Sabırlar ve Poydular köyleri TOPRAKLARINA OSB Kararına “TOPRAK YOKSA HAYAT YOKTUR” dediler
09.01.2026
Kişi Okumuş
0 Yorum
Sabırlar ve Poydular köyleri TOPRAKLARINA OSB Kararına
“TOPRAK YOKSA HAYAT YOKTUR” dediler
Bu Gıda İhtisas OSB:
Tarım arazilerimizi, bereketli topraklarımızı geri dönülmez biçimde yok edecek,
Yeraltı sularımızı aşırı tüketip kurutacak,
Fabrikaların atıklarıyla toprağımızı, havamızı, suyumuzu zehirleyecek,
Gece gündüz çalışan tesislerin gürültüsüyle köyümüzün huzurunu bitirecek,
Beton ve asfaltla kaplanan alanlarda kuşlar, böcekler, yaban hayatı ortadan kalkacak,
Çocuklarımız temiz havada koşup oynamak yerine fabrika dumanı soluyacak.
Bizim istediğimiz fabrika değil, temiz hava!
Bizim istediğimiz beton değil, yeşil tarlalar!
Bizim istediğimiz geçim değil, geleceğimiz!
Atalarımızdan miras kalan bu cennet köşeyi, torunlarımızdan çalmalarına izin vermeyelim. Köy hayatımız, doğamız, sağlığımız her şeyden önemli.
Sakarya Köyüme Dokunma Platformu Başkanı Mecdi Cengiz,Sakarya Kültürel ve Doğal Kaynakları Koruma Derneği Onursal Başkan Fehmi DUMAN,Geyve Boğazı Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği Başkanı Kamuran Tan Geyve Gıda İhtisas OSB Ön Talep Toplama Süreci devam ederken Bölge halkının düşüncelerini almak için Sabırlar ve Poydular köyleri ile bir araya geldi.
Yöre halkı ile istişare yapmadan Geyve Gıda İhtisas OSB Ön Talep Toplama işlemine başlandığı için tepkilerini dile getiren Sabırlar ve Poydular köyleri sınırları içerisinde
Planlanan OSB alanının yaklaşık 72 hektar büyüklüğünde, tamamının özel mülkiyete ait, halen aktif tarımsal üretim yapılan ve organik tarım sertifikalı parselleri de içeren bir alandan oluşuyor.
Yöre halkı Gıda ihtisası taşıyan bir OSB’nin, doğrudan gıda üretiminin yapıldığı tarım alanları üzerinde planlanması; ilk bakışta “tarım-sanayi entegrasyonu” kavramı ile gerekçelendirilmeye çalışılsa da, bu yaklaşım bilimsel ve planlama ilkeleri açısından dikkatle ele alınmalıdır. Tarım-sanayi entegrasyonu; tarımsal üretimin korunması, sürekliliğinin sağlanması ve katma değerinin artırılması anlamına gelir. Buna karşılık, aktif tarım arazilerinin sanayi alanına dönüştürülmesi, tarımın kalıcı olarak üretim dışına itilmesi sonucunu doğurmakta ve entegrasyon hedefi ile çelişmektedir.
Özellikle organik tarım yapılan alanların söz konusu planlama içinde yer alması, konunun hassasiyetini daha da artırmaktadır. Organik tarım; yıllar içinde oluşan toprak yapısı, su kalitesi ve çevresel dengenin korunmasıyla mümkün olan bir üretim biçimidir. Bu alanların sanayi kullanımına açılması halinde, yalnızca mevcut üretim değil; gelecekte yeniden organik tarıma dönme ihtimali de fiilen ortadan kalkacaktır.
Bu noktada, kamuoyunun ve ilgili kurumların yanıtlaması gereken temel sorular bulunmaktadır:
Alan seçiminde hangi bilimsel, çevresel ve sosyo-ekonomik kriterler esas alınmıştır?
Tamamı özel mülkiyet ve aktif tarım alanı olan bu bölge tercih edilirken, tarım dışı alanlar, kamu mülkiyetindeki araziler veya sanayiye daha uygun alternatif bölgeler değerlendirilmiş midir?
Sakarya genelinde yer alan ve farklı sektörlere tahsis edilmiş OSB’lerdeki boş veya atıl parsellerin, gıda sektörü açısından neden yeterli görülmediğine dair nesnel ve teknik bir analiz yapılmış mıdır?
Bu analizler yapıldıysa, kamuoyu ile neden paylaşılmamıştır?
Ön talep toplama sürecinin uzatılması, yatırımcı ilgisinin beklenen düzeyde oluşmadığını da göstermektedir. Bu durum, yalnızca ekonomik bir veri olarak değil; alan seçiminin doğruluğu, yatırımcıların bölgeye bakışı ve planlamanın rasyonelliği açısından da değerlendirilmelidir. Yatırımcı ilgisinin sınırlı kalması, seçilen alanın lojistik, sektörel veya sürdürülebilirlik açısından soru işaretleri barındırdığını düşündürmektedir.
Ayrıca sürecin bu aşamasında dahi, yerel halkta ve üreticilerde güçlü bir “oldu-bittiye getiriliyor” algısı oluşmuş olması dikkat çekicidir. Oysa planlama süreçlerinin temel ilkelerinden biri katılımcılıktır. Katılımcılık, yalnızca ilan yayımlamakla değil; yörede yaşayanların, üreticilerin, sivil toplum kuruluşlarının ve meslek odalarının görüşlerinin gerçek anlamda dikkate alınmasıyla mümkündür.
Hukuki çerçevede bakıldığında; Anayasa, tarım arazilerinin korunmasına ilişkin mevzuat ve çevre hakkı, devlete ve idareye tarım topraklarını koruma ve kamu yararını çok boyutlu değerlendirme yükümlülüğü yüklemektedir. Kamu yararı kavramı; yalnızca sanayi yatırımı yapılmasını değil, gıda güvenliğini, çevresel sürdürülebilirliği, yerel ekonomiyi ve gelecek kuşakların yaşam hakkını birlikte gözetmeyi zorunlu kılar.
Yöre Halkı olarak Geyve Gıda İhtisas OSB için yürütülen ön talep toplama sürecinin uzatılmasını, kararın henüz kesinleşmediğinin bir göstergesi olarak görmekteyiz. Bu nedenle sürecin, aceleci yaklaşımlardan uzak, tüm alternatiflerin şeffaf biçimde değerlendirildiği, bilimsel verilere dayalı ve kamuoyuna açık bir planlama anlayışıyla yeniden ele alınması gerektiğine inanıyoruz.
Yöre Halkının Talebi; sanayiye kategorik olarak karşı çıkmak değil, yanlış yerde, yanlış yöntemle ve geri dönüşü olmayan sonuçlar doğuracak bir planlamaya karşı dikkat çekmektir. Tarımın, doğanın ve yerel yaşamın korunması ile sanayi gelişiminin dengeli biçimde ele alındığı bir yaklaşımın mümkün olduğu kanaatindeyiz.
Bu sürecin, yatırımcı toplama süresi sona ermeden önce; alan seçimi, alternatifler ve kamu yararı boyutlarıyla yeniden değerlendirilmesi, hem hukuki güvenlik hem de toplumsal vicdan açısından büyük önem taşımaktadır.
İlgili Terimler :
YORUMLAR






















