Kira artışları, “piyasa koşulları” denilerek normalleştirildi.
28.12.2025
Kişi Okumuş
0 Yorum
Yoksulluk tembellikten değil, eşitsizlikten doğar
Umudu soyut temennilerde değil, değiştirme iradesinde aramak gerekir.
Yoksulluğun ve barınma krizinin kader olmadığı, aksine belirli politik ve ekonomik tercihlerle üretildiği artık görmezden gelemeyeceğimiz bir gerçekliktir.
Çocuklara aktarmamız gereken de tam olarak budur: Mevcut koşulların değiştirilebilir olduğu ve eşitsizliklerin zorunlu değil tarihsel olduğudur.
Bir çocuğa “görmeyi” öğretmek yeterli mi?
Ona bu kadar çok insanın neden sokakta yaşadığını ve aç bırakıldığını anlatmak zorunda değil miyiz?
Yoksulluk, her geçen gün derinleşen, kuşaktan kuşağa aktarılan sınıfsal bir şiddet biçimi olmanın ötesinde, pedagojik olarak normalleştirilen ve çocuklara “hayatın doğal bir gerçeği” olarak sunulan politik bir sonuç olarak karşımıza çıkıyor.

Sokakta uyuyan insanlar yalnızca banklarda, alt geçitlerde, metruk binalarda değil;
– Arkadaşının evinde kalıp ertesi gün nereye gideceğini bilmeyenlerde,
– Kirasını ödeyemediği için eşyalarını depoya koyup günübirlik çözümlerle hayatta kalmaya çalışanlarda,
– Çocuklarını okula gönderirken “Bugün evden çıkarılır mıyız?” korkusuyla yaşayanlarda gizli.
Kira artışları, “piyasa koşulları” denilerek normalleştirildi. Ev, bir yaşam alanı olmaktan çıkarılıp yatırım aracına dönüştürüldü
İnsanlar sadece ekonomik kriz kurbanı değil; aynı zamanda mevcut konut politikalarının başarısızlığının göstergesi. Buradan bakıldığında yoksulluğun sadece “az para” olmadığını, aynı zamanda barınma güvencesinin sistematik olarak yok edilmesi olduğunu da söylememiz gerek.
Çocuklara empati kurdurarak, görmezden gelinenleri işaret edip, alışkanlıklarımızı sorgulatarak önemli bir kapıyı aralıyor. Ama empati tek başına yeterli değil. Yeterli değil çünkü empati politik bağlama oturtulmadığında, yalnızca duygusal bir rahatlama sağlar. Çocuk üzülür, acır, sonra da hayat devam eder.
Görmek yetmez.
Üzülmek yetmez.
Anlamak yetmez.
Biz yetişkinler çocuklara şunu söylemek zorundayız:
– İnsanlar sokakta yaşamayı seçmez.
– Yoksulluk tembellikten değil, eşitsizlikten doğar.
– Barınma bir lütuf değil, haktır.
Umudu soyut temennilerde değil, değiştirme iradesinde aramak gerekir. Yoksulluğun ve barınma krizinin kader olmadığı, aksine belirli politik ve ekonomik tercihlerle üretildiği artık görmezden gelemeyeceğimiz bir gerçekliktir. Bu nedenle umut, düzenin sınırları içinde teselli bulmak değil; o sınırların aşılabileceğini bilmekten doğar. Çocuklara aktarmamız gereken de tam olarak budur: Mevcut koşulların değiştirilebilir olduğu ve eşitsizliklerin zorunlu değil tarihsel olduğudur.
Yeni yıl, barınmanın bir hak olarak savunulduğu, yoksulluğun normalleştirilmediği ve pedagojinin vicdanı yatıştıran değil bilinci keskinleştiren bir araç haline geldiği bir yıl olmak zorundadır.
İlgili Terimler :
YORUMLAR



