Kategori: Haberler

Haberler

  • “Kadın Gözüyle Hayattan Kareler” Fotoğraf Yarışmasının Sonuçları Açıklandı

    Anadolu Hayat Emeklilik’in düzenlediği, Türkiye’nin kadınlara özel tek fotoğraf yarışması olan ve yoğun bir ilgiyle takip edilen “Kadın Gözüyle Hayattan Kareler”de 2024 yılının kazananları belli oldu. Bu sene, “Hayata Dair” temasıyla 18’incisi düzenlenen yarışmada; bin 470 kadın fotoğrafçı arasından “Sarıkamış Anısına” eseriyle Gülseren Boz birinci oldu.

    Anadolu Hayat Emeklilik tarafından her sene geleneksel olarak gerçekleştirilen “Kadın Gözüyle Hayattan Kareler” fotoğraf yarışmasının 2024 yılı sonuçları açıklandı. Bin 470 kadın fotoğrafçının, 4 bin 988 fotoğrafının değerlendirildiği yarışmada; “Sarıkamış Anısına” isimli eseriyle Gülseren Boz birinciliğe layık görüldü. “Dokumacı” eseriyle Nilgün Hocaoğlu ikincilik ödülünü, “Labirent” adlı eseriyle Zeliha Begöz üçüncülük ödülünü kazandı. Mansiyon ödüllerinin kazananları ise “Kaos” fotoğrafıyla Elif Canarslan, “Beş Can” fotoğrafıyla Gülçimen Okumuş, “Odundan Kömüre” fotoğrafıyla Saadet Banu Nazikcan oldu.

    Yarışmanın birincisi 15 bin TL, ikincisi 12 bin 500 TL, üçüncüsü 10 bin TL para ödülünün sahibi oldu. Mansiyon ödülüne layık görülen 3 eserin her biri 4 bin TL ile ödüllendirilirken sergilenmeye hak kazanan 38 eser sahibine ise bin TL’lik para ödülü verildi.

    Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu (TFSF) danışmanlığında 18 yıldır kesintisiz olarak düzenlenen “Kadın Gözüyle Hayattan Kareler” yarışmasına 2007’den bugüne kadar 28 bini aşkın kadın fotoğrafçı 107 bini aşkın fotoğrafıyla katıldı. Türkiye’nin kadınlara özel tek fotoğraf yarışması olarak her geçen yıl daha fazla ilgi gören “Kadın Gözüyle Hayattan Kareler” kadınların sosyo-kültürel ve toplumsal gelişimine katkı sunması bakımından örnek bir kurumsal sosyal sorumluluk projesi olarak öne çıkıyor. Kadınlar, yarışma aracılığıyla hayata dair bakış açılarını özgürce fotoğraflara yansıtıp kendilerini en iyi şekilde ifade etme imkânı buluyor.

    Yarışmanın bu yılki seçici kurulunda; Arel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarımı Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güler Ertan, fotoğraf sanatçısı İzzet Keribar, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Nihal Kafalı, fotoğraf sanatçısı Ali Rıza Akalın ve Anadolu Hayat Emeklilik Kurumsal İletişim Müdürü Tuğba Öcal yer alıyor.

    Kadın Gözüyle Hayattan Kareler’24 yarışmasında derece ve sergileme alan fotoğrafları görmek için, Anadolu Hayat Emeklilik’in veya TFSF’nin web adresini ziyaret edebilirsiniz.

     

  • Türk Adaleti Sakarya İl Milli Milli Eğitim Müdürlüğünün Hukuksuz Yer Değişikliği İşlemine Dur Dedi!

    SAKARYA İDARE MAHKEMESİNDEN ADALET DERSİ: HUKUKSUZ YER DEĞİŞİKLİĞİNE İPTAL KARARI!

    Eğitim ve Bilim Gücü Dayanışma Sendikası, Sakarya İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün haksız ve hukuka aykırı yer değiştirme işleminin iptal edilmesi için açtığı dava zaferle sonuçlandı. Sendika, üyesi adına yapılan keyfi yer değiştirmeye karşı açtığı davayı kazandı. Sakarya 2. İdare Mahkemesi, davacının eski görev yerinde kalmasının kurum disiplinini bozacağına dair somut bir tespitte bulunmadığı ve gerekçeli karar verilmediği için yer değiştirme işleminin iptaline karar verdi.

    Sendikanın Mevzuat ve Hukuk Birimi tarafından yapılan açıklamada, “Bu kararla, idarenin eğitim çalışanlarının kariyer ve liyakatini göz ardı ederek keyfi bir şekilde yer değiştirme yapamayacağının altı çizilmiştir. Sakarya İdare Mahkemesi, hukukun üstünlüğünü ve adaletin gerçek anlamda tecellisini bir kez daha ispatlamıştır” denildi.

    Eğitim ve Bilim Gücü Dayanışma Sendikası olarak adalet mücadelesinden vazgeçmeyeceğiz ve tüm eğitim çalışanlarının haklarını korumaya devam edeceğiz” şeklinde bir basın açıklaması yapıldı.

    Sendikamız  üyesinin, yasalara ve hukuka aykırı bir şekilde, başka bir kuruma soruşturma sonucu yer değişikliği işlemine karşı açtığımız davayı kazandık. Sakarya 2. İdare mahkemesi 2024/177 sayılı kararında: “Olayda, davacının geçirdiği soruşturma sonucunda hakkında hazırlanan disiplin soruşturma raporunda, davacının görev yaptığı yerde kalmasında diğer öğretmenlere ve çalışanlara kötü örnek olacağı ve hiyerarşik yapıyı zedeleyeceği şeklinde değerlendirme yapıldığı görülmüşse de davacının eski görev yerinde kalması halinde kurumdaki disiplinin bozulacağı, kamu hizmetinin aksayacağı, işbirliği ile çalışma ve iş barışının bozulacağı yönünde somut tespitleri içeren bir değerlendirme yapılmadığı, başka bir ifade ile davacının disiplin soruşturması sırasında sübut bulduğu tespit edilen görevlendirildiği okula gitmediğine ilişkin eyleminin görev yerinde kalması hususunda ne gibi sakıncalar doğuracağının ya da naklen atanmayı gerektirir diğer tutum ve davranışların ne olduğunun ortaya konulmadığı, davacının naklen atanması konusunda davalı idarenin var olan takdir yetkisinin gerekçeli bir şekilde yukarıda yer verilen mevzuat düzenlemelerine uygun şekilde kullanılmadığı sonucuna ulaşılmış olup dava konusu işlemde hukuka uyarlık görülmemiştir.

    Hükmüne yer vererek  yer değişikliğinin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle dava konusu işlemi iptal etmiştir.

  • Prof. Dr. Haydar Baş, vefatının 4. yıl dönümünde yurtiçi ve yurtdışında çeşitli programlarla anıldı

    BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş: Haydar Hoca aslında ezber bozandı

    Prof. Dr. Haydar Baş, vefatının 4. yıl dönümünde yurtiçi ve yurtdışında çeşitli programlarla anıldı

    14 Nisan 2020’de Hakk’a uğurlanan Bağımsız Türkiye Partisi’nin merhum genel başkanı Prof. Dr. Haydar Baş vefatının 4. yıl dönümünde tüm yurtta ve dünyada çeşitli noktalarda düzenlenen programlarla anıldı.

    Yurtiçi ve yurtdışında düzenlenen anma programları Meltem Medya grubuna bağlı televizyon kanallarından canlı bağlantılarla ekrana getirildi.

    BTP lideri Hüseyin Baş İstanbul’daki programa katıldı

    BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, İstanbul Esenler’de Prof. Dr. Adem Baştürk Kültür Merkezi’nde organize edilen programa katıldı.

    BTP gençlik kolları başkanı Fatih Akburak’ın “Haydar Hoca’nın göbek adı ‘vefa’ydı” ifadesini alıntılayan Hüseyin Baş “Burada her birinize sorsak hepiniz başka bir şey söylersiniz. Kimine göre Haydar Hoca cesaretti, kimine göre vefaydı, kimine göre güçtü, kimine göre nezaketti, kimine göre bilimdi, kimine göre ilimdi. Haydar Hoca aslında ezber bozandı. Hepimizin aslında zihinlerimize, düşüncelerimize, dünyalarımıza kazınmış ezberlerimiz var. Buna örneklerden biri -ekonomiden bahsedecek olursak- “para basarsan enflasyon olur.” Buna örneklerden biri “şurada şöyle yaparsan terör fırlar.” Yani böyle hepimizin ezberleri var. Ama O gerçekten ezber bozan biriydi. Birazdan sinevizyonda izleyeceğiz, “bana Atatürk’ten soruyorlar, mümindir, Müslümandır, muvahhittir” diye anlatıyor, ezberleri bozuyor” dedi.

    Haydar Hoca dünyaya kafa tutan adamdı

    Hüseyin Baş, Merhum Prof. Dr. Haydar Baş’ın gerektiğinde tüm dünyaya nasıl kafa tuttuğunu da şu örnekle anlattı; “Dünya’da küresel bir sistem kurulmuş. Kurulan bu sistemin çarkları dönüyor. Ve bu çarklara hiç kimsenin çomak sokmak gibi ne bir derdi var ne bir gücü var. Ama Haydar Hoca hakikaten yalın kılıç, güçlü adamdı ama karşısına dünyayı koyduğunda ne gücün var, koca bir dünya var karşında. O güçsüzlüğünü bilmesine rağmen o dünyaya kafa tutabilen bir adamdı. Dolayısıyla bize düşen de o bozduğu ezberleri halkımıza anlatabilmek.”

    Seçim değil geçimdi

    Geride bıraktığımız 31 Mart yerel seçimlerine de değinen BTP lideri “Tabi seçim sonuçları beklediğimiz ve istediğimiz gibi gerçekleşmedi. Ama şuradan rahatım; CHP’nin de beklediği gibi olmadı, AKP’nin de beklediği gibi olmadı, bu sonuçları herhalde kimse beklemiyordu. Dolayısıyla ben buna seçim demiyorum, geçim diyorum. Yani geçim, sandığa tepki olarak yansıdı ve geçiştirildi. Bu sonuçlar bir daha hiçbir zaman karşınıza çıkmaz. Ne bizim adımıza ne başka bir siyasi yapılanma adına. Dolayısıyla bu seçim sürecinde de ezber bozan Haydar Hoca’nın bozduğu ezberleri ve bozduğu ezberlerin yerine ikame ettiği sistem ve düşünceleri Türkiye’de haykıran, anlatan tek topluluk olmaktan dolayı gurur duyuyorum ve onur duyuyorum” diye konuştu.

    Duygulandıran sinevizyon gösterisi

    Programın son kısmında Prof. Dr. Haydar Baş’ın konuşmalarından kesitleri içeren bir sinevizyon sunuldu. O sırada tüm salonda duygusal anlar yaşandı.

  • TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan yazdı: AKP toparlanabilir mi?

    Haziran Direnişi, Fettullahçı darbe girişimi ve 2019’da yapılan yerel seçimlerde 3 büyük ilin kaybedilmesi gibi kritik dönemeçlerin ardında AKP’nin nasıl toparlandığı hatırlatılan yazıda “Bilinsin ki, Erdoğan stratejisini 2026 sonuna kadar seçim baskısı olmadan yürütülecek kemer sıkma politikalarının sonrasındaki göreli rahatlama dönemini iyi kullanmak üzerine kurmaktadır.” vurgusu yapıldı. Yazının tamamı şöyle:

    AKP toparlanabilir mi?

    2011-2013’te hızla birikip açığa çıkan toplumsal tepkinin tepe noktası Haziran Direnişi’nden sonra, toparlanamayabilirdi.

    Toparlandı.

    2016’da, uzun süreli ortağı Fethullahçıların uğursuz darbe girişiminden, ülkenin başına bu belayı sarmanın yarattığı inandırıcılık ve itibar kaybından sonra, toparlanamayabilirdi.

    Toparlandı.

    2019’da yapılan yerel seçimlerde İzmir’in üstüne Ankara ve İstanbul’u kaybettiğinde, toparlanamayabilirdi.

    Toparlandı.

    Satışla, yağmayla, borçla kamçılanan halk düşmanı ekonomi politikalara dayanamaz hale gelen yoksul halk kesimlerine bir de depremde aymazlık, sorumsuzluk ve beceriksizlik yaşattıktan sonra, toparlanamayabilirdi.

    Toparlandı.

    Her defasında toparlandı AKP, çünkü, Haziran Direnişi’nden sonra “evinize dönün, şimdi sıra siyasette” diyen, siyaseti seçim ve sandığa daraltan, halkın Erdoğan’dan vazgeçmesini sağlayacak kişi olarak afrayla tafrayla Ekmeleddin İhsanoğlu’nu bulan bir muhalefet vardı.

    Toparlandı çünkü, 2016’daki Amerikancı darbe girişiminin ardından bir yandan “darbe yok, her şey kurmaca” derken öte yandan Yenikapı ruhunu icat edip alabildiğine zayıflamış Erdoğan’ın yanında hazır ola geçerek ona hayat öpücüğü veren bir muhalefet vardı.

    Toparlandı çünkü, ne zaman Erdoğan gerilemeye başlasa “devri sabık yaratmayacağız” diyen, aracılarla yumuşak geçiş pazarlıkları yürüten ve her defasında “uzlaşma” çağrısında bulunarak Erdoğan’a oyun kurup karşı hamle yapmak için gerekli zamanı veren bir muhalefet vardı.

    Toparlandı çünkü, hayat pahalılığı ve ardından depremin sarstığı yoksul kitleler arayışa girmişken, “sokağa çıkmamızı mahsus istiyorlar, bu tuzağa düşmeyeceğiz” diyen cici bir muhalefet vardı.

    Buna rağmen, AKP 2024 seçimlerinde durumu toparlayamadı…

    Nedenlerini yazdık, konuştuk.

    Peki bundan sonra toparlanır mı?

    Bu soruya kimileri “koşullu evet” yanıtı vermekte. Yanlış anlaşılmasın, AKP’nin toparlanmasını koşula bağlayanlar AKP’li değil! AKP’ye çıkış yolu gösterenler AKP’lilerden daha çok 2024 seçimlerini büyük bir zafer olarak kutlayanların arasından çıkıyor. Yani memlekette her şeyin Erdoğan’ın alacağı bir seçim yenilgisiyle düzeleceğini vaaz edenler.

    Şimdi diyorlar ki, Erdoğan’ın tek çaresi parlamenter sisteme dönmek!

    Parlamenter sisteme dönerse, yüzde 50+1 derdinden, dolayısıyla MHP vesayetinden kurtulurmuş Erdoğan. Hem artık güçlü bir Cumhurbaşkanı adayı varmış, İmamoğlu AKP’nin olası adaylarını ve bir daha aday olursa Erdoğan’ı alt edermiş. AKP’nin varlığını sürdürmesi ancak parlamenter sistemde mümkünmüş.

    Bu akıl yürütme yalnızca Erdoğan’ın bir sonraki hamlesini öngörme çabası olarak görülmemeli. Erdoğan’ın parlamenter sisteme dönüş olasılığıyla ilgili yazıp çizenlerin en azından bir bölümü samimi olarak bunu istiyor.

    Sebep?

    Yumuşak geçişin böyle sağlanacağını, hatta AKP’nin de içinde yer aldığı bir uzlaşı hükümetinin Türkiye’ye soluk aldıracağını düşünüyorlar.

    Ne ülke ama.

    Kuşkusuz herkes bu fikirde değil. Kimileri, parlamenter sisteme dönülmemesini, en azından AKP’nin yarattığı tahribat ortadan kaldırılıncaya kadar bugünkü yetkilerle hareket edecek bir “tek adam”a ihtiyaç olduğunu dillendiriyor. Yani “tek adam rejimi” dedikleri beladan kurtulmak için “tek adam rejimi”…

    Adeta bir devrimci diktatörlük!

    Ülkeyi karşı devrimin karanlığından otoritesiyle düzlüğe çıkaracak olan tek adam da elbette Ekrem İmamoğlu oluyor.

    Görüldüğü gibi rivayet ve de arzular muhtelif.

    Şimdi bunları bir kenara bırakalım ve Erdoğan’ın önündeki seçeneklere bakalım.

    Erdoğan’ın oy potansiyeli AKP’den açık ara daha yüksek. Üstelik 2024 seçimleri AKP’de geri dönülmez bir aşınma yarattı. Erdoğan’ın bu aşınmaya rağmen partisinin başında kalarak parlamenter sisteme dönmesinin motivasyon kaynağı ancak gerçekten de bir yumuşak geçiş, dokunulmazlık garantisi ve “sivil anayasa”ya imza atmanın getireceği itibar olabilir. Ancak bu, AKP’den çok, eğer 2028’de kenara çekilecekse Erdoğan’a yarar.

    Diyelim ki Erdoğan bu fikre geldi. Bu Türkiye’yi parlamenter sisteme döndürmeye yeter mi? Güçlü ve denetlenmeyen bir yürütme, yani hükümet yıllardır sermaye sınıfının arayışı değil miydi? Yalnızca Türkiye’de değil, bütün dünyada patronlar yasama organını işlevsizleştirip, idari kısıtlamalardan azade yönetim modelleri peşinde koşmuyor muydu? Onlar parlamenter sisteme dönmek isteyecek mi?

    Sonra, tamamen kişiselleşmiş, liderler daha doğrusu lidercikler üzerine kurulmuş bir siyasal atmosferde parlamenter sisteme nasıl geçilecek? Ortada program yok, dünya görüşü yok, aslında parti de yok. AKP’de Erdoğan sonrası için adı en fazla geçen isim olan Hakan Fidan’ın parti içinde hiçbir deneyimi olmaması bir yana, Erdoğan çekildiğinde AKP diye bir partinin varlığını sürdürüp sürdürmeyeceği bile belli değil.

    Ya CHP? Partide büyük ağırlığa sahip olan İmamoğlu ve Yavaş’ı parlamenter sistemde düşünebiliyor musunuz?

    Yahu adam “beni kimse geçemez” diye demeç veren biri, başkan olmak, reis olmak istiyor, ne parlamentosu…

    Yine de bir parlamenter sistem gündemi açılırsa, bu elbette yürütmenin güçlü olacağı, belki yarı-başkanlık diye adlandırılabilecek bir sistem olacaktır.

    Bilinsin ki, Erdoğan stratejisini 2026 sonuna kadar seçim baskısı olmadan yürütülecek kemer sıkma politikalarının sonrasındaki göreli rahatlama dönemini iyi kullanmak üzerine kurmaktadır. Bu göreli rahatlamaya uygun uluslararası ortam eşlik ederse, Erdoğan şansını bir daha deneyebilir elbette.

    Peki 2026 sonuna kadar nasıl idare edecek? E işte orada da Mehmet Şimşek’e daha göreve gelmeden açık çek veren ve şimdi de büyük sermayenin “aman seçim filan olmasın” talebini seve seve benimseyen CHP devreye girecek, halka sabır dileyecek, insanların öfkesini soğutacak ve “şunun şurasında 2028’e ne kadar kaldı ki” diyecek.

    Araya 2025 başından itibaren hukuken de yeni bir evreye taşınacak olan Kürt sorununda bir hamle de sıkıştırabilirse Erdoğan teorik olarak toparlanabilir. Teorik olarak.

    Ve ona bu imkanı bir kez daha muhalefet vermeye hazırlanmaktadır.

    Gördünüz mü “Erdoğan giderse her şey çözülür” diyenler!

    AKP ile birlikte, bu muhalefetten de kurtulmak gerekiyor.

    Nasıl mı?

    Bir sonraki yazıda…

    akp-toparlanabilir-mi-392920

  • BİTKİ YETİŞTİRMEK, ALZHEIMER VE PARKINSON’A İYİ GELİYOR

    BİTKİ YETİŞTİRMEK, ALZHEIMER VE PARKINSON’A İYİ GELİYOR

    BİTKİ YETİŞTİRMEK, ALZHEIMER VE PARKINSON’A İYİ GELİYOR

    Doğanın uyandığı, ev ve ofislerdeki bitkilerin yeni mevsime hazırlandığı ilkbaharda, bitkilerin kendimizi daha iyi hissetmemizi sağladığı bir gerçek. Ancak bitki yetiştirmek ve bahçecilikle uğraşmanın sağlığa etkileri bununla sınırlı değil. Medicana Sağlık Grubu Nöroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Zeynep Aydın, “20 dakikalık bahçe işleri, bitki bakımı gibi fiziksel aktiviteler, beyin hücrelerinin çoğalmasını ve büyümesini aktive eder. Alzheimer ve Parkinson gibi beyin hücrelerinin yıkımı ile seyreden rahatsızlıklara iyi gelir” dedi. Medicana Sağlık Grubu Psikoloji Bölümü’nden Uzm. Klinik Psk. İlayda Kutevu ise “Yaşam alanlarında bitki yetiştirmek hafızayı, bilişselliği, odaklanmayı, dikkati ve özgüveni geliştirmeyi destekler. Bitkilerin büyümesini izlemek, ruhsal ve zihinsel iyilik halini artırabilir” dedi.

    Bitkilerle ilgilenmek, doğayla daha fazla etkileşimde bulunmayı sağlayarak stresi azaltmaya yardımcı oluyor. Medicana Çamlıca Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Zeynep Aydın, bitki yetiştirmenin beyinde mutluluk hormonları olarak bilinen dopamin ve serotonin üretimini artırdığı yönünde birçok araştırma bulunduğunu söyledi: “Dopamin; beynin ödül sisteminde rol oynayan, hafıza, hareket, motivasyon, ruh hali, dikkat gibi hareketi kontrol etmekle sorumlu beyin nöronları tarafından salınan bir nörokimyasaldır. Serotonin ağırlıklı olarak mutluluk, hafıza, öğrenmede etkili olmakla beraber uyku kalitesi, cinsel davranışlar ve vücut ısısının dengelenmesinde de rol oynayan bir beyin nörokimyasalıdır. Bitki yetiştirmek; kişide sorumluluk hissi uyandırabilir, rutin oluşturabilir ve başarı hissi vererek özsaygıyı artırabilir. Aynı zamanda bitkilerin doğasından gelen yeşillik ve canlılık da kişinin ruh halini olumlu yönde etkileyebilir. Ayrıca başkalarıyla bağlantı kurmayı teşvik ederek sosyalleşmeyi geliştirebilir.”

    Beyinde yeni nöron oluşumunu tetikler

    Bitki yetiştirmenin beyin sağlığının korunmasına katkı sağladığına dikkat çeken Prof. Dr. Zeynep Aydın, şöyle devam etti: “Araştırmalar, bahçecilik gibi fiziksel aktivitelerin beyin hücreleri arasındaki bağlantıları güçlendirdiğini, yeni nöronların oluşumunu tetiklediğini ve beyin fonksiyonlarını iyileştirdiğini göstermiştir. 20 dakikalık bahçe işleri gibi düşük-orta yoğunluktaki fiziksel aktiviteler, beyin hücrelerinin çoğalmasını ve büyümesini aktive eder. Beyin faaliyetlerinin iyileşmesini destekleyen bir madde olan beyin siniri büyüme faktörleri BDNF’in düzeylerini artırır. Bitki yetiştirme ve bahçecilik; stresi azaltıp rahatlamayı artırmanın yanı sıra kişinin planlama, organizasyon, görsel ve mekansal becerilerini de geliştirir. Bitki yetiştirmek; bu olumlu etkileri sebebiyle beyin sağlığını korumada etkili olduğu gibi, Alzheimer ve Parkinson gibi beyin hücrelerinin yıkımı ile seyreden rahatsızlıklara da iyi gelmektedir.”

     

    Ortamdaki bitkiler havayı temizler, nemi dengeler

    Bitkilerle dolu bir ortamda bulunmanın baş ağrısına sebep olan stres ve kaygı durumunu azaltarak ağrılara da iyi geldiğini belirten Prof. Dr. Aydın, “Bitkilerin bulunduğu ortamın genel sağlık ve zindelik üzerinde olumlu etkileri vardır, bu da beyin dahil tüm vücutta bir iyilik hali oluşturur. Bitkiler, çoğu zaman havayı temizler, oksijen üretir ve havadaki nem düzeyini dengeler. Bu faktörler, genel olarak iç mekân kalitesini artırabilir ve sağlıklı bir ortam yaratılmasına yardımcı olur. Böylece baş ağrılarını azaltmak gibi dolaylı etkiler de ortaya çıkabilir. Bitkilerle uğraşmak veya ev bitkilerine sahip olmak herhangi bir tıbbi durum için direkt önerilen bir tedavi değildir. Kişilerin beyin sağlıklarını korumalarına olumlu etkileri vardır ve mevcut tedavilerine ek olarak destekleyicidir” dedi.

     

    Yatak odasına bitki konulabilir mi? 

    Yatak odasında canlı bitki bulunmasının zararlı olduğu yönündeki genel kanının aksine, son araştırmalar odadaki bitkilerin uyku kalitesini artırabileceğine dair bazı olumlu bulgular sunuyor. Bu durumu değerlendiren Prof. Dr. Zeynep Aydın, “Bitkilerin gece oda sıcaklığını düşürebileceği, havayı temizleyebileceği ve nem düzeyini artırabileceği belirtiliyor. Bu faktörlerin bir araya gelmesi, uyku kalitesini olumlu etkileyebilir. Yine de bazı kişiler için bitkilerin yatak odasına konulması alerjik reaksiyonlara veya diğer sağlık sorunlarına yol açabileceğinden, bu durum herkes için uygun olmayabilir” ifadelerini kullandı.

     

    Kötü hava kalitesi, çocukların gelişimini olumsuz etkiler

    Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, kötü hava kalitesinin dünya çapında 6.7 milyon erken ölümden sorumlu olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Zeynep Aydın, şu bilgileri verdi: “Kötü hava kalitesinin vücutta kanser oluşumunda etkili olduğu gibi, beyin hücrelerinin yıkımı ile seyreden Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıklara yol açabileceği de yapılan çalışmalarla gösterilmiştir. Ayrıca bebek ve çocukların beyin gelişiminde de kötü hava kalitesinin olumsuz etkileri vardır. Çoğu kişi zamanının %90’ını evde, okulda veya iş yerinde kapalı mekanlarda geçiriyor. Bitkilerin, organik kimyasalların iç mekan havasından uzaklaştırılmasında önemli bir rol oynayabileceği çalışmalarla gösterilmiştir.”

    Bitkinin büyümesini izlemek ruhsal ve zihinsel iyiliği artırabilir

    Medicana Çamlıca Hastanesi Uzm. Klinik Psk. İlayda Kutevu ise yaşam alanlarında bitki yetiştirmenin hafızayı, bilişselliği, odaklanmayı ve özgüveni geliştirmeye yardımcı olduğu konusunda ilgi çekici araştırmalar bulunduğunu söyledi: “Bitkilerle uğraşmak, insanların doğayla daha yakın bir ilişki kurmasını sağlar ve zihinsel sağlık üzerinde olumlu etkilere sahiptir. Bakımını üstlendiğiniz bitkilerin ihtiyaçlarını anlamak, düzenli bir rutin oluşturmak ve sonuçlarını görmek için sabırla beklemek, odaklanma becerilerini artırabilir. Bitkilerin büyümesini izlemek, insanın kendini daha büyük bir bütünün bir parçası gibi hissetmesini sağlayabilir, bu da ruhsal ve zihinsel iyilik halini artırabilir. Ancak bu deneyimlerin kişiden kişiye değişebileceğini ve herkesin bu deneyime farklı bir şekilde yanıt verebileceğini unutmamak önemlidir.”

     

    Ofisteki bitkiler dikkat ve konsantrasyonu destekler

    Bitkilerin insan psikolojisi üzerindeki etkilerini anlamak için ‘biyofili’ kavramının kullanabileceğini söyleyen Uzm. Klinik Psk. İlayda Kutevu, bitkilerin insan psikolojisine etkileriyle ilgili şu bilgileri verdi: “Biyofili terimi, insanların doğal dünyaya karşı içsel bir çekim hissetmesini ifade eder. Bitkiler doğal dünyanın önemli bir parçasıdır ve insanlar genellikle bitkilerle çevrili ortamlarda bulunmaktan keyif alırlar. Bitkilerin insan psikolojisi üzerindeki etkilerine baktığımızda; ilk olarak stres azaltıcı etkisinden bahsedebiliriz. Bitkilerle dolu bir ortamda insanların stres seviyeleri azalır. Bu alanlarda zaman geçirmek rahatlamaya ve duygusal iyilik hallerinin artmasına da yardımcı olur. Bitkilerin çeşitli renkleri, dokuları ve kokuları insanların ruh halini olumlu yönde etkileyebilir. Yaşam alanlarındaki bitkilerin dikkat ve konsantrasyonu arttırdığını da söyleyebiliriz. Bu noktalara dayanarak, bitkilerin insan psikolojisi üzerindeki etkileri ‘biyofili’ kavramıyla açıklanabilir.”

     

    Medicana Grubu Hakkında

    Kurulduğu 1992 yılından bu yana yaklaşık 12 bin çalışanı ile hastalarına modern tıbbın imkânlarını sunan Medicana Grubu, İstanbul, Ankara, İzmir, Konya, Samsun, Sivas ve Bursa’da yer alan 15 hastanesi ile faaliyetlerine devam ediyor. Yaptığı yatırımlar ve sunduğu hizmet ile özel sağlık sektörünün öncüleri arasında olan Medicana Sağlık Grubu, hastanelerinin modern mimari yapıları, akademik kadrosu, teknoloji parkuru, tıbbi imkânları ve sağlık sektöründeki başarılarıyla uluslararası hastaların da tedavi olmak için tercih ettiği sağlık kuruluşları arasında yer alıyor. Sağlığa olduğu kadar eğitime de önem veren Medicana Grubu, 2018-2019 eğitim-öğretim döneminde “bireyin bütününü eğitmek” anlayışı ile Medicana Eğitim Grubu’nu kurdu ve Modern Bilimler Akademisi (MBA) Okullarını açtı. MBA, Türkiye’nin birçok ilinde bulunan kampüsleriyle Türkiye’nin lider eğitim kurumu olma yolunda çalışmalarına devam ediyor. Medicana Eğitim Grubu’nun 2019-2020 akademik eğitim yılında açtığı Fenerbahçe Üniversitesi ise dünya dillerine hâkim, inovatif ve yaratıcı düşünceye açık, sosyal ve akademik gelişimini tamamlamış bireyler yetiştirmeyi ve dünyanın önde gelen üniversiteleri arasında yer almayı hedefliyor. 

  • Dizlerimiz için en önemli tedavi, kireçlenmeyi önlemek!

    Diz sağlığımız alarm veriyor!

    Diz hastalıkları genç yaşlarda da yaygınlaşıyor!

    Dizlerimiz için en önemli tedavi, kireçlenmeyi önlemek!

    DİZ KİREÇLENMESİNE KARŞI 5 ETKİLİ ÖNERİ!

    Vücudumuzun tüm yükünü dizlerimiz çekiyor ancak günlük yaşamda yanlış alışkanlıklarımızın da etkisiyle diz sağlığımız son yıllarda alarm veriyor. Hareketsizlik, diz kaslarımızı güçlendirici egzersizlere günde sadece birkaç dakika bile olsa zaman ayırmamak, topuklu ayakkabı ve fazla kilo derken diz hastalıkları artık sadece yaşlılıkta değil gençlikte de kapıyı çalıyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Turan Çift “Son yıllarda özellikle obezitenin de etkisiyle giderek daha sık karşılaştığımız osteoartrit, diz eklemindeki kıkırdakların aşınması ve yıpranması durumudur. Hastaların çoğunlukla ağrı, şişlik ve hareket kısıtlılığı şikayetleriyle başvurmasına neden olan kireçlenme, tedavi edilmediğinde istirahat anında bile rahatsız eder ve gece uykudan uyandıran ağrılara neden olur” diyor. Diz kireçlenmesine karşı bazı basit uygulamalara dikkat ederek yaşam kalitesini yükseltmenin mümkün olduğunu belirten Prof. Dr. Hakan Turan Çift, diz kireçlenmesine karşı alınması gereken önlemleri ve günlük yaşamda dikkat edilmesi gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

    · Fazla kilolardan kurtulun!

    Çağımızın sorunu olan obezite, genel sağlığımızı tehdit ettiği gibi diz sağlığımıza da son derece zarar veriyor. Fazla kilolar gün boyunca diz eklemlerimize binen yükün artmasına neden olarak kıkırdakları yıprandırıp aşındırıyor. Sağlıklı bir diyet ve hareketle fazla kilolardan kurtularak eklemlere binen yükleri azaltabilir ve dizlerinizi koruyabilir, mevcut diz sorunlarınızı hafifletebilirsiniz.

    · Diz çevresi kaslarınızı güçlendirici egzersiz yapın!

    Günde sadece birkaç dakikanızı ayırarak özellikle diz çevresi kaslarını kuvvetlendirici egzersizler yapmayı ihmal etmeyin. Kıkırdağın kendini yenileme kapasitesi ve kan akışı da bulunmadığı için bu bölgeye yapacağınız güçlendirici egzersizler diz sağlığınıza çok büyük fayda sağlayacaktır. Fırsat bulabilirseniz yüzmek de genel sağlığımız açısından olduğu gibi diz sağlığımızda da son derece önemli bir rol oynuyor

    · Dizlerinizi zorlamayın!

    Özellikle merdiven inip çıkmak ve çömelmek, dizlerinizi bükerek yere oturmak diz eklemlerini zorlayarak zarar verebiliyor. Kıkırdağın aşınması neticesinde alttan kemik doku ortaya çıkar ve kemikteki serbest uçlar dizde ağrılara sebep olur. Zaman geçtikçe kemikler arası eklem boşlukları daralır ve kemik kemiğe sürtünmeye başlar. İleri dönemlerde kemiklerde osteofit denilen kemik çıkıntıları ortaya çıkar. Merdiven inip çıkmak, çömelmek ve dizleri bükerek oturmak da rahatsızlığın çok daha ilerlemesine ve şikayetlerin artmasına neden olur. Bu nedenle dizlerinizi zorlayıcı hareketlerden kaçının.

    · Sıcak/soğuk kompres uygulayın

    Dizleriniz fazla aktivitede bulunduğunuz ya da üzerinde fazla durduğunuzda şiştiği zamanlarda bu akut dönemde lokal olarak soğuk kompres uygulayabilirsiniz. İnce bir tülbente havluya ya da kağıt havluya buz torbasını kararak dizinize sarabilir, dizlerinizdeki şişliği ve ağrıyı hafifletebilirsiniz. Herhangi bir akut rahatsızlık olmayan, kronik dönemlerinde ise dizlerinizi rahatlatmak için sıcak su torbası uygulayabilirsiniz.

    · Gelişigüzel ağrı kesici kullanmayın

    Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Turan Çift “Hastaların kendi günlük rutinlerini belirleyip hangi hareketlerin diz ağrısına sebep olduğunu ortaya koymaları ve o hareketleri yapmamaları çok büyük fayda sağlar. Ayrıca ağrıların çok arttığı durumlarda doktora başvurmak ve özellikle arkadaşlarının ağrısına iyi gelmiş hapları (gıda takviyesi, ağrı kesici vb) doktorlarına danışmadan kesinlikle almamak gerekir” diyor.

    xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxx

    En önemli tedavi; önlemek!

    Diz kireçlenmesinin gelişmesini önlemenin, tedavide en önemli basamak olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Hakan Turan Çift şöyle konuşuyor: “Ancak diz kireçlenmesi gelişmiş ise önce doğru tanının konulması önemlidir. Ortopedi hekimi tarafından yapılan muayene ve çekilen grafilerle diz kireçlenmesinin derecesi ortaya konularak hangi tedavinin yapılacağına karar verilmelidir. Diz kireçlenmesinin erken dönemlerinde diz çevresi kaslarını kuvvetlendirici egzersiz, kilo verilmesi ve gerekirse eklem içi yapılacak enjeksiyonlar planlanmalıdır. Orta dönemde ameliyatsız tedaviden artroskopiye hatta kemik düzeltici osteotomilere (kemiğin dizilimi düzletip tekrar tespit etmek) kadar bir çok tedavi seçeneği vardır. İleri evrede ise yapılacak nihai tedavi total diz protezi ameliyatıdır.”

  • AVRUPA GENEL PRATİSYENLER BİRLİĞİ’NDEN DEPREM BÖLGESİNDEKİ AİLE HEKİMLERİNE DESTEK

    AHEF deprem bölgesindeki aile hekimleri için destek beklediklerini her platforma taşıyarak konunun önemine dikkat çekmeye çalışırken bu destek UEMO’dan (Avrupa Genel Pratisyenler Birliği) geldi. AHEF Genel Sekreteri Dr. Gökhan Erdoğan meslektaşlarının haklarının gözetilmesini ve bunun da Sağlık Bakanlığı tarafından yapılmasını beklediklerini, UEMO’dan gelen desteğin haklılıklarını kanıtlar nitelikte olduğunu söyledi.

    Deprem bölgesindeki aile hekimlerinin hak kayıplarını her fırsatta gündeme taşıyan meslek örgütlerine bekledikleri destek Avrupalı meslektaşlarından geldi. UEMO AHEF’in haberini örnek göstererek yaptığı bir açıklama ile deprem sonrası yeniden inşa önlemlerinin uygulanmasına yönelik tavsiyelerde bulundu.

    UEMO açıklamasında Türkiye’de 6 Şubat 2023’te meydana gelen depremde yaklaşık 50.500 kişinin hayatını kaybettiği ancak gerçek sayının çok daha yüksek olabileceği üzerinde durulurken “Türk üye kuruluşumuz AHEF’in haberine göre, Sağlık Bakanlığı, deprem sonrası kendilerinin ve ailelerinin güvenliğini sağlamak ve hastalarının bakımını sağlamak zorunda kalan aile hekimlerine herhangi bir destek sağlamadı” denildi.

    UEMO açıklamasında Türk meslektaşlarını tam olarak desteklediklerini belirterek Türk yetkililere, hastalara kaliteli ve etkili hizmetler sağlamak amacıyla deprem sonrası bazı yeniden inşa önlemlerinin uygulanmasını tavsiye etti.

    AHEF Genel Sekreteri Dr. Gökhan Erdoğan UEMO’nun altını çizdiği maddeleri şöyle sıraladı. “Depremden bu yana verdiğimiz mücadelenin ve taleplerimizin haklılığı UEMO’nun tavsiyeleri ile bir kez daha tescillenmiş oldu. Bu tavsiyeler arasında öncelikle deprem bölgelerinde çalışan Aile Hekimlerine gelir koruması yer alıyor. Yeni yapılacak toplu konut projelerinde zorunlu özellikler, nüfus yoğunluğuna göre uygun konumdaki birinci basamak sağlık hizmetlerinin yeterli düzeyde sağlanması, aile sağlığı merkezi binalarının depreme dayanıklı tasarımı ve inşaatı, deprem sonrasında tahrip edilen veya yağmalanan tıbbi cihaz, alet ve ekipmanların masrafları devlet tarafından karşılanmak üzere değiştirilmesi, Sağlık Bakanlığı tarafından ödenen sarf malzemeleri, tek kullanımlık ürünler ve aşılar için aile sağlığı merkezlerine güçlü tedarik hatlarının kurulması. Bu istekler korkunç bir deplem felaketi yaşamış aile hekimleri için fazla mı? Bakanlığımızın bu konuya artık sahip çıkmasını istiyoruz.”

  • Bodrum’a yeni turizm yatırımı…

    Bodrum’a

    yeni

    turizm

    yatırımı…

    Necdet Buluz

    Bodrum, turizmde rakiplerine fark atıyor. Yerli- yabancı otelcilerin yatırım için yarış yaptıkları Bodrum’a 250 milyon dolarlık yeni bir turizm yatırım geliyor.

    Uzun zamandır yazmak istediğimiz bir konu var. Bugün kısaca da olsa bu konuya değinelim:

    Bugüne kadar “Bodrum çok pahalı” söylentileri ile çalkalanan sosyal medya bu konudaki ön yargıyı sürdürüyor. Bodrumlu esnaf ise “Bodrum’da her keseye uygun yiyecek- içecek var” diyor.

    Bodrum’da çok lüks yerler de var. Büyük yatırım yapan bu mekanlarda yiyecek-içecek fiyatlarındaki farklılık normal sayılıyor. Üstelik gelen konuklara fiyatlar hatırlatılıyor.

    Zaten lüks ve pahalı tatiller ilgi görüyor. Turizmdeki büyük rakibimiz İspanya çok mu ucuz? Türkiye’ye tatile gelenler fiyatlardan şikayet etmiyor. Sosyal medya bu yaygarayı bırakırsa çok isabetli olur.

    Re-Pie Portöy’e ait Artnouve Girişim Sermayesi Yatırım Fonunun, Bodrum-Demirbükü’ndeki 400 dönümlük araziye 250 milyon dolarlık turizm yatırımı yapacağı belirtildi.

    Portföy yönetim şirketi Re-Pie Portföy’ün, yeni fonu Artnouve Girişim Sermayesi Yatırım Fonu (Artnouve GSYF) üzerinden Bodrum’a büyük ölçekli bir turizm yatırımı yapacağı belirtiliyor.  Artnouve GSYF’nin Bodrum’daki projesi, son yıllarda turizm alanında yapılmış en büyük yatırımlar arasında yer alacak.

    Türkiye’nin en büyük girişim sermayesi yatırım fonu Artnouve, yeni kentsel mekânlar ve yaşam alanları, akıllı şehir ve inşaat teknolojileri geliştirerek, sürdürülebilirlik vizyonuna sahip şirketlere yatırım yapıyor.

    Son dönemlerin en büyük satın almalarından birini gerçekleştirirken dünyaca ünlü ultra lüks otel markası Aman’ın Bodrum’daki Amanruya Oteli de satın alan Artnouve GSYF’nin ilk projesi, otelle birlikte Bodrum-Demirbükü’nde toplam 400 dönüm üzerinde gerçekleştirilecek.

    Akdeniz havzasının sürdürülebilirlik odaklı en nitelikli yaşam alanı olacak projeyle, dünyanın en lüks otel markalarından birinin de içinde yer alacağı ultra lüks villalardan oluşan bir yaşam kompleksi kurulması planlanıyor.

    Re-Pie Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Dr. M. Emre Çamlıbel, projenin 250 milyon dolarlık kaynakla kurdukları Artnouve GSYF’nin ilk yatırımı olduğunu söyledi. Çamlıbel, açıklamalarında şu konulara değindi:

    “BES fonları, bireysel ve tüzel yatırımcıların katılımıyla 250 milyon dolar kaynakla kurduğumuz Türkiye’nin en büyük girişim sermayesi yatırım fonu Artnouve GSYF’nin ilk yatırımı olan proje, Bodrum Demirbükü’nde 400 dönümlük geniş bir arsa üzerinde gerçekleşecek. Sürdürülebilirlik anlamında sadece ülkemizde değil, dünyada da öne çıkan en iyi uygulamalardan birine imza atacağız. Vazgeçmeyeceğimiz tek unsur, bölgenin bitki örtüsü, kara ve denizdeki canlı yaşamı başta olmak üzere doğal hayatı korumak olacak. Dünyanın en ünlü mimarlık ofisleriyle çalışmalarımız sürüyor. Global ölçekte 7 mimari ofis çalışmalarını yaptı. Bu çalışmaları harmanladık.”

    Artnouve GSYF’nin yerli ve yabancı yatırımcılara Türkiye turizminin geleceğine yatırım yapma imkanı verdiğini vurgulayan Çamlıbel, “250 milyon dolara ulaşan rakamla kapanan Artnouve, kollektif yatırıma örnek Türkiye’nin en büyük girişim sermayesi yatırım fonu oldu” ifadelerini kullandı.

  • Yunan Kuvvetlerini Geyve Boğazında durduran Şehit Çoban anıldı

    Geyve’de şehit çoban için anma yürüyüşü yapıldı

    Geyve Boğazı’nda sürüsündeki keçilerin boynuzuna çıra bağlayıp yakarak düşmanı kaçıran şehit çoban için anma yürüyüşü düzenlendi

    Geyve Boğazı’nda düşmana “Türklerin ışıklısı bu kadar ise, ışıksızı ne kadardır” deyip kaçırttıran çoban için anma yürüyüşü düzenlenecek. Geyve Boğazı Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği organizasyonuyla düzenlenecek yürüyüşe KANSERDER, Sakarya Barosu ve TEMA da destek oldu.

    Geyve Boğazı Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği’nin düzenlediği 14. Geleneksel Şehit Çobanı Anma programı Geyve Akıncı’da gerçekleşti.

    Geyve Boğazı’nda düşmana “Türklerin ışıklısı bu kadar ise, ışıksızı ne kadardır” deyip kaçırttıran “Çobanı Anma”yürüyüşü gerçekleştirildi.

    Geyve Boğazı Tabiat Varlıklarını Koruma Derneğince düzenlenen geleneksel Şehit Çobanı anma etkinliğine Vatan ve Hürriyet Derneği Genel Başkanı Yaşar DURSUN , Yönetim Kurulu üyesi Cemal LÜLECİ,Tefik İNAN, Hasan Cumhur BOĞAZ, Uğur ŞENLEN, Sakarya Bisiklet ve Doğa Sporları Derneği Başkanı  Şefik Akar ,Eğitimci yazar Ali Çetinkaya, Gazeteci Fehmi Duman, Foto Muhabiri Necla BAKAN, çok sayıda STK temsilcisi, vatandaş ve doğasever katıldı

    Geyve Boğazında düşmana “Türklerin ışıklısı bu kadar ise ışıksızı kim bilir ne kadardır” dedirtip kaçırtan şehit çobanı anma yürüyüşü etkinliği yapılıyor. Bir gece Geyve Boğazı Çoban Kale mevkiinde karargah kuran düşman birliğini fark edip, onları korkutmak amacıyla sürüsündeki keçilerin boynuzuna çıra bağlayıp yakarak Kocatepe sırtlarında dolaştırıp düşmana  “Türklerin ışıklısı bu kadar ise ışıksızı kim bilir ne kadardır” dedirterek kaçıran çobanı anma yürüyüşüne katılanlar keşkek, salçalı köy ekmeği, haşlanmış yumurta yiyip, ıhlamur çayı içtiler..

    Geyveli Bir Kahraman “Şehit Çoban”

    Düşmanı, boynuzuna Boğazında çıra bağladığı keçilerle korkutup kaçıran çoban
    Kurtuluş Savaşı sırasında gece keçilerin boynuzlarına çıra bağlayıp yakarak, kalabalık Türk askeri süsü verip, düşmanı korkutup kaçırtan kahraman Geyveli çoban.
    Yunan Kuvvetler Geyve Boğazına karargah kurmuştu. Adı bilinmeyen bu çoban, düşmanı korkutmak amacıyla keçilerin boynuzlarına çıra bağlayıp yakarak keçileri dolaştırmıştır. Düşmana “Türklerin ışıklısı bu kadarsa, kim bilir ışıksızı ne kadardır” dedirterek korku salmış ve düşmanı kaçırmayı başarmıştır.
    Daha sonraki günlerde ise şehit düşürülen çoban, Kurtuluş Savaşı döneminde yaşanan kahramanlık hikayesinin kahramanı oldu.
    Ancak ismini bilen yok.
    O bir isimsiz kahraman.

        “…uykuda kesti kafir üçümüzü,
    Kurşuna dizdiler ikimizi,
    Ahmet oğlu Nasuh arkadaşımın adı
    Reşadiyeli Veli oğlu Mehmet benimkisi,
    Bir de altıncımız var
    Kara kaytan bıyıklı bir şehit
    Son mekanı şöyle dursun,
    Adını da bilen yok…”

    Geyve Boğazı Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği Başkanı Kamuran Tan “Geyve Boğazı Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği olarak 2011’den beri siz Geyve Boğazı dostlarıyla birlikte organize ettiğimiz Şehit Çoban’ı Anma Etkinliği 5 km doğa yürüyüşü ve Şehit Çoban Şelalesi alanında yöremiz yemeği keşkek, salçalı köy ekmeği, haşlanmış yumurta ıhlamur çayı ikramıyla gerçekleştirdik. Dernek yönetimi ve Akıncı muhtarlığı olarak, buraya kadar gelerek katılımda bulunan tüm Geyve Boğazı dostlarımıza teşekkür ederiz” dedi.

    Ömer Soykan 

    Akıncı köyünde 14. Şehit Çoban yürüyüşüne katıldık. Bu vesile ile güzelim topraklarımızı vatan yapan ve koruyan başta tüm şehit ve gazilerimize, görevini layıkıyla yapan, görevini bitirip emekli olan başta isimsiz ve gizli kahramanlarımız olmaz üzere Subay, Astsubay, Uzman ve Polislerimize sonsuz şükranlarımızı sunarız. Etkinlikte emeği geçen herkese çok teşekkür ederiz.

  • TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Sakarya Şube Yönetim Kurulu Başkanı Semih UÇAR”Uyarıyoruz…”

    TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Sakarya Şube Yönetim Kurulu Başkanı Semih UÇAR”Uyarıyoruz…”

    TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Sakarya Şube Yönetim Kurulu
    Başkanı Semih UÇAR ve Yönetim Kurulunun, “Şantiye Şefleri Hakkında
    Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik” nedeniyle yaptığı
    basın açıklaması.
    Uyarıyoruz… Șantiye Șefleri Hakkında Yönetmelikte Yapılan
    Son Değişiklik Yapı Güvenliğinde Riskleri Daha da Büyütecek,
    Mühendisler Şantiyelerden Koparılacaktır.

    18.11.2022 tarihli Resmi Gazetede Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı
    tarafından hazırlanan “Şantiye Şefleri Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair
    Yönetmelik” yayımlanmış ve Odamızca   söz konusu yönetmelik değişikliğinin yetersizliği
    ortaya konulmuşken, Yönetmelik bir kez daha revize edilerek 6 Nisan 2024 tarih ve 32512
    sayılı Resmi Gazetede  yayımlanmıştır.

    Yapılan değişiklikler ile;

    • Kamu işlerinde;  aynı ihale ve sözleşme kapsamında olanların tek iş olarak
    kabul edileceği,  Yönetmelikle belirlenen deneyim koşullarının uygulanmayacağı ve deneyim
    koşullarının idare tarafından belirleneceği,
    • Şantiye şeflerinin aynı anda üstlenebileceği yapı alanı m2 üst sınırları
    esnetilerek 31/12/ 2025 tarihine kadar  1500 m2 sınırın 2.500 m2 ve 4.500 m²  sınırının 5000
    m² olarak uygulanacağı,
    • Şantiye şefinin görev alabileceği belirli bir m² üzerinde yapı alanında getirilen
    deneyim şartının 31/12/2025 kadar ertelendiği,
    • 5543 sayılı İskân Kanununa veya 15/5/1959 tarihli ve 7269 sayılı Umumi
    Hayata Müessir Afetler  Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanuna
    göre hak sahibi olan kişilere ait aynı köy veya mezranın yerleşik alanı ve civarındaki işlerin
    tek iş olarak değerlendirileceği,
    • Afet Bölgelerindeki uygulamada, Yönetmelikte şantiye şefinin görev alabileceği
    iş sınırını etkisizleştiren  bir düzenleme ile aynı ilçe sınırları içerinde 250 m²’yi geçmeyen
    işlerin toplamı 1.250 m²’yi bulana kadar tek iş sayılacağı  hükme bağlanmıştır.
    TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası uzun süredir, güvenli bir yapı üretimi ve yapı
    üretim sürecinin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi için şantiye şefliği konusunda çalışmalar
    yürütmektedir. Bu çalışmalar kapsamında Şantiye Şefliği Hakkında Yönetmelik Değişiklik
    Taslağı ve teknik raporlar hazırlanarak kamu kurumları, ilgili kuruluşlar ve meslektaşlarımızla
    paylaşılmıştır.

    Bilindiği üzere Şantiye şefinin önemli görevleri bulunmaktadır; bunlardan ilki yapının
    fen ve tekniğe, ruhsat ve projesine uygun olarak inşa edilmesi, ikincisi inşaatın iş ve
    işlemlerinin planlanması, sevk ve idaresi, üçüncüsü iş güvenliğinin sağlanması, işçi
    sağlığının gözetilmesidir.
    Topraklarının yüzde 93`ü aktif deprem kuşağı üzerinde bulunan Türkiye`de,
    güvenli yapı üretimi ve deprem nedeniyle oluşacak zararların asgariye indirilebilmesi
    için şantiye şefliği anahtar konumunda yer almaktadır.

    Şantiye şefliğinin bir başka kilit rolü şantiye alanında işçi sağlığı ve güvenliğinin
    sağlanmasıyla ilgilidir. Ne acıdır ki ülkemiz yıllardır işçi ölümlerinde Avrupa birinciliğini ve
    dünya üçüncülüğünü bırakmamaktadır. Bu işçi ölümlerinin büyük çoğunluğunun inşaat
    sektöründe yaşandığı herkesin malumudur. Dolayısıyla, iş kazalarına karşı alınacak
    önlemlerde müteahhitlerin sorumluluklarını yerine getirmesinin yanı sıra, şantiye şefliğinin
    yetkin kişilerce yürütülmesi hayati önemdedir.

    Yapı üretim sürecinde bu denli önemli bir görev olan şantiye şefliği, gerek
    mevzuatta yer alan, gerekse uygulamada yaşanan eksiklikler ve yanlışlıklar nedeniyle
    çözümün değil sorunun bir parçası haline getirilmiştir.

    Şantiye şefinin, taşıdığı sorumluluk ve şantiye alanında yüklendiği görevin
    kapsamı dikkate alındığında şantiyeden hiç ayrılmaması gereken bir görev olması
    gerekirken, bir mühendisin yapılan düzenlemelerle belirlenen m²`ye kadar 4 ayrı işin
    şantiye şefliğini yapma şansı yoktur. Üstelik ilgili mevzuata göre, yapım işinin tek
    ruhsata bağlı veya toplu yapı niteliğinde olması halinde yapı inşaat alanı sınırı
    uygulanmamaktadır. Bu koşullarda, nitelikli bir yapım hizmeti sunmak olanaksız hale
    gelmektedir.

    TÜİK’in 2021 verilerine göre ruhsata tabi işlerin %72’si konut üretimi olup, konut
    üretiminin %64’ü ortalama 1800 m² civarında inşaat alanına sahiptir. Mevcutta konut
    üretiminin bu aralıkta yoğunlaşması Odamızın 1500 m²’yi geçen işlerde şantiye
    şefliğinin tam zamanlı olarak yapılmasını ve iş deneyimi yerine meslek yaşının esas
    alınmasını talep etmesindeki temel gerekçedir.  Dolayısıyla Odamız açısından, şantiye
    şefliğinin daha esnek bir hale getirilmesi kabul edilemez bir durumdur. Tam tersine bir
    deprem coğrafyasına sahip olan ülkemizde şantiye şefliği 1500 m² üstü bütün işlerde
    tam zamanlı olarak yapılmalıdır.
    Yaşadığımız 6 Şubat depremlerinin ardından köy, mezra ve ilçelerdeki küçük ölçekli
    konut üretim süreçlerinde insan, ekipman, makine vb. kaynağının temini için belirli dönemleri
    kapsayan kararların alınması ihtiyaç olabilir ve anlaşılabilir. Ancak coğrafyasının büyük bir
    kesimi deprem tehlikesi altında olan ülkemizde, yapı güvenliği açısından son derece önem
    arz eden şantiye şefliğinin mevcut halinden dahi daha esnek bir hale sokulmasının yapı
    güvenliği ve kamu sağlığı açısından hiçbir izahı yoktur.

    Açıkça ifade etmek gerekirse Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı güvenli
    yapılaşma ve halk sağlığının sağlanması konusundaki asli sorumluluğunu, Ülkemize
    münhasır sınırsız serbestlik ve denetimsizlik isteyen yapı müteahhitliği müessesinin
    baskılarına boyun eğerek yerine getirememektedir.

    Konut üretimine, halkın can ve mal güvenliğini yadsıyarak sadece kar odaklı bakan ve
    mümkün olduğunca mühendislik hizmetlerini yasal prosedürü tamamlamak amacıyla
    imzacılığa indirgeyen bu yapılaşma, kamu kurum ve kuruluşlarını esir almıştır.

    Bu durum ve ciddiyetsizlik afet bölgelerindeki konut üretim ihalelerinde de kendini
    göstermektedir. İlgili ihalelerin idari ve teknik şartnameleri incelendiğinde; istenen anahtar
    teknik personelin nitelik ve sayısının işin muhtevasına bakılmaksızın rastgele belirlendiği,
    teknik şartnamelerin, etüt ve proje faaliyetlerinin yeterince önemsenmediği tespit
    edilmektedir.

    Bir önceki değişiklikte kamu kurumları için m²  şartı aranmaksızın tam zamanlı şantiye
    şefliği öngörülmüşken, son değişiklik ile aynı ihale ve sözleşme kapsamındaki kamu işlerinin
    tek iş olarak değerlendirileceği düzenlenerek, tam zamanlı kavramının içi tamamen
    boşaltılmakta ve yönetmelikle öngörülen deneyim koşulu ise tamamen idarenin keyfi
    düzenlemesine bırakılmaktadır.
    Kamu kurumları dışındaki yapılarda m² sınırlarının yukarıya çekilerek, yürürlük
    tarihinin 31/12/2025’e ertelenmesi bir önceki değişiklikle sağlanan kısıtlı ve kısmi
    iyileştirmenin tasfiye edilerek, mühendislerin şantiyelerden koparılmasına sebep
    olacak ve halkın nitelikli ve güvenilir konutlarda yaşama hakkını elinden almaktan
    başka hiçbir şeye hizmet etmeyecektir. Deprem ve diğer afetlerin yapılarda yaratmış
    olduğu hasarların çok büyük bir kısmının imalat kusurlarından kaynaklandığı biliniyor
    olmasına rağmen, inşa sürecinin temel aktörü olan şantiye şefliğine gerekli önemin
    verilmiyor olması düşündürücüdür.
    Ayrıca Afet Kanununa göre hak sahibi olanlara ilişkin yapılan düzenlemeye, aynı
    zamanda 5543 sayılı İskân Kanununa göre hak sahibi olanların da eklenerek hak sahibi olan
    kişilere ait aynı köy veya mezranın yerleşik alanı ve civarındaki işler tek iş olarak
    değerlendirileceği düzenlemesi getirilmiştir. Bilindiği üzere İskan Kanunu yurt dışından gelen
    göçmenlerin, yerleri kamulaştırılanların, göçebelerin ve millî güvenlik nedeniyle yerlerinin
    değiştirilmesine karar verilenlerin iskânı ile köylerin toplulaştırılmasına ve fiziksel yerleşimin
    düzenlenmesine ilişkin uygulamaya esas alınacak tedbirlere dair hükümleri kapsar. Söz
    konusu düzenlemeye İskan Kanunun da eklenmesiyle neyin amaçlandığı tarafımızca
    anlaşılamamıştır.

    Sonuç olarak tekrar vurgulamak gerekirse; Şantiye şefliği yapı üretim sürecinin
    aslı bir unsuru olup bir deprem coğrafyası olan ülkemizde halkın can ve mal güvenliği
    açısından son derece kritik bir öneme sahiptir. Ancak görünen o ki yapılan değişiklikle
    şantiye şefliği hizmeti resmi prosedürleri tamamlamak amacıyla kağıt üzerinde
    kalmaya, yurttaşlarımız ise aynı acıları yaşamaya devam edecektir.

    Siyasi iktidarı bir kez daha uyararak, son değişiklikleri bir an önce iptal etmeye,
    bilime ve mühendisliğe kulak vererek konunun uzmanları ve meslek odalarıyla birlikte
    kamu yararına uygun düzenlemeler yapmaya davet ediyoruz.