Kategori: Haberler

Haberler

  •   Genç yaşta kalp krizi hızla yaygınlaşıyor!

      Genç yaşta kalp krizi hızla yaygınlaşıyor!

                         Her 5 kalp krizinden biri 45 yaş altında görülüyor! 

                      ‘Artık kalp hastalığı riskini azaltamam’ diyorsanız, dikkat! 

                              Sigarayı bıraktıktan sadece bir yıl sonra…

                    Tek bir hareketinizle kalp krizi riski yarı yarıya azalıyor! 

        KALP SAĞLIĞI HAKKINDA DOĞRU SANILAN 7 HATALI BİLGİ! 

    Kardiyovasküler hastalıklar dünya çapında önde gelen ölüm nedeni olmaya devam ediyor ve günümüzde tüm küresel ölümlerin yaklaşık 1/3’ünü oluşturuyor. Ülkemizde ise bu oranın daha yüksek olduğu biliniyor. Yine kardiyovasküler hastalıklar nedeniyle yılda yaklaşık 20 milyon insan 70 yaşın altında hayatını kaybediyor. Rahatsız edici bir başka gerçek ise genç yaşta görülen kalp krizi sayısının artmış olması. Öyle ki ülkemizde her 5 kalp krizinden 1’i 45 yaş altında görülüyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Alper Karakuş, “Oysa tütün ürünleri ve alkol kullanımı, sağlıksız beslenme, obezite ile fiziksel hareketsizlik gibi değiştirilebilir risk faktörlerinin düzeltilmesiyle çoğu kardiyovasküler hastalık önlenebiliyor” diyor. Kalp sağlığını tehdit eden bir başka önemli hata ise toplumda doğru sanılan bazı yanlış bilgiler doğrultusunda hareket etmek. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Alper Karakuş, bilimsellikten uzak olan bilgilerin kalp sağlığını riske attığına dikkat çekerek, “Örneğin, çevreden veya internetten edinilen hatalı bilgiler nedeniyle hastalar hekime geç başvurabiliyor ve bunun sonucunda tedavide güçlük çekilebiliyor. Daha kötüsü, hatalı bilgiler hastanın hayatını kaybetmesine bile yol açabiliyor” diye konuşuyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Alper Karakuş, toplumda kalp sağlığı hakkında doğru sanılan 7 hatalı bilgiyi anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

    Yıllarca sigara içtim, artık sigarayı bıraksam da kalp hastalığı riskini azaltamam. YANLIŞ!

    DOĞRUSU: Yaygın inanışın aksine, sigarayı bırakmanın faydaları, ne kadar süre sigara kullandığınıza, günde kaç sigara içtiğinize bakılmaksızın, sigarayı bıraktığınız anda başlıyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Alper Karakuş, kaç yaşında olursanız olun sigarayı bıraktıktan sadece bir yıl sonra kalp krizi riskinizin yüzde 50 oranında azalacağına dikkat çekerek, “Tek bir hareketle, yani sigarayı bırakmakla kalp krizi riskini yarı yarıya indirmiş oluyorsunuz. Sigarayı bıraktıktan 10 yıl sonra ise sigaranın kalp üzerindeki olumsuz etkilerinden tamamen arınıyorsunuz” bilgisini veriyor.

    Kalp hastalığım var. Grip aşısı tam koruma sağlamaz. Bu nedenle aşıyı olmam gerekmez. YANLIŞ!

    DOĞRUSU: Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, tüm dünyada yılda ortalama 650 bin kişi grip veya gribe bağlı durumlar nedeniyle hayatını kaybediyor. Yapılan araştırmalar, grip aşılarının yüzde 90’ının etkili olduğunu gösteriyor. Grip aşısında asıl amaç, gribe yakalanmamak değil, hastalığa yakalanmış olsa bile hastanın bu tabloyu alt solunum yolu enfeksiyonu oluşmadan ve hastaneye yatış gerektirmeden daha hafif şekilde atlatmasını sağlamak. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Alper Karakuş, gribin özellikle kalp hastalarında ağır seyredebildiğini ve ölümcül sonuçlara yol açabildiğini  belirterek, “Dolayısıyla ciddi kalp damar hastalığı veya kalp yetersizliği olan hastaların her yıl grip aşısı olmaları gerekiyor” diyor.

    Yüksek tansiyon hastasıyım ama hiçbir şikayetim yok. Dolayısıyla yüksek tansiyonum bana zarar vermiyorYANLIŞ! 

    DOĞRUSU: Yüksek tansiyon hastalığı genellikle ileri aşamaya kadar belirti vermediği için ’sessiz düşman’ olarak nitelendiriliyor. “Yüksek tansiyonda hiçbir zaman semptom yaşamayabilirsiniz, bu nedenle vücudunuzda bir şikâyet oluşmasını beklememelisiniz” uyarısında bulunan Doç. Dr. Alper Karakuş, yüksek tansiyonun erken tedavisinin çok önemli olduğunu belirterek, “Şikâyet oluşturmasa bile yüksek tansiyon; kalp krizi, felç, böbrek hasarı ile diğer birçok ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor ve tanı aldığınızda çok geç olabiliyor” diyor.

    Kalp hastalığım var. Normal tuz yerine Himalaya tuzu veya diyet tuzu kullanabilirim. YANLIŞ! 

    DOĞRUSU: Dünya Sağlık Örgütü, günlük tuz tüketim miktarının 5 gramı, yani bir tepeleme çay kaşığını aşmamayı öneriyor. Günlük tuz tüketiminin Türkiye ortalaması 2000’li yılların başında yaklaşık 18 gram iken son yıllardaki uygulamalarla bu sayı 15 gram düzeyine indirilebildi. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Alper Karakuş, kalp sağlığı için toplum olarak daha az tuz tüketmemiz gerektiğine işaret ederek, “Diyet tuzlarında çoğunlukla potasyum klorür bulunduğu için bu tuzların kontrolsüz tüketilmesi bazı hastalarda ritim bozukluklarına ve istenmeyen sonuçlara yol açabiliyor. Bu nedenle kalp hastaları doktor önerisi olmadığı sürece diyet tuzu kullanmamalıdır. Himalaya tuzunda ise yüzde 96-99 oranında, yine bildiğimiz tuzdaki sodyum klorür bulunur ve iddia edilen   yararlarının bilimsel bir temeli yoktur” diye konuşuyor.

    Kalp krizi sırasında şiddetli öksürmek hayatınızı kurtarabilir. YANLIŞ!

    DOĞRUSU: Bazı ani anormal kalp atışları sırasında, bilinçli ve duyarlı kişiler, kalp ritmini normale çevirmek için güçlü ve tekrarlayan bir şekilde öksürebiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Alper Karakuş, “Bu durum şiddetli öksürüğün kalp krizi sırasında hayat kurtardığına dair yanlış bir yorumlamaya neden olmuştur. Eğer kalp krizi geçirdiğinizi düşünüyorsanız, öncelikle acil tıbbi yardım için 112’yi aramalısınız” diye konuşuyor.

    Kırmızı şarap kalbe iyi geliyor. Kalp sağlığım için her gün bir kadeh içmeliyim. YANLIŞ!

    DOĞRUSU: Kırmızı şarabın içeriğinde bulunan resveratroller,  antioksidan özelliği nedeniyle, iyi kolesterol olarak bilinen HDL’i artırmada ve kötü kolesterol olarak bilinen LDL’i azaltmada olumlu etkilere sahip. Ancak, güncel bilgilerde resveratrol düzeyleri ile kalp hastalığı oranları arasında doğrudan bir bağlantı bulunamamış. Dahası, resveratroller sadece kırmızı şarapta değil; kırmızı üzümde, yer fıstığında ve ananasta da yüksek konsantrasyonda bulunuyor.

    Her gün aldığım Omega 3 yağ asidi takviyesi kalbime iyi gelir. YANLIŞ!

    DOĞRUSU: Yaygın inanışın aksine, son 20 yılda yapılan birçok bilimsel araştırma, Omega-3 yağ asidi takviyelerinin (balık yağı kapsülleri) sağlıklı insanlarda kalp krizini veya buna bağlı sorunları önlemede bir etkisi olmadığını gösteriyor. Yine son yıllardaki büyük çalışmaların sonuçları da bu takviyelerin hâlihazırda kalp damar hastalığı olan kişilerde kullanımı için daha kesin verilere ihtiyaç duyulduğunu gösteriyor.

          

  • Travmalarda yara açmak yerine, yara açmadan nasıl tedavi edilir dönemi ortaya çıktı…

    Travmalarda yara açmak yerine, yara açmadan nasıl tedavi edilir dönemi ortaya çıktı…

    ‘Kişiler Arası İlişkilerde Pozitif Psikoloji’ temasıyla düzenlenen ve dünya çapında ünlü bilim insanlarının da katılımıyla gerçekleşen kongrede “Terapide Özşefkatin Bilgeliği”, “İkili İlişkilerde Affetme”, “İlişkilerde Psikolojik Sağlamlık”, “Pozitif İlişkilerin İnşası” gibi konular ele alınıyor. Kongre Başkanı, Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, pozitif psikolojinin ilk zamanlarda yaşam koçluğu ve kişisel gelişim zannedildiğini ve teorik temelinin sorulduğunu ifade ederek, “Pozitif psikolojinin teorik temelleri nörobilime dayanıyor.” dedi.

    Prof. Dr. Tarhan: “Birçok vakada gereksiz yere çocukluk dönemine inmek dönemi geçti. İnsanların travmalarına saygılı hekimlik dönemi başladı.”
    Üsküdar Üniversitesi, NPİSTANBUL Hastanesi, NP Etiler & Feneryolu Tıp Merkezi, Türk Psikolojik Danışma Rehberlik Derneği ve Pozitif Psikoloji Enstitüsü paydaşlığında gerçekleşen Üsküdar Üniversitesi tarafından 6’ncısı bu yıl gerçekleştirilen Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongresi, alanda çalışmalar yürüten küresel düzeyde uzman isimleri ağırlıyor. İki gün sürecek kongrenin bu yılki teması, “Kişiler Arası İlişkilerde Pozitif Psikoloji” olarak belirlendi.

    Açılışı Prof. Dr. Nevzat Tarhan yaptı

    Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşkesi Nermin Tarhan Konferans Salonunda 2 gün sürecek kongre, Kongre Başkanı ve Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör, Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Elif kurtuluş Anarat ve Kongre Genel Sekreteri, Pozitif Psikoloji Koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan’ın açılış konuşmalarıyla başladı.

    “İlk zamanlar yaşam koçluğu ve kişisel gelişim zannedildi…” 

    ÜÜTV’den de canlı olarak yayınlanan programda Kongre Başkanı ve Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, pozitif psikolojinin ilk zamanlarda yaşam koçluğu ve kişisel gelişim zannedildiğini ve teorik temelinin sorulduğunu ifade ederek, “Pozitif psikolojinin teorik temelleri nörobilime dayanıyor.” dedi.

    2000’li yıllarda koruyucu ruh sağlığıyla ilgili kitaplar yazdığını, çünkü tıpta paradigma dönüşümü olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Sağlıkta değişen paradigmada en önemli şey; sağlığın korunması.” diye konuştu.

    İnsanların hasta olmamasına yönelik çalışmaların önemine işaret eden Tarhan, “Birincil koruma toplumun hasta olmaması için sağlığın korunması. İkincil koruma risk gruplarını belirlemek, risk gruplarını erken teşhis etmek ve tedaviye dahil etmek. Tedaviden sonra üçüncül koruma da tekrar nüksetmemesi için çalışmak…” dedi.

    “Travmalarda yara açmak yerine, yara açmadan nasıl tedavi edilir dönemi ortaya çıktı…”

    Tıpta artık yara açmadan tedavi etme yönteminin idealleştiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Yara açmadan tedavi etmenin psikiyatrideki karşılığı nedir? Psikoanalizde kişinin çocukluk dönemine iniliyor. Bazı sorunlar alınıp bugünlere getiriliyor. Kişi anneye babaya düşman oluyor. Travma çözülemediği zaman daha gürültülü durumlarla karşılaşılabiliyor. Birçok vakada gereksiz yere çocukluk dönemine inmek dönemi geçti. İnsanların travmalarına saygılı hekimlik dönemi başladı. Travmaları ortaya çıkarıp yarayı açmak yerine, yara açmadan nasıl tedavi edilir? Bu dönem ortaya çıktı.” diye anlattı.

    İdeal tedavinin kişinin travmalarına müdahale etmeden yapılan tedavi olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, pozitifi güçlendirerek negatifin düzelmesinin sağlandığını söyledi.

    Pozitif psikoterapinin öncülerinden Dr. Tayyab Rashid yarın konuşacak

    Pozitif psikoterapinin öncülerinden birinin Melbourne Üniversitesi’nden Dr. Tayyab Rashid olduğunu da dile getiren Tarhan, kendisinin yarın kongre çerçevesinde bir konuşma yapacağını da kaydetti.

    ‘Nörobilim temelli pozitif psikoterapi’ hazırlandı

    Pozitif psikoterapiyle ilgili 2 yıl süren bir çalışma yaptıklarını ve 12 haftalık, 6’şar saatlik “Nörobilim temelli pozitif psikoterapi” belirlediklerini anlatan Tarhan, kişinin beyninin hangi bölgesi güçlendirilirse hastalığı yenebileceğine ilişkin nörobiyofeedback yöntemi hazırladıklarını dile getirdi.

    Stres yönetimi, agresyon, otizm, dikkat eksikliği gibi protokoller oluşturulduğunu ve kişiye stres altında soğuk kanlı kalma becerisinin öğretildiğini ifade eden Tarhan, böylece kişinin beynini yönetmeyi öğrendiğini de kaydetti.

    Gelecek yıl Eylül-Ekim aylarında bu konuda eğiticilerin eğitimine başlanacağını da ifade eden Prof. Dr. Tarhan, pozitif psikolojiyi terapide kullanmak isteyenlere yönelik yeni bir seçenek sunulacağını, böylece kendi değerlerimize, kendi düşünce alışkanlıklarımıza, kültürümüze uygun bir yöntemin olacağını da anlattı.

    Dersi alan öğrenciler bu dersin ruhlarına dokunduğunu ifade ediyor

    İyicillik ve kötücüllük ölçeklerini geliştirdiklerini de söyleyen Tarhan, pozitif psikolojinin kültüre yönelik yönüne de vurgu yaptı ve 2013 yılında ilk dersi alan öğrencilerin bu dersin ruhlarına dokunduğunu ifade ettiğini de kaydetti.

    Prof. Dr. Tarhan, lise 9. Sınıflara yardımcı ders kitabı olarak basılan Mutluluk Bilimi kitabının rehber öğretmenlerin işine yarayacağını ifade ederek, lise öğrencilerinin kendilerini geliştirmeleri için rehber niteliğinde olan bu kitabın pozitifi güçlendirmeyi amaçladığını anlattı.

    Prof. Dr. Nazife Güngör: “Dünya birçok yönden kötüye, olumsuza giderken biz pozitif dokunuşlarla süreci yavaşlatmak, iyiye gitmesine katkıda bulunmak istiyoruz.”

    Açılış konuşmaları kapsamında Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör ise üniversite olarak bu alanda yapılan çalışmalara dikkat çekti:

    “Biz Üsküdar Üniversitesi olarak farklı konulara dokunmaktan, bilimi farklı yönleriyle ele almaktan ve eğitime çok farklı dokunuşlar katmaktan mutluyuz. Bu belki de bizim farkımız. Pozitif psikoloji kapsamında vermekte olduğumuz eğitimi, yapmakta olduğumuz bilimsel etkinlikleri bu bağlamda değerlendiriyorum. Dünya birçok yönden kötüye, olumsuza giderken biz pozitif dokunuşlarla bu süreci biraz yavaşlatmak biraz da iyiye doğru gitmesine katkıda bulunmak istiyoruz. Pozitif psikoloji dersine karar verdiğimizde bizim böyle bir amacımız vardı. Üniversitemizin bütün bölümlerinde pozitif psikoloji dersimiz var. Bununla da durmadık bir de bilimsel etkinliğimiz olsun istedik. Bir yandan pozitif psikolojiyi dersliklerde öğrencilerimize anlatırken aynı zamanda da bu konuda geniş bir bilimsel platform olsun istedik. Önce ulusal düzeyde başlayıp sonra uluslararası düzeyde yaygınlaşmak üzere de bir bilimsel tartışma ortamı oluşmasını sağlamış olduk buna ev sahipliği yapmaya başladık. Biz elimizden gelen her tür katkıyı insanlığın gidişatı, dünyanın iyiye doğru gitmesi açısından vermek istiyoruz ve vermeye de devam edeceğiz.”

     

    Prof. Dr. Arıboğan: “Pozitif psikoloji bu anlayışı destekleyen ve insan deneyimini daha derinlemesine anlamamıza yardımcı olan bir disiplindir”

    Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan adına açılış konuşmasını yapan Dekan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Elif Kurtuluş Anarat, Prof. Dr. Arıboğan’ın mesajını okudu:

    “Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan hocamızın bir konferansta yer alması sebebi ile kendisinin mesajını sizlere iletmek istiyorum. ‘Kongremize gösterilen yoğun ilgi ve katılımdan aldığımız güçle 6. Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongresi’ni gerçekleştiriyoruz. Psikoloji bölümleri olarak bu kongreye ev sahipliği yapmaktan ötürü mutluluğumuzu belirtmek isteriz. Günümüzde mutluluğun sadece kişisel bir hedef olmadığı aynı zamanda farklı alanlarda topluluklarda ve ruh sağlığı açısından oldukça önemli olduğu bilinmektedir. Pozitif psikoloji bu anlayışı destekleyen ve insan deneyimini daha derinlemesine anlamamıza yardımcı olan bir disiplindir. Pozitif psikoloji alanında önemli araştırmalar yapan ve alana önemli katkılarda bulunan ulusal ve uluslararası araştırmacılara ev sahipliği yapacak olmanın heyecanını yaşarken siz değerli konuklarımızın katılımıyla kongremizin daha da zenginleşeceğine inanıyoruz.”

    Dr. Fatma Turan: “Pozitif psikolojinin Türkiye’deki en önemli isimleri ve temsilcisi olarak kongremizle imzamızı atmış bulunmaktayız”

    Kongre Genel Sekreteri ve Pozitif Psikoloji Koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan, “İki gün boyunca çok değerli hocalarımızın kıymetli katkıları ile gerçekleşecek bir kongredeyiz. 6. Uluslararası Pozitif Psikoloji kongresini gerçekleştiriyoruz. TÜBİTAK desteğimiz var. Bu süreçte bir arşiv hazırlamış olduk. Pozitif psikolojinin Türkiye’deki en önemli isimleri ve temsilcisi olarak kongremizle imzamızı atmış bulunmaktayız. Bunun da mutluluğunu ve haklı gururunu yaşıyoruz. Kongre düzenleme kurulumuza çok teşekkür ederim. Kongrede ciddi emeği olan Arş. Gör. Yelda İbadi hocama da teşekkür ederim. Bu gururu yaşamamızda büyük katkısı ve emeği Kurucu Rektörümüz Prof. Dr. Nevzat Tarhan başta olmak üzere herkese çok teşekkür ediyorum.” dedi.

    Açılış panelinde ikili ilişkiler ele alındı

    Üsküdar Üniversitesinden Prof. Dr. Sırrı Akbaba’nın moderatörlüğündeki açılış panelinde Marmara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Azize Nilgün Canel “Terapide Özşefkatin Bilgeliği”, Marmara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Müge Yüksel “İkili İlişkilerde Affetme”, Marmara Üniversitesi’nden Doç. Dr. Durmuş Ümmet “İlişkilerde Psikolojik Sağlamlık” konulu konuşma yaptı.

    “Sebatkârlık Kavramının İlişkilerdeki Önemi” konferansı…

    İstanbul Aydın Üniversitesinden Dr. Öğr. Üyesi Abdurrahman Kendirci “Pozitif İlişkilerin İnşası”, Prof. Dr. Tayfun Doğan “Umut Yoluyla Psikolojik Sağlamlığın İnşası”, Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan “Sebatkârlık Kavramının İlişkilerdeki Önemi” konulu konferans verdi.

    “Çocuk ve Ergen Alanında Pozitif Psikoloji Uygulamaları” çalıştayı

    Uzm. Klinik Psikolog Ahmet Yılmaz “Pozitif Psikoterapi Denge Modeli ile İlişkileri Yeniden Dizayn Etmek”, Psikolog Berre Çelebi “Erişilebilir Ruh Sağlığı”, Uzm. Psikolog Çağla Tuğba Selveroğlu “Oyunla Duygulara ve Bedene Yolculuk”, Öğr. Gör. Elif Konar Özkan “Taş Masalları ile İlişkiler ve Sosyal Destek”, Klinik Psikolog Belkıs Edige Serdengeçti ve Klinik Psikolog Dr. Kudret Eren Yavuz “Travma Çağında Yaşayan Bir Pozitif Psikoterapistin Yaşamı: Fırsatlar, Zorluklar ve Psikolojik Sağlamlık İçin Stratejiler”, Dr. Öğr. Üyesi Remziye Keskin, Öğr. Gör. İdil Arasan Doğan “Demans Hasta Yakınlarında Kişilerarası Psikoterapi Yaklaşımı: Çember Çalışması”, Uzm. Psk. Saadet Aybeniz Yıldırım “Çocuk ve Ergen Alanında Pozitif Psikoloji Uygulamaları”, Uzm. Psikolog Melek Merve Erkılınç Gül “İlişkide Pozitif Sınırlar” konulu çalıştaylar gerçekleştirdi.

    Kongrenin “Onur Konuğu” Melbourne Üniversitesi’nden Dr. Tayyab Rashid…

    20 Nisan Cumartesi günü de kongrenin “Onur Konuğu” Melbourne Üniversitesi’nden Dr. Tayyab Rashid, “Olumlu İlişkilerin Yörüngeleri” konusunu ele alacak.

    Priştina Üniversitesi’nden Doç. Dr. Aliriza Arenliu, “Ruminasyonlar ve Depresyon: Kosova’da Ayaktan Kamu Ruh Sağlığı Hizmetleri için Ruminasyon Odaklı Bilişsel Davranışçı Terapi Müdahalelerinin Geliştirilmesi ve Pilot Uygulaması”nı paylaşacak.

    “Modern Psikotravmatoloji” paneli yapılacak

    “Modern Psikotravmatoloji” konulu panelde de İstanbul Üniversitesi’nden Prof. Dr. Erdinç Öztürk “Modern Psikotravmatoloji ve Dissoanaliz Kuramı”, Dr. Psk. Görkem Derin “Travma Merkezli Alyans Model Terapi”, Dr. Psk. Barışhan Erdoğan “Gelişimsel Göç”, Öğr. Gör. Dr. Kerem Çetinkaya “Doğal ve Rehber Ebeveynlik Stili” konularını ele alacak.

    Kongre kapsamında ayrıca Üsküdar Üniversitesi’nden Prof. Dr. Rahime Nükhet Çıkrıkçı “Psikolojik Testlerin Uyarlanmasında Temel İlkeler ve Standartlar”, Doç. Dr. Çiğdem Yavuz Güler “İlişkinin İyi Oluşu: Nasıl Batırır, Nasıl Çıkarırım?” konulu konferans verecek.

    “Aile İçi İlişkilerde Pozitif Psikoloji” panelinde aile ele alınacak.

    “Aile İçi İlişkilerde Pozitif Psikoloji” konulu panelde de NPİSTANBUL Hastanesi’nden Uzm. Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy “Pozitif Psikoloji ve Psikoterapi Bağlamında Çift İlişkisi”, Prof. Dr. Gül Eryılmaz “Aile İçi Pozitif İlişkiler” ve Dr. Psk. Z. Aslı Başabak Bhais de “Pozitif ebeveynlik ve ailede sağlıklı sınırlar” başlıklı konuşma gerçekleştirecek.

  • ÜSTÜN AKMEN TİYATRO ÖDÜLLERİ 06 MAYIS PAZARTESİ İBB CEM KARACA KÜLTÜR MERKEZİ’NDE

    2023-2024 TİYATRO SEZONU ÜSTÜN AKMEN TİYATRO ÖDÜLLERİ

    06 MAYIS PAZARTESİ İBB CEM KARACA KÜLTÜR MERKEZİ’NDE SAHİPLERİNİ BULACAK….

    2016-2017 Tiyatro Sezonunda başlatılan merhum tiyatro eleştirmeni, gazeteci  ve yazar Üstün Akmen’in anısına düzenlenen Üstün Akmen Tiyatro Ödüllerinin Şaylan Akbaşoğlu Akmen başkanlığında Anta Toros, Ayşen İnci, Derya Özgören, Levent Kurumlu, Kıvanç Terzioğlu, Mahmut Şenol ve Pınar Çekirge’den oluşan seçici kurul üyeleri 2023-2024 sezonunda İstanbul’daki oyunları seyrederek değerlendirdi.

    Üstün Akmen Tiyatro Ödülleri Danışman ve Konsey Üyeleri  arasında  Şaylan Akbaşoğlu Akmen, Tamer Levent, Suna Keskin, Gülçin Üstüntaş, Şenay Tanrıvermiş, Güler Berkin, Cengiz Özek ve Onur Duru bulunuyor.

    Bu yıl 8.incisi düzenlenen  Üstün Akmen Tiyatro Ödülleri 06 Mayıs 2024 Pazartesi günü saat 20:00’de Bakırköy’de İBB Cem Karaca Kültür Merkezi’nde  yapılacak bir törenle sahiplerini bulacak. Gece Empati Dans Tiyatrosu Hakan Ceyhan Dance Company gösterisi ile renklenecek.

    Kıvanç Terzioğlu ve Şaylan Akbaşoğlu Akmen’in sunumlarını yapacağı gecede Nişan Şirinyan ve Serpil Tamur’a Ustaya Saygı Ödülü, Mehmet Esatoğlu, Hamit Demir ve Gül Göker’e Üstün Akmen Onur Ödülü, Ani İpekkaya, Suphi Tekniker ve Aysan Sümercan’a  Üstün Akmen Emek Ödülü, Kemal Başar’a Üstün Akmen Özel Ödülü ve Prof.Dr. Ayşegül Yüksel’ede Üstün Akmen Tiyatro Eleştirmen Onur Ödülü takdim edilecek.

    2023-2024 TİYATRO SEZONU ÜSTÜN AKMEN TİYATRO ÖDÜLLERİ ADAYLARI;

    2024 Seçici Kurul Özel Ödülü Adayları    

    -Bay Samir / Gökhan Gürün & Kerim Urun

    -Merdane / Cüneyt Uzunlar

    -Disko Topu / Nihan Doğa

    Yılın Dekor Tasarımı Adayları 

    -PARMAK  / Behlüldane Tor

    -SAVAŞ VE BARIŞ / Sven Jonke & Vanja Magic

    -BABAMIN KELİMELERİYLE  / Aytuğ Dereli

    -KİM BU ŞAHİKA  / Oğuz Şahin

    -SIĞINAK / Ceyda Balaban

     Yılın Kostüm Tasarımı Adayları 

    -GETTO / Tuba Sağlam

    -BİR YAZ GECESİ RÜYASI MÜZİKALİ / Cemre Melis Çınar

    -DRACULA MÜZİKALİ / Merdis Uçkan

    -KOZALAR / Deniz Çağrı Bilgili

    -TANGO PERA / Şirin Dağtekin Yenen

     Yılın Işık Tasarımı Adayları    

    -KİM Kİ BU ŞAHİKA ?  / Oğuz Şahin

    -GODOT GELDİ / Murat Özdemir

    -KÜHEYLAN / Cem Yılmazer

    -BANA AMY DE / Yüksel Aymaz

    -TANGO PERA / Akın Yılmaz

     

    Yılın En İyi Oyun Müziği Adayları     

    -KİM BU BEN / Kenan Doğulu

    -CEASAR İKTİDAR OYUNU / Albin Sopa

    Yılın Koreografisi Adayları 

     -THE DİVA / Nebi Birgi

    -BİR YAZ GECESİ RÜYASI MÜZİKALİ / Sinem Ceylan

    -TANGO PERA / Filiz Dursunoğlu

    -MAVİYDİ BİSİKLETİM  VE GETTO / Özge Midilli

    Yılın Dramaturgu Adayları    

    -TREPLEV / Ümit Erlim ve Başak Kıvılcım Ertanoğlu

    -ANAHTAR DELİĞİNDEN GİŞEYE BAKAN ÜÇ KİŞİ VE SONAT  / Ömer İvedi

    -TARİHTE YAŞANMAMIŞ OLAYLAR /  Emrah Eren

     

    Yılın Ekip Oyunu Adayları 

    -GETTO

    -İKİ KORENİN BİRLEŞMESİ

    -TROYA’LI KADINLAR

    -SEVGİ SOYSAL YAŞAMAKTA ISRAR EDİYOR

    -TARİHTE YAŞANMAMIŞ OLAYLAR

    Yılın Umut Veren Kadın Oyuncu Adayları     

    -MAVİ MÜZİKHOL / Gülşah Yavuz

    -YÜREĞİM DAĞLARDADIR /  Diana Chilingaryan

    -MONTAİGNE / Büşra Şensoy

     

    Yılın Umut Veren Erkek Oyuncu Adayları 

    -AUT / Sevkan Çelik  – Mahmut Ugar

    -CEVİZ AĞACI / Oğuzhan Aksu ve Adil İrfanoğlu

     

     

     

     

    Yılın Komedi Oyunu Adayları     

    -KOZALAR

    -GİDİŞ DÖNÜŞ MOSKOVA (RETRO)

    -ÇEMBERİN ANASI

    -TARİHTE YAŞANMAMIŞ OLAYLAR

    -SIR

     

    Yılın Kadın Komedi Oyuncu Adayları    

    -KOZALAR / Bahar Kocaoğlu & Linda Çandır & Gökçe Burcu Zümrüt

    -RUMUZ GONCAGÜL / Şebnem Bilgeer

    -ÇEMBERİN ANASI / Sevil Akı

    -GİDİŞ DÖNÜŞ MOSKOVA (RETRO) / Mahperi Mertoğlu

    -BÜYÜK AŞIKLARIN SONUNCUSU / Yasemin Kay Allen

     

    Yılın Erkek Komedi Oyuncu Adayları 

    -TARİHTE YAŞANMAMIŞ OLAYLAR / Atakan Avcı

    -TANRIDAN ÖĞRENDİĞİM ŞEYLER / Onur Şirin

    -SIR / Tayanç Ayaydın

    -39 BUÇUK BASAMAK / Berk Yaygın

    -OSCAR / Cem Karakaya

     

     

     

    Yılın Yardımcı Rolde Kadın Oyuncu Adayları     

    -ANAHTAR DELİĞİNDEN GİŞEYE BAKAN ÜÇ KİŞİ VE SONAT /  Gökçe Burcu Zümrüt ve Bahar Karaoğlu

    – HALE ASAF: YALNIZ BİR RUH / Dilfuza Roziyeva

    – BİR YERYÜZÜ OZANI ( RIFAT ILGAZ) / Merve Köse

    -MAVİ MÜZİKHOL / İpek Yorulmaz

    -HEPİMİZ SUSTUĞUMUZ YERDEN YARALIYIZ / Dilek Uluer

     Yılın Yardımcı Rolde Erkek Oyuncu Adayları      

    -CEASAR / Uluç Özkök

    -OTHELLO / Ahmed Saka

    -ÖLÜMÜN TERSİ ARZUDUR / Murat Göçmez

    -GODOT GELDİ /  Ali Mert Yavuzcan

    -HALE ASAF: YALNIZ BİR RUH / Osman Ataseven

     

    Yılın Kadın Oyuncu Adayları 

    -SİVAS’A AĞIT / Ayşegül Yalçıner

    -SİVRİSİNEKLER  / Senan Kara & Yeliz Gerçek

    -TEN RENGİ / Müge Saut

    -ROMEO’YU BEKLERKEN / Gizem Yöngül

    -KAZAN KAZAN / Dilara Büyükbayraktar

     

     

     

    Yılın Erkek Oyuncu Adayları    

    -ANAHTAR DELİĞİNDEN GİŞEYE BAKAN ÜÇ KİŞİ VE SONAT  / Barış Akkoyun

    -SIĞINAK / Uğur Uzunel & Ulvi Kahyaoğlu

    -EKSİK/ Erdem Kaynarca

    -TREPLEV / Ümit Erlim

    -KİM BU BEN / Onur Ünsal

    Yılın Yerli Oyun Yazarı Adayları    

    -O ZAMAN KÜS ÖLENE KADAR / Doğaç Gözüdeli

    -ÇEMBER / Dalya Uçankuş

    -KUŞLARI BİLE VURDULAR / Kübra Karatepe

    -BİR TERENNÜM / Firuze Engin

    -3 MAYMUN / Emin Taşdemir

    Yılın Yönetmeni Adayları 

    -TREPLEV / Başak Kıvılcım Ertanoğlu

    -TROYA’LI KADINLAR / Prof.Dr. Erhan Tuna

    -SUSTUĞUMUZ YERDEN YARALIYIZ / Muharrem Uğurlu

    -ROMEO’YU BEKLERKEN /  Ülkü Şahin

    -GODOT GELDİ / Ragıp Yavuz

     

     

     

    Yılın Prodüksiyonu Adayları      

    -1923 MÜZİKALİ

    -AŞIK SHAKESPARE

    -SAVAŞ VE BARIŞ

    Yılın Müzikali Adayları 

    -BİR YAZ GECESİ RÜYASI

     -DRACULA

    -THE DİVA

    Yılın Oyunu Adayları    

    -TREPLEV

    -EKSİK

    -ANAHTAR DELİĞİNDEN GİŞEYE BAKAN ÜÇ KİŞİ VE SONAT

    -TARİHTE YAŞANMAMIŞ OLAYLAR

    -BÜYÜK ZARİFİ APARTMANI

  • Balkanlar üzerinden yağmurlu hava yerine döviz yağmuru geldi

    Türkiye, Mart ayında ihracatında yüzde 4,1’lik kan kaybı yaşarken, yaklaşık 7 asırdır yoğun siyasi, sosyal ve kültürel bağlara sahip olduğu Balkanlara ihracatını yüzde 19’luk artışla 1 milyar 853 milyon dolardan 2 milyar 204 milyon dolara tırmandırdı.

    Balkanlardan Türkiye’ye bu sefer yağmurlu ve serin hava yerine döviz bulutları geldi ve Balkanlardan Türkiye’ye döviz yağmuru yaşanıyor.

    Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerine göre; 2024 yılının ilk çeyreğinde ihracatı yüzde 3,6’lık artışla 61,4 milyar dolardan 63,6 milyar dolara ilerleten Türkiye, aynı dönemde 11 Balkan ülkesine ihracatını yüzde 19,11’lik yükselişle 4,7 milyar dolardan 5,6 milyar dolara çıkardı.

    Türk kimya sektörü Balkanlara yaptığı ihracatı yüzde 57’lik artışla 719 milyon dolardan, 1 milyar 128 milyon dolara taşıdı ve Balkanlarda lider sektör konumuna yükseldi ve Türk ihracatçısının Balkanlarla kimyasının tutmasına aracılık etti.

    Ege İhracatçı Birlikleri’nden yapılan açıklamaya göre; Türkiye’nin dünya ihracatından aldığı pay yüzde 1,08 olurken, Balkan ülkelerinin 450 milyar doları aşan toplam ithalatından aldığı pay ise; yüzde 4,5-5 aralığına geldi.

    İhracatta lider ülkeler Romanya ve Bulgaristan

    Türk ihracatçıları 2024 yılının ilk çeyreğinde Balkanlarda en çok ihracatı Romanya ve Bulgaristan’a yaptı. Türkiye’nin Romanya’ya ihracatları yüzde 36’lık artışla 1 milyar 375 milyon dolardan 1 milyar 865 milyon dolara ilerledi. Bulgaristan’a 2023 yılının ilk çeyreğinde 994 milyon dolar olan ihracat yüzde 3,4 artışla 1 milyar 27 milyon dolara çıktı.

    Arnavutluk ihracat artış rekortmeni oldu

    Arnavutluk’a ihracatını yüzde 83’lük artışla 163 milyon dolardan 299 milyon dolara çıkaran Türk ihracatçıları, 2024 yılının ilk çeyreğinde Balkan ülkeleri arasında ihracat artış rekorunu Arnavutluk’ta kırdı.

    Türk ihracatçıları Ege Denizi’nin öte kıyısındaki Yunanistan’a 2023 yılının ilk çeyreğinde 635 milyon dolar olan ihracatını, 2024 yılının ocak-mart döneminde yüzde 5’lik artışla 666 milyon dolar dövizi ülkemize kazandırdı.

    Slovenya’nın Türk ürünlerine talebi 2024 yılının ocak-mart döneminde yüzde 13’lük artışla 539 milyon dolardan 607 milyon dolara ulaştı. Sırbistan’a 407 milyon dolar ihracat yapan Türkiye, Hırvatistan’a ihracatta hanesine 207 milyon dolar yazdırdı.

    Türkiye, 2024 yılının ilk çeyreğinde Balkan ülkelerinden Bosna-Hersek ve Kosova’ya ihracatta başarılı bir döneme imza attı. Bosna-Hersek’e ihracatı yüzde 13’lük artışla 167 milyon dolardan 189 milyon dolara çıkarken, Kosova’ya ihracatını 40 milyon dolar geliştirerek 138 milyon dolardan 178 milyon dolara taşıdı. Karadağ’a ihracatta yüzde 43’lük büyüme yakalayan Türkiye, 47,4 milyon dolar dövizi Karadağ’a ihracattan kazandı.

    Balkanlarda ihracatımızın düştüğü tek ülke Makedonya 

    Türkiye’den Balkan ülkelerine yapılan ihracatta kan kaybı yaşanan tek ülke Makedonya oldu. 2023 yılının ilk çeyreğinde Makedonya’ya 149 milyon dolar ihracat yapan Türkiye, 2024 yılının aynı döneminde Makedonya’ya ihracatta yüzde 2’lik düşüşe engel olamadı ve 146 milyon dolar ihracat yapabildi.

    Balkanlara en çok kimya, otomotiv ve çelik ihraç ettik

    Türk ihracatçıları, Balkanlardaki 11 ülkeye 2024 yılının ilk çeyreğinde; 5 milyar 640 milyon dolarlık ürün ihraç ederken en çok ihraç edilen ürünler kimya, otomotiv endüstrisi ve çelik sektörü oldu.

    Balkanlara ihracatını 2024 yılının ilk çeyreğinde yüzde 57’lik artışla 719 milyon dolardan 1 milyar 128 milyon dolara çıkaran kimya sektörü, 2023 yılında ikinci sektör iken, 2024’te adını birinci sıraya yazdırmayı başardı.

    Kimya sektörü, Romanya’ya 516,5 milyon dolarlık, Bulgaristan’a 141 milyon dolarlık ve Slovenya’ya 133 milyon dolarlık ihracat performansı ortaya koydu.

    Türkiye’de uzun yıllardır ihracatta lider sektör olan otomotiv endüstrisi, Balkanlarda 2024 yılının ilk çeyreğinde liderliği kimya sektörüne kaptırsa da, 895 milyon dolarlık ihracat hacmiyle ikinci sıraya tutundu.

    2024 yılının ocak-mart döneminde; Slovenya’ya 398,5 milyon dolar ihracat yapan otomotiv sektörü, Romanya’ya ihracattan 247 milyon dolar dövizi Türkiye’ye kazandırdı. Bulgaristan ise; 88 milyon dolarlık Türk otomotiv endüstrisi ürünleri talep etti.

    Çelik sektörü, 2024 yılının ilk çeyreğinde Balkanlara ihracatta büyük bir başarı hikayesi yazdı. 2023 yılının ocak-mart döneminde 543 milyon dolar olan ihracatını, 2024 yılını aynı zaman aralığında yüzde 64 artırarak 893 milyon dolara taşıyan çelik sektörü en çok ihracatı 385 milyon dolarla Romanya’ya yaptı. Romanya’yı 135 milyon dolarlık ihracatla Yunanistan ve 103 milyon dolarla Bulgaristan izledi.

    Türkiye’nin 2023 yılı ihracatından Balkan ülkeleri yüzde 7,4 pay almışken, 2024 yılının ilk çeyreğinde Balkan ülkelerinin Türkiye’nin ihracatındaki dilimi yüzde 8,7’ye yükseldi.

    60 milyon nüfusun yaşadığı, mültecilerle birlikte 70 milyona ulaşan 11 Balkan ülkesinin ithalatının 500 milyar doları aşması bekleniyor. Yıllık 150 milyar dolar civarında dış ticaret açığı veren Balkan coğrafyasında Türkiye, tarihi bağları sayesinde bugün yıllık 20 milyar doları aşan ihracatını, orta vadede 50 milyar dolar ihracat hacmine ulaştırabilecek konumda.

    Mart ayında Ege Bölgesi’nden Balkanlara yapılan ihracat yüzde 16 arttı

    Ege Bölgesi’nin mart ayında ihracatı yüzde 10’luk düşüşle 2,9 milyar dolardan, 2,6 milyar dolara gerilerken, 11 Balkan ülkesine ihracatının yüzde 16’lık artışla 171 milyon dolardan 198 milyon dolara çıktığı görülüyor. Egeli ihracatçılar, 2024 yılının ilk çeyreğinde Balkanlara yaptıkları ihracatı yüzde 9 büyüterek 439 milyon dolardan 479 milyon dolara taşıdılar.

    Ege Bölgesi’nden 2024 yılının ocak-mart döneminde Balkanlara ihracatta Romanya 125,6 milyon dolarla lider ülke olurken, Egeli ihracatçılar, Yunanistan’a 117 milyon dolar, Bulgaristan’a 93 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdiler.

    Ege Bölgesi’nin ihracatından Balkan ülkelerinin aldığı pay yüzde 5,7’den, yüzde 7,5’e çıktı.

     

     

    GÖRÜŞ

    EİB Koordinatör Başkan Yardımcısı ve Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği Başkanı Yalçın Ertan; “Balkanlara ihracatımızda sanayi ürünlerinin payı yüzde 91

    “Balkan ülkeleri yıllık 500 milyar dolar ithalat yapan büyük bir pazar konumunda. İğneden ipliğe her şeyi ihraç edebiliriz. Türkiye’den 2024 yılının ilk çeyreğinde Balkanlara yaptığımız 5 milyar 640 milyon dolarlık ihracatın yüzde 91’ine tekabül eden 5 milyar 113 milyon dolarlık büyük dilimi sanayi ürünlerinden oluşuyor. Kimya sektörü 1 milyar 128 milyon dolarla lider olurken, otomotiv endüstrisi 895 milyon dolar, çelik sektörü 893 milyon dolar, demir ve demirdışı metaller sektörü 397 milyon dolar, elektrik-elektronik sektörü 335 milyon dolar ihracatla öne çıkan sektörler oldu. Tekstil sektörü 241 milyon dolar, mobilya sektörü 230 milyon dolar ve makine sektörü 229 milyon dolarlık ihracat performansı ortaya koydu. Hazırgiyim sektörü 217 milyon dolar dövizi Balkanlar üzerinden Türkiye’ye kazandırırken, iklimlendirme sektörü 11 Balkan ülkesine 166 milyon dolar ihracat yaptı.”

    EİB Koordinatör Başkan Yardımcısı ve Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Hayrettin Uçak; “Balkanlardan bu sefer döviz yağmuru geldi”

    “Balkanlara tarım ürünleri ihracatımız 2024 yılının ilk çeyreğinde yüzde 16’lık artışla 401 milyon dolardan 463 milyon dolara çıktı. Balkanlara ihracatta; yaş meyve sebze sektörü 190 milyon dolarlık tutarla gıda ürünleri ihracatının lideri olurken, hububat bakliyat yağlı tohumlar sektörü 11 Balkan ülkesine 131 milyon dolar ihracat yaptı. Su ürünleri ve hayvansal mamuller sektörü 56 milyon dolarlık ihracatla Balkanlara en çok ihracat yapan gıda sektörleri arasında üçüncü sıranın sahibi oldu. Balkanlardan Türkiye’ye bu sefer yağmurlu hava yerine, döviz yağmuru oldu. 700 yıllık tarihi bağlarımız olan, ecdadımızın medeniyet götürdüğü Balkanların meyve sebzeden hayvansal mamullere, zeytinyağından kuru meyveye, unlu mamullerden meyve sebze mamullerine tüm gıda ihtiyacını karşılayacak güçteyiz. 2024 yılında Balkanlara tarım ürünleri ihracatında 2 milyar dolar hedefliyoruz. 2028 yılında Balkanlara tarım ürünleri ihracatında hedefimiz 4 milyar dolar. 2024 yılının ilk çeyreğinde 11 Balkan ülkesinin 10 tanesine önemli ihracat artışları yakaladık. 2024 yılı sonunda 25 milyar dolar 2028 yılı sonunda da 50 milyar dolar ihracat hacmine ulaşabiliriz.”

    Türkiye’nin Balkan Ülkeleri İhracat Tablosu

    31.03.2024 İHRACATÇI FİRMALARIN KANUNİ MERKEZLERİ BAZINDA
    BALKAN ÜLKELERİ İHRACAT PERFORMANSI     (1000 $)
                 
      1 – 31 MART 1 OCAK     –  31 MART
    ÜLKE 2023 2024 DEĞ. 2023 2024 DEĞ.
    ARNAVUTLUK 64.011,77 75.405,87 %17,8 163.438,06 299.122,54 %83,0
    BOSNA-HERSEK 72.537,17 76.526,34 %5,5 167.350,87 188.791,70 %12,8
    BULGARİSTAN 395.669,43 385.483,87 -%2,6 994.278,98 1.027.792,74 %3,4
    HIRVATİSTAN 67.111,36 82.186,99 %22,5 160.450,96 207.821,55 %29,5
    KARADAĞ 12.391,76 15.946,13 %28,7 33.205,94 47.416,51 %42,8
    KOSOVA 56.424,96 63.957,78 %13,4 138.107,70 178.776,79 %29,4
    MAKEDONYA 58.178,30 56.911,39 -%2,2 148.926,77 145.686,73 -%2,2
    ROMANYA 523.825,59 788.116,17 %50,5 1.375.651,82 1.864.994,77 %35,6
    SIRBİSTAN 142.352,33 162.520,65 %14,2 380.117,73 406.772,72 %7,0
    SLOVENYA 210.019,55 229.069,66 %9,1 538.817,35 607.408,67 %12,7
    YUNANİSTAN 251.077,45 268.552,13 %7,0 635.383,70 665.663,76 %4,8
    TOPLAM 1.853.599,67 2.204.676,99 18,9 4.735.729,89 5.640.248,49 19,11

     

     

    Ege Bölgesi’nin Balkan Ülkelerine İhracat Tablosu

     

     

      1-31 Mart 2023 (USD) 1-31 Mart
    2024 (USD)
    Değ. (%) 1 Ocak – 31 Mart

    2023 (USD)

    1 Ocak – 31 Mart

    2024 (USD)

    Değ. (%)
    ARNAVUTLUK 4.968.000 4.701.000 -5,3 14.982.000 11.842.000 -21
    BOSNA-HERSEK 5.669.000 5.917.000 5,3 13.424.000 14.825.000 10,4
    BULGARİSTAN 29.905.000 38.105.000 27,4 82.068.000 93.394.000 13,7
    HIRVATİSTAN 9.336.000 14.572.000 56 22.795.000 34.893.000 53,3
    KARADAĞ 1.470.000 1.523.000 3,6 3.836.000 4.266.000 11,2
    KOSOVA 5.528.000 5.839.000 5,6 11.026.000 13.744.000 24,5
    MAKEDONYA 4.420.000 5.111.000 16 12.466.000 12.519.000 0,4
    ROMANYA 42.635.000 49.623.000 16,4 113.789.000 125.562.000 11
    SIRBİSTAN 12.257.000 14.128.000 15,5 31.829.000 33.567.000 5,3
    SLOVENYA 6.178.000 7.233.000 17 13.829.000 17.154.000 24
    YUNANİSTAN 48.949.000 51.388.000 5 119.121.000 117.205.000 -1,6
    TOPLAM 171.315.000 198.140.000 15,7 439.165.000 478.971.000 9,06

     

     

    BALKANLAR İĞNEDEN İPLİĞE HERŞEYİ TÜRKİYE’DEN İTHAL EDİYOR

     

    TÜRKİYE’DEN BALKANLARA EN ÇOK İHRACAT YAPAN SEKTÖRLER

     

    Sektör (Sanayi) 1 Ocak – 31 Mart 2023 (USD) 1 Ocak – 31 Mart 2024 (USD) Değişim (%)
    Kimyevi Maddeler ve Mamulleri
  • TBMM İliç Maden Kazası Araştırma Komisyonu, ilk toplantısını gerçekleştirdi

    TBMM İliç Maden Kazası Araştırma Komisyonu, ilk toplantısını gerçekleştirdi

    AK PARTİ Antalya Milletvekili Atay Uslu’nun başkanlığını yaptığı TBMM İliç Maden Kazası Araştırma Komisyonu, ilk toplantısını gerçekleştirdi.

    TBMM İliç Maden Kazası Araştırma Komisyonu Başkanı ve AKP Antalya Milletvekili Atay Uslu, komisyonun kazayı adil ve şeffaf şekilde her yönüyle araştırarak raporunu hazırlayacağını bildirdi.

    Uslu, yaptığı yazılı açıklamada, kazanın araştırılması ve bundan sonra oluşabilecek kazaların önlenmesine yönelik tedbirlerin alınması amacıyla TBMM’de grubu bulunan siyasal partilerin ortak kararıyla komisyonun kurulduğunu söyledi. Komisyonun bugün ilk toplantısını yaptığını ifade eden Uslu, komisyonun AKP, CHP, DEM Parti, MHP, İYİP ve Saadet Partisinden 22 milletvekilinden oluştuğunu belirtti.

    Komisyon Başkanı Uslu, şunları kaydetti:

    “Araştırma Komisyonu milletvekilleri olarak bir ve beraber hareket ederek ‘önce insan, önce çevre’ anlayışıyla çalışacağız. İhmalleri ortaya çıkarmak, olumsuzlukları onarmak daha da önemlisi olumsuzlukları önlemek için çalışmalarımızı yapacağız. Komisyon olarak ilgili tüm bakanlıklardan ve kurumlardan bilgi alacağız, üniversiteler başta olmak üzere akademik çevre, ilgili odalar ve sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği yapacağız, İliç’te yerinde incelemelerde bulunup madende çalışan işçilerimizi dinleyeceğiz. Komisyonumuz olayı hassasiyetle, adil ve şeffaf şekilde her yönüyle araştıracak, inceleyecek, raporunu hazırlayacak ve paylaşacaktır.”

    NE OLMUŞTU?

    Erzincan’ın İliç ilçesinde yer alan Çöpler Madeninde yığın liç alanında kayma meydana geldi ve bunun sonucunda 9 işçi 10 milyon metreküplük kütlenin altında kalmıştı.

    Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından görevlendirilen 4 savcı tarafından sürdürülen soruşturmada bugüne kadar olayla ilgili olarak 9 kişi gözaltına alındı. Bu kişilerden 6’sı ‘taksirle ölümü ve yaralanmaya neden olmak’ suçundan tutuklanırken, aralarında şirketin Türkiye müdürü C.D. ile A.R.K. ve M.T.A., adli kontrol ve yurt dışı yasağıyla serbest bırakıldı.

    Ailelerin yası katlanırken, geçen sürede SSR Mining ve Çalık Holdingin hissedarı olduğu Anagold Madencilik’in hiçbir üst düzey yöneticisi tutuklanmadı. İliç’te bulunan Çöpler Madeni’ndeki skandallar ise art arda dizildi. 9 işçiyi mezarsız bırakan katliamda uluslararası tekel ve yerli ortağının mevzuatta hile yaptığı, kapasite üstünde üretim gerçekleştirdiği ortaya çıkmıştı.

    Bahse konu iş kazası hakkında aynı gün saat 10.50’de Anagold personellerine talep üzerine mail yolu ile bildirdim yaptığını belirten Şenol Demir, “olayın olduğu gün öncesine kadar tedbir alınmadı. Bununla ilgili bilgimiz yoktu. Yarılma/ çatlama durumu söz konusu değildi. Ben en son yığın liç bölgesine 11.02.2024 Pazartesi günü öğleden sonra gitmiştim. Yığın liç bölgesinde sorun yoktu. Ben kabahatin yığın liçin dizayn, yani yığını yapan şirkette olduğunu düşünüyorum. Maden içerisinde bulunan yığın liç bölgesinin faz/ alan genişletmesi için yapılan patlatmalarda etkili olabileceğini düşünüyorum” demişti.

  • Gezegenin sıcaklığı ancak petrol, gaz ve kömür yakmayı bırakırsak dengelenebilir

    Yayınlanan yeni bir araştırmaya göre; dünya ekonomisi iklim değişikliği nedeniyle gelirini halihazırda yüzde 19 azaltacak: ‘İklim değişikliğinden en az sorumlu olan ülkelerin, yüksek gelirli ülkelere kıyasla yüzde 60, yüksek emisyonlu ülkelere kıyasla ise yüzde 40 daha fazla gelir kaybına uğrayacağı tahmin ediliyor.’

    “Nature” dergisinde yayınlanan yeni bir araştırmaya göre, karbondioksit (CO2) emisyonları bugünden itibaren büyük ölçüde azaltılsa bile, dünya ekonomisi iklim değişikliği nedeniyle 2050 yılına kadar yüzde 19’luk bir gelir kaybına uğrayacak.

    Bu zararlar, küresel ısınmayı iki derece ile sınırlamak için gereken azaltım maliyetlerinden altı kat daha büyük. Potsdam İklim Etkileri Araştırma Enstitüsü‘ndeki (PIK) bilim insanları, son 40 yılda dünya çapında bin 600’den fazla bölgeden elde edilen ampirik verilere dayanarak, değişen iklim koşullarının ekonomik büyüme üzerindeki gelecekteki etkilerini ve bunların kalıcılığını değerlendirdi.

    Küresel yıllık zararın 38 trilyon dolar olması bekleniyor

    PIK bilim insanı ve çalışmanın ilk yazarı Maximilian Kotz, “Kuzey Amerika ve Avrupa dahil olmak üzere bölgelerin çoğunda ciddi gelir düşüşleri öngörülürken, Güney Asya ve Afrika en ciddi şekilde etkileniyor. Bunlar, iklim değişikliğinin tarımsal verim, işgücü verimliliği veya altyapı gibi ekonomik büyümeyle ilgili çeşitli unsurlar üzerindeki etkisinden kaynaklanıyor” diyor.

    Genel olarak, küresel yıllık zararın 2050 yılında 19-59 trilyon Dolar aralığında olmak üzere 38 trilyon Dolar olacağı tahmin ediliyor. Bu zararlar temel olarak artan sıcaklıklardan kaynaklanmakla birlikte yağış ve sıcaklık değişkenliğindeki farklılıklardan da kaynaklanıyor. Fırtınalar veya orman yangınları gibi diğer aşırı hava koşullarının hesaba katılması bu rakamları daha da yükseltebilir.

    ABD ve AB için de büyük ekonomik maliyetler çıkacak

    Çalışmayı yöneten PIK bilim insanı Leonie Wenz, “Analizimiz, iklim değişikliğinin önümüzdeki 25 yıl içinde dünyanın hemen hemen tüm ülkelerinde, hatta Almanya, Fransa ve ABD gibi gelişmiş ülkelerde de büyük ekonomik zararlara yol açacağını gösteriyor” diyor.

    “Bu yakın vadeli zararlar geçmiş emisyonlarımızın bir sonucudur. Bunların en azından bir kısmından kaçınmak istiyorsak daha fazla adaptasyon çabasına ihtiyacımız olacak. Ve emisyonlarımızı büyük ölçekte ve derhal azaltmalıyız – aksi takdirde, yüzyılın ikinci yarısında ekonomik kayıplar daha da artacak ve 2100 yılına kadar küresel ortalamada yüzde 60’a varacaktır. Bu durum, iklimimizi korumanın bunu yapmamaktan çok daha ucuz olduğunu açıkça gösteriyor ve bu, yaşam kaybı veya biyolojik çeşitlilik gibi ekonomik olmayan etkileri hesaba katmadan dahi geçerlidir.”

    Bugüne kadar, iklim değişikliğinin neden olduğu ekonomik zararlara ilişkin küresel projeksiyonlar genellikle uzun vadeli ufuklar boyunca ortalama yıllık sıcaklıklardan kaynaklanan ulusal etkilere odaklanıyor.

    Araştırmacılar, son 40 yılda dünya çapında bin 600’den fazla bölgede iklimin ekonomik büyüme üzerindeki etkilerine ilişkin en son ampirik bulguları dahil ederek ve önümüzdeki 26 yıla odaklanarak, uzun vadeli projeksiyonlara ilişkin büyük belirsizlikleri azaltırken, sıcaklık ve yağış değişikliklerinden kaynaklanan yerel zararları zaman ve mekan boyunca çok ayrıntılı bir şekilde tahmin edebildiler.

    Bilim insanları ampirik modelleri en son teknoloji iklim simülasyonlarıyla (CMIP-6) birleştirdi. Daha da önemlisi, iklim etkilerinin geçmişte ekonomiyi ne kadar kalıcı olarak etkilediğini de değerlendirdi ve bunu da dikkate aldı.

    İklim krizi: En az sorumlu ülkeler en fazla zararı görecek

    Potsdam Enstitüsü Karmaşıklık Bilimi Araştırma Departmanı ve çalışmanın ortak yazarı Anders Levermann, “Çalışmamız iklim etkilerinin önemli ölçüde adaletsiz olduğunu vurguluyor: Neredeyse her yerde zarar görüyoruz, ancak tropik bölgelerdeki ülkeler zaten daha sıcak oldukları için en fazla zararı görecek. Bu nedenle daha fazla sıcaklık artışı en çok buralarda zararlı olacak” diyor ve ekliyor:

    “İklim değişikliğinden en az sorumlu olan ülkelerin, yüksek gelirli ülkelere kıyasla yüzde 60, yüksek emisyonlu ülkelere kıyasla ise yüzde 40 daha fazla gelir kaybına uğrayacağı tahmin ediliyor. Bu ülkeler aynı zamanda iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlamak için en az kaynağa sahip olanlardır. Karar vermek bize düşüyor: yenilenebilir bir enerji sistemine doğru yapısal değişim güvenliğimiz için gerekli ve bize para kazandıracak. Şu anda bulunduğumuz yolda devam etmek ise felaketle sonuçlanacak. Gezegenin sıcaklığı ancak petrol, gaz ve kömür yakmayı bırakırsak dengelenebilir.”

  • Marmaris Milli Parkı’ndaki tartışmalı kapı davası yargıya taşındı

    Marmaris Milli Parkı’ndaki tartışmalı kapı davası yargıya taşındı

    Marmaris İçmeler’deki Aşıklar Tepesi‘nde bulunan bir kapı ile yerel halkın milli parka girişini engelleniyor. Marmaris Kent Konseyi ve çeşitli sivil toplum kuruluşları tarafından yapılan başvurular sonucu, kapının Marmaris Kaymakamlığı ve Milli Parklar Müdürlüğü‘ne ait olduğu ortaya çıktı. Ancak bölgede inşaat faaliyetleri yürüten Sinpaş şirketi, bu kapıyı kullanarak halkın parka girişini engelliyor.

    2022’de kapıya zarar verilmesiyle ilgili olarak başlatılan soruşturma, şüpheli olarak Korcan Yılmaz‘ın yargılanmasına karar verilmesiyle sonuçlandı. Yılmaz’ın kapıyı kasten kırdığı iddiası, Cumhuriyet Savcılığı tarafından hazırlanan iddianamede yer alıyor. İddianamede belirtilen zararın 23 bin 10 TL olduğu ve bu zararın Sinpaş tarafından giderilmediği ifade ediliyor.

    Bu dava, Marmaris ve çevre illerdeki çevre koruma mücadelesinde önemli bir yer tutuyor. Yarın (19 Nisan’da) yapılacak olan duruşma, bu kapının hukuki statüsü ve halkın milli parklardan yararlanma hakkının korunup korunamayacağını belirleyecek. Davanın sonucu, aynı zamanda bölgedeki benzer çevre ve imar ihlallerine karşı hukuki mücadelede emsal teşkil edebilir.

    Marmaris Kent Konseyi yayınladığı açıklamada “Sinpaş’ın kentimizde yarattığı yıkıma karşı her alanda mücadele vermeye devam ediyoruz. Hatırlayacağınız gibi Sinpaş’ın tapulu parseli dışında ve Milli Parka ait alanda bulunan kapı nedeniyle defalarca firma personeli tarafından şiddete varan boyutlarda kamusal alan kullanımımız engellenmişti. Kapının kime ait olduğu yılan hikayesine dönmüş, sonunda ekte yer alan dilekçe cevabı ile kapının Marmaris Kaymakamlığı ve Marmaris Milli Parklar Müdürlüğü’ne ait olduğunu öğrenebilmiştik. İddianameden de göreceğiniz şekilde tam Aziz Nesinlik bir durumla karşı karşıyayız. Kapının sahibi olmayan Sinpaş şikayeti, Cumhuriyet Savcısı tarafından bir iddianameye ve ceza davasına dönüştürüldü” ifadelerine yer verdi.

    Marmaris Kent Konseyi ve çevre savunucuları, adaletin sağlanmasını ve halkın milli parklardan serbestçe yararlanma hakkının iadesini bekliyor.

  • Liderler, Okyanus Anlaşması’nın acilen onaylanması çağrısında bulundu

    Liderler, Okyanus Anlaşması’nın acilen onaylanması çağrısında bulundu

    Avrupa Birliği ve 13 ülkenin hükümetleri, dünya okyanuslarını aşırı avlanma ve diğer insan kaynaklı faaliyetlerden korumaya yönelik Birleşmiş Milletler (BM) anlaşmasının onaylanmasına öncelik verilmesi çağrısında bulundu.

    AB ve Belçika, Bermuda, Şili, Kosta Rika, Dominik Cumhuriyeti, Fransa, Almanya, Yunanistan, Güney Kore, Nijerya, Palau, Filipinler ve Seyşeller hükümetleri bu hafta Atina‘da düzenlenen “Okyanusumuz” konferansında (The Our Ocean Conference, OOC)  “Açık Denizler” anlaşmasının yürürlüğe girmesi için gereken 60 onayı süratle sağlamayı taahhüt etti.

    Açık denizlerdeki biyolojik çeşitliliğin korunmasına yönelik küresel anlaşma geçen yıl BM tarafından resmen kabul edildi ve “30’a 30” olarak bilinen 2030 yılına kadar Dünya’nın kara ve denizlerinin yüzde 30’unun korunması hedefine ulaşılması için önemli bir araç olarak görülüyor.

    30×30 nedir?

    COP15’te en çok bilinen tartışma konuları arasında “30’a 30” bulunuyor. Bu başlıkta 2030’a kadar Dünya’nın kara ve denizlerinin yüzde 30’unu koruma çağrısına yer veriliyor.

    COP15’te bu konuya iki grup öncülük ediyor: İlki hem karayı hem de denizleri korumaya çalışan ve ikincisi de yalnızca okyanusa odaklanan bir grup.

    Ayrıca Doğa ve İnsanlar için Yüksek Hırs Koalisyonu, Ocak 2021’de Paris’te gerçekleştirilen Tek Gezegen zirvesindeki lansmanından bu yana 114 imza toplamıştı ve koalisyon da 30×30 sözü vermişti.

    Malta adaları çevresindeki deniz seviyesinin 23 Şubat 2023’te Marsascala, Malta’da rekor seviyede; 50 cm düşmesinin ardından kıyı şeridinde genellikle su altında bulunan ağarmış algler görüldü. – Fotoğraf: Darrin Zammit Lupi-Reuters

    Dört ülke anlaşmayı resmen onayladı

    Şu ana kadar dört ülke – Palau, Şili, Belize ve Seyşeller – anlaşmayı resmen onaylarken 89 ülke de onaylama niyetlerini ifade ederek imzaladı.

    Reuters’ın aktardığına göre; geçtiğimiz günlerde Avrupa Birliği’nin bu yıl bir dizi girişimle okyanusu korumak ve sürdürülebilirliği teşvik etmek için 3.5 milyar avro (3.71 milyar dolar) harcamayı taahhüt ettiği bildirildi.

    Konferans sırasında toplamda 10 milyar dolar tutarında 400’den fazla yeni taahhüt açıklandı.

    AB’nin yıllık konferans sırasında açıklanan 40 taahhüdü, deniz kirliliğiyle mücadeleden sürdürülebilir balıkçılığın desteklenmesine ve mavi ekonomi olarak adlandırılan ekonomik faaliyetler için deniz ve tatlı su kaynaklarının sürdürülebilir kullanımına yönelik yatırımlara kadar uzanıyor.

    AB Komisyonu‘nun Çevre, Okyanuslar ve Balıkçılıktan sorumlu Üyesi Virginijus Sinkevicius, “Anlaşmanın yürürlüğe girmesi için gereken diğer 60 onayı da mümkün olan en kısa sürede toplamayı umuyoruz” dedi ve ekledi:

    “Okyanus bizim kim olduğumuzun bir parçasıdır ve ortak sorumluluğumuzdur.”

    Isınan okyanuslar

    Avrupa Birliği’nin Copernicus İklim Değişikliği Servisi geçen ay yaptığı açıklamada, 1979’a kadar uzanan verilere göre okyanus sıcaklıklarının Şubat ayında rekor seviyeye ulaştığını bidirdi. Aşırı avlanma ve plastik kirliliği de okyanuslar için önemli tehditler arasında bulunuyor.

    AB fonlarının büyük bir kısmı Kıbrıs, Yunanistan, Polonya, Portekiz ve İspanya‘da sürdürülebilir balıkçılık ve su ürünleri yetiştiriciliği alanında 14 yatırım ve bir reformu desteklemek için kullanılacak. Diğer AB girişimleri ise Afrika ülkelerinin mavi ekonomilerini geliştirmelerine yardımcı olmaya yönelik.

    Öte yandan Virginijus Sinkevicius, Yunanistan’ın ülkenin tüm deniz koruma alanlarında dip trol avcılığının yasaklanmasını da içeren 21 taahhüt için 780 milyon Avro harcayacağını bidirdi.

    Ülke ayrıca, biri deniz kuşlarının korunması için Ege Denizi‘nde ve diğeri deniz memelilerinin korunması için İyon Denizi’nde olmak üzere, AB’nin Natura 2000 çevre koruma alanları kapsamında korunan dört bin km2’den fazla alanı kapsayacak iki deniz parkı daha oluşturma sözü verdi.

    Yaptığı bir açıklamada Yunanistan Başbakanı Kyriakos Mitsotakis ise, “Zarar azaltma ve adaptasyon yeterli değil. Karayı ve denizleri zararlı insan faaliyetlerinden izole etmek ve doğaya iyileşmesi için alan açmak üzere koruma ve restorasyona da odaklanmalıyız” dedi.

    Ek olarak Yunanistan’ın Ege Denizi‘ndeki deniz parkı planından Türkiye rahatsız. Geçen hafta Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Atina’yı jeopolitik gündemi için çevre sorunlarını istismar etmekle suçladı.

    Buna karşılık Yunanistan ise Türkiye’yi “tamamen çevresel bir konuyu siyasileştirmekle” suçladı.

    Ekoloji aktivistleri de Yunanistan’ı İyon Denizi’ndeki doğalgaz arama planlarını durdurmaya çağırdı.

    “Okyanusumuz” konferansı, 2014 yılında başlatılmasından bu yana yaklaşık 130 milyar dolar değerinde 2 bin 160’tan fazla taahhüdü harekete geçirdi

  • Alarko Holding, 2023 yılında TMS 29 sonrası 28 Milyar TL kombine kâr elde etti

    Sürdürülebilir, yüksek getirili, dengeli ve likit bir portföy yapısı oluşturma hedefi doğrultusunda 2023 yılında başarılı girişimlere imza atan Alarko Holding, güçlü performansını sürdürmeye devam etti. 2023 yılında kombine bazda toplam 88 Milyar TL gelir elde eden Alarko Holding, 9 Milyar TL kombine yatırım gerçekleştirdi. Böylece şirketin son beş yıldaki kombine yatırımları 18 Milyar TL’ye ulaştı.

    Alarko Holding, ortak akıl çerçevesinde oluşturduğu finansal politikaları, etkin risk yönetimi, yüksek hassasiyetle takip ettiği nakit akışı, geleceğin dünyasını sürdürülebilirlik prensibiyle bugünden şekillendirmeye odaklı iş stratejileri ve dengeli bir portföy yapısına ulaşma hedefi doğrultusunda bünyesine dahil ettiği yeni iş kolları sayesinde, 2023 yılında da başarılı finansal sonuçlara imza attı. 2023 yılında TMS 29 uygulaması sonrası kombine satış geliri 88 milyar TL’ye ulaşan Alarko Holding’in aynı kapsamdaki kombine net kârı 28 milyar TL, konsolide kârı ise 7 milyar TL (TMS 29 etkisi dahil) olarak gerçekleşti.

    Alarko Holding’in ülke ekonomisine uzun vadeli değer yaratacak, çevresel ve sosyal faydayı merkeze alan yeni iş kollarına odaklanma vizyonu doğrultusunda kendisine stratejik öncelikli sektör olarak belirlediği tarım ve gıda sanayisi alanında gerçekleştirdiği yatırımlar, büyüme potansiyeline artı yönde katkı sağladı.

    “Kaydettiğimiz sonuçlar, Alarko Holding’in faaliyetlerini her koşulda başarıyla yürütebildiğini göstermektedir” 

    Finansal sonuçları değerlendiren Alarko Şirketler Topluluğu İcra Kurulu Başkanı Ümit Nuri Yıldız, 2023’ün dünyadaki ve bölgedeki gelişmelere paralel olarak pek çok riski aynı anda yönettikleri bir yıl olmasına rağmen, 70 yıllık deneyimleri, çevik yönetim anlayışları, etkin finans politikaları ve isabetli stratejik planlamaları sayesinde son derece başarılı sonuçlara imza attıklarına vurgu yaptı. Yıldız, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “2023 yılında TMS 29 uygulaması kapsamında kombine satış gelirimiz 88 milyar TL’ye ulaştı. Net kârımız kombine olarak 28 milyar TL seviyesinde gerçekleşti. Topluluk olarak 2023 yılını hedeflerimiz ve planlarımız doğrultusunda başarılı bir tablo ile tamamlamanın mutluluğunu yaşıyoruz. Kaydettiğimiz sonuçlar, Alarko Holding’in etkin yönetim kapasitesi sayesinde faaliyetlerini her koşulda başarıyla yürütebildiğini göstermektedir. Alarko’nun kurulduğu günden bu yana koruduğu prensipler, şirketimizin istikrarlı büyümesine olanak verirken, kendini kanıtlamış stratejik gücümüz ve dinamik iş modelimiz uzun vadeli başarımızın en önemli yapı taşlarını oluşturuyor.”

    “Alarko markasına uygun yatırım arayışlarımız 2024 yılında da gündemimizde olmaya devam edecek”

    2021 yılında başlattıkları dönüşüm ve değişim hareketinin olumlu sonuçlarını hızla görmeye başladıklarını da dile getiren Ümit Nuri Yıldız, “Alarko Holding’i bir portföy yönetim şirketi olarak konumlandırarak yeni bir yatırım stratejisi oluşturduk. Bu çerçevede farklı yatırım alanlarına yönelme kararı alarak 2023 yılında tarım ve yatırım sektörlerine güçlü bir giriş yaptık. Havacılık sektörüne giriş kararımız sonrası bu yönde ciddi mesafe kaydettik. Mevcut iş kollarımızı yeni yatırımlarla geliştirirken, ilgi alanımıza giren yenilikçi şirketlere ortaklık yoluyla yatırım yapmayı planlarımız arasına aldık. Alarko markasına uygun yatırım arayışlarımız 2024 yılında da gündemimizde olmaya devam edecek” dedi.

    “Örnek uygulamalarla sürdürülebilir ekonomik kalkınmaya ve toplumsal refaha katkımızı büyütmeye devam edeceğiz “

    Sürdürülebilirlik ve net sıfır hedeflerini tüm faaliyetlerine entegre etmek yönünde kararlı adımlar attıklarının altını çizen Yıldız, “2023 yılında paydaşlarımızla şeffaf şekilde paylaştığımız 2030 Sürdürülebilirlik Vizyonumuz ve Hedeflerimiz doğrultusunda, Topluluk şirketlerimizle ortak değer üretmeye başladık. Bu kapsamda hem şirketlerimize hem de yaşadığımız coğrafyaya değer ve katkı sunan hedef ve aksiyonlarımızı belirledik. Önümüzdeki yıllarda da her bir faaliyet alanımızda örnek uygulamalarla sürdürülebilir ekonomik kalkınmaya ve toplumsal refaha yönelik katkımızı büyütmeye devam edeceğiz.

    Organizasyonel yeteneklerimizi geliştirmeyi, şirketlerimize, çalışanlarımıza ve altyapımıza yatırım yapmayı sürdüreceğiz. Faaliyetlerimizi geliştirmeye, kârımızı ve verimliliğimizi artırırken bilançomuzu etkin şekilde yönetmeye, bu sayede uzun vadeli hissedar değeri yaratmaya ve aynı zamanda mali gücümüzdeki artış ivmesini korumaya kararlıyız” şeklinde konuştu.

    Yıldız sözlerini şöyle tamamladı: “Faaliyet gösterdiği sektörlerde hayata geçirdiği öncü uygulamalar ve kalıcı değer anlayışı ile 70 yıldır Türkiye’nin itibarlı kurumları arasında yer alan Alarko Holding, ülkemizin potansiyeline duyduğumuz sarsılmaz güvenle 2030 vizyonumuz doğrultusunda emin adımlarla ilerlemeye devam edecek.”

  • Üniversite Sıralamaları Gerçekten Üniversitelerin Bilimsel Tutum, Başarı ve Eğitim Kalitesini Ölçüyor mu? Yoksa!! .. İşin Pazarlaması mı? Yapılıyor

    Üniversite Sıralamaları Gerçekten Üniversitelerin Bilimsel Tutum, Başarı ve Eğitim Kalitesini Ölçüyor mu? Yoksa!! .. İşin Pazarlaması mı? Yapılıyor
    İbrahim Ortaş, iortas@cu.edu.tr
    Üniversite Sıralaması Yapan Kuruluşlara Artan Tepkiler Neyin Eleştirisi?
    Son dönemlerde dünyanın en iyi üniversiteleri sıralamasında 80’ci olan İsviçre’nin Zürih Üniversitesi THE (Times Higher Education World University Rankings) sıralaması sonuçlarının gerçeği yansıtmayan, sahte teşvikler yarattığını belirterek dünya sıralaması için artık veri sağlamayacağını açıklayarak sıralamadan çekilmiştir. Zürih üniversitesi haklı olarak “Sıralamalar genellikle üniversitelerin ürettiği bilginin içeriğinin kalitesine öncelik vermek yerine ölçülebilir çıktılar olarak yayın sayısını arttırmaya odaklanmasına yönelik teşvikler yaratmaktadır” gerekçesini sunarak sıralama değerlendiricilerine kötü notlar veren ve sayıları giderek artan küresel eğitim ağır topları listesine katılmıştır. Zürih (SWI swissinfo.ch‘a yayını) aynı zamanda QS, Shanghai, US News ve World Report gibi “diğer uluslararası sıralamalarla devam edip etmemeyi düşündüğünü” de eklemiş ve ‘şimdilik’ THE ile çalışmama kararı aldığını açıklamıştır.
    Dünya üniversite sıralamasını 1980’li yıllardan sonra uluslararası öğrenci hareketliliği artınca pek çok öğrencinin nerede en iyi eğitim göreceğine karar verirken üniversite sıralamalarını incelemesini fırsat bilerek eğitimi paralı hale getiren İngiltere ve ABD üniversiteleri başlattılar. Bu konuda Londra merkezli Times Higher Education (THE) sıralama kriterleri belirleyerek ölçümlerini yapma yoluyla üniversiteleri yayın, atıf, Nobel ödülü alan elemanları vs. gibi çoğu üniversitenin zor sağlayacağı ölçütler ortaya koydular. Ayrıca zaman içinde değişik ölçüm kuruluşları bu işi gelir kaynağı durumuna getirerek değerlendirdikleri üniversitelerden değerlendirme karşılığı para almaya başladılar.
    Bu konuda 05 09 2007 tarihinde yazdığım “Türk Üniversiteleri ilk 500 Sıralamasına Girebildi mi?” (Ortaş, 2007) başlıklı yazımda bilimsel olarak hangi başarıları göstererek ilk 500 sıralamasının içinde 5 üniversitemizin sıralamada kendilerine yer bulduğunu sorgulamıştım. Yazıma yeniden baktığımda THE kuruluşunun üniversitelere çok pahalı olan raporlarını aldırttığını ve bazı üniversitelerin sıralamada kendine yer bulmak için şirketler ile ilişki içinde olduklarını belirtmişim.   Maalesef geriye doğru baktığımızda THE ve QS gibi kuruluşların tamamen ticari amaçlı çalıştıkları görülüyor. Yaptığım analizlerle sık sık bazı üniversitelerin sırlamalarının sık değişimlerini başlangıçta anlayamamıştım. Üniversite sırlamaları konusunda kafa yoran, önemli çalışmalar yapmış değerli bir hocamızın ifadesi ile THE ve QS gibi şirketler “ürün” sattıkları üniversiteleri sıralamalarda hızlıca yükseltip birkaç yıl sonra tekrar geri sıralara indirdikleri biliniyor” diyor. Ancak bütün ölçütler geçeğin farklı oluğu sahadaki yansımalarından anlıyoruz.
    Zürih Üniversitesinin ve benzeri gelişmiş üniversitelerin haklı olarak gündeme getirdikleri gibi ölçülen yayın, atıf ve öğrenci sayılarından çok üniversitenin felsefi duruşu ile sanat, bilim ve toplum hizmetleri düzeyleri daha önemli olmalı. Asıl olan doğaya ve insana ilişkin bilinmezlikleri deşifre etmek, bilgi üretmek ve toplumun yaşam standartlarını yükseltecek aydınlatıcı bilgi paylaşımıdır.
    Diğer taraftan ülkelerin giderek farklılaşan kişi başı ulusal gelirleri, üniversitelere ayrılan bütçeleri ve bilime bakış açıları bazı üniversiteleri çok güçlendirirken, hâlen kütüphanesi olmayan, alt yapısı oluşmamış üniversiteler arasında yaratılmış olan yarıştan geriye düşmeme durumu gelişmekte olan ülkelerin üniversiteleri üzerinde baskı kurmaktadır. Eğitimin ve araştırmanın önemi artıkça Türkiye dâhil birçok ülke yurtdışına öğrenci göndererek yeni bilgi edinme ve teknoloji geliştirme peşinde koşmaktadır (Ortaş, 2022; Türkiye Üniversiteleri Olgusu). Batı ülkelerince gelişmiş üniversitelerinin bacasız fabrikalar olarak değerlendirilerek paralı eğitim sunmaları hizmet alanları seçici olmaya zorlamaktadır. Hangi ülkenin hangi iyi üniversitesine gideceklerini seçen öğrencilerin ve araştırmacıların yanı sıra üniversitelerin sıralamadaki yeri de ayrıca önemsenmektedir.
    Diğer taraftan üniversitelerin kendi içinde karşı karşıya olduğu sıralama kuruluşlarının yaptığı sıralamaların talep ettiği; akademik makale sayısı, atıf sayısı, uluslararası ilişkiler Nobel ve diğer ödül alan bilim insanı sayısı farklı kriterleri sağlamak için yeni önlemler almaya iten, zaman tüketici, pahalı uğraşılar.
    İşin Aslı Nitelikli Bilim İnsanı ve Akademik Yeterliliği Olan Öğrenciye Sahip Olmaktadır.
    Ancak şu gerçek ki, bütün itirazlarımıza rağmen üniversitelerimizin dünyadan kopmaması ve ülkemizin kendi ağırlığına yakışır sayıda araştırma ve eğitim kalitesi yüksek, nitelikli akademik kadroları olan, akademik başarısı yüksek öğrenciler tarafından tercih edilen üniversitelere sahip olması gerekmektedir. Uluslararası yarıştan kopmamak için kendi kulvarımızda üniversite sorumluluğumuzu yerine getirmek zorundayız. En azından üniversitelilik bilinci ile, reklam veya göz boyamak için değil, doğanın ve toplumun gizemlerini deşifre etmek, sorun çözmeye dayalı araştırma yapmak, nitelikli insan yetiştirmek ve toplumu aydınlatmak için kendimiz ile yarışmak zorundayız.
    Gelişmiş Üniversitelerin Yapabildiği Ancak Bizim Yapamadığımız Bilim İnsanı Yetiştirme Sorunu
    Çok önemsediğim “Doktora akademisyenin kuyruğudur, o nereye giderse, ömrü boyunca onu takip eder.” sözünün özü asıl olanın nitelikli doktora yapmaktır,  bunun için de doktorantın içinde yetiştiği ortamın kalitesinin yeterli olması gerekir. Nihayet YÖK yurtdışından alınan diplomaların denkliği için ilk 400 sıralamadaki üniversite diplomalarını kabul edeceğini belirterek akredite olmayan üniversiteye öğrenci göndermek istenmediğini açıklamaktadır. Bunun anlamı yurtdışında niteliği düşük üniversitelerde alınan diploma yerine bilimsel niteliği yüksek olan kurumlardan alınan diplomalara ihtiyaç oluğunu belirtiyor.
    Batının gelişmiş üniversitelerinin başarısının altındaki etmenlere bakıldığında alt yapı, bütçe ve diğer olanaklar yanında bilim insanı yetiştirme ve sistem içinde kapasite geliştirmenin yattığı görülmektedir. Şöyle ki:
    1-sistem kendi içinde bilim insanı özelliklerine sahip, araştırmacı ruhuna sahip, bilimsel düşünme ve üretme kapasitesine sahip insanlar yetiştiriyor.
    2- sistem akademik havuza, yani akademisyen havuzuna başarılı lisansüstü öğrencileri üzerinden sürekli olarak taze kan katmakta.
    3- akademik yükselmelerde üniversitenin asgari kriter ve normlarını dikkate alarak havuzdaki zayıf bireyleri elemekte, nitelik ve sürekliliği yüksek olanları seçerek akademik kadrolara alınmasını sağlıyor. Duygusallıktan çok işin niteliğine uygun objektif ölçüler içinde ciddi bir eleme sistemiyle bilimsel bilgi üretmeyen, yayınlamayan, bilime ve bilimsel eğitime katkı sunmayanları kendi içinde otomatik olarak eliyor.
    Ne yazık ki ülkemiz bilim insanı yetiştirme konusunda benimsenmiş ve üniversitelerce kabul görmüş bir bilim politikası ve bilim insanının başarısını izleyen sistem sahibi olmadı. Bilim yapın demekle bilimin yapılmadığı görülmüş olup bilgi çağına uygun yeni bir paradigma yaratılması kaçınılmazdır.
    Türkiye Çağdan Kopmamak İçin Öncelikle Kendi Bilim Politikasına Uygun Nitelikli Araştırma ve Eğitimin Kalitesini Yükseltmesi Gerekir.
    Uzun zamandır üniversiteler sıralamasını değerlendiren bir araştırıcı olmanın sorumluluğu ile prensip olarak ekonomik olarak ayrışmış dünyanın gelişmiş ülkelerinin bilime ayırdıkları bütçe, kaynak alt yapı olanakları ile çok sayıdaki yoksul ülkenin ayırabildiklerinin çok farklı olduğu bir durumda gelişmiş ülkelerin ölçüleriyle yapılacak bir yarış ve sıralama hakkaniyetli olmayacaktır. Gelişmiş ülkelerin üniversitelerinin sahip olukları yüksek bütçeleri ile sağladıkları nitelikli beyin göçü ve nitelikli öğrencilere burs imkânı karşısında gelişmekte olan ülkelerin üniversitelerinin yarışması çok kolay olmayacaktır. Nihayet dünyanın 193 ülkesinin geliri en yüksek olan yaklaşık 40 kadar ülkesi dünyada ilk 500 üniversitesi sıralamasında kendilerine yer bulmaktadır.
    Bugün bilimsel olarak önde olmanın bilinen reçetesi, nitelikli öğretim üyesi kadroları, akademik yeterliliği gelişmiş öğrenci kabulü, ileri teknolojiye sahip laboratuvar alt yapısı, yüksek araştırma bütçesi, kütüphane ve bilgiye erişim olanakları ve bilimsel konularda özgür düşünme ortamıdır. Eğer üniversitelerinizde nitelikli doktora yaparak bilgi üretecek, analitik düşünme becerisine sahip ve düşündüğünü rahatça ifade edebilecek ortam varsa orada yeni bilgi de üretilir, nitelikli bilim insanı da yetişir.
    Diğer ülkelerin artık batının milyar dolarlık araştırma bütçeleri ile yarışması mümkün olmadığı için bu ülkelerin kendi içinde kendi nitelikli araştırma stratejilerini ve iç denetim sistemlerini geliştirerek varlıklarını korumak durumundadırlar. Ülkemiz dünyadaki bilimsel gelişmelerden kopmadan kendi belirlediği bilim politikaları ve stratejilerini işlevselleştirmesi şimdilik en gerçekçi yaklaşım olacaktır. Dünyada gelişmenin ve kalkınmanın dinamosu bilimsel bilgi ve teknoloji geliştirmek oluğu için kuru kuru yarışa girmek yerine nitelikli bilgi üretimine yönelik yeni strateji ve paradigmalar geliştirmekten başka çaresi yoktur.
    Bütünlüklü bir bilim anlayışı ve planlama ile Türkiye üniversiteleri ve bilimi kısa sürede hak ettiği yeri alacağına inanıyorum. Yeter ki doğru politikaları ve doğru kişiler ile hedefe odaklanalım.