Türk Edebiyatının Mona Roza’sı Olarak Bilinen Geyve’li Muazzez Akkaya Hayatını Kaybetti

ana manset - 7 Haziran 2025 18:59 A A

Türk Edebiyatının Mona Roza’sı Olarak Bilinen Muazzez Akkaya Hayatını Kaybetti
Türk edebiyatının unutulmaz şiirlerinden “Mona Roza”ya ilham veren Muazzez Akkaya Giray, 95 yaşında hayatını kaybetti. Yaklaşık bir yıl önce safra kesesi kanseri teşhisi konulan Akkaya, İstanbul’daki evinde yaşamını yitirdi.

Muazzez Akkaya kimdir sorusu, hayatı ve biyografisi hakkında bilgi edinmek isteyen pek çok kişi tarafından merak ediliyor. 1930 doğumlu olan Muazzez Akkaya, başarılı bir kariyere sahip bir bürokrattır. Geyve doğumlu olan Akkaya, maliye ve hukuk alanlarında uzun yıllar hizmet vermiştir

Muazzez Akkaya Giray’a yaklaşık bir yıl önce safra kesesi kanseri teşhisi konmuştu.
Bir süre tedavi gören Akkaya, İstanbul’daki evinde hayatını kaybetti. 95 yaşında hayata veda eden edebiyatın simge isminin cenazesi, 9 Haziran Pazartesi günü Fenerbahçe Camisi’nde öğle namazının ardından Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilecek.


Sezai Karakoç’un Muazzez Akkaya için 1950’li yıllarda yazdığı “Mona Roza” şiiri, edebiyat dünyasında imkansız bir aşkın sembolüydü.
Şiir, Karakoç’un üniversite yıllarında sınıf arkadaşı olan Muazzez Akkaya’ya duyduğu karşılıksız aşk üzerine kaleme alındı. Mezuniyet gecesinde şiiri kalabalık önünde okuyan Karakoç, büyük beğeni topladı. Muazzez Akkaya, şiirin kendisine yazıldığını anlayarak duygularını ifade etmeye çalıştı ancak Karakoç, bu çıkışı reddetti. Şiirin kıtalarının baş harfleri yan yana getirildiğinde ‘Muazzez Akkayam’ akrostişi ortaya çıkıyordu. Şiir, 1998’de yayımlandı ve aralarındaki bağ uzun yıllar boyunca edebiyat çevrelerinde konuşulmaya devam etti.
Muazzez Akkaya, üniversite yıllarında Cemal Süreya’nın da ilgisini çekmişti. Süreya’nın, sınıf arkadaşına yazdığı şiirleri cebine bıraktığı ve tahtaya yazdığı biliniyor. Rivayetlere göre Karakoç ve Süreya arasında Akkaya’ya dair bir iddia gerçekleşti ve bu iddiayı kaybeden Cemal Süreya, soyadındaki ‘y’ harfinden vazgeçti. Akkaya, Süreya’nın hiçbir zaman doğrudan konuşmaya çalışmadığını ancak bu iddianın çevresindekilerce doğrulandığını dile getirmişti. İki büyük şairin aynı kadına duydukları hisler, edebiyat tarihinde nadir rastlanan bir öyküye dönüşmüştü.

1930 doğumlu olan Muazzez Akkaya, uzun yıllar kamu sektöründe çalışmış ve başarılı bir kariyer yapmıştır. Eğitim hayatına Kandilli Kız Lisesi’nde başlayıp ardından Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun olduktan sonra birçok önemli kurumda görev almıştır. Peki, Muazzez Akkaya kimdir, nereli, kaç yaşında? İşte, o isim hakkında detaylı biyografi bilgileri.

MONA ROSA

Mona Roza, siyah güller, ak güller
Geyvenin gülleri ve beyaz yatak
Kanadi kirik kus merhamet ister
Ah, senin yüzünden kana batacak
Mona Roza siyah güller, ak güller

Ulur aya karsi kirli çakallar
Ürkek ürkek bakar tavsanlar daga
Mona Roza, bugün bende bir hal var
Yagmur igri igri düser topraga
Ulur aya karsi kirli çakallar

Açma pencereni perdeleri çek
Mona Roza seni görmemeliyim
Bir bakisin ölmem için yetecek
Anla Mona Roza, ben bir deliyim
Acma pencereni perdeleri çek..

Zeytin agaçlari sögüt gölgesi
Bende çikar günes aydinliga
Bir nisan yüzügü, bir kapi sesi
Seni hatirlatiyor her zaman bana
Zeytin agaclari, sögüt gölgesi

Zambaklar en issiz yerlerde açar
Ve vardir her vahsi çiçekte gurur
Bir mumun ardinda bekleyen rüzgar
Isiksiz ruhumu sallar da durur
Zambaklar en issiz yerlerde acar

Ellerin ellerin ve parmaklarin
Bir nar çiçegini eziyor gibi
Ellerinden belli oluyor bir kadin
Denizin dibinde geziyor gibi
Ellerin ellerin ve parmaklarin

Zaman ne de cabuk geciyor Mona
Saat onikidir söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana
Bakma tuhaf tuhaf göge bu kadar
Zaman ne de çabuk geciyor Mona

Aksamlari gelir incir kuslari
Konar bahcenin incirlerine
Kiminin rengi ak, kimisi sari
Ahhh! beni vursalar bir kus yerine
Aksamlari gelir incir kuslari

Ki ben Mona Roza bulurum seni
Incir kuslarinin bakislarinda
Hayatla doldurur bu bos yelkeni
O masum bakislar su kenarinda
Ki ben Mona Roza bulurum seni

Kirgin kirgin bakma yüzüme Roza
Henuz dinlemedin benden türküler
Benim askim sigmaz öyle her saza
En güzel sarkiyi bir kursun söyler
Kirgin kirgin bakma yüzüme Roza

Artik inan bana muhacir kizi
Dinle ve kabul et itirafimi
Bir soguk, bir garip, bir mavi sizi
Alev alev sardi her tarafimi
Artik inan bana muhacir kizi

Yagmurlardan sonra büyürmüs basak
Meyvalar sabirla olgunlasirmis
Birgün gözlerimin ta içine bak
Anlarsin ölüler niçin yasarmis
Yagmulardan sonra büyürmüs basak

Altin bilezikler o kokulu ten
Cevap versin bu kanli kus tüyüne
Bir tüy ki can verir bir gülümsesen
Bir tüy ki kapali gece güne
Altin bilezikler o kokulu ten

Mona Roza siyah güller, ak güller
Geyve’nin gülleri ve beyaz yatak
Kanadi kirik kus merhamet ister
Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
Mona Roza siyah güller, ak güller

MUAZZEZ AKKAYA KİMDİR?

Muazzez Akkaya, 1930 yılında Sakarya’nın Geyve ilçesinde doğmuştur. Hamid Akkaya ve Fitnat Hanım’ın kızıdır. 1949 yılında Kandilli Kız Lisesi’ni “pekiyi” dereceyle bitirmiş ve ardından Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun olmuştur. Mezuniyetinin ardından, Maliye Bakanlığı’nda stajyer memurluk görevine başlamış, ardından çeşitli kamu kurumlarında görev almıştır. 1960 yılında Ankara Hukuk Fakültesi’nde fark sınavı vererek avukatlık sertifikası almış ve Maliye Bakanlığı’nda hazine avukatlığı yapmıştır.

MUAZZEZ AKKAYA KARİYERİ

Muazzez Akkaya, kariyerine 1955 yılında Karayolları Genel Müdürlüğü’nde başlamış ve ardından Maliye Bakanlığı ile Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü gibi önemli kamu kurumlarında görev almıştır. 1960 yılında Maliye Bakanlığı’nda hazine avukatlığına atanmış ve uzun yıllar bu görevde hizmet vermiştir. 1964 yılında, eşi Orhan Giray’ın Tel-Aviv Mali Müşavirliğine atanmasıyla memuriyetten ayrılıp Tel-Aviv’e gitmiş, 1967’de yurda dönerek avukatlık mesleğine devam etmiştir. Ankara Barosu’na kayıtlı olarak avukatlık yapmıştır.

Türk edebiyatının “Mona Roza”sı Muazzez Akkaya’nın edebiyat tarihine damgasını vuran hayatı ve aşk hikayesi

“Bana yazılan şiirleri zaman içinde ne yazık ki kaybettim, buna gerçekten üzülüyorum, keşke saklasaydım.”

Şair Sezai Karakoç’un adına Mona Roza şiirini yazdığı, Cemal Süreya’nın uğruna soyadından bir harf eksilttiği 94 yaşındaki Muazzez Akkaya, “Bana yazılan şiirleri zaman içinde ne yazık ki kaybettim, buna gerçekten üzülüyorum, keşke saklasaydım.” dedi.

Mülkiye Mektebi’nin 1950’li yıllardaki öğrencileri Cemal Süreya ve Sezai Karakoç, gönlünü sınıf arkadaşları Muazzez Akkaya’ya kaptırdı.

Aynı zamanda yakın arkadaş olan, birbirlerine Akkaya’ya yazdıkları şiirleri okuyan iki büyük şair, genç kadın için kaybeden tarafın soy isminden bir harfi eksilteceği iddiaya bile tutuştu.

Kim Muazzez’in gönlünü kazanırsa diğeri soy isminden sonsuza kadar bir harfi silecekti. Rivayet o ki iddiayı Cemal Süreyya kaybetti ve soy ismindeki “y” harfinden vazgeçti. Şair Karakoç ise Akkaya için edebiyatın en dokunaklı şiirlerinden, “Tek Gül” anlamına gelen “Mona Roza”yı kaleme aldı.

Bu şiirde kıta başlarındaki harfler yan yana getirildiğinde “Muazzez Akkayam” akrostişi ortaya çıkıyordu.

Mona Roza’nın sırrı 2007’de kamuoyuna yansıdı ancak döneme ilişkin birçok ayrıntı 70 yılı aşkın süre gizemini korudu.

Yaşama veda eden iki şairin hafızalara kazınan aşk şiirlerinin baş kahramanı, şimdilerde 94 yaşına basan, evlatları ve 6 torunuyla mutlu bir yaşam süren Muazzez Akkaya ise uzun yıllar sonra sessizliğini bozdu.

Akkaya, açıklamalarıyla hem o döneme ışık tuttu hem de Cumhuriyet’in ilk 10 yılında doğan, 1950’lilerin Türkiye’sinde maliye ve hukuk eğitimini tamamlayarak, kendi ayakları üzerinde durma gücünü gösteren Muazzez’in bilinmeyen yönlerini anlattı.

“Genç Cumhuriyet’in çocukları, gururlu bir nesildik”

Geyve’de 1930’da dünyaya gelen, yakın zamanda yaşamı Emine Öte tarafından “Mahrem Şiir: Mona Rosa” ismiyle kitaplaştırılan Akkaya, babası Hamit Akkaya’nın Kurtuluş Savaşı’nda görev aldığını, İstiklal Madalyası’nın bulunduğunu belirterek, ailesinin Cumhuriyet’in kıymetini bildiğini ve okumak isteyen kız evlatlarına hep destek olduğunu vurguladı.

Ciddi yokluk ve zorluklarla mücadele etmiş bir aile olduklarını söyleyen Akkaya, “Bizler İstiklal Harbi’nden yeni çıkmış genç Cumhuriyet’in çocukları, gururlu bir nesildik. Genç kızlara, kadınlara değer veren Cumhuriyet’le birlikte çok mutluyduk.” dedi.

Mülkiye’nin yatılı sınavını kazanan ilk kız öğrenci

Kandilli Lisesi’ni bitirmesinin ardından 1949’da Mülkiye Mektebi’nin yatılı sınavını kazanan ilk kız öğrenci olduğunu ama o dönem kız yatakhanesi olmadığı için okula evden gidip geldiğini anlatan Akkaya, ilk senesinde iki kız olarak başladıkları üniversite yıllarında zorlanmadığını, sonrasında 8 kız öğrenci arkadaşıyla güzel anılar biriktirdiklerini ifade etti.

“Cemal Süreya cebime şiirler koyardı”

Muazzez Akkaya, Sezai Karakoç ve Cemal Süreya’nın kendisine olan sevgisine ilişkin, “Cemal Süreya daha çok cebime şiirler koyardı. Sonra sınıfa girince aynı şiiri tahtada da görürdüm. Şiirlerin ona ait olduğunu sonradan öğrendim. Ben o dönem bu şekilde bir arkadaş edinmeyi, ilerletmeyi hiç düşünmedim.” diye konuştu.

“Sezai Karakoç benden küçüktü, ilk handikap oydu”

Sezai Karakoç’un ise daha ısrarcı bir tavrının bulunduğunu vurgulayan Akkaya, o dönem yaşananları şu sözlerle dile getirdi:

Büyüklerimizin kafamıza çiviyle çaktıkları bazı fikirler var, ‘erkek yaşça büyük, hanımı ondan küçük olmalı’ gibi. Annem-babam, çevremdeki herkes de böyleydi. Sezai Karakoç da benden 1-2 yaş kadar küçüktü, benim için ilk handikap oydu zaten. Bu nedenle ihtimalini bile düşünmedim çünkü kafamda yaş konusu yerleşmişti.

“Soy ismindeki harfi bizi aynı masada gördüğü için sildirdi”

Cemal Süreya’nın soy isminden bir harfi eksilttiği olaya da ilk kez açıklık getiren Akkaya, şöyle konuştu:

Benimle gelip konuşmaya hiç çalışmadı. Bir iddiaya girmişler, onun sonucu soy isminden bir harfi attığı doğru. Hangimiz daha ileride olursak, diğeri bir şeyinden vazgeçecek diye iddiaya girmişler. Bu olay olduğunda Mülkiye’nin kafesinde arkadaşlarımızla oturuyorduk. Arkadaşlarım yanlarında Sezai Karakoç’la gelmişti. Aynı masadaydık. Sonra diğer arkadaşlar kalkıp gidince ve sadece Sezai Karakoç’la benim masada kaldığım anı görünce Cemal Süreya, soy isminden bir harfi sildirmiş. Bana böyle izah etmişlerdi.

“Tercih yapmayı hiç düşünmedim, eşimle mutlu bir hayatım oldu”

Sezai Karakoç’la da detaylı hiçbir diyaloğunun olmadığını vurgulayan Akkaya, “Üniversite 2. sınıftaydık. Yazdığı şiirleri bana vermek için çok uğraşıyordu, ben mecburen tekrar ısrar etmesin diye alıyordum. Ama dediğim gibi o zamanlar okuldan biriyle arkadaş olmayı, ikisinden birini tercih etmeyi hiç düşünmedim. Okul sonrası seçtiğim eşim, o da Mülkiye mezunu olan rahmetli Orhan Giray’la çok mutlu bir hayatım oldu, 4 güzel evlat yetiştirdik” ifadesini kullandı.

“Keşke o şiirleri saklasaydım, bunun için üzülüyorum”

Karakoç ve Süreya’ya yakınlık gösterecek, umut verecek bir davranışta da bulunmadığının altını çizen Akkaya, üniversitede sosyal, enerji dolu bir öğrenci olduğunu ve pinpon oynamayı çok sevdiğini aktardı.

Muazzez Akkaya, “Bana yazılan şiirleri zaman içinde ne yazık ki kaybettim, buna gerçekten üzülüyorum. Evlenirken problem olmasın diye düşünerek ablamın evinde bir yere koymuştum. Sonra da eşimle bir sorun yaşamayalım diye geri almadım. Maalesef orada da şiirler zamanla telef oldu. Buna gerçekten üzülüyorum, keşke o şiirleri saklasaydım” şeklinde konuştu.

“Sezai Karakoç’u vefatından bir ay önce sahilde gördüm”

Muazzez Akkaya, ömrü boyunca evlenmemeyi tercih eden Karakoç’a ilişkin, şunları kaydetti:

Böyle bir duruma sebep verdiysem diye üzülüyorum ama bir yerden de teselli oluyorum çünkü hiçbir yakınlık göstermedim, umut vermedim. Ancak üzüldüğüm bir şey var, Sezai Karakoç’u vefatından bir ay kadar önce Fenerbahçe sahilinde gördüm. Karşıdan yürüyordu ve o kadar dikkatli bana bakıyordu ki… Ama beyaz saçları, sakalları olunca tanıyamadım. Bir süre sonra gazetede vefat ilanını görünce onun Sezai Karakoç olduğunu anladım. Eğer o olduğunu bilseydim, bir kafede oturup beraber bir kahve içmek isterdim.

“Eşimin bana yazdığı şiir hep hatırımda”

Sezai Karakoç ve Cemal Süreya’nın kendisine olan sevgisini eşi Orhan Giray’ın hiç dile getirmediğini anlatan Akkaya, “Rahmetli eşimle çok mutlu günler geçirdik, iyi ki de onu seçmişim. Eşimle bu konuları hiç konuşmadık ama belki de haberi vardı. Çünkü bana küçük bir şiir de yazmıştı. Dizeleri hatırımda, ezberimde, ‘İsterim ömrümce, buldum ben gönlümce/Gözlerimde yaş, arzuyla demlenince’ böyle bir şiirdi. Belki çok küçük bir şiir ama emek verip, buna uğraşması benim için çok kıymetliydi” dedi.

Akkaya, edebiyat tarihinde adına şiir yazılan çok fazla kadın olduğunun da altını çizdi.

“Hayatımın kitaplaştırılmasından onur duydum”

Hayatının Emine Öte tarafından kaleme alınan, “Mahrem Şiir: Mona Rosa” isimli kitapta bir araya getirilmesinden mutluluk ve onur duyduğunu ifade eden Akkaya, “Emine Hanım, torunlarımdan birinin edebiyat öğretmeniydi. Torunum benden bahsedince o da hayatımı kitaplaştırmak istedi. Bu vesileyle tanıştık, sağ olsun güzel bir kitap yazdı” diye konuştu.

Mülkiye’nin ardından hukuk okuduğunu, 30 yıl boyunca Hazine avukatlığı yaptığını ve bir yandan da dört çocuk büyüttüğünü belirten Akkaya, tüm zorluklarına karşın işini bırakmayı hiç düşünmediğini söyledi.

Yanına aldığı, maddi zorluklar içerisindeki bir genç kızın desteğiyle çocuklarını büyüttüğünü vurgulayan Akkaya, bugünün kız çocuklarına da “Kız çocuklarının muhakkak eğitimlerini alması, çalışmaları ve kendi ayakları üzerinde durmaları lazım” önerisinde bulundu.

Zaman içerisinde dört evladından birini kaybettiğini, İstanbul’da yaşadığını, torunlarıyla vakit geçirmeyi ve kitap okumayı çok sevdiğini aktaran Akkaya, aynı zamanda sivil toplum kuruluşlarında görev aldığını, sosyal yaşamdan hiç kopmadığını ve hayatını renklendirmek için çabaladığını sözlerine ekledi.

“Kitabımı Cumhuriyet’in 100. yılında Türk kadınlarına armağan olarak çıkarttım”

Yazar Emine Öte de Cumhuriyet’in 100. yıl dönümünde okuyucuyla buluşan “Mahrem Şiir: Mona Rosa” kitabına ilişkin, şu değerlendirmelerde bulundu:

Türk edebiyatına damga vuran nice şairle birlikte ölümsüzleşen kadınlar da var. Bence Muazzez Hanım da onlardan biri. Kitap, sadece aşkı değil, bir Cumhuriyet kadını Muazzez Hanım’ı, genç Cumhuriyet’i ve kızların eğitim almasının ne denli önemli olduğunu işliyor. Mülkiye Mektebi’ni bitirip çok önemli noktalara gelen kadınlar var. Bu düşünceyle de kitabımı Cumhuriyet’in 100. yılında, 29 Ekim’de Türk kadınlarına bir armağan olarak çıkarttım. Cumhuriyetimizin 100. yılına armağan olsun, Muazzez Hanım’ın hayatı genç nesillere örnek olsun istedim.

Öte, kadınların hayatın her alanında, yönetim kademelerinde ve siyasette daha çok var olması temennisinde bulundu.

Adına Şiirler Yazılan Geyveli: Muazzez Akkaya Mona Roza İle Röportajı

Adına Şiirler Yazılan Geyveli: Muazzez Akkaya
Çarşamba, 07 Aralık 2011
Adına şiirler yazılan Geyveli Muazzez Akkaya (Giray) ile Röportaj… Son yıllarda adından söz ettiren, gizemli şiirlere konu olan Geyveli Muazzez Akkaya’yı bulduk. İstanbul Fenerbahçe’de yaşamını sürdüren Akkaya, ilk defa kapılarını Geyve.com için açtı… Hakkında iddia edilen tüm konuları bizlerle paylaştı. Türkiye’de ses getirecek bu röportajı geyve.com farkıyla sizlerle paylaşıyoruz…

Muazzez Akkaya’nın aile dostu Geyveli şair Fahri Ersavaş, 4 yıldır konu üzerine araştırma yapan Eşme köyü web (geyveyoresi.com) sitesi editörü ve yazarımız Şeref Elma öncülüğünde yaptığımız ziyarette Akkaya çarpıcı açıklamalarda bulundu.

İşte Muzzez Akkaya (Giray) ile yaptığımız söyleşi-röportaj…

Kendinizi kısaca tanıtır mısınız?
-1930 yılında Akhisar’da (Pamukova) doğdum. Babam memur, reji diyorlar sonra Tekel oldu. Türkiye’nin nüfusu az olduğu için, çocukları büyüdükçe ortaokullu bir şehre, mesela ablam liseye başlayınca lise olan bir şehre tayinini istedi. Hemen Eskişehir’e yolladılar, üniversiteye gelince Ankara’ya tayinini istedi ve oraya yolladılar.
İlkokul 3’e kadar Sögütlü’de, 4 ve 5. sınıfı Eskişehir’de okudum. Ortaokulun ilk senesini yine Eskişehir’de okudum, sonra babam Ankara’ya tayin oldu. Ortaokulu Ankara Anafartalar Ortaokulu’nda okudum oradan mezun oldum.

Bir arkadaşım bahsetmişti leyli meccani (eski dilde: yatılı okul) imtihanına niye girmiyorsun diye… Ve oraya girdim, tesadüfen İstanbul Kandilli Kız Lisesi’ni kazandım. Orada 3 sene en büyük zevk-i tahsilim, en güzel arkadaşlıklarım, tüm anılarım hala devam ediyor, buluşuyoruz görüşüyoruz. Yatılı okul olunca kardeş gibiyiz. Sonra bir arkadaşım vasıtasıyla, abisi hariciyeci imiş, Siyasal Bilgilerin imtihanına girelim dedi. O kazanamadı, ben kazandım. Yıl 1950 ve 4 sene de orada okudum. 1954’te mezun oldum.

Sonra Maliye Bakanlığı’nda, bir ara DSİ’de, tekrar Maliye Bakanlığı’nda çalışırken eşim Orhan Giray ile tanıştım. O da Umum Müdür Muavini idi, orada tanıştık. Sonra ben onu ziyarete geldim ve arkadaşlığımız devam etti. 1958 yılında da evlendik. 4 çocuğum oldu, 2 kız, 2 erkek… Ayşegül, Ela, İhsan, Özgür Sinan, … Hepsinden memnunum, hepsi aklı başında çocuklar, yüksek tahsillerini yaptı.

Eşimin esas görevi Maliye Müfettişi iken evvela Kıbrıs’a Maliye Ateşe olarak tayin oldu, orda da 1963 olayları çıktı. Hemen yanıbaşımızda Rum komşularımız vardı, orada doktorun ailesini katlettiler… Oradan İsrail’e Telaviv’e tayin oldu. 2 sene orada kaldık. Ve 1966 yılında Türkiye’ye döndük.

Ben daha önce Hukuk imtihanını da vermiştim. O arada gizli gizli staj da yaptım. Ve hazinede, Hazine Avukatlığı yapmaya başladım. Ama Telaviv’e giderken dondurmuştuk. Dönüşte tekrar Ankara Muhakematı’nda başladım. Eşim de döndükten sonra Devlet Malzeme Ofisi’nde (DMO) Umum Müdürlüğü yaptı. 1967’den 1973’e kadar 5-6 yıl görev yaptı. Daha sonra Anadolu Bankası Umum Müdürü olarak İstanbul’a geldik. 2-3 sene de burada görev yaptı. Sonra başka tayinler çıktı, O da Marmara Transport diye bir gemi tersaneciliği vardı, orada Murahhas üye olarak devam etti. Sonra da bir hevesle inşaat işine kalkıştı. Eskiden beri inşaata hevesi vardı. Kozyatağı’nda bir arsa almıştık orada biraz inşaata girişti, diğer işleri bıraktı. Zaten yaşlanmıştı, o inşaatı bitirdikten sonra oğlumuz İhsan’a devretti. İçerenköy’de inşaat yaptı. Ve sonrada böbrek yetmezliğinden hasta oldu. Diyalize girdi, gerçi çok fazla giremedi ama… 6 ay kadar ancak dayandı. 2006’da vefat etti.

Ben de kızım Ela ve torunum Deniz’le birlikte üçümüz beraber yaşıyoruz. İyi ki varlar, 5 tane torunum var, 6’ncı da yolda. … kardeş geliyor. (Bu arada İdil’i kastederek kıskançlık başlar mı diye soruyoruz) Hayır abla olacak, (Gülüşmeler) sanmam…
Pabucu dama atılmayacak değil mi?
-Yok yok, mesela en büyük torunum Deniz, Marmara Maliye Bölümü’nü bitirdi master yapmaya gidecek, O’nun pabucu dama atılmadı. Arkalardan geldi hepsi mesela… Her yeni gelen seviliyor.

Geyve’de nerede oturdunuz, komşularınız ve hatırladığınız isimler kimlerdir?
Geyve’de Gazisüleymanpaşa Mahallesi’nde eski yazlık sinemanın olduğu yerde oturduk.

Yanımızda dava vekili Şefik Bey vardı, çocukları Dilaver, Sezai, Gülen, torunları Menderes İstanbul’a yerleşti. Diğer komşularımız Saatçi Fahri, Şaziye Hanım ve kızları Nuray, Ayşe, Fatma.
Sakibe Hanım ve kızı Keriman. Karşımızda Rüştü Bey vardı. Diğer hatırladıklarım Sadettin Enişte, Mehmet Dinçer öğretmen. Asiye Karabaş ve kızı Sinem ve Serdar Geyve’de kalan akrabalarımız.

Bu arada biraz geriye dönerek, masa tenisi (ping pong) şampiyonluklarınız varmış, biraz bahseder misiniz?
-Mülkiyedeyken (Siyasal Bilgiler) Ülker Akçakoca (Köksal) diye bir arkadaşım vardı. Onunla beraber ping pong oynayalım dedik, 1-2 ping pong oynayan arkadaşlarla birlikte… derken ilerlettik bunu. Bu sefer fakülteler arası ping pong müsabakaları oldu. O zamanlar tabi bu kadar spor yapan ve ping pong oynayan yoktu. Fakülteler arası Dil Tarih’te oynayan bir asistan vardı. Oraya çağırdılar, benim daha önceden haberim yok, ‘Haydi Muazzez maça’ dediler. Gittik orada, işte 5-6 kişiydik sanırım iştirak eden, orada 1.’lik aldım. Tesadüfen yendim hepsini.

Arkadaşlarınızı not almışım, onlarla sağ olanlarla görüşür müsünüz hala?
-Cengiz Aren vefat etti sanırım. Ülker ile görüşüyorum mesela. Neriman ile Burhaniye’de yazlığa gittiğimde görüşmüştüm. Ülkü ile mezun olduktan sonra eşi çimento fabrikasında vazifeliydi, bir ara görüşmeler olmuştu sonra dağıldık. 2004’te 50′. yıl mezunları biraraya gelmiştik. İlhan Evliyaoğlu… Suzanlar vardı 2 Suzan…

Mezuniyet fotoğrafında yoktu… Siz ne diyorsunuz o güne?
-İnek Bayramı, özel bir gündür.
Siyasal Bilgilerin özel Bayramı mıdır?
-Evet, okulun en sonunda bir inek getirirler. O sınıfın da ineğini seçerler. O, ineği gezdirir böyle. Yani çok çalışan, iyi notlar alan öğrenci, okulun etrafında böyle dolaşır, işte şarkılar söylenir, marşlar söylenir. O arada salonda da toplantılar yapılır, şiirler okunur, çok güzel geçer…

Eşinizle nasıl tanıştınız?
-Maliyede çalıştığım dönemde tanıştık. Ben Maliyede çalışırken O’da Hazinede Genel Müdür Yardımcısı idi. Ve onun bürosunda çalışmaya başladım. O İstanbul’a döndü. İstanbul’a dönünce telefon ettim… koşarak geldi. Ondan sonra arkadaşlığımız devam etti. Bir-bir buçuk sene arkadaşlığımız oldu, sonra evlendik.

Sizin bir Avukatlık süreciniz var ondan bahseder misiniz?
-Benim avukatlığa başlamam 1960 yılında oldu. Baş Hukuk Müşavirliğinde avukat olarak başladım, eşim Kıbrıs ve Telaviv’e atanınca ücretsiz izin aldım. Dönüşte, baş hukuk müşavirliğinde değil de, Ankara Muhakemat’ta başladım. Orada da çok iyi arkadaşlıklarımız oldu. 10 kadar avukat arkadaşımla hala görüşürüm.

DSİ’de de görev yaptınız…
Evet, avukatlığa başlamadan önce Devlet Su İşleri’nde çalıştım. Şakir’de (Eşmeli) orada çalışıyordu. Sonra avukatlığa geçmek için ordan ayrıldım.

Şimdi en kritik soruları başlayacağız ancak sizi rahatsız etmeden soracağız. Şimdi sınıf arkadaşınız Sezai Bey’le (Karakoç) olan şiirle ilgili… Siz bu şiirin farkına ne zaman vardınız?
-Ben o şiiri… Yazılmış benim hiç haberim bile yoktu, hatta Altan Öymen’in eşi Aysel bir sınıf aşağıdaydı sanırım. O söyledi ‘Sınıfınızda çok güzel şiirler yazan birisi var’ diye. Ben de öyle şiirlerle falan aram yoktur, matematiğe daha ilgiliydim. Derken açığa çıktı. Çok fazla üzerime düştü bilmiyorum, biraz tutku halini aldığı, onunda bu şeye saplanmamasını arzu ederdim. Saplantı haline gelmemesini isterdim… Kendisi bir hayat kursaydı daha mutlu, huzurlu olurdum.

Öğrencilik döneminde ilgisini size hissettirdi mi, yoksa siz bunu daha sonra mı öğrendiniz?
-Hissettirdi tabii… Çok şiirler verdi, ne bileyim yazılar verdi, kitaplar verdi, ama yakınlık duyamadım.
Kısaca elektrik alamadınız..
-O’nu diyorsanız evet elektrik alamadım.

Bu şiir (Mona Roza) daha önceleri hiç bir yayınevi tarafından yayınlanmamış, o güne kadar (internet dönemi) teksirle fotokopiyle çoğaltılarak okunmuş ve belli kesimler tarafından bilinirdi. İnternetin ortaya çıkmasıyla 2002’de dikkat çekmiş, gençler arasında paylaşılarak daha bir önem kazanmış… Şiirin en önemli özelliği mısralarının baş harflerini birleştirdiğimizde (akrostiş) sizin isminiz yazıyor. Kamuoyunda bilgi kirliliği var, bir sürü hikayeler, uydurmalar, şehir efsaneleri söz konusu. Bilinmeyenler ne kadar açığa çıkarsa, yalan yanlış bilenen herşey ortadan kaybolur. Sizin üzerinizden dedikodu üretilmektedir. Bu anlamda bizi ilgilendiren kısmı Geyveli olmanızdan ötürü Muazzez Akkaya’nın kendisidir. Muazzez Akkaya ne düşünüyor, onun yaşamı nasıldır, meslek hayatı iş hayatı nasıldı, kimle evlendi, çoluk-çocuk durumu nedir vs… Bizi en fazla rahatsız eden kısmı sizin üzerinizden dedikodu üretilmesidir. Mesela, Cemal Süreya’dan bahsederler… Hiç size bu konuyla ilgili bir bilgi geldi mi?

-Cemal Süreya’dan nasıl bahsediyorlar?

İnternette dolaşan bahse göre, çok enteresandır Cemal Süreya, Sezai Karakoç ve siz Siyasal Bilgiler’de sınıf arkadaşısınız… Cemal Süreya ve Sezai Karakoç size ilgi duymakta, kendi aralarında sizin gönlünüzü kazanmak için farkınızda olmadan iddiaya girerler. Size yakınlık kurmaya çalışırlar…
-Cemal Süreya’dan… Şimdi açınca… Ben de konuyu açayım. Kendisi hiç belli etmedi hakikaten. Ama ne zaman sınıfa girsem, tahtaya şiir yazardı. Bir de mantomu aşağıda hocaların olduğu yere asardık ve orada cebime hep şiirler gelirdi. Ama kim olduğunu bilmezdim. Ve aynı yazı tahtada da görünce onları Perihan diye bir arkadaş vardı, hatta ona da ‘Bak aynı çocuk’ falan diye… Sonradan kafama jeton düştü… Çünkü 1-2 defa Todori’de karşılaştık, ilk zamanlar maliyenindi orası. Orada evliliğimi sorardı, ben de ‘Gayet iyi gidiyor’ falan deyince, ‘Benim de iyi gidiyor neden iyi gitmesin’ diye… O yazdıklarını biraz hissetmiştim ama şimdi daha iyi anlamış oldum. Bak ben bunu bilmiyordum. Kimden duydunuz?

İnternette okumuştuk veya bir dost meclisinde konusu geçmiş olabilir tam hatırlamıyorum. Ama çok öne çıkan bir bilgi bu… İnternette buna benzer pekçok iddia var. Bir tanesinde sizin intihar ettiğinizden bahsediyor.
-Evet onları yazdı Ahmet Hakan…
Bizim esas amacımız, sizin bir kişiliğiniz var, siz bir Muazzez Akkaya olarak, sizin hakkınızda bir sürü dedikodular üretiliyor ve bu dedikodular karşısında biz de bir Geyveli olarak ister istemez sorumluluk duyuyoruz. Amerika’daki kızınızın Ahmet Hakan’la yaptığı görüşme çok yararlı oldu.

Bir iddiada konferans salonunda size karşı şiir okuduğu, sizin ağlayarak salonu terk ettiğiniz söyleniyor…
-Şiir gününde çıktı okudu gerçekten…
Bu şiiri mi okudu? Mona Roza’yı mı okudu?
-Vallahi şu an onu bile hatırlamıyorum, hangisini okuduğunu… Ben de okul gecesi olduğu için gitmiştim, ama ne kaçtım ne de bir şey yaptım, sakin sakin oturdum.
Sizin için Grace Kelly gibiydi diyorlar…
-Yok kadıncağız mezarında ters dönecek (gülüşmeler)… Sanırım bir-iki kişi iltifat olsun diye söyledi ama alakası yok tabii.

Cemal Süreya konusuna dönecek olursak eksik olan kısmını tamamlayayım. Cemal Süreya ve Sezai Karakoç sizin kalbinizi kazanmak için iddiaya giriyor. İddia sonunda kaybeden hayatının sonraki aşamasında bir iz taşıyacaktı. Anlatılana göre Cemal Süreya iddiayı kaybeder ve ‘Süreyya’ olan soy isminden bir tane ‘y’ harfini nüfustan sildiriyor.
-Hımmm o sebeple sildiriyor öyle mi?
Evet
-Allah Allah (ben neymişim dercesine gülüşmeler)
Böyle bir silinme olayı var mı?
-Var. Tabi Süreyya idi bizim zamanımızda
Silinme hikayesini biliyormuydunuz?
-Yok hiç bilmiyordum, ama Cemal Süreyya idi, ‘y’ harfini sonradan kaldırdığını biliyorum.
Ne olarak kaldırmış olabilir?
-Hiç bilmiyorum.
Bakın burası çok enteresan, ben ‘y’ harfini kaldırdığını bilmiyordum. Ancak siz bu olayı onaylıyorsunuz…
-Evet evet Süreyya idi ‘y’yi kaldırdı.
Çünkü orada iddiayı kaybettiği için…
-Ama ikiside kaybetmiş oluyor o zaman…
Hayır kendi aralarındaki iddianın farkında değilsiniz… İddiayı kaybeden Cemal Süreyya soy isminden bir tane ‘y’ harfini kaldırıyor. Bakın o dönemdeki anlayışa Eğer doğru ise bugün böyle bir iddiayı günümüzde kim yerine getirir ki…
Tabi bu iddia olayı kulaktan dolma bir bilgi de olabilir… Olay şöyle devam ediyor, Sezai Bey’in size olan sevgisini aşkını iddiaya kurban etmesinden dolayı onunla olan ilişkinizi kesmişsiniz, hiç konuşmamaya başlamışsınız…
-Bilemiyorum, Allah Allah (gülüşme)
Bu olaydan sonra Sezai Bey içine kapanmış, hiç evlenmemiş vs…
Halbuki siz bu yaşanan olayların hiç farkında değilsiniz
-Evet hiç farkında değilim..
Hatta sizin ping pong’a olan ilginizden dolayı bir şiiri var
Evet öyleymiş, onu da Ahmet Hakan’dan öğrendim.

O dönemde okul yaşantısı, arkadaşlıklar nasıldı?
-O dönemde erkek arkadaşlar çoktu. O yüzden biz kız arkadaşlar daha fazla birbirimizle kaynaşıyorduk. Ama ben daha çok Ülker Akçakoca ile takılırdım. Beraber Suriye’ye Lübnan’a, Kıbrıs’a seyahatlerimiz olurdu. Sömestr Şubat tatilinde okulca sınıfta da 8 kızdık. Sınıfımızda güzel güzel kızlar vardı ama neden bana yazılmışlar bilmiyorum. Üniversiteye başlayan genç delikanlılar, onun için yakınlarında kim varsa veyahut hoşlarına gidin başka bir yerde olsaydı başkasına ilgi olacaktı. Çok şükür fakülte hayatımız çok güzel geçti. Ping pong oynamamız da devam etti bizim, 4 sene boyunca… Güzeldi bilmiyorum… Hocalarımızda gayet iyiydi… Coşkun Bey vardı, Bülent Bey vardı, Fadıl Bey vardı…

New York’ta kızınızda ne kadar kaldınız? Gelip gitme mi oldu?
Evet gelip gitme oldu. Devamlı kaldığım olmadı. En çok 3 hafta kalmışımdır. Ama torun doğduğunda bir 25 gün olabilir.

Üniversite döneminde öne çıkan arkadaşlarınız var mıydı?
Atilla Karaosmanoğlu vardı, Planlama Teşkilatının başına geçmişti, İlhan Evliyaoğlu milletvekili olmuştu, Ümit Özkan vardı… Erkek arkadaşlarla fazla da bağlantımız olmadı. Ülker ile birkaç toplantılara gittik, sonra baktık onlar da rahat konuşamıyor bir daha katılmadık.

Eşinizden bahsedecek olursak, O’nu da rahmetle analım, ona olan ilginiz, kısaca onu nasıl anlatırsınız? Herkesin peşinde olduğu Muazzez Akkaya’nın gönül verdiği insan nasıl biriydi?
-Orhan Giray çok efendi, saygılı birisiydi. Hani eskiden söylerlerdi ya İstanbul Beyfendisi, şimdi bilmiyorum, sanırım onun devreleri de öyleydi. Sınıf arakaşlarının arkadaşlıkları da seviyeli saygılı kişilerdi. Belki o devrin yetiştirdiği insanlar, Atatürk devrinin insanları oldukları için hem kadınlara saygılı, hem etraflarına saygılı… Tabi aramızdaki sevgi çok kuvvetliydi, zaman geçtikçe yerleşti. Tabi çocuklarımız olunca onu perçinlediler… Çok güzel, huzurlu bir 48 sene geçirdik beraber. Güzel bir evlilikti bizim için.

Bize kapınızı açıp, vermiş olduğunuz bilgiler için çok teşekkür ederiz. Umuyoruz, bilinmeyen merak edilen pek çok konu sizin açınızdan aydınlığa kavuşsa da bazı yaşanmışlıklar gizemini korumaya devam edecektir. Size ve çocuklarınıza, torunlarınızla birlikte sağlıklı bir ömür dileriz.

ana manset - 18:59 A A
BENZER HABERLER