Sakarya Filistin Gönüllüleri tarafından Gazze’de ateşkesin yürürlüğe girdiği saatlerde basın açıklaması gerçekleştirildi.

ana manset - 20 Ocak 2025 10:27 A A

Sakarya’da Hamas’a tebrik

Sakarya Filistin Gönüllüleri tarafından Gazze’de ateşkesin yürürlüğe girdiği saatlerde basın açıklaması gerçekleştirildi.

Muhammed Ali Cumhur’un okuduğu açıklamada Hamas’ın kararlı direnişinin İsrail’i geri adım atmaya zorladığı vurgulandı.

Cumhur, “Siyonistlerin iyi bildikleri, becerdikleri tek şey; çocuk, kadın, yaşlı demeden gerçekleştirdikleri kitlesel katliamdır, yani soykırımdır. Ancak askeri açıdan kazanım sağlayamadıkları, Hamas’ı bertaraf edip esirlerini kurtaramadıkları için anlaşmayı imzalamak zorunda kalmışlardır” dedi.

Cumhur şöyle devam etti:

“Son 15 ayda güvenlik nedeniyle İsrail’i terk eden Yahudilerin sayısı 1 milyonu bulmuştur. İsrail’de günlük hayat sekteye uğramış, çalışanlar, öğrenciler iş yerlerine, okullarına gidemez hale gelmiştir. Siyonistler, sığınaklardan başlarını çıkaramamıştır. İsrail’in içi siyasi olarak da son derece karışıktır. Bir iç savaş endişesi sıklıkla dillendirilmektedir.

Aksa Tufanı operasyonu sonrası Siyonistler artık eskisi kadar rahat uyku uyuyamayacaklarının farkındadır. 80 sene önce “güvenli devlet” vaadiyle bu topraklara getirilen Siyonistler, olağanüstü bir güvenlik krizi yaşamakta, İsrail’de bir gelecek göremedikleri için göç planları yapmaktadır.”

Muhammed Ali Cumhur, İslam ülkelerini ABD ve İsrail uydusu olmaktan kurtulup İslam Birliği’ni kurmaya ve Erbakan Hoca’nın hayallerini gerçekleştirmeye davet etti.

Basın açıklamasının ardından Muharrem Demircan’ın duası ile program son buldu.

Basın açıklamasının tam metni şu şekilde:

Gazze’de ateşkes sağlandı. Aşamalı olması ve birçok belirsizliği içermesiyle birlikte Gazze halkının nefes alacağı bir sürecin başlaması hayırlı olmuştur.

Aksa Tufanı Operasyonu’nun tekrar bir röntgenini çekelim. Gazze ekonomik ablukayla bir lokma ekmeğe, bir damla mazota muhtaç hale gelmiş, hastaneler ilaç ve enerji olmadığı için büyük ölçüde çalışamıyor, Mescid-i Aksa hemen hemen her hafta Siyonist askerler ya da fanatiklerin çizmeleri ile kirletiliyor; Kudüs ve Batı Şeria’da Yahudi yerleşimciler Müslümanlara ait toprak ve binaları gasbediyor, Müslümanların tarım yaptıkları arazilere ya da iş yerlerine gidebilmeleri onlarca siyonist askeri bariyerde kimlik kontrolü ve sorgulamayı aşabilmeleri ile mümkün oluyordu. Kısacası başta Gazze olmak üzere tüm Filistin halkı iki tercihten birine zorlanıyordu. Ya yaşadıkları topraklarda nefes alamayacak hale gelerek ölecekler ya da yaşadıkları toprakları terk edecekler!

Bıçağın kemiğe dayandığı, olmak ya da olmamak noktasına gelindiği bir süreçte Gazze direnişi bir karar alarak Aksa Tufanı Operasyonu’nu gerçekleştirdi. Bu karar tamamen Yahya Sinvar komutasındaki Gazze direnişinin kararı idi.

Direniş Cephesi’nin diğer bileşenleri olan İran, Hizbullah, Ensarullah, Irak direniş örgütleri, Batı Şeria direniş örgütleri, Aksa Tufanı operasyon kararının alınmasında herhangi bir dahilleri olmamasına rağmen Gazzeli kardeşlerini yalnız bırakmadılar, canları ve mallarını ortaya koyarak kardeşlerini desteklediler.

Bir tarafta İsrail, Amerika ve Avrupa’nın içinde olduğu şer cephesi, diğer tarafta direniş cephesi…

Gelinen noktada kazanan İsrail değil, Gazze direnişidir. Hamas kazanmıştır, İslami Cihad kazanmıştır, diğer Filistin direniş örgütleri kazanmıştır.

Ekim 2023’te, operasyonun başlangıcında Hamas’ı bitireceklerini iddia eden Siyonistler Ocak 2025’e gelindiğinde Hamas ile masaya oturup ateşkes anlaşması yapmak zorunda kalmışlardır.

15 aydır süren savaş boyunca Gazze’de 360 kilometrekarelik küçük bir alanda Siyonistler Hamas’ı bertaraf edemedikleri gibi, 100’e yakın esirlerini de kurtaramamışlardır.

Siyonistlerin iyi bildikleri, becerdikleri tek şey; çocuk, kadın, yaşlı demeden gerçekleştirdikleri kitlesel katliamdır, yani soykırımdır.

Hamas’ın ateşkes anlaşması ile ilgili yaptığı açıklamada “Halkımıza uygulanan soykırım nedeniyle bu anlaşmayı kabul ettik” şeklindeki ifade dikkat çekicidir. Bu ifadenin anlamı şudur: Askeri olarak biz hala diriyiz ve savaşa varız. Ancak mazlum halkımıza uygulanan ağır katliam nedeniyle silahlarımızı susturmayı kabul ettik.

Allah katında ve dünya mazlumları nezdinde de kazanan İslami Direniş’tir.

Gazze’de 50 bin, Lübnan’da 5 bin kişiyi aşan şehidimiz var. Allah (c.c)’ın Tevbe Suresi 24. ayette bizden istediği teslimiyeti gösteren, Allah’ı, Rasul’u ve Allah yolunda cihadı öne alan, bu uğurda en sevdikleri yakınlarını ve mallarını değil cihadı tercih eden bir örneklikle karşı karşıyayız.

Gazze, Lübnan ve Yemen bize gerçek imanın ne olduğunu gösteren mektepler oldular. Bize düşen görev, bu mektepleri anlamaya çalışmak, bu mekteplerin öğretisini hayatımıza hakim kılmaktır.

Tüm dünya mazlumları da bu süreçte gerçek İslam ile tanıştılar. Bir yanda emperyalizme ve siyonizme karşı direnen, diğer yanda on binlerce şehidine rağmen elindeki esirlere merhametle ve adaletle davranan Gazzeli Müslümanlar…

Özellikle son iki yüz yıldır zalimlere boyun eğen, zalimlerle uzlaşmaya çalışan, zalimlerin taşeronluğunu yapan Müslüman yönetici, Müslüman lider, Müslüman siyasetçi, Müslüman aydın profili o kadar zihinlere kazınmıştı ki; mazlumlara İslam’ı anlatmak, onları İslam’a ikna etmek çok zorlaşmıştı.

Artık Gazze mektebi var, Lübnan mektebi var, Yemen mektebi var. Bu mektepler gerçek İslami öğretiyi ve duruşu tüm mazlumlara hakkıyla gösterdiler, ispat ettiler, örneklediler.

Aksa Tufanı bize önemli liderleri şehit olarak ikram etti. Önce İsmail Haniyye, sonra Hasan Nasrallah ve en son Yahya Sinvar şehadete yürüdü.

Müslümanlar için şehadet kutsaldır. Her Müslümanın hayali, her Müslümanın ideali Allah yolunda şehit olmaktır. Biz Müslümanlar ebedi olan ahiret hayatına iman ettik ve Allah’ın şehitlere vaadi olan cenneti kazanmak için şehadet sıramızı bekliyoruz.

Liderlerini şehit veren Müslümanlar için Allah’ın izniyle hayırlı son yani zafer yakındır. Şehitlerin kanı, özellikle de en önde mücadele ederken şehit olanların kanı bize yol gösterecek, yolumuzu aydınlatacak ve nihai zafere götürecektir.

Bizim için şehitlerin efendisi Hz. Hamza, Hz. Ali ve Hz. Hüseyin ne anlam ifade ediyorsa, şehit İsmail Haniyye, şehit Hasan Nasrallah ve şehit Yahya Sinvar aynı anlamı ifade ediyor. Onların yolunu titizlikle sürdüreceğiz. Şehadeti kendimize şiar edineceğiz. Şehadet mektebinin bir talebesi olarak yaşayacağımıza söz veriyoruz.

Bir de bu süreçte yaşadığımız hayal kırıklıklarımız var.

İslam ülkeleri çok büyük ölçüde üzerlerine düşen görevleri yerine getirmediler.

Haçlı-siyonist ittifakına karşı bir İslam ittifakı kurulamadı.

Amerika ve Avrupa tüm güçleri ile İsrail’in arkasında durdular. Siyonistlere silah, mühimmat, para yağdırdılar. Tüm istihbarat birimlerini, özel birliklerini, savaş gemilerini, savaş uçaklarını bölgeye göndererek şer cephesini inşa ettiler.

İslam ülkeleri ne yaptı? Maalesef İran dışında Filistin direnişine askeri destek veren olmadı. İran, başta Hamas olmak üzere direniş cephesi unsurlarını silah, para ve istihbarat yönüyle destekledi, emperyalizmin yaptırımlarına boyun eğmedi.

Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün gibi bazı devletler zımnen İsrail’i desteklediler. İhanette sınır tanımadılar. Bir yandan Hamassız bir Filistin için müzakere yürütürken, bir yandan Yemen’e dönük askeri müdahalelere destek verdiler.

Diğer İslam ülkeleri de Filistin’e sadece diplomatik ve hukuki destek vermekle yetindiler. Türkiye’nin de içinde bulunduğu bu grup Amerika, Avrupa ve İsrail ile ilişkilerinde risk almak istemediler. Bu acziyetlerini de, bu teslimiyetlerini de hiçbir zaman kabul etmeyerek, “Filistin için en çok biz fedakarlık yapıyoruz” yalanını sürekli gündemde tuttular.

Bir tarafta İsrail’in yanında bütün gücü ile saf tutan Amerika ve Avrupa, diğer tarafta Filistin için söylemin dışında hiçbir eylem ortaya koymayan İslam dünyası…

“Türkiye bu süreçte ne yaptı” sorusu hepimiz için önem taşıyor.

Türkiye, bu imtihanı veremedi. Amerika ve İsrail ilişkilerini riske atmamayı birincil hedef kıldığı için Filistin için hamaset nutukları, hamaset gösterilerinin dışında bir şey yapmadı.

Tarihsel geçmişi ile övünen, İslam’ın sancağını yüz yıllar boyunca taşıyan, yüz yıllarca Kudüs, Mescid-i Aksa, Kabe gibi kutsalların hamiliğini yapmış bir milletin evlatları olarak geldiğimiz noktada yüzümüz kızarıyor.

Bıraktık, silah göndermeyi, asker göndermeyi; İsrail’i ülkemiz üzerinden besleyen kanalları dahi kapatamadık.

Azerbaycan petrolü Bakü-Ceyhan Boru Hattı üzerinden Ceyhan’a, oradan da gemilerle İsrail’e taşınmaya devam etti.

Türkiye’nin ürünleri, transit ticaret kanalıyla İsrail’e akmaya devam etti.

İncirlik Üssü İsrail’e silah ve mühimmat taşınmasında ara durak olarak kullanıldı. Kürecik Üssü ise İsrail’e istihbarat aktarmaya devam etti.

İsrail ile diplomatik ilişkilerimizi bile sonlandırmadık. Yapılan sadece diplomatik ilişkilerin alt seviyeye indirilmesiydi.

İsrail’e mal taşıyan gemilerin limanlarımızı kullanmasına müsaade ettik.

Halbuki bu ülkeyi yönetenler de dahil hepimiz çok iyi biliyoruz ki; Kudüs, Mescid-i Aksa, Filistin davası Kur’an ile sabit bir iman meselesidir.  Dolayısıyla her Müslüman, her İslam ülkesi bu davayı bir iman vecibesi olarak görmek zorundadır.  Yani Filistin davası sadece direniş cephesinin değil, başta Türkiye olmak üzere tüm İslam dünyasının davasıdır.

İçinden geçtiğimiz süreçte ümmetin birliğine, ümmetin ittifakına dönük bir girişimin umudunu taşıdık. Hatta Türkiye’nin bu girişimin öncülüğünü yapabileceğini düşündük. Rahmetli Erbakan hocamızın hayali olan İslam Birliği konusunda Gazze dramının bir tetikleyici olmasını bekledik. Ancak bu gelişmelerin dahi ulus-devlet refleksi ile hareket eden günümüz İslam ülkelerini birleştiremediğini üzüntüyle gördük.

Biz buradan tekrar seslenmek istiyoruz: İslam Birliği’ni mutlaka gündeminize almalısınız. Bugün Gazze, Lübnan, Batı Şeria, Yemen yanıyor. Bu ateşin yayılması ve tüm Ortadoğu’yu, İran’ı, Irak’ı, Suriye’yi, Türkiye’yi ve diğer İslam coğrafyalarını yakma riski yüksektir.

İslam ülkelerini yönetenlerin bir araya gelmeye, güç olmaya, cephe olmaya karar vermeleri gerekiyor. Emperyalizm ve Siyonizm bölgeyi küçük parçalara ayırarak yutmak için hazır bekliyor. Oyunu bozmak ancak birleşerek mümkün olacaktır.

Gazze’de direniş olağanüstü zor koşullara rağmen kazanmıştır. Direnişin bütün unsurlarını tebrik ediyoruz.

Siyonistler yedi düveli arkalarına almalarına rağmen başarılı olamamıştır. Son 15 ayda İsrail’i terk eden Yahudilerin sayısı 1 milyonu bulmuştur. Ayrıca Hizbullah’ın menzilinde olduğu için İsrail’in kuzeyini terk edenlerin sayısı yüz binlerle ifade edilmektedir. İsrail’de günlük hayat sekteye uğramış, çalışanlar, öğrenciler iş yerlerine, okullarına gidemez hale gelmiştir. Siyonistler, sığınaklardan başlarını çıkaramamıştır.

İsrail’in içi siyasi olarak da son derece karışıktır. Bir iç savaş endişesi sıklıkla dillendirilmektedir.

Aksa Tufanı operasyonu sonrası Siyonistler artık eskisi kadar rahat uyku uyuyamayacaklarının farkındadır. 80 sene önce “güvenli devlet” vaadiyle bu topraklara getirilen Siyonistler, olağanüstü bir güvenlik krizi yaşamakta, İsrail’de bir gelecek göremedikleri için göç planları yapmaktadır.

Zaman İslam ümmetinin lehine gelişmektedir.

Bize düşen görev emperyalizm ve siyonizm bilincini diri tutmak, emperyalizmin ve siyonizmin tuzağına düşmemektir.  Bu bağlamda tüm kavmi ve mezhebi yaklaşımları bir kenara koyarak ümmet şuuru ile hareket etmeliyiz.

Amerika’nın bölgemizdeki oyunlarını bozmak zorundayız. Amerika’nın büyük şeytan olduğunun ve Amerika ile uzlaşmanın, Amerika’nın taşeronluğuna soyunmanın hüsran ile sonuçlanacağının bilincinde olmalıyız.

Allah’a gereği gibi iman edenlerin en üstün olduğunun, Allah’ın sevdiği kullarını mutlaka destekleyeceğinin, iman olduğu müddetçe imkanın olacağının şuurunda olmalıyız.

Başta İsmail Haniyye, Hasan Nasrallah ve Yahya Sinvar olmak üzere tüm Filistin şehitlerini rahmetle anıyoruz. Bu şehitlerimizin mücadelesini, fedakarlığını, samimiyetini yaşamak ve yaşatmak için elimizden gelen her şeyi yapacağımıza söz veriyoruz.

Yaşasın Filistin Direnişi!

Yaşasın Nehirden Denize Özgür Filistin!

ana manset - 10:27 A A
BENZER HABERLER