Kategori: dünya

  • Prof. Dr. Anıl Çeçen ;Türkiye‘ de Mübadele Mübadiller İle Ulus Devlet Sığınmacılar İle Federasyon

    ANKARA   KALESİ- 332

    T Ü R K İ Y E ‘ D E   M Ü B A D E L E

    M Ü B A D İ L L E R   İ L E    U L U S    D E V L E T —   S I Ğ I N M A C I L A R   İ L E   F E D E R A S Y O N

    Prof.Dr. A N I L     Ç E Ç E N

     Bir uluslararası hukuk kurumu olarak mübadele  olgusu dünya tarihi içinde ele alınarak incelendiği zaman, bugünün dünya haritasında fazlasıyla yer alan ulus devletlerin tarih sahnesine çıkışları aşamasında mübadele olayları ile  ya da ulus devletlerin sınırlarının ele alınarak yeniden düzgün bir biçimde çizilmeleri aşamasında ,ortaya çıkarak gündeme geldikleri görülmektedir . Daha çok büyük tarihsel olaylar sonrasında , yeryüzü haritası yeni hegemon güçlerin dünya kıtalarını  batı merkezlerine bağlanması doğrultusunda , yeni emperyal projelerini  uygulama alanına getirdikleri  bir aşamada ,devletler arası  mübadele olaylarının bir hukuk düzenlemesi olarak  uluslararası hukukta öne çıktıkları anlaşılmaktadır . Dünya tarihi incelendiği zaman bütün bölgelerin devletleşme oluşumuna yönelirken, ulus devlet olabilmek için ortak özelliklere ve koşullara sahip olan bir uluslaşma süreci içine girdikleri ve bu doğrultuda her ulus devletin kuruluş aşamasında karışık olmayan bir bütüncül  ve tekçi toplum yapısına ulaşabilmek doğrultusunda , nüfus kaydırmalarına yöneldikleri görülmektedir . İşte bu tür gelişmeler karşısında ulus devletlerin sınır komşusu olan diğer ülkeler ile birlikte, halk topluluklarını takas ederek mübadele işlemlerini uygulama alanına getirmektedirler . Devletler arası rekabet düzeninde uluslararası hukuka uygun biçimde gündeme getirilen insan toplulukları arasındaki yer değişimi, ülke değiştirme ve yeni ülkelere yerleşme girişimleri , imparatorluklardan ulus devletlere geçişin ana mekanizmalarından birisi olarak tarih  sahnesine çıkmıştır . Yerleşik düzenin dışına çıkarak farklı bir yerde yeni yaşam düzeni kurmak ,devletler hukuku açısından bir kavram olarak  mübadele terimi ile tanımlanmaya çalışılmıştır .

                     Sözlük anlamı ile mübadele insan toplulukları ya da gruplar arasında değiş tokuş yapma anlamına gelmektedir . Bu tür yer ve konum değiştirmelerin mübadele olarak kabül edilebilmesi için karşılığında bir bedel ödenmesi gerekmektedir . Mübadele kavramının özünde var olan bedel kavramı mutlaka bir karşılıklılık içermektedir .Göçler sonucunda ortaya çıkan yeni insan topluluklarının eskisinden farklı bir yerleşim ve yaşam düzenine yönlendirilirken, karşılıklılık esasına göre ortada iki taraf olacaktır . Devletler ,milletler ya da topluluklar arasında gerçekleştirilen değiş tokuş hareketleri uluslararası hukuk alanında mübadele olarak tanımlanmaktadır . Ülkeler arasında savaş uzantısı esir  topluluklarının karşılıklı olarak değiştirilmesi  ,ulemanın medrese ve kadılık kurumları arasında değişim yapması , önemli oranda  mal ve mülk değişimlerinin yapılması gene mübadele kavramı içinde ele alınmaktadır .Mübadele yapanlar ya da mübadele işlemlerinin içinde yer alarak vatan değiştiren kişilere de mübadil sözcüğü kullanılmaktadır . Bir başka şey ile değiştirilmiş ya da mübadele işlemlerine konu olmuş kişiler ve şeyler de, mübadil kavramı ile ifade edilebilmektedir . Eski bir Osmanlıca kavram olan mübadele sözcüğünün yerine daha sonraki aşamalarda farklı yaklaşımlarla ayrı ayrı kavramlar öne çıkarılmış ama hiçbirisi mübadele kavramının yerini alamadığı gibi kalıcı da olmamıştır. Bedel sözünden türetilen mübadele kavramı bir uluslararası hukuk terimi olarak günümüzde devletlerarası ilişkiler düzeni çerçevesinde gene eskisi gibi kullanılmaktadır . Büyük göç olayları sırasında ortaya çıkan azınlıklar sorununun aşılmasında , büyük devletlerin parçalanması sırasında farklı etnik grupların ayrı ayrı bölgelere yerleştirilmelerinde  , insansız bölgelere yeni insan topluluklarının taşınmaları sırasında toplumsal bir düzen kurulmasına yönelik kamusal alan düzenlemelerinde , değişim ile birlikte mübadele kavramı da kullanılarak ortaya çıkan yeni ya da karışıklık ortamlarının düzeltilmesinde  çözüm üretici bir kavram olarak  kullanılmaktadır . Doğal koşulların değiştiği eskisinden çok farklı bir doğa yapılanması ile karşı karşıya gelindiği zamanlarda da, insan toplulukları arasında değişim hareketleri mübadele kavramı ile hukuken tanımlanabilmektedir .

     

                    İnsanlığın dünya kıtalarına yayılması ve bütün kara parçaları üzerine yerleşmesi uzun zaman almış ve  insanlık tarihi her aşamada yerleşim sorunları  ile karşı karşıya kalmıştır .Büyük nüfus hareketleri incelendiği zaman ,insan toplulukları dünya bölgelerine doğru hareket ederken  ve yeni gittikleri yerlere yerleşirken ,kendilerinden önce o bölgelere gelerek yerleşmiş olan insan gruplarının oluşturduğu kamu düzenleri ile ,ya da çeşitli devlet yapılanmaları ile karşılaşmışlardır .Eski düzen yapıları ile yeni göçmenlerin karşılaşması dünyanın her bölgesinde yeni ve eski grupları karşı karşıya getirirken , zamanla sıcak çatışmalara bazan da savaşlara yol açmıştır .Bu nedenle her dönemde var olan devletler ,yeni ortaya çıkan insan gruplarının kendilerine yurt edinerek  yerleşebilecekleri toprak parçasına sahip olmak istemeleri  gibi, karşı çıkılamayacak taleplerle karşılaşabilmişlerdir . Bu yüzden her zaman için var olan devletler yeni ortaya çıkan toplulukların yerleşim, yer ve yurt gibi talepleri ile uğraşmak zorunda kalmışlardır .Yeni gelen insan grupları yerleşmek ve yaşamak üzere eski devletlerin kapılarını çalarken  ,içine girmiş oldukları devletlerin toplumsal yapılarını değiştirmek ya da eskisinden çok farklı  çok kimlikli bir yapılanmaya doğru devletlerin sürünmesine zemin hazırlayarak , eski devletlerin tek kültürlü toplum yapılarını bozabilmektedirler . Tarihin belirli bir döneminde bir araya gelerek devlet kuran ve bu devletin çatısı altında geleceğe yönelen bir yaşam düzeni çerçevesinde yeni gelen toplulukların alt kimlikleri ile birlikte ,çatısı altına  girilmekte olan devletlerin geçmişten gelen ulusal kimlikleri ile karşı karşıya kalmaktadırlar . Var olan ulus devletlerin sahip oldukları ulusal kimlik ile yeni gelen insan gruplarının alt kimliklerinin karşı karşıya geldiği görülmekte ve böylece bir sıcak çatışma ortamı kendiliğinden öne çıkmaktadır.İnsan toplumlarının hemen hemen hepsi  bir yaşam düzeni arayışı içinde oldukları için kendilerine kalıcı bir ulus ya da devlet yapısı aramaktadırlar . Dünya gezegeninin var olan doğal yapılanması çerçevesinde ,insanların her aşamada bir yaşam düzeni arayışı içine girdikleri görülmektedir .İşte bu tür oluşumların birbiri ardı sıra gündeme gelmesiyle birlikte, bütün dünya ülkelerinde mübadele ya da benzeri girişimler birbiri ardı sıra gündeme gelerek yeni savaşlar ya da sıcak çatışmalar önlenebilmektedir .

    İnsanlığın dünya kıtalarına yayılmasıyla başlamış olan kara parçalarına yerleşme girişimleri   zaman içinde kalıcı yapılanmalara dönüştüğü aşamada , yerleşik devlet düzenleri ile yeni gelen ya da getirtilen farklı insan grupları  önce çatışma sürecine girmekte ve konu daha sonraki aşamada uluslararası hukukun çatısı altında yeni bir çözüm  denemesine konu olmaktadır . Tarihin her aşamasında ortaya çıkan devletler de kendilerinden eski devlet yapıları ile bölücülüğe doğru yönelen yeni göç ve sürgün olayları ile karşı karşıya kaldıklarında, bu gibi durumlarda daha sonraki aşamada mübadeleye dayanan yeni çözüm girişimleri görülebilmektedir . Doğa olaylarının insanlık için tehdit noktasına geldiğinde yaşanmaz hale gelen ülkelerden büyük göçler ortaya çıkabilmekte ve bu gibi girişimler sonucunda, gene mübadele antlaşmaları ile çözüme kavuşturulan yeni nüfus hareketleri gündeme gelmektedir . Toplumların kitleler halinde yer değiştirmeleri  bazan bilinçli fetih hareketlerine konu olmasına rağmen ,daha çok insanlık dramı olarak insanların yerlerinden ve yurtlarından kovuldukları oluşumlara dünya ülkeleri sahne olmaktadırlar .Son yüzyılda bütün dünya ülkelerini içine alan dünya savaşları , imparatorlukların parçalanmasına ,yeni yeni küçük devletçiklerin oluşmasına ve böylece değişik bölgelerde mübadele uygulamalarına yol açılmıştır .Dünya savaşları sonrasında ulusların kendi  kaderlerini tayin etme haklarının tanınmasıyla bazı eski devletler bölünme ya da parçalanma gibi tehditler ile karşı karşıya kalmışlar ve bu durumdan kurtulabilmek üzere yerel ya da bölgesel düzeyde mübadele uygulamaları birbiri ardı sıra gerçekleşme aşamasına gelmiştir .Uluslararası düzenin korunması ve kollektif alanda bir güvenlik yapılanmasının gerçekleştirilmesinde  nüfus değişimlerinin önlenmesi gerekirken ,insanların yaşadıkları bölgelerden dışlanmasına hatta daha da ileri gidilerek kovulmalarına neden  olan yeni devlet düzenleri oluşturulurken  ,gene  yeni  bir mübadele gereksinmesini ortaya çıkaran gerginlikler ve silahlı çatışmalar ortaya çıkmıştır . Yeni oluşan azınlıkların milliyetçilik akımlarının etkileriyle  bulundukları ülkelerden kopmaları ,ya yeni devletlerin kurulmasına ya da yeni mübadele uygulamalarıyla azınlıkların ülke ve devlet değişimine yol açmıştır .

    Birinci dünya savaşı sonrasında yeni bir ulus devlet olarak ortaya çıkan  Türkiye Cumhuriyeti  aynı topraklar üzerinde mirasçısı olduğu Osmanlı imparatorluğunun dağılmasından sonra dağılan imparatorluğun elden çıkan ülkelerinde ,yaşayan eski Osmanlı halkının sahip oldukları alt kimlikler üzerinden, imparatorluk hinterlandında  yeni  kurulan devletlerin vatandaşı olmaya yönelmeleriyle birlikte , mübadele sorunu  Misakı Milli sınırları içinde kurulmakta olan yeni Türk devletinin de ana sorunu haline gelmiştir . İmparatorluk sonrası dönemde yeni Türk devletinin sınırlarını çizen bir ulusal  sınır ittifakı olarak Misak-ı Milli ,bir meclis kararı olarak ulusal kurtuluş savaşına giderken  ulusal irade tarafından Türkiye’nin önüne konuyordu .Mudanya mütarekesi sonrasında Lozan barış antlaşması ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti  ,ülkesindeki egemenliği ile diğer devletler ile birlikte uluslararası alanda  eşit bir statüde hak ve özgürlüklere sahip olduğunu kamuoyuna açıklıyordu . Ulusal kurtuluş savaşını kazanmış olan Türk devleti yeni ulus devletin sınırlarını çizerken ,Osmanlı sonrası dönemin koşullarını dikkate alarak hareket ediyor ve Avrupa ülkelerindeki Müslüman topluluklar ile  Orta Doğu bölgesindeki  Arap olmayan Türk topluluklarının  Misak-ı Milli antlaşması çizgisinde takas konusu yaparak devletin kuruluş temeline bir mübadele antlaşması konuyordu .400 bin Müslüman ile  200 bin Hrıstıyan’ın değiş tokuş edildiği , “Yunan ve Türk halklarının mübadelesine ait protokol “ile Lozan ilkeleri uygulamaya geçirilmiştir .Lozan antlaşması sonrasında  Anadolu’dan  1.5 milyon Hrıstıyan Balkanlara yerleşirken, 500 bin Hrıstıyanın da  Yunanistan sınırlarının dışına çıkartılarak Anadolu topraklarına mübadil olarak kabül edildikleri anlaşılmaktadır . Bu aşamada eski Osmanlı halkının ulus devletlere paylaştırılması sırasında ana kriterin ırk ya da dil olmaması ve dini kimliğin esas sayılması nedeniyle imparatorluk sonrası dönemde  bugünkü harita ortaya çıkmıştır .Bu durum da  Hrıstıyanlar arasında Gagavuzların , Karamanlıların ,Ulahların ,Pomakların, Patriyotların  ve  bazı Hrıstıyan Arnavutların  Müslüman olmayan topluluklar olarak ,Hrıstıyanlar ile birlikte ele alınmalarına  ve bu yüzden Misakı-Milli sınırları ötesinde , Balkan topraklarına  yerleştirilmelerine neden olmuştur .

    Batı Trakya Türkleri ile birlikte İstanbul , Gökçeada ve Bozcaada  Rumları mübadele dışında tutulmuştur .Bunların  ötesinde mübadil olarak kabül edilen Müslüman halkın çoğunluğu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı kabül edilerek , tarih sahnesine yeni çıkan  Türk ulusunun bir parçası olarak  sayılmışlardır. Mudanya mütarekesi ile başlayan mübadele süreci uzun sürmüş ve çeşitli aşamalardan geçilerek, bugünkü Türk ulusu gerçeğinin ortaya çıkmasına önemli katkılar sağlanmıştır  . Osmanlıların sürekli olarak Ruslar ile savaştırılmaları yüzünden önemli göç hareketleri yaşanmıştır.  Savaşlar sonrasında elden çıkan Orta Doğu, Kafkasya ve Karadeniz bölgelerinde yaşayan Türk asıllı topluluklar da ana vatan olarak benimsenen  Anadolu topraklarına geldiklerinde , batı ve güney bölgelerinden gelen mübadillere kuzey bölgelerinden gelen önemli sayıda katılımcılar olmuş ve böylece zaman içerisinde Osmanlı hinterlandından gelen mübadillerin sayısı eskisine oranla  fazlasıyla artmıştır .Türk devleti çağdaş bir cumhuriyet olarak kurulurken, imparatorluk sınırları ile ulus devlet sınırları arasında bir yeni yaklaşım ortaya konarak ,sorunların çözüme kavuşturulmasında  mübadele başlıca köprü bağlantısı olarak öne çıkıyordu .Lozan konferansından beş yıl önce İstanbul protokolü imzalanarak nüfus kaydırma ve değişimi gereksinmelerinin karşılanmasında ,savaş ve çatışma değil ama barış içinde çözüm arayışı gündeme getiriliyordu .Osmanlıların son milliyetçilik akımı olan Jön Türklüğün ortaya çıkmasından sonra Balkanlar’daki  Yunanistan ve Bulgaristan gibi devletler  yeni Türk devleti ile yakından ilişki kurmak üzere harekete geçiyorlardı .Hrıstıyan azınlıkların yeni dönemdeki statüleri ana sorun olarak öne çıkıyordu .Yunanistan yeni bir Bizans oluşturma noktasında  büyük düşünce olarak adlandırdığı Megalo idea peşinde koşarken , birinci Balkan savaşı sonrasında ortaya çıkmış olan Hrıstıyan Balkan devletlerinin ,kendi isimleri altında ulus devlet durumuna gelebilmeleri için mübadele kaçınılmaz bir biçimde zorunluluk kazanıyordu . Yunanistan Anadolu Rumlarını sınırları içine almaya çalışırken ,Trakya ve Ege Rumlarının da Yunanistan devletine gönderilmeleri karara bağlanıyordu .İttihat ve Terakki hükümetinin aldığı bu nakil kararını ,Yunan devleti hemen uygulama alanına koyuyordu. Mondros ateşkesinin çizdiği hatlar boyunca mübadele düzenlemeleri yapılıyordu .

    Lozan sözleşmesi yapılırken , ülke, askerlik  ve  maliye olmak üzere üç ayrı komisyon çalışması yapılarak eski devletten yeni devlete geçiş gerçekleştirilmeye çalışılıyordu . Yunan ve İtalyan ordularının batı bölgelerine çıkartma yaparak ülke işgaline kalkışmaları ,Avrupa ve Asya toprakları  arasında nüfus değişimini engelliyordu . İngilizlerin kışkırtmalarıyla Yunan ordusu tüm  Hrıstıyan yerleşim yerlerini işgal etmeye hazırlanırken ,yeni kurulmakta olan Türkiye Cumhuriyeti de Türk ve Müslümanların çoğunlukta oldukları yerleri ,Misak-ı Milli sınırları içinde toplayarak birleştirmeye çalışıyordu . Daha sonraki aşamada Türklerin ulusal kurtuluş savaşını kazanmaları üzerine  ,Türkler bulundukları yerlerde bırakılarak yeni ulusal vatanın haritasının çizilmesinde temel dayanak noktası olarak dikkate alınıyorlardı . Lozan öncesinde yapılan bütün hazırlıklar barış konferansına getirilerek eski Osmanlı toprakları üzerindeki savaşlar önlenmeye çalışılıyordu .Türkiye ve Yunanistan arasında bir çok sorun çıkmasına neden olan sınır anlaşmazlıklarının çözüme bağlanması için ,önce doğu ve batı Trakya sınırları çizilmiştir . Doğu Trakya’dan getirilen Rumların Yunanistan vatandaşı olmalarına bu nedenle öncelik verilmiştir . Trakya’ya sahip çıkan Rumlar , küçük Asya tanımlaması ile Anadolu yarımadasını da kendilerine bağlamaya çaba gösteriyorlardı . Savaş sırasındaki yıkımlar ve yangınlar ile imparatorluk sınırları içinde halkların iç içe girerek ortak yaşam düzeni oluşturmaları da birlik nüfusunun alt kimliklere göre ayrıştırılmasını fazlasıyla zorlaştırmıştır . Ülke sınırları içerisindeki etnik grupların dağılımı esas alınarak yeni ulus devletlerin sınırları çizilirken ,bazı içinden çıkılamayan karışıklıkların çözülebilmesi için bu alandaki uluslararası uzmanların bilgilerinden yararlanılmıştır . İngilizlerin desteği ile Müslüman ve Hrıstıyan topluluklar arasında mübadele yapılmış ama bir başka dinin temsilcisi olan  Museviler bu mübadele girişimlerinde öne çıkmamış ve  geride durarak yer almamışlardır . Bu antlaşma çerçevesinde Hrıstıyanlar aslında  batıya doğru kaydırılarak, Avrupa topraklarında kendi devletlerini kurmalarına yardımcı olunuyordu .Müslümanlar ise Hrıstıyanların terk ettikleri  bölgelere yerleştirilerek İslam dinini Asya topraklarına doğru yönlendiriyorlardı . Türk-Yunan mübadeleleri için daha önce uygulanan Bulgar-Yunan mübadelesindeki yöntemlerin  benzerleri uygulanmıştır . Türk heyeti görüşmeler sırasında bulundukları bölgelerde ev içinde yaşayanlara aynı hak ve statünün tanınmasına ağırlık vermiştir .İngilizler mübadele için  sürekli baskı yaparlarken Rumlar ortaya çıkan sorunların  öncelikli biçimde çözülmesi için her aşamada itirazlar etmişlerdir   Lozan görüşmeleri sırasında ,Türkiye kurulurken azınlıklar sorunu ile mübadele uygulaması birlikte ele alınarak  tartışılmıştır . Hrıstıyan batı dünyası ,Osmanlı Hrıstıyanlarını  her aşamada destekleyerek ve koruyarak  azınlıklara yeni avantajlar sağlanmasına uğraşırken ,Osmanlılar azınlıklara tanınan yeni hakları tanımayarak, onların tamamını mübadele yolu ile Avrupa’daki Hrıstıyan ülkelere göndermeye öncelik vermiştir .Azınlık grupları mübadele yolu ile ülkeden çıkartıldıkça , yeni Türk devletinin toprakları daha da bütünleşerek ,Misakı Milli antlaşmasının tam olarak hayata geçirilmesine katkı sağlamıştır . Mübadele ile diğer din mensuplarına tanınan ayrıcalıkları önleyen Osmanlı devleti ,çağdaşlaşma  hedefinde tanınan hak ve özgürlüklerin ,Türk ve Müslüman toplum kesimlerine tam olarak uygulanmasını  gerçekleştirilmiştir .Geçmişten gelen Hrıstıyan unsurlar içinde en büyük olan Rumlar Avrupa çizgisinde daha fazla hak ve özgürlük isterlerken ,bunları kendi tekellerinde toplayarak  bu gibi hak ve özgürlükler aracılığı ile Osmanlı toprakları üzerinde  eskisi gibi hegemonya sahibi olabilmenin arayışı içine giriyorlardı .Kendi ulus devletini kurma yolunda Türkler mücadele ederken, ülke içindeki ulusal birlik ve bütünlüğün parçalanmasına  karşı  çıkarak her türlü yabancı ve dış unsurların müdahalesinden kurtulmak istiyorlardı . Türk ulus devletinin kurucuları , tıpkı Osmanlı imparatorluğunun etnik gruplarla  Balkanizasyonu gibi, aynı çizgide Türk ulus devletinin de alt kimlikçi eyaletlerle parçalanmasına seyirci kalmak istemiyorlardı .Lozan konferansı sırasında  daha önce savaşlar devam ederken ,yer değiştiren azınlık gruplarına da daha sonraki aşamada geri dönme ya da başka yerlere gitme hakları tanınmıştır .Türk tarafı acil bir ulus devlet kurmak istediği için Türkiye adını benimseyerek  bunu önleyen etnik azınlıkların ülke dışına gitmesine olumlu katkıda bulunmuştur .

     Mübadele sözleşmesi ve  ilgili protokol  ondokuz madde ve bir antlaşma metninden oluşmaktadır . Sözleşme Müslüman Yunan vatandaşları ile Hrıstıyan Türk vatandaşları arasında bir yeni yerleşim getirmiştir .Zorunlu değişim ile mübadele uygulanırken, İstanbul’da yaşayan Rumlar ile Trakya’da yaşayan Türkler bu değişimin dışında tutulmuşlardır .Mübadele sonrasında yer değiştirmek isteyenlere göçmen adı verilerek onlara uygun bir ortam hazırlanmaya çalışılmıştır .Mübadele edilecek topluluklara her türlü engelin önlenmesi karara bağlanmıştır .Mübadiller yeni vatanlarına gidince ,eski devletleri ile ilişkileri kesilecek yeni gittikleri bölgenin devletinin uyruğuna gireceklerdir . Gayrimenkuller ile birlikte götürülmek istenen taşınır malların değiş tokuşunda da, ilgili komisyonların inceleme ve kararları doğrultusunda hareket edilecektir .Taşınmaz malların tasfiyesi  ve diğer anlaşmazlık konularını çözmek üzere , karma bir komisyon kurulması kararlaştırılmıştır. Türk ve Yunan meclislerinden seçilecek üyelerce oluşturulacak alt komisyonlar ,değişim işlemlerinin  barış protokuluna uygun olarak yapılması öngörülmüştür . Komisyonlar terkedilen ülkede bırakılan mallara eşit bir mal varlığının mübadillere tanınmasını bir ilkeye bağlamıştır . Her göçmen kendisine verilen mallar belgesindeki kadar yeni ülkesinde mal sahibi olabilecektir . Tasfiye işlemleri sonunda borçlu kalan ülkenin borcunu ödemesi karara bağlanacaktır .Borçların ödenme süreleri gene komisyon kararları ile  uygulama alanına getirilecektir .Mübadillerin iki ülke arasındaki gidiş ve gelişleri de gene karma komisyon kararları ile uygulama alanına getirilecektir . Mübadele kapsamı içinde yer alan toplam nüfusun içinde özgür olmak isteyenlerin serbest bırakılması da gene karma komisyon kararları ile belirlenecektir . Mübadele dışında tutulan insanlar ve toplulukların hakkında neler yapılacağı ve onların uyacağı kurallar ,gene  komisyon kararları ile belirlenerek uygulama alanına getirilecektir .

    Kerkük ve Musul antlaşmalarının hükümete sunulduğu toplantı sırasında, Mübadele  antlaşması ve ilgili hükümlerin bulunduğu protokol Çankaya yönetimine sunulmuştur. Misakı Milli  antlaşmasının ilgili olduğu Kuzey Irak konusuyla beraber Balkanlar’daki nüfus değişiminin birlikte ele alınması mübadelenin ulus devletin kuruluşu sırasında fazlasıyla önemsendiğini ortaya koymaktadır .Anadolu yarımadası üzerinden geleceğin ulus devleti kurulurken , devletin kurucusu  olan ulusun adı Türk olarak belirleniyor ve Hırıstıyan Avrupa kıtası ile , Müslüman Orta Doğu bölgesine eşit ölçülerde ağırlık verilerek , doğu-batı ekseni çizgisinde Türklük ele alınıyor yeni ulus devletin kapsadığı topraklar ile sınır komşusu bölgelerin durumu ise , yeni  devletin konumu  ile birlikte incelenerek siyasi değerlendirmesi yapılıyordu .Türk tarihi açısından Türklük olgusu değerlendirilirken ,Avrupa ve Asya Türklüklerinin birlikte ele alınarak değerlendirilmesi , kurulmakta olan merkezi ulus devletin temellerinin gerçekçi bir yönde atılabilmesi açısından yararlı görünüyordu . Atatürk yönetimi yeni ulus devleti ,dünyanın tam ortasında bağımsız bir devlet olarak ele alırken ,Orta Doğu’ya Asya ve Avrupa kıtalarına eşitlikçi bir bakış açısı ile uzanıyordu .Hükümetin konu ile hemen ilgilenmesiyle birlikte ,aynı zamanda Türkiye Büyük Millet  Meclisi Lozan Antlaşmasıyla birlikte mübadele protokulu’nu da dikkate alarak ,konuyu Meclis düzeyinde inceliyordu .Lozan görüşmeleri sırasında Patrikhane sorununun da ele alınması, çok boyutlu gerçekçi bir değerlendirme için zorunlu görülmüş ve buna göre hareket edilmiştir . Atatürk’ün  Türklere yönelik her türlü kötülüğün kaynağı olarak olarak gördüğü Patrikhane meselesinin mübadele sırasında ele alınmasının nedeni ,Rumların Türkler ve Türkiye karşıtı girişimlerinin  acil sorunlar olarak öne çıkmasıdır .Lozan antlaşması ile Patrikhanenin elindeki yetkilerin bir kısmının kaldırılması ve diğerlerinin de kısıtlanması ile mübadele yapan iki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir denge oluşturulmaya çalışılmıştır .Patrikhanenin eskiden olduğu gibi  Rumları Türkiye aleyhine kışkırtmasının önlenmesiyle, mübadele için daha sakin bir ortam yaratılabilmiştir .Mübadele ile azınlıklar sorunu çözülürken , ulus devlete yönelen uluslaşma olgusunun sosyal bir taban kazanması elde edilmiştir . Hükümetin dikkatli davranması sayesinde Patrikhane sorunu da ,yanlış anlamlardan uzak kalacak bir açıklığa kavuşturulmuştur .Görüşmeler sırasında İstanbul Rumları ile Trakya Türkleri’nin yerlerinde kalmasının ,bütün dünya devletlerinin büyük baskıları yüzünden gündeme getirildiği açıklanmıştır . Ayrıca karşılıklı olarak her iki taraf mensuplarına mali ve ekonomik durumları için belirli güvenceler sağlandığı da Meclis konuşmaları sırasında dile getirilerek bir barış ortamı yaratılmıştır .

    Balkanlar’da gerçekçi bir çözüm sağlamak için batı Trakya bölgesinin nüfusu içinde  var olan büyük Türk çoğunluğunun dikkate alınması gerekiyordu . Nitekim bu doğrultuda  batı Trakya’daki Türk yapılanması kabül edilmiş ama bu bölge siyasal güç dengelerini korumak çizgisinde Türkiye  sınırları dışında bırakılmıştır . Değişim ve nüfus hareketleri çerçevesinde, yerleşmiş kavramının batı dillerindeki karşılığı olarak “etabli” meselesi ortaya çıkmıştır . Yerleşik ya da yerleşmiş anlamındaki bu kavramın karşı taraf konumundaki iki ülke tarafından birbirinden farklı bir anlamda ele alınması, konu üzerinde bir fikir birliği yaratılmasını önleyerek  anlam üzerine tartışmaların sürüp gitmesine neden olmuştur . Türkiye değişim konusu olacak azınlıkların belirlenmesi konusunda ,Türk yasaları ve düzenlemelerinin esas alınması gerektiğini vurgularken , Rum tarafı yalnızca  1918 yılının temel alınarak Rum azınlıkların belirlenebileceğini  ısrarlı bir biçimde öne sürmüştür . Türkiye bu kavramın içeriğinin belirlenmesi sırasında daha dar kapsamlı bir yaklaşımı gerçekleştirmeye çalışırken ,Yunan devleti etabli kavramını daha geniş kapsamlı tanımlayarak , kendi nüfusunu artıracak derecede bir azınlık yaratmaya öncelik tanımıştır .Yunan tarafı İstanbul’a en eski zamanlardan bu yana gelerek yerleşen bütün Hrıstıyan Rumlara ,siyasal azınlık statüsünün tanınmasından yana bir tutumun daha gerçekçi olduğunu savunuyordu. Konstantinopolis adını verdikleri İstanbul kentini eski Roma ve Bizans imparatorluklarının merkezi olarak gördükleri için en eski yıllardan bu yana Konstantinopolis denen İstanbul’u gene eskisi gibi kendi merkezleri statüsünün tanınması için mücadele ediyorlardı . İstanbul’un Rum ahalisi kavramı ile Bizans’ın merkezinde yaşayan  ve  etabli olarak kabul edilen  siyasal azınlık olgusu burada dikkate alınmak zorundadır . Sonraki yıllarda Yunanistan’ın antlaşmalara aykırı davranarak ,Türk asıllıların mal varlıklarına el koyması ve daha sonraları da Batı Trakya Türkleri üzerindeki baskıları artırması üzerine ,Türkiye ve Yunanistan yeni bir savaşın önüne kadar gelmişler ama bu aşamada Türkiye yeni bir kanun çıkararak İstanbul’da yaşayan bütün Rumlar ile Batı Trakya’da yaşamakta olan  tüm Müslüman Türkler, etabli anlamında siyasal azınlıklar olarak kabul edilerek yeni bir  hukuk düzenlemesi  ile  çatışma ve savaşa giden yolun önü kesilmiştir .

      Lozan’da imzalanan Mübadele sözleşmesinde mübadillerin belirlenmesinde temel olarak din unsuru esas sayılmıştır .Türkiye’de ki   Rum ve Ortadoks ahali ile ,Yunanistan’daki Müslümanların karşılıklı olarak etabli sayılmaları ile getirilen yeni yasal düzenleme iki ülke arasında savaş seslerinin bazan duyulmalarını önlemiştir .Türkiye Patrikhane’nin İstanbul kenti dışına çıkarılması için  girişimlerde bulunmasına rağmen , batının önde gelen devletlerinin zorlamaları yüzünden Patriklik binası gene Bizans dönemindeki yerini  İstanbul’daki Fener semtinde korumaktadır . Arapoğlu Konstantin gibi bazı karma kişilikli Patriklerın göreve getirilmeleri ile gene eski hassas sorunların kaşınarak bölgedeki Lozan antlaşmasıyla gelmiş olan barış düzenini tehdit ederek,gene eskisi gibi sıcak çatışmalara elverişli olabilecek karışıklık ortamı yaratabilmenin peşinde koşan fanatik bazı din provakatörlerine rastlanmıştır . Patriklik kurumu tıpkı İstanbul Rumları ya da Batı Trakya Türkleri gibi mübadele dışında tutularak, bölgesel barışın Atatürk döneminde  ortaya konan ilkeleri ile birlikte hukuki statüsü korunmaya çalışılmıştır . Patrikane sorunu batının Hrıstıyan ülkelerinin baskıları yüzünden bugün de devam etmekte ve Türkiye karşıtı her türlü siyasal oyunda bu Türk düşmanı kurum her yönü ile kullanılmaya çalışılmaktadır.Atatürk’ün istediği gibi Patrikhanenin İstanbul dışına çıkarılarak Atina gibi Hrıstıyan merkezli bir büyük kente taşınması ,bölge ve ülke barışlarının korunması için zorunlu görünmektedir . Yunanistanın zaman zaman batı dünyasının Hrıstıyan merkezli güç birliğine dayanarak, Birleşmiş Milletler ya da La Haye Adalet divanı gibi uluslararası hukuk ve siyaset organlarına hem Patrikhane hem de Etabli sorunlarını götürmeye çalışmış ama hiçbir sonuç alamamıştır .Ayrıca Türkiye ile Yunanistan arasındaki hukuk ve siyaset alanındaki sorunlar, batı bloku tarafından sürekli tırmandırılarak  bugün gelinen  aşamada yeni gerginlik ortamı yaratılmıştır .Türk tarafı bu  gibi sorunlarda daha dikkatli davranmasına rağmen ,Yunanlılar batılıların şımarık çocukları gibi davranarak bölge barışını sürekli olarak engellemişlerdir.

     Türk devletinin Müslüman bir topluma dayandığı dikkate alınarak  merkezi coğrafyadaki dinler arası kavga ve çekişmeler sürekli bir biçimde tırmandırılmaktadır .Şamanizm ve Budizm gibi  Asya kökenli dinlerin bulunduğu alanlardan dünya sahnesine çıkmış olan Türkler, bugün gelinen aşamada kutsal topraklar adı verilen merkezi coğrafya toprakları üzerinde, üç tek tanrılı din arasındaki hegemonya kavgasının ortasına düşmüşlerdir.Kavimler kapısı adı verilen üç kıta arasındaki orta dünyanın yeniden yapılanması sırasında ,hem dinler arası hem de uluslararası çekişmeler tarihin getirdikleriyle birlikte yaşanmaktadır .Müslümanlığın yaygın bir düzen içinde bulunduğu merkezi alanlar aynı zamanda Hrıstıyanlığında ilgisini çekerek ,yeni bir tarihsel çekişmenin temelleri atılmaktadır . Hiç Rumca bilmeyen Ortadoks Karaman Türkleri gibi toplumlar ,bölgenin değişik yörelerinde yaşamlarını sürdürürken ,Hrıstıyan Rumlar ile Müslüman Türklerin son aşamada büyük bir din savaşına doğru sürüklenmeleri ,dünya barışını üçüncü dünya savaşı ile tehdit etmektedir .Böylesine büyük bir din savaşının yaratacağı çok kanlı sahneler sonunda ,bütün dinlerin ortadan kalkacağı ya da kaldırılacağı açıkça dile getirilerek , bu doğrultuda kamuoyu yaratılmaya çaba gösterilmektedir . Yirminci yüzyıl içinde iki büyük dünya savaşı yaşamış olan insanlığın çok yakında bir üçüncü dünya savaşına doğru sürükleneceği ve bu olumsuz karmaşık durumun  Armegeddon ismi verilen üçüncü büyük savaş ile, bugün yaşanmakta olan dünyanın sonunu getireceğine dair önemli açıklamalar birbiri ardı sıra tekrarlanarak  cehennemin kapısı aralanmaktadır . İnsanlar arasında din,dil,millet,devlet ve etnik ayrılıkların sebep olacağı bir çatışma ortamının getireceği  kaotik ortamın insanoğlunu ortadan kaldırabileceği,  artık açıkça tartışılmaktadır . İnsanlar arasındaki küçük farklılıkların büyük savaşlara yol açabileceğini artık tartışılmasının zamanı gelmiştir .

    Mübadele  yolu ile Avrupa ve Balkanlar’dan gelmiş olan Türkiye’li  Mübadiller ,dünyanın merkezi olan Anadolu yarımadasının bütün bölgelerine yerleşmişlerdir . Türkiye Cumhuriyeti kuruluş döneminde Mübadillerin katkılarının aracılığı ile eksiklerini gidererek ,uluslaşma sürecini tamamlayabilmiştir . Uygarlığın beşiği olan Avrupa ve Avrasya toprakları üzerinde tarih sahnesine çıkmış olan büyük dinler ve milletler siyasal gündeme oturarak gelecek için belirleyici olmaya başladıkları aşamalarda dünya barışının tehlikeye girmesiyle , evrensel barış ortamları zarar görmüştür .  Böylesine çatışma ortamlarında sürtüşme ve çatışmalara yol açan din ve kültür farklılıklarının aşılması sürecinde, mübadele antlaşmaları savaş ve benzeri sıcak çatışmaları önleyebilmektedir . Bu nedenle Türkler birinci dünya savaşı sonrasında kendi ulus devletlerini, mübadele antlaşmalarının sağladığı yumuşama ve hoşgörü ortamlarına dayanarak kurabilmişlerdir . Yüz yıl önce dünya savaşları sırasında Türkler bulundukları bölge halkına mübadele ile yeni değişim düzeni getirerek ,savaş ve çatışmaları önleyen , insan ile toplum takasları yolu ile hem yeni bir düzen kurabilmişler ,hem de çağdaş anlamda yepyeni bir ulus yaratarak ,bunun ulus devletini dünyanın merkezinde ilan etmişlerdir . Bugün gelinen aşamada ise gene yüz yıl öncesi gibi gerginlikler ve çekişmeler tırmanırken ,yüz yıl önce başarıyla uygulanmış olan mübadele hatırlanmayarak, sığınmacılık gibi savaşların ortaya çıkardığı tehlikeli bir çatıştırıcı kavram öne çıkarılmaktadır . Yüz yıl önce mübadele yolu ile ve mübadillerin katkılarıyla gerçekleşen uluslaşma süreci , bugün benzeri çatışma ve gerginliklerin yeniden gündeme geldiği aşamada , yıkılma tehlikesi ile  karşı karşıyadır. Bu açıdan devletler yeniden uluslaşmayı destekleyen bir mübadeleyi  savunmak zorunda kalmaktadırlar .Bu ortamda savaş koşullarının çatışmalara sürüklediği çahil nüfusun uzantısı olan alt kimliklere sahip sığınmacıların , farklı kimlikler  ve çatışmalar ile  birlikte ,çok kültürlü toplum yapılarına doğru hızla  sürüklenmesi önlenememektedir. Bugün mübadele antantı üzerine  kurulmuş olan ulus devletler  ve ulusal toplumlar, yeniden halkın mübadil toplum kesimleriyle  birlikte uluslaşmayı  desteklemek durumuna gelmiştir . Dün mübadillerin katkılarıyla kurulmuş olan ulus devletler ,bugün sığınmacı diye lanse edilen bazı  maceracı , aktivist ve terörist grupların   parçalayıcı saldırılarına hedef olduğu için, mübadiller kurucusu oldukları ulus devleti ulusal toplumla işbirliği içinde  ulusalcılığı güçlü biçimde destekleyerek korumalıdırlar . Böylece alt kimlikli sığınmacılarla bölünmeye gidiş acilen önlenmelidir .

  • Beauty Omelette Büyümeye Devam Ediyor

    Beauty Omelette Büyümeye Devam Ediyor

    Nur Bilen Yavuzer’in kurucusu olduğu Beauty Omelette’in yeni şubesi Ankara Panora AVM’de açıldı…

    Koleksiyonlarında kalite, sadelik ve şıklığı ön planda tutan Beauty Omelette’nin merak edilen kış koleksiyonu Ankara’da yeni açtığı Mağazası’nda satışa sunuldu.

    Beauty Omelette Ankara şubesinin açılışında kurucu Nur Bilen Yavuzer ve eşi Reha bey mağazaya gelen dost ve müşterilerini kapıda karşılayarak büyük bir misafirperverlik örneği sergilediler.

    1. Mağazasını Memleketi Ankara’da Açtı…

    Nur Bilen Yavuzer, Beauty Omelette hakkında açılış öncesi yaptığı açıklamada; “Bu beşinci şubemiz Ankara da ve ben memleketim Ankara’da olmaktan çok mutluyum. İstanbul’da iki şube Bodrum ve Çeşme’de bulunan diğer şubelerimizin ardından Panora’da BO’yu açmış bulunmaktayız. Yeni açılışını yaptığımız bu şubemizde kadın giyim, kozmetik var ama önümüzdeki koleksiyonlarda erkek giyim de olacak. Şu anda ise kış koleksiyonuna ait her şeyi mağazamız Beauty Omelette’de bulabilirsiniz” dedi.

    Sırada Londra Şubesi Var…

    Klasiğin günümüze uyarlanmış halini tüketiciyle buluşturan Beauty Omelette, Ankara mağazasında tarzını yeni sezon koleksiyonuna da yansıtmış. Nur Bilen Yavuzer Ankara’da evde olmak çok güzel.

    Bugün yanımızda olan bütün dostlarıma, canım BO kadınlarına, bizi biz yapan ekip arkadaşlarıma binlerce kez teşekkür ederim, siz olmasanız olmazdı, iyi ki varsınız dedi

    İlerde yeni projelerinin de olduğunu belirten Nur Bilen Yavuzer bundan sonraki şubemizi de inşallah Londra’da açma planlarım var, büyümeye devam ediyoruz şeklinde sözlerini noktaladı.

  • Arkeolojik Kazılar Yapıldıkça Ortaya Çıkan Antik Kentler Çevrecilere Ümit Oldu!

    Tersine Dünya! Gökova Akyaka’daki Yapılaşma Çevrecileri Mutlu Etti!

    Arkeolojik Kazılar Yapıldıkça Ortaya Çıkan Antik Kentler Çevrecilere Ümit Oldu!

    Muğla’nın Ula İlçesine bağlı Akyaka mahallesinde Idyma Antik Kenti’nde kazılar devam ettikçe Antik Kentler dolayısıyla antik yapılaşma çoğalıyor. Ancak bu arkeolojik yapılaşma, turizmciler ve çevreciler için turizm ve doğanın korunması demek olunca “Tersine Dünya” gerçek oldu! “Sakin Kent” unvanına sahip Ula’nın Akyaka Mahallesi’ndeki Orta Çağ Kalesi’nde yapılan arkeolojik kazı çalışmalarında geçtiğimiz günlerde de 2 bin 700 yıllık kalıntılara ulaşılınca turizmciler ve çevrecilere yine gün doğdu. (MAG)

    Vali Geldi, Muğla’nın Gizli Değerleri Gün Yüzüne Çıktı

    Kazılar büyüdükçe turizmciler bölgeye olan ilginin arttığını, çevreciler ise Muğla valisi Orhan Tavlı’nın geldiği günden beri arkeolojik kazılara verdiği önemle antik yapıların gün yüzüne çıkarak, bölgenin koruma altına alındığını bunun mutluluk verici bir durum olduğunu belirttiler. Akyaka Mahallesi’ndeki arkeolojik kazı çalışmalarında 2 bin 700 yıllık kalıntılara ulaşılması üzerine vatandaşlar aynı konuda ayrı açıklamalarda bulundu…

    Turizmciler “Bölgeye İlgi Arttı!”

    Bölge işletmecilerinden turizmci Özden Sanuk, “kültürel mirasımızın ortaya çıkması ve korunması bizim için mutluluk verici. Ancak, bu kazılarla yerli ve yabancı turist için bölgenin değeri daha da arttığının bilinmesi gerekir, biz bunu çok iyi görüyoruz.. Turistler bu durumdan çok memnun, belgeselciler ve film yapımcıları bölgenin karakterinin artması üzerine Muğla’ya ve Akyaka’ya daha farklı bakmaya başladı. Kazıların devam etmesi çok önemli” dedi.

    Çevreciler “Arkeolojik Kazılarla Doğa Korunuyor, Geleceğimiz Korunuyor!”

    Marmaris KOD 48 Çevre Koruma Derneği Başkanı Murat Ersan ise “Turizmin katma değeri değil asıl değeri Akyaka için Muğla için bu kazılar olmuştur. Turizm için yapılmış olması gereken şeyler şimdi yapılıyor. Muğla’nın ve Akyaka’nın çehresi bir anda değişti. Bu konuda Muğla Valisi sayın Orhan Tavlı’ya hakkını vermek gerekir. Ama çevreci olarak bu kazıların Muğla genelinde artması ile Muğla’nın koruma altına alındığının da üzerine basarak ifade etmem gerekir. Antik yapılaşma ortaya çıktıkça, doğaya zarar veren, Muğla’ya yakışmayan çimento, betondan oluşan yapılaşmalar duruyor, inşaata izin verilmiyor. Vali Tavlı’nın arkeoloji çalışmaları, hem geçmişte sahip olduğumuz kültürümüzü hem de torunlarımıza bırakacağımız doğayı koruyor. Umarız daha çok kazı yapılır ve Muğla doğal kalır” dedi.

    Muğla Valisi Orhan Tavlı, Bulunan 2700 Yıllık Kalıntıları İnceledi

    Her afta Muğla’daki antik kentleri dolaşmasıyla bilinen Muğla Valisi Orhan Tavlı, 2 bin 700 yıllık yeni kalıntıların bulunduğu Akyaka Orta Çağ Kalesinde de incelemelerde bulundu. Kazı başkanı ve Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdulkadir Baran’dan çalışmalar hakkında bilgi aldı. Orta Çağ kalesinde yapılan arkeolojik çalışmalar hakkında bilgi veren Baran, kalenin duvarlarında kazı ve sağlamlaştırma çalışması yaptıklarını belirterek, kalenin bulunduğu alanın Idyma Antik Kenti’nin bir mahallesi olduğunu ve günümüzden 2 bin 700 yıl öncesine kadar kesintisiz süren bir yerleşimin bulunduğunun tespit edildiğini söyledi.

    Azmak, Antik Çağlarda Denizdi

    Güney yamaçlar boyunca aşağı kısımda bulunan bugünkü Azmak Deresi doğru yerleşimin aşamalar halinde devam ettiğini belirten baran, Azmak deresinin bulunduğu bölümün antik çağlarda deniz olduğunu, Orta Çağ Kalesi yerleşiminin de deniz kıyısında bir liman yerleşimi olduğunun tespit edildiğini ifade etti. Yaklaşık 11. yüzyılda garnizon olarak inşa edilen Akyaka Orta Çağ Kalesinin kısa bir süre sonra Selçuklu beylikleri tarafından ele geçirildiğini ve kalenin son halinin bir yerleşim haline geldiğinin tespit edildiğini söyleyen Baran, Bölgenin güney kısmında ise kaledeki askerlerin, düşmana görünmeden temiz suya gizlice ulaşmak için kullandıkları düşünülen bir tünel bulunduğunu belirtti. Tünelin Akyaka Orta Çağ Kalesinin Kadın Azmağı Deresi’ne bakan bölümünde toprak altında yer aldığını tonozlu tünelin 60 metre uzunluğunda, 2 metre genişliğinde ve merdivenli olduğunu belirten Baran, Tünelin 20-30 metrelik bölümü çok iyi korunmuş. Tünelin kalan kısmında kazı ve onarım çalışmaları yaptık.” diye konuştu.

    “Kazıya Kültür ve Turizm Bakanlığının izni, Muğla Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı’nın Desteği”

    Muğla’nın Tarih ve Kültür Turizmi altyapısının güçlendirilmesi kapsamında antik kentlerdeki çalışmaların Muğla Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığınca desteklendiğini belirten Muğla Valisi Orhan Tavlı yapılan çalışmalarla tarihi ve kültürel zenginliklerimiz gün yüzüne çıkarken ortaya çıkan eserlerin korunarak geleceğe aktarıldığını, diğer yandan da tarih ve kültür turizmi altyapısının güçlendirildiğini ifade etti.

    Vali Orhan Tavlı’nın İncelemelerine Eşlik Ettiler

    İdyma Antik Kenti Akyaka Orta Çağ Kalesi incelemelerinde Muğla Valisi Orhan Tavlı’ya Ula Kaymakamı Baha Başçelik, Muğla Kültür ve Turizm İl Müdürü Hüseyin Toprak Muğla Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Başkanı Koray Özcan, Muğla Ticaret Borsası Başkanı Hurşit Öztürk, Yücelen Şirketler Gurubu Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Yücel Gürsoy ve Akyaka Muhtarı Feridun Özsoy katıldı. (MAG)

  • Lionel Messi’nin önderliğinde Arjantin Dünya Şampiyonu!

    FIFA Dünya Kupası’nda Arjantin Fransa’yı devirdi

    Fransa’yı penaltılar sonunda 4-2 yenen Arjantin DÜNYA Şampiyonu

    Tarihin en heyecanlı Dünya Kupası Finali’nde kazanan Arjantin oldu. Messi’nin en büyük hayaline penaltılarla ulaştığı gecede tüm dünya inanılmaz bir gece yaşadı. Arjantin 2 farkı koruyamadı, uzatmalara giden maçta karşılıklı 1’er gol daha çıktı. 90 dakika ve uzatmalar 3-3 bitti. Her anı çılgınca geçen Katar’daki finalde Dünya Kupası penaltılarla Tangocuların oldu.

    Dünya futboluna damga vuran Arjantinli Lionel Messi koleksiyonundaki en büyük eksiği sonunda tamamladı. Kariyerinin son Dünya Kupası’na Katar’da çıkan Leo, yıllardır hayalini kurduğu en büyük kupayı da kazanmayı başardı.

    Dev finalde Fransa’yı normal süresi 2-2 ve uzatmaları 3-3 biten maçta penaltılarla 4-2 mağlup eden Arjantin 36 yıllık Dünya Kupası hasretine son verdi. Daha önce 1978 ve 1986’da kupanın sahibi olan Arjantin 3. kez dünyanın en büyüğü oldu.

    35 yaşındaki Lionel Messi en büyük idolü Maradona’nın ardından ülkesine Dünya Kupası kazandırarak tarihe adını altın harflerle yazdırdı.

    Dünya Kupası’nda en çok maça (26) çıkan oyuncu olan Messi, 12 golle Pele’yi yakaladı ve bir Dünya Kupası’nda tüm aşamalarda gol atan ilk futbolcu oldu.

    DI MARIA TARİHE GEÇTİ

    Angel Di Maria’nın 1 gol, 1 asistle yıldızlaştığı gecede şampiyonluğun kutlandığı Buenos Aires’te çılgınca anlar yaşandı. Angel Di Maria, hem Copa America hem de Dünya Kupası finalinde gol atan ilk Arjantinli futbolcu oldu.

    İlk yarıda Messi’nin penaltı golüyle 1-0 öne geçen ardından Di Maria ile farkı 2’ye çıkaran Arjantin’e 65. dakikaya kadar hiçbir varlık gösteremeyen Fransa sürpriz yaptı.

    MBAPPE 3 GOL ATTI, YETMEDİ

    Kylian Mbappé’nin 80 ve 81’de gelen golleri sonrası şoka giren Arjantin maçın uzatmalara gitmesine izin verdi. Fransa’nın 23 yaşındaki yıldızı Kylian Mbappé önce penaltıdan farkı 1’e indirdi ardından 81’de muhteşem bir voleyle Arjantin’i bir kez daha avlayıp maçı uzatmalara götürdü.

    Uzatma bölümünde 109. dakikada Messi bir kez daha sahneye çıktı. Stres dolu anların yaşandığı o dakikada ceza alanında topla buluşan Lautaro Martinez’in sağ çaprazdan yaptığı sert vuruşta Hugo Lloris topu çeldi. Dönen topu önünde bulan Lionel Messi’nin yakın mesafeden yaptığı vuruşta meşin yuvarlak kale çizgisini geçti ve hakem golü verdi.

    118’de Fransa bir kez daha penaltı kazandı. Kylian Mbappé  yine topun başına geçti. Kaleci Martinez’i bir kez daha mağlup etti ve maçtaki 3. golünü atarak maçı penaltılara götürdü.

    Penaltılarda 4-2 kazanan Arjantin kupanın sahibi oldu.

  • İspanyollardan Türk zeytin zeytinyağına yoğun ilgi

    Zeytin zeytinyağı sektörü 2022/23 sezonunu değerlendirecek

     Zeytin zeytinyağı ihracatının şampiyonları ödüllerine kavuşuyor 

    Türk zeytin zeytinyağı sektörü İspanya ile masaya oturdu 

    İspanyollardan Türk zeytin zeytinyağına yoğun ilgi

    Türkiye’de tüm zeytin ve zeytinyağı ihracatçılarının çatı kuruluşu Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği, sektörün 2022/23 sezonunu ve başarılı geçen İspanya ticaret heyetini “Zeytin ve Zeytinyağı Sektör Buluşması”nda değerlendirecek.
    Aynı zamanda “2021 Yılı Zeytin-Zeytinyağı İhracatı Ödül Töreni”nde zeytin ve zeytinyağı ihracat şampiyonlarının başarıları taçlandırılacak.
    Türk Zeytincilik Sektörünün tarihi bir sezon yaşadığına değinen Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Başkanı Davut Er, “Türkiye, 2022/23 sezonunda 735 bin tonluk sofralık zeytin rekoltesiyle dünya birincisi olurken, zeytinyağında 421 bin ton rekolteyle dünya ikinciliği konumuna yükseldi. Zeytinyağı ihracatımızda ABD’den sonra Türkiye’nin en büyük ihraç pazarı olan İspanya’da çok başarılı bir heyet geçirdik.  Dünya zeytinyağı rekoltesinin yüzde 50’den fazlasını tek başına karşılayan İspanya’ya Ticaret Bakanlığımızın koordinasyonu ile 22 firmamızla 27 Kasım-1 Aralık tarihleri arasında Sektörel Ticaret Heyeti organizasyonu düzenledik. 120’den fazla ikili iş görüşmesi gerçekleştirildi.” dedi.
    Er, Uluslararası Zeytin Konseyi rakamlarına göre, İspanya’nın 2020/21 sezonunda 1,4 milyon ton üretimle dünya toplam zeytinyağı üretiminin yüzde 46’sını tek başına gerçekleştiren dünyanın en büyük zeytinyağı üreticisi olduğunu vurguladı.
    “AB toplam zeytinyağı üretiminin yaklaşık yüzde 80’i İspanya tarafından gerçekleştiriliyor. Yıllık 537 bin ton zeytinyağı tüketimiyle dünyada ilk sırada yer alan İspanya, aynı zamanda önemli bir zeytinyağı ithalatçısı konumunda. 2021/22 sezonunda İspanya’ya zeytinyağı ihracatımızı miktar bazında yüzde 4 artırırken değer bazında ise yüzde 16 artışla 23,9 milyon dolar döviz geliri elde ettik.”

    Davut Er, “Bu sezon rekoltede dünya ikincisi olduk. İspanya’daki güçlü aktörlerle, üretici kooperatifleriyle, ithalatçılarla bir araya geldiğimizde karşılaştığımız yoğun ilgi gurur vericiydi. Zeytin ve Zeytinyağı Sektör Çalıştayı ve 2021 yılı Ödül Törenimiz ile sektörümüzün bütün paydaşlarıyla bir arada başarımızı kutlayacağız.” dedi.
    Zeytin ve Zeytinyağı Sektör Buluşması 
    Tarım Gazetecileri ve Yazarları Derneği Başkanı İsmail Uğural’ın moderatörlük yapacağı “Geçmişten Günümüze Zeytin-Zeytinyağı Sektörü ve Gelecek Beklentileri” isimli panelde Doç. Dr. Ahmet UHRİ, Tarım Yazarı Ali Ekber Yıldırım ve Gıda Yüksek Mühendisi Müge Aşan Nebioğlu konuşmacı olarak yer alacak.
    Güncel ekonomik gelişmeleri ise; Ekonomist Dr. Can Fuat Gürlesel aktaracak.

  • Yakın Doğu Üniversitesi, KKTC’nin en iyi, Türkiye’nin en iyi 5’inci üniversitesi!

    Yakın Doğu Üniversitesi, AD Scientific Index’in “En İyi Üniversiteler 2023” listesinde KKTC’de birinci, Türkiye genelinde ise 5’inci sırada yer aldı

    Uluslararası yükseköğretim derecelendirme kuruluşu AD Scientific Index, “Dünyanın En İyi Üniversiteleri 2023” listesini açıkladı. Listede, KKTC’nin en iyi üniversitesi olarak yer alan Yakın Doğu Üniversitesi, Türkiye genelinde 5’inci sırada yer alırken Avrupa’da ise 3.492 üniversite arasında 408’inci sırada yer aldı. 

    Uluslararası yükseköğretim derecelendirme kuruluşu AD Scientific Index, dünyanın en iyi bilim insanları ve üniversitelerini sıraladığı “Dünyanın En İyi Üniversiteleri 2023” listesini açıkladı. Geçen yıl dünya genelinde 15.175 üniversitenin değerlendirildiği listede bu yıl, dünyadaki 19.521 üniversite, akademik performanslarına göre sıralandı. Listede; Avrupa’dan 3.492, Türkiye’den 256, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden ise 10 üniversite yer aldı.

    Yakın Doğu Üniversitesi, KKTC’nin açık ara en iyi üniversitesi olarak yer aldığı listede, Türkiye genelinde 5’inci, Avrupa’da ise 408’inci sırada yer aldı. 

    Google Scholar verileri baz alınarak, üniversite ve bilim insanlarının son beş yıllık akademik yayın ve atıf performanslarının değerlendirildiği liste, h-index ve i10 index kriterlerinin yıllık, beş yıllık ve toplam değerlerinin analiz edilmesiyle oluşturuldu.

    Yakın Doğu Üniversitesi’nden iki isim dünyanın en iyi ilk 500 akademisyeni arasında!

    AD Scientific Index’in dünyanın en iyi üniversitelerini sıraladığı listede aynı zamanda 1.192.235 bilim insanı da akademik performanslarına göre değerlendirildi. KKTC’nin en iyi akademisyenlerinin sıralandığı listeye ise Yakın Doğu Üniversitesi damga vurdu. KKTC’nin en iyi ilk 10 akademisyeninin 9’u; en iyi ilk 20 akademisyeninin ise 15’i Yakın Doğu Üniversitesi’nden yer aldı.

    KKT’nin en iyi ilk iki akademisyeni olarak gösterilen Yakın Doğu Üniversitesi’de “Yüksek Enerji Fiziği” çalışmalarıyla ön plana çıkan Prof. Dr. İsa Dumanoğlu ve fizikçi Prof. Dr. Kerem Cankoçak aynı zamanda dünyanın en iyi ilk 500 akademisyeni arasında yer aldı. Prof. Dr. Dumanoğlu,  Prof. Dr. Cankoçak ve Doğu Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden Prof. Dr. Kemal Hüsnü Can Başer KKTC’nin en iyi ilk üç akademisyeni olarak gösterildi.

    AD Scientific Index’in en iyi bilim insanları sıralamasında Yakın Doğu Üniversitesi’nden 177 isim yer alırken, bunlardan üç isim dünya sıralamasında en iyi yüzde 2’lik dilimde; 16’sı en iyi yüzde 10’luk dilimde; 25’i ise en iyi yüzde 20’lik dilimde yer aldı.

    Prof. Dr. İrfan Suat Günsel: “Gücünü; bilimsel üretim, ARGE, sanat ve teknolojiden alan eğitim vizyonumuz; üniversitemizi ve ülkemizi dünya sıralamalarında üst sıralara taşımaya devam edecek.”

    Geçen hafta ODTÜ URAP’ın yayımladığı “Dünya Üniversiteler Sıralaması 2023”te, Yakın Doğu Üniversitesi’nin KKTC’nin en iyisi ve Türkiye’nin en iyi ikinci vakıf üniversitesi olarak yer aldığını hatırlatan Yakın Doğu Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. İrfan Suat Günsel, “Önemli uluslararası yükseköğretim derecelendirme kuruluşlarından AD Scientific Index’in verilerinin de aynı sonuçları teyit etmesinden büyük bir mutluluk duyuyoruz” dedi.

    Alınan sonuçların, uzun soluklu bir vizyonun ve çalışmanın sonucu olduğunu vurgulayan Prof. Dr. İrfan Suat Günsel, “Gücünü; bilimsel üretim, ARGE, sanat ve teknolojiden alan eğitim vizyonumuz; üniversitemizi ve ülkemizi dünya sıralamalarında üst sıralara taşımaya devam edecek” ifadesini kullandı. Prof. Dr. Günsel, bu başarıda büyük pay sahibi olan Yakın Doğu Üniversitesi akademisyenlerini tebrik etti.

  • Nükleer savaş tehdidi büyüyor…

    Nükleer savaş tehdidi

    büyüyor…

    Necdet Buluz

    Putin, Sivil Toplum ve İnsan Haklarını Geliştirme Konseyi Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, Donbas’ta yaşayanların insan haklarının 8 yıl boyunca ihlal edildiğini, uluslararası kuruluşların bunu görmezden geldiğini ifade etti.

    Ukrayna’ya başlattıkları ‘özel askeri operasyon’ sonrasında Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, Avrupa Konseyi ve diğer insan hakları organizasyonlarının ‘uyandığını’ belirten Putin, ‘Bütün bunlar, bu yapıların tüzüklerindeki görevlerini yerine getiremeyeceğini gösterdi. Bariz önyargıları nedeniyle, Rusya bu örgütlerdeki üyeliğine son vermek zorunda kaldı.’ dedi.

    Dünyadaki insan hakları konusunda mevcut yaklaşımların iyi olmaktan uzak, farklı hedeflere ulaşmakta kullanıldığı için kapsamlı bir analiz gerektirdiğini kaydeden Putin, ‘Özellikle insan hakları doktrininin, devletlerin egemenliğini yok etmek, Batı’nın siyasi, mali, ekonomik ve ideolojik egemenliğini haklı çıkarmak için kullanıldığını görüyoruz.’ ifadelerini kullandı.

    Batılı insan hakları organizasyonlarının ‘Rusya’yı hiçbir şekilde var olma hakkı olmayan ikinci sınıf bir ülke olarak gördüklerini’ ifade eden Putin, ulusal çıkarları için çeşitli yol ve araçlarla mücadele vereceklerini dile getirdi.

    Putin, ‘Her şeyden önce elbette barışçıl yollara ağırlık vereceğiz. Ama geriye hiçbir şey kalmaz ise elimizdeki tüm imkanlarla kendimizi savunacağız.’ diye konuştu.

    Ayrıca Putin, ek seferberlik önlemleri hakkında konuşmanın anlamsız olduğunu da vurgulayarak, bugün böyle bir şeye devletin ve savunma bakanlığının ihtiyacı olmadığını kaydetti.

    Rus ordusunun Ukrayna’daki ‘özel askeri operasyonu’ hakkında bilgi veren Putin, ‘Özel askeri operasyonun süreci elbette uzun olabilir. Yeni toprakların ortaya çıkması Rusya için önemli bir sonuç ve ciddi bir mesele.’ dedi.

    Nükleer savaş olasılığı ile ilgili de değerlendirmede bulunan Putin, “Nükleer savaş tehdidi büyüyor. Rusya (nükleer) ilk kullanmayacak, ilk kullanmayacaksa ikinci de olmayacak. Çünkü nükleer silahın topraklarımıza yönelik kullanılması imkanları çok sınırlıdır. Buna rağmen, savunma araçlarının kullanılması ile ilgili stratejimiz, saldırıya karşı yanıt verme etrafında kuruludur.’ diye konuştu.

    Putin, Rusya’nın çıldırmadığını ve nükleer silahların ne olduğunu bildiklerini vurgulayarak, Rus nükleer silahlarının diğer nükleer güce sahip ülkelerdekilerden daha ileri ve modern olduğunu dile getirdi.

    Nükleer silahları ‘jilet gibi sallayarak dünyada dolaşmayacaklarını’ ifade eden Putin, bu silahların caydırıcı olduğunu ve herkesin bunu anladığını umduğunu belirtti.

    Putin, eski İngiltere Başbakanı Liz Truss’ın yaptığı gibi nükleer silah kullanma olasılığından bahsetmediklerini, sadece buna cevap olarak bazı önlemler aldıklarını aktardı.

  • Turist kapma yarışı…

    Turist kapma

    yarışı…

     

    Necdet Buluz

     

     

    Turizmde iki büyük rakibimiz var: ispanya ve Yunanistan. Bu iki rakibimiz de turist sayısını artırıp, kasalarını doldurdu.

    Şimdi iki rakibimizin son durumlarına bir göz atalım:

    İspanya turizm sektöründeki hızlı toparlanma devam ediyor. Açıklanan verilere göre, ekim ayında İspanya’ya giden yabancı ziyaretçi sayısı bir önceki yılın aynı ayına kıyasla yüzde 39,4 oranında artarak 7 milyon 178 bine ulaştı. İspanya’ya en çok ziyaretçi gönderen ülke ekim ayında da İngiltere oldu. Ekim ayında 1,5 milyon İngilizin ziyaret ettiği İspanya’ya Almanya’dan 1 milyon 55 bin, Fransa’dan 917 bin, İtalya’dan 354 bin ve Hollanda’dan 350 bin ziyaretçi gitti.

    Image processed by CodeCarvings Piczard ### FREE Community Edition ### on 2017-01-28 12:51:34Z | http://piczard.com | http://codecarvings.com

    Ocak-ekim arasındaki 10 aylık dönemde İspanya’ya giden yabancı ziyaretçi sayısı ise yüzde 153,7 oranında artarak 63 milyon 94 bin oldu. Bu dönemde İspanya’ya en çok turistin gönderen ülke 13 milyon 529 binle İngiltere olurken onu 8 milyon 840 binle Fransa, 8 milyon 879 binle Almanya, 3 milyon 548 binle Hollanda ve 3 milyon 448 binle İtalya takip etti. 2022 yılının 10 aylık diliminde İspanya, 5 Avrupa ülkesinden 38,4 milyon ziyaretçi aldı.

    2022 yılının 10 aylık döneminde İspanya, 74 milyon 722 bin ziyaretçi ağırladığı 2019’un aynı döneminin ise yüzde 84,4’üne, ekim ayında ise 7,6 milyon ziyaretçi ağırladığı 2019’un aynı ayının yüzde 94,4’üne ulaşmayı başardı.

    Ekim ayında İspanya’nın turizm geliri 2021’in aynı ayına göre yüzde 48 artışla 8 milyar 296 milyar euro oldu. Böylece İspanya, 8 milyar 367 milyon euro turizm geliri elde ettiği 2019 yılının yüzde 99,15’ine ulaştı. 

    Ekim ayında İspanya’da turist başına ortalama harcama yüzde 6,2 artışla 1.156 euro olurken, turist başına gecelik harcama yüzde 20 artarak 168 euroya ulaştı. 

    Aynı ayda İspanya’da ziyaretçi başına ortalama konaklama süresi ise yüzde 0,6 düşüşle 6,9 geceye geriledi.

    İspanya’nın ocak-ekim arasındaki 10 aylık dönemde elde ettiği turizm geliri ise yüzde 177 artarak 76 milyar 433 milyon euro oldu. Bu rakamla İspanya, 82 milyar 197 milyon euro turizm geliri elde ettiği 2019 yılının yüzde 93’üne ulaşmış oldu.

    2022 yılının 10 aylık döneminde İspanya’nın en çok turizm geliri elde ettiği ülkeler 15 milyar 401 milyon dolarla İngiltere, 10 milyar 209 milyon dolarla Almanya, 7 milyar 203 milyon dolarla Fransa ve 3 milyar 51 milyon dolarla İtalya oldu. İspanya, 10 ayda sadece bu dört ülkeden 35 milyar 864 milyon euro turizm geliri elde etti.

    2022 yılının ocak-ekim arasındaki 10 aylık döneminde hava yolu ile Yunanistan’a giden turist sayısı 2019’un yüzde 0,8 üzerine çıkarak 20,3 milyon oldu.

    Buna karşın, kara yolu ile ülkeye giden yabancı ziyaretçi sayısı 2019 yılının aynı dönemine göre yüzde 37,5 düşerek 11,1 milyondan 7,2 milyona geriledi.

    Yunanistan’ın 10 aylık turizm geliri 2019’un aynı dönemine göre 503 milyon euro azalsa da, 2022 için belirlenen hedefin üzerine çıktı. Yunanistan Turizm Bakanı Vassilis Kikilias, 15 milyar euro olarak belirlenen 2022 turizm gelirinin hedeflenenden 3 milyar euro daha fazla olacağının açıkladı.

    Siyasetçilerin Yunanistan’ı ziyaret etmeye devam ettiğini ve 11 havayolu şirketinin düşük sezonda (Aralık, Ocak, Şubat, Mart) Yunanistan kapasitesini ve uçtuğu destinasyon sayısını artırmayı kabul ettiğini kaydeden Yunan Bakan, ülkede yapılan her 10 yatırımdan 8’inin doğrudan ya da dolaylı olarak turizmle ilişkili olduğunu bildirdi.

  • Katar’dan turizm atağı…

    Katar’dan turizm

    atağı…

     

    Necdet Buluz

     

    Katar Turizm, “Katar’da Daha Fazlasını Hisset” başlığı altında duygusal bağlara, aile dostu aktivite ve deneyimlere odaklanan yeni bir küresel marka platformu ve uluslararası reklam kampanyası başlatıyor.   

    Kampanyanın merkezinde, Katar’da kaldıkları süre boyunca farklı duyguları tecrübe eden bir aileye odaklanan yeni televizyon reklamı yer alıyor. Televizyon reklamı, küresel yayınlarda ve yerel TV kanallarında 60 ve 30 saniyelik formatlarda gösterilecek.

    Kampanya 16 ülkede faaliyete geçecek ve Facebook, Instagram ve Snapchat de dahil olmak üzere sosyal medya platformlarında ve YouTube ve Google Reklam Ağını içeren dijital platformlarda kapsamlı çevrim içi ve dış mekân reklamları da içerecek. Kampanya, seçili basılı reklamlar aracılığıyla da hayata geçirilecek. Yenilenen marka web sayfası www.visitqatar.com üzerinden içeriklere Türkçe’nin yanı sıra İngilizce, Arapça, Fransızca, İtalyanca, Almanca, Çince, İspanyolca ve Rusça olmak üzere dokuz ayrı dilde erişilebilecek.

    Kampanya hakkında görüşlerini ileten Katar Turizm Yönetim Kurulu Başkanı ve Qatar Airways Group CEO’su Akbar Al Baker; “İnsanları Katar’ın kalbini ve ruhunu keşfetmeye çağırıyoruz. Katar, buraya gelen ailelere daha bütünleşmiş hissettiren, çiftleri birbirine bağlayan ve arkadaşlara daha çok eğlenme fırsatı sunan bir ülke. Yeni küresel kampanyamız işte bu duygulara ve çok daha fazlasına odaklanıyor. Yolu Katar’a düşen tüm misafirlerimizin bu hisleri tecrübe edeceğinden eminiz” dedi.

    “Katar’da Daha Fazlasını Hisset” kampanyasında üç ilgi çekici yerli animasyon karakter, bir aileyi Katar’da ülkenin misafirperverliği ve sıcakkanlılığıyla tanıştırdığı aileyi duygusal bir yolculuğa çıkarıyor. Karakterler şahin Shaheen, Arabistan antilobu Maha ve şahin gagalı kaplumbağa Lulu, Katar’ın ikonik vahşi doğasını temsil ediyor. Karakterler, aileye önderlik ederek onları kozmopolit modernite ile nefes kesen bir coğrafyayı, Arap geleneklerini ve Arap kültürünü harmanlayan Katar’ın kalbinde bir keşfe çıkartıyor.

    “Katar’da Daha Fazlasını Hisset” marka platformunun bir parçası olarak ‘Futbol Yok.  Kaygı Yok’ kampanyasının da 15 Kasım’da başlaması planlanıyor.  İtalya futbolunun efsanesi Andrea Pirlo’nun yer alacağı kampanyada Pirlo’yu Katar’ın sunduğu farklı maceraların tadını çıkarırken izleyeceğiz. Kampanya, İç deniz Khor Al Adaid’in çöllerinde kum sörfünden, İslam Eserleri Müzesinde kültürel doyuma ve Fuwairit Kite Beach Resort’ta uçurtma sörfüne kadar, Katar’da futboldan çok daha fazlası olduğunu göstermeyi hedefliyor.

    “Futbol Yok. Kaygı Yok” kampanyası televizyon reklamı, dijital kanallarda ve YouTube, Facebook, Instagram ve Snapchat gibi sosyal medya platformlarında yayınlanacak. 

    “Sınırları Aşan Bir Dünyayı Deneyimle” kampanyasını takip eden “Katar’da Daha Fazlasını Hisset”, Katar’ın 2030 yılına kadar yılda altı milyondan fazla ziyaretçiyi ağırlamaya yönelik turizm hedefine hizmet edecek.

  • Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Ulusal güvenlik tehdidinde izin istemeyiz

    Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Al Jazeera İngilizce kanalında katıldığı programda, gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde düzenlediği operasyona Rusya ve İran’ın yeşil ışık yakıp yakmadığına ilişkin soru üzerine Kalın, “Ulusal güvenlik tehdidiyle karşı karşıya kaldığımızda izin istemeyiz, sadece müttefiklerimizle koordine ederiz” dedi. PKK terör örgütünün son yıllarda taktik değişikliğine gittiğini dile getiren Kalın, “Suriyeli Kürt denilen veya diğerleri yerine, bir çeşit kendilerini örtbas etmek için farklı milletten kişileri kullanıyorlar. (İstiklal saldırısı) Açıkça PYD/YPG tarafından koordine edildi” diye konuştu. Kalın, 2019’da ABD ile varılan mutabakat doğrultusunda Washington yönetiminin PYD/YPG unsularını Türkiye sınırından 30 kilometre uzağa uzaklaştırması gerektiğinin ancak bu anlaşmanın ihlal edildiğinin altını çizdi. HDP’nin çeşitli PKK unsurlarıyla bağlantılarının bilindiğini, HDP’nin de bunu inkar etmediğini ve bunun da soru işaretlerini beraberinde getirdiğini aktaran Kalın, “PKK, HDP ya da YPG-PYD temsil ediyor demek Kürtlerin kendilerine hakaret olur” şeklinde konuştu. İbrahim Kalın, Suriye’deki rejim lideri Beşşar Esad, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Körfez ülkelerine ilişkin de önemli mesajlar verdi.

    Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, “Ulusal güvenlik tehdidiyle karşı karşıya kaldığımızda izin istemeyiz, sadece müttefiklerimizle koordine ederiz” dedi.

    Sözcü Kalın, Al Jazeera İngilizce kanalında katıldığı programda, gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Türkiye’nin İstanbul İstiklal Caddesi’nde düzenlenen terör saldırısına karşılık Suriye ve Irak’ın kuzeyine yönelik düzenlediği hava saldırılarına değinen Kalın, havadan veya karadan bu teröristlerin peşinden gidileceğini söyledi. Kalın, İstanbul’daki terör saldırısının arkasında YPG/PYD’nin olduğuna dair ellerinde açık deliller olduğunu, bombayı yerleştiren teröriste yardım edenlerin de gözaltına alındığını anımsattı.

     

     

     

    “İSTANBUL’DAKİ SALDIRI PYD/YPG TARAFINDAN KOORDİNE EDİLDİ”

    PKK terör örgütünün son yıllarda taktik değişikliğine gittiğini dile getiren Kalın, “Suriyeli Kürt denilen veya diğerleri yerine, bir çeşit kendilerini örtbas etmek için farklı milletten kişileri kullanıyorlar. (Bu saldırı) Açıkça PYD/YPG tarafından koordine edildi” diye konuştu.

    “BU UNSURLAR ANKARA İÇİN MEŞRU HEDEF”

    Kalın, PKK’nın YPG’nin terör örgütleri olduğunu, bu örgütlere ait Suriye’nin kuzeyinde, doğusunda, batısında ya da Türkiye sınırına yakın bölgelerdeki unsurların, noktaların Ankara için meşru hedef olduğunu vurguladı.

    “SURİYE’NİN KUZEYİNDEKİ VARLIĞINI MEŞRULAŞTIRMAK İÇİN KULLANDIĞINI GÖSTERİYOR”

    Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde düzenlediği operasyonda PKK, PYD/YPG unsurlarını vurduğuna, ABD veya Rus güçlerini hedef almadığına işaret eden Kalın, “(ABD ve Rus güçlerine) Tabii bu unsurlardan uzak durmalarını söylüyoruz. PYD/YPG bir noktada ABD bayrağını, başka noktada da rejim bayrağını kendisini korumak için kullanıyor. ‘Burada Amerikalılar var bize saldıramazsınız, rejim güçleri burada, bize saldıramazsınız’. Yakın zamanda, çok az olsa da geçmişte bunu bazen Ruslarla da yapıyorlardı. Bana göre bu durum PYD/YPG’nin ABD ile olan ittifakını Suriye’nin kuzeyindeki varlığını meşrulaştırmak için kullandığını gösteriyor” şeklinde konuştu.

    “HEDEFLERİMİZİN PKK, PYD/YPG UNSURLARI OLDUĞU MESAJINI GÖNDERDİK”

    Sözcü Kalın, Türkiye’nin son günlerde Suriye’nin kuzeyine düzenlediği hava operasyonlarının ABD askerlerinin hayatını riske attığı yönünde Washington’dan gelen açıklamaları reddederek, “ABD’li müttefiklerimize, ABD’lileri, sivilleri, Rusları, İranlıları ya da diğerlerini hedef almayacağımız, bizim hedeflerimizin özellikle PKK, PYD/YPG unsurları olduğu mesajını gönderdik” değerlendirmesinde bulundu.

    “ULUSAL GÜVENLİK TEHDİDİYLE KARŞI KARŞIYA KALDIĞIMIZDA İZİN İSTEMEYİZ”

    Rusya ve İran’ın Türkiye’nin operasyonuna yeşil ışık yakıp yakmadığına ilişkin soruya Kalın, “Ulusal güvenlik tehdidiyle karşı karşıya kaldığımızda izin istemeyiz, sadece müttefiklerimizle koordine ederiz” ifadesini kullandı.

    “2019’DAKİ ANLAŞMA İHLAL EDİLDİ”

    Kalın, 2019’da ABD ile varılan mutabakat doğrultusunda Washington yönetiminin PYD/YPG unsularını Türkiye sınırından 30 kilometre uzağa uzaklaştırması gerektiğinin ancak bu anlaşmanın ihlal edildiğinin altını çizdi.

    “DEAŞ TUTUKLULARINI SİYASİ REHİNE OLARAK KULLANIYOR”

    PYD/YPG’den Türkiye’nin kara operasyonu başlatması halinde Suriye’nin kuzeyinde DEAŞ terör örgütü mensubu tutukluların tutulmasını garanti edemeyeceği yönündeki açıklamalarının hatırlatılması üzerine Kalın, “Bu, PYD/YPG’nin müzakereler için, ABD’li ve Avrupalılardan daha fazla destek, askeri, siyasi, basın desteği almak için DEAŞ tutuklularını siyasi rehine olarak kullandığını gösteriyor” dedi.

    CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN, ESAD İLE GÖRÜŞECEK Mİ?

    Kalın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye’deki rejim lideri Beşşar Esad arasında görüşme olup olmayacağını, olacaksa ne zaman olacağını bilmediğini belirtti. Sahada birçok şeyin yapıldığının görülmesi gerektiğini ifade eden Kalın, bunlardan birinin de Esed rejiminin Suriye’de PKK, PYD/YPG ve diğer elementlere karşı açık bir duruş sergileyip sergilemeyeceği olduğuna dikkati çekti. Kalın, ABD, Avrupa ve birçok Arap ülkesi başta olmak üzere neredeyse tüm dünyanın unuttuğu bir dönemde Ankara’nın meşru Suriye muhalefetini unutmadığına ve desteklemeye devam edeceğine vurgu yaptı.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Esad ile görüşmeye yönelik verdiği mesajlara değinen Kalın, “Bu tür bir (Erdoğan-Esed) görüşme için acil bir planımız yok ama Cumhurbaşkanımız, ‘Sorumlu davranırsan, güvenlik endişelerini giderirseniz ve siyasi sürecin ilerlemesine izin verilirse, ondan sonra siyasi sürecin ilerlemesi, Suriye halkının korunması, bölgesel barış ve güvenliğin sağlanması, Türkiye-Suriye sınırı boyunca güvenliğin ve düzenin sağlanması gibi şeyler olursa şans vermeye hazırım’ mesajı gönderiyor. Yani (Cumhurbaşkanı Erdoğan) hemen görüşme ya da sadece buluşmak için söylemiyor” şeklinde konuştu.

    “KÜRTLERİN KENDİLERİNE HAKARET OLUR”

    Kalın, HDP’nin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) temsil edildiğini ve halk tarafından oylandığını ancak PKK’ya karşı net bir duruş sergilemediğini ifade etti. HDP’nin çeşitli PKK unsurlarıyla bağlantılarının bilindiğini, HDP’nin de bunu inkar etmediğini ve bunun da soru işaretlerini beraberinde getirdiğini aktaran Kalın, “PKK, HDP ya da YPG-PYD temsil ediyor demek Kürtlerin kendilerine hakaret olur” diye konuştu.

    Kalın, “Öncelikle şunu belirteyim ki PKK Kürtleri temsil etmiyor, nasıl DEAŞ ve El Kaide küresel ölçekte Müslümanları temsil etmiyorsa PKK da Kürtleri temsil etmiyor” ifadesini kullandı.

    “KÖRFEZ ÜLKELERİNDE SİYASİ MANZARA TAMAMEN DEĞİŞTİ”

    Körfez ülkelerinde siyasi manzaranın tamamen değiştiğine işaret eden Kalın, bunun bir fırsat olduğunu ve bu gelişmenin memnuniyetle karşılandığını dile getirdi. Kalın, sadece Mısır’a değil aynı zamanda Katar’a uygulanan ablukada da değişim olduğunu belirterek, “Suudi Arabistan ile BAE ve Mısır ile birkaç ülke arasındaki bu ittifak sadece Katar’a değil, bize de karşıydı. Siyasi, ekonomik ve sosyal birçok fırsatı kaybettiğinizi düşündüğüm üzücü bir dönemdi. Şimdi işler değişmeye başladı” dedi.

    Daha önce izlenilen yolun doğru olmadığını ve belki de hayal kırıklığına uğradıklarını söyleyen Kalın, ABD ve diğer ülkelerin politikaları dolayısıyla hayal kırıklığı yaşayan ülkelerin böylelikle değişmeye başladığını söyledi.

    MISIR CUMHURBAŞKANI SİSİ SORUSU

    Erdoğan ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’nin yakın zamanda bir araya gelip gelmeyeceği sorusuna yanıt veren Kalın, “Bu noktada herhangi bir şey planlanmış değil ama işler yine nasıl gidecek göreceğiz, her iki taraftan da yapılması gereken şeyler var ama bu konuların ele alınması için bir el sıkışmanın gerçekleştiğini bilmenizde fayda var. Bazen bu ilgi alanları ve bakış açıları değişir ve bunlar bazı fırsatlar yaratır ve siz de bu fırsatları değerlendirirsiniz” diye konuştu.

    “İRAN’IN İZOLE OLMASI YERİNE ANGAJE OLMASI GEREKTİĞİNE HER ZAMAN İNANDIK”

    Kalın, yeni bir sayfa açıldığını ve herkesin çıkarına olan bölgesel barış ve istikrara yardımcı olmak için ekonomik ve siyasi gücün sosyal sermaye gücünü birleştireceğine inandığını söyleyerek, “İran’ın izole olması yerine angaje olması gerektiğine her zaman inandık. İran ile angaje olmak, (İranlıların) bölgenin jeopolitik resmine dahil edilmesi, İran’ı izole etmekten ya da İran’a saldırmaktan her zaman daha iyi bir seçenek” değerlendirmesinde bulundu.

    “BİRBİRİMİZE KARŞI SAVAŞMAKTANSA BİRBİRİMİZİ GÜÇLENDİRELİM”

    İran da dahil olmak üzere bölgesel bir bakış açısına sahip olunması tavsiyesinde bulunulduğunu kaydeden Kalın, “Birbirimize karşı savaşmaktansa birbirimizi güçlendirelim” dedi. Sözcü Kalın, bunun “sıfır toplamlı bir oyun” olmadığını, özellikle Türkiye’nin doğu ile batı, kuzey ile güney arasındaki jeopolitik konumu, tarihi, kültürü ve coğrafyası göz önüne alındığında bu politikanın değerinin yıllar içinde kanıtlanmış olduğuna inandığını söyledi. Kalın, “Eğer onu doğru kullanırsan bu bir lütuftur ama eğer kullanmazsan külfet olur” diyerek, farklı paydaşlar arasındaki bu dengenin korunmaya çalışıldığını aktardı.