Kategori: dünya

  • Büyük İnsanlık Dramı: 21 Mayıs 1864 Çerkes Sürgünü

    “Yorgun düştüler savaşmaktan.
    Çağrılar yaptılar tüm insanlığa.
    Sağır olmuştu insanlık seslerini duyuramadılar.
    Sonunda yenildiler…
    Sağ kalanlar döküldüler Karadeniz’in Kesç, Anapa, Tuapsi, Soçi iskelelerine…
    Kendilerini alacak Osmanlı teknelerini, savaş artığı köhne Rus gemilerini beklemeye durdular.
    Nar taneleri gibiydiniz…
    Aylarca süren bekleyişinizde önce salgın hastalıklar vurdu sizleri
    öyle mi benim güzel babaannem!
    Kimi paragöz gemicilerin küçücük teknelere zebun düşmüş 50 – 60 kişiyi tıka basa doldurup;
    Sonradan Karadeniz’in azgın sularına boşaltıp bu mecalsizleri,
    yeni bir yükün iştahıyla iskelelere döndüklerini okudum tarih kitaplarında…
    Senin ölünceye kadar balık yememen bundan mıydı benim güzel babaannem!”
    -Babaanneye Ağıt, Mehmet Bozkurt-

    Uzun süren Rus-Kafkas savaşları sonucu Kafkaslar yenik düştü ve 21 Mayıs 1864’te Çerkesler, Rusya tarafından büyük bir sürgün ile soykırıma maruz bırakıldı. Yaklaşık 2 milyona yakın insan, anayurtlarını ardında bırakarak başta Anadolu olmak üzere sürgün coğrafyalarına doğru yola çıktı. Kapasitelerinin çok üstünde yolcu sayısı ile yola çıkan teknelerle 500 binden fazla insan Karadeniz’in karanlık sularına gömüldü.

    Deniz yoluyla Taman, Tuapse, Anapa, Tsemez, Soçi, Adler, Sohum, Poti, Batum, Trabzon, Samsun, Sinop, İstanbul, Varna, Burgaz ve Köstence limanlarına varabilmeyi başaran Çerkesler ise buralarda kendilerine hazırlanan kamplara yerleştirildi. Fakat açlık ve salgın hastalıklar sebebiyle günden güne yüzlercesi hayata veda etti. Çerkes sürgününe tanıklık eden yaşlı bir Çerkes’in sözleri, yaşananların vehametini ortaya koymaktadır;

    “Deniz kenarında yedi yıl boyunca atılmış insan kemikleri vardı. Kargalar erkek sakallarından ve kadın saçlarından yuvalarını kurarlardı. Deniz yedi yıl boyunca karpuz gibi insan kafataslarını atıyordu. Benim orada gördüklerimi düşmanımın bile görmesini istemem.”

    Kafkasya’da 150 yılı aşkın süre önce yaşananlar sadece Çerkeslerin, Kafkasyalıların değil dünya halkının bir meselesidir. Çünkü Çarlık rejimi ve SSCB döneminde uygulanan soykırım ve sürgünler, insanlık suçu olup tüm insanlığın ayıbıdır. Çerkes Sürgünü üzerinden 150 yılı aşkın zaman geçse de acıları hep taze kalacaktır.

    Unutmadık, unutmayacağız…

  • Belarus Nükleer Güç Santrali’nin (NGS) 2’inci Güç Ünitesi tasarım kapasitesine ulaşma programı başlatıldı

    BELARUS NGS’NİN 2’NCİ GÜÇ ÜNİTESİ TASARIM KAPASİTESİNE ULAŞMAYA BAŞLIYOR

    Belarus Cumhuriyeti Başbakanı Roman Golovchenko ve Rusya Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu Rosatom Genel Müdürü Aleksey Likhachev, Belarus Nükleer Güç Santrali’nin (NGS) 2’inci Güç Ünitesi için tasarım kapasitesine ulaşma programını başlattı.

    Kapasite geliştirme aşaması, bir nükleer santralin işletime alınması programındaki en önemli aşamalardan birini oluşturuyor. Program, çeşitli çalışma modlarında dinamik testler yapılması ve karartma çalışma modunun kontrolü de dahil olmak üzere ana ekipmanın kapatılmasıyla ünitenin gücünün kademeli olarak nominal seviyeye (%100) çıkarılmasını öngörüyor.

    Devreye alma, yeni NGS güç ünitelerinin inşaatının son aşamasını oluşturuyor. Bu aşamada güç ünitesi sistemlerinin ve ekipmanlarının tasarıma uygunluğu doğrulanıyor. Devreye alma süreci,  devreye alma öncesi ve ayarlama çalışmaları, fiziksel devreye alma, güç devreye alma ve pilot işletme olmak üzere birbirini takip eden birkaç aşamayı kapsıyor.

    Rosatom Genel Müdürü Aleksey Likhachev konuya ilişkin olarak şunları belirtti: “2’nci Ünite’nin reaktör tesisinde kapasite geliştirme testlerinin başlaması, Belarus NGS’nin tüm inşaat projesinin uygulanmasında son düzlük olarak adlandırılabilir. Kardeş Belarus’taki ilk nükleer inşaat, hem enerji endüstrisinde hem de nükleer tıp ve dijital teknolojiler de dâhil olmak üzere ülke ekonomisinin yeni alanlarında Rus-Belarus etkileşiminin daha da gelişmesi için temel oluşturdu ve bu alanları tam anlamıyla yeni bir seviyeye yükseltti.”

    Belarus Cumhuriyeti Başbakanı Roman Golovchenko da konuyla ilgili olarak “Santralin ikinci güç ünitesinin tamamen devreye alınması ve her iki ünitenin de nominal kapasiteye getirilmesi, 4 ila 5 milyar metreküp doğal gaz tasarrufu yapmamızı ve 18-19 milyar kWh elektrik üretmemizi sağlayacak. Bu, Belarus için on yılın en önemli projesi” ifadelerini kullandı.

    Toplam 2400 MW kapasiteli iki VVER-1200 reaktörüne sahip olan Belarus NGS, Belarus’un Ostrovets kentinde bulunuyor. Genel tasarımını ve yükleniciliğini Rosatom’un Mühendislik Birimi’nin üstlendiği  ülkenin ilk nükleer santral için, uluslararası standartlara ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (IAEA) güvenlik gerekliliklerine tam olarak uyan Rus III+  Nesil tasarımı seçildi.

    Rosatom, küresel bir lider ve dünyada nükleer enerji santrallerinin tam ölçekli üretimini yurtdışında gerçekleştiren tek şirket olarak tanınıyor. Dünya genelinde 80’i VVER reaktörleriyle donatılmış güç üniteleri olmak üzere toplam 106 Rus tasarımı nükleer güç santrali inşa edildi. Hâlihazırda Rosatom’un uluslararası sipariş portföyünde 11 ülkede farklı yapım aşamalarında olan VVER reaktörleri ile donatılmış 34 ünite bulunuyor.

    Rusya, dost ülkelerle iş birliğine odaklanarak uluslararası ticari ve ekonomik ilişkilerini sürekli olarak geliştiriyor. Dış kısıtlamalara rağmen, enerji sektöründeki büyük uluslararası projelerin uygulanmasına devam ediliyor. Rosatom ve işletmeleri bu çalışmalarda aktif rol alıyor.

  • Çevre Proje Çağrısı – 2023

    Çevre Proje Çağrısı – 2023

    Fransa’nın Türkiye Büyükelçiliği, bu seneki Dünya Günü onuruna, çevrenin korunmasına yönelik faaliyet yürüten Türk Sivil Toplum Kuruluşlarını desteklemek üzere, bir çevre projeleri çağrısında bulundu. Dosyaların son teslim tarihi 22 Mayıs 2023’tür.
    6 Şubat 2023’te meydana gelen depremlerin ardından Fransa’nın ifade etmiş olduğu Türk halkıyla dayanışmasının devamı niteliğinde,
    Fransa’nın Türkiye Büyükelçiliği, bu sene, bu çerçevede depremden etkilenen bölgelerdeki çevresel sorunlarla ilgili bir veya birden fazla projeye destek verecek. Toplamda 36.000 Avro tutarında bir destek, Türkiye’de çevre yararına faaliyet yürüten 3 ila 6 arası sayıda STK’ya tahsis edilecek. Adayların, en geç 22 Mayıs 2023 tarihine kadar başvurularını bize iletmeleri gerekiyor.
    Aday gösterilecek projeler, aşağıda sıralı özellikle şu zorlu konularda çözümler sunmak zorundalar:
    – Biyoçeşitliliğin korunması;
    – İklim değişikliklerinin hafifletilmesi ve uyum sağlanması;
    – Çevre kirliliğiyle mücadele.
    Bahse konu çevre projeleri çağrısı, Fransa’nın çevre diplomasisi kapsamında düzenleniyor ki, bu konu ülkenin en önemli önceliklerindendir: Fransa, özellikle aşağıda belirtilen başlıklarda, gerek uluslararası örgütler nazarında, gerekse ikili ilişkiler düzeyinde, iklim, biyoçeşitlilik ve çevre için verilen mücadelelerde üzerine düşen tüm sorumlulukları yerine getiriyor:
    – 2015 Paris İklim Anlaşması’nın hayata geçirilmesine destek vermek;
    – İlki 2017 yılında düzenlenen ve her sene bir araya gelen One Planet Summit Zirvesine destek olmak;
    – 2030 yılına kadar yeryüzündeki toprakların ve denizlerin %30’unu korumayı kapsayan « 30 x 30 » hedefinin gerçekleştirilmesine doğru ilerlemek adına en geniş kapsamlı uluslararası seferberliği oluşturmayı hedefleyen ve eş başkanlığını Fransa ve Kosta Rika’nın yürüttüğü « Doğa ve Halklar için
    Yüksek Azimli Koalisyon »;
    – Avrupa Birliği’nin 2019 Yeşil Mutabakatı.

    if_templates_publication RS – sergi mavi

    Söz konusu bu yeni proje çağrısı, aynı zamanda, özellikle 2021 yılının Ekim ayındaki Paris İklim Anlaşması’nın onaylanması, geçtiğimiz Kasım ayında Şarm El-Şeyh’te Türkiye’nin COP27’ye katılması, plastik kirliliğiyle mücadele hususunda küresel bir anlaşma taslağının müzakerelerinde Türkiye’nin
    Fransa ile müşterek olan seferberliği ve 2024 yılında Türkiye’de biyoçeşitliliğe ilişkin COP16 toplantısının düzenlenecek olması örneklerinin gösterdiği gibi, Türk Makamlarının çevre konusunda ortaya koydukları çabalarını da destekler mahiyettedir.

    Proje çağrısı ile ilgili her türlü bilgiye aşağıda belirtilen bağlantı adreslerinden ulaşabilirsiniz:
    https://www.ifturquie.org/haber/2023-cevre-proje-cagrisi/

  • Depremzedeler için yardım konserinde Okan Sayan, Rafet El Roman ve Ekin Uzunlar, Kesselhaus’da sahne aldılar.

    23 Nisan Pazar günü, Berlin Şehit Aileleri Yardım ve Dayanışma Derneği’nin düzenlediği depremzedeler için yardım konserinde Okan Sayan, Rafet El Roman ve Ekin Uzunlar, Kesselhaus’da sahne aldılar.

    Konser, 6 Şubat’ta meydana gelen deprem felaketinde hayatını kaybeden yurttaşlarımız için bir dakikalık saygı duruşu ile basladi. Ardından, Berlin Şehit Aileleri Yardım ve Dayanışma Derneği Başkanı Ali Tüfekçi konuşma yaptı ve derneğin kuruluş amacı ve faaliyetleri hakkında bilgi verdi. Tüfekçi, derneğin vatanın birliği ve bütünlüğü için yaşamlarını feda eden kahraman şehitlerimizin ikinci büyük değerli varlıkları olan şehit ailelerine maddi ve manevi yardım etmek amacıyla kurulduğunu belirtti. Ayrıca, depremde hayatını kaybeden yurttaşlarımızın ve maddi manevi mağdur olan depremzede öğrencilerin yardımına koşmak için konserden elde edilecek gelirin tamamının üniversitede eğitim gören öğrencilere burs olarak verileceğini söyledi.

    T.C Berlin Başkonsolosu sayın Rıfkı Olgün Yücekök de bir konuşma yaptı. Yücekök:”6 şubatta deprem felaketini biz Berlinde sabah olup öğrendikten bir kaç saat sonra beni Berlin Şehit Aileleri Yardım ve Dayanışma derneği Başkanı Ali Tüfekçi oldu ilk arayan denek oldu ve dediki sayın başkonsolosum yardıma ihtiyaç var biz harekete geçiyoruz, inanın 7 subat akşamı ilk yardım Tır’ı onlar yolladı ve devam  ettiler kendilerine çok teşekkür ediyorum” dedi.

    Berlin Şehit Aileleri Yardım ve Dayanışma Derneği, depremin ilk dakikalarından itibaren Berlin T.C. Başkonsolosluğu’nu arayan ilk kuruluşlardan biri oldu. Başkan Ali Tüfekçi ve Başkan yardımcısı Halime Merdler’in oluşturduğu görsel ve Whatsapp grubu ile yardım hareketini başlatan dernek, ayrıca depremzedeler için yatak, yorgan, yastık kampanyası başlatıp kahraman Maraş’a depremzede yurttaşlarımıza ulaştırdı.

    Konsere Berlin Azerbaycan Konsolosu Dr. Elman Muradov, Berlinli tanınmış iş insanları ve çok sayıda yardımsever gurbetçi yurttaşlarımız katıldı.

    Berlin Şehit Aileleri Yardım ve Dayanışma Derneği yardım hareketinde emeği geçenler, Ali Tüfekçi Halime Merdler, Halil Ermiş, Murat Ceylan ve gönüllü üyeler Gönül Sert Demir, Dilek Erişenbaş, Olga Erişenbaş ve Tolga Fıgna.

  • “Rus turist alıştıkları tatilden ve otelden vaz geçmiyor…”

    “Rus turist alıştıkları

    tatilden ve otelden

    vaz geçmiyor…”

     

    Necdet Buluz

     

    Rus turistlerle ilgili çok yazdık. İlgililer de Rus turistlerin Türkiye’den memnun kaldıklarını söylüyor. “Ruslar alıştıkları tatilden ve otelden kolay kolay vaz geçmiyor” diyorlar.

    Fun & Sun Genel Müdürü Vladimir Rubtsov, Türkiye satışlarının önündeki engelin, söylenenin aksin, fiyat artışı değil rubledeki düşüş olduğunu belirtti.

    “Kimin ne kadar fiyat artırdığının önemi yok. Önemli olan rublenin değeri.” diyen Rubstov Türkiye’ye dönük tur satışlarının devam ettiğini ancak bu satışların bir aylık süreyi kapsadığını anlattı. Fun & Sun Genel Müdürü bu nedenle satış derinliği oluşmadığını kaydetti.

    Rus turistlerin tatil alışkanlıklarını radikal bir şekilde değiştirerek daha ucuz otelde konaklamak istemediğini ifade eden Vladimir Rubtsov “Aynı segmentte farklı seçenekler bulmaya çalışıyorlar. Mesela geçen yıl Antalya’daki X otelde tatil yapan bir kişi, otelini değiştirmek yerine tatil zamanını ya da tatil süresini değiştirmeyi tercih ediyor. Aynı segmentteki bir başka oteli de tercih ediyor.” dedi.

    Yaz döneminde Türkiye’ye alternatif olacak pek çok destinasyonun olduğunu kaydeden Rubstov “Bunlardan birincisi elbette hem plaj hem de zengin gezi ve nehir turları sunan Rusya. Geçen yaz Kemer ve Alanya’da tatil yapan Ruslar bu yıl Mısır’a da gidebilirler. Şu anda mayıs sonu ve haziran başına kadar Mısır turlarına talep olduğunu görüyoruz. Mısır, yaz sezonunda pekala Türkiye’deki orta ölçek fiyatlı 5 yıldızlı otellere alternatif olabilir. Mısır otelleri yaz sezonunda Türk otellerden yüzde 50 daha ucuz.” diye konuştu.

    Türkiye’deki lüks otellerde tatil yapan Rusların da alternatifleri olduğunu ifade eden Fun & Sun’ın Genel Müdürü Vladimir Rubtsov “Belek’tekiler gibi, Türkiye’deki lüks otellerde tatil yapan Ruslar için ise Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) alternatif olabilir. Yaz dönemi BAE paket tatilleri Türkiye’den yüzde 20-30 daha ucuz. Ayrıca Emirlikler’de yüzde 60’a varan sezonluk indirimler var. Geçen yıl 250 bin ruble olan tatil bu yıl 100 bin ruble.” ifadelerini kullandı.

    Vladimir Rubtsov; Tayland, Sri Lanka, Maldivler’in de Türkiye’ye alternatif destinasyonlar olduğunu anlattı.

    Rusya Ulaştırma Bakanlığı Başkan Yardımcısı İgor Chalik, Ekonomik Kalkınma Bakanlığının toplantısında, hava yolu şirketlerine sübvansiyonların uzatılmaması halinde 2023 yılında ülkedeki yurt içi hava yolculuğu maliyetinin yüzde 15-30 oranında artabileceğini söyledi. Bakanlık, iç hat trafiğine yönelik sübvansiyon programının uzatıldığını ve bu amaçla federal bütçeden Kasım 2022’den Mart 2023’e kadar 25,3 milyar ruble tahsis edildiğini kaydetti.

    GaztemRu’da yer alan habere göre açıklamada, “Ulaştırma Bakanlığı, bu destek tedbirinin 2023 yaz sezonu için uzatılması için çalışmaya devam etmektedir” ifadelerine yer verilirken, devlet desteğinin yanı sıra, havayolu şirketlerinin de talebi artırmak ve uygun fiyatlı uçak biletleri oluşturmak için önlemler aldığı vurgulandı.

    Ulaştırma Bakanlığı ayrıca çoğu Rus hava yolu şirketinin 2023 yaz sezonunda mevcut rota ağını korumayı planladığını bildirirken, aynı zamanda bazı taşıyıcıların mevcut güzergahlardaki uçuş sayısını arttırmayı planladığını ekledi.

    Rusya Federal Hava Taşımacılığı Ajansı (Rosaviatsia), bu yılın yaz aylarında yerli hava yolu şirketlerinin iç hat uçuş sayısını kış sezonuna göre iki katına çıkaracağını bildirdi.

    Toplam iç hat uçuş sayısının haftada 19 binden fazla olacağına yer verilen Rosaviatsia açıklamasında, uçuşlar için onaylanan başvuruların analizine göre, planlanan yaz sezonu iç hat uçuş sayısının haftalık 19 bin 100 sefere ulaşacağı ifade edildi.

    Aynı zamanda uluslararası destinasyonlara yapılan uçuşların sayısında da artış olacağı kaydedilirken, yaz sezonu için toplamda Rus hava yolu şirketlerinin haftada 3 bin 300 uçuş yapma izni aldığı, bu rakamların kış sezonuna göre yüzde 65 daha yüksek olduğu belirtildi.

    Rosaviatsia, yabancı hava yolu şirketlerinin de Rusya’ya uçuş sayısını kış sezonuna kıyasla yüzde 30 oranında artırmayı planladığını ekledi.

    Federal Hava Taşımacılığı Ajansı, Rus hava yollarının 26 Mart’ta yaz uçuş programına geçtiğini hatırlatırken, yaz ve kış uçuş sezonlarının Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği (IATA) tarafından belirlendiğini, hava yolu için yaz tarifesinin mart ayının son pazar günü başlayıp ekim ayının son cumartesi günü sona erdiğini vurguladı.

  • Interpol’den 15 ülkede operasyon: 14 bin 260 kişi gözaltına alındı

    Uluslararası Polis Teşkilatı (Interpol) tarafından Latin Amerika’da 15 ülkede ateşli silahlara karşı düzenlenen ‘Trigger IX’ operasyonunda 8 bin 263 ateşli silah, 5.7 milyar dolar değerinde toplam 575 ton uyuşturucu ve uyuşturucu yapımında kullanılan ham madde ele geçirilirken, 14 bin 260 kişi gözaltına alındı.

    Uluslararası Polis Teşkilatı (Interpol), Latin Amerika’da 15 ülkede ateşli silahlara karşı 12 Mart ile 2 Nisan tarihleri arasında ‘Trigger IX’ adıyla operasyon düzenledi.
    Interpol tarafından yapılan açıklamada, operasyonun Meksika, Brezilya, Kolombiya, Arjantin, Şili, Ekvador, El Salvador, Bolivya, Kosta Rika, Guatemala, Honduras, Panama, Paraguay, Peru ve Uruguay’da 100’den fazla güvenlik görevlisi ile düzenlendiğini aktarılarak, benzersiz bir işbirliği sonucunda suçlulara büyük darbe indirildiği belirtildi.
    Interpol yetkilileri, yasadışı ateşli silahların cinayet, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı gibi diğer suçlarla doğrudan ilgili olduğuna vurgu yaptı.
    Trigger IX operasyonunda, 8 bin 263 yasadışı ateşli silaha ve 305 bin mühimmata el konurken, 14 bin 260 kişi de gözaltına alındı.
    Operasyonda ayrıca, piyasa değeri 5,7 milyar dolar olan 203 ton kokain ve diğer uyuşturucu maddeler ile 375 ton uyuşturucu yapımında kullanılan ham maddenin de ele geçirildiği açıklandı.

    20 suç örgütü çökertildi

    Operasyonun Interpol tarafından şimdiye kadar yasa dışı ateşli silahlara karşı düzenlenen en büyük operasyon olduğu ifade edilirken, operasyon sayesinde Primeiro Comando da Capital, Mara Salvatrucha ve Balkans Cartel gibi toplamda 20 suç örgütüne darbe indirildiği belirtildi.

    Avrupa Birliği (AB) tarafından finanse edilen Trigger IX operasyonuna ABD Alkol, Tütün, Ateşli Silahlar ve Patlayıcılar Bürosu (ATF) ile İç Güvenlik Soruşturma Ofisi’nin (HSI) de destek verdiği aktarıldı.

  • Zamlar, Rus turisti kaçırdı…

    Zamlar, Rus turisti

    kaçırdı…

     

    Necdet Buluz

    Geçenlerde yazmıştık.

     Rus ve İngiliz turistler Türkiye’yi tercih ediyor. Sektör toplamda 9 milyon turist bekliyor.

    Rus turistler Antalya’yı mesken tuttu. Ancak, pahalılık nedeni ile oteller yüzde 75 zam yaptı. Bu durumun Rusları etkilediği söyleniyor. Bu durun Rus turistlerin yeni arayışlara yönlendiriyor. Maldivlere yönelen Rusların yeni sezonda ne yapacağı merak ediliyor.

    Zengin Ruslar’ın durağı yine Bodrum olacak.

    Antalya’dan vaz geçmeyenler de var. Bugüne kadar yapılan rezervasyonların beklenen rakamlara ulaşılmadığına dikkat çekiliyor.

    Maldivler’i ekonomik yönden daha iyi bulduklarını söyleyenlerin yeni tatil yöresi olarak bu noktaya yönelmeye başladıkları söyleniyor.

    Türkiye’nin artık Maldivler’den daha pahalı olduğunu düşünen Ruslar yeni yerler aramaya başladı. 1 milyon turist kaybı bekleniyor.          Zamlar Rus turisti 

    Türkiye’nin turizmde umutlarını bağladığı Rus turizmi enflasyon nedeniyle tehlikede. Tatil fiyatlarının yüzde 100’e yakın arttığını belirten Rus seyahat acenteleri Türkiye’nin Maldivler’den daha pahalı hale geldiğini belirterek geçen yıl gelen 5.2 milyon turistin 4 milyona gerileyebileceği uyarısında bulundu.

    Rusya’nın en büyük tur operatörlerinden Rusya Tur Operatörleri Birliği (ATOR) Başkan Yardımcısı Taras Kobyshchanov, Türkiye’de otel fiyatlarının büyük oranda arttığını belirterek bu durumun bu yıl talebi olumsuz etkileyeceğini söyledi.

    Kobyshchanov, şöyle konuştu:

    “Daha önce 200 bin ruble olan Türkiye tatili şu anda 300-400 bin rubleye çıktı. Rus turistlerin çoğu bu fiyatlara alışkın değil ve son dakikayı bekliyor. Mevcut fiyatlardan dolayı 1-2 milyon Rus turist Türkiye’ye uçamayacak. Rus turistlerin Türkiye’nin yerine alternatif tatil ülkeleri arayışında olduğunu kaydeden Kobyshchanov, “Yaz sezonunda Maldivler, Birleşik Arap Emirlikleri ve Tayland Türkiye’den daha ucuz hale geldi. Seyahat acenteleri artık bu faktörü dikkate almalılar ve BDT ülkeleri dahil, yeni destinasyonları daha iyi incelemeliler”

    Türk turizmciler ise artan maliyetler nedeniyle zorda. Hem otelciler hem de yerli tur şirketleri enflasyon artışlarını tam olarak yansıtamadıklarını belirtiyor. Doğu Akdeniz Uluslararası Turizm ve Seyahat Fuarı Emitt 2023’te konuşan Jolly Tur Yönetim Kurulu Başkanı Mete Vardar, en yoğun enflasyon artışının otellerde olduğunu söyledi. Dışarı yansıyan artışın yüzde 70’in üzerinde olduğunu belirten Vardar, otellerin maliyet rakamlarınınsa yüzde 100’ün üzerinde arttığını söyledi.

    Bloomberg HT yayınına katılan NG Hotels İcra Kurulu Başkanı Hediye Güral Gür de gıdada yüzde 80, içeceklerde yüzde 70, enerji maliyetlerinde ise yüzde 180 artışlar yaşandığını ancak bunların tamamının fiyatlarına yansıtamadıklarını söyledi.      Zamlar Rus turisti 

    Gür, “Gıda ve enerjideki fiyat artışları belli, bizim konaklama vergisi dışında bir de tanıtım faaliyetleri için ödediğimiz bir maliyet var. Bir Turizm Geliştirme Ajansı kuruldu bakanlığımız tarafından bir de buraya bir pay veriyoruz. Bütün bunlar nedeniyle ister istemez bu maliyetlerin fiyatlara yansıması söz konusu oluyor” dedi.

  • Küçük İşler ile Uğraşacak Kadar Zamanım Olmadı Diyebilen Rektörü Prof. Dr. Mithat ÖZSAN’ın Kaybı

    Küçük İşler ile Uğraşacak Kadar Zamanım Olmadı Diyebilen Rektörü Prof. Dr. Mithat ÖZSAN’ın Kaybı

    İbrahim Ortaş, iortas@cu.edu.tr

     Yaşına bağlı olarak sıralı ölüm olsa da yine de her ölüm eken ölümdür. Önemli bir şahsiyet, bilgi, hoşgörü, çevresini bilim konusunda isteklendiren ve bilime-üniversiteye sevdalı bir değerdi.

    Prof. Dr. Mithat ÖZSAN’ı Tanımak

    Çukurova Üniversitesinin ilk kurucularından Prof. Dr. Mithat Özsan, 1973-1976, 1979-1982, 1982-1987, 1987-1992 yılları arasında dört dönem Üniversite Rektörü, 1 yıl kadar Ziraat Fakültesi Dekanlığı ve Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Turunçgiller konusunda çalışmış konusunda yetkin bir öğretim üyesi hocamızdı.

    Mithat beyin ikinci rektörlük dönemi olan 1979-1982, 12 Eylül askeri darbesi, YÖK’ün kuruluşu sürecinde 1981 yılında Çukurova Üniversitesine öğrenci olarak kayıt yaptırdım. Tıp, Ziraat ve Fen Fakültesinde eğitim-öğretimin yaptırıldığı, Ziraat Fakültesi amfileri ve yeni açılan kafeterya ve her tarafta yükselen binaların arasındaki Kırmızı Akdeniz topraklarının yağmur sonrası balçıklaşan çamurlu yolları olan mekânda “ziraat” öğrencisi olduk. O dönemde üniversite üst yönetimi tamamen Ziraat Fakültesi öğretim üyelerinden oluşuyordu.

    Yalnızca öğrenci olarak geldiğimiz Çukurova Üniversitesinin, birimlerinin ve öğretim üyesi kadrolarının olduğu kurumun yükselen, gelişen bir kurum olduğunu çok sonra anladık. Mithat Özsan, öğrencisi daha sonra mensubu olmaktan her zaman gurur duyduğum üniversitemizin o döneminin yalnızca kudretli rektörü değil aynı zamanda insani özellikler taşıyan yüksek nitelikli bir bilim insanı ve yöneticiydi. Üniversitenin kuruluşu öncesi ve sonraki gelişmelerde önemli rol almış sorumlu ve yetkili bir şahsiyet olarak yaptıkları yapamadıkları, tutum ve aldığı kararlar doğal olarak analiz edilir.

    Üniversitenin Gelişiminde Mithat Beyi Birkaç Yönden Değerlendirmek Gerekirse,

    Rektör Prof. Dr. Özsan hocamızın önemli özelliğini, üniversite yönetim becerisi ve dönemin koşullarını iyi değerlendirmesi sonucu kurucusu olduğu üniversitenin bugünlere gelmesinde gösterdiği çaba ve tutumu ile bütünlüklü bir değerlendirmeyi ve analiz edilmeyi gerektiriyor. Çünkü geriye doğru bakıldığından çıkarılması gereken birçok ders ve öğreti ve omuzlarımıza yüklediği sorumluluklar bulunuyor. Bu nedenle Mithat Beyin yaşamından çok yaptıkları ile geçmişten günümüze tarihsel süreç içinde gelişmeleri bilgim ve üniversitedeki 42 yıllık yaşadıklarımdan edindiklerim, duyduklarım ve okuduklarım ekseninde değerlendirmeye çalışacağım.

    1.           Rektör Prof. Dr. Mithat Özsan Üniversiten Yana Duruş Göstermiştir. Rektörlüğünün ikinci döneminde üniversitenin konumu ile Askeri yönetim ve YÖK ile olan çok ince ilişki de üniversiteden yana tutumu ile üniversiteyi ayakta tutabilmiştir. Başta Ziraat Fakültesinin kurucu kadrosu olmak üzere, Almanların şekillendirdiği Ankara Ziraat Fakültesi gibi kurumlarda Rektörlük, Rektör, senato, yönetim kurulu gibi organlarda kurumsal kültürü yaşamış ve bilerek gelen kadrolar, üniversite özerkliği ve tüzel kişiliği konusunda çok hassaslardı. YÖK sonrası 2547 sayılı yasa ile üniversiteden el çektirilmesi istenen kadrolarını korunduğunu hocalarımızdan duymuştuk. Öğrenciliğimizde Kenen Evren ve YÖK başkanı Prof. Dr. İhsan Doğramacı’nın üniversiteye ziyarette bulunduğunu gördük. Sayın Doğramacı’nın kafeteryada öğrenciler ile yemek yerken, diğer tarafta protesto edildiği dönemde üniversite yönetimi süreci başarı ile yönetmiştir.

    2.           Üniversiteye kazandırdığı akademik kadrolarda, bilimsel nitelikleri öne alan seçiciliği oldukça önemliydi. Üniversiteye Uluslararası nitelikte çok kıymetli bilim insanları kazandırmıştı. Üniversitenin özelde de kuruluş döneminde alınan ilk 7 ve sonrada 36 ya tamamlanan ILK ASİSTANLAR ki sonradan Ziraat fakültesindeki 10 bölümün temel direkleri ile işe başlamış olması üniversitenin başarısının ilk nüveleriydi. Ayrıca Tıp fakültesinden çok kıymetli doktorları bünyesine katarak bölgedeki hastalık ve zararlılar ile ciddi mücadele başarısı kazanıldı. Fizik bölümünden Prof. Dr. Hakkı Ögelman ve Prof. Dr. Metin Gürses önemli temel bilimcilerin yanında Türkiye’nin önemli felsefecilerinden Prof. Dr. Bedia Akarsu, Prof. Dr. Uluğ Nutku gibi hocalarımızı da üniversitemiz Eğitim Fakültesine kazandırmak önemli bir başarıydı. Yakın görüştüğümüz Prof. Uluğ Nutku ile Rektör sayın Prof. Dr. Mithat Özsan ile arasında geçen bir anekdot üniversitenin büyüklüğünü ve nasıl geliştiğini ortaya koymaktadır. Bir gece sosyal tesislerde Uluğ Nutku hoca Mithat Beye bölüm ile ilgili sorunları iletiyor ve Mithat Bey cebinden üniversitenin çek defterini çıkarıp “hocam ne kadarlık bir çek yazayım der”. Mithat Bey üniversiteye gelen değerli bilim insanlarını üniversitede tutmak için lojman ve bazı ayrıcalıklar da sağlardı. Prof. Dr. Aytekin Berkman Hocam açıklamıştı, Yurtdışında doktorları tamamlayıp gelen kadrosuz bilim insanlarının tayınlarını Milli eğitim İl Müdürlüğü kadrosunda Ziraat Fakültesine görevlendirildiğini belirtti. Emekli biyolog Prof. Dr. Mehmet Topaktaş hoca ile birkaç gün önce konuştuğumuzda, üniversiteye alınması sürecinde özellikle de 12 Eylül sonrası Mithat bey ile görüşür, Rektör Mithat bey “referansınız önemli, ancak akademik durumunuzu, Doktora derecesi ve mezun olduğunuz İstanbul üniversitesine soracağım ondan sonra sizin için kadro ilan edeceğim der”.  Prof. Dr. Selim Kapur hocam, Mithat bey için; üniversitede herkesin ne çalıştığını bilirdi. Doğru insanları seçip desteklerdi. Osmaniye Korkut Ata Üniversitesine, Dr. Necdet Sakarya’nın Üniversiteye alınması yanında seramik fabrikasını da kuruma kazandırdığını belirtmişti.  Birçok insanın akademik yaşamında Mithat Beyin bir tür katkısı ve rolü olmuştur.

    3.           İdari yapılanmada kendisi kadar erk sahibi olan Genel Sekreter Adnan Tibet gibi idari personellerle birlikte çalışarak kurumsal kültürü geliştirmişti. Üniversitenin idari yapılanması, insan kaynağının alımında ve kurum içi eğitiminde liyakatin dikkate alındığını, Adnan Tibet ile ilgi yazımda genişçe belirtim.

    4.           Kamu bütçesinin yeterliliği, kaynak kullanımının yanında Adana’nın da şehir olarak üniversitenin kurulmasına ve gelişmesine yönelik güçlü bir isteği vardı. Üniversitenin mevcut konumundaki yer seçimi, Adana valiliği ve sivil toplumun tutumu konusunda Ziraat Fakültesi Kurucu dekanı Prof. Dr. İbrahim Akif Kansu anılarında, arazinin kamulaştırılmasında Valinin talimatı ile Tapu dairesi işlemlere kapatılır. Gece yarısına kadar memurlar çalışır ve valinin makam aracı ile hocalar misafir edilecekleri misafir haneye bırakılır.

    Üniversitenin kuruluş dönemindeki yöneticileri, nitelikli bilim insanı, idari kadro, kamu bütçesi bütünlüğü içinde İmece yolu ile iyi organize edilmiş bir yönetim anlayışı ve iradesi ile öne çıkmaktadır.

    Üniversitemizin 1970-1980’lı yıllarında akademik ve fiziki gelişiminde çok büyük çabaları olan Ziraat Mühendisliği mesleğinin duayen bir değeriydi. Türkiye’nin arazi yapısı, bitki tür zenginliği ile en güzel müze nitelikli kampüslerinden birini büyük bir ileri görüşlülükle arkadaşlarıyla birlikte şekillendirmiş olmaları başlı başına bir başarı örneğidir.

    5. Yoktan başarılı bir üniversiteyi bir gurup genç idealist insanla kurmak için üniversite bilinci, bilgi ve güven yanında iyi bir organizasyon yeteneğine sahip olunması gerekir. Aynı zamanda farkındalığın yüksek olması yanında doğru karar verebilme mantığı, analitik düşünme becerisini kazanmış ve soyut düşünmeye sahip olmak gerekir.

    Doktora Yemin Törenleri ve Üniversite Kültürünün Gelişmesine Katkısı

    Prof. Dr. Mithat Özsan’ın seveninin çok olduğunu biliyoruz. Ancak hocayı farklı kılan birkaç temel özelliği:

    1. Nitelikli İnsana Önem Vermesi. Küçük işlerin insanı olmaması, başarıyı karşılıksız bırakmadan desteklemesi, liyakate önem vermesi diyebiliriz.  Bu yönleri ile Mithat beyi farklı bir nitelik ile anmak gerekir. Her şeyden önce kişiliği, şahsiyeti, karşısındakine karşı insani tutumu nedeniyle saygın bir kişilik olarak anıldı. 1981 yılında üniversiteye geldiğimizde kampüs bir taraftan gelişiyor, diğer taraftan bir canlılık görülüyordu. Değişik ülke ve üniversitelerden doktorasını yapmış çoğunlukla seçilerek alınmış genç bir akademik kadrodan ders aldığımızı fark etmiştim. Her şeyden önce üniversite tam bir üniversite atmosferi yaşıyor ve yaşatıyordu. O dönemlerde rektör, dekan ve bölüm başkanları ile çok işimiz olmadığı için üniversitenin yöneticilerini çok merak etmezdik. Ancak arkadaşlarla kendi aramızda öğretim üyelerinin ders işleme ve bilgi aktarma tutumu ve iletişimini daha çok önemserdik. Benim gibi daha önce başka Eğitim Enstitülerinden ve üniversitelerden gelen birkaç arkadaş diğer sınıf arkadaşlarımızdan biraz daha farkındalık bilinci ile üniversiteyi değerlendirebiliyorduk.

    2. Üniversite Kültürü, Bilim ve Sanat Konuşulsun isteniyordu. 1980’li yıllarda başta Mithat Özsan amfisi olmak üzere üniversitede dünya çapında bilim insanlarının verdiği konferans, seminer ve toplantılar yapılırdı. Spor, sanat ve öğrenci kolları çok aktifti. Yöneticiler toplantılara katılır ve teşvik ederlerdi. Sanırım Rektör Prof. Dr. Mithat Özsan hocayı ilk defa bölümdeki bir toplantıda görmüştük. İlerleyen yıllarda özellikle lisansüstü eğitimde yöneticileri biraz daha iyi tanıdık. Diğer hocalarımızdan farklı bir üstünlük sergilemeyen bir enginliği vardı. Toprak bölümü B blokta Bilgi İşlem, Fen Bilimleri Enstitüsü olması nedeniyle çok sık seminerler ve toplantılar yapılırdı. Mithat Bey ve diğer yöneticiler yürüyerek toplantılara gelirlerdi.

    3. Araştırıma Üniversitesi Kültürü, Doktora Yüksek Okulu ve Fen Bilimleri Enstitüsü ile Başladı. O dönemlerde Doktora unvanı alan bizden önceki araştırma öğrencileri ve araştırma görevlileri Fen Bilimlerinin de katkısı ile doktora yemin törenleri düzenlerlerdi. Bütün üniversite öğretim üyeleri ve idari personel bir arada törenlere katılırdı. Mithat beyin törenlerdeki mutluluğu yüzüne ve sözcüklerine yansırdı.  Doktora yemin törenlerinde çevresindekilere “Bilimin bacası tütüyor” derdi. Doktora yemin törenlerinden sonra verilen kokteyllerde hemen herkes başta hocalar, personel sorunlarını ve taleplerini orada yöneticilere aktarırlardı. Hatta çoğu sorun Rektöre iletilmeden dekanlıkta ve Rektör yardımcılığı düzeyinde çözülüyordu. Sanırım Mithat beyin diğer bir önemli özelliği Rektör Yardımcıları ve dekanları devre dışı bırakmamasıydı. Aldığı kararlarda yardımcılarına ve dekanlara danıştığını görüyorduk. Fakültemiz eski dekanı, Prof. Dr. Hüseyin Özbek hoca, fakülte konusunda Mithat bey ile yaşadığı tartışma ve görüşmeleri duyunca, arada dağların olduğunu düşünmüştüm.

    4. Lisansüstü Eğitimi Teşvik Ettiler. Rektör ve rektör yardımcıları çoğunlukla dönem arkadaşları olmasının da etkisiyle tam bir dayanışma ve işbirliği içinde üniversite yönetiliyordu. Rektör Prof. Dr. Mithat Özsan Bey, Prof. Dr. Osman Tekinel, Prof. Dr. Muhsin Yılmaz ve Prof. Dr. İbrahim Genç hocalar dayanışma ve işbirliği ile büyük destekleri ile ulusal ve uluslararası çok önemli bilimsel toplantıları düzenlendi. Turunçgiller çalıştığı için Çukurova’yı “ekolojiler diyarı” olarak tanımlardı. Konuşmalarında bölgede çalışacak çok fazla konu olduğunu belirtirdi. Lisansüstü öğrenciler için akşam saat 19 00 ve 22 00 de özel servisler kalkardı. Yöneticiler de gençleri gezer kimlerin üniversitede çalıştığını izlerlerdi. Bugün çoğunluğu Ziraat ve Fen-Edebiyat Fakültelerinde olan kadroların başarılarının, o dönemlerdeki mesai sonrası çalışmalara borçlu desem abartı olmaz. En azından kendim mesai sonrası daha çok okuma ve çalışma şansı bulurdum.

    5.             Zaman zaman geçmişe yönelik yapılan konuşmalarda Ziraat fakültesinin en üretken ve başarılı olduğu dönem Mithat Özsan’ın rektörlüğü dönemindeki ekibi olan Ercan Tezer, Osman Tekinel, Muhsin Yılmaz, İbrahim Genç, Hüseyin Özbek ve en çok da değer verdikleri o günler ilk 7 kişilik Asistanları olan Yusuf Zeren, Yıldırım Kumova, Erdoğan Gültekin, Selim Kapur, Ahmet Çınar, Özden Çınar. Önder Tuzcu hocların katkısı büyük olmuştur. Daha sonraları ekibe katılan Ural Dinç, Bahri Çevik, Şefik Yeşilsoy, Nuri Güzel, Nedim Uygun, Mehmet Asil Yılmaz, Okan Güney, Güngör Uzun, Türker Altan, Sevil Altan, Fuat Ergenoğlu, Onur Erkan, Oğuz Yurdakul, Ercan Saruhan, Hunay Evliya, Bülent Evliya, Atilla Konar, Ahmet Testik, Ali Başçetinçelik ve Alaattin Sabancı gibi çok değerli hocalar ile Ziraat Fakültesi en verimli dönemini yaşamıştır. Tek tek tanıdığım ve her biri tek başlarına birer ekol olan hocalarımızın, 12 Eylül ve YÖK üniversitelerin ve bilimsel özerkliğin sınırlandırması sonucu, bilimsel çalışma yapamamaları sonucu zamanla üretkenlikleri de azaldı.

    6. YÖK öncesi dönemde üniversitenin özerk tüzel kişiliğinin yanında kaynaklarının yeterli olması nedeniyle çok ciddi maddi sorun yaşanmıyordu. Bilimsel toplantılara para, konaklama, iaşe giderleri desteklenirdi. Çoğu seminer ve toplantıları çoğunlukla birlikte izler, sonrasında da başarılı ve dikkat çeken akademisyenleri destekleyip ve onore ederlerdi. Üniversitemizin o dönemlerde en prestijli dönemini yaşadığını daha sonra üniversite verilerini karşılaştırdığımda daha iyi anlamıştım.

    Adana ve Çukurova’ya Kazandırdıkları

    Eski Başbakanlardan ve Cumhurbaşkanı sayın Süleyman Demirel’in Cumhuriyetin ilk 10 eserinden biri dediği Çukurova Üniversitesinin Adana’da gelişmesi doğal olarak bölge tarımı, tarıma dayalı sanayileşme ve diğer alanların da gelişmesine büyük katkı sağlamıştır.

    Bölgede sulama, ekim dikim, yeni bitki tür ve çeşitlerinin yaygınlaşmasına köy eğitim toplantıları ve uygulamalarının çok yararı olmuştur. Halen Çukurova o dönemin çiftçi eğitimi seminerlerinin ve tarımsal faaliyetler sonucu çiftçiler ili bilim insanları bir araya getirilmiş ve sorunlar tanımlanmış ve önerilerin getirildiği halen konuşmaktadır.

    Türkiye’de turunçgil üretim alanı denilince ilk akla gelen bölge, Çukurova Bölgesi, bilim insanı olarak da Prof. Dr. Mithat Özsan hoca gelir. 1970’li yıllarda Türkiye’nin turunçgil üretimi yaklaşık 100 bin ton civarında iken günümüzde yaklaşık 5 milyon tona ulaşmış olup üretiminin yaklaşık %70’i Çukurova bölgesinden karşılanmaktadır.

    Bu bağlamda turunçgil yetiştiriciliğinde Ç.Ü. Ziraat Fakültesinin katkıları azımsanamaz. Yeni anaç ve çeşitlerinin ıslahı, kültüre işlemler, hastalık ve zararlılara mücadele, bitki besleme, sulama, mekanizasyon, muhafaza ve ürün işleme konularında Çukurova Üniversitesinde 1970 ve 1980’li yıllarda bilim inşaları yürütülen araştırmaların çok büyük katkısı bulunmaktadır. Bölge çiftçisi ve üniversitemiz iş birliği ile gelişen değişik tarım sektörleri bugün bölgenin yaş meyve ve sebzedeki ağırlığını oluşturuyor. Bu bağlamda Mithat Bey ve arkadaşlarının bölgenin gelişmesine çok büyük emeğinin geçtiği belirtebiliriz.

    Ayrıca Çukurova Bölgesinin yetişmiş insan gücünün büyük çoğunluğu Çukurova Üniversite’sinde eğitim ve öğretim gördüler. Çok başarılı insan ülkemize kazandırmıştır da.

    Yurtdışında Doktora Yapmamda Katkıları Olmuştur

    1980’li yılların sonlarında YÖK yurtdışına lisansüstü öğrenci göndermeye karar verdiğinde, Ziraat Fakültesinden her bölüme birer kontenjan ayrılmıştı. Ben de bölümümüzün adayı olarak belirlenmiştim. Kendimiz gideceğimiz ülke ve üniversiteyi bulmuş, referans mektupları almış ve başvurularımızı yapmıştık. Ancak kaynak yetersizliği nedeniyle bir türlü yurt dışına çıkamıyorduk. Bazı arkadaşlarımızın kısıtlı parayı kendilerine verilmesi için rektör ile görüştükleri veya görüşmeye çalıştıkları duyuluyordu. 1998 yılında ilk defa birkaç arkadaş akşam 19 30 gibi randevu alarak Rektörlük makamına gittik ve durumumuzu anlattık. Bizleri dinledi, bekleyin yardımcı olacağım demişti. Birkaç gün sonra kendi imzası ile aldığımız çekler ile yurtdışında doktora eğitimi yapmak için çıkmış olduk.

    Bu vesileyle rektör hocanın akademik tutumu benim de yaşam hikâyemde önemli bir yerde durmaktadır. Aslında Mithat hocanın üniversite bilinci artık onun yaşam biçimi olmuştu, üniversite ile yatıyor, üniversite ile kalkıyordu. Yarattıkları Çukurova Üniversitesi ile gurur duyuyor ve her aşamada övgü ile gelişmeleri anlatmakla kalmıyor, iş yaparak diğer araştırıcıları da teşvik ediyorlardı. Tam bir Çukurova ailesi yaratılmıştı. Lojmanlarda akşamları hep bir arada, birbirlerini kollayan bir anlayış yaratılmıştı. İdari personele de saygıda kusur etmeden yöneticiler ile saygı ölçüsünde iletişim içindeydiler. Tam bir örnek kurumsal yapı kurulmuştu. Adana’nın susuz bozkırında Türkiye’nin ilk 10 sırası konumdaki nitelikli üniversitesini yarattılar. 1980-1990’li yıllarda Çukurova üniversitesi Türkiye’nin 5. sırasında yer alan saygın üniversiteler arasındaydı.

    İnsan Olarak, Yönetici Olarak Sevilen ve Saygı Duyulan Saygın Bir Şahsiyeti

    Kurumsal kültürü benimsemiş, nezaketi bilen, saygın bir kişi olarak üniversite yönetimleri, öğretim üyeleri ve çalışanlar hep saygı duyarlardı. Adana Protokolü Mithat Beyi ayrı bir değer ve saygınlık gösterirdi.

    Rektörlüğü döneminde çok iletişimimiz olmamıştı. Ancak emekliliği sonrası en yakın mesai arkadaşı, Rektör Yardımcısı, arkadaşı dostu ve komşusu Prof. İbrahim Genç hoca ile üniversiteye geldiklerinde karşılaşıyorduk. Üniversiteye her gelişlerinde çoğunlukla da üniversitenin açılış törenlerinden sonra daha çok kampüse gelmelerini istediğimizi belirtiyordum. Çünkü Duayen hoclarımızı gördükçe üniversite geleneklerini ve yerleşik kültürünü hatırlıyoruz derdim. Çukurova Üniversitesinin tarihi, hikâyesi, o ve çalışma arkadaşları ile başlar ve üniversitenin her karış toprağında her köşesinde imzalarını görüyoruz.

    İbrahim Genç Hoca bazı yazılarımı, sanıyorum kendilerine iletiyor veya bahsediyordu. Bir karşılaşmamızda üniversite sorunları konusundaki yazdıklarımdan haber olduğunu belirtti. Üniversiteye ilişkin konuşurken, “İbrahimciğim Mithat Özsan’ın küçük işlerle uğraşacak hiç zamanı olmadı” demişti. Bende Sayın Rektör bu cümlenizi size atfen kullanabilir miyim? dediğimde, “tabii kullanasın diye söylüyorum” demişti.

    Emekliliği sonrası 2010 yılında Çukurova Üniversitesi Hayatımın Önemli Kesiti, Yaşadıklarım ve Anılarım. Kitabını Ç.Ü. Basımevi yayınladı. Kitabı hemen aldım ve okudum. Kendi yazdığım Dünya ve Türkiye’de Üniversite Olgusuna Yaklaşımlar, Çukurova Üniversitesi Örneği, kitabımı yazarken hocanın kitabını bir daha okudum. Mithat Hoca ile geleceğe ilişkin ön görüleri ve geçmiş ile ilgili daha neler yapılabilirdi, ne tür kurumsal önlemlerin alınabileceğini konuşmak isterdim. Ancak sağlığı artık yormaya gelmeyeceği için konuşamadım. Ancak üniversitenin dünü ve bugünü konusunda eleştirel bir yaklaşımın ve geleceğe yönelik tutum ve beklentilerin farkındaydı. Fakat bir şey söylemekte istemiyordu.

    Üniversite arazileri konusunda öğretim üyelerinin duyarlılığını takip ediyordu. Bir karşılamamızda bana, biz kurduk, siz koruyun demişti. Birkaç kez de toplantılarda üniversitenin ne denli zorlu koşullarda bu arazilere sahip olmak için çabaladığını, otobanın üniversite içinden geçmesi için çok çabaladığını belirtmişti.

    Üniversite Tarihinde ve Anılarda Saygın Bir Şahsiyet Olarak Saygı ve Sevgi İle Anılacaktır.

    Çukurova üniversitesinin kurucusu; hizmetleriyle, kişiliğiyle, duruşuyla, dostluğuyla sevgisiyle hepimizin gönlünde yeri olan sevilen sayılan kıymetli bir hocamızdı. Mithat Bey’in Rektör olarak büyüklüğü, bence konusunda iyi bilim insanı olmasından, hakkaniyetli yöneticiliğinden, adaletli tutumundan, çalıştığı insanı motive edici tutumundan ve sevginin bir arada yürütülmesinden geliyor.

    Öğretim üyesi, öğrenci ve çalışanlarına önem veriri ve dinlerdi. Hafta sonları araziye gittiğimizde Döner sermaye işletmesinde ustalar ve işçileri ile sohbet etiğini gördüğümüzde hocanı farkını fark ederdik. İletişiminde “canımın içi” der ve söze başlardı. Bu bağlamda tutumu hepimize öğretici olmuştur.

    İyi ki Yaşamımıza Dokundular

    Hepimizin üzerinde çok emeği var. Ülkemiz bilimine, eğitimine ve Adana’ya çok emeği var. Kurucu rektör olarak, hepimizin bugün alt yapı olanaklarını kullanarak araştırma ve eğitim yaptığımız kuruma büyük emeği geçmiş, herkesin kıymetlisi saygın ve çok özel naif akademisyen bir hocamızı yakinen tanımaktan onur duyuyoruz,

    Üniversitemiz yaşadıkça, Mithat Bey bizler ile birlikte yaşıyor olacaktır. İsmini ve eserlerini her gördüğümüzde iyi bir bilim insanın başarısını hatırlayacağız. Halen de tüm akademisyenler, personeller ile eski öğrencileri ve aileleri ona nezaketli, güler yüzlü bir duayen hocamız ve büyüğümüz olarak hep büyük saygı ve çokça sevgi göstermektedirler.

    Üniversitemizin başı sağ olsun, Anılarınla yaşa “canımı içi”. Sizi hep anacağız.

  • Yılbaşından bu yana sınır dışı edilen düzensiz göçmen sayısı 30527’ye ulaştı

    Göç İdaresi Başkanlığı, yılbaşından bu yana sınır dışı edilen düzensiz göçmen sayısının 30527’ye ulaştığını bildirdi

    Göç İdaresi Başkanlığı‘nın sosyal medya hesabından yapılan açıklamaya göre, göçmenlere dönük sınır dışı işlemleri sürüyor.

    Buna göre, 8-12 Nisan tarihlerinde Ağrı, Erzurum ve Iğdır’dan gerçekleştirilen toplam 5 charter (özel uçuş) ile 958 Afganistan uyruklu göçmen sınır dışı edildi.

    Uçuşlarla yılbaşından bu yana Afganistan’a düzenlenen 20 charter seferi ile 3 bin 277, tarifeli seferlerle 6 bin 984 olmak üzere, 10 bin 261 yabancının ülkelerine dönüşü sağlandı.

    Böylece yılbaşından bu yana tüm uyruklardan sınır dışı edilen göçmen sayısı 30 bin 527’ye ulaştı. Ayrıca 18 bin 20 düzensiz göçmenin sınır dışı işlemleri devam ediyor.

    Geçen yıl 235’i Afganistan’a, 2’si de Pakistan’a olmak üzere 237 charter seferinin yanı sıra düzenlenen tarifeli uçuşlarla toplam 124 bin 441 göçmen sınır dışı edilmişti

    Düzensiz Göç Hakkında

    Düzensiz göç; bir ülkeye yasadışı giriş yapmak, bir ülkede yasadışı şekilde kalmak veya yasal yollarla girip yasal süresi içerisinde çıkmamak anlamına gelmektedir. Düzensiz göç hedef, transit ve kaynak ülkeler açısından ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken bir konudur.

    Düzensiz göç; hedef ülkeler için ülkelerine yasadışı yollardan gelen veya yasal yollarla gelip yasal çıkış süreleri içerisinde çıkmayan kişileri kapsarken; kaynak ülke için ülkesini terk ederken gerekli prosedürlere uymayarak ülke sınırlarını geçen kişileri içerir. Transit ülkeler içinse; kaynak ülkelerden hedef ülkeye ulaşmak için yasal ya da yasal olmayan yollarla ülkeye girip bu ülkeyi bir geçiş ülkesi olarak kullanıp ülke sınırını terk eden kişilerdir.

    Kavramlar

    Çıkış İzin Belgesi: YUKK’nun 56 ncı maddesi uyarınca Türkiye’den çıkış için süre tanınan kişilere verilen harca tabi olmayan belgeyi,

    Geri Gönderme Merkezi: İdari gözetime alınan yabancıların tutulduğu merkezleri,

    İdari Gözetim: Hakkında sınır dışı etme kararı alınanlardan; kaçma ve kaybolma riski bulunan, Türkiye’ye giriş veya çıkış kurallarını ihlal eden, sahte ya da asılsız belge kullanan, kabul edilebilir bir mazereti olmaksızın Türkiye’den çıkmaları için tanınan sürede çıkmayan, kamu düzeni, kamu güvenliği veya kamu sağlığı açısından tehdit oluşturanların Geri Gönderme Merkezinde tutulmasını,

    İdari Gözetim Kararı: Hakkında sınır dışı kararı alınanlardan; kaçma ve kaybolma riski bulunan, Türkiye’ye giriş veya çıkış kurallarını ihlal eden, sahte ya da asılsız belge kullanan, kabul edilebilir bir mazereti olmaksızın Türkiye’den çıkmaları için tanınan sürede çıkmayan, kamu düzeni, kamu güvenliği veya kamu sağlığı açısından tehdit oluşturanlar hakkında valilik tarafından alınan kararı,

    Sınır Dışı Etme: Kanunun sınır dışı edileceklere ilişkin hükümlerini ihlal edenler hakkında re’sen veya Başkanlığın talimatı üzerine valiliklerce alınan kararın uygulanmasını,

    Sınır Dışı Etme Kararı: Kanunun sınır dışı edileceklere ilişkin hükümlerini ihlal edenler hakkında re’sen veya Başkanlığın talimatı üzerine valiliklerce alınan kararı,

    Türkiye’yi Terke Davet: Sınır dışı etme kararı alınanlara, sınır dışı etme kararında belirtilmek kaydıyla, Türkiye’yi terk edebilmeleri için on beş günden az olmamak üzere otuz güne kadar süre tanınmasını,

    Yabancı: Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile vatandaşlık bağı bulunmayan kişiyi, ifade eder.

    Türkiye’nin Düzensiz Göçle Mücadelesi

    Türkiye; Asya, Avrupa ve Afrika Kıtalarının kesişim noktasında olması, politik ve ekonomik açıdan gelişmemiş devletlerle zengin Batı ülkelerinin arasında bir köprü niteliğinde bulunması itibariyle düzensiz göçmenler tarafından transit güzergâh olarak kullanılmaktadır. Ayrıca, ülkemizin bölgesinde yükselen güç olması üçüncü ülke vatandaşlarının Türkiye’yi transit ülke konumundan çıkarıp hedef ülke konumuna taşımıştır. Bunlarla birlikte Ortadoğu, Kafkasya ve Balkanlarda yıllardır süregelen çalkantılar Türkiye’ye kitlesel akınlara yol açmış, tarihsel bağları ve sorumluluk anlayışıyla ülkemiz zor durumda bulunan bu sığınmacılara kucak açmıştır. 1980’lerden sonra Türkiye; sadece göç veren bir ülke değil göç alan bir ülke konumuna geçmiştir. Küreselleşmenin getirdiği iletişim ve seyahat özgürlüğü tüm dünyada göç hareketliliğinde artışa sebebiyet vermiş Türkiye de bu küreselleşme sürecinden derinden etkilenmiştir.
    Tüm bu sebepler ülkemizin düzensiz göçle mücadele için stratejiler geliştirmesine, hukuksal reformlar yapmasına ve uluslararası işbirlikleri geliştirilmesine sebebiyet vermiştir. Bu kapsamda düzensiz göçle mücadele etkinliği artırmak amacıyla 15.07.2018 tarihinde yayımlanan 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Düzensiz Göçle Mücadele Dairesi kurulmuştur. Söz konusu kararname ile kurulan Dairenin görev alanı şu şekilde belirlenmiştir:
    1) Düzensiz göçle ilgili iş ve işlemleri yürütmek
    2) Düzensiz göçle mücadele edilebilmesi amacıyla kolluk birimleri ve ilgili kamu kurum ve kuruluşları arasında koordinasyonu sağlamak, tedbirler geliştirmek, alınan tedbirlerin uygulanmasını takip etmek
    3) Türkiye’nin taraf olduğu geri kabul anlaşmalarına ilişkin hükümleri yürütmek

    4) Genel Müdür tarafından verilen diğer görevleri yapmak

    Düzensiz Göçle Mücadele Stratejileri
    2015 2018 yıllarını kapsayan Düzensiz Göçle Mücadele Strateji Belgesi ve Ulusal Eylem Planı ile ülkemizin düzensiz göçle mücadelesinde stratejik hedefler belirlenmiş ve hayata geçirilmesi amacıyla çalışmalar yürütülmüştür. Bu dönemin sona ermesiyle birlikte 2021-2025 yıllarını kapsayan Düzensiz Göçle Mücadele Strateji Belgesi ve Ulusal Eylem Planı hazırlanarak yürülüğe sokulmuştur. Bu eylem planı ile;
    -Düzensiz Göçü Kaynağında Önlemeye Yönelik Ulusal ve Uluslararası Mekanizmalar ve İş Birliklerinin Güçlendirilmesi,
    -Sınır Güvenliğinin Arttırılması ve Düzensiz Göçle Mücadele Alanında Tedbirler Geliştirilmesi
    -Yabancı İş Gücü Göçünün Etkin ve Kapsamlı Politikalarla Yönetilmesi
    -Düzensiz Göçmenlere İlişkin Ülke İçerisindeki İşlemlerin İnsan Hakları Odaklı Yürütülmesi, Hassas Durumdaki Düzensiz Göçmenlerin Korunmasına Yönelik Çalışmaların Artırılması ve Düzensiz Göçle Mücadelede Kanıta Dayalı Politikalar Üretilmesi
    -Düzensiz Göçmenlerin İnsan Hakları Standartları Çerçevesinde Geri Gönderilmesi Sisteminin Güçlendirilmesi ve Yeniden Uyumlarının Sağlanması startejik öncelikleri belirlenmiş olup düzensiz göçle mücadele alanında görev alan tüm kamu kurum ve kuruluşları ile sivil toplum kuruluşlarının katkıları doğrultusunda bu stratejik önceliklerin hayata geçirilmesi hedeflenmektedir.

    Gönüllü Geri Dönüş
    -Ülkemizin içerisinde bulunduğu coğrafi ve stratejik konumuna ek olarak gelişen bir ekonomiye sahip olması, ülkemizi artık bir transit ülke konumundan çıkararak düzensiz göçmenler için hedef ülke haline getirmiştir. Bu durum son yıllarda düzensiz göçmenler için çekim unsuru oluşturmakta ve ülkemiz sınırları içerisinde yakalanan düzensiz göçmen sayısının kayda değer bir seviyede artmasına sebebiyet vermektedir.
    -Düzensiz göçle mücadele edebilmek için, düzensiz göçmenlerin sınır dışı edilerek ülkemizden çıkarılmaları tek başına yeterli bir araç olmayıp sınır dışı edilen düzensiz göçmenlerin ülkemize tekrar dönmelerinin engellenmesi temel hedeflerden biridir. Bu maksatla; düzensiz göçmenlerin menşe ülkelerindeki durumlarının iyileştirilmesinin sağlanması, insan onuruna yakışır, uluslararası standartlara uygun ve gönüllülük temelinde ülkemizden çıkışlarının sağlanması amaçlanmaktadır.
    -Bu kapsamda Ulusal Destekli Gönüllü Geri Dönüş Mekanizmasının temellerini oluşturmak amacıyla 24 Aralık 2019 tarihinde 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununda ek düzenleme yapılmıştır.
    -Bu düzenlemeyle birlikte Göç İdaresi Genel Müdürlüğü ülkesine/üçüncü ülkeye gönüllü olarak çıkış yapmak isteyen düzensiz göçmenlere, insan ticareti mağdurlarına ve uluslararası koruma başvuru sürecindeki yabancılara ” Gönüllü Geri Dönüş Yönetmeliği” ile belirlenen destekler sağlanabilecektir.
    -Bu mekanizma ile düzensiz göçmenlerin geri dönüşleri gönüllülük temelinde gerçekleştirilecek olup geri gönderme merkazlerinde kalış sürelerinin kısalacağı, idare ile yabancı arasındaki uyuşmazlıklardan kaynaklanan idari davaların ortadan kalakacağı ve geri dönüş işlemlerine ilişkin idare üzerindeki maddi yükün azalacağı öngörülmektedir.
    -24.12.2019 tarihli ve 7196 sayılı kanun ile 6458 Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun dördüncü bölümünde değişiklikler yapılmış ve yeni maddeler eklenmiştir.
    -2020/17 sayılı Tahdit İş ve İşlemlerine ilişkin Genelge ile yabancıların haklarında düzenlenen yurda giriş yasaklarına ilişkin düzenlemeler ve güncellemer yapılmıştır.
    Uluslararası İşbirliği
    Ülkemiz, düzensiz göçe karşı gerek ulusal düzeyde etkin tedbirler alarak gerekse bu alanda uluslararası düzeyde sorunların tespiti, bilgi alış-verişi, ortak mücadele ve işbirliği şeklindeki çalışmaların çoğuna aktif olarak katılarak bu konudaki kesin tavrını ortaya koymakta, ülkemiz üzerinden düzensiz göçü önlemek ve ülkemizde yasa dışı bulunan yabancıları ülkeden çıkarmak için etkin ve kararlı biçimde mücadele etmektedir.
    Düzensiz göçle mücadele, ülkelerin kendi başlarına kaderlerini tayin edebileceği bir mesele olmaktan çıkmıştır. Bu bağlamda uluslar; ikili, bölgesel ve küresel gruplar oluşturarak bu mücadeleyi sürdürme eğilimine girmişlerdir. Türkiye düzensiz göç konusunda daha etkin ve verimli çalışmalara olanak sağlanabilmesi için birçok ulusal ve uluslararası kurumla işbirliği içine girmiştir. İşbirliği içine girilen kurumların başında Birleşmiş Milletler Göç Kuruluşu, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, ICPMD ve çeşitli ulusal sivil toplum kuruluşları gelmektedir.
    Türkiye, 53 katılımcı ve 4 gözlemci ülke ile birlikte 13 Uluslararası Kuruluşun katıldığı, düzensiz göçü önlemeyi, düzensiz göçle mücadelede kalıcı çözümler bulmayı ve göç yönetimi alanında sürdürülebilir politikalar geliştirmeyi amaçlayan Budapeşte Süreci’nin 2006 yılı Ocak ayının başında başkanlığını üstlenmiştir. Türkiye düzensiz göçle mücadele konusuna verdiği önemin bir göstergesi olarak bu süreçte öncülüğünü yaptığı İpek Yolu Bölgesi Çalışma Grubunun kurulmasını sağlamış ve göç yolu üzerindeki kaynak, transit ve hedef ülkeleri bir araya getirmeyi olanaklı hale getirmiştir.
    Türkiye Uluslararası Göç Politikaları Geliştirme Merkezi (ICMPD)’nin yürütmekte olduğu Akdeniz Bölgesinde Transit Göç Diyaloğu girişimine de katkı sağlamaktadır.
    Türkiye, FRONTEX (AB Sınır Güvenliği Birimi) ile düzensiz göçü önlemek amacıyla 28 Mayıs 2012’de Mutabakat Zaptını imzalamıştır.
    Geri Kabul Anlaşmaları
    Düzensiz göçte uluslararası işbirliği sürecinin etkili yöntemlerinin başında  “Geri Kabul Anlaşmaları” gelir. Bu anlaşmalar ülkelerin düzensiz göçe karşı tedbir almalarını zorunlu hale getirmekle birlikte, düzensiz göçmenlerin insan haklarının korunmasına ve uluslararası teamüllere uygun olarak ülkelerine veya en son transit geçtikleri ülkeye gönderilmelerini sağlamaktadır. Başka bir deyişle geri kabul anlaşmaları, bir ülkede düzensiz olarak bulunan kişilerin anlaşma yapılmış kaynak ülkeye veya en son transit geçiş yaptıkları ülkeye yapılan anlaşmada belirlenen şartlar ve kurallar çerçevesinde güvenli bir şekilde geri gönderilmesini sağlayan anlaşmalardır. Ülkemiz düzensiz göçle mücadele kapsamında transit ve hedef ülkelerle Geri Kabul Anlaşmaları imzalamaya önem vermektedir. Bu çerçevede yürütülen çalışmalar neticesinde 2001 yılından bu yana ülkemiz ile Suriye, Yunanistan, Kırgızistan, Romanya, Ukrayna, Pakistan, Rusya, Nijerya, Bosna-Hersek, Yemen, Moldova, Belarus, Karadağ, Kosova, Norveç ve Avrupa Birliği arasında Geri Kabul Anlaşması imzalanmıştır. Bununla birlikte, Ülkemiz ile Avrupa Birliği arasında uzlaşılan 18 Mart 2016 tarihli bir Mutabakat bulunmaktadır. Avrupa Birliği ile Geri Kabul Anlaşması ve Vize Muafiyeti Yol Haritası eş zamanlı olarak 16 Aralık 2013 tarihinde Ankara’da imzalanarak 25 Haziran 2014 tarihinde TBMM tarafından onaylanmıştır. Anlaşmanın onaylanmasının uygun bulunmasına dair 6547 sayılı kanun 28 Haziran 2014 tarihinde 29044 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Anlaşmanın onaylanması,  31.5.1963 tarihli ve 244 sayılı Kanunun 3 üncü maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 21.7.2014 tarihinde kararlaştırılarak 2 Ağustos 2014 tarihli 29076 sayılı Resmi Gazete ile yayımlanmıştır. Avrupa Birliği ile Geri Kabul Anlaşması 1 Ekim 2014 tarihinde tarafların kendi vatandaşlarının geri kabulü ve transit geçiş hükümleri açısından yürürlüğe girmiştir. Anlaşmada yer alan üçüncü ülke vatandaşlarının geri kabulüne ilişkin hükümler ise henüz yürürlüğe girmemiştir.
    Ülkemizde Düzensiz Göç İle İlgili Yasal Gelişmeler
    Türkiye,  “Sınır Aşan Organize Suçlarla Mücadele Sözleşmesi” ile bu sözleşmenin ekleri “Göçmen Kaçakçılığı” ve “İnsan Ticareti” konularını düzenleyen iki adet Protokolü 13 Aralık 2000 tarihinde Palermo’da imzalamıştır.
    4 Haziran 2003’te Türk Vatandaşlığı Kanunu’nda yapılan bir değişiklikle Türk vatandaşı ile evlenen yabancıların Türk vatandaşlığını doğrudan kazanması uygulaması kaldırılmıştır. Bu yolla vatandaşlığın kazanılması için asgari üç yıl evliliğin devam etmesi gerekliliği getirilmiştir. Yapılan bu Kanun değişikliği sadece Türk vatandaşlığı kazanmak adına yapılan anlaşmalı evliliklerin önüne geçilmiştir.
    Düzensiz göçün sosyal ve ekonomik alandaki olumsuz yansımalarının başında kaçak çalışma gelmektedir. 4817 Sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun ve bu kanunun uygulama yönetmeliği 6 Eylül 2003 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Yabancıların kaçak çalışmalarının ve düşük ücretle istihdamının önüne geçilmesi, çalışma amaçlı göçün yasal olarak kontrol ve düzenlenmesi olanağına ulaşılması hedeflenmiştir.
    5237 sayılı TCK’nın 79 uncu maddesinde göçmen kaçakçılığı suçu düzenlenmiştir. 20.07.2010 tarih ve 6008 sayılı kanunla suçun, teşebbüs aşamasında kalmış olsa dahi, tamamlanmış gibi cezaya hükmolunacağı ilgili maddeye eklenmiştir.
    29 Nisan 2017 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 690 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 6. maddesi ile 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununa ek madde eklenmiştir. Söz konusu madde ile göçmen kaçakçılığı suçunda kullanılan araçlarla ilgili düzenleme yapılmıştır.
    Ülkemizde düzensiz göçmen olarak bulunan yabancıların iş ve işlemlerinde yer alan tüm kurumların görev, yetki ve sorumluluklarını belirleyen “Düzensiz Göçmenlerin İş ve İşlemlerinin Yerine Getirilmesinde Çalışma ve İşbirliği Esaslarını Düzenleyen Uygulama Talimatı” (Bakanlık Genelge No:2019/5) çıkartılmıştır.
    Türkiye’nin göç alanındaki politikalarını düzenlemek ve göçü daha etkin yönetmek için 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu yürürlüğe girmiştir. Bu kanunun verdiği yetkiyle İçişleri Bakanlığı bünyesinde Göç İdaresi Genel Müdürlüğü kurulmuş ve 11.04.2014 tarihinde faaliyete geçmiştir. Bu kurumun görevlerinden birisi de düzensiz göçle ilgili gelişmeleri izlemek bu gelişmeler çerçevesinde gerekli tedbirleri almak ve uygulamaktır.
    -24.12.2019 tarihli ve 7196 sayılı kanun ile 6458 Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun dördüncü bölümünde değişiklikler yapılmış ve yeni maddeler eklenmiştir.
    -2020/17 sayılı Tahdit İş ve İşlemlerine ilişkin Genelge ile yabancıların haklarında düzenlenen yurda giriş yasaklarına ilişkin düzenlemeler ve güncellemer yapılmıştır.

    Sınır Dışı Etme

    Sınır dışı etme süreci, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun(YUKK) Yabancılar başlıklı İkinci Kısmının Sınır Dışı Etme başlıklı Dördüncü Bölümünde, 52 ila 60 ıncı maddeleri arasında düzenlenmiştir.

    Sınır Dışı Etme Kararı

    YUKK’nun 54 üncü maddesinde düzenlenen sebepleri ihlal edenler hakkında uygulanır. Kanunun açık lafzı gereği bu karar sadece valiliklerce alınabilir. Sınır dışı etme kararının değerlendirme ve karar aşaması en fazla 48 saat sürer.

    Sınır Dışı Etme Kararı Alınacaklar

    Kanunun 54 üncü maddesinde yer alan durumlardan birinin veya bir kaçının oluşması durumunda, YUKK’nun 55 inci maddesi hükümleri saklı kalmak kaydıyla, valiliğin sınır dışı etme kararı alması zorunludur.
    Aşağıda sayılanlar YUKK’nun 54 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan kimseler olup haklarında sınır dışı etme kararı alınır.

    1)

    a)  5237 sayılı Kanunun 59 uncu maddesi kapsamında sınır dışı edilmesi gerektiği değerlendirilenler (m.54/1-a),

    b)  Terör örgütü veya çıkar amaçlı suç örgütü yöneticisi, üyesi veya destekleyicisi olanlar (m.54/1-b),
    c)  Türkiye’ye giriş, vize ve ikamet izinleri için yapılan işlemlerde gerçek dışı bilgi ve sahte belge kullananlar (m.54/1-c),
    ç)  Türkiye’de bulunduğu süre zarfında geçimini meşru olmayan yollardan sağlayanlar (m.54/1-ç),
    d)  Kamu düzeni veya kamu güvenliği ya da kamu sağlığı açısından tehdit oluşturanlar (m.54/1-d),
    e)   Vize veya vize muafiyeti süresini on günden fazla aşanlar veya vizesi iptal edilenler (m.54/1-e),
    f)  İkamet izinleri iptal edilenler (m.54/1-f),
    g)  İkamet izni bulunup da süresinin sona ermesinden itibaren kabul edilebilir gerekçesi olmadan ikamet izni süresini on günden fazla ihlal edenler (m.54/1-g),
    ğ)   Çalışma izni olmadan çalıştığı tespit edilenler (m.54/1-ğ),
    h)   Türkiye’ye yasal giriş veya Türkiye’den yasal çıkış hükümlerini ihlal edenler (m.54/1-h),
    ı)   Hakkında Türkiye’ye giriş yasağı bulunmasına rağmen Türkiye’ye geldiği tespit edilenler (m.54/1-ı),
    k)  Uluslararası koruma başvurusu reddedilenler, uluslararası korumadan hariçte tutulanlar, uluslararası koruma başvurusu kabul edilemez olarak değerlendirilenler, uluslararası koruma başvurusunu geri çekenler, uluslararası koruma başvurusu geri çekilmiş sayılanlar, uluslararası koruma statüleri sona eren veya iptal edilenlerden haklarında verilen son karardan sonra 6458 Sayılı Kanunun diğer hükümlerine göre Türkiye’de kalma hakkı bulunmayanlar (m.54/1-i),
    j)   İkamet izni uzatma başvuruları reddedilenlerden, on gün içinde Türkiye’den çıkış yapmayanlar (m.54/1-j).
    k) (Ek: 3/10/2016-KHK-676/36 md. ; Aynen kabul: 1/2/2018-7070/31 md.) Uluslararası kurum ve kuruluşlar tarafından tanımlanan terör örgütleriyle ilişkili olduğu değerlendirilenler

    2)  (Değişik: 3/10/2016-KHK-676/36 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7070/31 md.) Bu maddenin birinci fıkrasının (b), (d) ve (k) bentleri kapsamında oldukları değerlendirilen uluslararası koruma başvuru sahibi veya uluslararası koruma statüsü sahibi kişiler hakkında uluslararası koruma işlemlerinin her aşamasında sınır dışı etme kararı alınabilir.

    Sınır Dışı Etme Kararı Alınmayacaklar54 üncü madde kapsamında olsalar dahi, aşağıdaki yabancılar hakkında sınır dışı etme kararı alınmaz:
    a)  Sınır dışı edileceği ülkede ölüm cezasına, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacağı konusunda ciddi emare bulunanlar (m.55/1-a),
    b)  Ciddi sağlık sorunları, yaş ve hamilelik durumu nedeniyle seyahat etmesi riskli görülenler (m.55/1-b),
    c)   Hayati tehlike arz eden hastalıkları için tedavisi devam etmekte iken sınır dışı edileceği ülkede tedavi imkânı bulunmayanlar (m.55/1-c),
    d)   Mağdur destek sürecinden yararlanmakta olan insan ticareti mağdurları (m.55/1-ç),
    e)   Tedavileri tamamlanıncaya kadar, psikolojik, fiziksel veya cinsel şiddet mağdurları (m.55/1-d).
    55 inci madde kapsamında olup olmadıklarına ilişkin değerlendirme her yabancı için ayrı ayrı yapılır. Bu yabancıların ülkede kalabilmesi için YUKK’nun 46 ncı maddesi gereği kendilerine insani ikamet izni verilebilecek olup, bu kimselerden belli bir adreste ikamet etmeleri, istenilen şekil ve sürelerde bildirimde bulunmaları da istenebilecektir.
    Söz konusu durumların sona ermesi hâlinde bu yabancılar hakkında sınır dışı etme kararı alınacaktır.Sınır Dışı Etme Kararına Karşı Yargı Yolu

    Sınır dışı etme kararı, gerekçeleriyle birlikte hakkında sınır dışı etme kararı alınan yabancıya veya yasal temsilcisine ya da avukatına tebliğ edilir. Hakkında sınır dışı etme kararı alınan yabancı, bir avukat tarafından temsil edilmiyorsa kendisi veya yasal temsilcisi, kararın sonucu, itiraz usulleri ve süreleri hakkında bilgilendirilir.

    İdare mahkemesine başvuru ve özellikleri:

    Yabancı veya yasal temsilcisi ya da avukatı, sınır dışı etme kararına karşı, kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde idare mahkemesine başvurabilir.
    Mahkemeye başvuran kişi, sınır dışı etme kararını veren makama da başvurusunu bildirir.
    Mahkemeye yapılan başvurular on beş gün içinde sonuçlandırılır.
    Mahkemenin vermiş olduğu karar kesindir.
    Yabancının rızası saklı kalmak kaydıyla, dava açma süresi içinde veya yargı yoluna başvurulması hâlinde yargılama sonuçlanıncaya kadar yabancı sınır dışı edilmez.

    Türkiye’yi Terke Davet

    Sınır dışı etme kararı alınanlara, sınır dışı etme kararında belirtilmek kaydıyla, Türkiye’yi terk edebilmeleri için on beş günden az olmamak üzere otuz güne kadar süre tanınır.
    Türkiye’den çıkış için süre tanınan kişilere, hiçbir harca tabi olmayan “Çıkış İzin Belgesi” verilir.
    Türkiye’yi terke davet edilenlerden, süresi içinde ülkeyi terk edenler hakkında giriş yasağı kararı alınmayabilir.
    Süresi içinde Türkiye’yi terk etmeyen yabancılar, idari gözetim altına alınır.
    Aşağıdaki kişiler Türkiye’yi terke davet edilmez ve kendilerine yukarıda bahsi geçen süre uygulanmaz:
    a) Kaçma ve kaybolma riski bulunanlar,
    b) Yasal giriş veya yasal çıkış kurallarını ihlal edenler,
    c) Sahte belge kullananlar,
    d) Asılsız belgelerle ikamet izni almaya çalışanlar veya aldığı tespit edilenler,
    e) Kamu düzeni, kamu güvenliği veya kamu sağlığı açısından tehdit oluşturanlar.

    Sınır Dışı Etmek Üzere İdari Gözetim ve Süresi

    İdari Gözetim Kararı
    Sınır dışı etme kararı alınanlardan aşağıda sayılanlar hakkında valilik tarafından idari gözetim kararı alınır:
    Kaçma ve kaybolma riski bulunanlar,
    Türkiye’ye giriş veya çıkış kurallarını ihlal edenler,
    Sahte ya da asılsız belge kullananlar,
    Kabul edilebilir bir mazereti olmaksızın Türkiye’den çıkmaları için tanınan sürede çıkmayanlar,
    Kamu düzeni, kamu güvenliği veya kamu sağlığı açısından tehdit oluşturanlar.
    Haklarında idari gözetim kararı alınanlar Geri Gönderme Merkezlerinde (GGM) tutulurlar.
    GGM’ndeki idari gözetim süresi altı ayı geçemez. Ancak bu süre, sınır dışı etme işlemlerinin yabancının iş birliği yapmaması veya ülkesiyle ilgili doğru bilgi ya da belgeleri vermemesi nedeniyle tamamlanamaması hâlinde, en fazla altı ay daha uzatılabilir.
    İdari gözetimin devamında zaruret olup olmadığı, valilik tarafından her ay düzenli olarak değerlendirilir. Gerek görüldüğünde, otuz günlük süre beklenilmez.
    İdari gözetiminin devamında zaruret olmadığı değerlendirilenler derhal Bakanlığa bildirilir. Bakanlığın uygun görmesi halinde yabancı hakkındaki idari gözetim kararı kaldırılır. Bu yabancılara kanunun 57/A maddesi uyarınca idari gözetime alternatif yükümlülükler getirilir.
    6458 sayılı YUKK’un 57 nci maddesinin ikinci fıkrasında sayılan yabancılara ya da idari gözetimi sonlandırılan yabancılara aşağıdaki idari gözetime alternatif yükümlülükler getirilebilir.
    A) Belirli adreste ikamet etme
    B) Bildirimde bulunma
    C) Aile temelli geri dönüş
    Ç) Geri dönüş danışmanlığı
    D) Kamu yararına hizmetlerde gönülülük esasıyla görev alma
    E) Teminat
    F) Elektronik izleme
    Yabancıya idari gözetime alternatif yükümlülülerden bir veya bir kaçının getirilmesi durumunda, bu süre 24 ayı geçemez.
    İdari gözetime alternatif tedbirlere uygmayan yabancılar idari gözetim altına alınabilir.
    Elektronik izleme yükümlülüğüne tabi tutulan yabancı veya yasal temsilcisi ya da avukatı bu karara karşı Sulh Ceza Hakimine başvurabilir. Başvuru yabancının tabi tutulduğu idari yükümlülüğü durdurmaz. Sulh Ceza Hakimi incelemeyi beş gün içinde sonuçlandırır. Sulh Ceza Hakiminin kararı kesindir.
    Gönüllü Geri Dönüş
    Hakkında sınır dışı etme kararı alınmış ve menşe ülkesine gönüllü olarak geri dönmek isteyen düzensiz göçmenlerden Genel Müdürlüğün uygun gördüğü kişilere ayni veya nakdi destek sağlanabilir.
    Düzensiz göçmenlerin gönüllü geri dönüşlerine ilişkin çalışmalar uluslararası kuruluşlar,kamu kurum ve kuruluşları ve sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği halinde yürütülebilir.
    İdari Gözetim Kararına Karşı Yargı Yolu
    İdari gözetim kararı, idari gözetim süresinin uzatılması ve her ay düzenli olarak yapılan değerlendirmelerin sonuçları, gerekçesiyle birlikte yabancıya veya yasal temsilcisine ya da avukatına tebliğ edilir. Aynı zamanda, idari gözetim altına alınan kişi bir avukat tarafından temsil edilmiyorsa, kendisi veya yasal temsilcisi kararın sonucu, itiraz usulleri ve süreleri hakkında bilgilendirilir.Sulh ceza hakimine başvuru:
    İdari gözetim altına alınan kişi veya yasal temsilcisi ya da avukatı, idari gözetim kararına karşı sulh ceza hâkimine başvurabilir.
    Başvuru idari gözetimi durdurmaz.
    Dilekçenin idareye verilmesi hâlinde, dilekçe yetkili sulh ceza hâkimine derhâl ulaştırılır.
    Sulh ceza hâkimi incelemeyi beş gün içinde sonuçlandırır.
    Sulh ceza hâkiminin kararı kesindir.
    İdari gözetim altına alınan kişi veya yasal temsilcisi ya da avukatı, idari gözetim şartlarının ortadan kalktığı veya değiştiği iddiasıyla yeniden sulh ceza hâkimine başvurabilir.
    İdari gözetim işlemine karşı yargı yoluna başvuranlardan, avukatlık ücretlerini karşılama imkânı bulunmayanlara, talepleri hâlinde 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu hükümlerine göre avukatlık hizmeti sağlanır.Sınır Dışı Etme Kararının Yerine Getirilmesi
    Geri gönderme merkezindeki yabancılar, kolluk birimi tarafından sınır kapılarına götürülür.
    Geri gönderme merkezlerine sevk edilmesine gerek kalmadan sınır dışı edilecek olan yabancılar, Genel Müdürlük taşra teşkilatının koordinesinde kolluk birimlerince sınır kapılarına götürülür.
    Genel Müdürlük sınır dışı işlemleriyle ilgili olarak uluslararası kuruluşlar, ilgili ülke makamları ve sivil toplum kuruluşlarıyla da iş birliği yapabilir.

    Sınır Dışı Edilecek Yabancının Seyahat Masrafları
    Yabancıların pasaportları veya diğer belgeleri, sınır dışı edilinceye kadar tutulabilir ve sınır dışı işlemlerinde kullanılmak üzere biletleri paraya çevrilebilir.
    Sınır Dışı edilecek yabancıların seyahat masraflarının kendilerince karşılanması esastır.Yabancının mevut parası seyahat masraflarını karşılamaya yetiyorsa, seyahat masraflarının tamamı kendisi tarafından karşılanır artan tutar yabancıya bırakılır. Yabancının hiç parası bulunmuyorsa sehayat masrafları genel müdürlük tarafından karşılanır. Ancak yabancının bir miktar parası bulunuyor ve mevcut parası seyahat masraflarının tamamını karşılamaya yetmiyorsa;

    1) Seyahat masrafları Genel Müdürlükçe karşılanır ve yabancının mevcut parası Genel Müdürlükçe her mali yıl başında belirlenen sınır dışı edilecek yabancıların temel gereksinimlerini karşılmaya yetecek tutar kadar kısmı kendisine bırakılarak artan kısmı seyahat masrafları karşılığında Hazineye gelir kaydedilir.
    2) Yabancının mevcut pararsı temel gereksinimleri karşılamaya yetecek tutarın altındaysa seyahat masrafının tamamı Genel Müdürlükçe karşılanır ve mevcut parası kendisine bırakılır.
    Sınır dışı seyahat masrafları geri ödenmediği sürece; yabancıların Türkiye’ye girşine izin verilmeyebilir. Yabancı hakkında başka bir yasak konulmamışsa, masrafları ödemesi şartıyla sınırlama kaldırılır ve  vize umumi hükümleri çerçevesinde ülkemize girişlerine izin verilir.
    Sınır dışı etme sebebiyle gerçekleşen masraflar 6183 sayılı kanunun birinci maddesi gereği bir amme alacağıdır ve maliye veznelerince tahsil edilecektir. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usülündeki  Kanunun 104 üncü maddesi gereği, borçlu yabancı memlekette bulunduğundan, bu alacak için zamanaşımı işlemeyecektir. Bu sebeple yabancı hakkında süresiz bir tahdit girilmesine engel bulunmamaktadır.
    Gerçek veya tüzel kişiler, kalışlarını veya dönüşlerini garanti ettikleri yabancıların sınır dışı edilme masraflarını ödemekle yükümlüdür.Yabancıyı izinsiz çalıştıran işveren veya işveren vekillerinin, yabancının sınır dışı edilme işlemleri konusundaki yükümlülükleri hakkında 6735 sayılı Uluslararası İş Gücü Kanunun 23 üncü maddesinin 5 inci fıkrası ve  9 uncu maddesi hükümleri uygulanmaktadır. Bu hüküm çerçevesinde çalışma izni bulunmayan yabancı çalıştıran işveren veya işveren vekiline her bir yabancı için 6 bin tl ceza verilir. İşveren veya işveren vekili, çalışma izni bulunmayan yabancının ve varsa eş ve çocuklarının konaklama giderlerini, ülkelerine dönmeleri için gerekli masrafları ve gerektiğinde sağlık harcamalarını karşılamak zorundadır. Bu gider, masraf ve harcamaların Göç İdaresi Genel Müdürlüğü bütçesinden karşılanması hâlinde, bu madde gereğince ödenen tutarlar, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun uyarınca işveren veya işveren vekilinden tahsil edilir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar İçişleri Bakanlığı ve Bakanlıkça müştereken belirlenir.
  • Institut français 2023 Çeviri Ödülü Tahsin Saraç anısına düzenleniyor

    Institut français 2023 Çeviri Ödülü Tahsin Saraç anısına düzenleniyor

    Institut français’nin nitelikli edebiyat çevirilerini desteklemek ve çevirmenlik mesleğine hak ettiği değeri vermek amacıyla başlattığı Fransızca Çeviri Ödülü, 2023 yılında şair, öğretmen ve çevirmen Tahsin Saraç anısına düzenlenecek.

    Edebiyat alanında 17 Nisan 2021 – 30 Mart 2023 tarihleri arasında yayımlanmış çeviri eserlerin katılabileceği Institut français Çeviri Ödülü, Ankara Fransızca Öğretmenleri Derneği işbirliği ile Genel ve Teşvik adı altında iki ayrı kategoride verilecek. Genel kategori ödülü 50 000TL, jürinin önerisi ile verilebilecek olan Genç Çevirmen Teşvik Ödülü ise 30 000TL olarak belirlendi. Başvurular 10 Mayıs saat 17.00’a kadar yapılabilecek.

    Başkanlığını INALCO Türkçe Kürsüsü Başkanı ve Actes Sud Yayınevi Koleksiyon Müdürü Timour Muhidine’in yaptığı Institut français Çeviri Ödülü Seçici Kurulu; Yıldız Teknik Üniversitesi’nden Doç. Dr Lâle Özcan, Hacettepe Üniversitesi Çeviri Bölümü Başkanı Doç. Dr Zeynep Oral, Galatasaray Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve çevirmen Dr. Şilan Karadağ ve editör çevirmen Ayça Sezen’den oluşuyor.

    Institut français Çeviri Ödülü 2021 edisyonunda Mahir Güven’in Grand Frère adlı romanını, Ağabey başlığıyla Türkçeleştiren Ebru Erbaş büyük ödüle, Genç Çevirmen Teşvik Ödülü’ne Yunus Çetin ve Onur Ödülü’ne ise 2022 Şubat ayında 79 yaşında yaşamını yitiren Aysel Bora layık görülmüştü.

    Institut français Çeviri Ödülü 2022 edisyonunda Bernard Lahire’in Rüyaların Sosyolojik Yorumu adlı kitabını Türkçeye kazandıran Zuhal Karagöz büyük ödüle, ve Roza hakmen Onur Ödülü’ne layık görüldü.

    TAHSİN SARAÇ
    Şair, öğretmen ve çevirmen. 1930 Muş’ta doğdu, 1989’da İzmir’de öldü.
    Lise öğrenimi sırasında Adana’da Fransızca öğrendi. Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Fransızca Bölümünü bitirdikten sonra Sorbonne’da Fransız dili ve Edebiyatı ile fonoloji (ses bilimi) okudu. 1957-1971 yılları arasında Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde asistan olarak öğretmenlik yaptı, ardından öğretim görevlisi oldu. 1963-1965 yılları arasında Milli Eğitim Kurulu üyeliği yaptı. Tercüme Dergisi’ni kurdu ve bir süre Türk Dili dergisinin yayın kurulunda çalıştı. Aynı zamanda Türk Öğretmenler Sendikası’nın da kurucularındandır.
    Saraç’ın ilk şiiri 1954’te Varlık dergisinde yayımlandı. Daha sonra Dost, Papyrus ve Türk Dili dergilerinde yazdı.
    1980’lerden itibaren kendini sözlüklere adadı ve özellikle bir Türkçe-Fransızca sözlük yayınladı. 1964 yılında Çağdaş Fransız Şiiri adlı kitabıyla Türk Dil Kurumu Çeviri Ödülü’nü kazandı. Çeviri ve sözlük çalışmalarından dolayı Fransız hükümeti tarafından Légion d’honneur nişanı (1968) ile taltif edildi. Macar edebiyatı çevirileri nedeniyle Endre Edy Madalyası (1979) ile ödüllendirildi. Saraç, 1986’da Asyalı ve Afrikalı Yazarlar Birliği’nden Lotus Ödülü’nü aldı.
    Aymé, Lorca, Giraudoux, Roussin, Sartre, R. Char, Malaparte, Julien, Petöfi, Dürremat, Ady gibi birçok yazarı tercüme etti. Türk şairlerini de Fransızcaya çevirmiştir.