Kategori: Haberler

Haberler

  • Sakıp Sabancı, 20’nci Yıl Anma Töreninde Yapay Zeka Modeliyle Mesaj Yolladı

    Sabancı Üniversitesi Onursal Başkanı Merhum Sakıp Sabancı, aramızdan ayrılışının 20’nci yılında özel bir törenle anıldı. Sabancı Center’da düzenlenen “Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülleri ve 20’nci Yıl Anma Töreni” kapsamında “Sakıp Sabancı’nın Vizyonu: Küreselleşen Dünyamızda Geleceğe Yol Alırken Trendler, Riskler ve Fırsatlar” temalı bir de panel gerçekleştirildi. Panele Türkiye’den ve dünyadan önde gelen bilim insanları katıldı.

    Sabancı Üniversitesi Onursal Başkanı, hayırsever iş insanı merhum Sakıp Sabancı, aramızdan ayrılışının 20’nci yılında özel bir törenle anıldı. Sabancı Center’da düzenlenen anma törenine; İstanbul Valisi Davut Gül, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, akademi çevrelerinden temsilciler, iş, sanat, medya ve cemiyet dünyasının önde gelenleri, Sabancı Ailesi ve Koç Holding Onursal Başkanı Rahmi Koç başta olmak üzere dostları ile birlikte çok sayıda konuk katıldı.

    “Sakıp Sabancı’nın Vizyonu: Küreselleşen Dünyamızda Geleceğe Yol Alırken Trendler, Riskler ve Fırsatlar” konulu bir panelin düzenlendiği tören kapsamında Sabancı Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyesi E. Melisa Sabancı Tapan tarafından; Sakıp Sabancı’nın zihnini, bilgi birikimini ve düşünce tarzını yansıtmak üzere geliştirilmiş olan yapay zeka modelinin tanıtımı da yapıldı. Sakıp Sabancı ile ilgili tüm görsel, işitsel ve yazılı içeriklerin üretken yapay zeka teknolojileri tarafından işlenerek geliştirilen dijital model, 2004 yılında aramızdan ayrılan Sakıp Sabancı’nın fikirlerini bugüne taşırken, onun zihnini gerçeğe en yakın şekilde simüle edebiliyor.

    “Sabancı Üniversitesi, Sakıp Sabancı’nın gençlere, eğitime, bilime ve teknolojiye olan inancının en büyük yansıması”

    Törenin açılış konuşmasını Sabancı Üniversitesi Kurucu Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı yaptı. “Sakıp Sabancı, kendi deyimiyle; ülkesini çok seven, bu ülkenin bir evladıydı,” diyerek başlayan Güler Sabancı, sözlerine şöyle devam etti: “Ülkesinin her bir ferdini ayrı ayrı seven, her konuya, her kişiye ön yargısız ve yapıcı bakan, birlik ve beraberliğe, ortak akıl üretmeye çok önem veren, Türkiye aşığı ve Türkiye’nin muasır medeniyetler yolunda ilerlemesi için yılmadan çalışan bir kişiliğe sahipti. Şimdi bize düşen görev, onun fikirlerini ve değerlerini her daim yaşatmak ve gelecek nesillere aktarmayı sürdürmektir.”

    Sakıp Sabancı’yı vasiyetindeki gibi sosyal bilimlerle, insanla, toplumla ve bilimsel araştırmalarla da andıklarını belirten Güler Sabancı, “Sakıp Sabancı için Sabancı Üniversitesi’nin yeri çok ayrı ve ayrıcalıklıydı. Aramızdan ayrıldığında üniversitemiz 5 yaşındaydı. Şimdi 25 yaşında genç bir kurum. 11 binden fazla lisans mezunumuz var. Yüksek lisans ve doktora mezunlarımızın sayısı 6 binin üzerine çıktı. Ülkemizde akademi-sanayi iş birliklerinin en iyi örneklerini hayata geçirmiş bir kurum olarak şimdiye kadar 2 binden fazla proje gerçekleştirdik. Sabancı Üniversitesi, Sakıp Sabancı’nın gençlere, eğitime, bilime ve teknolojiye olan inancının en büyük yansıması oldu. Gerek eğitim anlayışı, gerekse üniversite yapılanması ile akademik ve bilimsel araştırma alanında Türkiye’de her zaman öncü ve yenilikçi oldu. Üniversitemizin Tuzla kampüsünün kalbinde Ulu Önder Atatürk’ün ‘Benim manevi mirasım, ilim ve akıldır’ sözü yer alıyor. Bu sözden de ilham alarak her zaman en ileri teknoloji ve en yenilikçi araştırmaların odağında yer almak için çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.

    2025 Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülleri’nin konusu belli oldu

    Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülleri’nin de alanında bir ilki başardığına dikkat çeken Güler Sabancı, şöyle konuştu: “Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülleri, Türkiye’de sosyal bilimler alanında uluslararası çapta verilen tek ödül programı. Program için merhum Sakıp Sabancı’nın vasiyetinde ayrı bir fon oluşturuldu. Ödül programı, şimdiye kadar ekonomiden sosyolojiye, Türk ve İslam sanatından, Türkiye tarihine kadar farklı birçok alanda onlarca genç araştırmacıyı ve alanında dünyadaki en iyi bilim insanlarını destekledi. Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülleri her yıl olduğu gibi önümüzdeki yıl da genç bilim insanlarını desteklemeye devam edecek. 2025 Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülleri’nin konusunu; ‘Dönüşen dünya düzeninde değerleri yeniden tasarlamak: Neler korunmalı, neler yeniden değerlendirilmeli ve tanımlanmalı?’ sorusundan hareket ederek belirledik. Şimdiden ödüle başvuracak genç bilim insanlarına başarılar dilerim.”

    Sakıp Sabancı yapay zeka ile mesaj verdi

    Sakıp Sabancı’nın torunu Sabancı Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyesi Melisa Sabancı Tapan, törende yaptığı konuşmada Sakıp Sabancı’nın kendisinden sonra gelen kuşaklara ilham verdiğini vurguladı. Melisa Sabancı Tapan, Sakıp Sabancı’nın vizyonunu gelecek nesillere taşıyabilme düşüncesinden aldıkları ilhamla, Sabancı’nın geniş içerik arşivi, videoları, metinleri, kitapları ve ses kayıtlarından faydalanılarak bir yapay zeka modeli geliştirdiklerini anlattı. Tapan konuşmasının ardından yapay zeka yardımıyla dedesi ile bir sohbet gerçekleştirdi.

    Duygusal anların yaşandığı sohbette, Melisa Sabancı Tapan’ın sorularına içten yanıtlar veren Sakıp Sabancı, hayata bakışı, toplumsal fayda, gelecek beklentileri gibi konulara değinerek şu mesajı yolladı: “2024’te sizlerle bir arada olma şansım olsaydı, ‘Hadi, bir bakalım önümüzdeki yıllar bize neler getirecek?’ derdim. İlk işim, bu çılgın hızda ilerleyen teknoloji dünyasına dalıp, ‘Acaba biz bunları işimize nasıl katabiliriz?’ diye düşünmek olurdu. Ardından topraklarımıza, suyumuza nasıl daha iyi bakabiliriz, işte bu benim için önemli. Günümüz diliyle sürdürülebilirlik, benim dönemimdeki ‘iyi komşuluk’, ‘doğayı koruma’ çabasıyla aynı şey aslında. Evet, 2024’te aranızda olaydım, yeni fırsatlar peşinde, tam gaz devam derdim. Durmak bize göre değil. ‘Yaparız’ diye bağırırdım. Her zaman dediğim gibi, en büyük gücümüz birliğimiz.”

    “Sakıp Sabancı’nın izinden giderek riskleri fırsatlara çevirmeliyiz”

    20’nci yıl anma töreninde gerçekleştirilen“Sakıp Sabancı’nın Vizyonu: Küreselleşen Dünyamızda Geleceğe Yol Alırken Trendler, Riskler ve Fırsatlar” paneli de büyük ilgi çekti. Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Meltem Müftüler-Baç moderatörlüğünde düzenlenen panele Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülleri Jüri Özel Ödülü kazananlarıLondon School of Economics and Political Sciences Ekonomi ve Yönetim Profesörü Lord Nicholas Stern, University College London Davranışsal Değişim Merkezi Direktörü Susan Michie ve Princeton Üniversitesi L.S. Rockefeller İnsani Değerler Profesörü Philip Pettit katılarak görüşlerini paylaştı.

    Lord Nicholas Stern, 21’nci yüzyıl büyüme ve kalkınmasının sürdürülebilir, dayanıklı ve uzun vadeli olması gerektiğini söyledi. Stern, “İklim krizi de gelecek açısından büyük bir risk taşıyor. 3 derecelik ısı artışıyla Güney Avrupa, Sahra Çölü’ne dönüşebilir. Şehirlerin enerji ortamını değiştirmemiz gerekiyor ve bu birçok fırsatı beraberinde getiriyor. Tüm bunlar başarılı sosyal bilimler sayesinde gerçekleştirilebilir; esnek sosyal bilimler ve insanlar, bu dönüşümü mümkün kılabilir. Risklerle başa çıkabileceğimize ve bunu yapmamız gerektiğine inanıyorum. İyi politikalar, iyi sosyal bilimciler ve bilimsel çalışmalar bu konuda bize yardımcı olabilir. Sakıp Sabancı’nın izinden giderek riskleri fırsatlara çevirmeliyiz” dedi.

    Profesör Susan Michie, panelde şu açıklamada bulundu: Geleceğin dünyasına henüz hazır değiliz. Davranış değişikliğini birçok seviyede gerçekleştirmeliyiz. Kolektif bir şekilde hareket etmeliyiz. Nüfusumuzu, toplumları eğitmeliyiz. Bir şeyleri daha iyi hale getirirken, yapay zeka gibi unsurlardan yararlanabiliriz. Bunun için demokratik kontrole, şeffaflığa ve hesap verebilirliğe ihtiyaç var. Su, gıda, hava kirliliği, pandemik hastalıkların önüne geçmek ve medikal teknolojinin geliştirilmesi için çalışmalar artırılmalı.”

    Profesör Philip Pettit, gelecek yıllarda dünyanın karşı karşıya kalması muhtemel riskleri; kaynakların kıtlığı, kitlesel nüfus geçişleri ve bilgi anarşisi olarak sıraladı. Gelecekte iklim sığınmacıları ile karşılaşılacağını dile getiren Pettit, ayrıca yaşlanan nüfusa dikkat çekti. Philip Pettit, “2070 yılında dünya nüfusu çok yaşlı olacak. Merak, en önemli erdemlerden biridir. Gençlerin her şeyi var saymak ya da kabul etmek yerine, kafa yorması gerekiyor. Bunun yanında sosyal medyada bilgi anarşisi yaşanıyor. Bu bakış açısıyla; ‘Sorgulanmayan hayat, hayat değildir’ diyorum” dedi.

    “Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülleri ve 20’nci Yıl Anma Töreni” panelin ardından plaket takdimleri ve anma filminin gösterimi ile sona erdi.

  • 2024 WFH Başkanlık Ödülü Türkiye Hemofili Derneği ve Prof. Dr. O. Bülent Zülfikar’a Verildi!

    Alanında hasta ve hasta yakınları ile sağlık insanlarını biraraya getiren Dünya Sağlık Organizasyonunun en büyük sağlık organizasyonlarından olan Dünya Hemofili Federasyonu (World Federation of Hemophilia – WFH) tarafından 21-24 Nisan 2024 tarihleri arasında Madrid’de düzenlenen WFH 2024 Uluslararası Kongresi’nde; Türkiye Hemofili Derneği Başkanı Prof. Dr. Bülent Zülfikar, “Yılın Başkanlık Ödülü”nün sahibi oldu.

    Hem sivil toplum kuruluşu (STK) olarak hem de başkanlık makamının birlikte değerlendirmeye alındığı kongrede, bu ödül, toplam 147 ülke arasından bu yıl yalnızca Türkiye’ye – Türkiye Hemofili Derneği’ne verildi. 

    Ülkemizin tüm illerinde (51 iline bizzat gidilerek, aktif şekilde) yaşayan hastalar ve aileleri ile tedaviye katkı sunan bilim insanları, sağlık hizmeti uygulayıcıları, bürokrat ve endüstri mensubu birey ve kurumlara 30 yılı aşkın süredir verdiği hizmet ve destekten ötürü ödüle layık görülen Türkiye Hemofili Derneği, Prof. Dr. Bülent Zülfikar başkanlığında kalıtsal kanama bozukluğu yaşayan kişilerin hayat kalitelerini iyileştirme adına kararlılığını ortaya koyuyor.

    İstanbul’da 2008 yılında düzenlenen 28. Dünya Hemofili Kongresine de ev sahipliği yapmış olan Türkiye Hemofili Derneği; dünyadaki kalıtsal kanama bozukluğu olan hastalardan yaklaşık 140 bin kadarına ve onların yakınlarına “WFH Twining (eşleştirme) Programı” kapsamında, ülkelerin ilgili kuruluş ve tedavi merkezleriyle dayanışma içinde yaptığı sağlık, eğitim ve sosyal amaçlı girişimler, yardımlar ve yerinde uygulamalar, kurslar sayesinde küresel gelişime de katkı veriyor.

    “Hastadan-Hastaya uygulamalı hastalık yönetimi ve yaşam becerisi geliştirme” eğitimleri

    Türkiye Hemofili Derneği tarafından, ülkemiz ve komşu, kardeş ülkelerdeki –kalıtsal kanama bozukluğu- tanısı alan hastalar ve yakınlarına özel, 5 – 10 gün sürelik olarak düzenlenen kamplarda; gece-gündüz olmak üzere yaşamın çok sayıdaki kesiti üzerinden uzmanlarla birlikte özel tasarlanmış uygulamalı eğitimler veriliyor. 11 binin üzerinde katılımcıyla gerçekleştirilen bu kamplarda, ayrıca  sosyal uyum/gelişim öğeleri de göz önünde bulunduruluyor.

    Yaklaşık 147 kişiye burs sağlandı

    Bugüne kadar, Lisans ve Lisan Üstü seviyesinde eğitimlerini sürdüren 147 Hemofili ve benzeri sorunu olan gence burs desteği veren Türkiye Hemofili Derneği’nin, aynı zamanda kanama bozukluğu yaşayan gençlerin sporda yüzme dalındaki eğitimlerine verdiği destekle, Milli Takım Avrupa’da 3.lük derecesi elde etmişti.

    Anne ve Babalar için “Ebeveyn Hastalık Yönetimi” Programı

    Derneğin, sağlık çalışanlarına sunduğu eğitim ve çalışma programlarının yanı sıra kanama bozukluğu yaşayan kişilerin ebeveynleri için de psikolojik tedavi uygulamaları, fizyoterapi hizmeti ve beslenme yönetimi desteği bulunuyor.

  • Hedef: daha çok Çinli turist…  

    Hedef:

    daha çok

    Çinli

    turist…

     

    Necdet Buluz

     

     

    Yetkililer bu sezon 1 milyon Çinli turist bekliyor. Ancak, Çinli turist için daha çok çaba göstermemiz gerekiyor.

    Çin, 2018 yılını “Türkiye Turizm Yılı” ilan etmiş, 2019’da Çin’den Türkiye’ye gelen turist sayısında 426 binle rekor kırılmıştı.

    Kültür turizminde önemli bir yer tutan Çinli turist için ulaşım ve yemek çok önemli. Çinli yetkililer Çin’de Türkiye’nin daha iyi tanıtımının yapılması gerektiğini söylüyorlar.

    Çinliler zenginleşiyor. Zengin sayısı arttıkça yurt dışında tatile çıkan sayısında da artış oluyor. Yılda 200 milyon Çinli yurt dışına çıkıyorsa bunun yanında 1 milyonun lafı olur mu? Pastadan daha fazla pay almamız gerekiyor.

    Pandemi döneminden sonra küresel turizmde toparlanma yılı olarak kabul edilen 2024 yılında dünyanın en kalabalık nüfusa sahip ikinci ülkesi Çin’den yapılan seyahatler de önem taşıyor.

    2020 yılında küresel pandemi ilan edilmesi, özellikle Çin için olumsuz bir süreç başlattı. Koronavirüsün kaynağı olarak Çin’in Wuhan kenti gösterilmesi, ülkeden seyahat edenler üzerinde olumsuz algı oluşmasına neden olsa da süreç içinde bu durum pozitife döndürüldü.

    2023’te yasakları kaldıran Çin, Eylül 2023’te Türkiye’ye tur satışlarını yeniden başlattı. Geçtiğimiz yıl Türkiye’yi transit yolcularla birlikte ziyaret eden Çinli turist sayısı 248 bin olarak gerçekleşti, bunun 50 bini eylül-aralık döneminde paket satın alıp, tatil yapanlar oluşturdu.

    Turizmciler, 2024 yılında Çinli turist sayısında patlama bekliyor. Erken rezervasyonlar ve satışı gerçekleşen paketler şimdilik bu beklentiyi destekler nitelikte.

    Ülkeden gelen turist sayısının 7 kat gibi büyük bir oranda artması düşünülüyor.

    Sadece deniz-kum-güneş turizmi beklentisi olmayan Çinli turistlerin kültürel ve tarihi miraslara ilgisi büyük. Çin vatandaşlarının favori destinasyonları ise Kapadokya ve İstanbul. Bir de Çince bilen rehberlerin çoğalması gerekiyor. Çinliler yemek konusunda da seçici bir millet. Çin restoranların çoğalması kaçınılmaz.

    2016 yılında İstanbul’u ziyaret eden Çinli turistlerle yapılan bir araştırma çalışması Çinli turistlerin profilini ve seyahat motivasyonlarını belirleme konusunda örnek olarak alınabilir. Araştırmanın genel evrenini Çin’den gelen turistler, uygulama evrenini ise 2016 yılında İstanbul’a gelen Çinli turistler oluşturuyor.

    -İstanbul’a gelen Çinli turistlerin yüzde 56’sı kadın, yüzde 43’ü erkeklerden oluşuyor.

    -Çoğunluğu (yüzde 67) özel sektör çalışanı

    -Yaş grupları bakımından çoğunluğu 36 ve üzeri yaş grubunda

    -Katılımcıların yüzde 51’i bekar, yüzde 67’si çocuk sahibi değil.

    -Büyük çoğunluğu (yüzde 82) seyahatlerini seyahat acenteleri aracılığı ile organize ediyor.

    -Yüzde 35’inin lisans ve yüzde 27’sinin ön lisans mezunu oldukları görülüyor

    -Büyük çoğunluğu (yüzde 74) bin dolar ve üzeri gelir elde ediyor.

    Katılımcıların cevaplarına bakıldığında büyük bir bölümünün (yüzde 71) 4 ve 5 yıldızlı otel işletmelerinde konakladıkları görülüyor. Konaklama süreleri incelendiğinde ise en fazla 2 gece (yüzde 32) konakladıkları anlaşılıyor. Ancak 5 gece ve üzeri konaklayanların oranı da (yüzde 27) olarak kaydedildi.

    Katılımcıların büyük bir bölümü (yüzde 78) seyahatlerini bir aydan daha uzun süre önceden planlamış. Bu seyahatlerindeki harcama tutarlarına bakıldığında ise katılımcıların yüzde 55’i bin doların üzerinde harcama yaptıkları görülüyor.

    Çinli turistlere Türkiye’de hangi destinasyonları ziyaret ettikleri sorulduğunda Kapadokya’nın öne çıktığı görülüyor. Öne çıkan diğer iki destinasyon ise Bursa ve Safranbolu oldu.

    Bu da Çinli turistlerin Türkiye’yi daha çok tarihi ve kültürel amaçlı ziyaret ettiklerini gösteriyor.

    Türkiye algılarının da değerlendirildiği araştırmada katılımcılara ne düşündükleri sorulmuş. Türkiye’ye gelmeden önce yüzde 15 olumsuz ve yüzde 84 kararsız iken, geldikten sonra olumsuzların olmadığı kararsızların 15’e düştüğü ve olumluların 116’ya yükseldiği görülüyor.

    Araştırmaya katılan Çinli turistlere Türkiye’ye gelmeden önce ülke hakkında bilgi kaynakları soruluyor. Buna göre Çinli turistlerin en fazla başvurdukları bilgi kaynakları seyahat acenteleri, arkadaş çevresi ve sosyal medya araçları olarak öne çıkıyor.

    Araştırma sonuçlarına göre bazı çıkarımlar yapmak elbette mümkün. Buna göre;

    -Türkiye önemli destinasyonlarını sosyal medya araçları aracılığı ile tanıtma yöntemine daha yoğun gidebilir ve bunun için Çince dili kullanılabilir

    -Türkiye’de Çince bilen rehberlerin yetiştirilmesi konusunda teşvik ve destekler sağlanabilir, turizm eğitimi veren kurumların müfredatlarında Çinceye yer verilebilir.

    -Çin’in önde gelen tur operatörleri, seyahat acente yetkilileri, havayolu temsilcilerine Türkiye’nin kültürel destinasyonlarına ilişkin tanıtımlar artırılabilir.

    Turizmcilere göre 2024 pandemi sonrası yeniden toparlanma yılı olacağı için her zamankinden çok daha fazla efor sarf edilmesi gerektiği düşünülüyor. Bu kapsamda Çinli turistlerin önemi göz ardı edilmemelidir.

     

  • IX.İstanbul Karbon Zirvesi Başlıyor

    IX.İstanbul Karbon Zirvesi Başlıyor

    İŞ DÜNYASI İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ KAYNAKLI RİSKLER, FIRSATLAR ve KARBON TİCARETİNİN YEŞİL AKÇE CAZİBESİ İÇİN İTÜ’DE

    DÜŞÜK KARBON KAHRAMANLARI ÖDÜL TÖRENİ YAPILACAK

    İklim değişikliğinin etkileri günlük ve endüstriyel yaşamda her yerde bizimle. Bu gidişata dur demek için sebep olduğumuz sera gazı emisyonlarını azaltma, karbonu en iyi yönetip risk ve fırsatları iyi bilerek karbon ticareti avantajıyla ilerleme gerek. İş dünyası liderleri konusunun ilki ve teki 9. İstanbul Karbon Zirvesi’nde düşük karbon ekonomisi yollarındaki karbon ticareti yeşil akçe cazibesini ortaya koyacak.

    Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ana desteğinde Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği (SÜT-D), 9. İstanbul Karbon Zirvesi’ni  “İklim Değişikliği Kaynaklı Riskler, Fırsatlar ve Karbon Ticareti” teması ile 6-7 Mayıs 2024 tarihinde “Karbon Nötr” gerçekleştirecek. Yeşil Dönüşüm İçin Finansal Fırsatlar; Karbon Yönetimi ve Endüstri; Karbon Yönetimi ve Enerji; İş Dünyasında Karbon Yönetimi ve Ticareti adlı oturumlarda iş dünyası liderleri yeşil, dijital, döngüsel dönüşümleri için başarı ve planlamalarını, güçlü seslerini paydaşlara sunarken düşük karbon ekonomisi yollarındaki karbon ticareti yeşil akçe cazibesini konuşacak.

    Konusunun ilki ve teki, karbon nötr gerçekleştirilecek zirvede yeşil akçe cazibesi

    İTÜ Öğretim Üyesi ve SÜT-D Başkanı Prof.Dr.Filiz Karaosmanoğlu konusunun ilki ve teki etkinliğimiz bu yıl ülkemizin yeşil, dijital, döngüsel değişmek için dönüşüm yolunda başta ihracatçılarımız olmak üzere endüstrimiz için ayrı mühim. ST Climate desteğinde “Karbon Nötr” gerçekleştireceğimiz, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İklim Değişikliği Başkanı Prof.Dr. Halil Hasar’ın delegelere hitap edeceği zirvemizde iş dünyası lider kuruluşlarının üst yöneticileri konuşurken düşük karbon ekonomisi yolundaki karbon ticareti yeşil akçe cazibesi irdelenecek dedi.

    Yeşil dönüşüm için finansal fırsatlar nedir?

    Prof. Karaosmanoğlu “Yeşil dönüşümde iklim değişikliği ile mücadele, mevcut yatırımların iklim dirençli olması, yeni yatırımlar için finansmana erişim ve sürdürülebilir bankacılık önemli. Bu başlığı Yeşil Dönüşüm İçin Finansal Fırsatlar oturumumuzda Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Kredi Kayıt Bürosu, Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası; Türkiye Sınai Kalkınma Bankası ve Uluslararası Sermaye Piyasası Birliği(ICMA) konuşmacılarıyla masaya yatırarak iklim finansmanı son gelişmelerini, fırsatları öğreneceğiz“  vurgusu yaptı.

    Endüstrinin güçlü sesi

    Dr. Karaosmanoğlu “Karbon Yönetimi ve Endüstri ile Karbon Yönetimi ve Enerji oturumlarında endüstrinin güçlü sesini dinleyeceğiz. En güncel odak konumuz olan “Üretim, İhracat ve Avrupa Birliği Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması: Türkiye Hazır mı? konusunu İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçılar Birliği(İKMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Adil Pelister değerlendirecek. İş Dünyasında Karbon Yönetimi ve Ticareti oturumunda ise mevzuat, standartlar, ulusal ve uluslararası gelişmeler ışığında karbon piyasası ve karbon ticareti masada olacak hususuna dikkat çekti.

    Karbonunu en iyi yönetenlerin ödülleri

    Dr. Karaosmanoğlu  zirvede SÜT-D 2024 Küçük Karbon Kahramanı gösterisi ile SÜT-D 2024 Düşük Karbon Kahramanı ödül töreni yapılarak karbonunu en iyi yönetenlerin ödüllendirileceğini belirterek QS Dünya Üniversite Sıralamaları: Sürdürülebilirlik 2024 genel sıralaması çevresel etki kategorisinde Türkiye’de 1. olan İTÜ’ye, zirveye paydaşları davet etti.

  • Türkiye Müteahhitler Birliği’nde  yeni Genel Sekreter Fuat Kasımcan oldu

    Türkiye Müteahhitler Birliği’nde  yeni Genel Sekreter Fuat Kasımcan oldu

    Türkiye Müteahhitler Birliği’nde 

    yeni Genel Sekreter Fuat Kasımcan oldu

    Türkiye’nin en köklü sivil toplum kuruluşlarından olan Türkiye Müteahhitler Birliği’nin (TMB) yeni Genel Sekreteri 1 Mayıs 2024 tarihi itibariyle Fuat Kasımcan oldu. Kamuda yurt içi ve yurt dışı çeşitli görevlerde bulunan Kasımcan, 2011-2012 yılları arasında Ekonomi Bakanlığı Anlaşmalar Genel Müdürlüğü’nde, Yurt Dışı Müteahhitlik Hizmetleri Daire Başkanı olarak görev almıştı.

    Ekonominin genelinde 200’ün üzerinde alt sektöre yarattığı talep ve istihdam gücüyle lokomotif rolü üstlenen inşaat sektörünün önde gelen kuruluşlarını temsil eden Türkiye Müteahhitler Birliği’nde (TMB) üst düzey bir görevlendirme gerçekleştirildi. TMB’nin yeni Genel Sekreteri 1 Mayıs 2024 tarihi itibariyle kamuda birçok görev üstlenen Fuat Kasımcan oldu.

    1991 yılında ODTÜ İktisat bölümünden mezun olan Fuat Kasımcan, 1992 yılında Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’nda Uzman Yardımcısı olarak göreve başladı. Dış Ticaret Müsteşarlığı, Ekonomi Bakanlığı ve Ticaret Bakanlığı’nda; Uzman, Daire Başkanı ve Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yaptı. Kasımcan, 2011-2012 yılları arasında Ekonomi Bakanlığı Anlaşmalar Genel Müdürlüğü’nde, Yurt Dışı Müteahhitlik Hizmetleri Daire Başkanı olarak görev almıştı. 

    Yurt dışı görevlerde de bulunan Kasımcan, 1999-2002 yılları arasında T.C. Kuveyt Büyükelçiliği’nde, 2007-2010 yılları arasında T.C. Prag Büyükelçiliği’nde Ticaret Müşavirliği yaptı.

    Kasımcan, son olarak Tarım ve Orman Bakanlığı Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdürü olarak görev yapıyordu.

    Görev süresi boyunca Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Anlaşmaları, Serbest Ticaret Anlaşmaları, Tercihli Ticaret Anlaşmaları, Hizmet Ticareti Anlaşmaları müzakerelerinde yer alarak, bu müzakereleri yürüten Kasımcan, Dünya Ticaret Örgütü başta olmak üzere, Ticaret Bakanlığı ve Tarım ve Orman Bakanlığı’nın görev alanına giren konular ile ilgili olarak Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü, Gıda ve Tarım Örgütü gibi uluslararası kuruluşlar, İSEDAK, Ekonomik İşbirliği Teşkilatı, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü gibi bölgesel örgütler nezdinde çalışmalara katıldı.

    İngilizce bilen Fuat Kasımcan, evli ve 3 çocuk babasıdır.

  • 11. YEŞİLAY BİSİKLET TURU 5 MAYIS PAZAR GÜNÜ DÜZENLENİYOR

    11. YEŞİLAY BİSİKLET TURU 5 MAYIS PAZAR GÜNÜ DÜZENLENİYOR

    11. YEŞİLAY BİSİKLET TURU 5 MAYIS PAZAR GÜNÜ DÜZENLENİYOR

    TUR, TÜRKİYE’NİN 81 İLİNDE SAAT 10.30’DA EŞ ZAMANLI BAŞLAYACAK

    (İLERDEKİ BİSİKLET TURU BAŞLANGIÇ NOKTALARINI VE GÖREVLİ ŞUBE TEMSİLCİLERİNİN İLETİŞİM BİLGİLERİNİ EKTEKİ DOSYALARDAN GÖREBİLİRSİNİZ)

    Yeşilay’ın 2011 yılından bu yana organize ettiği Geleneksel Yeşilay Bisiklet Turu’nun 11’incisi, 5 Mayıs 2024 Pazar günü “Sağlıklı yaşamın keyfini birlikte sürelim” sloganıyla düzenlenecek. T.C. Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Türkiye Bisiklet Federasyonu’nun iş birliğiyle Türkiye’nin tüm şehirlerinde eş zamanlı düzenlenecek Geleneksel Yeşilay Bisiklet Turu, 10 bini aşkın bisiklet severi bir araya getirerek bağımlılıkların zararlarına dikkat çekecek ve sağlıklı yaşam bilincinin artmasına katkıda bulunacak.

    Spor yaparak bağımlılıklarla mücadelenin önemini vurgulamak ve sporu daha geniş kitlelere yaymak için yıl boyunca bisiklet turları düzenleyen Yeşilay’ın bu yıl 11’incisini düzenleyeceği Geleneksel Yeşilay Bisiklet Turu için geri sayım başladı.

    Türkiye’nin en büyük bisiklet organizasyonlarından biri olan ve Ziraat Katılım, Kahve Dünyası, Bisan ve Türkiye Sigorta’nın katkılarıyla düzenlenen Geleneksel Yeşilay Bisiklet Turu’nun 11’incisi, 5 Mayıs Pazar günü yapılacakYeşilay şubeleri, Yeşilay Spor Kulüpleri, gönüllüler ve bisiklet severlerin katılımıyla 81 ilde eş zamanlı yapılacak etkinlik, İstanbul’da Sarayburnu’ndan başlayıp Yedikule sahil yolu (Kennedy Cad.), Genç Osman Caddesi, 10. Yıl Caddesi, Topkapı, Edirnekapı, Ayvansaray, Balat ve Eminönü’nden geçerek Sepetçiler Kasrında sona erecek. “Sağlıklı yaşamın keyfini birlikte sürelim” sloganıyla düzenlenen tur, diğer illerde de şehrin önemli merkezlerinden geçerek Türkiye genelindeki bisikletseverleri bir araya getirecek…

    Yeşilay Genel Başkanı Prof. Dr. Mücahit Öztürk, her yaştan profesyonel ve amatör bisikletseverin katılımına açık olacak etkinlikle ilgili şunları söyledi: “Hareketli yaşamı desteklemek ve bağımlılıkla mücadele amacıyla bu yıl on birincisini gerçekleştireceğimiz Yeşilay Bisiklet Turu’nda hep birlikte pedal çevirerek bağımlılıklara karşı farkındalık oluşturacağız. Tüm bisiklet severleri, katılımın her yıl giderek arttığı turumuza bekliyoruz

    Yeşilay Hakkında

    1920 yılında faaliyetlerine başlayan, dünyanın önde gelen sivil toplum kuruluşlarından biri olan Yeşilay; insan onurunu ve saygınlığını temel alır. Tüm toplumu ayrım gözetmeden zararlı alışkanlıklardan korumak için çalışır. Millî ve ahlaki değerleri önceler. Ulusal ve uluslararası düzeyde önleyici ve rehabilite edici halk sağlığı ile savunuculuk çalışmaları yürütür. Alkol bağımlılığıyla mücadele hedefiyle kurulmuş; kuruluşundan günümüze bağımlılık türleri artıkça Yeşilay’ın tüzüğüne yeni çalışma alanları eklenmiştir. Alkolden sonra; tütün, madde, kumar ve teknoloji bağımlılığı mücadele alanlarına dâhil olmuştur.

    Türkiye genelinde 120 Yeşilay şubesi, dünya genelinde 97 Ülke Yeşilay’ı bulunmaktadır. 2015 yılında kurulan Yeşilay Danışmanlık Merkezleriyle (YEDAM) bağımlı bireylere ve yakınlarına ücretsiz ayaktan psikososyal destek hizmeti verilmektedir. Türkiye’nin 81 ili ve KKTC’de olmak üzere toplam 107 YEDAM bulunmaktadır. YEDAM’a 115 Danışma Hattı üzerinden ulaşılabilmektedir.

    Türkiye’ye özgü bir bağımlılık rehabilitasyon sistemi olan her biri 40’ar yataklı Yeşilay Rehabilitasyon Merkezleriyle Bursa ile Diyarbakır’da alkol ve madde bağımlısı bireylere yatarak hizmet verilmektedir.

    Toplumu bağımlılıklardan korumak ve bilinçlendirmek için yaptığı çalışmalarından dolayı Yeşilay, 1934 yılından bu yana “Kamuya Yararlı Cemiyetler” arasında yer almaktadır. “Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi (ECOSOC) Özel Danışmanlık Statüsü”ne ve “Avrupa Kalite Yönetimi Vakfı (EFQM) Türkiye Mükemmellik Ödülü”ne sahiptir.

  • Muhtarların gözü yeşil pasaport ve belediye meclis üyeliğinde

    Türkiye Muhtarlar Federasyonu Genel Başkanı Ramazan Özünal, muhtarların aynı zamanda belediye meclis üyesi olmasını ve muhtarlara yeşil pasaport verilmesini talep ettiklerini söyledi.

    Türkiye Muhtarlar Federasyonu Genel Başkanı Ramazan Özünal, muhtarlıkların maliyetinin yüksek olması ve işlevlerinin azalması gibi gerekçelerle kaldırılması gerektiği görüşüne yanıt verdi. Muhtarlar olmadan toplumsal hayatın zorlaşacağını söyleyen Özünal, muhtarların aynı zamanda belediye meclis üyesi olması gerektiğini söyledi.

    Elips Haber’den Deniz Dalgıç’a konuşan Özünal, muhtarların kaldırılmasının ara ara gündeme geldiğini belirterek, “Muhtarsız toplum zorlaşır. Karar hükümetin. Şu an kapatılması gibi bir durum söz konusu değil. Seçimler oldu, bitti. Bu konular gündeme gelecektir. Ancak asparagas haber” dedi.

    E-devletin aktif olarak kullanılmaya başlamasıyla muhtarlıkların işlevinin azaldığı görüşüne ilişkin değerlendirmelerde bulunan Özünal, “E-devlet ile vatandaşların internet üzerinden evraklarını alması kolaylaştı. Ülkemiz çağdaş dünya standartlarına geliyor. Her şey ikametgah kağıdı, nüfus cüzdanı sureti değil. Muhtarın başka asli görevleri var. Muhtar devlet ve millet arasında hizmet köprüsüdür. Milletin kafasının içindeki düşünceleri alır, uygulaması gereken yerde gerekli yerlere iletir. Takdir yine hükümetindir. Kapatmak isterse kapatır” diye konuştu.

    Muhtarların taleplerini de sıralayan Özünal, “Muhtarların tesisleri yoktu, yapıldı. İnternetleri yoktu, internetleri yapıldı. Bunlar kanunlaştı. Kanunlaşınca her belediye muhtarlıklara imkan tanımaya başladı. İnternetini yapıyor, bilgisayarını koyuyor, teftişini yapıyor. Muhtarın her şeyi tamam mı? Hayır. Diğer devlet memurları gibi pasaportumuz olsun. İkinci talebimiz ise, çok büyük, yoğun mahalleler var. 20-30 bin nüfuslu mahalleler, köyler var. Bunlara ülke genelinde bir kota koyulmalı. Bunlar hem muhtar hem de meclis üyesi olsun. Hizmet veren muhtarlara onurlandırma bakımından yeşil pasaport verilsin” ifadelerini kullandı.

  • Ülkemize 2024’ün ilk 2 ayında 23 kruvaziyer gemisi geldi.

    YÜZDE 12’LİK ARTIŞ YAŞANDI, KRUVAZİYERDE REKORLARIN KIRILACAĞI BİR YIL OLACAK!

    “Ülkemize 2024’ün ilk 2 ayında 23 kruvaziyer gemisi geldi. Bu, aynı zamanda bir rekor. Çünkü en son 2015’te 22 gemi gelmişti. Yolcu sayısına baktığımızda 24 bin 881 kişinin geldiğini görüyoruz. En son 2011’de bu alanda gemiyle 28 bin yolcu gelmişti. Yani bu da bir rekor…” diyen Camelot Maritime Yönetim Kurulu Başkanı Emrah Yılmaz Çavuşoğlu, yatırımlarla dünyanın ilk 3 kruvaziyer ülkesinden biri olmamız gerektiğini söyledi.

    Akdeniz Çanağı’nın en önemli turizm destinasyonları arasında yer alan Türkiye, 2024’ün ilk 2 ayında 4,3 milyon turist ağırladı. Türkiye’yi ziyaret eden ilk 3 ülkeyi; İran, Rusya ve Bulgaristan oluşturdu.

    Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın verilerine göre Türkiye’ye 2023’te gelen yurt dışı ziyaretçi sayısı 56 milyon 693 bin 837 oldu. Bu ziyaretçilerin 49 milyon 209 bin 180’i yabancı, 7 milyon 484 bin 657’i gurbetçilerden oluştu.

    OCAK-ŞUBAT DÖNEMİNDE %12’LİK ARTIŞ YAŞANDI, HEDEF 100 MİLYON TURİST

    Kruvaziyer turizminde 2024 yılı açısından ilk aylar olmasına rağmen işlerin iyi gittiğine işaret eden Türkiye’de yabancı sahipli bir yolcu gemisini işleten ilk firma olan Camelot Maritime’ın Yönetim Kurulu Başkanı Emrah Yılmaz Çavuşoğlu, “Yılın ilk 2 ayının verilerine baktığımızda ülkemize 4,3 milyon turist geldiğini görüyoruz. Sınır-giriş çıkış istatistiklerine göre, Türkiye, ocak ayında 2024’te 2 milyon 47 bin 27, şubat ayında 2 milyon 294 bin 579 yabancı ziyaretçiyi ağırladı. Geçen yılın aynı döneminde 3 milyon 876 bin 381 yabancı ziyaretçi Türkiye’ye girdi” dedi. Turist sayısında artış olduğunu kaydeden Çavuşoğlu, bu verilere göre, bu yılın Ocak-Şubat döneminde Türkiye’yi ziyaret eden yabancı sayısının geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 12 artarak, 4 milyon 341 bin 606 olduğunu söyledi. 2023’te ve 2024’ün ilk 2 ayında, Türkiye’yi ziyaret eden turist sayısının toplam 61 milyon 35 bin 443 olarak tespit edildiğini belirten Camelot Maritime’ın Başkanı Çavuşoğlu, Türkiye’ye ocak ve şubat ayında en çok ziyaretçi gönderen ülkenin, 437 bin 905 kişi ile İran olduğunu, İran’ı 433 bin 654 kişi ile Rusya, üçüncü sırada ise 345 bin 301 kişi ile Bulgaristan olduğunu belirtti. Bulgaristan’ı sırasıyla Almanya ve Gürcistan izledi.

    TURİZM GELİRİNDE ARTIŞ YAŞANDI, İSTANBUL İLK SIRADA

    Ülkemize gelen ziyaretçilerde İstanbul’un ilk sırada yer aldığını kaydeden Çavuşoğlu, İstanbul’u sırasıyla Edirne, Antalya, Artvin ve Ağrı’nın takip ettiğini belirtti. Turizm gelirlerinde artış yaşanmasının sektör için moral kaynağı oluşturduğuna dikkat çeken Çavuşoğlu, pandemi nedeniyle Türkiye’de turizm gelirinde düşüş yaşandığını, 2021’den sonra turizm sektörünün toparlanmaya başladığını söyledi. 2022’deki turizm gelirinin 46 milyar 477 milyon 871 bin dolar olduğunu, geçen yıl bu rakamın 54 milyar 315 milyon 542 bin dolara ulaştığını hatırlatan Çavuşoğlu, turizm geliri ile 2023’ün turizmde rekor yılı olduğunu kaydetti.

    KRUVAZİYER TURİZMİNİN REKOR YILI OLACAK

    Kruvaziyer turizmi açısından 2024 yılının rekorlarla anılan bir yıl olacağını aktaran Çavuşoğlu son olarak şu bilgileri verdi: “Ülkemize 2024’ün ilk 2 ayında 23 kruvaziyer gemisi geldi. Bu, aynı zamanda bir rekor. Çünkü en son 2015’te 22 gemi gelmişti. Yolcu sayısına baktığımızda 24 bin 881 kişinin geldiğini görüyoruz. En son 2011’de bu alanda gemiyle 28 bin yolcu gelmişti. Yani bu da bir rekor. Bu yıl, hem turizmde hem de kruvaziyer turizminde rekorların kırılacağı bir yıl olacak. Kruvaziyerde çok önemli avantajlara sahibiz. Sahip olduğumuz avantajlarımızı ön plana çıkarmalı ve dünya kruvaziyer sektöründe ilk 3 arasında yer almalıyız. Camelot Maritime olarak bu alanda yatırımlarımızla üzerimize düşen görevi yerine getirmeye devam edeceğiz.”

  • Nihan Göksal,“Cinsiyete dayalı basmakalıp yargıların aşılması gerekiyor”

    Nihan Göksal,“Cinsiyete dayalı basmakalıp yargıların aşılması gerekiyor”

    Masdaf Pazarlama Müdürü Nihan Göksal, Kazan Endüstrisindeki Kadınların Sesi Oldu!

    Kazan ve Basınçlı Kap Sanayicileri Derneği (KBSD), ICCI Uluslararası Enerji ve Çevre Fuar ve Konferansı kapsamında düzenlediği panelde bir ilke imza atarak sözü sektörün kadınlarına verdi.

    Pompa sektörünün öncü markalarından Masdaf’ın Pazarlama Müdürü ve KBSD Yönetim Kurulu Üyesi Nihan Göksal’ındakonuşmacıları arasında yer aldığı panelde kadınlar, sektörde ve şirketlerde yaşadıkları avantajları, zorlukları ve beklentilerini paylaştılar.

    Kazan ve Basınçlı Kap Sanayicileri Derneği (KBSD), ICCI Uluslararası Enerji ve Çevre Fuar ve Konferansı kapsamında düzenlediği panelde, sözü sektörün kadınlarına verdi.

    26 Nisan’da “Kazan Endüstrisinde Kadınlar” temasıyla düzenlenen panelde sektörün başarılı kadın liderleri, sektörde ve şirketlerde yaşadıkları avantajları, zorlukları ve beklentilerini paylaştılar.

    Moderatörlüğünü ICCI Enerji Fuarları Direktörü Meral Baysal Ergin‘in yaptığı panelin konuşmacıları arasında Masdaf Pazarlama Müdürü ve KBSD Yönetim Kurulu Üyesi Nihan Göksal da yer alıyordu.

    Nihan Göksal, panelde yaptığı konuşmada şunları söyledi:

    “Bugüne kadar erkeklerin egemen olduğu sektörlerde çalıştım, ancak buna rağmen kadın olmamdan kaynaklı bir sorun yaşamadım. Bu konuda şanslı kadınlar arasında yer alıyorum. Erkek egemen ısıtma sektörünün önemli derneklerinden biri olan KBSD’de Yönetim Kurulu Üyesi olmam da bu sektörün vizyonunu ve kadına verilen önemi gözler önüne seriyor. Ancak ne yazık ki kadınlar birçok nedenden dolayı iş dünyasında cam tavanlarla karşı karşıya kalabiliyorlar. Bu zorlukların yalnızca şirketten şirkete değil, sektörden sektöre farklılık gösterdiğini düşünüyorum.

    “Cinsiyete dayalı basmakalıp yargıların aşılması gerekiyor”

    Kadınlara yönelik basmakalıp yargıların aşılması için şirketlerin kadın iş gücünü desteklemeleri gerekiyor. Ben iş hayatımda doğru tercihler yaptım, ancak bu konuda herkes benim kadar şanslı değil. Birçok kadın, evlenme ve çocuk sahibi olma hallerinde mobbing görebiliyor veya işten çıkarılabiliyor. Kriz durumlarında da önce kadınlar işten çıkarılıyor. Kadınlar; terfi, ücret ve sosyal haklar konusunda da eşitsizlik yaşabiliyor. Bu noktada önce şirketlerin IK politikalarının iyileştirilmesi, erkek egemen örgüt kültürünün ve cinsiyete dayalı basmakalıp yargıların aşılması gerekiyor. Cinsiyet eşitliği politikalarının yaygınlaştırması noktasında şirketler kadar kamu kurumlarımıza da önemli roller düşüyor.” dedi.

    “Kadınların sektörlerdeki katkılarını göz ardı edemeyiz.” diyen Nihan Göksal, kadın yöneticilerin avantajlarını ise şu şekilde açıkladı:

    “Kadın yöneticilerin sosyal zekâları, erkeklerden daha gelişmiş olduğu için ekiplerini daha iyi anlıyorlar. Bu özellikleri, çalışanların iş dünyasındaki motivasyonu açısından oldukça önemli. Ayrıca kadın liderler, erkek liderlere göre iletişime daha fazla önem veriyorlar. Kaliteli bir iletişim; ekip yönetimindeki başarıyı, ekibin motivasyonunu ve aidiyet duygusunu artırıyor, sorunların daha etkili bir şekilde çözülmesini sağlıyor. Kısacası kadın liderlerin çalışanlar üzerinde aidiyet duygusu yaratma ve motivasyonu artırma konusunda daha yetenekli olduklarını söyleyebilirim.” dedi.

    Masdaf hakkında

    1977 yılında suyun ve enerjinin etkin kullanılması ve bu sayede yaşam kaynaklarının korunması ilkesiyle ve yüzde 100 yerli sermaye ile kurulan Masdaf, enerji verimliliği sağlayan, çevreci ve inovatif “pompa teknolojileri” üretmektedir.

    Pompa sektörünün öncü markası Masdaf, 40 bin metrekare alan üzerine kurulan Düzce fabrikası ile 12 bin metrekare alan üzerine kurulan Tuzla fabrikasında; endüstriyel proseslerde, sulama, ısıtma ve soğutma sistemlerinde, gemi sanayinde, atık su transferinde, yangın söndürme işlemlerinde, petro-kimya sanayinde, tarımsal sulamada ve daha birçok alanda kullanılmak üzere santrifüj pompa imalatı yapmaktadır.

    Masdaf, Türkiye genelinde ki yaygın bayi ve servis ağıyla, pompa teknolojileri alanında en iyi hizmeti, en kısa zamanda sunmayı misyon edinmiştir.

    ERP direktiflerine uygun olarak geliştirilen, yüksek verimli pompa sistemlerini 70’ten fazla ülkeye ihraç eden Masdaf, bu ülkelerde kurduğu distribütörlük ve servis ağıyla da Türkiye’nin global markası olma yolunda emin adımlarla ilerlemektedir

  • Yeni müfredat oldu bittiye getirilmemeli!

    Yeni müfredat oldubittiye getirilmemeli, şeffaf ve katılımcı bir anlayışla hazırlanarak üç yıllık bir geçiş süreci ve pilot uygulamalarla hayata geçirilmelidir.

    DESAM, Milli Eğitim Bakanlığı’nın açıkladığı ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ başlıklı eğitim müfredatıyla ilgili gerçekleştirdiği “Yeni Müfredat Yeni Sorunlar” başlıklı değerlendirme toplantısı düzenledi. Toplantıda konuşan DESAM Başkanı Gürkan Avcı “ Yeni müfredat oldubittiye getirilmemeli, şeffaf ve katılımcı bir anlayışla hazırlanarak üç yıllık bir geçiş süreci ve pilot uygulamalarla hayata geçirilmelidir. Okullarımızı beyaz, melez ve zenci diye üçe ayırırsak yeni müfredatın daha çok Türkiye’nin yeniyetme beyazları için olduğu görülüyor. Yeni dünya düzeninin makbul neoliberal insan modelini esas alan, bireyci değerleri ve özgürlükleri kısıtlayan anlayışları öne çıkaran, kompleksli ve ayrımcı bir müfredat olmuş ki tüm bunları kamufle etmek içinde dini ve milli değerlerle soslama yapılmış.  Millî Eğitim Bakanlığı’nın yeni müfredat için acele etmesine, işi oldubittiye getirmesine gerek yok. Müfredat gibi mühim reformlar milli eğitim şurası gibi şeffaf ve katılımcı bir süreçle hazırlanmalı ve en az 3 yıllık bir geçiş süreci ve pilot uygulamalar sonrası hayata geçirilmelidir” dedi.

    TÜRK EĞİTİM SİSTEMİ RUHSUZ, SAĞLIKSIZ, VERİMSİZ!

    Müfredatın “kompleksli, devşirme ve sığ” olduğunu ileri süren Avcı, tüm toplumsal kesimlerin görüş ve önerilerinin alınarak milli eğitim şurası ile yeni bir müfredat hazırlanmasını istedi. Müfredatın sınav, not sistemi ve ezbercilik üzerine kurulmaması gerektiğini vurgulayan Avcı, “Yeni müfredat Türkiye’nin yadsınamaz bir gerçeği haline gelen “Paran kadar kaliteli eğitim” mottosuna da ‘devam’ diyen bir zihniyeti barındırdığını kaydederek, yeni müfredat eğitimde ticarileşmeyi, vatandaşı özel okul ve kolejlere yönlendirmeyi destekliyor. Orman kanunlarının geçerli olduğu, ilkel kapitalizmin esip gürlediği Türkiye’de zenginlerin, politikacıların ve bürokratların yani Türkiye’nin elitleri hariç herkes kalitesiz, ruhsuz, sağlıksız, verimsiz ve baştan savma eğitime mecbur ve mahkûm duruma gelmiştir” dedi. Avcı, evrensel değerlerin, milli kültür ve unsurların hiçbir şeyle kamufle edilmesine ihtiyaç duyulmadan gerçekçi şekilde çocuklara aktarılmasının önemli olduğunu, örneğin meslekler konusu işlenirken iş kazalarının nedenlerinin çocuklara anlatılmasının yararlı olacağını söyledi. Avcı, ders programlarının demokratik, sivil ve özgürlükçü bir yaklaşımla hazırlanarak hem yerel hem de küresel inanç, kültür, gelenek ve renkleri aşağılamaması bilakis hümanist bir şekilde tanıtması gerektiğini sözlerine ekledi.

    Türkiye’nin yaşadığı plansız modernleşme ve teknoloji ahlaki çürümeyi ve manevi yoksullaşmayı getirdi. Türk milleti her taraftan bombardımana tabi tutulduğu yeni ‘din ve din eğitimi politikaları’ ile deistleşiyor, Protestanlaşıyor. Buna karşılık olarak Türk eğitim sisteminin kimlik, özgüven, moral ve hedef kazandıran felsefi arka plana sahip, çağdaş bir projeksiyondan yoksun olduğunu kaydeden Avcı, Ders kitaplarının Türkiye’nin medeniyet değerlerini hakkıyla yansıtmadığı, öğretim programlarında bilimsel derinlik ve yeterlilik sorunu bulunduğunu ve eğitim materyallerinin zenginleştirilmesine ihtiyaç olduğunu söyledi.

    Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yeni müfredat hakkındaki eleştirileri ve tavsiyeleri hayata geçirebilecek yeterliliği göstermesi gerektiğini kaydeden Avcı, Yeni müfredatın bilim ve teknolojideki gelişmeler, toplumun talepleri ve ekonomimizin ihtiyaçları paralelindeki güncellenmeler hususunda da eksik olduğunu söyledi.

    BİLİMSEL, DEMOKRATİK VE ÖZGÜRLÜKÇÜ BİR MÜFREDATA İHTİYAÇ VAR!

    Avcı şunları söyledi; Çocuklarımıza milli kültür ve değerlerimizi öğretmiyor sadece ezberletiyoruz. Taklitçi ve kopyacı bir nesle kapı açan bu eğitim anlayışı nedeniyle kişiliksiz, yabancı hayranı ve ezik bir toplum oluşuyor. Çağdaşlık adına da çağdaş dünyanın çoktan çöpe attığı bilimsel hurafeler terennüm ettiriliyor. Yeni müfredatta ideolojik ve dayatmacı öğelere değil bilimsel, demokratik, sivil, özgürlükçü ve çağcıl değerlere ve elbette milli kültür ve değerlerimize de muasır bir bakış açısıyla ve özgün bir yaklaşımla yer verilmelidir.

    Yeni müfredatta tek tipçiliğe, ezberci, sınavcı ve dershaneci mantık ve anlayışlara ‘dur’ denilmemiştir. Müfredatların bilimselliğe ve demokratik bir niteliğe kavuşturulması acil bir ihtiyaçtır.

    Eğitim sistemine özgürlük, demokrasi ve sivilleşme müfredatlarla kazandırılabilir. Ders kitaplarının ve müfredatın başka inanç, kültür ve insani değerleri küçümseyen yaklaşımları değişmelidir. Çocuklarımıza inanç, kültür ve medeniyetimize ait marifet, hikmet ve erdemlere dair iyi ve doğru şeyleri, ruh, muhteva ve idealleri ideolojik ve ayrımcı bir kafayla değil demokratik bir anlayışla ve sevgiyle, saygıyla verebiliriz.

    Çağdaş dünya blockchain, yapay zeka, web3 ile dijital devrimlerle yeni ve yüksek bilimsel ve teknolojik gelişmelerle her yeni gün mesai harcarken Türkiye biçimsel, şekilsel ve tercüme ile kopya edilmiş müfredat reformları yapmaya artık son vermelidir. Türkiye kendi özgün ekseninde kimlik ve medeniyet duruşuna sahip çağcıl ve rol model bir müfredata artık sahip olmalıdır.

    EĞİTİMİN SORUNLARI ÇÖZÜMSÜZ DEĞİL!

    DESAM olarak Türk eğitim sisteminin tüm sorunlarını 2 yılda çözmeye ve dünyanın en muasır, en özgün, verimli ve sağlıklı bir marka sistemini kurmaya talibiz. Revizyona tali meselelerden değil ilkönce YÖK, MEB ve ÖSYM gibi temel ve yapısal kurumlardan başlanmalıdır. Çünkü aksi takdirde faturayı yine halk ödeyecek. Anne babalar unutmasın çocukları mutlu ve huzurlu değillerse kendileri de asla mutlu ve huzurlu olamayacak. Derin ve güçlü bir eğitim tarihi olan Türkiye’nin kopya, özentili, kompleksli ve dogmatik ideolojik eğitim reformları yerine özgün bir felsefe ile klasik eğitim anlayışını modern eğitim anlayışıyla gelenek temeli üzerinde yükselir. Kendi gibi olamama ve buna karşın olmayı hedeflediği gibi yapamama depresif ruh hali içerisinde kıstırılıp kalan Türkiye bu mahkûmiyetten cesur, özgüvenli, özgün ve bilimsel bir eğitim sistemiyle çıkabilir.

    Türkiye küresel marka bir eğitim sistemiyle dünya devletine dönüşebilir. Kendi tanımını değiştiren Türkiye dünyanın ona layık gördüğü rolü de nitelikli, özgürlükçü, çağdaş, bilimsel ve demokratik bir eğitim sistemiyle tuzla buz edebilir. İşte böylesi bir eğitim sistemiyle Türkiye siyasi işgal ve kölelikle boğuşan mazlum ülkeler içinde bir umut ışığı olacaktır.