Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Giresun Halk Buluşmasında yaptığı konuşmada, “Biz sadece sosyal demokratlardan değil, milliyetçi demokratlardan, ülkücü kardeşlerimizden, muhafazakar demokratlardan, haram ve yalandan korkmuş, bıkmış, ürkmüş Giresunlulardan, biz Giresun’daki herkesten oy almaya, herkese hizmet etmeye, bu belediyenin kapısını ardına kadar açık tutmaya geliyoruz. Bizim partimiz onlar gibi küfrün, hakaretin, korkunun ittifakı değil umudun ve gelecek güzel günlerin ittifakıdır. Onların ittifakının adı değil ama bizim ittifakımızın adı Türkiye ittifakıdır” ifadesini kullandı.
Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel, Giresun’da halk buluşmasına katıldı. Özel, burada yaptığı konuşmada, “Alnının terini fındık bahçesine damlatan, oradan bereket fışkırtan, o bereketle çoluğuna ve çocuğuna bakan, onların rızkını çıkaran, haram ve yalandan korkan, kalbinde vatan, millet ve Atatürk sevgisiyle dolu olan güzel Giresun’un yiğit ve mert insanları hoş geldiniz. Biricik kızımın dedesinin memleketi, Bulancak’ın güzel insanları, Küçüklü köyümüzün güzel insanları. Hepiniz hoş geldiniz” dedi.
“KDV’SİZ MAZOT 27 LİRA”
“Bulancak burada. Damadınız, enişteniz size emanet. Bulancak size emanet” diyen Özel, “Bulancak’ı alırsanız enişte çay içmeye geliyor Bulancak’a söz veriyorum. Değerli Giresunlular burası şüphesiz, burası dünyanın en güzel ve kaliteli fındığının üretildiği yer. Ancak fındık üreticisinin derdi ve tasası bitmiyor. 4 liralık mazot 19 lira olmuştu, güvenin kardeşinize dolar, mazot düşecek, enflasyon düşecek, girdi maliyetleri düşecek diyorlardı. Mazot ben Burdur’daydım, 40 liraydı. Isparta’daydım, 42 liraydı. Antalya’da 42 oldu, dün Artvin’de 43 liraydı. Bugün mazot 44 liraya dayandı. Çiftçinin, köylünün artık bıçak kemiğine dayandı. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün milletin efendisi dediği köylüler, memleketin en büyük çilesini çekiyorlar. Buna Giresun’dan bir itiraz yükseltmek gerekiyor. 44 lira mazotla tarım, fındıkçılık, geçim olmaz. Uzun süredir unutturdukları bir şey var. ÖTV ve KDV. Ege kıyılarında, Antalya’daki lüks yatlara, kotralara, gezinti teknelerine, denizlerdeki gemilere ÖTV ve KDV’siz verilen mazotun bugün 44 liradan çiftçiye verilmesi kabul edilemez. Buradan her söylediğimize bir kulp takan Recep Tayyip Erdoğan’a sesleniyorum. Bugün ÖTV ve KDV’siz mazot 27 lira. Fındık üreticisine ve ulaştırmadan çalışanlara, kamyonculara, taksicilere, ÖTV ve KDV’siz mazot verilmesinin çağrısını yapıyorum ve sana sesleniyorum. Hodri meydan. Açalım Meclisi, düşürelim ÖTV ve KDV’yi, güldürelim yüzleri” ifadesini kullandı. Özel, şunları söyledi:
“FINDIK PAZARININ YÜZDE 70’İ BİZDE”
“Fındığın dünyadaki üretiminin yüzde 70’i Türkiye’de yapılıyor. Bunun en kalitelisi Giresun’da üretiliyor. Ancak fındıkta sadece 2 milyar dolarlık ihracat gelirimiz var. Yani 120-130 milyar dolarlık bir pazar var. Pazarın yüzde 70’i bizde. Basit bir hesapla 100 milyar dolarlık bir pazarın bizde olması lazım. Bize 2 milyar geri kalan dünya devlerinde yani bu fındıktan biz hakkımızı alsak, Ordu, Giresun, Trabzon bu fındıktan hakkını alsa sizin sırtınız yere gelmez. Dünyanın en zengin üreticileri olursunuz. Ama hesap ortada. 100 milyarlık hacmin 2 milyar lirası bize, 50’de biri bize 50’de 49’u dünya devi kartellere gidiyor. Bir yandan 2B arazilerin sorunları var. Fındık bahçelerini elimizden almaya çalışıyorlar. Bir diğer taraftan çok önemli gördüğümüz sorun, alan bazlı destekleme. Yahu alan bazlı desteklemeye dönüme 170 lira veriyor. 10 dönüm bahçe olsa 1700 lira veriyor. 10 yıldır aynı parayı veriyor. 10 yıl önce mazot 2 lira 60 kuruş, 170 lira veriyorsun. Bugün mazot 44 lira. Yine 170 lira veriyorsun. Bu alan bazlı desteklemenin derhal arttırılması, ürün bazlı desteklemelerin derhal arttırılması, 4 dolarlık fiyatın altındaki tüm işlemlerin men edilmesi, bu konuda cezai yaptırımlar uygulanması, fındıkçının sonuna kadar arkasında durulması, banka borçları yüzde 88 artmıştır, bu borçların en az 3 yıl faizsiz yapılandırılması, bir yıl hiç ödemesiz olması gerekmektedir.”
“KENDİ KENDİNE YETEN BİR ÜLKEYKEN…”
“Fındık üreticisinin sesini Giresun’dan haykırıyorum. Artık yeter. Sesimizi duyun. Bu sene Türkiye’de küçülen tek sektör tarım oldu. Zaten kötü yönetildiği için Türkiye yüzde 4,5 büyüdü. Matrah bir büyüme değil. Telafi edici bir büyüme değil ama biryandan da tarım küçülüyor. 3 milyon hektar arazi artık ekilmez ve dikilmez hale geldi AKP iktidarında. Tarım Belçika kadar toprak kaybetti. Kendi kendine yeten bir ülkeyken, hem tarım ürünlerini, hem karkas eti, hem canlı hayvanı, hem löp eti dışarıdan gelirken gümrük vergileri de dönem dönem kaldırılarak, bizim hayvancılıkla uğraşanımızın, tarımla uğraşanımızın canını okuyan düzenlemeleri göz açıp kapayana kadar yaptılar. Ama haklı beklentilerin tamamını bir yanda duruyor. 2023 yılında 34 bin ton et ithal ettiler. 2024 yılında 600 bin sığır ithaline izin verdiler. Yapılacak. Yem fiyatları bir yılda yüzde 100 arttı. 2021’de 60 lira olan et 2022’de 110 liraya, 2023’te 260 liraya en nihayetinde yüzde 90 artışla bu sene 500 liraya dayandı. Sadece 3 yılda et fiyatları kötü politikalar yüzünden 8 kat artmış durumda. Bu hepimizi etkiliyor. En çok orta direği etkiliyor. Orta diğeri artık düşük gelirli yoksullar olarak ifade edebiliriz. Emekliler, öğretmenler, memurlar, esnaflar, küçük çiftçiler artık eziliyorlar.”
“26 BİN LİRA EMEKLİ MAAŞI ALACAKTINIZ”
“Bundan 1,5 ay önce emeklinin sesini duyun dediğimizde meydanlarda çok fazla emekli yoktu. Bir çağrıda bulundum, siz sesinizi duyurmaya karar verirseniz. Meydanlara gelirseniz, benim sesime kulak verirseniz biz bu işi Türkiye’nin gündemine getiririz dedim. Her gün yeni ayaklar eklendi ayaklarımıza. Her gün yeni kabuklar çatladı, yeni kulaklar işitmeye başladı söylediklerimizi. En sonunda doldurdu emekliler meydanları, haklarını istiyorlar. Şimdi buradan bütün Türkiye’ye gösterelim. Bu meydandaki emekliler bir ellerini kaldırsın. Bakın hiç az değiliz. Çoğuz, 16,5 milyon kişiyiz. Size söz veriyorum, siz geldikçe, siz arkamızda durdukça, siz sesimize ses oldukça, sizin sesinizi duyuracağız. Hakkınızı söke söke alacağız. Şimdi bir gerçek var. Bütün emeklilerin bilmesi gereken, tekrardan asla vazgeçmemiz gereken bir gerçek var. Bundan 22 yıl önce AKP geldiğinde en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti. Yani size hiç dokunmasa, karışmasa bugün asgari ücret 17 bin lira, 26 bin lira emekli maaşı alacaktınız. Allah var 26 bin lira hiç fena emekli maaşı olmazdı, en düşüğü için. Ama bugün 0,59. Yani asgari ücretin yüzde 59’unu size veriyorlar. Bu öyle ufak ve tefek bir şey değil. Bakın 3 Kasım 2002 tarihinde en düşük emekli maaşını alan emekli maaşını çekse, şuradaki kuyumcuya gitse tam 8 çeyrek altın alıyor. Bugün 10 bin lira ile 2,5 çeyrek altın alamazsınız. Yani 5,5 çeyrek altın kayıp. Bir emekli Giresun’da bir çeyrek altını cebinden düşürse, çantasından düşürse, eve varsa fark etse deli çıkar gider her tarafta onu arar. Bakın bir emekli değil bütün emekliler, bir sefer değil her ay, bir altın değil 5,5 çeyrek altın kaybetmiş durumdalar. Şimdi emeklilere soruyorum, bir altın düşürsen gidip düşürdüğün yerde ararsın. Bir şey kaybedildiği yerde bulunur. Siz ayda 5,5 çeyrek altını nerede kaybettiniz, sandıkta. Nerede bulacağız, önümüze gelen ilk sandıkta.”
“18 KİLO KIYMA ÇALDILAR”
“Bir de işin sadece maaş boyutu yok. Bayram geliyor, Ramazan mübarek gündeyiz. Allah oruçlarınızı kabul etsin. Emekli ikramiyesi eskiden yoktu, Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu, 2015 seçimlerinde dedi ki emekliye iki bayramda birer ikramiye. Veremezsin dediler. Veririz dedik. Hep beraber söyledik. 7 Haziran seçimlerini biz kazanamadık, onlar da kazanamadı. 1 Kasım’a giderken biz de vereceğiz dediler. Hatırlayın. Sonra 1 Kasım geldi ve geçti. 3 sene geçti, 2018’e kadar emekliye hiçbir şey vermediler. 3 Ramazan, 3 kurban, 6 bayram hakkınızı yediler. 2018 seçimleri gelince bin lira verdiler. Biz dedik ki birer maaş olacak, birer asgari ücret ver. Olmaz. Bin lira yeter. Bizim o beğenmediğimiz bin lira o gün 24 kilo kıyma alıyordu. İnanmayan baksın, o gün 2018’in ilk ikramiye günü 24 kilo kıyma alıyor, ikramiye bin lira. Şimdi nisanın başında yatacak. 3 bin lira. 2’ydi, 3 oldu. Git kasaba alıyor, almıyor 6 kilo kıyma. 24 kilo kıyma düşmüş 6 kiloya. Emekliye atılan kazığa bakın. Emeklinin 30 sahur, 30 iftar sofrasından, bayram sofrasından, buzdolabından, mutfağından, evladının, torununun kursağından 18 kilo kıyma çaldılar, sadece emekli ikramiyesi ile 6 sene içinde. Şimdi bana diyor ki efendim Özgür Efendi de çıkmış, meydanlarda emeklileri kışkırtıyor. Kardeşim senin bu kadar yaptığın haksızlık, emekliyi kışkırtmıyor da bunu söylemem kışkırtıyorsa kışkırtacağım tabi. Anlatacağım tabi.”
“YOK ÖYLE YAĞMA”
“Bakın benimle kavga etmek istiyor. Benimle kavga etmek istiyor. Sürekli sataşıyor, hakaretler, iftiralar. Ona şunu söyledim. Tamam seninle kavga edeceğim ama senin o çok istediğin kimlik siyaseti, mezhep siyaseti üzerinden değil, o konu, bu konudan değil ben seninle kavgayı emekliler için vereceğim. Emekçiler için vereceğim, esnaflar için vereceğim. Memlekette zam var. Memlekette hayat pahalılığı, yoksulluk var. Beyefendilerin derdi başka. Bunları görmeyecek, başka bir kavganın içine bizi çekmeye çalışacak. Biz sosyal demokrat bir partiyiz. İşimiz gücümüz emeklidir, emekçidir, esnaftır, çiftçidir, namusu ile çalışan ve vergisini veren üreticidir. Ama şu kadarını görelim. Her şeye para bul. Emekli için dedim ki ben emekli kart çıkaralım. Hiç duymadı. Şimdi hazırlık yapıyoruz diyor. 7’şer bin lira seyyanen zam verelim, en düşük emekli maaşını asgari ücret edelim. Bütün emeklilere 7’şer bin verelim dedim, kabul etmedi. Dün çıkmış, genel sekreterleri. Bir hazırlık yapılıyor, Tayyip Bey söyleyecek. Söylüyor, söylüyor. Bakın staj mağduruna, çıraklık mağduruna, Bağ-Kur’un 9 bin güne, öbür taraftan söz verdiği mülakata, hepsinin sözünü verdi yapmıyor. Şimdi de efendim, siz bana verin, seçimden sonra ben emeklinin durumuna bakacağım. Yok öyle yağma.”
“ERDOĞAN, SANA SESLENİYORUM”
“Recep Tayyip Erdoğan, kameraların önünde, Giresun’dan sana sesleniyorum. Eğer 1,5 aydır ısrarla söylüyorum. Nihayet, diyordun ki ekonomi 4,5 büyüdü. Herkesin keyfi yerinde, emekliyi Özgür Özel kışkırtıyor. Şimdi diyormuşsun ki son hafta söz veririm. Söze karnımız tok. Sana çağrı yapıyorum. Hodri meydan. Haftaya pazartesi Meclis’i açalım. Salı günü emekliye zammı yapalım. Samimiysen gel hadi. Bu insanların yüzünü güldürelim. Eğer bu zammı yapacaksan, seçimden önce gelip o zammı yapacağız. Öbür türlü ben zam yapacağım, siz inanın derseniz, artık bu insanların boş lafa da tutulmayacak sözlere de karnı tok. Başka tarafa kardeşim. Şimdi bir taraftan da Giresun’a verilip tutulmayan sözler var. Özellikle bu güney çevre yolu. Bu güney çevre yolunu 2012’de söz verdiler. Her seçim gelip bir söz veriyorlar. Ama herhangi bir şey yapmıyorlar. 7 Ulaştırma Bakanı değişmiş, hepsi güney çevre yolu sözü vermiş. Bu söz tutulmamış. Siz bu trafiği çekiyorsunuz. Kentiniz bu sıkıntıları çekiyor. Limana köprülü kavşak yapacağız dediler. Köprülü kavşakla ilgili maliyet 283 milyon lira. Ayrılan ödenek 10 milyon lira. Bu hesaba göre 30 yılda bitecek o. İhtiyacın 30’da birini ödenek diye ayırmışlar. Yani Giresun’la ilgili bu yaptıklarının tamamı ama tamamı kandırmaca.”
“GİRESUN PİŞMAN”
“Şimdi gelelim işin en önemli tarafına. Bir tarafta birçok gerçek dışı söylemde bulunanlar var. Bir tarafta da Giresun’a gerçekten hizmet etmek için heyecan duyanlar var. Ben bütün adaylarımızı, ilçe adaylarımızı ve Giresun adayımızı yakından biliyorum, hepsine güveniyorum. Hepsine sizden destek istiyorum. Şimdi Fuat Köse ile ilgili şu kadarını söyleyeyim. Giresun’un bir evladı. 12 yaşından beri sanayi sitesinde, çıraklıkla girmiş, kalfa olmuş, ilgili okulları bitirmiş, kendi işini kurmuş, 10 kadar arkadaşımıza ekmek sağlıyor. Sanayinin bilinen, dürüst, temiz ve sözüne güvenilir esnafı, Giresun’daki herkesin çok sevdiği bir kardeşimiz. Ayrıca Giresun Sanayi Spor’un kadın futbol takımımın da başkanı. Böyle bir şey içinde, özellikle teşekkür ediyoruz. Sanayi yönetiminde görev almış, partimizde görev almış, hepimizin çok taktir ettiği bir kardeşimiz. Giresun’daki adaylık hikayesini şöyle yaşadık. İl başkanımızla konuştuk. Sonuçta Giresun benim memleketim, öyle değil mi? Bulancaklılar. Bulancaklıyız ama Giresunluyuz yani. İl başkanımız dedi ki başkanım biz geçen seçimi kendi hatalarımızdan kaybettik. Küçük bir farkla kaybettik. Ancak Giresun bu kayıptan pişman, partililerimiz çok üzgün ama Giresun da üzgün. Hizmet yok. Kötü yönetim var. İsraf var ve Giresun CHP belediyeciliğini, dürüst, namuslu ve çalışkan belediyeciliği, hizmet belediyeciliğini geri çağırıyor dedi. Dedim nasıl yapalım? Dedi ki uygun görüyorsanız ön seçim yapalım. Tabi ben Giresun’da namuslu, temiz, dürüst, çalışkan belediye başkanlığı deyince aklıma Kerim Başkan geliyor. Kim gelecek? Dedim Kerim Başkanımı bir arayım, ona fikrini bir sorayım. Almanya’daydı. Dedi ki çok doğru yaparsınız, il başkanımız iyi niyetlidir, çalışkandır. Ön seçim yapmak doğru bir karardır dedi. Ön seçimi yaptık, ön seçimden Fuat kardeşimiz çıktı. Tekrar aradım. Başkanım dedim, Fuat Köse çıktı. Çok isabetli olmuş, duydum, sevindim, arkasındayım dedi. Nasıl yaparız dedim, dedi ki örgüt etrafında birleşir, ben de gelirim, hep beraber çalışırız, Giresun’u kazanırız. O günden beri adayımızın yanında, arkasında, gerçek bir partili, benim de çok sevdiğim bir abim, kendisine huzurlarınızda bir kez daha teşekkür ediyorum.”
“BU SIKINTILI DÖNEM BİTECEK”
“Fuat kardeşim belediye başkanı olduğunda, Fuat başkanın en önemli yol göstericisi, başkanımız olacak. Ona birlikte sahip çıkacağız. Bir de iki tane video var. Ben gördüm, gördünüz mü? İki video var, iki selam var. Birisi Mansur Yavaş birisi de Ekrem İmamoğlu’ndan. Şimdi siz Fuat kardeşimi, Fuat Köse’yi Giresun Belediye Başkanı yapıyorsunuz. Başkanın sağ omzunda Mansur Yavaş’ın eli, sol omzunda Ekrem İmamoğlu’nun eli. Tam arkasında Genel Başkanın eli. Sonuna kadar arkasındayım. Gördüler Fuat Köse geliyor, CHP geliyor. Başlamışlar şöyle söylemeye, efendim belediyenin durumu kötü, gelirse maaşları ödeyemez. Kardeşim bu belediye Kerim Başkan zamanında kötü değildi. 5 yılda geldiniz, belediyeyi bu hale getirdiyseniz, siz kalırsanız belediye maaş ödeyemez. Fuat Köse gelir, evelallah bu sıkıntılı dönemi bitirir. Efendim CHP gelirse belediyeden işçileri çıkaracak. Bakın biz belediyeyi kaybettik, kişi kendinden bilir işi. Geldi milletin işiyle oynadı, aşıyla oynadı. Evlenmesine günler kalmış insanları kapı önüne koymaktan utanmadılar. İşte Fuat başkan orada. İşte belediyenin, işte Fuat başkanın yüzü. Öyle son günlerde numaradan içeri doldurduğunuz militanlar varsa bilmem. Bu tarihlerden, bugünlerden önce bu belediyeye işe girmiş kimsenin ne işiyle oynarız, ne aşıyla oynarız. Bu kadar basit ve net. Bulancak’ı kazandıklarında önce Bulancak’a gideceğim. İl binamızda bir çay içeceğiz. İl başkanım diyecek ki kahve söyleyeyim. Yok diyeceğim. Kahveyi geleceğim bu belediyede Fuat başkandan içeceğim. O gün belediyeyi kazandık, mazbatayı aldık, nisan ayı içinde, damadınız Özgür Özel geldiğinde burada buluşmaya ve Fuat başkanın bir acı kahvesini içmeye var mısınız? O gün burada olacak mıyız?
“TÜRKİYE İTTİFAKI KAZANACAK”
“Son sözüm şudur, biz sadece sosyal demokratlardan değil, milliyetçi demokratlardan, ülkücü kardeşlerimizden, muhafazakar demokratlardan, haram ve yalandan korkmuş, bıkmış, ürkmüş Giresunlulardan, biz Giresun’daki herkesten oy almaya, herkese hizmet etmeye, bu belediyenin kapısını ardına kadar açık tutmaya geliyoruz. Bizim partimiz onlar gibi küfrün, hakaretin, korkunun ittifakı değil umudun ve gelecek güzel günlerin ittifakıdır. Onların ittifakının adı değil ama bizim ittifakımızın adı Türkiye ittifakıdır. Bizim ittifakımız, milli takım gol atınca ayağa kalkan herkesten oy ister. Bizim ittifakımız filenin sultanları şampiyon olunca onlarla birlikte ağlayan herkestir. Bizim ittifakımız gücünü milletimizden, renklerini ay yıldızlı al bayraktan alır. Kırmızı, beyaz. En büyük Türkiye. Çiftçisi, balıkçısı, köylüsü, esnafı ve bütün Giresun hep beraber. Kırmızı, beyaz. En büyük Türkiye. En sonunda Fuat Başkan kazanacak, Giresun kazanacak. Türkiye ittifakı kazanacak, Türkiye kazanacak.”
Hz. Muhammed’e ait eşyalar
görenlere dolu anlar yaşattı: Mukaddes
Emanetler’in kapıları açıldı
Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde Hz. Muhammed’in (S.A.V) evdeki eşyaları,
ayak izi ve kılıç arkadaşlarıyla birlikte kılıçlarının yer aldığı “Mukaddes Emanetler”
sergisi, Sakarya Sanat Galerisi’nde kapılarını açtı.
Sakarya Büyükşehir Belediyesi Ramazan ayı etkinliklerine maneviyatı yüksek bir program
ile devam etti. Adapazarı Aziz Duran Parkı’nın içinde bulunan Sakarya Sanat Galerisi’nde,
geçmişten günümüze “mukaddes emanetlerin” yer aldığı serginin açılışına vatandaşlar
yoğun ilgi gösterdi.
“Benim için gurur ve onurdur”
Hz. Peygamber Muhammed Mustafa’ya ait özel eşyaların ve İslamiyet’in sembolü olan
parçaların sergilendiği serginin açılışını Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem Yüce yaptı.
Başkan Yüce, bu kıymetli emanetleri Sakaryalılarla buluşturmanın büyük bir onur
olduğunu ifade ederek, “Çok değerli kurumlarımızla görüşerek kıymetli peygamberimizin
eşyalarını teslim aldık. Burada Ramazan’a anlam katan, çok kıymetli bir sergide
vatandaşlarımıza sunuyoruz. Alemlerin Peygamberi, emirimiz ve sevgilimiz Hz.
Muhammed efendimize ait eşyaları görmek, böylesine güzel bir işe vesile olmak bizlere
onur ve gurur vermiştir. Umarız böyle bir peygamberin ve ashabın razı olduğu bir ümmet
oluruz” diye konuştu.
Gören duygusal anlar yaşadı
Vatandaşlar, Hz. Muhammed’in kullandığı eşyaların ve evinde bulunan özel parçaları
gördüğünde duygusal anlar yaşadı.
Açılan serginin içerisinde Kâbe örtüleri, Sakal-ı Şerif, Kadem-i Şerif, Hücre-i Saadet
Örtüsü, Kabir Toprağı, kutsal emanetler ve peygamber ile yol arkadaşlarının savaşta
kullandığı kılıçları yer aldı. Her Müslüman için çok değerli olan bu parçalar, özel korunma
alanlarının ve ışıkların altında sergileniyor.
22 Mart’a kadar
Sergi 20-22 Mart (Çarşamba-Cuma) tarihleri arasında tüm Sakaryalıların ücretsiz
katılımına açık olacak. Sergi 12.00-23.00 saatleri arasında görülebilecek ve cuma günü
gecesi kapılarını kapatacak.
Zafer Partisi Sakarya Büyükşehir Belediyesi Başkan Adayı Uzm.Dr.Cihan KOLİP
Her ne kadar Sakarya’da çoklu bir yarış varmış gibi görünse de aslında gizli bir Cumhur ittifakıyla (AKP-MHP) işbirliği var ve bu işbirliğine diğer partiler de iddiasız adaylarla destek veriyor.
Buna karşılık milliyetçi-vatansever seçmenler ise Zafer Partisi’nden önce bu iki parti arasında tercih yapmaya zorlanıyordu.
Biz Zafer Partisi olarak bugün bu çıkmazı aşarak, vatansever Sakarya halkına bir seçenek olduğunu gösterdik ve milliyetçi seçmenlerimizi adaysız bırakmadık.
Zafer Partisi olarak saha çalışmalarımızda düzen partilerine olan tepkileri de görüyoruz.
Zafer Partisi olarak 31 Mart’ta seçimleri Allah’ın izniyle birincilikle tamamlayacağız.
Kamuoyu araştırmalarında yok sayılan, görmezden gelinen Zafer Partisi’nin yükselişi artık yok sayılamayacak düzeyde.
Türkiye genelinde alacağımız oy oranıyla ülkemizdeki sığınmacı ve kaçak sorununun artık çözülmesi gerektiği mesajını seçmenimiz verecektir.
Gençlerin iş beğenmediği, ücret beğenmediğine inanmıyorum.
Sıradan bir mağazada tezgâhtar olarak çalışmak, bir markette kasiyer olarak işe girmek için bile torpil arayan gençlerimiz var.
Sakarya’da genç işsizliği Türkiye ortalamasının çok üstünde.
Bu yüzden Zafer Partisi olarak Sakarya’da belediye seçimlerini kazanmamız halinde istihdam yaratacak pek çok yatırıma imza atacağız. Amacımız 5 yılın sonunda yüz bin kişinin istihdam edilmesi olacak.
Plansız, altyapısız çağdışı büyüyen, köstebek yuvasına dönen yollarda 300 metrelik mesafede 30 tane kasislerin olduğu, her yağmur yağdığında gölcüklerin oluştuğu, rögarların taştığı, vidanjörlerin dolmuş hattı gibi çalıştığı Sakarya’da 2024 yılında bile halen suları akmayan evlerin olması aslında yıllardır yapılan belediyeciliğin durumunu gözler önüne seriyor.
Yarıştığımız partilerin Sakarya seçmenine vaat olarak sunduğu projeler ise daha çok beton, daha çok rant içeriyor.
Bu Sakarya halkına saygısızlıktan başka bir şey değildir.
Trafik sorununu yaratanların trafik sorununu çözmekten bahsetmesi sadece trajikomiktir.
Sakarya için her alanda gerçekçi ve kalkınmacı projeleri olan tek parti Zafer Partisi’dir.
Biz Zafer Partisi olarak Türk Halkının vergileriyle oluşturulan belediye bütçesini ne terör örgütlerine ne de üç beş rant çetesine yedirmeyecek, Sakarya halkının parasıyla yine Sakarya halkına hak ettiği hizmeti sunacağız.
Hiçbir güç Sakarya halkının menfaatine olmayan faliyetlere bizi dahil edemez. Kimseye boyun eğecek en küçük lekemiz hatta dedikodumuz dahi yoktur.
O yüzdeki rantiyeciler, küresel işbirlikçiler, metropol sırtlanları yanımıza asla sokulmaz.
Depreme hazırlık, Trafik, İstihdam, Turizm, ve Kalkınma projelerimizi Sakarya’nın öncelikli sorunlarının çözümü olarak hayata geçireceğiz.
Sosyal yardımlar ve belediye ihaleleri başta olmak üzere büyük bir şeffaflıkla Sakarya halkının parasının nereye harcandığını Sakarya halkıyla paylaşacağız.
Tek bir kör kuruşu zayi etmeden, vatandaşlarımıza adaletle hizmet etmenin mücadelesini vereceğiz.
Umarım doğru eğriye, iyilik kötülüğe
galip gelir.
Saygı ve hürmetlerimle Sakarya sevdamıza desteklerinizi bekliyorum.
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, 18 Şubat Pazartesi akşamı Halk TV’de “Sözüm Var” programında Şirin Payzın’ın moderatörlüğündegazeteciler Barış Terkoğlu, Seyhan Avşar ve Kürşad Oğuz’un sorularını yanıtladı. Ali Babacan programda yaklaşan yerel seçimler, ekonomi, DEVA Partisi’nin kurmayı planladığı meclis grubuyla ilgili konuştu. Ali Babacan’ın konuşmasından başlıklar şu şekilde:
“Bahçeli’yi kaç kere kurtardı”
“Ne diyor Bahçeli, ‘yeni yüzyılın kurtarıcı lideri olarak…’ ‘Kurtarıcı’ diyor. Bahçeli’yi kurtardığı kesin Erdoğan’ın. Kaç kere kurtardı yani. Şimdi eğer yargı yoluyla iktidar müdahale etmeseydi, bugün MHP’nin başında Meral Akşener vardı değil mi? Onu unutuyoruz. Meral Hanım parti içerisinde Devlet Bahçeli’ye rakip olarak çıkmadı mı, yarışmaya başlamadılar mı; ama yargı yoluyla Meral Hanım’ın genel başkanlığı engellendi.”
“Bahçeli’ninki nasıl ortaklık? Ne karşılığındaortak?”
“Bahçeli’ninki nasıl ortaklık? Peki ne karşılığında ortak oluyor? Yargıya ve bazı bakanlıklara nüfuz etme, bürokraside içten içe hakimiyet kurmak için bunu yapıyor. Ama böyle yargıya, bu kadar siyasi bir damarın nüfuz etmiş olması, aynı programın başında konuştuğumuz futbol gibi, yargıda ne tarafsızlık bırakıyor ne bağımsızlık bırakıyor.”
“Tarafgirlik, yanlış ilişkiler, masalarda para desteleri; bunlar yanlış işler”
“Tarafgirlik, yanlış ilişkiler, masalarda para desteleri falan; bunlar yanlış işler. Allah aşkına, yazıktır günahtır. Bir yandan fakirlikten millet kırılıyor, bir yandan milyon dolardan aşağıya telaffuz yok. En son şu Hatay meselesi değil mi? Telefonda üç diyor, beş diyor. Bahsettiği rakamlar milyon dolar ya. Milyon dolarlardan bahsediyor. Allah aşkına ya. Çok yanlış bir yere gidiyoruz. Bu kültür Türkiye’de normalleşiyor. Bunu güç gösterisi gibi sunuyorlar.
“Sarı kartı taklit etmek kolay”
“Sarı kartı ben gösterdim, benden sonra bir sürü taklit eden oldu biliyorsunuz. Baktım, millet hep sarı kart göstermeye başladı. İlk gösteren benim. Sorun yok. Ben diyorum ki, bunu taklit etmek kolay. Bu perakende 40 liraya satılıyor, biz bunu toptan 6 liraya yaptırıyoruz bütün teşkilatımız için. 40 lira versen en pahalısını cebine koyuyorsun, taklit ediyorsun. Şunları (eylem planları) bir taklit etsinler de görelim diyorum. İddia ediyorum, bir tane parti çıksın, bunlarla yarışan, Türkiye’nin yarınlarıyla ilgili bu kadar detaylı plan program; hepsinin bütçesi planlanmış, takvime bağlanmış; bir tane parti çıksın ortaya koysun görelim diyorum.”
“İstanbul’da İdris Şahin haricinde kim kazanırsa kazansın üzülürüm”
“İstanbul’da İdris Şahin haricinde kim kazanırsa kazansın ben üzülürüm. Bir tek İdris Şahin kazanırsa sevinirim, çünkü kendi partimizin adayı. O kadar yani. Biz kendimiz iddiayla giriyoruz. Bakın DEVA Partisi kurulduktan hemen sonra Altılı Masa’ya oturduğumuz için ciddi bir algı sorunu var. Onun farkındayım. Ama bizim farklı olduğumuzu, kendi özgün bir iddiamız olduğunu ortaya koyuyoruz.”
“Arka arkaya yanlış kararlar alan yargıçlarla ilgili yaptırımlar olması lazım”
“Eğer Anayasa Mahkememiz, kendi mahkememiz, %95 oranında vatandaşımızı haklı, mahkemeyi haksız bulduysa, o kararı veren hakimlerle ilgili herhalde bir şey yapmak lazım, değil mi? ‘Sen benim bu vatandaşımın neden hakkını yedin ya? Bak, Anayasa Mahkemesi suçsuz diyor, sen bunun hakkını yemişsin. Hakkını ihlal etmişsin. Niye yaptın?’ diye bunun bir çağırıp bir hesap sorması lazım. Arka arkaya yanlış kararlar alan, arka arkaya hak ihlaline sebep olan yargıçlarla ilgili de yaptırımlar olması lazım.”
“Bütün şehirler donatılmış durumda, bu para nereden geliyor?”
“Bu seçim belki Türkiye’nin en çok israfın olduğu seçimdir. Bir de şimdi soruyor musunuz, bu para nereden geliyor diye? Bütün şehirler donatılmış durumda. Ben her yere gidiyorum. Para nereden geliyor, ya devletten geliyor. Paranın köküne inip baktığınızda… Devletten geliyor, belediyelerden geliyor, ya da belediye başkanından umanlardan geliyor.”
“Sen seçilmişsin, kendi işine bak arkadaş”
“Bizler ayrıldıktan sonra çuvalladı. Bizler ayrıldıktan sonra hiçbir başarı üretemiyor. Ekonomiyi de batırdı. Hukuk, adalet de tanımıyor artık. Bunların hepsini biliyor ve bilinç altında aslında kendisinin en çok tedirgin olduğu, ‘İleride gelirse zarar buradan gelir’ dediği aslında biziz. Onun için arada bir ağzına doluyor. Bunlar CHP ile şöyle yaptı, böyle yaptı. Ya sana ne? Sen seçilmişsin, kendi işine bak arkadaş.”
“Çözüm sürecinin sahiplerinden hiç kimse şu anda hükûmet içerisinde yok”
“Çözüm sürecinin sahiplerinden hiç kimse şu anda hükûmet içerisinde yok, AK Parti içerisinde yok. Bunların hepsi ayrıldılar ya da uzaklaştırıldılar. O günkü çözüm sürecinin asıl gayret edeni; olgunlaştıran, çaba gösteren, samimi şekilde çözüm için uğraşan kadro vardı. Hatta bu kadro biraz ön plana çıkmaya başladığında Erdoğan bundan rahatsız oldu.”
“Sadece silahlı kuvvetleri kullanarak mücadele yetmiyor”
“Orada eli silahlı insanlar var ve biz de askerî gücümüzle, silahlı gücümüzle bunu yok etmeye çalışalım. Kırk yıl geçti ya, kırk yıl. Halloldu mu? Olmadı. Çözüldü mü? Çözülmedi. Demek ki o tarafta da sadece silahlı kuvvetleri kullanarak mücadele yetmiyor. Orada diplomasi gerekiyor, orada uluslararası ilişkiler gerekiyor, orada örgütü yalnızlaştırmak gerekiyor.”
“Erdoğan’ın yeniden seçilmesi zam yağmuru demiştim, oldu”
“Erdoğan’ın yeniden seçilmesi zam yağmuru demiştim, oldu. Erdoğan’ın yeniden seçilmesi yoksulluğun artması demiştim, oldu. Erdoğan’ın yeniden seçilmesi yüksek faiz, yüksek kur, yüksek enflasyon demiştim, hepsi oldu. O videoyu açın izleyin, Erdoğan’ın yeniden seçilmesi şu demektir dediğim ne varsa gerçekleşti.”
“Madde bağımlılığı gibi, para basmaya alıştığınız zaman oradan geriye dönmesi çok zor”
“Bu madde bağımlılığı gibi bir şey. Para basmaya alıştığınız zaman oradan geriye dönmesi çok zor bir şey. Gizli saklı iş yapmaya başladığınız zaman oradan şeffaflaşmak çok zor bir şey. Dolayısıyla, bunlar para basmaya alıştı, gizli saklı iş yapmaya alıştı. Maalesef yeni ekonomi yönetimi de bu kötü alışkanlıklardan bir türlü sıyrılamıyor.”
“Seçime iki-üç hafta kala devreye giriyorlar, dezenformasyonu yapıyorlar”
“Trump’ın ilk seçildiğinde, o meşhur Cambridge Analytica skandalının ortaya çıktığı dönemde de metot aynı, Brexit’te de metot aynı. Bütün bu kötü niyetli çabaların metotu şu: Seçime iki-üç hafta kala devreye giriyorlar, dezenformasyonu yapıyorlar, daha düzeltme yapılamadan, insanlara ‘öyle değil kardeşim doğru budur’ falan diye düzeltme yapılamadan vurup geçiyorlar.”
“Bizim kendimiz olmamız gerekiyor”
“Kendimizi kendimiz olarak anlatmak zorundayız. Bunu da kendi yolumuzda yürüyerek, daha çok kitlemizi genişlete genişlete yapmak zorundayız. Şununla beraber anıl, bununla beraber anıl. Kurulduk kurulalı bu beraber anılmaklardan da kurtulamadık, Allah aşkına. Yok AK Parti’ymiş, yok şuymuş buymuş. Bizim kendimiz olmamız gerekiyor. Çünkü kendimizden eminiz bakın.”
“Grup kurmayla alakalı artık bir hedefimiz var”
“Bizim grup kurmayla alakalı artık bir hedefimiz var, bir gayretimiz var. Ve bu hedef ve gayret birkaç ay öncesine kadar yoktu; doğru bulmazdık. Ama zaman içerisinde, diyelim ki seçim olmuş bitmiş, ama bir partinin tutumu, politikaları tamamen değişmiş, başka bir yere doğru gitmiş. Milletvekilleri memnun değil. O milletvekilleri bizim ilke ve değerlerimizi benimsiyorlarsa, bizim duruşumuzu tutumumuzu beğeniyorlarsa, beraber yol yürüme imkânı varsa, biz milletvekili sayımızı artırmak ve bunu grup kuracak sayıya ulaştıracak, hatta daha üstüne geçmeyi isteriz.”
Depremleri ciddiye aldığımız için bu konuda yazmaya devam edeceğiz.
Ülkemiz deprem faylarının üzerinde bulunuyor. Her noktada deprem olabilir. Uzmanlar “Güvenilir bir yer yok. Her an her noktada depremle karşılaşılabilir” diyor.
Ege bölgesinin her noktası depremlerle karşı karşıya. En hassas nokta olarak Ege bölgesi gösteriliyor.
Hatay’dan Kahramanmaraş’a, Adıyaman’a doğru giden 300 km’lik hat boyunca büyük bir depremi uzun süre beklenmiyor. Bazıları ise bu hatta deprem beklendiğini ifade ediyor. Çelişkili açıklamalar da kafaları karıştırıyor.
Prof. Dr. Şükrü Ersoy, Olası Marmara depremiyle ilgili açıklamalarda bulundu. Ersoy ayrıca Kahramanmaraş merkezli depremlerde etkilenen 11 ilde yeni deprem riskleri hakkında da değerlendirmelerde bulundu.
Bursa’da tespit edilen yeni fay hattıyla ilgili uyarılarda bulunan Ersoy, “Bu bize gösteriyor ki; biz kuzeyi konuşuyoruz ama güney kolda yani Çanakkale’nin Bursa’nın şu kısımdaki yaşayan ya da yerleşim alanlarındaki tüm yerlerin önemli bir deprem riski daha var” dedi.
Ersoy açıklamalarında şu noktalara değindi:
“Marmara’yı ilgilendiren deprem tehlikesi Kuzey Anadolu Fay hattından kaynaklanıyor. İşte Bingöl Karlıova’dan başlayıp giden ve 1500 kilometre uzunluğunda. İzmit Körfezi’nden Marmara Denizi’nin kuzeyinden Saroz Körfezi’ne kadar giden bir fay. Biz şimdiye kadar İstanbul ve çevresinin deprem tehlikesini hep bu kol için konuştuk. Ama Bolu’dan itibaren Kuzey Anadolu Fay’ı dallanıyor. Güneye doğru bir kolu daha var. Bakın şuradan siyah çizginin olduğu yerden göllerin olduğu yerden. Gemlik Körfezi’nden Kapıdağ Yarımadası’ndan Çanakkale’ye doğru gelen kollar var. Hatta şurada da üçüncü bir kol gibi bir kol daha şu gülerlerin hepsinin kenarında faylar var zaten. Nitekim biz Kuzey kolu konuşuyoruz ama güneyde de önemli depremler vardı. Mesela 1953’te Yenice Gönen depremi vardı 7,2, hemen yanında Manyas Depremi vardı, biraz daha doğuda Sakarya’da 1967’de deprem oldu. Bu bize gösteriyor ki; biz kuzeyi konuşuyoruz ama güney kolda yani Çanakkale’nin Bursa’nın şu kısımdaki yaşayan ya da yerleşim alanlarındaki tüm yerlerin önemli bir deprem riski daha var. Biraz önce sizin bahsettiğiniz Bursa’da, Yenişehir’le Kayapa arasında 95 km uzunluğunda bir fay daha tespit edildi. Çalışmalar yapıldı, üç üniversite ve AFAD’la birlikte çalışarak keşfetti. Şimdi Türkiye’de AFAD ve üniversiteler işbirliğiyle 128 tane fay parçasının üzerinde yeni bir çalışma daha başladı. “Acaba bu depremlerin tekrarlanma aralıkları nedir”, “ne sıklıkla deprem üretiyor” diye çalışma yapılıyor. Bu önemli bir çalışma çünkü tekrarlama aralıklarını bilmemiz demek; depremin yaklaşıp yaklaşmadığını öğrenmemiz demek.”
“Depremler sık sık tekrar ediyorsa o zaman artık o büyük İstanbul ya da büyük Marmara depremi yakınlaştı mı demek oluyor?” sorusuna cevaben Ersoy şu ifadelerde bulundu:
“Evet, çünkü kuzey koldaki enerji gerilimi zaten doldu. Yani şu anda da olabilir, on yıllar içerisinde de olabilir. Ama 100 yıl beklemeyecek bir deprem. Bu depremin de 7 üzerinde olacağını defalarca söyledik zaten. Tabii bu başlık altında Türkiye’nin çeşitli yerlerinde de deprem beklenebilir. Mesela Ege bölgesinde. Tüm Ege bölgesinde yerleşim alanlarında deprem olabilir. Kişisel fikrim Hatay’dan Kahramanmaraş’a, Adıyaman’a doğru giden 300 km’lik hat boyunca büyük bir depremi uzun süre beklemiyorum. Ama Kahramanmaraş-Elbistan depreminin komşu alanları biraz riskli olabilir. Gerilim transfer olur. Mesela Malatya’da, Adana’nın kuzeyindeki fay zonlarında olabilir. Süre veremeyiz ama teknik olarak buraların enerjinin transfer olduğu yerler.”
AHESEN GENEL BAŞKANI DR. AHMET KANDEMİR: “AİLE HEKİMLERİ VE AİLE HEKİMLİĞİ ÇALIŞANLARINA İKİNCİ DEPREM YAŞATILIYOR”
6 Şubat Depreminin üzerinden 1 yıl geçmesine rağmen bölgedeki sorunlar büyümeye devam ediyor…
Aile Hekimliği Çalışanları Sendikası (AHESEN) Başkanı Dr. Ahmet Kandemir konuya ilişkin yaptığı açıklamada; “Depremin ağır yaralar bıraktığı illerde Aile Hekimleri zor şartlarda görevlerini yapmaya çalışırken, uğradıkları maddi kayıpların giderilmesi için Sağlık Bakanlığı’na taleplerimizi ilettik. Sonuçsuz kalan taleplerimizin sahadaki karşılığı maalesef haklarını alamayan hekim arkadaşlarımızın maddi anlamda ikinci depremi yaşamalarına neden oldu. Su basan konteynerlerde, yarı hasarlı binalarda hizmet veren Aile Hekimliklerinde görev yapan Aile Hekimleri ve Aile Sağlığı çalışanlarının zorlu çalışma koşullarına bir de geçim derdi eklendi. Sesimize kulak vermeyen yetkili makamlar gerekeni yapana kadar bölgede iş bırakma eylemleri yapma kararı aldık.” dedi.
İlk, bir günlük iş bırakma eyleminin 20 Mart, Çarşamba günü Hatay’da olacağını belirten Dr. Kandemir; “deprem bölgesinde, birçok Aile Hekimliği biriminin nüfusunda azalma gerçekleşmiştir. Dolayısıyla aile hekimlerinin ve aile sağlığı çalışanlarının ücretlerinde kayıplar oluşmuştur.4 Nisan 2023′ te Aile Hekimliği Ödeme ve Sözleşme yönetmeliğinde yapılan değişiklikle ‘Sözleşmeli Aile Hekimleri ve Aile Sağlığı çalışanlarının ödemelerinde, kayıtlı kişiler için ödenecek ücret tarama ve takip katsayısı ile teşvik ödemeleri her biri ayrı ayrı hesaplanarak genel hayata etkili afet durumundan önceki aya ait aylık ücretlerinden az olmamak üzere ödeme yapılır’ denilmiştir. Bu uygulama 6 ay sureyle uygulanmıştır. Devamında Sağlık Bakanlığı tarafından 6 ay daha uzatılmıştır. Bu süre 6 Şubat tarihinde doldu. Yıkılan ASM’lerin inşaat süreci netlik kazanmamışken, şartlar halen afet durumunda iken meslektaşlarımızın ve aile hekimliği çalışanlarının bir de geçim derdi ile boğuşması kabul edilemez. Bu nedenle daha önce uzatılan sürenin en az 18 ay daha uzatılmasını talep ediyoruz.” dedi.
BABAOĞLU YÜZYILIN PROJESİNİ AÇIKLADI, BAKAN ÖZHASEKİ TAM DESTEK VERDİ
Cumhur İttifakı Hendek Belediye Başkan Adayı Turgut Babaoğlu’nun Hendek Meydan Projesi tanıtım toplantısı büyük ilgi gördü. Programa katılan ve projeye destek veren Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanı Mehmet Özhaseki, “Bu işleri bizden başkası yapamaz. Hiç kimse endişe etmesin, Turgut Bey kardeşimle bu işi biz yaparız. Yeni dönemde ‘Ya Allah Bismillah’ başlayacağız” dedi
Hendek Belediye Başkanı, Cumhur İttifakı Hendek Belediye Başkan Adayı Turgut Babaoğlu’nun ‘Hendek’te Yüzyılın Projesi Tanıtımı ve İftar Programı’na katılım yoğun oldu.
Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanı Mehmet Özhaseki’nin yanı sıra programa; Sakarya Valisi Yaşar Karadeniz, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Grup Başkanvekili Muhammed Levent Bülbül, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz, Milletvekilleri Murat Kaya, Ertuğrul Kocacık, Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem Yüce, Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Yusuf Alemdar, TOKİ Başkanı Ömer Bulut, MHP İl Başkanı Oğuz Alkaş, AK Parti İl Başkanı Yunus Tever, Sakarya Ülkü Ocakları Başkanı Atilla Balcıoğlu, İlçe Başkanları, Kadın Kolları, Gençlik Kolları, Meclis üyesi adayları, Oda Başkanları, Muhtarlar, STK temsilcileri ve vatandaşlar katıldı.
Salonda ve salon dışında adeta izdihamın yaşandığı programda konuşan Başkan Babaoğlu, “Hendek’te ‘Yüzyılın Projesi’ni sizlere ilan etmekten gurur duyuyorum. Mevcut otopark alanından itibaren, eski Anadolu lisesi ve duraklar, Aile Sağlığı Merkezi, Rasimpaşa Cami çevresi, Atatürk Stadyumu ve Süleyman Seba Spor Kompleksi ile 200 dönüm alanı kapsayan projeyi bakanlığımızla birlikte hayata geçireceğiz” dedi.
“BU MEYDAN İLÇEMİZE ÇOK YAKIŞACAK”
Projeye dair detayları açıklayan Babaoğlu, “Projemizde 1000 araç kapasiteli yer altı otoparkı, yeşille donatılmış meydan düzenlemesi, sosyal alanlar, konut ve ticaret alanları, açık hava etkinlik alanı, tiyatro salonu bulunan kültür sanat merkezi ve bölgesel park yer alacak. Ulaşım Eylem Planı 3. Etabı kapsamında araç ve yaya yolu düzenlemeleri de hayata geçirilecek. Projemiz Hendek’e çok yakışacak, Hendek deyim yerinde ise çağ atlayacak” ifadelerini kullandı.
SEBA VE D-100 YERALTI GEÇİŞİ TAMAM
“Milliyetçi Hareket Partisi ve AK Parti’nin yani Cumhur İttifakının, merkezden yerele güçlü birlikteliğiyle canla başla çalışmaya devam edeceğiz” diyen Babaoğlu şöyle devam etti:
“Gençlik ve Spor Bakanımız Dr. Osman Aşkın Bak beyefendi ile birlikte Süleyman Seba Spor Kompleksi projemizin startını da kısa zamanda vereceğiz. Diğer yandan da Ulaştırma ve Alt Yapı Bakanımız Abdulkadir Uraloğlu beyefendi ile D-100’ün yer altına alınması projesini de başlatacağımızın müjdesini vermek istiyorum. Milli Eğitim Bakanlığımızla Fen Lisesini nasıl ilçemize kazandırdıysak; Meydan, Seba ve D-100 yer altı geçiş projelerimiz de bakanlıklarımızın destekleriyle yeni dönemde hayata geçecek.”
“SEVDAMIZ MİLLET, GÜCÜMÜZ DEVLET”
“Üretken Belediyecilik ilkesiyle güler yüz ve tevazudan ödün vermeden, samimiyetle umut olduk, kol kola güzel yarınlar için çalıştık. Cumhurun çelik gibi olan iradesi ve inancımızla hiçbir fitneye fırsat vermeden, şehrimize en güçlü hizmeti kazandırmak adına yolumuzdan sapmadık. Sevdamız millet, gücümüz devlet dedik. Cumhurun güçlü etkisi hayırlı hizmetlere ve başarıyla dönüşmeye devam ediyor.”
“31 MART’TA SANDIKLARI PATLATACAĞIZ”
“31 Mart günü kirli ittifakla kara propaganda yapan, kumpasçı zihniyetler Türkiye’de olduğu gibi Hendek’te de sandığa gömülecek, Cumhur İttifakı sandıkları patlatacaktır. Hemşehrilerimiz hadsiz teşebbüslere, dezenformasyona, kaosa, huzursuzluğa, iftiraya ve kirli ilişkilere çok şükür göz açtırmıyor. Bizler yolumuzdan, hedeflerimizden asla taviz vermedik, vermeyiz. Çünkü Hendek bize inanıyor, Hendek Cumhur İttifakına güveniyor.”
BAKAN ÖZHASEKİ: “HENDEK’E SÖZÜMÜZDÜR”
Hendek Meydan Projesine desteğini açıklayan Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanı Mehmet Özhaseki, “Cumhur İttifakı olarak, AK Parti ve Milliyetçi Hareket Partisi ile kol kola girip çalışıyoruz. Birlikte rahmet, ayrılıkta azap var diyoruz. Belediye Başkanımız ve adayımız Turgut Bey kardeşim, burada hayata geçireceğimiz projeyi açıkladı. Bu projenin altından kalkabilecek karşı tarafta bir Allah’ın kulu var mı, yapabilecek bir ekip var mı, onlarda bu güç var mı, hayır. Bu yaklaşık 2 trilyonluk bir proje. Hendek Belediyesi bütçesi ile bunun altından kalkmak zor ama bakanlık olunca, birliktelik olunca, bu işin arkasında iktidarın gücü olunca Allah’ın izniyle yapılır. Bundan hiç kimsenin endişesi olmasın” dedi.
NEFSİNİN PEŞİNE DÜŞENLERDEN HAYIR GELMEZ
Bakan Özhaseki, AK Parti’den ayrılıp başka partilerden aday olanlara da tepki göstererek şunları söyledi:
“Cumhur ittifakından bir şey tırtıklayabilir miyiz diye nefsinin peşine düşen adamlar çıktı piyasa arkadaşlar. Bunların yapacağı bir şey yok, bunlar Ankara’ya gelip herhangi bir bakanlığa varıp derdini bile anlatacak adamlar değiller. İnşallah bizler sözümüzde durarak, sizlere ne demişsek yerine getirerek, önümüze bakarak devam edeceğiz. Hendek’te değerli Turgut Bey kardeşim, Büyükşehir’de de Yusuf Bey seçildiğinde Allah’ın izniyle yeni dönemde ‘Ya Allah bismillah’ deyip işe başlayacağız. Sizler desteklerseniz bende sonuna kadar yanlarındayım ben kardeşlerimi size emanet ediyorum ve sizleri de Allah’a emanet ediyorum.”
· Roma’da köle sahipleri gladyatörleri dövüştürüyor. İmparator tayfası kibir ve gururla protokolde otururken, Halk, çılgınca “öldür öldür” diye haykırmaktadır. Bizans’ta Yeşiller ve Maviler arasındaki araba yarışının hikâyesi de Roma’ya benzer. Asıl kıran kırana olan tribünlerdeki hınçtır, kindir, şiddettir.
· Atlantik sistemi, toplumu şiddetlenen sınıfsal çelişkilere sürüklerken, tribünler de bölündü. Bölünen insanlar, aynı emekçi halkın çocuklarıydı. Önce ellerine taşlar verildi, sonra bıçaklar verildi, sonra satırlar, satır bulamazsa su şişesi ve korner sopası…
· Gazozuna maç “nostalji” oldu. Arkadaşın kazanmasından duyulan sevincin üzerine toprak atılıyor. Acaba okunan Fatihalar kimin içindir…
· Hep birlikte kazanmak varken, hep beraber kaybediyoruz. Ve bütün bunlar kardeşlik ayı olan Ramazan’da oluyor. Gündüz orucumuzu tutuyor, hava kararınca kardeşimize saldırıyoruz.
TRT’de bir tarihte çok güzel bir dizi vardı. “Doğunun Kayıp Silüetleri”. Bugün de izleyebilirsiniz.
KARDEŞLİK TOPLUMUNDA KAZANMANIN TANIMI
Trabzon Avni Aker Stadyumunda Pazar akşamı yaşananlardan sonra, o dizideki bir hikâyeyi hatırladım. Aklımda yanlış kalmadıysa Kırgız bozkırında geçiyor. Beş altı yılda bir yapılan geleneksel bir at yarışı var. Gençlik çağının eşiğindeki çocuklar katılıyor. O yarışı kazanmak, kahraman olmak değerinde. İki arkadaş yıllarca o yarış için hazırlanıyor. Onlardan daha heyecanlı olan da babalarıdır. Oğullarıyla ömür boyu övünç duyacaklar. Yarışı kazanan çocuk yarıştan önce duygularını şöyle ifade etmiş: “Arkadaşım kazanırsa babam üzülecek, ben kazanırsam arkadaşım üzülecek.”
Kardeşlik toplumunda kazanmanın tanımı bir başkadır. Elbette bireysel bir yarış var ve o yarışı kazanan kahramandır. Ancak arkadaşın kazanması da, bir başka kazanmadır. Orada da arkadaşın sevincine ortak olmak var.
ROMA VE BİZANSTA KAZANMANIN TANIMI
Roma’nın köleci toplumunda ve Bizans’ın kulluk sisteminde yarışın ve kazanmanın tanımları değişiyor. Roma’da köle sahipleri gladyatörleri dövüştürüyor. İkisi de köledir, aynı kaderi paylaşmaktadır. Ancak kaybeden, belki hayatını da kaybedecektir. Rakibin kılıcı altında ölmek de var. Ya da dövüşün onunda imparatorun parmağı yere doğruysa akıbeti bellidir. Ama asıl manzara, tribünlerdedir. İmparator tayfası kibir ve gururla protokolda otururken, Halk, çılgınca “öldür öldür” diye haykırmaktadır.
Bizans’ta Yeşiller ve Maviler arasındaki araba yarışının hikâyesi de Roma’ya benzer. Bu geleneksel araba yarışlarında tribünler galeyan halindedir. Asıl kıran kırana olan tribünlerdeki hınçtır, kindir, şiddettir.
Sınıflı toplum köleci sistemlerde olduğu gibi aşırı bölünme ve kamplaşmaya gidince, toplumu da o aşırı düşmanlıklara ve dahası şiddete sürüklüyor.
NASIL HOLİGAN OLDUK
Holigan deniyor. Sözcük anlamını bilenlerimiz azdır. Besbelli bize yabancı. Emperyalist kapitalist ülkelerdeki seyircinin adı. Onlar sayesinde, biz de bozkırda kardeşiyle yarışan paylaşmacı insan olmaktan çıktık, holigan olduk.
Bizim çocukluğumuzda Mithatpaşa Stadı’nın deniz kenarındaki kapalı tribününde Galatasaray, Beşiktaş ve Fenerbahçe taraftarları toplu otururlardı, ancak aralarında duvar yoktu, polis kordonu da yoktu. En ağır slogan, “Bir baba hindi” idi.
Atlantik sistemi, toplumu şiddetlenen sınıfsal çelişkilere sürüklerken, tribünler de bölündü. Bölünen insanlar, aynı emekçi halkın çocuklarıydı. Önce ellerine taşlar verildi, sonra bıçaklar verildi, sonra satırlar, tribüne satır sokamazsa, su şişesi ve korner sopası…
Roma ve Bizans’ın köle sahipleri, gladyatörlerini dövüştürüyor, arabalarını yarıştırıyor, ezilenler adasındaki şiddet onlara efendi olmanın gururunu veriyordu. Bugün de futbol sahalarındaki olayların görüntüleri öyledir. Birbirine taş atanlar, satır sallayanlar halkın çocukları, ama sistemin efendileri manzarayı kibirle seyrediyorlar. Üzüntü beyanlarına falan bakmayın, üzülüyor da olabilirler, ama bu memleketin evlâtlarını kasap satırlarıyla birbirine saldırtan onların sistemidir.
YA GLADYATÖRLER BİRLEŞİRSE
Bu sistem böyle yürüyor.
Gladyatörler Spartakus önderliğinde birleşirse, sistem tir tir titrer. Yeşiller ve Maviler birleşirse, köhne Bizans yıkılır.
Taraftarlar el ele verirse, Atlantik sistemi ayakta kalamaz.
Bizim köklerimizde o kardeşlik kültürü var. Bugün de o kardeşlik halkın içinde sistemin bölücü kışkırtmalarına ve baskılarına direniyor.
KAYBETTİĞİMİZ GAZOZUNA MAÇ KÜLTÜRÜ
Çocukluğumda İstanbul Bostancı İstasyonu’nun arkasındaki sahada yazın futbol maçları oynanırdı. Ada’dan Lefter gelirdi. Suat, Kadri, Basri, zamanın ünlü futbolcularını yakından görmek, ellerinden sıkmak, biz çocuklar için övünç kaynağıydı. Gazozuna maç yaparlardı. Maçtan sonra hepsi sarmaş dolaş, birbirlerini kutlarlar, giyinir fenerlisi cimbomlusu birlikte giderlerdi.
Belki de o arkadaşlığın sırrı, maçın gazozuna olmasındaydı. Ama daha önemlisi, sistem daha Romalılaşmamıştı, Bizanslılaşmamıştı. O Bozkır Festivali’nde at yarışı yapan Kırgız çocuklar arasındaki arkadaşlığa sistemin kirli tırnakları uzanmamıştı.
HEP BİRLİKTE KAZANMAK VARKEN HEP BERABER KAYBEDİYORUZ
Gazozuna maç “nostalji” oldu. Arkadaşın kazanmasından duyulan sevincin üzerine toprak atılıyor. Acaba okunan Fatihalar kimin içindir…
Hep birlikte kazanmak varken, hep beraber kaybediyoruz. Ve bütün bunlar kardeşlik ayı olan Ramazan’da oluyor. Gündüz orucumuzu tutuyor, akşam kardeşimize saldırıyoruz.
Müstakil Sanayici ve İş Adamları Derneği (MÜSİAD) Sakarya Şubesi, her yıl geleneksel
olarak düzenlediği iftar programını bu kez anlamlı bir tema ile damga vurdu. MÜSİAD
Üyeleri ve Sakarya Protokolü, Filistinde 5 ayı aşkın bir süredir yaşanan zulme dikkat çekmek
amacıyla Gazze Menüsü temasıyla Şaheser Düğün Salonu'nda bir araya geldi. Programa
Sakarya Valisi Yaşar Karadeniz, Sakarya Protokolü, sevgi evleri çocukları, üniversite
öğrencileri, gaziler, şehit aileleri ve MÜSİAD üyeleri yoğun ilgi gösterdi.
MÜSİAD Sakarya Şube Başkanı İsmail Filizfidanoğlu ev sahipliğinde; Sakarya Valisi Yaşar
Karadeniz; AK Parti Sakarya Milletvekillerinden Lütfi Bayraktar, Ertuğrul Kocacık, Murat
Kaya; SUBÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Sarıbıyık; Sakarya Ticaret İl Müdürü Emre Atmaca;
Sakarya Ticaret Borsası Başkanı Mustafa Genç; Ticaret Borsası Meclis Başkanı Bekir Uztürk;
SATSO Başkan Vekili Gökhan Tiryaki; Vergi Dairesi Başkanı İlhan Akçay; MÜSİAD
Sakarya Kurucu Başkanı Ahmet İşgüzar; MÜSİAD Sakarya 2. Dönem Başkanı Mehmet
Aracı; Teknokent Genel Müdürü Dr. Yakup Köseoğlu; Türkiye Harp Malûlü Gaziler – Şehit
Dul ve Yetimleri Derneği Sakarya Şubesi Başkanı Mustafa Çolak; AK Parti Sakarya İl
Başkanı Yunus Tever, Türk Kızılayı Sakarya Şube Başkanı Cevdet Koç; Sakarya İŞKUR İl
Müdürü Tekin Kaya; Kıbrıs Gazileri Başkanı Erol Demir; Askon Sakarya Başkanı Halil Erol;
SakaryaGİAD Başkanı Zafer Bekdemir; GİV Sakarya Başkanı Baki Demir; SAÜ İlahiyat
Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Bostancı; Erenler İlçe Müftüsü Ahmet Koç; AK Parti
Serdivan Belediye Başkan Adayı Osman Çelik; ve MÜSİAD üyeleri ve ailelerinin yanı sıra
sevgi evleri çocukları, üniversite öğrencileri, gaziler, şehit aileleri ve iş, sanat, spor camiası
yoğun ilgi gösterdi.
Dikkat çeken konsept: “Gazze Menüsü”
İftar öncesi konuşma yapan MÜSİAD Sakarya Şube Başkanı İsmail Filizfidanoğlu,
katılımcılara tek tek teşekkür etti. Geleneksel iftar davetinin bu yılkı temasıyla “Gazze
Menüsü” vurgusu yapan Başkan Filizfidanoğlu, “Ramazan ayı, her bir Müslümanın derin bir
iştiyakla kendisiyle yüzleştiği, kendisini yenilediği, iç dünyasını tazelediği rahmet, bereket ve
mağfiret ayıdır. Bizi böyle bir aya kavuşturan Rabbimize sonsuz şükürler olsun. Bu mübarek
ayda bir araya gelerek birlikte iftar yapmanın sevincini yaşıyoruz. Ancak, bu mutlu anları
paylaşırken, aynı zamanda dünyanın birçok yerinde yaşanan zorluklara da değinmek
gerekiyor. Özellikle Gazze’de Arakan’da ve Doğu Türkistan gibi dünyanın çeşitli yerlerinde
bu mübarek ramazan ayında zulüm gören baskı gören müslüman kardeşlerimize de buradan
dualarımızı gönderiyor bir an önce bu savaşların son bulmasını Cenabı Allah’tan niyaz
ediyoruz” dedi.
“75 bin koli ve 2 adet ambulans göndereceğiz”
MÜSİAD Sakarya Şubesi olarak Gazze halkına yapılan yardımlardan bahseden
Filizfidanoğlu, “Genel Başkanımızın ifadesiyle Kızılay ile yapmış olduğumuz protokol
çerçevesinde açmış olduğumuz hesap sürekli aktif olup savaşın bitmesi durumunda bile
oranın inşası için yardımlarda bulunmaya devam edilecektir. Bununla birlikte bu ay sonuna
kadar yeniden 75 bin koli ve 2 adet ambulans gönderilecektir. Bu bağlamda burada bulunan
siz kıymetli üyelerimizden ve kıymetli protokolümüzden her masada bulunan Filistin'e Gıda
Kolisi Yardım Kampanya broşüründe yazan Hesap numaralarına destekte bulunmanızı rica
ediyorum. Bugüne kadar yapmış olduğumuz ve bundan sonra yapacağımız yardımların kabul
olmasını, bir nebze de olsa oradaki kardeşlerimizin yaralarını sarması duamızdır. Gazze
savaşında şehit olan müslüman kardeşlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet, yaralı olan
kardeşlerimize de Rabbimden acil şifalar diliyorum. Tez zamanda bu savaşın soykırımın son
bulmasını temenni ediyorum” açıklamalarında bulundu.
Katılanlara teşekkür etti
Sözlerini MÜSİAD Sakarya Şubesi’nin geleneksel iftar programına katılanlara teşekkür
ederek bitiren Başkan Filizfidanoğlu, “ramazan ayımızı en güzel şekilde ihya etmemizi ve
aynı güzellikler içinde Ramazan Bayramına ulaşmamızı Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyor,
hepinizi sevgi, saygı ve muhabbetle selamlıyorum” şeklinde konuşmasını sonlandırdı.
MÜSİAD Sakarya Şube Başkanı İsmail Filizfidanoğlu’nun ardından, Sakarya Valisi Yaşar
Karadeniz konuşma yaparak MÜSİAD Sakarya Şubesine ve katılımcılara teşekkür etti. “Bu
anlamlı davetten dolayı MÜSİAD Sakarya Şubesi’ne teşekkür ediyorum” diyen Vali
Karadeniz, sözlerine şu şekilde devam etti; “Filistin davamız sadece Gazzelilerin değil
ümmetimizin davasıdır. Tekrar özgür Filistin ve özgür Kudüs’e kavuşmadıkça bu davamız
bitmeyecektir. Bizleri bu anlamda burada bir araya getiren ve bu farkındalığı oluşturan
MÜSİAD Sakarya Şube Başkanı İsmail Filizfidanoğlu’na ve ekibine teşekkürlerimi
sunuyorum. Herkese hayırlı iftarlar, hayırlı ramazanlar diliyorum.”
Son olarak konuşma yapan AK Parti Sakarya Mileltvekili Ertuğtul Kocacık, “Filistin’de
aylardır çocuk, yaşlı, kadın hatta bebek demeden devam eden zulüm; katil İsrail’in gerçek
yüzünü bir kez daha ortaya sermiştir. MÜSİAD Sakarya Şubesi olarak Filistin halkına yapmış
olduğunuz yardımlardan ötürü sizleri tebrik ediyor, bu anlamlı organizasyonunuz için
teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
Vekil Kocacık’ın konuşmasının ardından yemek duası yapılarak iftarlar açıldı. Gün sonunda
katılımcıları kapıda tek tek uğurlayan MÜSİAD Sakarya Şube Başkanı İsmail Filizfidanoğlu
ve ekibi, katılımlarından dolayı teşekkür etti.
Çanakkale Savaşı; dünyanın en büyük ordularının kara, hava, deniz ve denizaltı unsurlarıyla saldırıları karşısında; çok sıkıntılı bir dönem geçirmekte olan Osmanlı Devleti’nin gerçekleştirmiş olduğu büyük direnişi simgeler.
Çanakkale Savaşı, batılı ülkelerin oluşturduğu itilafa karşı Osmanlı Devleti’nin savunmada olduğu bir savaşın adıdır. Osmanlı Devleti’nin Çanakkale Savaşında bütün bir millet olarak destan yazdığı savaştır. 3 Kasım 1914 yılı-18 Mart 1915 yılı tarihleri arasında deniz savaşları olarak yapılmış, 25 Nisan 1915-9 Ocak 1916 tarihleri arasında ise Gelibolu yarımadasında kara savaşları olarak yapılmıştır. İtilaf devletleri, bu savaşta Çanakkale Boğazını ve İstanbul’u ele geçirmeyi amaçlamışlardır. Eğer Çanakkale Boğazı’nın İtilaf Devletleri’ne geçmiş olsaydı Rusya’ya her türlü desteği kolaylıkla sağlayabileceklerdi. Bunun için ilk olarak Çanakkale Boğazı’na 1915 yılı Şubat ayında saldırılar başlamıştı.
18 Mart 1915 tarihinde ise en güçlü saldırı yapılmıştır. Bu saldırılara karşı Osmanlı Ordusu’nun savaş stratejisi olarak boğaza döşediği mayınlar ile düşman donanmasında ağır kayıplar vermesini sağlamıştır. Donanma için büyük öneme sahil olan Nusret Mayın Gemisi’nin batırılması ile itilaf Devletleri birlikleri bozguna uğratılmış ve deniz saldırısından vazgeçmek zorunda bırakılmışlardır. 25 Nisan 1915’te Gelibolu Yarımadası’nda kara çıkartması yaparak saldırıya devam etmişlerdir. Ancak Osmanlı ordusu ile birlikte Türk milletinin büyük mücadelesi sonucunda büyük bir mağlubiyete düşmüşlerdir. Toplamda üç defa kara çıkartması yapan itilaf devletleri üçüncü yenilgi sonrasında 1916 yılı aralık ayında Gelibolu Yarımadası’ndan çekilmek zorunda kalmışlardır. Zorlu bir savaş olan Çanakkale Savaşı Türk tarihinde destan olarak nitelendirilir. Güçlü bir donanmaya sahip olan itilaf devletlerine karşı daha zayıf bir ordu ile çok büyük bir zafer elde edildiğinden Türk milletinin kazandığı zafer olarak tarihe geçmiştir.