Kategori: Haberler
Haberler
-
ENDONEZYA’DAN TÜRKİYE’YE BARIŞ ÖNERİSİ
ENDONEZYA’DAN TÜRKİYE’YE BARIŞ ÖNERİSİ
Endonezya dünyanın en büyük devletlerinden birisi olarak Güney Doğu Asya ile Büyük Okyanus arasında yer alan iki milyon kilometre karelik geniş bir ülkedir. Nüfusu 300 milyonu bulan bu adalar devletinde, milyonlarca insan yüzlerce adaya bölünen bir adalar denizinde yaşamaktadır. Adaların üzerinde beş yüz den fazla yanardağların bulunduğu Endonezya’nın ülkesi sürekli olarak özellikle bu yanardağların hareket halinde sarstığı bir su ülkesidir. Hint okyanusundan Büyük Okyanus’a kadar uzanan bu adalar ülkesi, canlı ve hareketli yanardağlar nedeniyle dünyanın en sık ve sayısız depremlerine maruz kalmaktadır. Bir ülke büyüklüğündeki kocaman adaların aynı bölgede toplanmasıyla, ülkesini adalar denizinden okyanuslar bölgelerine uzatmak durumunda kalan Endonezya devleti, bu nedenle ham adalar hem de okyanuslar devleti olarak tanınmaktadır. Ülkenin diğer büyük sınırlara sahip olan kara devletlerinde olduğu gibi Çin, Amerika, Brezilya, Hindistan Rusya ve İran gibi uçsuz bucaksız kara topraklarına sahip olmadığı için geniş sınırlarının çevrelediği, Endonezya aslında bir kara ülkesi olmaktan daha çok iki büyük okyanusun çevrelediği bir su ülkesi olarak hareket etmektedir. Endonezya devletinin vatan ya da yer kavramlarıyla ifade edilen ülke tabanını çeşitli sular oluşturmaktadır. Dünyanın en büyük yanardağ kuşağının tam ortasında yer alan bu devlet, aynı zamanda sular kadar yanardağların da etkisi altında varlığını sürdürmeye çalışan çok yönlü bir jeopolitik ülkedir. Dünyanın en sıcak ve nemli ülkelerinden birisi olarak Endonezya da siyasal gelişmeler iklime dayanan bir biçimde diğer ülkelere göre fazlasıyla sıcak geçmektedir. Bu ülkedeki yoğun siyasal yapılanmaların yarattığı sıcak gelişmeler sürekli olarak dünyanın güncel gelişmelerine yansıyarak belirleyici olmakta ve olayların yönlenmesinde etkili olmaktadır.
Endonezya sınır komşusu olan Malezya ile aynı kaderi paylaşan bir ülke olarak adalar, yanardağlar ve sahip olduğu büyük ormanlar ile büyük yeraltı zenginlikleri, bu ülkeyi aynı zamanda dünyanın önde gelen enerji merkezi konumuna getirmiştir. Bir petrol ülkesi olarak Endonezya dünya ekonomisi ve siyasetin de önde gelen büyük oyuncularından birisi konumuna gelerek, olayları yönlendiren büyük güçlerden birisi olmuştur. Nüfusunun dörtte üçü Müslüman olan Endonezya da toplumun önemli bir kesimi de Asya dinleri olarak kabul edilen Budistler Şamanistler ve diğer Asya dinlerinin mensupları da sular ve adalar ülkesinde varlıklarını korumaktadır. Çin ve Hindistan gibi iki dev ülkenin karşı kıyısında yer alan Endonezya devleti on beşinci yüzyılda Arap ve Müslüman tüccarların bu ülkeye gelmesiyle batıya doğru açılmıştır Daha sonraki aşamalarda batılılar ve Avrupalılar doğuya doğru açılarak ticaret girişimleri aracılığı ile adalar denizini ve Hintliler ile Çinlilerin konumlarını öğrenerek bu bölgelere gelmişler ve üçüncü aşamada da yerleşerek sömürge idareleri kurmuşlardır. Önce Portekiz, sonra İngiliz sömürge yönetimi altında kalan Endonezya ülkesi daha sonraki aşamada ise, Hollanda’nın yönetimi altında varlığını sürdürmek zorunda kalmıştır. İngiltere imparatorluğu Hindistan’a girerek bölgedeki hegemonyasını genişletince, buradan Avustralya kıtasını da denetimi altına almayı hedeflemiş ama bu aşamada ağırlık, Avustralya kıtasına verilince İngilizler Avrupalı sömürge ortağı durumunda olan Hollandalılar ile birlikte hareket etmeye başlamışlardır. Hollanda İngiltere sonrasında Endonezya ülkesinin yeni egemeni olmuştur. Çinlilerin ve Hintlilerin yetersiz kaldıkları adalar denizi üzerinde Araplar, Müslümanlar ve Ruslar harekete geçerek Asya kıtasını tamamlayan ada ülkelerini kendi çıkar düzenlerine dahil etmişlerdir .İngiltere bütün dünyayı yönetmeye doğru adım atarken Almanya, Fransa ve İspanya gibi büyük devletleri bir yana bırakarak, Hollanda ve Belçika gibi küçük sömürgeci devletler ile ortak hareket ederek yeryüzü üzerinde bir büyük Avrupa hegemonyasının peşinde koşmuşlardır. Bugünkü Endonezya bu yüzden halen Hollanda yönetiminin hegemonyası altındadır.
Endonezya yirminci yüzyıla Hollanda Hindistan’ı konumunda gelmiş ama bu yüzyıl içinde sömürge imparatorlukları bağımsızlığa giderken, bu ülke de Endonezya Cumhuriyeti olarak dünya haritasındaki yerini almıştır. Hollanda daha sonraki aşamada İngiliz imparatorluğu ile yarışa girince, bu bölgede adalar üzerinden sömürge imparatorlukları uzun süren savaşlara sürüklenmek zorunda kalmışlardır. Yirminci yüzyılın tam ortasında Ahmet Sukarno’nun liderliğinde bağımsızlığa yönelen Endonezya Cumhuriyeti, sahip olduğu büyük nüfusu ile İslam dünyası içinde kendine önemli bir yer edinmiştir. Yeni kurulan devletin başkanı olarak Sukarno İslam dünyasına yakın bir yol izlemiştir. Bölgedeki bütün büyük devletleri dışlayan yönetimi ile Sukarno yönetimi, diğer İslam ülkeleri gibi İslam birliğinin önde gelen savunucusu konumunda hareket etmiştir. Yirminci yüzyılın bütünüyle soğuk savaş koşulları altında geçmesi yüzünden Rusya sahibi olduğu Sovyetler Birliği imparatorluğunu kullanarak güneye doğru harekete geçince, başta Endonezya olmak üzere bütün ada devletlerinde Sovyetler Birliği üzerinden sosyalist rejimler kurulmak istenmiştir. Böyle bir durumu önceden gören Amerika Birleşik Devletleri bir gece yarısında adalara büyük bir asker çıkartması yaparak, Endonezya ülkesini işgal etmiştir. İşgal gecesi ülkenin askeri birlikleri direnme gösterince, Avrupa’daki Hristiyan fanatizminin bambaşka bir uygulaması bu ülkede gerçekleştirilmiştir. Bosna da bir gecede on bin Müslümanı katleden Hristiyan fanatizmi, Endonezya’da da bir gecede on bin İslam askerini öldürerek dünya tarihinde, komünizme karşı savunma görünümünde on bin Endonezya askeri Amerikan saldırıları sonucunda öldürülmüştür. Soğuk savaş döneminin en kanlı saldırısını ABD orduları Endonezya’da gerçekleştirirken, bu Müslüman ülkenin ordusunun en savaşçı askerleri Hristiyan ordularının saldırgan işgalleri ile karşı karşıya kalmışlardır. Bu açıdan emperyalizmin en ağır saldırılarına Endonezya ordularının muhatap olduğu görülmektedir. Uzun yıllar Avrupalı emperyalist orduların işgali altında var olma mücadelesini sürdüren bu Asya devleti, siyasal tarihte diğer bütün dünya ülkelerine örnek olacak bir ulusal savunmayı başarmıştır.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında batılı emperyalistler Hint ve Büyük okyanus alanlarında hegemonya yarışına girerlerken, Asya kıtasının önde gelen büyük devletlerinden birisi olarak Endonezya önce Hollanda ile karşı karşıya gelerek, değişen dünya dengelerindeki konumunu korumaya çalışmış ve daha sonraları da gene Avrupalı Emperyalistlerin yeni saldırılarına karşı çıkarak onların güney yarım küresinde genişlemelerini önleyebilmek üzere ordusunu yenileyerek ciddi mücadelelerde bulunmuştur. Ülkenin en doğu bölgesinde yer alan büyük adalardan birisi olan Timor adasında Hristiyan dini hızla yayılınca, Hollanda bu ada üzerinde yeni bir Hristiyan devleti kurmaya çalışmış ve bu doğrultuda isyancılar ile ayrılıkçıları desteklemiştir Batı dünyası Hristiyanları destekleyince, Müslüman bir devlet olarak Endonezya bu yeni devlete karşı çıkarak, ülkesinin geçmişten gelen birliği ve bütünlüğünü sonuna kadar savunmuştur. Ne var ki, batılı emperyalistler saldırı ve işgal hareketlerine şiddetle devam edince birkaç yıllık bir ayrılıkçı savaş sonrasında Timor adasının kuzey bölgesi, Timor Cumhuriyeti resmi adı ile bağımsız bir devlet olarak ilan edilerek Endonezya devletinin küçülmesine giden yol açılmıştır. Ülkenin en doğusunda Avustralya ‘ya komşu konumundaki Timor adasının ilk önce bağımsızlığının gerçekleştirilmesinden sonra ikinci aşamada da, ülkenin en batı bölgesinde bulunan adalardan birisi olarak, Açe adasının bağımsız devlet yapılanmasıyla ülkenin bütünlük içindeki sınır yapılanmasına ikinci kez müdahale edilerek, bu konuda emperyalist baskılar sürdürülmüştür .Osmanlı İmparatorluğu döneminde Halifelik görevini Abdülhamit yürütürken Açe adasının Müslüman yapısı ile imparatorluğun bir parçası haline geldiği, bu nedenle Osmanlı topraklarının dağıtımı genel program çerçevesinde ele alınması gerektiği gibi iddialar öne çıkmış ama daha sonraları batılı emperyalistler yeniden bölgeyi paylaşma planları üzerinde anlaşarak uzlaşınca eski Osmanlı adası olan AÇE adası Endonezya devletinin bütünlüğü içinde kalmıştır. Yüzlerce adadan meydana gelen bu büyük ülke bugün de Hollanda destekli ayrı devlet statüsünü devam ettirmektedir.
İkinci dünya savaşı sonrasında Sosyalist ve Kapitalist blokların arasına sıkışıp kalan bir orta dünya devleti olarak Endonezya bir Müslüman ülke olarak aynı zamanda Çin ile İslam dünyası arasında varlığını sürdürmekte olan bir haritanın gene ortalarında yer almaktadır. Bu konumu ile Endonezya son derece kritik bir jeopolitik yapılanmanın tam ortalarında yer alarak geleceğin dünyasında gündeme gelebilecek çekişmelerin ve savaşların, ana hedefi olma gibi bir özelliğe de sahip olduğu öne çıkmaktadır. Ahmet Sukarno isimli bir Müslüman devlet adamının kurduğu Endonezya askeri saldırılar ve işgal hareketleri sonrasında bu sefer de Endonezya ordusunun önde gelenlerinden birisi olarak, Suharto isimli bir yüksek rütbeli bir ordu yöneticisinin eline geçmiştir. ABD ordusunun bir gecede saldırarak ülkeyi işgal etmesi ve özellikle on bin askerin bir gece içinde yok edilmesi üzerine ülkede sıkıyönetim ilan edilerek bu geniş ülkenin güvenlik içine alınmasına çaba gösterilmiştir. Yaşanan siyasal gelişmeler sonucunda Batı ülkelerinde görülen ordu güdümlü bir askeri demokrasi rejimi kurulmaya çalışılmıştır ama dış müdahaleler sürekli devam ettiği için, Endonezya koruyucu ülkesi olan Hollanda’nın yardımıyla uzun bir süre sonra batı tipi demokrasiye yönelebilmiştir. Özellikle yirminci yüzyılın son on yılına girerken sosyalist yönetim altındaki halk cumhuriyetlerine son, Endonezya devleti de askeri diktatörlükten normal demokrasiye yönelebilmenin çabası içine girmiştir. Sosyalist blokun sona ermesiyle Rus askeri birlikleri geri çekilirken, NATO’nun patronu konumundaki ABD hem NATO hem de ABD askeri birliklerinin bu bölgedeki bazı devletlerin ülkelerinde askeri üslere kadro olarak tahsis etmiştir. Devletin kurucu başkanı Sukarno koyu bir milliyetçi tutum izleyerek hem adaların birliğini korumuş hem de bu bölgeye yerleşmek üzere gelen batılı emperyalistlerin önünü keserek yeni işgal planlarının devreye konulmasını önlemiştir. 1950’li yıllarda Türkiye’ye gelen Sukarno, Türk devleti ve Endonezya arasındaki bağlantıların kurulmasını sağlamıştır. Sukarno hastalanınca ülkede karışıklıklar çıkmış ve olaylar bir darbe senaryosuna doğru ilerlerken, ordu komutanlarından Suharto yönetime el koyarak, sosyalist saldırılara karşı batı bloku içindeki Endonezya devletinin yerini korumuştur.1960’ların dünyasında asker Başkan Suharto yönetimi sivil Başkan Sukarno’dan devralırken devleti tümüyle yenilemiştir. Askeri yönetim tüm adalarda üç yüz bin insanı yok ederek, en katı bir diktatörlük kurmuştur. Komünist rejimlere karşı ABD desteği ile Suharto dünyanın en katı dikta rejimini kurmuştur.
Çin ile İslam dünyası arasında yer alan Endonezya ülkesi birçok açıdan önemli bir jeopolitik konuma sahip olduğundan, bu ülkeyi ABD ve AB emperyalizmleri Çin’e karşı kullanmaya çalıştılar. Ülkeyi ele geçirme çabası içindeki Amerikan emperyalizmi, kapitalist sistem içinde ortak çalıştığı İngiltere ve Hollanda gibi ülkeleri kullanarak ülke ekonomisini ele geçirmeye çalışırken, Çinliler de bu durumda geride kalmamak üzere ticaret ve iş geliştirme yolları üzerinden bütün Endonezya adalarına girerek bu ülkeyi ele geçirebilmenin kavgasını veriyorlardı. Dünyanın en büyük ekonomilerinden birisine sahip olan Endonezya devletinin yarısı Çin yarısı da Hindistan’dan gelen göçmenlerin istilasına uğradığı için, büyük bir nüfusun tümüyle tek bir ulusal çatı altında bir araya getirilmesi mümkün olmamıştır. İki büyük devlet arasında yer alan bu ülke Endonezya ismini alırken, “İndo “hecesini Hindistan, ”Nezya” hecesini ise Asya’dan alarak devletin adı karma bir biçimde belirlenmiştir Çinli ve Hintli halk ile devletin halk kitlesi yaratılmaya çalışılmıştır. Çok farklı adaların getirdiği ayrı kimliklerin bölünme yaratmasına izin verilmemiş ve böylece tek bir devlet kurulurken, merkezinde yer alacak yeni devletin bu bölgeyi tümüyle temsil etmesi için çaba gösterilmiştir. Batılı güçlerin ve şirketlerin ülkeyi ele geçirme girişimlerine karşı, Çinli tüccarlar tıpkı Arap ve Müslümanlar da benzer yöntemlerle ülke ekonomisini ele geçirmek ve ekonomi üzerinden ülkeyi batı blokundan kurtarabilme mücadelesi yapıyorlardı. Asya ve Afrika ülkeleri 1950’li yıllarda başlayan Bandung konferansları sayesinde, doğu ve batı bloklarına karşı bir büyük üçüncü dünyacılık hareketi Endonezya merkezli olarak başlatılmıştır. Böylece Endonezya kendi bölgesinde olduğu gibi dünyanın genel yapılanmasında üçüncü dünyacılık akımı üzerinden çok etkili olmuştur.
Dünyanın orta bölgelerinde kurulmuş olan bir büyük ülke olarak hem kendi konumunu dikkate alacak hem de dünya düzeninin geleceğe dönük bir biçimde yenilenmesine katkıda bulunacak güce sahip olanların içinde, Endonezya’nın öne çıkan bir konumunun bulunduğu üçüncü dünya ülkeleri arasında başlatılmış olan Asya-Afrika ülkeleri arasındaki küresel birliktelik sayesinde açıklık kazanmıştır. Endonezya geçmişten gelen batılı emperyalist saldırı ve işgal girişimlerine karşı kendini korumak ve vatan savunması örgütleyerek ayakta kalabilmek için her açıdan harekete geçerek dünya siyasetinde önde gelen bir yere sahip olmuştur. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra komünizm tehlikesinden kurtulan Endonezya, içinde bulunduğu merkezi coğrafyanın aldığı yeni biçimler doğrultusunda bir çok yeni gelişmelerle karşı karşıya gelmektedir. Batı emperyalizmlerine, Sovyet Emperyalizmine ve de Arap dünyasından ileri gelen İslamcı bir emperyalizmin adaların üzerinde etkili olmalarını bütünüyle önlemekte çok zorluklar içinde kıvranan Endonezya devleti, bütün Asya ve Afrika ülkelerine kucağını açarak gerçekleştirdiği üçüncü dünyacılık hareketi ile mazlum ulusların bütün emperyalist devletlere karşı mücadelesinde önderlik yapma konumuna da gelmiştir. Asya kökenli bir nüfusun Çin ve Hindistan boyutları dikkate alınarak uluslararası alandaki gelişmeler doğrultusunda bazı yeni gelişmelere göre, dış politikalarda değişiklik yollarına dikkat edilmektedir. Dünya yeni bir yüzyıla doğru emin adımlarla giderken, değişen koşullar ve merkezler açısından da eskisinden çok daha farklı bir jeopolitik ortam ile karşı karşıya gelmektedir. Böylesine bir değişim rüzgârı bütün ülkeleri olduğu kadar diğer dünya devletlerini de etki altına alarak yönlendirmektedir.
Yirminci yüzyılın tam ortalarında kurulmuş olan Endonezya devleti aradan geçen yarım yüzyıllık zaman süreci içinde çağdaş dünyada giderek yayılan batı tipi demokratik rejime yakınlaşarak, ülkelerini böylesine bir yapılanmanın getirdiği saflaşma içine girmişlerdir. Yarım yüzyıla yakın bir süre içinde askeri yönetim altında yönetilmelerine rağmen bugünün koşullarında demokrasi yolunda ilerlemekte ve anayasalarına uygun düşen zaman aralarında genel seçimlerini yaparak kendilerini geleceğin koşullarında yönetecek olan yeni hükümetlerini seçebilmektedirler. Ahmet Sukarno’nun devleti kurarken oluşturduğu Endonezya demokratik partisi, bütün siyasal gelişmelerde öncülük rollerini yerine getirerek, bu büyük ülkenin gidişinin batı blokunun oluşturduğu ulusal devlet yönlerinde oluşmasına dikkat etmişlerdir. Geçen Şubat ayının başında yapılan son genel seçimlerde Endonezya devlet başkanlığı ve parlamento genel seçimleri yapılmış ve ülke yeni yönetimine bu yoldan kavuşmuştur. Sonuçları sürpriz olarak karşılanan genel seçimler sonucunda işbaşındaki Cumhurbaşkanı Widodo tekrar seçilememiş başkanlık görevine bu ülkeyi otuz yıl yöneten askeri diktatör, Suharto’nun damadı konumunda bulunan ve Endonezya ordusunun özel kuvvetler komutanı olan Subianto, yeni başkan olarak seçilmiştir. Büyük Endonezya hareketi partisinin lideri olarak adaylığını koyan yeni başkanın asker kökenli olması ve bu doğrultuda özel kuvvetler komutanlığından devlet başkanlığına seçilmesi, bu ülke halkının yeni dönemde ortaya çıkabilecek özel durumlar açısından özel kuvvetler benzeri yönetimlere gereksinme duyulmasına yol açabilecek, belirli özel durumların ülkenin siyasal gündemine gelebileceğine dair kamuoyunda bazı özel tartışmaların yükselmesi yüzünden, seçimlerin bu doğrultuda sonuçlandığını ve yükselen tepkilerin yansıtmalarıyla öne geçtiği söylenmektedir. ABD-ÇİN arasında başlamış olan siyasal gerginliklerin bu ülkedeki genel seçimleri de etkilediği ve eski cumhurbaşkanının bu yüzden seçimleri kaybettiği anlaşılmaktadır. Genel seçimlerin böylesine sonuçlanmasında etkili olan iç ve dış faktörlerin yeni siyasal koşullarla birlikte düşünülmesi gerektiği açıktır. Endonezya’nın yeni seçilen cumhurbaşkanı geçen seçimlerde de rakibi olan yeni başkana karşı şansını kaybetmiştir. Batı ülkelerindeki seçimlere benzeyen bir süreçte yapılan genel seçimlerin, Endonezya’nın demokratik geleceğini kurtarmak açısından yararlı olduğu, yapılan tartışmalar aracılığı ile oluşturulan kamuoyu tarafından da destek gördüğü anlaşılmaktadır. Ülkede savaş ihtimallerinin giderek arttığı bir ortamda böylesine bir sonuç demokratik açıdan normal görünüyor.
Dünyanın en kritik bölgesinin tam da ortalarında yer alan Endonezya devletinin yönetim yapısında geçmişten gelen büyük bir siyasal birikim olduğu için kendini bilen her devletin, zor günler için önlemler aldıkları bilinen gerçeklerdir. Dünya tarihi incelendiği zaman bu tür önlemler ile devletlerin zor dönemleri atlatabildikleri ama gelecekte ortaya çıkabilecek zor dönemler için önlem almayan ya da yeterince karşı duramayan siyasal iktidarların ya da devletlerin bu gibi zor dönemlerde ortada kaldıkları birçok istenmeyen durumların öne çıktığı görülebilmektedir. Bu nedenle birçok olumsuz koşulun bir arada ortaya çıktığı olumsuz gelişmeler, siyasal düzenlerle birlikte devletleri de ortadan kaldırdıkları görülmüştür. İki tarafı okyanuslarla çevrili bir konuma sahip büyük adalar ülkesinin güvenliği ya da kamu düzenliği gibi sorunlarının aşılabilmesi, kesinlikle önceden alınacak önlemlerle korunabilir. Korunma üzerinden geliştirilecek yeni sistemler aracılığı ile Endonezya gibi hem son derece kritik jeopolitik ortamın içinde yer alan ülkeler, hem de her açıdan saldırılara hedef olabilecek açıkta bulunan ülke yönetimlerinin çeşitli yönlerden ortaya çıkabilecek tehlikeli durumların çok değişik gelişme ihtimallerini dikkate alması bir devletin varlığı açısından zorunlu bakışlar gerekmektedir. İki okyanus arasındaki adalarda yaşayan bir ülke olarak, Endonezya devletinin böylesine geniş bir bakış açısına sahip olmaları gerekmektedir. Böylesine bir devleti yönetenler ile birlikte gene böylesine bir devletin çatısı altında yaşayan vatandaşların da ülke ve devletlerinin geleceği açısından yeterli bilgi, görgü ve donanıma sahip olmaları bir gereklilik olarak öne çıkmaktadır. Konumu gereği sağlam zemin üzerinde kurulmamış devletlerin, kendileri ile birlikte komşu ya da ilişki kurdukları devletler ile çeşitli temaslar ya da bağlantılar çerçevesinde güvenlik içinde bulunmaları, alınacak önlemler aracılığı ile geliştirilerek devlet ve toplum düzenlerinin korunmaları gerekmektedir. Hollanda’nın desteği ile modern bir devlet olarak kurulmuş olan Endonezya’nın, gene böyle yoluna devam edebilmesi için güvenlik ve kamu düzeni açılarından gerekli olan önlemlerin alınması şarttır.
Endonezya ile ilgili bir makalede, bu ülkenin içinden çıkmış olan bir büyük iş adamının normal koşullarda karşı karşıya geldiği bir olay, her açıdan öğretici olduğu için bu konuyu kısaca burada özetlemek de genel yarar vardır. Endonezya Hollanda desteğinden yararlandığı için ülke ticaret ve ekonomi alanlarında bu ülkeden gelen destek ve yardımlardan yararlanmaktadır. Bu gibi durumlarda Hollandalı ve Endonezyalı iş adamları zaman zaman bir araya gelerek ortaklaşa hareket ettikleri görülebilmektedir. Bu gibi örneklerden birisi Türkiye’de yaşanmış ve Endonezyalı bir iş adamı Hollandalı ortağının destekleri ile bir Türk bilim adamına kalıcı bir barış düzeni önerisinde bulunmuştur. Endonezyalı iş adamı iki binli yılların başlarında Türk bilim adamını davet ederek kendisinden açıkça siyasal çıkış için bir talepte bulunmuştur. Türk kamuoyunun yakından tanıdığı bilim adamının siyasal ve hukuksal konularda var olan birikiminden yararlanmak isteyenlerin istedikleri görüş, siyaset ya da işlemler hakkında bilgi alışverişinde bulundukları Türk bilim adamı ile Endonezyalı iş ve ticaret adamı iki binli yılların içinden çıkarak geleceğin dünyası, Türkiye’si ve de Endonezya’sı hakkında görüş alışverişlerinde karşılıklı bulunmuşlardır. Endonezyalı ticaret adamı Türkiye ile birlikte merkezi coğrafya üzerinden evrensel güvenliğin sağlanabileceğini ve bunun içinde kesinlikle yeni bir siyasal partinin kurulması gerektiğini dile getirerek, vakit kaybetmeden bir an önce batı emperyalizminin karşısına çıkacak ve batıdan gelecek tüm saldırılara karşı duracak, yaklaşmakta olan savaşlar döneminin atlatılabilmesini sağlayacak ve gerçek anlamda antiemperyalist mücadeleler yaparak, batı blokunun doğu bölgelerine saldırılarını çeşitli yollardan önleyerek dünya barışına katkıda bulunacaktır. Atatürk çizgisinde batı emperyalizmi karşıtı yeni bir siyasal parti ile NATO, ABD ve batılı emperyalist devletlerinin Türkiye’yi kullanmalarına fırsat vermeyecek, yeni bir siyasal parti ile Türkiye’de ikinci Kuvayı Milliye mücadelesini kazanacak bir büyük siyasal oluşuma gereksinme olduğunu ve bu amaçla kurulacak partinin ve böylesine bir direnişin tüm ulus devlet yönetimlerini etkileyerek, bunlar üzerinden üçüncü bir dünya savaşının ortaya çıkartılmasının önlenebileceğini Endonezyalı iş adamı Türk bilim adamına aktarmıştır.
Türk bilim adamı şaşkınlıkla Endonezyalı ticaret adamını dinlerken parasının olmadığını ve hiç bir gizli ya da açık bir desteğe sahip olmadığını, siyaset için çok büyük sermaye gereği olduğunu, ayrıca gizli ya da açık hiç bir örgütün elemanı olmadığını, açıkça dile getirdiği zaman bu konuda isimsiz bir bilim adamı konumunda bulunan çeşitli isimlerin yeni bir ulusal kurtuluş mücadelesi için yeni bir kadro olarak eğitilmesi gerektiğini, bu işlerle ilgili olarak bankalar arası düzende var olan barış fonlarından her zaman yararlanmanın ve destek sağlamanın her zaman mümkün olduğunu, işe öncelikle ekonomi ile başlanması gerektiğini, bütün bankaların barış fonları üzerinden yönlendireceği bazı fonlar aracılığı ile savaşlara karşı duracak ve savaş karşıtı hareketler ile girişimleri örgütleyecek yeni adımların atılmasına gereksinme bulunduğunu bu çizgide geliştirilecek, siyasal eylemlerin dünya ve ülke barışlarına yardımcı olacak bir biçimde ele alınmaları gerekliliği konuşularak, Türkiye üzerinden bir Üçüncü Dünya Savaşı çıkarmak projesinin kesinlikle önlenmesi gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Büyük devletlerin öncelikle Irak, ikinci olarak Suriye ve üçüncü adım olarak İran’a saldırmaları ile üçüncü dünya savaşının çıkartılacağını ve bunun ancak Türkiye üzerinden geliştirilecek siyasal ve askeri girişimlerle önlenebileceğini, eğer savaşa müdahale edilmezse o zaman Rusya, İran, Çin ve Hindistan gibi büyük Asya ülkelerinin de üçüncü cihan savaşına girmek zorunda kalacaklarını ve daha sonra da diğer dünya devletlerinin bu savaşa katılacağını, böylece en sonunda üçüncü dünya savaşının ana hedef olarak çıkartılacağını Endonezyalı ticaret adamı Türk bilim adamına açıkça söylemiştir. Türk aydınlarının ve halkının bir an önce uyanarak devleti ve milleti yok edebilecek patlamalara yol açılabilecek kışkırtmalarla, üçüncü dünya savaşının çok kolay çıkartılabileceğini, böyle bir savaşa karşı acilen antiemperyalist bir örgütlenme içine girilmesi gerektiğini, bu nedenle savaşın başlamadan önce önlenmesi gerektiğini dile getirerek, Orta Doğu savaşının İran’a sıçramasından önce durdurulması gerektiğini ve bu konuda merkezi ülkenin Türkiye olduğunu açıkça dile getirmiştir. Endonezyalı aydın iş adamı Türkiye’nin dikkatini çekerken, bu sorunun NATO çerçevesinde çözülemeyeceğini, NATO’nun devreye girmesiyle birlikte NATO üyesi olan batılı ülkelerin askeri işgalleri ile önce İran’ın ve daha sonra da hedef olarak Rusya’nın saldırı ve işgal tehditleri altında olduklarını söylemiştir. Ayrıca bütün Asya ülkelerinin savaşlara karşı olduklarını aynı zamanda her türlü savaş karşıtı eylemlere tüm Asya ülkelerinin birlik çatısı altında bir araya gelerek karşı çıkacağını, savaşa en son Çin’in gireceğini ve bu doğrultuda tüm Asya ülkelerinin gerekirse Çin’e karşı çıkarak üçüncü dünya savaşını önleyebilmek üzere mücadeleye kalkışacaklarını, Endonezyalı tüccar kişi Türk bilim adamına anlatmıştır. Batı bölgesinde çıkmış olan dünya savaşlarının yeni dönemde Orta Doğu ve Orta Asya hattı üzerinde yapılacağı gibi bazı gelişmeler son yıllardaki uluslararası hareketlerde eskisine oranla daha fazla gündeme gelmiştir.
İki dünya savaşı geçirmiş ve 100 milyondan fazla bir nüfusu bu savaşlarda kurban vermiş olan uluslararası dünya ve insanlık, bir Üçüncü Dünya Savaşı ile yeniden milyonlarca insanını kaybetmeye karşı çıkacaktır. NATO, Amerika, İngiltere, Fransa ve İsrail gibi emperyal devletlere ve örgütlere karşı bir büyük mücadelenin dünya barışı için verilmesi gerektiği giderek iyice ortaya çıkmaktadır. Orta Asya’dan bir Endonezyalı tüccar adamın Türkiye’ye gelerek batı emperyalizminin ancak Anadolu toprakları üzerinde durdurulabileceğini, bu amaçla Türkiye’nin bağımsız bir devlet olarak yeniden yapılanması gerektiğini, antiemperyalist çizgide yeni bir partinin kurularak, bütün dünya ülkelerinin ortak katılımları ve destekleri ile küresel bir barış düzeninin oluşturulabileceğini Türk bilim adamına anlatırken aynı zamanda Endonezya ülkesi üzerinden Türk devletine yönelen bir çağrı ile de giderek saldırı örgütüne dönüşen NATO ile komşu ülkelere karşı bir askeri harekete Türkiye’nin kalkışmaması gerektiğini açıkça dile getirmiştir. Türk bilim adamı aracılığı ile hem Türk ulusuna hem de Türk devletine barıştan yana bir tavır sergilemeye çalışmıştır. İnsanlığın geleceği için anlayana çok şey ifade eden bu çağrı dikkate alınırsa, Orta Asya ve Orta Doğu devletleri bir merkezi direniş hareketine kalkışacaktır.
Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN
-
Emlak Vergisinde Son Ödeme Tarihi 31 Mayıs
Emlak Vergisinde Son Ödeme Tarihi 31 Mayıs
Sapanca Belediyesi Emlak Müdürlüğü, 2024 Yılı emlak vergisi ve işyerine ait çevre temizlik vergisinin birinci taksit son ödeme tarihini 31 Mayıs Cuma günü olduğuna dikkat çekti.
Mükelleflerimizin cezalı duruma düşmemeleri için
Sapanca Belediyesi Emlak Müdürlüğü’nün yaptığı açıklamada “Emlak vergisi ve işyerlerine ait çevre temizlik vergilerinin 2024 yılı birinci taksitlerinin tahsilatları başlamış olup, 31 Mayıs 2024 Cuma günü sona erecektir. Emlak vergisi ve işyerlerine ait çevre temizlik vergilerinin 2024 yılı birinci taksitlerini ödemeyen mükelleflere süre bitim tarihinden itibaren gecikme zammı yansıtılmaktadır. Mükelleflerimizin cezalı duruma düşmemeleri için emlak vergisi ve işyerlerine ait çevre temizlik vergilerinin 2024 yılı birinci taksitlerini 31 Mayıs 2024 Cuma günü sonuna kadar ödemeleri gerekmektedir. Mükelleflerimiz vergi ödemelerini Belediyemiz veznelerinden hafta içi 08:30 – 16:30 saatleri arasında yapabilecekleri gibi online ödeme kanallarını da 24 saat kullanabilirler” açıklamasında bulundular.e – Belediye ( https://webportal.sapanca.bel.tr/web/guest/71 ) üzerinden kredi kartı ile, e – Devlet ( https://www.turkiye.gov.tr/sapanca-belediyesi-borc-odeme ) üzerinden kredi kartı ile, Ziraat Bankası, Sapanca Belediye Başkanlığı, TR52 0001 0005 6525 0237 1950 01 IBAN numaralı banka hesabına havale veya eft olarak, Halk Bankası’nın tüm şubelerinden ve mobil uygulamaları üzerinden, PTT, Posta Çeki: 239456 hesabına yatırılarak ödeme yapılmaktadır.
-
DEVA Partili Ergen, “Müfredat değişikliği aslında bir okuldaki öğretmenin, öğrencilere verdiği bilgilerin değişmesi demektir”
DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ergen: “Yeni müfredatta kullanılmamış ise DEVA Partisi’nin Eğitim ve Yükseköğretim Eylem Planlarından faydalanabilirler”
DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Eğitim Politikaları Başkanı Mustafa Ergen, Cüneyt Özdemir YouTube kanalında, Kenan Taş ile “Çözüm Önerisi” programında gündemi değerlendirdi.
DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Eğitim Politikaları Başkanı Prof. Dr. Mustafa Ergen, canlı bağlantı ile katıldığı Youtube programında Kenan Taş’ın, “Müfredatın değişmesine neden ihtiyaç duyuluyor? Zamanın koşullarına ayak uydurmak için mi yoksa kendi mental dünyalarını tüm topluma adepte etmek için mi yapılıyor? ” sorularını yanıtladı.
DEVA Partili Ergen, “Müfredat değişikliği aslında bir okuldaki öğretmenin, öğrencilere verdiği bilgilerin değişmesi demektir. Bakan Bey de bunu bilgi erişiminin artmasından dolayı ‘bir sadeleştirme’ diyerek aktarıyor. Bu tespit doğru, öğrenciler artık bilgiyi birçok yerden alıyorlar. Bugün bu konunun çok konuşuluyor olması içerikten ziyade, eğitim sisteminden beklentimizin çok yüksek olduğundandır. Eğitim sisteminin çok iyi olmadığını biliyoruz.” dedi
“Ülkemizin ekonomik olarak yeniden bir noktaya gelebilmesi için eğitim sistemimizin düzelmesi gerekiyor”
Ergen, “Şu anda ekonomik olarak kötü durumdayız” diyerek, “Ekonomik olarak ülkemizin yeniden bir noktaya gelebilmesi için eğitim sistemimizin düzelmesi gerekiyor. Şu anda Maliye Bakanımız Mehmet Şimşek yurt dışında bir yatırım arıyor. Eğitim sistemi iyi olmayan bir ülkeye yatırımcı hangi vadede gelir? Kısa vadede mi gelir, uzun vadede mi gelir? Bunu hiç düşünmüyorlar mı?” diye konuştu. “Kamuoyunun geri bildirimleri için bir hafta süre tanınmış, bence ilk olarak bakanlar kurulunda yanında oturduğu Sanayi Bakanı, Turizm Bakanı, Tarım Bakanı, Çalışma Bakanı, Savunma Bakanının görüşleri alınsaydı daha iyi olurdu.” diye ekledi.
“Yeni müfredatta kullanılmamış ise DEVA Partisi’nin Eylem Planları’ndan faydalanabilirler”
Yeni açıklanan müfredatta 26+1 kalem olduğunu aktaran Ergen, “Bu 26+1 kalem hangi kaynaklardan oluşturuldu onun da bir listesinin verilmesi lazım. Biz DEVA Partisi olarak 500 maddelik Eğitim Eylem Planı hazırladık. Yüksek Öğretim Eylem Planımız da 50 madde. İkisinin birbirine yakınsayacağı TÜME varan bir sistemi tasarladık. Ben o kaynakların içinde bunları da görmek isterdim. Eğer yoksa Bakan Bey’e bunları tekrar göndermek isterim. Bu konuda yazan, çizen, kafa yoran çok insan var. Onun için kaynakçanın olması ve kimlerin katkılarının tarandığının belirtilmesi iyi olur.” dedi.
“Müfredattan çıkan tartışma, kavga bize başka bir şeyi ifade ediyor”
“Müfredat bana göre bir arabanın yağını değiştirmek gibi” diyen Ergen, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu arabanın motorunun değişmesi gerekiyor, kaportasının değişmesi gerekiyor, iç aksamı değişim istiyor, bu arabanın sürücüsünün değişmesi gerekiyor. Öğretmenler mutsuz! Atanamayan öğretmenlerimiz daha da mutsuz. Ücretli öğretmenlerimiz ise artık intihar seviyesine gelmiş durumda. Elbette içinde güzel şeyler var ve kimse de bunlara “hayır” demez. Tabii eksik yerleri de var. Örneğin; yabancı dil, görsel sanatlar, beden eğitimi, teknoloji. Müfredat genel olarak güzel ama şu anda müfredattan çıkan tartışma, kavga bize başka bir şeyi ifade ediyor. Bizim, gelecek için insanları motive edecek eğitim sistemini devreye sokmamız lazım. Bu Sayın Bakanın ya da Cumhurbaşkanı’nın sözleriyle de olur. Bu eğitim sisteminin tamamen tüme vararak ilerlemesi şeklinde de olur. Yani ilköğretimin de yükseköğretimin de eşgüdümlü olması lazım. Yükseköğretimin de ekonomi piyasası ile eşgüdümlü olması lazım ki biz bir hikaye yazalım. Yatırımcının önüne çıkınca Sayın Şimşek mali tabloları mı sunacak? “2002’de böyleydik, 2024’te de böyleydik” mi diyecek yoksa “Biz böyle bir Türkiye için yapılanıyoruz mu diyecek? “Bunun için bir vizyon oluşturduk, eğitim sistemini değiştirdik. Öğretmenlerimizi atayacağız, Sanayi ve Teknoloji teşvik programlarımız böyle olacak.” diye bir silsile sunması gerekir. Bunun için eğitim sistemine topyekün bakmamız gerekir diye düşünüyorum.” ifadelerini kullandı.
“Bir Bakanın zihninin de ötesinde bir ülke vizyonu olarak bakmamız gerekiyor”
“Diyelim ki kendi ideolojilerine göre bir gençlik yetiştirdiler, ne olacak?” diye soran Ergen, “İşte zaten geldiğimiz nokta bu. Yeni nesil ve yeni dünyanın ham maddesi gençlerdir. İstediğimiz gibi düşünen, istediğimiz gibi davranan insan yetiştirdik, olmuyor. Gençlerimizi serbest bırakmalıyız, dünyanın yetenek setleriyle donatabilmeliyiz. Bizler asıl bunlarla uğraşmalıyız. Tıpkı petrol gibi, doğru işledik işledik, işlemedik bu gençler de yaşlanacaklar, toplum olarak yaşlanacağız. Bu konuya bir Bakanın zihninin de ötesinde bir ülke vizyonu ve mutabakatı olarak bakılması gerekiyor. Genç nüfusu yüksek bir ülkeyiz bu ham maddeyi heba etmeyelim. ”şeklinde konuştu.
-
DEVA Partisi Sözcüsü Şahin: “Ekonomide ısrarla ‘TÜİK’in makyajlı rakamları’ diyoruz, ‘3 senedir bu millet aldatılıyor’ diyoruz”
DEVA Partisi Sözcüsü Şahin: “Ekonomide ısrarla ‘TÜİK’in makyajlı rakamları’ diyoruz, ‘3 senedir bu millet aldatılıyor’ diyoruz”
DEVA Partisi Ankara Milletvekili ve Parti Sözcüsü İdris Şahin, Flash Haber TV’de Fatih Ertürk’ün sunuculuğunu üstlendiği Başkent’te Gündem isimli programda açıklamalarda bulundu. Şahin, “TÜİK sürekli olarak gerçek enflasyonu baskılıyor. Bugün bizler (emekliler, memurlar, işçiler) maaşlarımızı enflasyon oranlarında, TÜİK’in baskılanan rakamlarına göre alıyoruz ama harcamalarımızı ENAG’ın rakamlarına göre yapıyoruz.” dedi.
“Bu nitelikli hırsızlıktır”
DEVA Partili Şahin, TÜİK’in yıllık enflasyonu hakkında konuşarak, “TÜİK’in yıllık enflasyon oranı yıllık %69,80. Bir türlü %70 olmuyor. İTO %78, ENAG %124. İktidar her ne kadar TÜİK’in enflasyon oranları %69,8 olsa da hissedilen enflasyon oranlarının farklı olabileceğini belirtmek suretiyle aslında gerçeği ifade etmediğini örtülü olarak kabul etmektedir. Devlet ve vatandaş arasındaki ilişki güven esasına dayanır Devletin vatandaşını aldatabileceği hiçbir ortam ve şartta düşünülemez. Oysa son yıllarda devlet kurumları vatandaşına karşı gerçeği ifade etmemekte özellikle de TÜİK makyajlı rakamlarla vatandaşı yanıltmaktadır. Devlet kurumuna güven olmazsa nasıl olacak? Aylardır söylüyoruz. Bu bir nitelikli hırsızlıktır. Ben hukukçuyum. Bu cümlelerin anlamını bilerek kullanıyorum. Siz kamu kurumlarını aracı olarak kullanıp da bir hırsızlık yaparsanız bunun adı nitelikli dolandırıcılık olur. Türk Ceza Kanunu’nun 158. Maddesi bunu açıkça ifade etmektedir. Siz TÜİK’i aracı kılarak vatandaşın cebinden tırtıklıyorsunuz. Bu ülkede enflasyon %70 değil. ENAG diyor ki %124. Bu aradaki farkla siz vatandaşı aldatmış olmuyor musunuz? Vatandaş çarşıya, pazara, manava gönül rahatlığıyla giremiyor.” ifadelerini kullandı.
“Hutbede tasarruf vaadi verip ondan sonra A8’e binenlerden olamayız!”
“Çarşı pazar yanıyor. Özellikle gıda enflasyonu bahsedilenin çok çok üstünde.” diyen Şahin, “Maliye ve Hazine Bakanı tasarruf telkin ediyor. Bakıyor itibar eden yok, Diyanet İşleri devreye giriyor Cuma hutbelerinde tasarruf konulu hutbeler okunuyor.” diyerek Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e seslendi.
Şahin, “Ülkede tasarruf istiyorsanız önce Beştepe’den başlatacak ve kamu kurumlarında uygulayacaksınız. Tasarruf öğütleri versin diye iş birliği yaptığınız Diyanet İşleri Başkanı’nın, kiraladığı lüks araçtan tasarrufa başlayacaksınız. Bizler sizler gibi; Hutbede tasarruf vaadi verip ondan sonra A8’e binenlerden olamayız! Bu insanlar kendi imkanlarıyla uçağa binsinler, helikopter tutsunlar, yesinler, içsinler, gezsinler. İtirazımız yok. Ama israf edilen kamu kaynağı olursa, biz bunun hesabını sormak zorundayız.”diye konuştu.
“İktidarın haksızlıklarına, zulümlerine karşı vatandaşımızı uyarmak boynumuzun borcu”
İktidarın yanlışlarını görüp düzelme ihtimalinin olmadığını anlayınca DEVA Partisi’ni kurarak, muhalefet yaptıklarını belirten Şahin şu ifadeleri kullandı:
“İktidarın haksızlıklarına, yaptığı zulümlere karşı vatandaşımızı uyarmak, onlara gerçekleri haykırmak bizim boynumuzun borcu. Milletimizin bize yüklediği görev, demokratik denetim olup bunu yerine getirmek. Bu bizim sosyal ve siyasal sorumluluğumuzdur.”
-

BELEDİYELER KÖY ORTAK MALLARINA ÇÖKÜYOR HERKES SEYREDİYOR
BELEDİYELER KÖY ORTAK MALLARINA ÇÖKÜYOR
ÇÖKMEYE DEVAM EDİYOR
HERKES SEYREDİYOR
BELEDİYELER BORÇLARINI ATALARIMIZIN MİRASI İLE KAPATIYORKÖYÜME DOKUNMA PLATFORMU Başkanı Mecdi CENGİZ “Derin bir mevzu. Köyleri gizli bir el topyekun yok etmek istiyor. Büyük bir proje, biz Sadece Sakarya’da KÖYÜME DOKUNMA PLATFORMU OLARAK mücadele ediyoruz. Bu konuda birinci derecede görevli ve sorumlu olanlarla halk facianın farkında değil.”
Mecdi Cengiz “Ne yazık ki köylere acımasızca dokunuldu. “
Doğurgan Toprak Ana, doyuran, doğuran, besleyen toprak Ana hangi akla hızmetle yok edilmek istendi anlamak mümkün değil. Üretmeden tüketen, büyük şirketlere imtiyazlı ithalatla, köylerimizle birlikte, geleceğimizde büyük tehdit altında değilmi ?
Ne yazık ki geçtiğimiz dönemde Sakaryanın tüm Belediyelerince, TOPRAĞA, DOĞAYA ve onların koruyucusu, bekçisi KÖYE ve KÖYLÜYE karşı büyük haksızlık ve adaletsizlik yapıldı. Son yapılan Yerel seçimlerden sonra yetki ve sorumluluk alan BELEDİYELER ümit etmek isteriz ki bu yanlışı, hatayı ve haksızlığı telafi ederler. Bayram sonrası KÖYÜME DOKUNMA PLATFORMU olarak Belediye Başkanları ve Belediye Meclisleri ile yoğun temas ve görüşmelere başlayacağız. Bu süreçte Zoraki Nikahla (!) mahalle yapılan Köylerimizin halkı ve Muhtarları Sürece daha güçlü ve duyarlı olarak katılırlar.. Herkes bilmiş olsun ki, KÖYLER VARLIĞIMIZIN EN BÜYÜK TEMİNATI VE ÇOCUKLARIMIZIN GELECEGIDIR.
-

Anayasa Millet – Devlet için vardır
Anayasa Millet – Devlet için vardır
FEHMİ DUMAN
– Siyasetçilerin keyfi – aklının arkasındaki fikirler için değil !
Meclis çatısı altındaki Yeni Anayasa görüşmelerinin içeriğinin her aşaması milletle paylaşılmalıdır.
İttifakların anlık menfaatlere göre şekillendiği bir konjonktürde Meclis’te yeter sayı sağlanarak yapılacak yeni bir düzenleme ülkemize hiçbir katkı sağlamaz.
Yerel seçimlerin hemen ertesinde Milli Eğitim müfredatında ve Anayasa’da değişikliği gündeme getirip ekonomik sorunlarla baş başa bırakılan milletten saklanan gerçekleri ortaya koymak gerekmektedir.
Müfredat değişikliyle bilhassa matematikte çocukların düşünme ve çözüm gücünü kuvvetlendiren denklem, diskriminant gibi konuların kaldırılması taslağı gençlerimizi çözümcül düşünmeden mahrum bırakabilecek, endişe veren hususlardır. Anayasa’da eyalet sistemi ya da buna cevaz verebilecek bir düzenlemeyi kimse aklının ucundan bile geçirmesin.
Milleti yoksayarak Meclis içinde yeterli sayıya ulaşılarak üniter yapımızı, başkentimizi, dilimizi Anayasa’dan çıkarma hevesinde olanlar milletimizin yerel seçimde verdiği dersi ve görevi idrak edememiş demektir.
Anayasa’da yapılması gereken öncelikli değişiklik parayla vatandaşlık satılmasının yasaklanması olup gerisi lafü-güzaftır.
sakarya54.net Editor-in-Chief -Journalist-FE&SA Bilişim Limited General Manager
Türk Vatanı ve Milletinin ebedi varlığını ve Yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve onun inkılap ve ilkeleri doğrultusunda;
Dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak, Türkiye Cumhuriyetinin ebedi varlığı, refahı, maddi ve manevi mutluluğu ile çağdaş medeniyet düzeyine ulaşma azmi yönünde;
Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı;
Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu;
Hiçbir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı; [6]
Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak milli kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu;
Topluca Türk vatandaşlarının milli gurur ve iftiharlarda, milli sevinç ve kederlerde, milli varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu, birbirinin hak ve hürriyetlerine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlik duygularıyla ve “Yurtta sulh, cihanda sulh” arzu ve inancı içinde, huzurlu bir hayat talebine hakları bulunduğu;
FİKİR, İNANÇ VE KARARIYLA anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere.
TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye aşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur.
BİRİNCİ KISIM
GENEL ESASLAR
-
Devletin şekli
Madde 1 – Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
-
Cumhuriyetin nitelikleri
Madde 2 – Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.
III. Devletin bütünlüğü, Resmî dili, bayrağı, milli marşı ve başkenti
Madde 3 – Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.
Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.
Milli marşı “İstiklal Marşı”dır.
Başkenti Ankara’dır.
-
Değiştirilemeyecek hükümler
Madde 4 – Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.
-
-

Sakarya Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sezai Matur ve yönetim kurulu üyelerin’den Vali Karadeniz’e ziyaret
SGC’den Vali Karadeniz’e ziyaret
Sakarya Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sezai Matur ve yönetim kurulu üyeleri, kongrenin ardından Vali Yaşar Karadeniz’i makamında ziyaret etti. Ziyarette konuşan Vali Karadeniz, Sakarya basınıyla uyumlu bir şekilde çalıştıklarını söyledi
VALİ KARADENİZ’E ZİYARET
Sakarya Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sezai Matur ve yönetim kurulu üyeleri, kongrenin ardından Vali Yaşar Karadeniz’i makamında ziyaret etti. Yönetim kurulu üyeleri Vali Karadeniz’e tanıtan Başkan Matur, Sakarya Gazeteciler Cemiyeti’nin 70’inci yılını kutladığını belirterek, “Sakarya basını pek çok kentteki yerel basından çok daha güçlü. Cemiyet üyelerimiz bize önemli bir sorumluluk yükledi. Biz de onlara layık olmak için çok çalışacağız” dedi.

YÖNETİM HAYIRLI OLSUN
Vali Yaşar Karadeniz de SGC’nin yeni yönetiminin hayırlı olmasını dileyerek, “Sakarya’da basınla uyumlu bir şekilde çalışmalarımızı yürütüyoruz. Şehrimizin gelişmesi için Sakarya’nın basını çok önemli görevler üstleniyor” dedi. Vali Karadeniz ayrıca ilimizde tarım alanlarının korunması konusunda ileri derecede hassasiyet gösterdiklerini belirterek, “Sakarya’nın doğasının ve tarım alanlarının korunması konusunda hassas çalışıyoruz” dedi. -

1 Mayıs Gününde Başkan Şahin’den, Birlik Beraberlik Mesajı
1 Mayıs Gününde Başkan Şahin’den, Birlik Beraberlik Mesajı
Sapanca Belediyesi, belediye garajında 1 Mayıs Emek Dayanışma Günü münasebetiyle belediye personeline birlik ve beraberlik yemeği düzenlendi.
Biz sizlerle büyük bir aileyiz
Sapanca Belediye Başkanı Nihat Arda Şahin, “Çok değerli çalışma arkadaşlarımız hepiniz hoş geldiniz. Bu gün Dünya İşçi ve Emekçi Bayramı bu bayram çok değerli bir bayram ve unutulmaması gereken bir bayram. Biz sizlerle büyük bir aileyiz. Birbirimize tutunmaktan, sarılmaktan, kol kola girip hizmet etmekten başka çaremiz yok. Sapanca’ya hizmet edeceksek Sapanca için mücadele edeceksek hep birlikte bir arada aynı ilkeler doğrultusunda hareket etmemiz gerekmektedir. Bunun bilinciyle ve sizlerle hep birlikte hareket edeceğiz. Sapancamızı bekleyen güzel hizmetlerimiz var. Bunları tüm çalışanlarımız ile tek tek hayata geçireceğiz. Ayrıca bu garajın bu halde olmasını sağlayan personelimize de teşekkür ediyorum. Elinize, emeklerinize sağlık. Aslan yattığı yerden belli olur. Bununla birlikte bu gün bu programda bu düzeni sağlayan arkadaşlara da çok teşekkür ediyor, bayramınızı kutluyorum” dedi.Konuşmanın ardından Sapanca Belediye Başkanı Nihat Arda Şahin, programa aileleri ile gelen personel ile tek tek ilgilendi, sohbet etti. Program verilen ikramların ardından sona buldu. Sapanca Belediye personelleri, Belediye başkanı ve başkan yardımcılarıyla birlikte tüm çalışma arkadaşlarının bir arada olmasına vesile olan Sapanca Belediye Başkanı Nihat Arda Şahin’e teşekkür ettiler. Bu birlik beraberlik duygusu ile yapılan programın çok kıymetli ve anlamlı olduğuna dikkat çektiler.
-

Farklı renklerden 45 misafir Sakarya’nın cennet köşelerine hayran kaldı
Farklı renklerden 45 misafir Sakarya’nın cennet köşelerine hayran kaldı
Büyükşehir Belediyesi, “Yeşil Geleceği Kazanarak Keşfet” projesi kapsamında Erasmus programıyla Sakarya’ya gelen 45 yabancı öğrenciye düzenledikleri gezi programıyla şehrin cennet köşelerini keşfetme imkânı sundu.Sakarya Büyükşehir Belediyesi, ülke genelinden ve yurt dışından gelen misafirlerine şehri tanıtıp turizme ivme kazandırmak için çalışmalarına hız kazandırıyor.
Yeşili Kazanarak Keşfet
Bu kapsamda Avrupa’dan Erasmus programıyla gelen 45 yabancı öğrenci, Sakarya Valiliği’nin düzenlediği uluslararası “Yeşil Geleceği Kazanarak Keşfet” (Wasting Green Future by Earning) projesi kapsamında şehirde misafir ediliyor.Kültür ve Sosyal İşleri Dairesi Başkanlığı görevlileri, öğrencilere yeşilin ve mavinin yeryüzündeki en güzel örneklerinden biri olan şehrin cennet köşelerini tanıtmak için bir gezi programı organize etti.
Yabancı öğrenciler hayran kaldı
Sakarya’nın doğal güzelliklerini tanıtıp, gelecek nesillere daha yeşil ve sağlıklı bir çevre bırakmayı amaçlayan projenin bir parçası olan Büyükşehir, bu organizasyonla dünyanın dört bir yanından gelen öğrencilerin memnuniyetini kazandı.Gezi kapsamında öğrenciler Sapanca Gölü’nün muhteşem manzarasını, tek parça halinde dünyanın en büyük su basar ormanı olan Acarlar Longozu’nun doğa harikası güzelliğini, Karadeniz’in incisi Karasu sahillerini ve şehrin yemyeşil cennet köşelerini keşfetti.
Turizme can katıyor
Öğrenciler, proje kapsamında Sakarya’nın doğal güzelliklerini keşfederken aynı zamanda çevrenin korunması ve sürdürülebilirliği konusunda bilinçlendirildi. Büyükşehir’in yürüttüğü bu çalışmalar sayesinde her yıl binlerce turist, dünyanın bir ucundaki ülkelerden turistik ziyaret için Sakarya’ya geliyor.











