna yönelik olarak bölgede faaliyete geçecek şirketlerin ihtiyaç duyduğu ve yerli işgücü pazarından karşılayamadığı çalışanların Suriyeliler arasından karşılanabilmesine yönelik politikalar geliştirilmelidir. Bu anlamda bölgedeki illerde Göç İdaresi Başkanlığı tarafından düzenlenen “ikamet izinleri” yanında bölgede faaliyet gösteren ve işgücü talebi olan işverenler vasıtası ile Uluslararası İşgücü Genel Müdürlüğü tarafından “çalışma izinleri” türünden programların kapsamı genişletilebilir.

    ALİ ZAFER SAĞIROĞLU KİMDİR?

    Doç. Dr. Öğr. Üyesi ve kıdemli araştırmacıdır. 1999’da Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde lisans eğitimini tamamlamıştır. 2002’de Gazi Üniversitesi’nde master ve 2014’te Selçuk Üniversitesi’nde doktora derecesini almıştır. 2005-2009 arasında MEB görevi ile Şam Üniversitesi’nde görev yapmıştır.

    2014-2015 arasında İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nde Göç Araştırmaları Merkezi kurucu müdürlüğünü üstlenmiştir. 2014 yılında Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi (AYBÜ) İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji bölümünde öğretim üyesi ve 2015’te Göç Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi kurucu müdürü olarak başladığı görevlerine devam etmektedir.

    2017’de doktora sonrası araştırma için gittiği İngiltere’de Oxford Üniversitesi’ne bağlı COMPAS’ta “misafir araştırmacı” olarak görev almıştır. Bilimsel çalışmaları gruplararası ilişkiler, etnisite, kimlik, göç, mültecilik alanlarında yoğunlaşmaktadır. İngilizce ve Arapça bilmektedir.

  • Suriye’de gerilim artıyor…

    Suriye’de gerilim

    artıyor…

     

    Necdet Buluz

     

    Rus savaş uçaklarının Karadeniz’de ABD’ye ait bir İHA’nın düşmesine yol açmasının ardından iki ülke arasında Suriye üzerinde de tansiyon yükseliyor. Suriye’deki ABD’li komutanlardan Alexus Grynkewich, Rus savaş uçaklarının ABD üssü üzerinde artan uçuşlarını “provokasyon” olarak niteleyerek “Her an bir askeri kaza yaşanabilir” dedi.

    ABD ve Rusya arasında Karadeniz üzerinde yaşanan tehlikeli gerilim gündemdeki yerini korurken iki ülke arasında son dönemde Suriye’de de gerilimin arttığı ortaya çıktı.

    ABD Avrupa Kuvvetleri Komutanlığı, geçen hafta açıklama yaparak iki Rus Su-27 uçağının Karadeniz’de ABD’ye ait MQ-9 İnsansız Hava Aracını taciz ettiğini, uçaklardan birinin çarptığı MQ-9’un uluslararası sulara düştüğünü duyurmuştu. Olayı “çok tehlikeli ve profesyonellik dışı” olarak tanımlayan ABD, Rusya’nın Washington Büyükelçisi’ni Dışişleri Bakanlığına çağırmıştı.

    Rusya Savunma Bakanlığı ise olayda savaş uçağının ABD İHA’sına çarptığını reddederek İHA’nın “ani manevra” sonucu düştüğünü savunmuştu. Kriz, Ukrayna savaşının başlamasından bu yana Rusya ve ABD arasındaki en tehlikeli gerilim olarak nitelenmişti.

    ABD basını, son dönemde Suriye’de de iki ülke arasında gerilim yaşandığını aktardı. NBC News’in haberine göre, mart ayında silahlı Rus savaş uçakları Suriye’deki ABD üssü üzerinde neredeyse her gün uçuş gerçekleştirdi.

    NBC’ye konuşan ABD’li komutan Alexus Grynkewich, Rus uçaklarının mart başından bu yana ABD’nin Suriye’deki ana karargahı olarak görülen El Tanif üssünün hava sahasını en az 25 defa ihlal ettiğini belirtti. ABD’nin Suriye’deki hava operasyonlarından sorumlu olan Grynkewich, Rus uçaklarının uçuşlarının ABD ve Rusya arasında 4 yıldır Suriye’de yürürlükte olan anlaşmaya aykırı olduğunu da kaydetti.

    ABD’li komutan, ocak ve şubat aylarında Rusya’nın herhangi bir ihlalde bulunmadığını söyleyerek son dönemde uçuşlarda yaşanan ciddi artışla ilgili “Kariyerimde askeri anlaşmaların bu şekilde ihlal edildiğini hiç görmemiştim. Bu çok rahatsız edici bir durum” dedi.

    Rusya’nın tavrını “provokasyon” olarak niteleyen Grynkewich, Rus uçaklarının ABD üssüne saldırmasını beklemediklerini ancak bu durumun iki ülke arasında bir kaza yaşanma riskini artırdığını söyleyerek Karadeniz’deki gerilimin Suriye’de de yaşanabileceğine işaret etti.

    NBC’nin haberine göre ABD ordusu iletişim kanalları üzerinden Rusya’nın uçuşlarını protesto etti ve bu durumun IŞİD’le mücadeleye zarar verdiğini savundu ancak uçuşları durdurmayı başaramadı. Rusya’nın El Tanif üssünün bulunduğu bölgeyi ABD’nin hava sahası olarak tanımadığı yanıtını verdiği belirtildi.

    ABD, omurgasını terör örgütü PKK/YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri ile işbirliği yaparak IŞİD karşıtı operasyonlarını El Tanif üssünden yönetiyor. ABD ve Rusya, 2019’da Suriye’de olası askeri çatışmaları ve kazaları önlemek için çeşitli kuralları hayata geçirmişti ve iletişimi sürdürüyor.

  • Deprem bölgesine Japon – Türk Köyü kurulması için ilk temas kuruldu

    Pandemi nedeniyle, 4 yıldır bir araya gelemeyen Türk gıda ihracatçılarıyla, Japon gıda ithalatçıları Foodex Japan Fuarı’nda hasret giderdi, ticari anlaşmalara imza attı. Türk ihracatçıları, Japon mevkidaşlarından deprem bölgesinde Japon – Türk Köyü kurmaları çağrısında bulundu, Japon iş insanları Japon – Türk Köyünü kurmak için Japon Hükümeti nezdinde harekete geçti.

    Dünya’nın en büyük gıda ithalatçılarından Japonya’ya pandemi nedeniyle dört yıldır fiziken gidemeyen Türk gıda ihracatçıları, 7-10 Mart tarihlerinde Japonya’nın en büyük gıda fuarı Foodex Japan’a fiziki olarak katıldılar ve Türkiye’ye yeni ihracat bağlantılarıyla döndüler.

    Japonya’nın yıllık 65 milyar dolar gıda ithalatı yaptığını, Türk gıda sektörü için hedef pazarlardan biri olduğunu dile getiren Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, Foodex Japan Fuarı’nın 25 yıldır Türkiye Milli Katılım Organizasyonunu gerçekleştirdiklerini, 4 yıl aranın ardından başarılı bir fuara imza attıklarını aktardı.

    Pandemi öncesinde Japonya pazarına yönelik başarılı bir TURQUALİTY Projesi gerçekleştirdiklerini anımsatan Eskinazi, “Foodex Japan 2023- 48’inci Uluslararası Gıda ve İçecek Fuarı’nda dört gün boyunca Türk lezzetlerinden Japon damak tadına göre hazırlanmış menülerden tadım etkinlikleri düzenledik. Zeytinyağı tadım etkinliği ve Türk orkinosu ve somonu ile sushi etkinliği de büyük ilgi gördü. Türk gıda ihracatçılarıyla Japon alıcılar arasında ikili iş görüşmeleri organize ettik. Japon influencerların Türk gıda ürünlerini tanıtması da büyük ilgi gördü” şeklinde konuştu.

    Japonya’ya her 100 dolarlık ihracatın 48 doları gıda

    Foodex Japan 2023- 48’inci Uluslararası Gıda ve İçecek Fuarı’nda Ege İhracatçı Birlikleri heyetine başkanlık yapan Ege İhracatçı Birlikleri Organik Ürünler ve Sürdürülebilirlik Koordinatörü ve Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Mehmet Ali Işık, Japon alıcılarla ilk iş birliğinin çok uzun bir test dönemi sonrasında başlayabildiğini, ticari ilişkiler başladıktan sonra ürün ve hizmet kalitesinin korunması halinde uzun soluklu iş birliklerini seven, sadık alıcılar olduklarını aktardı.

    Türkiye’nin Japonya’ya ihracatında gıda sektörünün güçlü konumda olduğuna işaret eden Işık, “Japonya’ya genel ihracatımız 2022 yılı sonuda 619 milyon dolar olurken, gıda sektörü 291 milyon dolarlık ihracat başarısı gösterdi. Türkiye’nin Japonya’ya yaptığı her 100 dolarlık ihracatın 48 dolarını Türk gıda sektörü olarak yapmanın gururunu yaşıyoruz. Ege Bölgesi’nden Japonya’ya yaptığımız 146 milyon dolarlık ihracatın içinde gıda ihracatımızın payı ise; 106 milyon dolara ulaşıyor. Ege Bölgesi’nden Japonya’ya yapılan ihracatın yüzde 72’sini gıda ürünleri temsil ediyor. Su ürünleri, kuru meyve, hububat, bakliyat ve yağlı tohumlar, meyve sebze mamulleri, zeytin, zeytinyağı, tıbbi aromatik bitkiler Asya-Pasifik pazarında güçlü olduğumuz sektörler. Türkiye’nin yıllık 25 milyar dolar gıda ihracatı var. Japonya’ya gıda ihracatımızı kısa vadede 500 milyon dolar, uzun vadede 1 milyar dolara çıkarabilecek potansiyele sahibiz” şeklinde konuştu.

    Deprem bölgesine Japon-Türk Köyü kurulacak

    Japonya ile Türkiye arasında 1890 yılında Osmanlı Padişahı II. Abdülhamit’in Japon İmparatoru Meiji’ye dostluk mesajını götüren Ertuğrul Fırkateyni’nin dönüş yolunda Kushimoto açıklarında batması ve 532 denizcimizin vefatıyla sonuçlanan kaza sonrasında, Oşimalı Japon köylülerin, Türk denizcilerimizi kurtarma gayretleri ve sonrasında Japon halkının yardım kampanlarıyla başlayan Türk-Japon dostluğuna, Kahramanmaraş depremleri sonrasında yeni bir halka ekleniyor.

    Foodex Japan 2023- 48’inci Uluslararası Gıda ve İçecek Fuarı heyetinde yer alan Türkiye İhracatçılar Meclisi Yönetim Kurulu Üyesi Birol Celep, Türk heyeti olarak depremzedeler için Japon-Türk Kurulması için Japon mevkidaşlarına çağrıda bulunduklarını aktardı. Celep, “Japon ihracatçılar, Japonya Hükümetiyle konuyu görüşecekler. 8 milyon dolarlık projeyle deprem bölgesine bir Japon-Türk Köyü kurulması için çok olumlu bir yaklaşımla karşılaştık. 7 Ekim 2023 tarihinde Japonya ile Türkiye arasında sosyal ve kültürel alanlarda iş birliğini kapsayan bir toplantımız olacak. Japonya – Türkiye ilişkileri için bu toplantının İzmir’de olması büyük şans” dedi.

    Japonlarla daha sık bir araya geleceğiz

    Ege lezzetlerinin Uzakdoğu sofralarında daha fazla yer almasını amaçlayan TURQUALİTY Projesi pandemi öncesinde çok başarılı bir şekilde sürdürdüklerini anlatan Celep sözlerini şöyle tamamladı; “Geçmiş yıllarda Japonya, Çin, Güney Kore ve Amerika Birleşik Devletleri’nde TURQUALİTY Projelerimiz kapsamında hafızalarda iz bırakan lansman ve resepsiyon etkinlikleri gerçekleştirdik. Pandeminin ardından Japonya’daki TURQUALİTY Projemizi tekrar hayata geçirerek daha etkin hareket etmeyi planlıyoruz. Avrupa Birliği pazarında bir doymuşluk ve durgunluk var. Japonya dünyanın üçüncü büyük ekonomisi ve gıda ihtiyacını ithalatla karşılıyor. TURQUALİTY, URGE, Fuar, Ticaret Heyetleri, Alım Heyetleriyle iki ülke arasındaki ticaret hacmini artırabiliriz. Türk ihracatçılarıyla, Japon ithalatçıları her yıl en az 3-4 kez buluşturmalıyız. İki ülke arasındaki ticaret hacmini artıracak uygun zemin hazırlayacak Serbest Ticaret Anlaşmasının hayata geçmesi için Japon iş insanları bizden daha istekli. İki tarafın iş dünyası iki hükümete bu konuda taleplerimizi daha net bir şekilde ifade edeceğiz. Her iki ülke hükümetlerini ikna etmek zorundayız.”

    Türk somonu Japonya’ya ihracatta yüzde 626’lık rekor artışa imza attı

    Japonya’da 2022 yılında gerçekleştirdiğimiz 291 milyon dolarlık gıda ürünleri ihracatında ilk sırayı 87 milyon dolarlık tutarla Türk somonu ve orkinos ihracatının aldığı bilgisini paylaşan Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Başkanı Bedri Girit, kişi başı balık tüketiminde dünyada açık ara birinci sırada yer alan Japon halkının Türk somonu ve orkinosunu daha fazla tüketmeleri için Foodex Japan Fuarı’nda Türk orkinosu ve somonu ile sushi etkinliğine imza attıklarını kaydetti.

    Türk su ürünleri sektörünün son yıllarda AR-GE çalışmalarıyla dünya sofralarına sunduğu Türk somonunun tüm dünyada olduğu gibi Japonya’da da büyük ilgi ve beğeni kazandığına temas eden Girit, “Japonya’ya 2021 yılında 4,2 milyon dolar olan Türk somonu ihracatımız, 2022 yılında yüzde 626’lık rekor artış yakaladı ve 30,5 milyon dolara çıktı. 2022 yılında gerçekleştirdiğimiz toplam 345 milyon dolarlık Türk somonu ihracatından Japonya tek başına yüzde 9 pay aldı. Türk somonu ihracatında Japonya’ya asimetrik bir büyüme hedefliyoruz. Amacımız kısa vadede Japonya’ya 100 milyon dolarlık Türk somunu ihraç etmek” diyerek sözlerini noktaladı.

    Türkiye – Japonya STA’yı bir an önce imzalamalı

    Türk gıda ihracatçıları, Foodex Japan Fuarı sırasında yoğun bir diplomasi ve ziyaret trafiğine de imza attılar.

    Ege İhracatçı Birlikleri Organik Ürünler ve Sürdürülebilirlik Koordinatörü ve Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Mehmet Ali Işık başkanlığında, Türkiye’nin Japonya Büyükelçisi Korkut Güngen’i ziyaret eden ihracatçılar, Japonya pazarında su ürünleri, kuru meyveler, makarna, zeytinyağı sektörlerinde büyük bir atılımın mümkün olduğunu bunun için iki ülke arasında müzakereleri sürdürülen Serbest Ticaret Anlaşmasının hızlıca hayata geçirilmesi taleplerini ilettiler.

    Büyükelçi Güngen ise; Japonların hikayeleri çok sevdiğini, ürünlerin, markaların, firma sahiplerinin bir hikayesinin olmasının önemli olduğunu, Türk ürünlerinin de buna çok uygun olduğunu o nedenle Türkiye – Japonya arasında önümüzdeki yıllarda ticari ilişkilerin asimetrik bir büyüme gösterebileceğini dile getirdi.

    Japon iş insanlarını çatısı altında toplayan Japon İş İnsanları Federasyonu Keidanren’i de Mehmet Ali Işık ve Birol Celep ikilisi ziyaret etti. Deprem bölgesine 8 milyon dolar bütçeli Japon – Türk Köyü kurulması bu ziyarette gündeme geldi.

    Japonya Ulusal Marketler Birliği, Japonya Zincir Mağazalar Derneği, Japon Süt Ürünleri İthalatçıları Birliği, Japonya Balıkçılık Derneği, Japonya Et Tüccarları Derneği, Japonya Bal Ticareti Konseyi Türk gıda ihracatçılarının ziyaret ettiği diğer kurumlar oldu. Bu ziyaret eden kurumlarla 2023 yılı sonbaharında Türkiye’de bir araya gelme ve ikili ticareti artırma konusunda görüş birliğine varıldı.

  • Sapanca’da Müstakil Bir Yaşam Sapanca Lake Villas

    Sapanca’da Müstakil Bir Yaşam
    Sapanca Lake Villas
    Covid-19 pandemisiyle birlikte başlayan, kalabalık şehirlerden uzakta ve müstakil bir yaşam sürme isteği, ülkemizin içinde bulunduğu deprem gerçeğiyle birlikte; büyük ve yoğun nüfuslu şehirlerde bulunan kişilerin de daha güvenli konutlarda müstakil bir yaşam arayışını hızlandırdı.

    Türkiye’nin en kalabalık nüfusa sahip şehri olarak birinci sırada yer alan İstanbul’dan çok fazla uzaklaşmak istemeyenler de öncelikle daha yakın çevreleri tercih ediyor. Bu kapsamda hem doğa ile iç içe olmak için hem de müstakil bir yaşam için Sapanca, son dönemde dikkat çekiyor.

    Nexonya tarafından Sapanca’da temelleri atılan Sapanca Lake Villas projesi, 19 villadan oluşuyor. Her birinin zemin artı iki katlı ve 6+2 tipinde tasarlandığı Nexonya Sapanca Lake Villas’ta; dört yatak odası, iki yaşam alanı, beş banyo ile bir ebeveyn banyosu ve bir hobi odası ile çamaşırhane ve depoyu da içeren odalar bulunuyor. Projede ayrıca iki teras ve 1 balkon yer alıyor.  

    Toplam 13 bin 367 metrekare arsa alanına sahip projede villalar, Sapanca Gölü’nü de panoramik bir manzaradan görecek şekilde inşa ediliyor. Kullanıcılarına müstakil bir yaşam sunacak olan projenin donatıları arasında; açık yüzme havuzu, basketbol alanı, çocuk oyun parkı, peyzaj ve yeşil alanlar ile kamelya ile yürüyüş yolları, dinlenme alanları ve her villaya özel açık otopark bulunuyor.  Barbekü alanı, 7/24 güvenlik-villa interkom ve jeneratör sistemi gibi birçok donanım da kullanıcılara sunuluyor.

    Örnek villa Nisan ayında hazır

    İstanbul’a sadece altmış dakika uzaklıkta olan Dibektaş bölgesinde hayata geçirilen villa projesi Sapanca Lake Villas, merkezi lokasyonlara da yakın mesafede yer alıyor. Doğanın içinde, huzurlu ve ayakları toprağa basan güvenli bir konut arayışında olanlar için 19 villanın inşaat çalışmaları hızla devam ediyor. Son deprem yönetmeliğine göre hazırlanan projede, 19 villa özellikli yaşam konutundan 7’sinin kaba inşaat çalışmaları bitmiş durumda buluyor. Projenin ilk örnek villası ise Nisan ayında tamamlanmış olacak.

     Proje adresi: Dibektaş Mahallesi Sapanca – Sakarya Türkiye
    Tel: 444 0 257
    www.nexonya.com
    www.sapancalakevillas.com

  • Turizm sektörünün önündeki tehdit…

    Turizm sektörünün

    önündeki tehdit…

    Necdet Buluz

    Jamaika Turizm Bakanı Edmund Bartlett ve Global Travel and Tourism Resilience Council (GSTC) girişimleriyle kurulan Tourism Employment Expansion Mandate (TEEM) tarafından yapılarak ITB Berlin Fuarında sunulan raporda, turizm sektörünün pandemiden sonraki yeni sorununun personel bulmak olduğu belirtildi. Dünya Ekonomik Forumu, koronavirüsün sektörde 62 milyon eleman kaybına yol açtığını söylemişti

    Arvensis Search‘ün TEEM adına gerçekleştirdiği araştırmada altı çizilen noktalar şunlar:

    -Ankete katılan işletmelerin yüzde 68’i, şu anda personel açıklarının olduğunu söyledi.

    -Yüzde 88’i, işgücündeki eksikliği doğruladı.

    -Katılımcıların yüzde 62’si, 25-45 yaş arası kesimin seyahat ve turizm sektöründe çalışmaya ikna etmesi en zor kesim olduğunu çünkü bu kesimin seyahat ve turizm sektörü yerine teknoloji ve ilaç sektörüne yöneldiklerini belirtti.

    -Yüzde 80’i, iş ilanlarını artık eskiye göre daha uzun süre beklettiklerini söylerken yüzde 82’si ise iş ilanlarını iş bulana kadar kaldırmadıklarını ifade etti.

    -Katılımcıların çoğu personel kıtlığının özellikle teknoloji, yapay zeka, satışlar ve rezervasyonlar gibi kritik rollerde olduğunu söyledi.

    Yapılan araştırmaya göre, seyahat ve turizm sektörü 2025’e kadar veri analizi, dijital pazarlama ve gelişmiş müşteri servisi gibi alanlarda uzmanlaşmış 8.4 milyon yeni personele ihtiyaç duyacak.

    Öte yandan TEEM, bir sonraki adımlarının sektörde çalışan personellerin hislerini ve diğer sektörlere olan göçün sebebini anlamaya çalışmak olduğunu açıkladı.

    Jamaika Turizm Bakanı Edmund Bartlett konuyla ilgili ”Direnmek varış noktası değil, bir yolculuktur. Bu yolculukta, hep birlikte ekonomik parametrelerin ve sosyal koşulların iyileşmesi için çalışmalıyız. Direnmek; krizlere tepki vermek yerine krizler için hazırlıklı olmaktır.” açıklamasını yaptı.

    Rusya’da faaliyet gösteren tur operatörlerinden alınan verilere göre, Mart-Mayıs 2023 dönemi için paket tur satışlarının 2022’nin aynı dönemine kıyasla üç kata kadar artış gösterdi.

    Ülkedeki tur operatörlerinin paylaştığı verilere atıfta bulunan Rus haber ajansı TASS, bu yılın mart ve mayıs aylarını kapsayan turlarda satış hacimlerinin keskin artış gösterdiğini vurgularken, sektör temsilcileri, bunun nedenini çeşitli ülkelerde pandemi kısıtlamalarının kaldırılmasına ve bazı destinasyonlara direkt uçuşların yeniden başlamasına bağlıyor.

    Rusya’nın dev tur operatörlerinden ANEX Tour tarafından yapılan açıklamada, bahar tatillerine olan talepteki büyümeye rağmen ülkedeki paket tur satışlarının tamamen jeopolitik durumdan etkilendiğine dikkat çekilirken, Ruslar için bir yıl önce Bahreyn, Küba, Azerbaycan, Hindistan, Endonezya, Kazakistan, Umman, Tayland, Tanzanya ve Özbekistan’a turlar sunulmadığı, bu yıl ise belirtilen ülkelerin seçenekler arasında yer aldığı ifade edildi.

    Bahar dönemi için en fazla tatil turu satışlarını mart ayı için gerçekleştirildiği kaydedilirken, ancak Anex Tour’a göre bahar mevsiminde talep açısından mayıs ayının öne çıkacağı bekleniyor.

    GazetemRu’nun aktardığı habere göre, bir diğer tur operatörü Fun&Sun, mart ayındaki turlara olan taleplerin ilkbaharda fiyatların yaza kıyasla daha düşük olmasına bağlarken, nisan ve mayıs tur rezervasyonlarının yakın gelecekte büyük ölçüde canlanması bekleniyor.

    Rus tur operatörleri, Mısır, Tayland, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Türkiye ile birlikte Sri Lanka’nın bu baharın en çok ilgi gören denizaşırı destinasyonları olduğunun altını çizerken, Intourist uzmanları, aynı zamanda Ruslar arasında Abhazya turlarının da rağbet gördüğüne dikkat çekiyor.

    Şirket, 2023 yılında Karayip ülkelerinin Ruslar için artık popüler tatil destinasyonları listesinden ayrıldığına vurgu yaparken, uzak tatil noktaları arasında en büyük talep, Rusya’dan doğrudan uçuşların varlığı nedeniyle Venezuela için kaydediliyor.

    Bununla birlikte bu yılın 2022’den temel farkının kapsamlı bir bölgesel charter uçuş hizmetinin ortaya çıkması sayesinde Tayland ve Sri Lanka’nın popülaritesinin artması olduğu aktarıldı.

    Ruslar, İlkbahar sezonunda tatilini nerede geçirecek kısaca buna da bakalım:

    Rusya’da ise turistlerin ilkbahar aylarında rağbet gösterdiği tatil destinasyonları Krasnodar Bölgesi, St. Petersburg, Kaliningrad, Buryatia, Kafkas Maden Suları, Kırım ve Kazan olurken, Anex Tour’a göre Karaçay-Çerkes ve Dağıstan’ın da bahar için en popüler 5 yurt içi destinasyon arasında yer aldığı kaydedildi.

    Diğer tur operatörü Intourist, Rusya ve Abhazya’da bahar dönemi için satılan turlarda ortalama fiyatların yüzde 7-15 seviyesinde arttığına değinirken, yurtdışına paket turlar ise ulaşım maliyetinde bir türlü önlenemeyen keskin artış nedeniyle yüzde 60 artış gösterdi.

    Rus çevrimiçi seyahat hizmeti SletatRu’ya göre, iki kişinin dört yıldızlı otelde bir haftalık tatil maliyeti Mısır için 126 bin rubleden başlarken, BAE için bu rakamın 125 bin, Türkiye için ise ortalama 69 bin ruble olduğu aktarıldı.

    Tur operatörleri, Abhazya’ya tatil maliyetinin ise 39 bin ruble civarında olacağını söylerken, Rusya’nın güney beldelerinde üç yıldızlı otelde konaklama maliyeti ortalaması ise 31 bin ruble olarak gözlemleniyor.

  • 2023 Kadın-Erkek Eşitliği Proje Çağrısı

    2023 Kadın-Erkek Eşitliği Proje Çağrısı

    2023 Dünya Kadın Hakları Günü, Türkiye’de çok özel bir bağlamda baş gösteriyor. Ülke, 6 Şubat’ta benzeri görülmemiş büyüklükteki iki depremle sarsıldıktan sonra yasta. Fransa, ilk günden itibaren kurtarma ekiplerinin sevk edilmesi ve özellikle de Adıyaman Gölbaşı’na sahra hastanesinin konuşlandırılması yoluyla Türk halkının yanında yer almıştır.
    Bu nedenle, Türkiye’deki Fransa Büyükelçiliği, STK’na yönelik geleneksel kadın-erkek eşitliği projeleri çağrısı vesilesiyle ve bir dayanışma göstergesi olarak, bu yıl doğrudan etkilenen kadınlara yardım etmeyi amaçlayan bir veya daha fazla proje seçecektir.
    Feminist diplomasi çerçevesinde, Fransa, tüm dünyada kadınların özgürleşmelerini teşvik etmek için tamamen seferberdir. Nitekim ülkemiz, 2021’de, BM Kadın ve sivil toplumla ortaklaşa, Nesiller Boyu Eşitlik Forumunun Meksika’nın yanında eş başkanlığını yürütmüştür. Bu Forum, 40 milyar dolarlık yeni finansmanın kabul edilmesi ve Kadın-Erkek Eşitliği için Küresel Hızlandırma Planının başlatılması gibi somut taahhütlerle sonuçlandı.
    Türkiye’de kadın-erkek eşitliğine desteğimiz, sivil toplum projelerine finansman sağlama, Ankara Fransız Kültür Merkezinde 8 Mart’ta Büyükelçi Hervé Magro tarafından depreme müdahalede yer alan kadınların katıldığı bir tartışma panelinin düzenlenmesi ve profesyonel alanda eşitliği desteklemek için AFD finansmanları şeklinde tezahür etmektedir.


    Bu nedenle, yeni 2023 « kadın-erkek eşitliği » proje çağrısı için, Türkiye’deki Fransa Büyükelçiliği aşağıdaki alanlarda çalışan kuruluşlara desteğini yineliyor:
    – cinsiyetçi ve cinsel şiddetle mücadele;
    – ekonomik özerklik ve sosyal haklara ve eğitime evrensel erişim;
    – bedensel bütünlüğün ve cinsel sağlık ve üreme sağlığı haklarının desteklenmesi;
    – kadınların siyasi hayata liderlik etmesi ve katılımı;
    – savunmasız toplulukların güçlendirilmesi (mülteci kadınlar, yoksulluk, engellilik).
    Ancak, 6 Şubat depremleri karşısında Türk halkı ile dayanışma göstergesi olarak, bu yıl bir istisnai madde ekliyoruz: felaket bölgelerindeki kadınlara doğrudan yardım etmeyi amaçlayan bir veya daha fazla proje seçilecektir.
    Seçilen tüm projeler, bu hususlarda kamuoyu farkındalığı ve bu meselelerin savunuculuğu hedeflenerek, sivil toplum kuruluşlarının teknik kapasitelerini güçlendirerek veya kadın-erkek eşitliği açısından stratejiler üzerinde çalışarak bu hedeflere ulaşmak için somut eylemler yürütecektir.
    Sübvansiyonun toplam tutarı 36.000 €‘dur. En geç Haziran 2023 ortasında açıklanacak olan jüri kararına göre üç ila altı proje seçilecektir ve proje başına 12.000 €‘ya kadar sübvansiyon sağlanacaktır.

    Dosyanın son teslim tarihi: 15 Nisan 2023.
    Başvuru için konu satırına EŞİTLİK_(STK adı) yazılı bir e-postayı siviltoplum@ifturquie.org adresine ileterek iletişime geçebilirsiniz, sorularınızı da aynı adrese yöneltebilirsiniz.
    Proje önerisi için mevzuat ve doldurulacak form için : https://www.ifturquie.org/haber/2023-kadin-erkek-esitligi-icin-proje-cagrisi/ 

  • FIFA eSüper Lig, Süper Lig’de mücadele eden 17 takımın katılımıyla 15 Mart’ta başlayacak.

    FIFA eSüper Lig 15 Mart’ta başlıyor!

    Türkiye Futbol Federasyonu tarafından düzenlenecek olan FIFA eSüper Lig, Süper Lig’de mücadele eden 17 takımın katılımıyla 15 Mart’ta başlayacak.

    Türkiye’deki milyonlarca oyunsever tarafından uzun süredir beklenen FIFA eSüper Lig, Kulüpler Birliği’nin katkıları ve Süper Lig’de mücadele eden 17 takımın katılımı ile 15 Mart’ta başlayacak. Türkiye Futbol Federasyonu tarafından düzenlenecek olan ligde, 6 Şubat’ta yaşanan deprem felaketinden etkilenen ve Süper Lig’den çekilmek zorunda kalan Atakaş Hatayspor ile Gaziantep FK yer almayacak.

    Duyuru videosunu izlemek için tıklayın: https://www.youtube.com/watch?v=UXnmtE0WUUc

    İki aşamada düzenlenecek olan eSüper Lig’in ilk aşaması çevrim içi olarak, 24 maç günü üzerinden, Süper Lig fikstürüne göre oynanacak. İlk 12’ye girme başarısını gösteren takımlar çevrim dışı olarak play-off’larda mücadele etme şansını yakalayacak.

    Her takımın en az bir koç ve iki esporcu ile temsil edileceği eSüper Lig’de, ilk aşama (normal sezon) maçları 1 vs 1 ve 95 Gen modu üzerinden oynanacak.

    Play-off müsabakaları itibariyle Ultimate Team modu üzerinden oynanacak ligde oyuncu yaş sınırı ise 16 olacak.

    Türkiye’de ilk kez resmi olarak düzenlenecek olan eSüper Lig’in şampiyonu, Mayıs ayında oynanacak büyük finalle belli olacak ve şampiyon 200.000 TL’lik para ödülü kazanacak.

    Dünyanın en popüler futbol oyunu olan, EA Sports tarafından geliştirilen ve yayınlanan FIFA serisinin son versiyonu FIFA 23 üzerinden oynanacak eSüper Lig, dünyadaki 20 resmi FIFA liginden biri olacak.

    TFF’nin TFF Youtube ve TFF1923 Twitch kanallarından canlı olarak yayınlanacak maçlar sonucunda finalistler, FIFA Global Series’te Türkiye’yi temsil etme hakkı kazanacak.

    FIFA 23 Global Series Resmi Kuralları için:
    https://www.ea.com/games/fifa/compete/fgs-23/about/official-rules