Kahraman Türk Kadınları Tiyatro Topluluğu’ndan 25 Kasım’a anlamlı program

26.11.2025

Kişi Okumuş

0 Yorum

Kahraman Türk Kadınları Tiyatro Topluluğu’ndan 25 Kasım’a anlamlı program

Sakarya Kahraman Türk Kadınları Tiyatro Topluluğu, Vatan ve Hürriyet Derneği Genel Merkezi ve Sakarya İnşaat Mühendisleri Odası Başkanlığı iş birliğiyle düzenlenen “25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” konulu söyleşi düzendi

Etkinlikte, farklı meslek alanlarından önemli isimler şiddetle mücadeleyi çeşitli yönleriyle ele aldı; Tevhide Yağan (T.K.B Bşk) – A. Yavuz Özbudak (Avukat) – Ali Arslan (Sosyolog) – Gülden Güler (Doktor) – Senem Yıldırım (Kahraman Türk Kadınları Tiyatro Topluluğu Ynt. Bşk) – Büşra Özdemir (Yazar) Programın moderatörlüğünü Şule Bayri üstlendi

Kahraman Türk Kadınları Tiyatro Topluluğu’ndan 25 Kasım’a anlamlı program

Kahraman Türk Kadınları Tiyatro Topluluğu, Vatan ve Hürriyet Derneği Genel Başkanlığı ve İnşaat Mühendisleri Odası iş birliğinde, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında önemli bir söyleşi programı gerçekleştirdi. İnşaat Mühendisleri Odası’nın ev sahipliğinde düzenlenen etkinlik, toplumun tüm kesimlerini bir araya getirerek güçlü bir farkındalık ortamı sundu.

Topluluk adına açıklama yapan Yönetmen Senem Yıldırım, kuruluş süreçlerinin Cumhuriyet’in değerlerinden ve Atatürk ilke ve inkılaplarından beslendiğini vurguladı. Yıldırım şu ifadeleri kullandı; “Amacımız sanatın toplumsal gücünü kullanarak halkı bilinçlendirmek, farkındalığı artırmak ve kadınlara yönelik her türlü şiddete karşı güçlü bir duruş sergilemektir. Bizler ayrıştırmak yerine birleştirmeyi, ötekileştirmek yerine insanlığı yüceltmeyi savunan bir misyonla hareket ediyoruz. Şiddetsiz bir hayatın ve eşit bir geleceğin mümkün olduğuna inanıyoruz.”

 

Uzman isimlerin katkılarıyla zenginleşen bir program

Program, katılımcıların yoğun ilgisiyle değer kazanırken, alanında uzman konuşmacıların değerlendirmeleriyle güçlendi. Etkinlikte katkı sunan isimler; Avukat Ahmet Yavuz Özbudak, Sosyolog ve aile danışmanı Ali Arslan, Doktor Gülden Güler, Yönetmen Senem Yıldırım, Yazar Büşra Özdemir. Topluluk, konuşmacılara bilgi ve tecrübeleri için teşekkür ederek etkinliğin amacına ulaştığını belirtti.

Dr Gülden Güler”Kadına şiddet Kadına nefretin tarihsel süreci  Tarih boyunca kadın kışkırtıcılığın simgesi, günahın objesi, kötülüğün ve fitnenin sebebi, erkeğin malı kabul edildi. Bazı felsefeciler de buna destek verdi (Aristoteles).
Kadının cinsiyetinden dolayı aşağılanması, değersizleştirilmesi, kötü ve eşit olmayan muamele görmesi ve hak ihlallerinin meşrulaştırılması mizolojini, yani kadın nefreti olarak tanımlanır.
Biliyoruz ki tarih boyunca mitolojide, efsanelerde, bazı dini kaynaklarda da kadın kötülenmiştir. Tevratta geçen Havva’nın Adem’e yedirdiği elma yüzünden cennetten kovulma öyküsü, Pandora’nın kutusunun açılıp kötülüğün yayılması, Ortaçağ’da anaerkil yapının, bolluk bereket enerjisinin ortadan kaldırılması için başlatılan cadı avları ve kadınların yakılması. Truva savaşında Helen’in Paris’i aklını çelmesi vb.
Neler oldu tarihte
Kız bebeklerin, bakire olmayan kadınların utanç duyarak öldürülmesi
Kızlara isim yerine numara verilmesi
Kadının mal, köle gibi alınıp satılması
Kız çocuklarının mirastan pay verilmemesi adına öldürülmesi
Kadınların cinsel obje olarak görülmesi (Afrika’da boyun halkası, Çin’de küçük ayakkabı, Fransa’da kaburga kemiğini aldırarak korseyle ince belle zayıf gözükme çabası)
Kadın sünneti (genital mütilasyon) ve klitoris’in inkarı
Kız çocuklarının okula gönderilmemesi
Seçme seçilme hakkının, eşi tayin hakkının, miras hakkının olmaması
Çalıştırılmama veya çalıştırıldığında ücret eşitsizliğine uğramaları (1 Mayıs 1886’da ABD’de, uzun mesaiyi protesto eden çoğu kadın tekstil işçisilerinin öldürülmesi
Kadının birey değil ailenin parçası olarak görülmesi
Kıyafetine sosyal hayatına karışılması
Mansplaning: Üstünlük kurma amaçıyla, er bilmişlikle parmak sallayarak, aşağılayarak kadının suskunlaştırılıp özgüveninin yaralanması
Günümüzde terk edilme, kıskançlık, namus, geçim sıkıntısı, mirasa konma, yeni hayat gibi sebeplerle işlenen kadın cinayetleri
Tarihte Hz Meryem’in saflık timsali olması, doğurganlık ve analık vasfi ile kadının kutlanması gibi çelişkiler de mevcut.
İslam’a rağmen karşılaştığımız farklı tutumlar da var:
Hadisler:
Sizin en hayırlınız kadınlara en iyi şekilde davrananınızdır.
Kadınlar size Allah’ın emanetidir.
Kız çocukları cennetin anahtarı, cehenneme perdedir.
Kim ki iki veya üç kız çocuğuna bakar, büyütürse kıyamet günü o ve ben yan yanayız. Cennet anaların ayakları altındadır.
Kur’an ile evlilik, boşanma, savaşlarda ortada kalan kadınların durumu ve mirasla ilgili ayetler inmiş.
Allah insanları tek bir nefisten ve ondan da kadın ve erkekleri yaratmış (yani Adem’i yaratıp, onun kaburgasından da Havva’yı yaratmış değildir, yaratılışta eşittir).
Yine erkek üstün anlamında çevrilmiş olan kavvam kavramı, aslında kadına ilgili ve alakalı, gözkulak olan, duyarlı, kadınla dinamik ilişki içinde olan anlamında kullanılmıştır. Kur’an, süreç içinde kadına adaletsiz davranılmaması için, evlilikte çok eşliliği tek eşle indirmiş, hatta bir adamın göğsüne iki kalp koymadık ifadesini kullanmıştır. İslamdan önce kız çocukları öldürülüyordu, kadının miras hakkı yoktu, şahitliği kabul edilmiyordu. İslam ile kadının mal gibi alınıp satılması yasaklandı, evlilikte seçme ve söz hakkı verildi. Öğüt ve tavır alma sonuç vermezse, ani yanlış karar almamak adına, eşler arasındaki sevgi, saygı, aile bağını hatırlamak adına bir süre uzaklaşmak ifadesi olan darabe fiili de dövmek olarak tercüme edildi. Bunlar İslamdan uzaklaştıran büyük yanlışlardır. Kur’an cinsiyete değil insan şahsiyetine vurgu yapar.
Eşik kavramı
Kapı eşiği olarak düşündüğümüzde kadın kapı eşiğinin içinde olmalıdır, dışında veya kapı eşiğinde duruyorsa ise sorun vardır. Çünkü göz önünde olması istenmez.
Ülke eşiğinde ise kadın casusluk ve evlilik yoluyla tarihin gidişatını değiştiren araçtı.
Sosyal medya eşeğinde, kabul edilen takipçinin tacizine uğrayan kadınlar izlendi. Gerçekte eşik kavramı, bireyin duygusal, fiziksel, zihinsel alanlarını korumak adına kullandığı bir mekanizmadır. Sınırlarını net belirleyen bireyler, daha saygılı ve dengeli ilişkiler kurarlar sınırlar. Aşıldığında rahatsızlık ve tükenmişlik hissi ortaya çıkar.
İlk zamanlarda vahşi doğada çetin hava koşullarında koruyan, avlanan erkek vardı. Şimdi emniyet içinde çalışabilen kadınlar var. Eskiden adaleti erkek sağlıyordu, şimdi adalet mekanizmaları hukuk, devlet var. Farklı dengelerle bozulan erkek otoritesine, kıskançlık ve öfke de eklenince ortaya çıkan şiddet, meşru değildir.
Toplumsal normlar atasözleri ve deyimlerle de karşımıza çıkıyor:
Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin.
Kızın mı var derdin var
Kızını dövmeyen dizini döver
Kızı kendi gönlüne bırakırsan, ya davulcuya varır ya zurnacıya
Kız çocuğu ya el koynunda ya yer koynunda Elinin hamuruyla erkek işine karışma
Karı gibi konuşmak, gülmek, korkmak, ağlamak
Adamın hası olmak, babasının oğlu olmak Erkek sözü vermek,
Saçı uzun, aklı kısa olmak
Ağaç yeşert meyve versin, oğlan büyüt ekmek getirsin.
Kadın kadının kurdudur ( insan insanın kurdudur)
Oğlan doğuran övünsün, kız doğuran dövünsün
Kadına şiddet
Kamu veya özel alanda, kadına yönelik fiziksel, cinsel, psikolojik, ekonomik, digital acı ve ızdırap veren eylem ve tehditler ile keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma kadına yönelik şiddet olarak tanımlanır. Ülkemizde 2024 yılında hayatının bir döneminde kadının maruz kaldığı şiddet türü ve yaygınlığı şöyledir: Duygusal şiddet %28.2, fiziksel şiddet %12.8, ekonomik şiddet %18.3, cinsel şiddet %5.4, dijital şiddet %8.3, ısrarlı takip %10.9. Türkiye’de kadına yönelik şiddetten ölen kadınların anısını yaşatmak adına internette anıt sayaç düzenlenmiştir ve bu bugün itibariyle 411’dir (2025 Ocak ayından bugüne)
Şiddetin nedenleri
Şiddeti pekiştiren kültürel normlar, sosyal değişimler, farklı dengelerle otorite kaybı, kıskançlık, namus iddiası,eşit görülmeme, yetersiz iletişim ve öfke kontrolü, çocuklukta aile içi kötü muamele, psikolojik sorunlar, kişilik bozuklukları, yoksulluk, işsizlik, yasaların caydırıcı olmaması, cezalardaki iyi hal indirimi, ateşli silahlara kolay ulaşım …
Şiddet sonrası ortaya çıkan fiziksel rahatsızlıklar:
Yaralanma, kırık, kesikler, izler, morluklar, kronik ağrı, sindirim,ürünler, solunum sistemi bozuklukları, huzursuz bacak sendromu, fiziksel işlevsellikte azalma, görme, işitme, bilişsel vb yeti kayıpları
Ruh sağlığında ise utanma, suçluluk, inkar, düşük özgüven konsantrasyon güçlüğü, yalnızlık, güvensizlik, duygusal mesafe koyma, başarısızlık hissi, yetersizlik hissi, uyku, yeme bozuklukları, madde bağımlılığı, psikolojik rahatsızlıklar. Şiddete uğrayan kadınların %48’inde ortaya çıkıyor: Travma sonrası stres bozukluğu, kaygı bozukluğu, panik atak, intiharlar
Bireysel ve toplumsal sonuçları
Öz saygı düşüklüğü, iletişim ve uyum sorunları, antisosyal davranışlar, kişilik bozuklukları, madde kullanımı, intihar, suça yönelme, cinayet, yaşam kalitesinin düşmesi, karar alma süreçlerine katılımın azalması, şiddetin kuşaktan kuşağa aktarımı, ekonomik kayıp, üretkenlik verimlilik kaybı, toplumsal huzursuzluk, kaygı ve depresif bozukluklar
Korunma yolları
Şiddet önleme merkezi (ŞÖNİM)
Aile ve sosyal hizmetler merkezleri
Kadın konuk evleri (barınma, psikososyal, maddi, hukuki destek, istihdam ve kreş desteği)
Alo 183 (0)
Cumhuriyet başsavcılığı
Aile mahkemeleri
Kolluk birimleri
Kades
Sağlık bakanlığı hizmet birimleri
Anneler olarak erkek çocuklarımızı doğru yetiştirip, eşitlik kavramını hayatlarına sokmalıyız. Babalar olarak evlenen kız çocuklarımızın arkasında durmalıyız. Hemcinslerimize cinsiyetçi yaklaşımlarda bulunmamalıyız.
Biliyoruz ki insanı düzeltirsek dünya düzelir. Neşet Ertaş’ın dediği gibi kadınlar insandır biz insanoğlu. Aynı zamanda toplumsal olarak bu tür şiddet ve cinayet durumlarında tepkimizi ortaya koymalıyız, Alo183 veya kolluğu haberdar etmeliyiz. Bugün olduğu gibi şiddetle mücadeleye toplumsal destek vermeliyiz.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, yeni kurulan cumhuriyette kadına, eşit ve medeni toplumsal haklar tanınmasına öncülük etmiş, kadınlara ve çocuklara hak ettikleri değeri vermiştir:
Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler geleceğin bir gülü, yıldızı, bir İkbal ışığısınız. Memleketi asıl aydınlığa boğacak olan sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli ve kıymetli olduğunuzu düşünerek, ona göre çalışınız.
Şuna inanmak lazımdır ki, dünya üzerinde gördüğümüz her şey kadının eseridir.
Ey kahraman Türk kadını! Sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.
Teşekkür ederim. “

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e layık olmak zorundayız.

Avukat Ahmet Yavuz Özbudak”Sayın konuklar, değerli misafirler, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bugün burada, ülkemizin en acı, en derin ve ne yazık ki her geçen gün daha da ağırlaşan bir yarası olan kadın hakları ve kadın cinayetleri konusunda konuşmak için toplandık . Bu konu yalnızca kadınların değil, hepimizin, toplumun tüm kesimlerinin meselesidir. İnsanlık onuruna yakışmayan bu tablo karşısında duyarlılık göstermek, çözüm üretmek ve ses çıkarmak hepimizin görevidir Bu nedenle bugün burada söz hakkı verilmesini, bu meselenin ciddiyetini dile getirmek adına büyük bir sorumluluk olarak görüyorum.

Kadınlar, toplumun yarısını oluşturan bireylerdir emekleriyle, bilgi ve becerileriyle hayatın her alanına değer katarlar

 Genellikle kadın cinayetleri önce kadına karşı şiddet ile başlıyor. Kadına yönelik şiddet, bir kişinin bir kadına fiziksel, cinsel veya psikolojik şiddet uygulamasıdır. Kadına yönelik şiddetin nedenleri arasında, kadını eşit insan olarak kabul etmeyen cinsiyetçi toplumsal normlar, eşitliğe dayalı olmayan aile yapısı ve ekonomik faktörler sayılabilir. Kadına yönelik şiddetin toplumda yarattığı etkilerin başında kadınların özgüvenini sarsması,  onlarda yarattığı korku ve endişe ile kadınların toplum hayatından ve sosyal etkinliklerden uzaklaşması ve fiilen eve kapatılmasıdır.

Kadın cinayetleri konusunda, tüm dünyada genel bir istatistik bulunmamaktadır. Ancak, bazı ülkelerde bu tür cinayetlerin daha sık görüldüğü bilinmektedir. Bu ülkeler arasında, Meksika ve El Salvador gibi Latin Amerika ülkeleri sayılabilir. Ayrıca, Afrika kıtasında da kadın cinayetleri sık görülmektedir. Örneğin, Nijerya, Güney Afrika ve Fas gibi ülkelerde bu tür cinayetlerin sayısı yüksektir. Ne yazık ki adı geçen ülkelere göre eğitim, sosyal ve ekonomik yönden daha gelişmiş bir seviyede bulunan ülkemizde de kadına yönelik şiddet ve kadın cinayeti suçlarının nispeten fazla olduğu bilinmektedir.

 Size vahameti daha iyi anlatabilmek adına uluslararası bir kıyas yapmak istiyorum: İspanya’da 2003–2019 yılları arasında toplam yaklaşık 1000 kadın cinayeti işlenmiştir. Türkiye’de ise sadece 2021–2025 arasında 1323 kadın cinayeti meydana geldi. Bu fark, Türkiye’deki şiddetin boyutunu açıkça ortaya koymaktadır

İstanbul Sözleşmesi, 2011 yılında İstanbul’da imzalanan ve kadına yönelik şiddet ile aile içi şiddetin önlenmesini amaçlayan uluslararası bir insan hakları sözleşmesidir Bu sözleşme, şiddetin önlenmesi, mağdurların korunması, faillerin cezalandırılması ve bu alanda etkili politikalar geliştirilmesi için devlete sorumluluk yükler. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenin üzerinden 4 yıl geçti. Bu 4 yıl içinde yaşanan olaylar, aslında sözleşmenin kadınlar için ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir . İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenin ardından geçen süreçte, her yılın ilk 6 ayına baktığımızda kadın cinayeti sayılarının ciddi oranda yükseldiğini görüyoruz. 2021’in ilk 6 ayında 131 kadın, 2022’nin ilk 6 ayında 164 kadın, 2023’ün ilk 6 ayında 147 kadın, 2024’ün ilk 6 ayında 205 kadın, 2025’in ilk 6 ayında ise 136 kadın canice katledilmiştir. Sadece 2025 yılının Haziran ayında 15 kadın cinayeti ve 26 şüpheli kadın ölümü gerçekleşmiştir. Bu tablo, durumu hafife alınamayacak kadar ciddi, hatta insanlık adına utanç verici boyutlara ulaştığını göstermektedir. Peki bu cinayetleri kimler işliyor? 2008–2018 yılları arasındaki 1260 cinayet vakasını inceleyen bir araştırma, faillerin en başında kadının eşi olduğunu göstermektedir. 623 kadın en yakınındaki kişi tarafından öldürülmüştür. Ardından 160 vakayla sevgili ve 94 vakayla eski eş gelmektedir. Devamında tanıdıklar, akrabalar, kardeş, oğul, baba gibi yakın ilişkiler içinde bulunan kişiler yer almaktadır. Yani kadınlar, en çok güvendikleri, en yakınlarında bulunan erkekler tarafından öldürülmektedir. Yalnızca 2019 yılında öldürülen kadınların: – 134’ü eşi, – 51’i sevgilisi, – 29’u akrabası, – 25’i eski eşi, – 25’i tanıdığı kişiler, – 15’i babası, – 13’ü kardeşi tarafından öldürülmüştür. Bu kadınlardan bir tanesi Sakarya’mızda yaşamış olan 2 çocuk annesi Simge KODALAK’tır. Henüz 31 yaşında iken eşi İskender KODALAK tarafından boğazı kesilerek canice katledilmiştir. Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianame ile İskender KODALAK hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis talebi ile Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açılmıştır. Her ne kadar İskender KODALAK hakkında müebbet hapis cezasına hükmedilse bile 2 çocuk annesiz kalmış daha 31 yaşında olan Simge KODALAK vefat etmiştir. Yine Sakarya’mızda Sehle GÜNDÜZ 5 eylül Perşembe günü gece saatlerinde Orta Mahalle Kökçü sokak üzerinde bulunan iş merkezindeki meydana geldi., Sehle Gündüz  ile sevgilisi arasında tartışma yaşandı. Yaşanan tartışma esnasında başından silahla vurulan Sehle GÜNDÜZ, bölgeye sevk edilen sağlık ekiplerince yapılan ilk müdahalenin ardından ağır yaralandı Sehle GÜNDÜZ Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı ve orada hayatını kaybetti. Simge KODALAK, Sehle GÜNDÜZ başta olmak üzere tüm cinayete kurban giden kadınlarımıza Allahtan rahmet çocuklarına ve yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Ancak bütün bu karanlık tabloya rağmen, devlet ve sivil toplum tarafından atılmış önemli adımlar da bulunmaktadır. Bunlardan biri kadın sığınma evleridir. Türkiye’de 2020 yılı itibarıyla bakanlık, belediyeler ve sivil toplum kuruluşlarına bağlı toplam 143 sığınma evi bulunmaktadır. Bu merkezlerde kadınların güvenliği sağlanmakta, psikolojik ve sosyal destek verilmekte, çocukların eğitimi, kadınların toplumsal hayata yeniden katılımı ve meslek edinmesi için çalışmalar yapılmaktadır. Kadınların en büyük can simitlerinden biri olan 6284 sayılı Kanun, şiddet mağdurlarına koruma tedbirleri sunarak kadınlar için çok önemli bir dayanaktır. Bu kanun; fiziksel, duygusal, ekonomik, cinsel şiddete uğrayan veya tehdit altında olan kişilere koruma sağlamakta ve devletin hızlı müdahalesini mümkün kılmaktadır. Bir diğer önemli yenilik ise KADES uygulamasıdır. 2018 Mart ayında İçişleri Bakanlığı tarafından geliştirilen, acil durumlarda kadınların tek bir tuşla polis ekiplerine ulaşmasını sağlayan bir mobil uygulamadır. Şiddet veya tehdit altında kalan kadınlar bu uygulama aracılığıyla konum bilgilerini güvenlik birimlerine hızlıca iletebilir ve en kısa sürede yardım alabilirler. İstanbul Sözleşmesi devletin yükümlülüklerini belirleyen güçlü bir çerçeve sunarken, KADES kadınların günlük hayatta somut ve hızlı bir şekilde korunmasına yardımcı olan pratik bir araçtır. 16 Ocak 2025 itibarıyla KADES’i indiren kadın sayısı 7 milyon 830 bine ulaşmıştır. Uygulama üzerinden 1 milyon 480 bin ihbar yapılmış ve 920 bin kadına yardım edilmiştir. Bu rakamlar, doğru uygulamaların hayat kurtarabildiğinin en güçlü göstergesidir.

Kadınlara yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin önlenmesi için yapılması gereken ilk iş cinsiyetçi toplumsal normların değiştirilmesi ve kadınların erkeklerle eşit birer insan olduğu yönündeki temel algının toplumda ilkesel olarak kabul edilen bir tavır ve davranış haline gelmesidir. Ayrıca, aile içinde eşitliğe dayalı bir iletişim, eğitim ve iş imkanı sağlanması genel kabul haline gelmelidir. Öncelikle kadınların eğitimi ve ekonomik olarak özgür olmaları için iş imkanlarının sağlanması gerekir. Kadının da erkeklere eşit bir insan olduğunun amasız ve fakatsız kabul edilmesi şarttır. İnanç boyutunda bu salt eşitliği sorgulayacak beyan ve davranışlarda bulunanlar mutlaka dışlanmalı ve hukuk önünde cinsiyetçi ayrımcılık ve insanlık suçu içeren davranışları nedeni ile sorgulanmalı ve gerekirse yargılanmalıdır.

Kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve kadın cinayetlerinin engellenmesinde başta eğitim olmak üzere bu mücadeleye katkı sunan kişi ve kurumların desteklenmesi ve kadınların şiddete maruz kaldıkları durumlarda güvenlik önlemlerinin alınması gerekir. Cinsiyetçi toplumsal normların değiştirilmesi, kadın cinayetlerinin engellenmesinde önemli bir rol oynayacaktır. Bu amaçla, eşit cinsiyet hakları konusunda eğitim programlarının geliştirilmesi ve toplumda farkındalık yaratılması gerekir. Ailenin eşitliğe dayalı bir yapıya dönüştürülmesi, kadın cinayetlerinin engellenmesinde önemli bir rol oynayacaktır. Kadınların sosyal ve ekonomik hayatın eşit bir paydaşı olduğu gerçeği toplumda genel kabul görmelidir. Bu amaçla, toplumun eğitim seviyesini yükseltmeyi hedefleyen programların geliştirilmesi ve öncelikle kadınların işsizlik oranını düşürmeyi hedefleyen önlemlerin alınması gerekir.

Bu konuda kadının isteği öncelikle dikkate alınmalıdır. Aile koruma merkezleri yaygınlaştırılmalı ve saldırgan erkekler evden ve kadından uzak tutulmalıdır. Devlet bu konuda acil önlemler geliştirmeli ve caydırıcı yasal düzenlemeler yapmalıdır. Bu konuda toplumsal eğitim son derece gereklidir. Dünyada yaygınlaşan elektronik kelepçe uygulaması, şiddet eğilimi ve sabıkası olan erkekler için etkin ve yaygın bir şekilde uygulanmalıdır. Öfke kontrolü yapamayan kişiler için bu kelepçe son derece kolaylık sağlayacaktır. Kadınlar şiddet durumunda savcılığa ya da karakola başvurarak korunma talebinde bulunduğunda kişi elektronik kelepçeyle yükümlü olmalı ve etkin bir şekilde takip edilmelidir. Bu sisteme göre; yükümlü, şiddete maruz kalan kişiye yaklaşırsa merkeze uyarı sinyali göndermektedir. Bu doğrultuda izleme personeli aynı anda hem yükümlüyü hem de şiddete maruz kalan kişiyi aramaktadır. İki tarafa da bulunduğu konumdan ayrılmasını söylemektedir. Eğer yükümlü uyarıları dinlemiyor ise şiddet gören kişiyle iletişim devam ederek kendini güvenli bir bölgeye alması söylenmektedir. Bu sırada kişinin korunması için bir ekip gönderilecektir. Yükümlü hala hareketine devam ediyorsa kolluk personeli müdahale etmekte ve gerekli işlemler başlatılmaktadır.

Kadına şiddeti durdurmak ve kadın cinayetlerini önlemek herkesin insanlık görevidir. Kadına yönelik şiddet, insanlığa ihanettir. Kadınların toplumdaki yeri ve saygınlığı o toplumun medeniyet seviyesinin göstergesidir Erkeklik kadına şiddet uygulamak değil onu sevmek ve haklarına saygı duymaktır. Tüm kadınların mutlu, sağlıklı ve sevgi dolu bir dünyada şiddete maruz kalmadan yaşamalarını diliyoruz. Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın; dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir diyen daimi liderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e layık olmak zorundayız. Cumhuriyetimizin 102. yılında; kadına ve çocuğa şiddetin insanlık suçu olduğunu kabul eden insanların yaşadığı ve yönettiği bir Türkiye özlemi ile, sağlık, mutluluk ve başarı dolu bir yeni yıl diliyoruz.”

Kurumlardan anlamlı destek

Kahraman Türk Kadınları Tiyatro Topluluğu, programa destek veren kurumlara teşekkür etti; “Siyasi kurum ve kuruluşlar, İnşaat Mühendisleri Odası Başkanlığı, Dernekler, Sivil toplum kuruluşları

“Cumhuriyetin ışığında üretmeye devam edeceğiz”

Topluluk açıklamasında şu vurguyu yaptı; “Cumhuriyetin ışığında kadınların özgürlüğü ve toplumun aydınlığı için üretmeye, bilinçlendirmeye ve mücadele etmeye devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.”

 


İlgili Terimler :

YORUMLAR