Kategori: Sür Manşet
-

DESAM Başkanı Gürkan Avcı“Milli eğitim iflas bayrağını çekti!
Siverek ve Kahramanmaraş’taki okullarda düzenlenen silahlı saldırılarla tüm ülkeyi sarsan olaylarla ilgili, “Milli eğitim iflas bayrağını çekti! Kindar Gençlik Hayali Çöktü, Ruhsuz Eğitim Cinayet İşliyor!” diyen DESAM (Demokrasi ve Eğitim Etütleri Stratejik Araştırma Merkezi) Yönetim Kurulu Başkanı Gürkan Avcı, şunları söyledi:
OKULDA ÖLÜM SIRASI KİME GELDİ?
Gençliğimiz Yalnız ve Öfkeli! Eğitim Sistemi Cinayet İşliyor!Değerli basın mensupları, sevgili anne-babalar, öğretmenler ve öğrencilerimiz,
Siverek’te ve Kahramanmaraş’ta yaşanan iki acı olay, hepimize acı bir gerçeği yüzümüze vurmaktadır: Milli ve manevi kültürümüzü gençlerimize hakkıyla aktaramadığımızın, onları ruhen ve ahlaken güçlü bireyler olarak yetiştiremediğimizin en acı delilidir bu yaşananlar. “Kindar ve dindar gençlik yetiştireceğiz” söylemiyle başlayan eğitim anlayışı, bugün tam anlamıyla iflas etmiştir.
Spora, sanata, kültüre ve sağlıklı sosyal faaliyetlere yönlendirilmesi gereken; ruhen, zihnen ve bedenen enerjilerini olumlu mecralarda deşarj etmeleri gereken genç beyinlerimiz, çarpık, baştan savma ve sığ bir eğitim sisteminin kurbanı hâline getirilmiştir.
Çocuklarımızı ve ailelerini doğru şekilde yönlendirme, rehberlik etme kabiliyetinden yoksun, ruhsuz ve vizyonsuz bir eğitim anlayışı, gençlerimizi sosyal medyanın karanlık sokaklarına, olumsuz mecralara terk etmiştir. Orada kendilerini ispat etme, dikkat çekme ve değer görme arayışına itilen gençlerimiz, maalesef şiddet, kin ve yıkım ile yüzleşmektedir.
Bugün DESAM Genel Merkezi’nde, okul güvenliği, akran zorbalığı, mobbing ve şiddet önleme alanlarının önde gelen uzmanlarıyla bir araya geldik. Ülkemizin yüreğini dağlayan bu iki trajediyi derin bir üzüntü, bilimsel titizlik ve ulusal sorumluluk duygusuyla masaya yatırdık. Çünkü artık vakit kaybetme lüksümüz kalmamıştır. Okullarımızdaki şiddet zincirine son vermek için; erken uyarı, bilimsel koruma ve köklü bir ulusal dönüşüm zamanıdır!
Bu olaylar, “münferit asayiş hadisesi” olarak nitelendirilemeyecek kadar ciddi ve birbirini tetikleyen bir sistemik uyarıdır. Artık gözlerimizi kapatamayız. Bu açıklamamız, sadece bir eleştiri değildir; Türkiye’nin eğitim sistemini 2030’lara taşıyacak, dünya çapında örnek gösterilecek vizyoner bir yol haritası sunmaktadır.
Çünkü on yıllardır süren uluslararası araştırmalar net bir gerçeği ortaya koymaktadır: Okul şiddeti tesadüf değildir. Erken sinyaller kaçırıldığında, sosyal medya üzerinden taklit etkisiyle hızla bulaşır. “Bekle-gör” yaklaşımı her yeni kurbanı doğurur. Artık zaman, cesur, bilim temelli ve sistemli bir değişim zamanıdır.
Olayların Gerçek Boyutu: “Münferit” Değil, Sistemik Bir Kırılmadır
Bu iki büyük olay arasında yalnızca 24 saat var. Bilimsel veriler açıkça gösteriyor: Okul saldırıları ortalama 13 günlük bir bulaşma penceresi içinde birbirini tetikliyor. Sosyal medyada fail görüntüleri, “devamı gelecek” paylaşımları, akran zorbalığına dayalı kin dili ve intikam söylemleri zehirli bir döngü yaratıyor.
Sorun, tek bir gencin “kötü” olması değildir. Sorun, okul ikliminin bozulması, akran mobbing’inin normalleşmesi, dijital taklit etkisinin büyümesi ve silah erişiminin kolaylaşmasıdır. Okullarımıza “Güvenli okul” tabelası asmak yetmez. Dinamik risk değerlendirmesi, erken uyarı mekanizmaları ve bütünsel bir koruma modeli artık zorunludur. Aksi takdirde kelebek etkisiyle yarın başka bir ilde, başka bir okulda aynı tabloyla yüzleşeceğiz.
Acil Eylem Planı: Bilimsel Zorunluluk Olarak 2 Günlük Standart Ara Verilmelidir
Hemen bugün, tüm Türkiye genelinde en az 2 tam gün (gerekirse 4 gün) eğitime ara verilmelidir. Bu karar panik yaratmak için değil, bilimsel bir zorunluluktur. Bu kısa süre içinde Milli Eğitim Bakanlığı şu adımları atmalıdır:
- Olay yeri incelemesi ve delil toplama tamamlanmalı,
- Dijital tehdit taraması ve sosyal medya izleme yapılmalı,
- İkinci fail veya yardımcı ihtimali titizlikle dışlanmalı,
- Psikososyal destek ekipleri hazır hale getirilmeli,
- Fiziki güvenlik kontrolleri (kamera kör noktaları, giriş-çıkış prosedürleri, servis ve arka kapılar) yeniden yapılmalı.
Kırmızı bayraklar varsa — açık tehdit, silah paylaşımı, eski öğrenci bağlantısı, “yarın sıra bizde” paylaşımları, şüpheli dolaşım veya keşif davranışı — ilgili okul kesinlikle açılmamalıdır. Siverek’te uygulanan 4 günlük ara doğru adımdır; Kahramanmaraş’ta da aynı standart derhal ve kararlılıkla hayata geçirilmelidir.
Erken Uyarı Sistemleri: Hayat Kurtaran 5 Katmanlı Bilimsel Koruma Kalkanı
Uluslararası kanıtlar gösteriyor ki, okul saldırılarında %80’inden fazlasında fail, niyetini (leakage) birine sızdırıyor. Bu sinyalleri yakalamak için 5 katmanlı erken uyarı sistemi derhal kurulmalıdır:
- Akran ve Yetişkin İstihbaratı: Öğrencilerin “şaka gibi” tehditleri, kin dili, silah fotoğrafı paylaşımları ve intikam söylemleri tek bir ulusal havuzda toplanmalı. Anonim ihbar hatları (Say Something benzeri) her okulda zorunlu olmalı.
- Rehberlik ve Disiplin Verileri Entegrasyonu: Son 30 günde gelen tehdit, kavga, uzaklaştırma, devamsızlık ve sosyal medya ihbarları yapay zekâ destekli tek platformda risk haritasına dönüştürülmeli.
- Dijital Tehdit Taraması: Sosyal medya keyword analizi, “okul krokisi”, “silah temini” ve “katliam övgüsü” gibi ifadeler anında alarm vermeli. Gizlilik kuralları içinde, yapay zekâ + insan doğrulaması bir arada çalışmalı.
- Tek Komuta Zinciri Kriz Masası: Her okulda müdür, millî eğitim, rehberlik ve kolluktan oluşan “Tehdit Değerlendirme Ekibi” 5 adımlı karar ağacıyla (transient vs. substantive tehdit ayrımı) çalışmalı. Tehlike seviyesi belirlendikten sonra anında müdahale protokolü devreye girmeli.
- Psikososyal ve Aile Desteği: Erken sinyal yakalandığında ceza değil, destek devreye girmeli: Bireysel danışma, aile ziyareti ve sosyal-duygusal öğrenme seansları.
Bu sistem, uluslararası araştırmalarda saldırıları %70-90 oranında önleme potansiyeli taşımaktadır.
Uluslararası Başarılı Modeller ve Türkiye’ye Uyarlaması: Dünya Standartlarını Yakalayalım
Dünya, bu sorunu çözdü. Norveç’te Olweus Zorbalık Önleme Programı (OBPP) zorbalığı %18-19, kurbanlaşmayı %15-16 azalttı; okul iklimini kökten değiştirdi. ABD Virginia’da Comprehensive School Threat Assessment Guidelines (CSTAG) modeli binlerce okulda uygulandı: Tehditlerin %99’u şiddet olmadan çözüldü, okuldan uzaklaştırma oranları dramatik düştü, ırksal ayrımcılık ortadan kalktı ve öğrenciler “okul daha güvenli” dedi.
Finlandiya’da KiVa Programı ve ABD’de bütünsel SEL (Sosyal-Duygusal Öğrenme) yaklaşımları, akran mobbing’ini %40-50 azalttı. Bu modellerin ortak noktası: Bütün okul yaklaşımı, erken müdahale ve veri odaklı karar alma.
Türkiye bu modelleri uyarlayarak kendi ulusal hibrit sistemini yaratabilir: Olweus’un iklim değişikliği + Cornell’in tehdit değerlendirmesi + yerli yapay zekâ ve akran istihbaratı. 2027’ye kadar pilot illerde uygulansın, 2028’de tüm ülkeye yayılsın.
Pedagojik Gelecek Projeksiyonu: Türkiye’yi Dünya Okul Güvenliği Modeli Haline Getirmeliyiz
Bu kriz, aynı zamanda büyük bir fırsattır. Türkiye, “bekle-gör” modelinden çıkıp “erken sinyal – hızlı tehdit değerlendirmesi – geçici koruma arası” modeline geçerse, 2027 eğitim yılına kadar dünyada örnek gösterilen bir sistem kurabilir:
- Her okulda Tek Komuta Zinciri altında dijital destekli Tehdit Değerlendirme Kriz Masası kurulacak.
- Ulusal “Okul İklimi ve Güvenlik Endeksi” ile her okula dinamik risk notu verilecek; basit “güvenli” etiketi yetmeyecek, sürekli iyileştirme zorunlu olacak.
- Akran zorbalığı ve mobbing’e karşı bütünsel program devreye girecek: Sosyal-duygusal öğrenme (SEL) müfredatı, aktif müdahaleci öğrenci kültürü ve veli-öğretmen-öğrenci ortaklığı ile zorbalık oranları %40-50 oranında düşürülecek.
- Yapay zekâ destekli erken uyarı sistemi devreye alınacak: Sosyal medya paylaşımları, rehberlik notları ve tehdit kelimeleri anında tek havuzda toplanacak.
- Her öğretmen her yıl zorunlu “travma farkındalığı, tehdit algısı ve akran istihbaratı” brifingi alacak.
- Velilere tek merkezden dijital ve yazılı “güvenlik ortaklığı” paketi gönderilecek: “Çocuğunuzdan duyduğunuz her tehdidi ihbar edin” çağrısı net olacak.
Bu vizyon gerçekleşirse Türkiye, 2030’da OECD ülkeleri arasında okul şiddeti en düşük ilk 3 ülke arasına girebilir. Çocuklarımız korkmadan okula gidecek, öğretmenlerimiz motive ve güvende çalışacak, velilerimiz huzurlu olacak. Bu, sadece güvenlik meselesi değil; eğitimde ulusal bir sıçrama, geleceğimize yapılan en büyük yatırımdır.
Öğrencilerimize: Sizler Kahramansınız
Sevgili gençler, sizler bu ülkenin umudu ve geleceğisiniz. Okulunuzda bir arkadaşınızın “şaka gibi” bir tehdit savurduğunu, kin dolu sözler söylediğini veya silah fotoğrafı paylaştığını duyarsanız lütfen sessiz kalmayın. Ekran görüntüsünü hemen bir yetişkine gösterin. Faili övmek yeni kurbanlar yaratır; birbirinizi korumak ise gerçek kahramanlıktır. Siz izleyici değil, aktif müdahaleci olabilirsiniz. Bir tehdidi rapor etmek, bir hayat kurtarmaktır. Sizlerin sesi, okullarımızı daha güvenli kılacaktır.
Velilerimize: Siz Okulların En Güçlü Halkasısınız
Değerli anne-babalar, çocuğunuz “okula gitmek istemiyorum”, “korkuyorum” veya sessizleştiğinde lütfen dinleyin. Evinizde silah erişimini sıkı kontrol edin. Kin dili, intikam söylemi, silah fotoğrafı veya “intikam alacağım” ifadeleri gördüğünüz anda okul yönetimi ve kollukla hemen paylaşın. Sizler sistemin en güçlü halkasısınız. Erken müdahale ile şiddetin %40’ı önlenebilir. Panik yapmayın; sistemli, sorumlu ve duyarlı olun. Çocuklarınız önce size emanettir.
Öğretmen ve Okul Yöneticilerimize: Destek ve Teşekkür
Sizler ön cephesiniz. “Kim sorunlu çocuk?” değil, “Kimden endişe duyuluyor ve neden?” sorusunu sorun. Akran istihbaratını, devamsızlık listelerini, kantin ve bahçe dinamiklerini, “şaka gibi” tehditleri ciddiye alın. Kamera kör noktalarını, arka girişleri yeniden kontrol edin. Yalnız değilsiniz. Ulusal destek timleri ve kriz masaları sizlerin yanında olmalıdır. Sizlerin fedakârlığı ve gözlem gücü, birçok felaketi önleyebilir.
Yetkililere İvedi Tembihlerimiz: Şimdi Gerçek Liderlik Zamanı
Sayın Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e:
Dün açıkladığınız güvenlik protokolü güncellemesi önemli bir adımdır ancak yeterli değildir. Hemen şu adımları atın:
• Ulusal Tehdit Değerlendirme Kılavuzu’nu 30 gün içinde tüm okullara zorunlu hale getirin.
• Her ile “Tehdit Destek Timi” kurun.
• Sosyal medya yayın kısıtlaması ve faili övücü içerik yasağı yönetmeliğini çıkarın.
• 2 günlük standart “tehdit değerlendirme tatili” prosedürünü yasal hale getirin.Cumhurbaşkanlığı Eğitim Politikaları Kurulu’na ve Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a:
Sayın Cumhurbaşkanı, bu iki olay sizden güçlü bir liderlik bekliyor. Lütfen Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile “Okul Güvenliği ve İklimi Ulusal Stratejisi” ni ilan edin. Bütçede öncelik verin. Bu stratejiyi “eğitimde vizyoner reform” olarak sahiplenin. Çocuklarımız size emanettir. Türkiye’yi güvenli okul ikliminde dünya modeli yapmak sizin elinizdedir.Değerli basın mensupları, bu öneriler bir uyarı değil, umut ve eylem çağrısıdır. Kelebek etkisiyle olaylar yayılmadan, umut etkisiyle güveni yeniden inşa etmeliyiz. Türkiye, bu vizyoner modelle yarınlara daha güvenli, daha güçlü ve daha aydınlık bakabilir. Bilim, pedagoji ve ulusal vicdan adına…
-
OTOMOBİLLERİN ARAÇ MUAYENE MALİYETİ 3 BİN 748 TL’Yİ BULUYOR
PALANDÖKEN, “ARAÇ MUAYENEDE ÇİFT ÜCRETLENDİRME ADİL DEĞİL”
-“EGZOZ VE MUAYENE ÜCRETİ AYRI AYRI ALINMAMALI”
-“ARAÇ BİR BÜTÜNDÜR, MUAYENE DE TEK KALEM OLMALI”
-“10-15 DAKİKALIK İŞLEM İÇİN ARAÇ MUAYENE ÜCRETLERİ ÇOK YÜKSEK”
-“OTOMOBİLLERİN ARAÇ MUAYENE MALİYETİ 3 BİN 748 TL’Yİ BULUYOR”
ANKARA- Araç muayene ücretlerinin yüksekliği ve uygulamadaki çift ücretlendirme sistemine değinen TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, Araç muayene istasyonlarında yapılan muayenelerde, bilindiği üzere aracın periyodik çalışır haldeki durumunun bakılması yanında, diğer tarafta da emisyonla yapılan muayene var. Bu çifte bir fiyatlandırma oluyor. Bunun miktarı da 3 bin 750 TL civarında oluyor. Aynı işlevi yapan muayene istasyonunda ayrıyeten emisyon için de ayrı bir ücret almıyor. Bununla da kalınmıyor. Maliye Bakanlığı’nın tahakkümlerine göre kredi kartlarından ayrıyeten komisyon alınması yasak. Ama bunlar münhasırdan ayrı bir statüye tabi tutuluyor. Götüreceksiniz 3 bin 750 TL’yi cebinizde taşıyacaksınız. Nakit verirseniz bu komisyondan kurtulacaksınız. 21. yüzyılın sonunda yapay zekanın olduğu bir dönemde ancak bunun yapılması esnafa eziyet. Saatlerce hem trafikte çalışma saatinizi durdurup orada sıraya girmek için kuyruk bekleyeceksiniz. Gittiğiniz zaman da söylediğim bu eziyetlerle karşı karşıya kalacaksınız. Bu hakkaniyetli değil” dedi.
-“TRAFİKTEKİ ARAÇ SAYISI 33 MİLYONU GEÇTİ”
Araç muayene işlemleri süreci için yeni bir düzenlemenin yapılması gerektiğini ifade eden Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, “Bunun için yapılması gereken şey aynı şekilde daha önce olduğu gibi muayene istasyonlarındaki yapılan sistemde araçların gerçekten de alınan paranın miktarıyla bugün karşılaştırdığınız zaman astronomik bir rakam çıkıyor. Bunu da bir tarafa koyun. Trafikteki araç sayısı 2007’den bugüne kadar 2. 5 kat artmış. 13 milyon araç 33 milyon araca dönüşmüş. Yani trafikte şu anda kamyon, kamyonet, binek, ticari olmak üzere 33 mil yon vasıta karayolları üzerinde çalışıyor. E şimdi 2007 ile 19 yıl arasındaki bu artışı hesap ettiğiniz zaman bir düzenlemenin acilen yapılması lazım. Devir işlemleri yapıldıktan sonra istasyonları farklı gruplar yönetecekler. En azından bu süreç içerisinde bu komisyonun kalkması, ücretlerin neye göre ayarlandığı, 3 bin 750 lira gibi bir rakamın niçin alındığını, 5 dakikalık muayene için, 450 lira niçin emisyon ücretinin alındığını hesap ettiğiniz zaman gerçekten de esnaf üzülüyor. Esnaf değil, vatandaşa da aynı şeyler oluyor. Bilindiği üzere aracınız varsa bu şekilde hem muayenede hem emisyon ücretinde hem kredi kartında çifte katlamayla bu adil olmayan uygulamanın bir an evvel kaldırılması lazım” diye konuştu.
-“ESNAFIN MAĞDURİYETİNİN ÖNÜNE GEÇİLMELİ”
Özellikle ulaştırma sektöründeki esnafın bu konudaki mağduriyetinin giderilmesi gerektiğini vurgulayan Palandöken, “Esnafın bu kadar mağdur edilmemesi sadece ticari araçların takometreden tutun taksimetreye kadar, yani bir tornavida ile 2 saniyede ayarlanan şey 3-4 bin liralık bir yeni parça mı ekleniyor? Veyahut işte onlar atıl oluyor da yenileri mi yapılıyor? Bunun için esnafın bu kadar mağdur edilmesi ve fiyatların bu kadar yükselmesi ama yanı sıra da biliyorsunuz ülkemizin üç tarafında yangın var. Hadi şimdi petroldeki bu artışları buna bağlayalım. Ama bunların üzerindeki eşel mobil sistemi biraz insanlar rahatladım derken ulaşan fiyatlarla birlikte benzin fiyatları da bu hem halka yansıyor hem esnaf aldığı tarifelerle aracını bakıma götürdüğü zamanki parça maliyetleriyle en azından KDV ‘yi kaldırın diyoruz. Niçin? Vatandaşın daha konforlu daha sağlıklı araçlarla sonra teknolojiler artık süratli değişiyor. Bilindiği üzere eskiden ne vardı? Benzinli mazotlu vardı. Şimdi elektrikli araçlar çıktı. Daha tasarruflu doğayı kirletmeyen. Bunlara göre sırasıyla tedbirlerin alınması lazım ve esnafın mağduriyetinin önünü geçirmesi lazım. Hem vatandaşların aracını kullanan vatandaşların aynı şekilde ticaretini yapanların nakliyeyi yapan o şoför esnafının gerçekten de bu handikaptan kurtarılması lazım” diye konuştu.
-

Metrobüs ücretli sistemin ilk gününde de ‘en çok tercih edilen’ oldu
Metrobüs ücretli sistemin ilk gününde de ‘en çok tercih edilen’ oldu
16 Nisan itibarıyla ücretli döneme giren ve turnike sistemi aktif edilen metrobüsler, uygun fiyat politikası ve hızlı ulaşım avantajıyla ilk 24 saatte yine en çok tercih edilen ulaşım aracı oldu. 156’dan 192’ye çıkan sefer sayısı ve kurulan yeni sistem vatandaşlar tarafından memnuniyetle karşılandı.
Sakarya Büyükşehir Belediyesi tarafından şehre kazandırılan ve tüm test aşamalarından başarıyla geçerek 16 Nisan itibarıyla ücretli olarak hizmet vermeye başlayan metrobüsler, yeni sistemin devreye alındığı ilk günde de yine vatandaşların en çok tercih ettiği toplu taşıma aracı oldu.
Uygun fiyat politikası
8 aylık ücretsiz kullanımın ardından öğrenci 5 TL, sivil 10 TL gibi en uygun ücret tarifesiyle yolcu taşımaya başlayan metrobüslere, yeni dönemin ilk gününde de 10 bine yakın yolcu talep gösterdi.
Hızlı ve konforlu ulaşım
Adapazarı Gar Meydanı ile Korucuk arasında 16,5 kilometrelik hatta 13 farklı istasyonla hizmet veren metrobüslere bu tarih itibarıyla turnike sistemi aktif edildi, yolcular turnikelerden kart basmaya başladı ve sefer sayıları da artırılarak sıklaştırıldı.
Günde 192 sefer yapan metrobüsler, Yenikent bölgesi ile şehir merkezi arasındaki ulaşımı yaklaşık 25 dakikaya düşürerek vatandaşlara hızlı, konforlu ve zaman kazandıran bir ulaşım imkânı sunuyor.
Şehir içi ulaşımda yeni dönem
Vatandaşların özel araç yerine toplu taşımayı tercih etmesiyle birlikte şehir içi hareketlilik daha planlı ilerlerken, metrobüs kültürü Sakarya’da günlük yaşamı kolaylaştıran temel ulaşım çözümlerinden biri oldu.
-

Dijital Medya ve Yapay Zekâ Çağında Telif Hakları Kapsamlı Şekilde Ele Alındı
Dijital Medya ve Yapay Zekâ Çağında Telif Hakları Kapsamlı Şekilde Ele Alındı
İstanbul Ticaret Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen Ulusal Dijital Medya ve Telif Hakları Sempozyumu’nda; yapay zekâ, dijitalleşme ve içerik üretimi ekseninde telif haklarının geleceği çok boyutlu şekilde ele alındı. Akademi, medya ve sektör temsilcileri, dijital dönüşümün ortaya çıkardığı yeni riskleri ve çözüm önerilerini kapsamlı biçimde değerlendirdi.
İstanbul Ticaret Üniversitesi İletişim Fakültesi ve Hukuk Fakültesi ile Telif Hakları Derneği iş birliği ile düzenlenen “Ulusal Dijital Medya ve Telif Hakları Sempozyumu”, akademi, medya ve sektör temsilcilerini aynı platformda buluşturdu. Yapay zekâ, dijitalleşme ve içerik üretimi ekseninde telif haklarının geleceğinin ele alındığı sempozyuma; İstanbul Ticaret Odası Meclis Başkanı Dr. Erhan Erken, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hanifi Parlar, Telif Hakları Derneği Başkanı Cafer Vayni, Genel Sekreter Erdal Cesar, fakülte dekanları, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. Sempozyumda hukuk, gazetecilik, medya ve reklam sektörleri çok yönlü değerlendirmelerle masaya yatırıldı.
AÇILIŞTA TELİF HAKLARI VE DİJİTAL DÖNÜŞÜM VURGUSU
Sempozyumun açılış konuşmasında Dr. Erhan Erken, dijital çağda bilgiye erişimin kolaylaşmasının içerik üretimini artırırken, bu durumun telif hakları açısından yeni sorunları da beraberinde getirdiğini ifade etti. İçerik üreticilerinin emeğinin korunmasının büyük önem taşıdığını vurgulayan Dr. Erken, özellikle dijital platformlar karşısında üreticilerin haklarının güçlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti.
Cafer Vayni ise konuşmasında, telif haklarının yalnızca hukuki bir mesele değil aynı zamanda kültürel ve ekonomik bir değer olduğunu belirtti. Yapay zekâ ile birlikte içerik üretim süreçlerinin değiştiğini ifade eden Vayni, mevcut telif sistemlerinin bu dönüşüme uyum sağlamakta zorlandığını dile getirdi.
BİRİNCİ OTURUMDA TELİF HAKLARI ÖZEL HUKUK BOYUTUYLA ELE ALINDI
“Özel Hukuk Yönünden Telif Hakları” başlıklı ilk oturum, İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Muzaffer Şeker’in başkanlığında gerçekleştirildi. Oturumda konuşan İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şaban Kayıhan, telif hakkının fikrin kendisini değil, ifade ediliş biçimini koruduğunu vurgulayarak, yapay zekânın mevcut hukuk sisteminde henüz hak sahibi olarak kabul edilmediğini ifade etti.
Boğaziçi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Bilişim Hukuku Anabilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Dr. Muhammed Furkan Akıncı, yapay zekâ sistemlerinin özellikle haber içerikleriyle eğitilmesinin telif hukuku açısından önemli tartışmalar doğurduğunu belirterek, çoğaltma hakkı ve lisanslama süreçlerinin bu alanda belirleyici olacağını dile getirdi. İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi M. Fatih Cengil ise Alman Federal Mahkemesi’nin Birkenstock kararı üzerinden eser ile tasarım ayrımını değerlendirerek, her tasarımın telif koruması kapsamında değerlendirilemeyeceğini ve eser niteliği için özgünlük şartının belirleyici olduğunu ifade etti.
İKİNCİ OTURUMDA DİJİTAL MEDYADA TELİF VE SEKTÖREL DÖNÜŞÜM ELE ALINDI
İstanbul Ticaret Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Medya ve İletişim Bölüm Başkanı Doç. Dr. Gözde Sunal’ın oturum başkanlığını yaptığı ikinci oturumda, dijital medya ekosisteminde telif hakları sektör temsilcilerinin değerlendirmeleriyle ele alındı. Demirören Medya Dijital Mecralar Grup Direktörü Deniz Ayas, dijital mecralarda içerik dolaşımının hızlanmasının telif ihlallerini artırdığını ve platformların içerik üzerindeki belirleyici rolünün her geçen gün güçlendiğini vurguladı. İçeriğin kaynağının giderek görünmez hale geldiğini belirten Ayas, bu durumun medya kuruluşlarının ürettiği değerin karşılığını almasını zorlaştırdığını ifade etti.
Anadolu Ajansı Yurtiçi Pazarlama ve İş Geliştirme Direktörü Fatih Uysan ise haber içeriklerinin izinsiz kullanımının medya kuruluşları açısından ciddi bir ekonomik kayıp oluşturduğunu belirterek, dijital ortamda içerik takibinin artık zorunluluk haline geldiğini ifade etti. Ekonomi Gazetecileri Derneği Başkanı Hasan Arslan, telif meselesinin yalnızca hukuki bir konu olmadığını, aynı zamanda güçlü bir ekonomik paylaşım sorunu olduğunu vurguladı. Dijital platformların reklam gelirlerinin büyük bölümünü topladığını belirten Arslan, içerik üreticilerinin bu gelirden yeterli pay alamadığını ifade etti.

Habertürk.com Yayın Koordinatörü Mesut Toptan ise yapay zekâ ve algoritmaların içerik dolaşımında belirleyici hale geldiğini, telif sorununun artık yalnızca yayıncılar arasında çözülemeyeceğini ifade etti. Ayrıca Toktan, çözümün yalnızca hukuki değil, aynı zamanda teknolojik araçlarla da desteklenmesi gerektiğini, hızlı müdahale mekanizmalarının kurulmasının önem taşıdığını dile getirdi.
YENİ MEDYA, YAPAY ZEKÂ VE YARATICI SEKTÖRLER
Üçüncü oturumda “Yeni Medya Ekosisteminde Telif Hakları” konusu ele alındı. Oturumun başkanlığını İstanbul Ticaret Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Rıdvan Şentürk yaptı. Atlas Üniversitesi Sanat, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Dijital Oyun Tasarımı Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Begüm Aylin Önder sunumunda yapay zekânın sanat ve tasarımda özgünlük ve eser sahipliği kavramlarını dönüştürdüğünü vurguladı. Namık Kemal Üniversitesi Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Emre Ahmet Seçmen ise yapay zekânın sinema üretim süreçlerinde giderek daha fazla yer aldığını, ancak telif konusunda belirsizliklerin sürdüğünü ifade etti.
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. İbrahim Sena Arvas ise gazetecilikte telifin “özgün içerik” üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, sorunun aynı zamanda ekonomik bir paylaşım meselesi olduğuna dikkat çekti. Medipol Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Korhan Mavnacıoğlu ise reklam sektöründe yapay zekânın maliyet avantajı sağlarken yaratıcılığı standartlaştırma riski taşıdığını ve telif hakkının kime ait olduğu sorusunun giderek daha kritik hale geldiğini ifade etti.
DÖRDÜNCÜ OTURUMDA TELİF HAKLARI CEZA HUKUKU PERSPEKTİFİYLE ELE ALINDI
“Ceza Hukuku Yönünden Telif Hakları” başlıklı dördüncü oturum, İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Subaşı’nın başkanlığında gerçekleştirildi. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Muhammed Demirel, sunumunda Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun (FSEK) 71. Maddesi kapsamında çoğaltma hakkının ihlali konusunu ele alarak, dijital ortamda izinsiz çoğaltma fiillerinin ceza hukuku bakımından doğurduğu sonuçlara dikkat çekti. İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buket Abanoz Öztürk ise üretken yapay zekâ çıktıları üzerinden FSEK m. 71 ihlallerini değerlendirerek, bu alanda failin kim olduğu ve isnat sorununun nasıl belirleneceğine ilişkin güncel tartışmaları aktardı.
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi Dr. Esra Dikmen de fikri ürünlerin umuma açık mahallerde kullanımını ceza hukuku açısından ele alarak, kamusal alanlarda gerçekleşen ihlallerin sınırları ve sorumluluk rejimi üzerine değerlendirmelerde bulundu.
Sempozyumda yapılan değerlendirmelerde, dijitalleşme ve yapay zekâ ile birlikte telif hakları alanında yeni düzenlemelere ve teknolojik çözümlere duyulan ihtiyacın arttığı vurgulandı. Akademi ve sektör temsilcilerinin katkılarıyla gerçekleşen etkinlik, telif haklarının geleceğine ilişkin önemli bir fikir alışverişi zemini sundu. -
İlk Çeyrekte İnşaatta İstenen Tablo Oluşmadı
İlk Çeyrekte İnşaatta İstenen Tablo Oluşmadı
Türkiye Hazır Beton Birliği (THBB), her ay merakla beklenen inşaat ile bağlantılı imalat ve hizmet sektörlerindeki mevcut durum ile beklenen gelişmeleri gösteren “Hazır Beton Endeksi” 2026 Mart Ayı Raporu’nu açıkladı. 2026 yılının ilk çeyreği itibarıyla, önceki aylardaki dalgalanmaların ardından mart ayı verileri, sektörün yıllık bazda net bir büyüme trendine girmekte zorlandığını ortaya koydu.
Türkiye Hazır Beton Birliği (THBB) her ay açıkladığı Hazır Beton Endeksi ile Türkiye’de inşaat sektörü ve bağlantılı imalat ve hizmet sektörlerindeki mevcut durumu ve beklenen gelişmeleri ortaya koymaktadır. İnşaat sektörünün en temel girdilerinden biri olan ve aynı zamanda üretiminden sonra kısa bir süre içerisinde stoklanmadan inşaatlarda kullanılan hazır betonla ilgili bu Endeks, inşaat sektörünün büyüme hızını ortaya koyan öncü bir göstergedir.
Hazır Beton Endeksi 2026 Mart Ayı Raporu’na göre tüm endeksler 2025 yılının büyük bölümünde eşik değerin altında dalgalı bir seyir izledikten sonra yılın son çeyreğinde sınırlı bir toparlanma eğilimi göstermiş, ancak 2026 ocak ayında bu eğilim yerini zayıflamaya bırakmıştır. Şubat ayındaki toparlanmanın ardından mart ayı itibarıyla endekslerde farklılaşan bir seyir gözlenmektedir.
Güven Endeksi, şubat ayındaki yükselişi sonrası mart ayında sınırlı bir gerileme kaydederek ocak ayındaki seviyesinin üzerine çıkmış ancak eşik değerin altında kalmaya devam etmiştir. Bu durum, sektördeki güven algısının şubat ayındaki toparlanmayı mart ayında sürdüremediğini ve temkinli görünümün korunduğunu göstermektedir.
Faaliyet Endeksi, ocak ayındaki sert düşüş sonrası şubat ayında kaybının bir kısmını telafi etse de mart ayında yönünü yeniden aşağı çevirmiştir. Endeksin mart ayında gerilemesi, sektördeki gerçek faaliyetlerin henüz eşik değeri aşacak bir ivme kazanamadığını ve toparlanmanın kırılgan olduğunu göstermektedir.
Beklenti Endeksi, şubat ayındaki sınırlı düşüşün ardından mart ayında diğer endekslerden pozitif ayrışarak yükselişe geçmiştir. Mart ayındaki bu artış, Faaliyet ve Güven Endeksleri tarafında yaşanan gerilemeye rağmen sektör oyuncularının önümüzdeki dönem için iyimserliğini koruduğunu ve toparlanma umudunun devam ettiğini ortaya koymaktadır.
Hazır Beton Endeksi, ocak ayındaki dip seviyesinden sonra şubat ayında gösterdiği toparlanma eğilimini mart ayında koruyamamış ve yatay-negatif bir seyirle mart ayını tamamlamıştır.
Genel olarak değerlendirildiğinde, mart ayında Faaliyet ve Güven Endeksleri tarafında sınırlı bir gerileme yaşanırken, Beklenti Endeksi tarafındaki yükseliş dikkat çekmektedir. Tüm endekslerin hâlen eşik değerin altında seyretmesi, sektör üzerindeki baskının devam ettiğini ancak ileriye dönük beklentilerin canlı kaldığını göstermektedir.
Geçen yılın aynı ayına göre bakıldığında, mart ayında endekslerin yıllık değişimleri incelendiğinde, Faaliyet Endeksi dışındaki tüm göstergelerin geçen yılın aynı dönemine göre pozitif bölgede yer aldığı görülmektedir. Beklenti Endeksi %0,8 ve Güven Endeksi %0,7 oranında yıllık artış sergileyerek iyimserlik tarafında sınırlı bir tutunma çabası gösterirken, Hazır Beton Endeksi yıllık bazda %0,2’lik çok kısıtlı bir yükseliş kaydetmiştir. Buna karşın Faaliyet Endeksi, %0,8 oranında gerileyerek yıllık bazda negatif ayrışan tek gösterge olmuştur. Bu tablo, sektörde psikolojik beklentilerin ve güvenin geçen yıla göre bir miktar daha dirençli olduğunu, ancak sahadaki reel faaliyetlerin geçen yılın dahi gerisinde kaldığını ortaya koymaktadır.
2026 yılının ilk çeyreği itibarıyla, ocak ayındaki sert düşüş ve şubat ayındaki yükselişin ardından mart ayı verileri, sektörün yıllık bazda net bir büyüme trendine girmekte zorlandığını ortaya koymuştur. Özellikle Faaliyet Endeksi tarafındaki yıllık daralma, inşaat sahasındaki hareketliliğin henüz istenilen ivmeye ulaşamadığına işaret etmektedir.
Raporun sonuçlarını değerlendiren Türkiye Hazır Beton Birliği (THBB) Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Işık, “Faaliyet ve Güven Endeksleri tarafında sınırlı bir geri çekilme yaşanırken, Beklenti Endeksi tarafındaki yükseliş dikkat çekmektedir. Tüm endekslerin hâlen eşik değerin altında seyretmesi, sektör üzerindeki baskının devam ettiğini ancak ileriye dönük beklentilerin canlı kaldığını göstermektedir.” dedi.
İnşaat sektörüyle ilgili değerlendirmelerde bulunan THBB Başkanı Yavuz Işık, “2026 yılının mart ve nisan ayları itibarıyla Türkiye’de inşaat sektörü, makroekonomik dengelenme sürecinin etkilerini hissetmeye devam etmektedir. Enflasyonla mücadele kapsamında uygulanan sıkı para politikasının bir sonucu olarak finansman maliyetlerinin yüksek seyretmesi hem konut talebi hem de yeni projelerin fonlanması üzerinde baskı oluşturmaktadır. Mart ayı itibarıyla TÜİK verileri ve sektörel endeksler, güven algısının eşik değerin altında “temkinli ” bölgede kaldığını doğrulamaktadır. Sektör, bir yandan başta enerji olmak üzere maliyet artışlarıyla başa çıkmaya çalışırken, diğer yandan düşük kredi hacmi nedeniyle talep daralmasıyla karşı karşıyadır. Bu durum, önümüzdeki dönemde faaliyetlerin ancak kamu projeleri veya kentsel dönüşüm odaklı olarak canlı kalabileceğini; genel bir sektörel genişleme için ise finansal koşullarda gevşeme beklendiğini göstermektedir.” dedi.
Hazır Beton Endeksi hakkında
Söz konusu endekslerin oluşturulmasına esas teşkil eden anket ile firmalara 8 soru soruluyor. Her bir endeksin değeri 100’ün altında ya da üstünde olmasına bağlı olarak yorumlanıyor. 100’ün üzerinde olması durumunda önceki aya ait faaliyetin ya da gelecek döneme ilişkin beklentinin olumlu yönde geliştiği yorumu yapılıyor. Türkiye genelinde her ay hazır beton üreticileri ile gerçekleştirilen çalışmada 3 farklı endeks oluşturuluyor. Hazır Beton Faaliyet Endeksi ile hazır beton firmalarının geçmiş bir aylık faaliyetlerinin sonuçları, Hazır Beton Güven Endeksi ile hazır beton sektöründe faaliyet gösteren teşebbüslerin, ekonomi ve sektöre yönelik duydukları güven seviyesi, Hazır Beton Beklenti Endeksi ile hazır beton firmalarının önümüzdeki üç aylık dönemde faaliyetlerinin hangi seviyede olacağına ilişkin beklentiler hakkında bilgi ediniliyor. Hazır Beton Endeksi ile endekslerin tümünü içeren bileşik endeks elde ediliyor.
Türkiye Hazır Beton Birliği hakkında
Türkiye Hazır Beton Birliği (THBB), 1988 yılından beri güvenli ve dayanıklı yapıların inşası amacıyla standartlara uygun beton üretilmesi, tekniğine uygun beton uygulamalarının yaygınlaşması ve ülkemizde kaliteli, dayanıklı, yüksek dayanım sınıflarında beton kullanılması için uğraş veren mesleki bir kuruluştur. THBB, Avrupa Hazır Beton Birliği (ERMCO) ve Beton Sürdürülebilirlik Konseyi (The Concrete Sustainability Council) üyesi; Beton Sürdürülebilirlik Konseyi “Bölgesel Sistem Operatörü”dür. THBB’ye üye olacak şirketlerin bütün hazır beton tesislerinde standartlara uygun üretim yapması, THBB Kalite Güvence Sisteminin (KGS) sürekli habersiz denetimlerine tabi olarak KGS Uygunluk Belgesi alması, uygun laboratuvar bulundurması, teknik, çevre, iş sağlığı ve güvenliği, yasal ve etik kriterleri eksiksiz yerine getirmesi zorunludur.
-

Büyükşehir uyardı: Serdivan 32. Sokak çalışmalar dolayısıyla trafiğe kapanıyor
Büyükşehir uyardı: Serdivan 32. Sokak çalışmalar dolayısıyla trafiğe kapanıyor
Büyükşehir Belediyesi, Serdivan 32. Sokak’ta gerçekleştirilecek yol yapım çalışmaları sebebiyle sürücüleri uyardı. Çalışmalar kapsamında güzergah 17 – 27 Nisan tarihlerinde trafiğe kapatılacak. Yapılan açıklamada sürücülerin bu tarihlerde alternatif güzergahları kullanması yönünde uyarı yapıldı.
Sakarya Büyükşehir Belediyesi tarafından şehir genelinde gerçekleştirilen yol yapım ve yenileme çalışmalarına program dahilinde devam ediyor.
Çalışmalar kapsamında Medeniyet Bulvarı Kavşağı ile Serdivan Mezarlığı arasında uzanan 32. Sokak’ta gerçekleştirilecek yol yapım çalışmaları için Yol Bakım ve Altyapı Koordinasyon Dairesi Başkanlığı’ndan sürücülere uyarı yapıldı.
17-27 Nisan tarihlerinde trafiğe kapalı
Yapılan açıklamada şehir genelinde yol yapım çalışmalarının hızla devam ettiği ifade edilerek, “Vatandaşlarımızın güvenli ve konforlu ulaşımını sağlamak adına çalışmalarımızı planlı ve etaplar halinde sürdürüyoruz. Bu kapsamda Serdivan Medeniyet Bulvarı Kavşağı ile Serdivan Mezarlığı arasında uzanan 32. Sokak, yol yapım çalışmaları nedeniyle 17–27 Nisan tarihleri arasında geçici olarak trafiğe kapatılacaktır. Bu süreçte ulaşım alternatif güzergâhlardan sağlanacak olup, vatandaşlarımızın bu yolları kullanmaları rica olunur” denildi.
-

OYAK Çimento, Türkiye’nin en büyük öz tüketim amaçlı güneş enerjisi santralini devreye aldı
OYAK Çimento, Türkiye’nin en büyük öz tüketim amaçlı güneş enerjisi santralini devreye aldı
OYAK Çimento, 97,8 MWe / 115,5 MWp kurulu güce sahip yeni güneş enerjisi santralini Ankara Beypazarı’nda devreye aldı. Türkiye’de bir sanayi üreticisi tarafından tek bir lokasyonda öz tüketim amacıyla hayata geçirilen en büyük yenilenebilir enerji projesi olma özelliği taşıyan santral OYAK Çimento Fabrikaları A.Ş.’nin toplam enerji kullanımında yenilenebilir enerjinin payını yüzde 25’e yükseltecek.
Türkiye çimento ve beton sektörünün lideri OYAK Çimento, sürdürülebilirlik odaklı stratejileri ve karbon nötr hedefleri doğrultusunda dev bir yatırımı daha başarıyla tamamladı. Ankara Beypazarı Güneş Enerjisi Santrali (GES) projesinin TEDAŞ tarafından geçici kabulü yapılarak tesis tam kapasiteyle operasyona başladı.
Çimento sektöründe ölçeği ve niteliği itibarıyla bir ilk olan yatırım, Türkiye’de bir sanayi üreticisi tarafından tek lokasyonda ve münhasıran, öz tüketim amaçlı en büyük yenilenebilir enerji projesi olma özelliğini taşıyor. Yaklaşık 210 futbol sahası büyüklüğüne denk gelen 1.500.000 metrekare alan üzerine kurulan dev tesiste; 210.834 adet güneş paneli, yaklaşık 2.000.000 metre kablo ve 4.900 ton çelik kullanıldı. Yıllık 182.000 MWh temiz enerji üretimi gerçekleştirmesi beklenen santral, yaklaşık 3,9 milyon ağacın yıllık karbon emilimine eşdeğer bir çevresel fayda sağlayacak. Operasyonel maliyetlerde ciddi bir enerji avantajı yaratacak olan projenin, OYAK Çimento Fabrikaları A.Ş.’nin toplam enerji kullanımındaki yenilenebilir enerji payını yüzde 25 seviyesine yükseltmesi öngörülüyor.
Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan CIMPOR Global-OYAK Çimento Yönetim Kurulu Başkanı Suat Çalbıyık, şunları kaydetti: “TCC Group Holdings çatısı altında, dünya çimento sektöründe üçüncü büyük oyuncu konumuna gelen yapımızın bir parçası olarak, küresel sürdürülebilirlik hedeflerimiz doğrultusunda kararlılıkla ilerliyoruz. Bu doğrultuda hayata geçirilen Beypazarı GES projemiz de OYAK Çimento’nun sürdürülebilirliğe, temiz enerjiye ve sıfır emisyon hedeflerine yönelik sarsılmaz taahhüdünün en güçlü göstergelerinden biri. Sektörümüzde ‘Net Sıfır’ taahhüdünde bulunan ilk şirket olma sorumluluğuyla, düşük karbonlu üretim ve yenilenebilir enerji yatırımlarımızla geleceği inşa etmeye devam edeceğiz.”
OYAK Çimento Ülke CEO’su Murat Sela ise konu hakkında şunları söyledi: “Operasyonel mükemmellik ve çevreye duyarlılık prensiplerimiz doğrultusunda, enerji verimliliğimizi en üst seviyeye taşıyacak yatırımlara odaklanıyoruz. Mardin’de başlayan güneş enerjisi yatırımlarımıza, tam kapasiteyle devreye aldığımız Beypazarı GES ile devam ediyoruz. Bu tesisimiz, hem teknik kapasitesi hem de öz tüketim odaklı yapısıyla Türk sanayisi için örnek teşkil eden bir proje. Yenilenebilir enerji alanındaki bu yatırımlarımızla yalnızca maliyetlerimizi optimize etmekle kalmıyor, ürün kalitemizi çevre dostu süreçlerle birleştirerek sektörümüze öncülük etmeyi sürdürüyoruz”.
Yenilenebilir Enerjide Süreklilik: Mardin GES
OYAK Çimento’nun, Beypazarı GES’in devreye alınmasıyla ivme kazanan temiz enerji yolculuğunun bir diğer önemli ayağını ise Mardin GES oluşturuyor. 19 Şubat 2025 tarihinde resmî kabulleri yapılan Mardin Çimento bünyesindeki 9 MWe kurulu güce sahip Güneş Enerjisi Santrali, 93.000 m2 alan üzerinde faaliyetlerini sürdürüyor. Fabrika tüketim barasına bağlı olarak çalışan ve üretilen enerjinin tamamını direkt fabrikada tüketen Mardin GES, fabrikanın yıllık elektrik enerjisi ihtiyacının yaklaşık yüzde 16’sını karşılayarak OYAK Çimento’nun yenilenebilir enerji stratejisindeki öncü adımlarından biri olmaya devam ediyor.
CIMPOR / OYAK Çimento Hakkında:
Türkiye Çimento ve Beton sektöründe ilklerin temsilcisi olan OYAK Çimento, bugün geldiği noktada güçlü finansal performansı, sürdürülebilirlik odaklı stratejileri ve yenilikçi uygulamaları ile endüstrinin en dikkat çeken oyuncuları arasında yer alıyor. Bir yandan Türkiye pazarındaki lider konumunu sürdürürken, geleceğe yönelik daha da büyük hedefleri doğrultusunda kararlılıkla ilerliyor. Küresel çimento ihtiyacını analiz ederek yeni pazarlara yatırım yapma, yenilikçilik anlayışı ve sürdürülebilir büyümeye katkı sağlama hedefi, şirketteki bu büyük dönüşümün temelini oluşturuyor. Portekiz’in en eski ve köklü çimento markası CIMPOR’un Portekiz ve Cape Verde operasyonlarının 2019 yılında satın alınması, OYAK Çimento’nun uluslararası arenadaki varlığını daha da genişletme yönündeki önemli adımlarından biriydi. 2024 ise CIMPOR ve OYAK Çimento için Türkiye çimento sektörüne 2,15 milyar USD yatırım yapan küresel çimento devi TCC Group Holdings çatısı altında güçlerini birleştirerek tarihi adım attıkları bir yıl oldu. Bu birleşme sonrasında, dünya çimento sektöründe (Çin hariç) 3. büyük çimento üreticisi konumuna gelen TCC Group altında faaliyet göstermeye başlayan ve küresel pazarlardaki konumunu daha da güçlendiren bir marka haline gelen CIMPOR, Türkiye inşaat ve yapı malzemeleri sektöründe OYAK Çimento markası ile faaliyet gösteriyor. CIMPOR markasıyla dünya arenasında daha da güçlü bir şekilde ilerleyen şirket, bu yeni dönemde büyümeye, gelişmeye, çevreye duyarlılık ve daha yüksek ürün kalitesi prensipleri doğrultusunda sektörde fark yaratmaya devam ediyor.
-
Her öfkeli genç şiddete yönelmiyor!
Her öfkeli genç şiddete yönelmiyor!
Psikoloji literatüründe gençlerde şiddet davranışının temellerinde davranışı kontrol edememe, yoğun duygusal sıkıntı, okula düşük bağlılık, aile içi çatışma ve şiddete maruz kalma yattığını ifade eden Klinik Psikolog İpek Erol, “Her öfkeli, her içe kapanık ya da her kimlik krizi yaşayan genç şiddete yönelmez; risk, çoğunlukla bireysel kırılganlıklarla aile, okul ve çevre koşullarının birleştiği noktada yükselir.” dedi.
Dijital oyunları tek başına neden gibi göstermenin doğru olmadığına işaret eden Erol, “Elde olan kanıtlar, şiddet içerikli oyunların bazı gençlerde saldırgan duygu ve tepkileri artırabileceğini, duyarsızlaşmaya katkı sunabileceğini söylüyor; fakat bu bulgular, tek başına oyun oynamanın böyle ağır ve hedefli saldırıları açıkladığını göstermiyor. Asıl belirleyici olan; gencin ruhsal durumu, aile ortamı, maruz kaldığı şiddet, sosyal dışlanma, öfke düzenleme kapasitesi ve en kritik olarak silaha erişim gibi etkenlerin birleşimidir.” diye konuştu.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, son dönemde artan okul temelli şiddet olaylarını değerlendirerek, ergenlik döneminin psikolojik dinamiklerine dikkat çekti.
Dürtü kontrolündeki zayıflık saldırgan davranış riskini artırabiliyor
Ergenlikte duyguların yoğun yaşandığını ancak bu duyguları düzenleme kapasitesinin henüz tam gelişmediğini vurgulayan Klinik Psikolog İpek Erol, “Bu nedenle dürtü kontrolündeki zayıflık, kimlik karmaşası, akran grubu içinde kabul görme ihtiyacı ve öfkeyi yönetememe, bazı gençlerde saldırgan davranış riskini artırabiliyor. Ancak şunu özellikle vurgulamak gerekir: Her öfkeli, her içe kapanık ya da her kimlik krizi yaşayan genç şiddete yönelmez; risk, çoğunlukla bireysel kırılganlıklarla aile, okul ve çevre koşullarının birleştiği noktada yükselir. Psikoloji literatüründe gençlerde şiddet davranışının temellerinde davranışı kontrol edememe, yoğun duygusal sıkıntı, okula düşük bağlılık, aile içi çatışma ve şiddete maruz kalmak yatmaktadır.” dedi.
Bu tür saldırıların arkasında birikimli bir psikolojik süreç var
Okul saldırılarının arkasında çoğu zaman uzun süreli bir psikolojik birikim olduğuna işaret eden İpek Erol, “Bu tip olayların arkasında çoğu zaman tek bir neden değil, birikimli bir psikolojik süreç vardır: dışlanmışlık hissi, küçük düşürülme algısı, öfkenin içeride büyümesi, yoğun yalnızlık, değersizlik duygusu, intikam fantezileri, bazen de ‘beni nihayet görün’ arzusu. Hedef fiziksel zarar vermekle birlikte güçsüzlük hissini tersine çevirmek ve çevre üzerinde mutlak kontrol kurmak olabilmektedir.” ifadelerini kullandı.
Psikotik süreçlerde gerçeklik algısı bozulabiliyor
Bazı vakalarda daha ağır psikiyatrik tabloların da söz konusu olabileceğini belirten İpek Erol, “Özellikle psikotik süreçlerde gerçeklik algısının bozulması, kişinin çevreyi olduğundan farklı algılamasına neden olabilir. Bu noktada davranış artık sadece öfke ya da dürtüsellikle değil, ciddi bir algı ve düşünce bozulmasıyla şekillenir. Yine de önemli bir ayrım var: her psikotik bozukluk ya da her psikiyatrik hastalık şiddetle ilişkili değildir; ancak tedavi edilmemiş, fark edilmemiş ve ilerlemiş durumlarda risk artabilir. Bu nedenle erken psikiyatrik değerlendirme ve müdahale kritik önem taşır.” diye konuştu.
Erken uyarı işaretlerine dikkat
Aile ve öğretmenler için erken uyarı işaretlerinin kritik olduğunu vurgulayan İpek Erol, “Erken uyarı işaretleri genelde tek bir davranıştan değil, bir örüntüden anlaşılır. Örneğin okul başarısında ani düşüş, okula yabancılaşma, yoğun öfke patlamaları, tehditkâr konuşmalar, intikam içerikli ifadeler, silahlara aşırı ilgi, şiddeti romantize eden paylaşımlar, kendine ya da başkasına zarar verme imaları, belirgin sosyal çekilme, ağır bir aşağılanma ya da reddedilme sonrası davranış değişimi dikkatle izlenmelidir. Özellikle ‘beni görecekler’, ‘hesabını soracağım’, ‘artık dayanmayacağım’ gibi cümleler kesinlikle küçümsenmemelidir.” dedi.
Risk, ilişki ve takip eksikliğinde büyür
İpek Erol, riskin en çok ilişki ve takip eksikliğinde arttığını belirterek, “Evde duyguların konuşulamadığı, sınırların ya çok gevşek ya çok sert olduğu, çocuğun görülmediği ya da sadece başarı üzerinden değer gördüğü aile ortamları kırılganlığı artırabilir. Okul tarafında ise öğrenciyi yalnızca disiplin meselesi olarak görmek, rehberlik servislerini kriz yönetimi yerine evrak işine sıkıştırmak, öğretmenlerin risk sinyallerini tanıma konusunda yeterince desteklenmemesi ve kurumlar arası yönlendirme zincirinin zayıf olması büyük açık yaratır.” diye konuştu.
Rehberlik servislerinin tek başına yeterli olmadığını vurgulayan İpek Erol, “Öğretmen, aile, okul yönetimi, çocuk-ergen ruh sağlığı uzmanı ve gerektiğinde sosyal hizmet birimleri birlikte çalışmadığında erken fark etme şansı azalır” dedi.
Gençler yoğun duygusal baskı altında
Bugünün gençlerinin ciddi bir duygusal yük taşıdığına dikkat çeken İpek Erol, “Yalnızlık, değersizlik hissi, sürekli karşılaştırılma, başarısızlık korkusu, dışlanma, gelecek kaygısı ve anlam kaybı gençlerin en sık yaşadığı duygular arasında. Dijital kültür bu yükü bazen hafifletmiyor, tam tersine görünür olma baskısıyla artırıyor. Genç hem çok görünür olmak istiyor hem de gerçek ilişkilerde çok yalnız hissedebiliyor. Bu da özellikle narsisistik incinme, utanç ve öfke döngüsünü güçlendirebiliyor.” ifadesinde bulundu.
Medya dili belirleyici, fail değil çözüm öne çıkarılmalı
Önleme konusunda aile, okul ve medyanın birlikte hareket etmesi gerektiğini vurgulayan İpek Erol, “Aileler çocukla sadece kural konuşmamalı; utancı, öfkeyi, reddedilmeyi ve hayal kırıklığını nasıl yaşadığını da konuşmalı. Okullar yalnızca güvenlik kamerası mantığıyla değil, ilişki temelli güvenlik anlayışıyla hareket etmeli; riskli öğrenciyi damgalamadan izleyen, yönlendiren ve destekleyen ekipler kurmalı. Aileler ve okullar kadar medyanın da burada çok kritik bir rolü var. Medya, failin adını, görüntüsünü ve hikâyesini büyüten bir anlatı kurduğunda, istemeden de olsa bu kişiyi görünür hale getirir. Oysa bu tür eylemlerde bazı kırılgan gençler için en temel motivasyonlardan biri görülme, duyulma ve etkili olma arzusudur. Failin detaylı şekilde işlenmesi, onun nasıl yaptığına, ne yaşadığına ve nasıl gündem olduğuna odaklanılması, benzer duygusal süreçlerden geçen gençler için bir tür model oluşturabilir; yani ‘ben de böyle görünür olabilirim’ düşüncesini tetikleyebilir. Bu durum literatürde ‘taklit/bulaşma etkisi’ olarak tanımlanır ve özellikle hassas dönemlerde risk oluşturur.” şeklinde konuştu.
Odağı failden toplumsal iyileşmeye ve önleme yollarına kaydırmak gerekiyor
Bu nedenle medyanın dilinin çok belirleyici olduğunu kaydeden İpek Erol, “Odağı failden mağdurlara, toplumsal iyileşmeye ve önleme yollarına kaydırmak gerekir. Olayın dramatik detaylarını tekrar tekrar vermek yerine, erken uyarı işaretlerine, psikolojik destek yollarına ve çözüm önerilerine yer vermek çok daha koruyucudur. Çünkü mesele sadece bir olayı aktarmak değil, o bilginin toplumda nasıl bir etki yaratacağını da gözetmektir.” dedi.
Dijital oyunlar tek başına açıklayıcı değil
Dijital oyunların etkisine ilişkin değerlendirmede de bulunan İpek Erol, “Dijital oyunları tek başına neden gibi göstermek doğru değil. Elde olan kanıtlar, şiddet içerikli oyunların bazı gençlerde saldırgan duygu ve tepkileri artırabileceğini, duyarsızlaşmaya katkı sunabileceğini söylüyor; fakat bu bulgular, tek başına oyun oynamanın böyle ağır ve hedefli saldırıları açıkladığını göstermiyor. Asıl belirleyici olan; gencin ruhsal durumu, aile ortamı, maruz kaldığı şiddet, sosyal dışlanma, öfke düzenleme kapasitesi ve en kritik olarak silaha erişim gibi etkenlerin birleşimidir.” şeklinde sözlerini tamamladı.









