Kategori: Haberler

Haberler

  • Dünyanın en büyük fuarlarından biri olan Istanbul Jewelry Show açıldı.

    Dünyanın en büyük fuarlarından biri olan Istanbul Jewelry Show açıldı.
    Mücevher sektörü altın kotasının kaldırılmasını bekliyor.
    Informa Market tarafından düzenlenen 55. Istanbul Jewelry Show mücevher fuarı açıldı. Fuarın açılışına İstanbul Valisi Davut Gül, Ticaret Bakan Yardımcısı Özgür Volkan Ağar, TİM Başkanı Mustafa Gültepe ve Mücevher İhracatçıları Birliği Başkanı ve İMMİB Koordinatör Başkanı Burak Yakın katıldı. İstanbul Mücevher Fuarının, dünyanın en büyük fuarlarından biri olduğunu belirten Yakın “Bu sene birliğimizin davetlisi olarak gelen 522 firmadan bine yakın yabancı alıcının katıldığı fuarımız bizim göreve geldiğimizden bu yana 7 hall ve 50 bin metrekare oldu.. Şimdi altın kotası ve hammaddeye dünya fiyatlarından erişim için sektörün umutla beklediği haberleri ihracat için çalışmak istiyoruz” dedi.

    Mücevher İhracatçıları Birliği ve Informa Markets tarafından düzenlenen dünyanın en büyük mücevher fuarlarından biri olan Istanbul Jewelry Show, 55. kez kapılarını açarken, “Dünya çapında mücevher gibi bir fuar gerçekleştiriyoruz.“ diyen Mücevher İhracatçıları Birliği Başkanı Burak Yakın, “Türk mücevher sektörü 140 Milyar Dolarlık dünya mücevher pazarından aldığı payı yüzde 100 arttırarak 8 Milyar Dolara yükseltti. Hedefimiz uluslararası fiyatlarla hammaddeye ulaşarak bu payı daha da arttırmak” dedi.
    İstanbul Valisi Davut Gül, Ticaret Bakan Yardımcısı Özgür Volkan Ağar, TİM Başkanı Mustafa Gültepe’nin de katıldığı açılış töreninde sektörle ilgili gelişmeleri değerlendiren Mücevher İhracatçılar Birliği Başkanı Burak Yakın sektörün gelişmesi için çalışmaya devam ettiklerini ve Ekim fuarının 3 salondan 5 salona Nisan fuarının ise 5 salondan 7 salona çıkarıldığını, ihracatçılar birliğinin davetlisi olarak gelen uluslararası satın almacı sayısının da 522 firmadan bine yakın kişiye ulaştığını belirtti. Yakın sözlerine şöyle devam etti:
    “Dünya ekonomisi, savaşlar, krizler, dalgalanmalar nedeniyle zorlu bir dönemden geçiyor. Türk mücevher sektörü olarak, dünya ticaretinde yaşanan tüm bu zorluklara rağmen 2023 yılını yüzde 30’luk artışla 7,6 Milyar Dolar ihracat yaparak tamamlamayı başardık. Bunun yanı sıra DİR (Dahilde İşleme Rejimi) ile ihracatımız önceki döneme göre yüzde 133 artış ile 359 tona çıktı. Trademap verilerine göre, 2018’den bu yana, 140 Milyar Dolarlık dünya mücevher ticaretinden aldığımız pay yaklaşık iki katına çıktı. Vizyonpark ve Kuyumcukent’in yanında toplamda 275 bin m2 kapasiteli 3 yeni mücevher üretim tesisi kısa sürede faaliyete geçecek. Tüm bunlar gösteriyor ki sektörümüz büyüyor.”
    Mücevher sektörünün ürün türüne göre değişmekle beraber ortalama kg başına 5 Bin Dolar işçilik bedeliyle Türkiye ihracatındaki katma değeri en yüksek sektör olduğunun altını çizen Yakın, son dönemde yaşanan altın ithalatında kota uygulamasının sektöre büyük zarar verdiğini belirterek şunları söyledi:
    “Mücevher ihracatımızda yaklaşık 50 yıldır büyük emeklerle kazandığımız rekabet gücümüzü ve dış pazar payımızı altındaki kota uygulamasından dolayı kaybetme riskiyle karşı karşıyayız. Bu nedenle kısa zamanda bakanlığımızdan ihracatçımıza sıkıntısız bir şekilde hammadde temini ve altın kotasının kaldırılması konusunu önemle talep ediyoruz. Göreve geldiğimizde 939 olan ihracatçı sayısı bugün 1.346’ya yükseldi. Bizim amacımız bu artış trendini gerçek ve dürüst ihracatçılarla sürdürmek. Bu amacımıza ulaşmak için daha çok üreticiyi ihracatçı yapmayı hedefliyoruz.”
    Mücevher ihracatını hem nicelik hem de nitelik olarak arttırmak istediklerini söyleyen Yakın, bunun için yapılması gerekenleri sektör olarak yerine getirmeye çalıştıklarını, ekonomi yönetiminin de acilen etkili adımlar atması halinde yeniden ihracatın yükseliş trendine gireceğini dile getirdi.
    İhracatın Liderleri Ödülleri verildi
    İhracatın Liderleri Ödül Töreninde Bijuteri, Gümüşten Mamul Mücevherat, Pırlantalı Mücevherat ve Altından Mamul Mücevherat kategorilerinde ilk 3’e giren firmalar ödüllerini İstanbul Valisi Davut Gül, Ticaret Bakan Yardımcısı Özgür Volkan Ağar, TİM Başkanı Mustafa Gültepe ve Mücevher İhracatçıları Birliği Başkanı ve İMMİB Koordinatör Başkanı Burak Yakın’dan aldılar.
    Bijuteri kategorisinde birincilik ödülünü Eylül Takı Bijuteri İç ve Dış Ticaret Limited Şirketi, ikincilik ödülü Begüm Khan Mücevher A.Ş, üçüncülük ödülü Antik İstanbul Gümüş Hediyelik Eşya İmalat İthalat İhracat San. Tic. LTD. ŞTİ.
    Gümüşten Mamul Mücevherat kategorisinde birincilik ödülü İpekyolu Kıymetli Taşlar ve Kuyumcular Sanayi Tic. LTD. ŞTİ, ikincilik ödülü Antik Gümüş İstepan Balık, üçüncülük ödülü Rıfat Talay Mücevherat LTD. ŞTİ.
    Pırlantalı Mücevherat kategorisinde birincilik ödülü Med-Art Sağlık Hizmetleri ve Kuyumculuk San. Ve Tic. LTD. ŞTİ, ikincilik ödülü Ororia Dış Ticaret A.Ş., üçüncülük ödülü On Mücevherat Sanayi ve Dış Ticaret LTD. ŞTİ
    Altından Mamul Mücevherat kategorisinde birincilik Ahlatçı Kuyumculuk Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi, ikincilik ödülü Arpaş İhracat İthalat ve Pazarlama Anonim Şirketi, üçüncülük ödülü Demaş Kuyumculuk İhracat İthalat Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi aldılar.
    Fuarda, 50 bin metrekarelik alanda 1500 firma ve markanın katıldığı fuarda 140 ülkeden 30 bin ziyaretçinin katılması bekleniyor. Mücevher İhracatçıları Birliği tarafından fuarın ilk gününde düzenlenecek B2B görüşmelerinde ise 500’e yakın firmadan 1000 yabancı alıcı, Türkiye’nin önde gelen mücevher firmalarıyla bir araya gelerek olası işbirliklerini ele alacaklar.
    Designer Club, Art For Jewellery gibi etkinliklere de ev sahipliği yapacak olan fuarda tasarım yarışmasında dereceye giren tasarımcılara da ödülleri verilecek. Bu sene fuara Dünya Mücevherciler Konfederasyonu CİBJO Başkanı Dr. Gaetano Cavalieri de katılıyor.

  • Elite World, “Van kahvaltısı” ile yerel ekonomiye katkı sağlayıp   kültür elçiliği yapacak

    Elite World, “Van kahvaltısı” ile yerel ekonomiye katkı sağlayıp kültür elçiliği yapacak

    Elite World Hotels & Resorts, Van kahvaltısının tanıtımına katkı sağlamak ve kültürel mirasa sahip çıkmak için proje başlattı. “Dünden bugüne iz bırakan lezzetler: Van Kahvaltısı” projesi ile zincirin 11 otelinde menülere eklenecek coğrafi işaretli ürünler, yerel üreticilerden temin edilerek bölge ekonomisine de katkı sağlanacak.

    Türkiye’nin önde gelen otel zincirlerinden Elite World Hotels & Resorts, markanın doğduğu şehir olan Van’ın kültürel mirasına katkı sağlayacak “Dünden bugüne iz bırakan lezzetler: Van Kahvaltısı” projesini hayata geçirdi. Proje ile coğrafi işaretli Van kahvaltısı kültürünün sınırlarımız ötesine taşınarak somut olmayan kültür mirasına katkı sağlanması hedefleniyor. 11 oteli ve 5 bine yakın yatak kapasitesiyle yaklaşık 50 yıldır turizm sektöründe faaliyet gösteren Elite World, her yıl otellerinde dünyanın dört bir yanından binlerce turisti ağırlıyor. Van kahvaltısını otellerindeki menüye de ekleyecek olan Elite World, İstanbul’dan Sapanca’ya Van’dan Marmaris’e Türkiye’nin farklı bölgelerinde bulunan otellerinde konaklayan turistlere yerel lezzetleri deneyimleme fırsatı sunacak.

    Yerel üreticilerden temin edilecek 

    Van’ın kültürel ve gastronomik mirasını koruma ve daha geniş kitlelere tanıtmayı amaçlayan proje ile bölge ekonomisine de katkı sağlanması hedefleniyor. Zincirin sahip olduğu 11 otelin menüsüne de girecek olan Van kahvaltısında yer alacak ürünler, düzenli olarak yerel üreticiler ve Van’daki tedarikçilerden temin edilecek.

    “Van Kahvaltısı” menüsünde bölgenin vazgeçilmez lezzetlerinden otlu peynir, süzme bal, Van kavut tozu, Van ceviz reçeli, Van yayık tereyağı, murtağa, Van cacığı, Van çöreği, Siirt tahini ve Mardin pekmezi yer alıyor.

    Elite World Hotels &Resorts Satış ve Pazarlamadan Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Emel Elik Bezaroğlu, “Dünden bugüne iz bırakan lezzetler: Van Kahvaltısı projesi ile yerel lezzetlerimizin izinde bir yolculuk sunuyor, bu yolculuğu bir sonraki durağı olan dünya mutfağına hep birlikte taşımayı ve bu alanda bilinirlik oluşturmayı amaçlıyoruz. Proje ile bölge ekonomisine katkı sağlamayı da hedefliyoruz” açıklamasında bulundu

    Elite World Hotels & Resorts CEO’su Orkun Petekçi, “Türk misafirverperliğini en iyi şekilde temsil eden iş anlayışımızla turizmin sadece ‘misafirleri ağırlamak’ değil, onları kültürümüzle de en iyi şekilde tanıştırmaktan geçtiğine inanıyoruz. Bu vizyondan hareketle başlattığımız Van kahvaltısı projesiyle, ülkemize gelen ve otellerimizde konaklayan tüm misafirlerimizi bu kültürel değerimizle tanıştırmayı amaçlıyoruz” şeklinde konuştu.

    Elite World Hotels & Resorts Mutfaklar Koordinatörü Mehmet Uzunöz ise “ Tamamı coğrafi işaretli ürünlerden oluşan Van kahvaltısı menüsünde sunulan lezzetleri yerel üreticilerimizden temin ediyoruz. Böylece hem misafirlerimizin orijinal lezzetleri tatmalarını sağlarken hem de yerel üreticilerimize destek oluyoruz” diye konuştu.

    Van kahvaltısının tanınırlığının artırılması için yerel kurumlar tarafından da bir süredir çalışmalar yapılıyor.  2020 yılında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nin girişimleriyle “Coğrafi İşaret Tescil Belgesi” alınmış,  ve resmi olarak tanınmıştı. Ayrıca Van Ticaret ve Sanayi Odası, Van kahvaltısının küresel bilinirliğini artırmak ve dünyaya tanıtmak amacıyla her yıl haziran ayının ilk pazar gününün UNESCO tarafından “Dünya Kahvaltı Günü” ilan edilmesi için girişimde bulunmuştu.

  • Yediklerinize içtiklerinize dikkat edin…

    Yediklerinize

    içtiklerinize

    dikkat

    edin…

     

     

    Necdet Buluz

     

     

    Uzmanlar uyarı üzerine uyarı yapıyor:

    “Geleceğinizi düşünüyorsanız yediklerinize içtiklerinize dikkat edin. Bugün olmasa bile ileri yaşlarda sıkıntı çekersiniz.”

    Hazır gıdalardan uzak durun. Aşırı kilo, şeker hastalığı ve böbrek yetmezliği yakanızı bırakmaz. Karaciğer yağlanmasını önleyemezsiniz.

    Yapılan araştırmalarda kalp krizi nedenleri de belli oldu. Proteni büyük olan et ve ürünlerinden uzak durmak sebze ağırlıklı yiyeceklere yönelmek gerekiyor.

    Giderek yükselen bir trend olan veganlıkta, yiyecekler de et içermeyecek şekilde geliştiriliyor. Ancak uzmanlar, vegan köfte veya vegan sosis gibi ürünlerin içerdikleri tuz ve yağ sebebiyle kalp için zararlı olduğunu buldu.

    İngiltere’deki Bournemouth Üniversitesi’ndeki araştırmada vegan sosis, hamburger ve kıyma yiyenlerin kan basıncının et tüketenlere göre daha kötü olduğu görülürken bilim insanları, gıda endüstrisini “yeni nesil et alternatiflerinin gelişimini yeniden değerlendirmeye” çağırdı.

    Araştırma için tip 2 diyabet riski taşıyan 82 katılımcı, sekiz haftalık bir deneme için etobur (42) veya bitki bazlı (40) beslenme gruplarına ayrıldı.

    Vegan katılımcılar, yiyecekleri etleri vegan ve ultra işlenmiş alternatifleriyle değiştirdiler.
    Et yiyenlere verilen altı et seçeneği arasında da dana eti ve domuz kıyması, tavuk göğsü, hamburger köftesi, sosis ve tavuk parçaları yer aldı.

    Çalışmadan önce gönüllülere, araştırmacıların kardiyometabolik sağlıklarını değerlendirebilmeleri için kan testleri yapıldı. Kan şekeri seviyelerini gerçek zamanlı olarak kontrol etmek için glikoz monitörleri takıldı. Bilim insanları daha sonra kolesterol ve kalp sağlığının diğer önemli belirteçlerindeki değişiklikleri izlemek için ikinci bir kan testi yaptılar.

    Çalışmadan önce gönüllülere, araştırmacıların kardiyometabolik sağlıklarını değerlendirebilmeleri için kan testleri yapıldı. Kan şekeri seviyelerini gerçek zamanlı olarak kontrol etmek için glikoz monitörleri takıldı. Bilim insanları daha sonra kolesterol ve kalp sağlığının diğer önemli belirteçlerindeki değişiklikleri izlemek için ikinci bir kan testi yaptılar.

    American Journal of Clinical Nutrition’da yazan akademisyenler, “Klasik kardiyovasküler hastalık risk faktörleri arasında, hayvan bazlı et diyeti ile bitki bazlı et grupları arasında net bir etki gözlenmedi.”

    “Her iki grubun da kolesterolü düştü. Trans yağların (doymamış yağ asitleri) seviyeleri et yiyenler arasında en yüksek seviyedeyken, sekiz hafta boyunca sodyum alımları azaldı. Vegan et tüketenler arasında ise yüzde 42,5 oranında artış görüldü.”

    “Et yiyenlerde kan basıncında küçük iyileşmeler kaydedildi, ancak bitki bazlı diyet uygulayanlarda bu durum görülmedi.”

    “Bu bulgular, geleneksel bitki bazlı diyetlerin sağlık açısından belgelenmiş yararlarına rağmen, bunların sağlık yararlarının vegan etlerle birleştirilmemesi gerektiğini gösteriyor” dediler.

    Bitki bazlı beslenmeye olan ilgi son yıllarda, veganların etik, çevresel veya sağlık nedenleri öne sürmesiyle artıyor.

    Şimdi moda yiyecekler kendiliğinden yetişen ve çoğu ilaç sanayinde kullanılan otlar. Dağ- taş ve ormanlık alanlardan toplanan bu otların çoğunun tedavi amaçla kullanıldığını da unutmamak gerekiyor.

  • Petlas, Uluslararası Akreditasyon Sertifikası’nı aldı Türkiye’de ilk, dünyada ise 4’üncü oldu

    Türkiye’nin en büyük sanayi kuruluşları arasında olan Petlas, sivil ve askeri havacılık uçakları ve tüm platform lastiklerinin ürün onayını kapsayan “Uluslararası Akredite Merkezi” unvanını almaya hak kazandı. Bu ünvanla Petlas hava aracı lastiklerini akredite edebilen dünyanın dördüncü, Türkiye’nin ise ilk markası oldu.

    AKO Grup bünyesinde faaliyet gösteren Petlas, yenilikçi lastikleri, fabrika yatırımları, Ar-Ge ve sürdürülebilirlik çalışmaları ile sektöründe başarıların öncüsü olmaya devam ediyor. Uçak lastiklerine uluslararası kabuller için gereken bir çok testi yapabilme yeteneğine sahip Lastik Deney Laboratuvarı ile başarılarına bir yenisini ekleyen Petlas, Türk Akreditasyon Kurumu (TÜRKAK) tarafından Ulusal Akreditasyon Sertifikası’na layık görüldü. Bu sertifikasyonla üretilen uçak ve havacılık sektörüne ait lastiklerin uluslararası uygunluk onayını, Ulusal Akreditasyona sahip Lastik Deney Laboratuvarı’nda sağlayabilecek.

    Dünya’da dördüncü Türkiye’de ilk

    Daha önce Türkiye’deki tek akredite lastik test pistine sahip olan Petlas, bu alandaki yetkinliklerini bir adım daha ileriye taşıyarak milli havacılık lastiklerinin ürün onayını kapsayan Uluslararası Akredite Test Merkezi unvanını kazanan dünyada 4’üncü, Türkiye’de ise ilk marka oldu.

    Alınan sertifikaya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Petlas Genel Müdürü Hakan YalnızSavunma sistemlerinde yerlilik oranının yüksekliği ve ürünün kritik parçalarına sahip olmak ülkeler açısından büyük önem taşıyor. Bu sertifikasyonla Petlas olarak, sivil ve askeri havacılık lastiklerinin kabul ve onay sürecinde dışa bağımlılığı ortadan kaldırıyoruz. Bu sertifikasyonla ayrıca yerli olarak geliştirilen KAAN, HÜRJET, HÜRKUŞ, Bayraktar TB2, Akıncı, Atak II, Gökbey gibi hava araçlarının lastiklerinin test süreçlerini dışa bağımlı olmadan kendi bünyemizde tamamlayabileceğiz” ifadelerini kullandı. Yalnız sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu belgeyle; ülkemizin son dönem savunma sanayi havacılık alanında geliştirdiği milli hava araçları projeleri için 15 farklı platformundaki 22 farklı lastiği kendi know-how’ımızla üreterek, kullanımları için gereken sertifikalandırmayı da sağlayabiliyoruz. Böylece hava araçlarının hem lastiklerinde hem de uluslararası onay iradesinde dışa bağımlılıktan kurtuluyoruz. TÜRKAK tarafından layık görüldüğümüz Ulusal Akreditasyon Sertifikası ile Türkiye’de bir ilke imza atmak bizim için çok onur ve gurur verici. Türkiye’nin havacılık ve savunma sanayisindeki başarılarına katkıda bulunmak için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.” 

    1976’da askeri hava araç lastiklerinde dışa bağımlılığı kırma amaçlı olarak Kamu Özel Teşebbüsü olarak kurulan Petlas, 2005’te AKO Grup tarafından satın alındığı günden bu yana yapılan 900 milyon dolar düzeyindeki yatırımla Türkiye’nin tek çatı altında en fazla ürün çeşitliliğine sahip lastik fabrikası olarak adından söz ettiriyor.

     

  • Sebahat Demirtaş “Köy Enstitüleri’nin 84. kuruluş yıldönümü kutlu olsun”

    Sebahat Demirtaş “Köy Enstitüleri’nin 84. kuruluş yıldönümü kutlu olsun”

    Sebahat Demirtaş “Köy Enstitüleri’nin 84. kuruluş yıldönümü kutlu olsun”

    Atatürkçü Düşünce Derneği Sakarya Şube Başkanı Sebahat Demirtaş , “Köy Enstitüleri’nin 84. kuruluş yıldönümü kutlu olsun” dedi.

    Atatürkçü Düşünce Derneği Sakarya Şube Başkanı Sebahat Demirtaş ’ın Köy Enstitüleri’nin 84. Kuruluş yıl dönümü sebebiyle yapmış olduğu açıklama: Köy öğretmeni ve diğer meslek erbaplarını yetiştirmek üzere, 17 Nisan 1940 tarih ve 3803 sayılı yasanın birinci maddesine göre kurulan Köy Enstitülerinin kuruluşunun üzerinden 84 yıl geçti. 40 bin köyün 35 bininin okulsuz, nüfusun yüzde 80’inin okuryazar olmadığı, 1940’ların yarı feodal Türkiye’sinde bu okullar öncü olmuş, binlerce özverili aydın, eğitimci yetiştirmiştir. Kapatılmalarının üzerinden 84 yıl geçmesine rağmen, bu okulların kuruluş süreci, amaçları, laik eğitime ve toplumun bilinçlenmesine olan katkıları hâlâ önemini korumaktadır. Köy enstitüleri genç Cumhuriyetin kalkınma ve çağdaşlaşma hedefinin bir parçasıydı. Çünkü değişim ve kalkınma önce halktan önce insandan başlamalıydı, okuryazar olmayan bir toplum ile Atatürk Cumhuriyetinin hedefi olan çağdaş uygarlığa ulaşılamazdı.

    İşte Köy Enstitüleri bu eksikliği gidermek için bozkırda açan bir çiçek gibi kurulmuştur. Köy enstitüleri Anadolu’nun aydınlanma meşalesi olarak; her köye öğretmen ve meslek erbabı yetiştiren, sanattan edebiyata her alanda eğitimler veren bir kurum olarak Cumhuriyetin en değerli projelerinden biriydi. Savaştan çıkmış, yoksullukla mücadele eden, birçoğu okuryazar bile olmayan Anadolu köylüsünün uyanışı, ayağa kalkma öyküsü köy enstitüleriyle başladı. Uygarlık ve tarımsal kalkınma bilinçli bir toplumla ortaya çıkacaktı… Bu hedef bugüne taşınsaydı ülkemiz yüz yıl ileride olacaktı! Ne yazık ki köy enstitülerinin kazandırdığı dinamizm uygarlaşma ve bilinçli toplum hedefi bazı gerici güçlerden tepki gördü! Ve ne yazık ki bozkırın ışığı bu proje baskılara dayanamadı… Bugün eğitim alanındaki tahribat ve gericileşen sistem o günlerin baskıcı beyinlerinin eseridir…

    Bugün Köy Enstitüsü ruhunu yeniden yakalamak ancak çağdaş, üretken ve demokratik eğitim yöntemini ulusal eğitim sistemimizin her aşamasına uygulayarak; eleştiren, sorgulayan çağdaş bireyler yetiştirmekle olur. Üretken ve yaratıcılığın desteklendiği eğitim anlayışı bugün yaşadığımız eğitim sorunlarının da çözümü olarak görülmelidir. İşte o zaman Atatürk’ün ve cumhuriyetin öğretmenlerden istediği ‘Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür’ nesilleri yetiştirebiliriz. Mustafa Necati’den, Hasan Ali Yücel’den, Fakir Baykurt’tan, hepsinden önemlisi Başöğretmenimiz Mustafa Kemal’den devraldığımız bu görev ve sorumluluğu yerine getirme azim ve kararlılığımız hiç bitmeyecek…“Fikri hür, vicdanı hür nesiller yetiştirmek” ve laik Cumhuriyetin aydınlanma hedefini gerçekleştirmek için Köy Enstitüsü ruhunu yaşatmak dileğiyle, enstitünün kuruluşunun 84. Yılını kutluyorum.”

  • TÜRK DEMİR ÇELİK SEKTÖRÜ YENİLENEBİLİR ENERJİYE YATIRIM YAPIYOR

    1 OCAK 2026’DA YÜRÜRLÜĞE GİRECEK SINIRDA KARBON DÜZENLEMESİ MEKANİZMASI’NA (SKDM), DEMİR ÇELİK SEKTÖRÜNÜN HAZIR OLMASINI HEDEFLEYEN AB DESTEKLİ “KARBON YÖNETİMİ İÇİN KÜMELERARASI İŞ BİRLİĞİ” PROJESİNİN AÇILIŞ TOPLANTISI İZMİR’DE GERÇEKLEŞTİRİLDİ.

    EGE DEMİR VE DEMİR DIŞI İHRACATÇI BİRLİKLERİ (EDDMİB) BAŞKANI YALÇIN ERTAN:

    “SKDM KAPSAMINDA FİNANSAL YÜKÜMLÜLÜK ALTINA GİRECEĞİMİZ 2026 YILINA KADAR ÜYE FİRMALARIMIZA GEREKLİ DESTEK MEKANİZMALARINI SAĞLAYACAĞIZ. BUGÜN KULLANDIĞIMIZ ENERJİNİN YÜZDE 6’SINI YENİLENEBİLİR ENERJİDEN SAĞLIYORUZ. KISA VADEDE HEDEFİMİZ YÜZDE 25’E ÇIKMAK.” 

    ENERJİ SANAYİCİLERİ VE İŞ İNSANLARI DERNEĞİ (ENSİA) BAŞKANI ALPER KALAYCI:

    “DEMİR ÇELİK SEKTÖRÜNDEKİ FİRMALARIMIZIN SKDM’YE HAZIRLIK VE FARKINDALIK SEVİYESİNİ ARTIRMAYI HEDEFLİYORUZ.”

    İZMİR KALKINMA AJANSI GENEL SEKRETERİ MEHMET YAVUZ: 

    “TEMİZ ENERJİ SEKTÖRÜNDE DÜNYADAKİ BAŞARI ÖRNEKLERİNİN TÜMÜNDE, KÜME ORGANİZASYONLARI İLE YARATILAN SİNERJİ ROL OYNUYOR.”

    Türk sanayisinde emisyon salımı yüksek sektörler başta olmak üzere tüm üretim süreçlerini etkileyecek Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizması (SKDM), 1 Ocak 2026 tarihi itibarıyla yürürlüğe girecek. 

    İzmir’in Aliağa, Foça ve Bergama ilçelerinde kümelenen demir çelik sektörünün bu sürece uyumunu ve rekabetçi yapısını korumayı amaçlayan “Karbon Yönetimi için Kümelerarası İş Birliği” projesinin açılış toplantısı, İzmir’de gerçekleştirildi. 

    // KULLANILAN ENERJİNİN SADECE %6’SI YENİLENEBİLİR

    Enerji Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği’nin (ENSİA) koordinatörlüğünde, Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçı Birlikleri (EDDMİB) ve İtalya’dan CosVig ortaklığında yürütülen; İzmir Kalkınma Ajansı, İzenerji ve Eurosolar Türkiye’nin iştirakçi olarak yer aldığı proje, Avrupa Birliği tarafından 520 bin Euro hibe destek almaya da hak kazandı. 

    Demir çelik şirketlerinin temsilcilerinin yoğun katılımına sahne olan toplantının açılışında konuşan Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkan Yardımcısı ve Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçı Birlikleri (EDDMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Yalçın Ertan, sektörün üretimde kullandığı enerjinin yüzde 6’sının yenilenebilir enerji kaynaklarından elde edildiğine dikkat çekti. 

    // HEDEF %25 YENİLENEBİLİR ENERJİ 

    Firmaların özellikle güneş enerjisi sistemlerinde hızlı bir yol kat ettiğini kaydeden Ertan, Türkiye’de çelik üretimi yapan firmaların yüzde 75’inin elektrik ark ocaklı tesisler olarak hurda demirden üretim yaptığını, kalan yüzde 25’inin ise karbon salınımı daha fazla olan cevherden üretim gerçekleştiren yapan yüksek fırınlı tesisler olduğu bilgisini verdi. 

    Dünyada ise demir çelik üreticilerinin yüzde 70’inin karbon ayak izi fazla olan yüksek fırınlı tesislerde üretim yaptığını anımsatan EDDİB Başkanı Yalçın Ertan, sözlerini şöyle dürdürdü: 

    “Hedefimiz buradaki avantajımızı korumak ve yenilenebilir enerji kaynağı payımızı yüzde 6’dan yüzde 25’ler seviyesine çıkarmaktır. Ancak şüphesiz ki firmaların Yeşil Mutabakatın getireceği koşullar hakkında bilinçlendirilmesi kadar yeşil üretime yapacakları yatırım için kolay ve hızlı şekilde finansal kaynağa ulaşmaları amacıyla destek mekanizmalarının oluşturulması da gerekmektedir. SKDM kapsamında finansal yükümlülük altına gireceğimiz 2026 yılına kadar üye firmalarımıza gerekli destek mekanizmalarını sağlayacağımız konusundaki kararlılığımızın altını çizmek istiyorum.” 

    // “ENSİA SEKTÖRÜ YURT DIŞINDA TEMSİL EDİYOR”

    Toplantıda konuşan Enerji Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ENSİA) Yönetim Kurulu Başkanı Alper Kalaycı da, Türkiye’deki demir çelik üretiminde İzmir’in çok önemli yeri olduğunu vurguladı. 

    Yüksek seviyede enerji tüketen demir çelik üreticilerinin, katma değeri yüksek ürün ihracatlarında Avrupa Birliği’nin önemli payı olduğuna işaret eden Kalaycı, karbon ayak izlerini azaltmak isteyen firmaların başta çatı tipi güneş enerjisi sistemleri ve jeotermal olmak üzere temiz enerji kaynaklarına büyük ölçekli yatırımlar yaptıklarını hatırlattı. 

    Sektörün SKDM’ye hazırlık ve farkındalık seviyesini artırmayı hedeflediklerini kaydeden Kalaycı, ENSİA olarak Türk temiz enerji sektörünü yurt dışında temsil edecek pek çok projeyi hayata geçireceklerini sözlerine ekledi. 

    // “BAŞARI ÖRNEKLERİNİN TÜMÜNDE KÜMELENME VAR”

     

    İzmir Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Mehmet Yavuz ise temiz enerji sektöründe dünyada başarı kazanmış tüm örneklerde ENSİA gibi küme organizasyonları olduğunu söyledi. 

    İZKA olarak hidrojen de dâhil olmak üzere İzmir’deki tüm temiz enerji uygulamalarına ve kurumsal kapasitelerin geliştirilmesi çalışmalarına destek verdiklerini kaydeden Yavuz, ENSİA ile bu noktada pek çok projede iş birliği gerçekleştirmekten mutluluk duyduklarını belirtti. 

    // PROJE 36 AY SÜRECEK 

    Konuşmaların ardından ENSİA Avrupa Birliği Projeleri Koordinatörü Hazal Coşkun tarafından “Karbon Yönetimi için Kümelerarası İş Birliği” projesi takvimi ve işleyişi hakkında katılımcılara detaylı bilgi verildi. Avrupa Birliği tarafından 520 bin Euro hibe destek almaya hak kazanan proje 36 ay sürecek. 

    Proje kapsamında İtalya ve Almanya’ya çalışma ziyaretleri ve atölye çalışmaları gerçekleştirilecek. Sektörde faaliyet gösteren firmalara yönelik farkındalık artırıcı eğitimler verilirken; lobicilik faaliyetleri yapılacak, sektörün strateji ve öneri dokümanları hazırlanacak.

    ENSİA Yönetim Kurulu Başkanı Alper Kalaycı

    ENSİA Avrupa Birliği Projeleri Koordinatörü Hazal Coşkun

    İZKA Genel Sekreteri Mehmet Yavuz

    Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği Başkanı Yalçın Ertan, Türk demir çelik sektörünün üretiminin yüzde 6’sını temiz enerji kaynaklarından elde edildiğini, hedeflerinin bu oranı yüzde 25’e çıkarmak olduğunu söyledi.

  • İlaca ulaşmak en temel yurttaşlık hakkıdır. İlaca erişim engellenemez!

    SAHİM-SEN BAŞKANI AKARKEN:

    İLACA ULAŞIM EN TEMEL YURTTAŞLIK HAKKIDIR, İLACA ULAŞIM ENGELLENEMEZ!

    İlaç konusunda yaşanan gelişmeler sağlık alanındaki yerini korumaya devam ediyor. İlaca ulaşmanın giderek zorlaştığı bir ortamda ilaçlar üzerinden alınan yüzde 10’luk vergiler de vatandaşın sağlık alanında verimli hizmet almasını zorlaştırıyor. SAHİM-SEN Başkanı Özlem Akarken, “İlaçta alınan vergilerin gelişmiş ülkelerde olduğu gibi ya hiç alınmaması ya da yüzde 1’lere düşürülmesi gerekiyor. İlaca ulaşmak en temel yurttaşlık hakkıdır. İlaca erişim engellenemez!” dedi.

    İlaca ulaşım, her geçen gün daha da büyüyor. İlaca ulaşım kadar ilaçlardan alınan KDV (Katma Değer Vergisi) de sorunun bir başka bacağını oluşturuyor. Hayati olan bu ürünlerden alınan KDV’nin yüzde 10’a çıkarılması var olan sorunun daha da derinleşmesine neden oldu.

    İlaca ulaşımın sağlanması gerektiğini ve ilaçtan alınan KDV yükünün hafifletilmesi gerektiğini ifade eden Sağlık Hizmetleri Sendikası (SAHİM-SEN) Başkanı Özlem Akarken, “İlaca ulaşım en temel yurttaşlık hakkıdır. İlaçtan KDV alınmaması gerekiyor. İlaca ulaşım her geçen gün zorlaşmaktadır” yorumunda bulundu.

    İLAÇTAKİ KDV ORANI YÜZDE 1 OLMALIDIR

    İlaca erişim ve ilaçtaki KDV konusunda SAHİM-SEN’in başkanı Akarken, “Eczacıların da belirttiği gibi vatandaşların ilaca ulaşımının önündeki engeller kaldırılmalıdır. Anayasamızda belirtildiği gibi Türkiye Cumhuriyeti, sosyal bir hukuk devletidir. Sosyal devletlerde vatandaşın ilaca ulaşımı engellenemez. Oysa günümüzde hem ilaç bulunamıyor hem de ilaçlarda yüzde 10’lara varan KDV uygulaması hastaların ve hasta yakınlarının iyice belini büküyor. İlaçta KDV yüzde 1 oranında olmalıdır” dedi.

    İLAÇ BULUNAMIYOR, HASTALAR VE HASTA YAKINLARI NE YAPACAĞINI ŞAŞIRDI!

    İlaca ulaşımın daha da zorlaştığını ve ilacın artık lüks hale geldiğini ifade eden Akarken, son zamanlarda Türkiye’de ağrı kesici ve ateş düşürücüler başta olmak üzere kanser, epilepsi, astım, migren, tüp bebek gibi hayati önem taşıyan hastalıkların ilaçlarının piyasada bulunamadığına dikkati çekti. İlaca erişim noktasında SAHİM-SEN’e yoğun şikayetlerin geldiğini ifade den Akarken, enflasyonist ortamdan kaynaklı yabancı ilaç firmalarının da piyasadan çekilmeye başlamasının sorunu daha da derinleştirdiğinin özenle altını çizdi. İlaçtan alınan KDV oranının geçen yıl itibarıyla yüzde 8’den yüzde 10’a çıkarıldığı bilgisini veren SAHİM-SEN Başkanı Akarken, bu durumun çok sayıda ilacın fiyatının artmasını beraberinde getirdiğini sözlerine ekledi.

    SAĞLIKLI BİREYLER İÇİN SAĞLIKLI İLAÇLAR ŞART!

     

    Sağlık alanının giderek ticarileştiğine vurgu yapan Akarken son olarak şöyle konuştu: “Toplum sağlığı açısından ilaç çok önemlidir. Eğer siz, vatandaşınıza ilacı temin edemiyorsanız, vatandaşınız ilaca erişemiyorsa burada çok ciddi bir sorun vardır. Sağlıklı bireyler için ilaca ulaşımda ve ilaç bulunmasında herhangi bir problem olmamalıdır. İlaçlardan alınan yüzde 10’luk KDV hem vatandaşın hem de eczacının mağduriyetine sebep olmaktadır. Gelişmiş ülkelerde ilaçtaki KDV ya yüzde 1 ya da yüzde sıfır (0) olarak belirlenmiştir. Bizim de sosyal devlet olarak gelişmiş ülkelerdeki uygulama benzeri uygulamaları vatandaşımıza sunmamız gerekmektedir.”

     

  • BEYİN SAĞLIĞINI GÜÇLENDİREN 5 ETKİLİ BESİN!

    Bu besinler, Alzheimer ve Parkinson riskini azaltıyor!

    Sofranızda bu besinlere mutlaka yer verin!

    BEYİN SAĞLIĞINI GÜÇLENDİREN 5 ETKİLİ BESİN!

    Cep telefonunuzla konuştuğunuz esnada bir yandan da ‘acaba nereye koydum?’ diyerek aradığınız oldu mu? Ya da gözlüğünüz gözünüzde ‘yine nerede çıkardım?’ dediğiniz?!.. Bu ve benzeri türden basit unutkanlıklar çoğunlukla arkadaş sohbetlerinde kah gülerek kah yakınarak anlattığımız konulardan oluyor ama ya ilerleyen yaşın da etkisiyle çok ciddi hastalıkların sinyalleri olanlar! Özellikle ilerleyen yaşla birlikte çevresel faktörlerin de etkisiyle beynimiz hızla yaşlanıyor; Alzheimer ve Parkinson başta olmak üzere birçok nörolojik hastalığa gün geçtikçe daha sık rastlanıyor. Oysa beyin sağlığının ve bilişsel fonksiyonların korunması ve iyileştirilmesi için genç yaştan itibaren özellikle sağlıklı beslenme başta olmak üzere bazı önlemleri mutlaka almak gerekiyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Beslenme, egzersiz, düzenli ve kaliteli uyku, stres yönetimi gibi yaşam tarzı müdahaleleri hastalıkla birlikte meydana gelen bilişsel problemleri geciktirecek, önleyebilecek, girişimsel olmayan, güvenilir ve kolay yollardır” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, beyin sağlığını güçlendirici özelliğe sahip olan, sofralarınızda yer vermeniz gereken 5 etkili besini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

    • Yağlı Balıklar

    Somon başta olmak üzere yağlı balıklar zengin omega-3 yağ asidi kaynaklarıdır. Özellikle beyin sinir hücreleri için omega-3 oldukça önemlidir. Yaşa bağlı bilişsel fonksiyonların yavaşlamasını önler, hafızann güçlenmesinde etkilidir. Beyinde yer alan gri madde, karar verme, hafıza ve duyguları kontrol eden sinir hücrelerini içerir. Düzenli balık tüketmek beyinde daha fazla gri maddenin olması eğilimini artırır. Haftada 2 gün fırında ya da ızgara gibi pişirme yöntemlerini kullanarak balık tüketebilirsiniz. Özellikle hamile ve emziren kadınlar kiremit balığı, köpekbalığı, kılıçbalığı ve kral uskumru gibi civa içeriği yüksek balıklardan kaçınmalıdır.

    • Kahve

    Kahvede bulunan kafein ve antioksidanlar beyin sağlığının desteklenmesine yardımcı olur. Özellikle antioksidan etkisi ile bilişsel işlevlerdeki bozulma ile savaşır. Konsantrasyonu artırması, dopamin gibi iyi hissettiren nörotransmiterlerin artışını sağlaması gibi etkileri ile de beyin üzerinde olumlu etki yapmaktadır. Ancak günlük alınan kafein miktarına dikkat edilmelidir. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Önerilen maksimum miktar günlük 400 mg kafein alımıdır. Hamilelerde bu miktar 200 mg ile sınırlandırılmalıdır. Sağlıklı yetişkinler için ortalama 2-4 fincan kahve tüketmenin nörolojik hastalık riskini azalttığı gözlemlenmiştir. Tansiyon problemi olanlar ve hamileler tüketim miktarını düşürmeli ve doktorlarına danışmalıdır. Akşam saatlerinde kahve içmek uyku kalitesini olumsuz etkileyeceği için gün içinde tüketmeye özen gösterilmelidir” diyor.

    • Kabak Çekirdeği

    Beyin sağlığı için diyet örüntüsünde her gün yer alması önerilen ceviz, fındık ve bademin yanı sıra yine yağlı tohumlardan olan kabak çekirdeği de; içerdiği çinko, magnezyum, bakır ve demir içeriği ile beyin sağlığı için önemli olan besin ögelerinin en önemli kaynaklarından biridir. Öğlenme, hafıza, sinir sinyali, bozulmuş beyin fonksiyonu gibi beyin sağlığı için önemli etkileri olan kabak çekirdeğini tansiyon sorunu olsun olmasın mutlaka tuzsuz tüketmek gerekir. Günde 1 çay bardağından fazla tüketilmemelidir.

    • Yumurta

    Yumurta; B6, B12, folat ve kolin dahil olmak üzere beyin sağlığı ve gelişimini destekleyici en önemli besin kaynağıdır. Özellikle kolin, hafızanın güçlenmesini destekleyen asetilkolin oluşturmak için önemlidir. Karaciğerde az miktarda üretilir ancak dışarıdan besinler ile alınması gerekir. Gebelik ve emzirme döneminde yeterli kolin tüketimi bebeğin beyin gelişimini olumlu etkilemektedir. Kolin alımı kadınlar için günde 425 mg, erkekler içinse 550 mg’dır. 1 adet yumurta 147 mg kolin içerdiğinden günlük gereksinimin yaklaşık yaklaşık 30’u bu şekilde karşılanabilmektedir.

    • Zerdeçal

    Zerdeçalda bulunan kurkumin beyin sağlığı için güçlü bir antioksidan ve anti-inflamatuardır. Hafızanın gelişmesine yardımcı olur, Alzheimer hastalığı ile bilirkte ortaya çıkan amiloid plakların azalmasına katkı sağlar. Yaşa bağlı meydana gelen bilişsel fonksiyonlardaki yavaşlamının geciktirilmesinde etkilidir. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Yapılan çoğu çalışmaya göre; sağlıklı bir beslenme planı içerisinde zerdeçala yer vermek beyin sağlığı açısından etkili olacaktır. Günde 12 gr yaklaşık 2 tatlı kaşığını geçmeyecek kadar salata veya çorbalarınıza ekleyerek tüketmek iyi bir seçenektir. Ancak hamile, emziren kadınlar, safra kesesi ve kronik böbrek rahatsızlığı olan kişiler zerdeçal tüketimini doktorlarına danışıp sınırlandırmalıdır” diyor.

    xxxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxx

    Sağlıklı beyin için bu besinlerden kaçının!

    Yapılan çalışmalara göre; sağlıksız beslenme ile bilişsel fonksiyonlarla ilgili hastalıklardaki artış arasında çok yakın ilişki bulunduğunu vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik şöyle konuşuyor: “Son yıllarda diyet örüntüsünün beyin sağlığı üzerine etkisi ile ilgili çok fazla araştırma yapılmıştır. Doymuş yağ, fazla fruktoz alımı, rafine şeker, işlenmiş besinlerin tüketimi gibi olumsuz beslenme davranışları yaşlılarda inflamasyonu artırarak, bilişsel fonksiyonu etkilemektedir. Bu nedenle bu tür beslenme alışkanlıkları terk edilmelidir. Yapılan araştırmalar; sebze, yağlı tohum, kabuklu yemiş, balık, kurubaklagil ve zeytinyağı gibi besinlerden zengin, doymuş yağdan fakir bir diyet olan Akdeniz diyetinin bilişsel fonksiyonların bozulmasını geciktirdiğini, önleyebildiğini ve hafıza gibi bilişsel yetenekleri geliştirmeye yardımcı olduğunu göstermektedir. Özellikle yaşamın erken dönemlerinden itibaren beyin sağlığı açısından doğru besin örüntülerini içeren bir beslenme alışkanlığı kazanılmasının çok büyük faydaları olduğu araştırmalar sonucu kanıtlanmıştır.”

     

  • Milli Yol Partisi Genel Sekreter Yardımcısı  Mustafa Murat Karahan “HEDEF TÜRKİYE” 

    Milli Yol Partisi Genel Sekreter Yardımcısı  Mustafa Murat Karahan “HEDEF TÜRKİYE” 

    Milli Yol Partisi Genel Sekreter Yardımcısı  Mustafa Murat Karahan “HEDEF TÜRKİYE”
    Son zamanlarda dünyada neler oluyor derken İran,İsrail gerginliğinin asıl hedefinin Türkiye olduğunu söylerken sizleri biraz geçmişe götürerek hatırlatmak istedim.
    Ülkemizin etrafına bir baktığımız zaman, her yerde savaş, ve iç karışıklıkların olduğunu görüyoruz.
    Ulus devletin ve üniter yapının önemini, bölgemizdeki savaşları, kaosları, iç karışıklıkları gördükçe daha iyi anlıyoruz.
    Irak’ı, Libya’yı, Suriye’yi parçalayan Amerikan emperyalizminin asıl hedefinin ” TÜRKİYE ” olduğunu hepimiz biliyoruz.
    Amerikan emperyalizmi güneyimizde Kürdistan adıyla ikinci bir İsrail devleti kurmayı planlıyor. Hepimiz bunu da çok iyi biliyoruz.
    Bunun için ne yaptılar? Suriye’yi bombaladırlar, İşid’i sahaya sürdüler. Milyonlarca Suriye’linin ülkemize gelmesinin önünü açtılar. Dönemin stratejik sığlığa sahip dış politika elemanlarının katkısıyla bugün milyonlarca insan ülkemizde sığınmacı olarak yaşıyor. Hem de kaç yıldır…

    Milyonlarca sığınmacı ve kaçağın barınma ihtiyacı var; ev kiralıyorlar, ev alıyorlar, doğal olarak ev fiyatlarıda artıyor. gıda ihtiyacı var; elbette yiyecek içecekler ama biz tarımı zaten yönetemiyoruz. Yeteri kadar gıda üretemiyoruz,bunun sonucunda doğal olarak gıda enflasyonu oluyor.

    Sığınmacı ve kaçaklar asgari ücretin altında çalışıyor. Tabi ki de sigortasız. Ne oluyor böyle olunca? Hem devlet vergi kaybediyor hem de memleketimin işçisi işten atılıyor. Onun yerine ucuz ve kaçak işçi sığınmacı çalışıyor. Bir tek iş veren zengin kazançlı, sigorta yok, kıdem tazminatı yok, ucuz işçinin karı cebe!..
    Bunlar teknoloji üreten, iyi yetişmiş, yüksek kaliteli insan gücünde değilki faydalanalım.
    Sığınmacı ve kaçaklara hastaneler bedava, ilaçlar bedava
    Peki hastane masrafları ve ilaç masraflarını kim ödüyor? Biz. Yani vergi veren vatandaşlar.
    Kültürel entegrasyonu sağlanamayan bu eğitimsiz göçmen nüfus Türk ekonomisine her anlamda yüktür.

    Biz daha kendi genç nüfusumuza uluslararası rekabete girebilecekleri, nitelikli eğitimi veremiyoruzki, eğitimde fırsat eşitliği sağlayamıyoruzki,kalkınmanın gereklerini yerine getirelim

    Ülke ekonomisi bu yükü artık kaldırmayacak durumda.

    Şehirlerimizin demografik yapısı bozuluyor. Türk nüfusun doğurganlığı 1.2, göçmenlerinki 5.4. Hızla nüfusları artıyor.

    “Bu bir ulusal güvenlik sorunudur. Bu sorun hiç kimse tarafından görmezden gelinemez. “

    Esad’la hızla anlaşılıp, geri dönüşler başlatılsın, Avrupa’ya gitmek isteyenlerin de geçişlerine izin verilsin. Yol parası olmayana da yol parası verilsin. Burası yol geçen hanı değil.

    Amerikan emperyalizmi FETÖ’yü 15 Temmuz’da nasıl taşeron olarak kullandılarsa yarın bu göçmenlerin bir kısmını Ülkeyi karıştırmak için taşeron olarak kullanabilirler. Zaten çeteleşenleri var şimdiden. Bayramlarda gidip gelenleri var. Bayram’da ziyarete gidilebilen yerden gelen adamın sığınmacılığı mı olur?

    Biz Mustafa Kemal Atatürk’ün; “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir” öğretisiyle yetiştik.

    Bizim kimseye, hiç bir millete, hiç bir insana düşmanlık beslediğimiz yok. Ama ülkemizi ve milletimizi korumak gibi bir derdimiz var
    En önemli sorunumuz ekonomik kriz diye düşünen seçmenin unutmaması gereken husus 13 milyon sığınmacı ve kaçak ülkelerine dönmeden, yenilerinin gelmesinin engellenmeden ekonomik krizi aşmak mümkün değil.Türkler öldükten sonra cenneti görmek için Arabistan’a hacca gidiyor,Araplar Türklerden kazandıkları parayla yaşarken cenneti görmek için Türkiye’ye geliyor.
    Arap emperyalizmi tam gaz devam ediyor. Cennet gibi ülkede biz Türk Milletine cehennemi yaşatanlara yazıklar olsun

  • BAŞKAN ATA, MUHTARLARLA MAHALLELERİN SORUNLARINI GÖRÜŞTÜ

    BAŞKAN ATA, MUHTARLARLA MAHALLELERİN SORUNLARINI GÖRÜŞTÜ

    BAŞKAN ATA, MUHTARLARLA MAHALLELERİN SORUNLARINI GÖRÜŞTÜ
    Ferizli Belediye Başkanı Mehmet Ata, muhtarlarla bir araya gelerek mahallelerin güncel durumları ve ihtiyaçları hakkında istişarelerde bulundu. Ferizli Belediyesi hizmet binasında gerçekleştirilen toplantıda, Muhtarlar Derneği Başkanı Haluk Onay ve 24 mahalle muhtarı tam kadro yer aldı. Birim amirleri ve müdürler de toplantıda hazır bulundu.
    Muhtarların Talepleri Dinlendi
    Toplantının ana gündemi, mahallelerin güncel durumları ve çözüm bekleyen meseleleriydi. Başkan Ata, muhtarların her birini dikkatle dinleyerek, talep ve isteklerini not aldı. Ayrıca, ilgili birim amirlerine acil eylem planları yapılması talimatını verdi.
    Her Ay Muhtar Toplantısı Yapılacak
    Toplantıda alınan bir diğer önemli karar ise her ayın ilk pazartesi günü öğleden sonra muhtarlar toplantısı gerçekleştirilmesi oldu. Bu sayede muhtarlar ve belediye yetkilileri arasında daha düzenli bir iletişim sağlanarak, mahallelerin sorunlarına daha hızlı ve etkin çözümler bulunması hedefleniyor.


    Mahallelerin Sorunlarına Hızlı Çözüm
    Ferizli Belediye Başkanı Mehmet Ata, toplantı sonunda yaptığı açıklamada, “Muhtarlarımızla sürekli iletişim içinde olmak ve onların taleplerini dinlemek bizim için büyük bir önem taşıyor. Bu sayede mahallelerimizin gerçek ihtiyaçlarını daha iyi anlayabiliyor ve çalışmalarımızı bu doğrultuda planlayabiliyoruz. Bugünkü toplantımız oldukça verimli geçti; muhtarlarımızın dile getirdiği tüm talepleri dikkatle dinledik. Bu talepleri titizlikle değerlendireceğiz ve en kısa sürede çözüme ulaştırmak için gerekli adımları atacağız.” dedi.
    Muhtarlar Derneği Başkanı’ndan Teşekkür
    Muhtarlar Derneği Başkanı Haluk Onay da yaptığı açıklamada, “Bugünkü toplantı için Sayın Başkanımıza minnettarız. Muhtarlara ve mahallelerimizin sorunlarına gösterdiği yakın ilgi ve alaka, bizleri ziyadesiyle memnun etti. Her ay düzenli olarak yapılacak muhtarlar toplantılarının, mahallelerimizin sorunlarına daha hızlı ve etkin çözümler getireceğine inancımız tam.” şeklinde konuştu.
    Düzenli olarak gerçekleştirilecek olan muhtarlar toplantıları ile istişarelerin devamlılığı sağlanarak, Ferizli’nin kalkınması ve gelişmesi için önemli adımlar atılması bekleniyor.