Kategori: Haberler
Haberler
-

Ege Bölgesi’nde 260 bin ton kiraz üretiliyor
Kiraz hasat şenliğine gençler enerji kattı
Türkiye kiraz ihracatından 300 milyon dolar döviz hedefliyor
Kuzey Yarım Kürenin ilk kirazını üreten Manisa-İzmir hattında kiraz hasat coşkusu yaşanıyor. 60 bin tonu aşan kiraz varlığıyla Türkiye’nin en önemli kiraz üretim merkezlerinden olan İzmir Kemalpaşa’da, Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği “Kiraz Hasat Şenliği” düzenledi.
Kiraz Hasat Şenliği’ne, Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği’nin ‘Üçüncü Kuşak Tarım Girişimciliği Eğitim Programı’nı tamamlayan gıda ve ziraat mühendisliği mezunu ya da öğrencisi gençlerde katıldı. Tarım gönüllüleri, gençlikleriyle kiraz hasat şenliğine enerji kattı.
Türkiye’nin yıllık 736 bin tonluk kiraz rekoltesiyle dünya lideri olduğunu söyleyen Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkan Yardımcısı ve Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Hayrettin Uçak, 2024 yılında kiraz ihracatından 300 milyon dolar döviz hedeflediklerini dillendirdi.
Ege Bölgesi’nde 260 bin ton kiraz üretiliyor
Kiraz üreticilerine bereketli bir sezon dileyen Başkan Uçak; “Kirazda dünyada ihracatta ilk dört ülke arasındayız. Ege Bölgesi’nde; İzmir, Manisa, Afyon, Denizli ve Aydın illerinde yıllık 260 bin ton kiraz üretiyoruz. Cumhuriyetimizin 100. Yılı olan 2023 yılında 83 bin ton kiraz ihracatı karşılığı 215 milyon dolar ihracat yapmıştık. Kirazımızın Çin ve Hindistan gibi pazarlara ihraç edilebilmesi için Tarım ve Orman Bakanlığımız, temaslarını sürdürüyor. İlgili ülkelerle anlaşma olduğu takdirde kirazda çok önemli bir aşama kaydetmiş olacağız” şeklinde konuştu.
Kiraz ihracatının lideri Almanya
Türkiye’nin, 2023 yılında 215 milyon dolar kiraz ihraç ettiği bilgisini paylaşan EYMSİB Başkanı Hayrettin Uçak sözlerini şöyle sürdürdü; “Almanya 95, 5 milyon dolarlık Türk kirazı talebiyle zirvede yer aldı. Taze meyve sebze ihracatında Türkiye’nin lider pazarı Rusya Federasyonu, 2023’te 43, 8 milyon dolarlık Türk kirazı talebiyle zirve ortağı oldu. Kiraz ihracatında üçüncü sırada 14, 2 milyon dolarlık taleple Avusturya adını yazdırdı. Türkiye, 2023 yılında 55 ülkeye kiraz ihraç ederken, ilk 10’daki diğer ülkeler; İtalya, Norveç, Hollanda, Irak, Polonya, Bulgaristan ve İngiltere şeklinde sıralandı. Kullandığımız Pestisitleri Biliyoruz Projesi ve Akdeniz Meyve Sineğinden Arındırılmış Kiraz Üretimi Projesi ile Türkiye’nin kalıntısız kaliteli kiraz üretip ihraç etmesi için çabalıyoruz.
Kiraz baharın sembolü
Kiraz ağaçları genellikle ilkbaharda çiçek açtıkları için baharın ve yeniden doğuşun sembolü kabul ediliyor. Şiirlerde, edebi eserlerde ve sanatta kiraz sıkça kullanılan bir metafordur. Özellikle doğa ve duygusal temas içeren eserlerde sıkça görülür.
Genç girişimciler sürdürülebilirlik ve gıda kayıplarını önlemeye odaklandı
Tarım sektörüne genç girişimcileri kazandırmayı hedefleyen Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği bu amaçla, “Üçüncü Kuşak Tarım Girişimciliği Eğitim Programı”nı 2022 yılından sonra bu yıl ikinci kez düzenledi. “Üçüncü Kuşak Tarım Girişimciliği Eğitim Programı” katılımcıları sertifikaları ile buluştu.
“Üçüncü Kuşak Tarım Girişimciliği Eğitim Programı”nın finali Ege İhracatçı Birlikleri’nde gerçekleştirildi. 4 hafta süren kursa katılan, gıda mühendisliği ve ziraat mühendisliği öğrencisi ya da mezunu 82 genç, uzman isimlerden 4 hafta boyunca dersler alırken, işletme ve bahçe ziyaretleri gerçekleştirdi.
“Üçüncü Kuşak Tarım Girişimciliği Eğitim Programı’nın son haftasında genç girişimciler gruplar halinde eğitim hayatları boyunca kazandıkları deneyimlerle, 4 haftalık eğitim programındaki kazanımlarını birleştirerek, Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkan Yardımcısı ve Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Hayrettin Uçak ve Eğitmen hocalara sunumlarını gerçekleştirdiler.
Sunumlarda, gıda kayıplarının önlenmesi, tarım sektöründe su kullanımının verimli olması, gıda atıklarının geri kazanımı öne çıkan başlıklar oldu.
Gençlerden gıda kayıplarını azaltan, akıllı tarım projeleri bekliyoruz
Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkan Yardımcısı ve Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Hayrettin Uçak, yaptığı konuşmada gençlere işlerini severek yapmayı öğütledi. Uçak, “Sizler işinizi severek yaptığınız, ürettiğinizin kıymetini bildiğiniz sürece çok iyi yerlere geleceğinize inanıyorum. Sizlerin burada dillendirdiği projeleri yönetim kurulumuza da aktaracağız, belki sizleri tekrar sunum yapmaya toplantılarımıza davet edeceğiz. Sizlerden gıda kayıplarını azaltan, kalıntısız üretimi teşvik eden, akıllı tarım uygulamalarına önem veren, katma değerli üretime dönük projeler bekliyoruz. Aramızdaki bağı koparmadan her zaman yanınızda olduğumuzu bir kez daha belirtmek istiyorum” şeklinde konuştu.
“Üçüncü Kuşak Tarım Girişimciliği Eğitim Programı”nın sertifika törenine; Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Cengiz Balık, Eğitimciler Phonus Dan. Ve İlt. Hiz. San. ve Tic. Ltd. Şti. firması Kurucusu Halil Tolga İlkin, SÜGEP Akademi Kurucusu Umut Dilsiz, 2022 yılında yapılan “Üçüncü Kuşak Tarım Girişimciliği Eğitim Programı”nda projesi birinci olan Ayça Uysal ve öğrenciler katıldı.
-
Başkan Oğuz Can Curoğlu’dan Anneler Günü Mesajı: ‘Anneler Toplumun Temel Direği’
Başkan Oğuz Can Curoğlu’dan Anneler Günü Mesajı: ‘Anneler Toplumun Temel Direği’
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Sakarya İl Başkanı Oğuz Can Curoğlu, 12 Mayıs Anneler Günü dolayısıyla bir mesaj yayımladı. Başkan Curoğlu, annelerin toplumun yapı taşları olduğunu ve sevgi ile fedakarlıkla evlatlarını yetiştirdiklerini belirtti.
Başkan Curoğlu mesajında şunları kaydetti: “Anneler, bizleri var eden, sevgileri ve fedakarlıkları ile evlatlarını büyüten, vatana, millete hayırlı nesiller yetiştiren toplumun temel direğidir. Bu anlamda Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün değerli annesi Zübeyde Hanım ve şehit annelerimiz, bizler için en güzel örnektir. Cumhuriyetimizin kuruluş sürecinde kadınların eğitim, iş ve siyaset gibi her alanda erkeklerle eşit haklara sahip olması için verilen mücadele, bugün hala bizlerin yolunu aydınlatmaktadır.”

Başkan Curoğlu, kadınların toplumun her alanında adil bir şekilde temsil edilmesinin önemine vurgu yaparak, “Kadınların, toplumun her alanında adil bir şekilde temsil edilmesi, haklarının korunması ve iyileştirilmesi için omuz omuza mücadele ediyoruz. Bizler, bitmek bilmeyen aile içi ve toplumsal şiddete maruz bırakılan kadınların hakları için, eğitim hakkı elinden alınan kız çocukları için, şiddete maruz bırakılan çocuklar için, oyun çağında parklardan, sokaklardan, hayattan koparılarak gelinlik giydirilen, toprağa gömülen çocuklar için mücadele etmekten onur duyuyoruz,” dedi.
Curoğlu, kadınların ve annelerin toplumsal değişim ve adalet için önemli bir itici güç olduğunu belirtti: “Bugün dünyamızda uygar toplumların en önemli kriteri kadınlara verilen değer ve fırsat eşitliğidir. Kadınların güçlü sesi, toplumsal değişim ve adalet için önemli bir itici güç olarak geleceği şekillendirecektir. Anneleri sadece sevgiyle anmıyor, onların mücadelesini anlıyoruz ve onları her daim desteklediğimizi de Anneler Günü vasıtasıyla bir kez daha duyuruyoruz.”
Başkan Curoğlu, mesajını, “Tüm annelerimizin, anne adaylarımızın ve bu eşsiz duyguyu yüreklerinde taşıyan tüm kadınların Anneler Günü kutlu olsun,” diyerek sonlandırdı.
-
BAŞKAN ATA’DAN ANNELER GÜNÜ MESAJI
BAŞKAN ATA’DAN ANNELER GÜNÜ MESAJI
Ferizli Belediye Başkanı Mehmet Ata, 12 Mayıs Anneler Günü dolayısıyla bir mesaj yayınladı. Mesajında anne sevgisinin sevgilerin en büyüğü ve en kıymetlisi olduğunu vurgulayan Başkan Ata, tüm annelerin gününü kutladı.
Başkan Ata, Anneler Günü nedeniyle bir mesaj yayımladı. “Annelerimiz sadece ailesini değil, bütün toplumu sevgiyle yoğuran, özenle yetiştirdikleri çocuklarıyla geleceğimizi şekillendiren en değerli varlıklarımızdır” diyen Başkan Ata mesajında şu ifadelere yer verdi:
“Bizleri sevgi, şefkat ve ilgiyle büyüten annelerimiz, aynı zamanda ilk öğretmenlerimizdir. Annelik, yalnız aileyi değil, tüm toplumu ve insanlığı ilgilendiren bir boyut kazanmaktadır. Yarının büyükleri çocuklarımıza, onların ihtiyacı olan sevgiyi, ilgiyi ve hoşgörüyü aşılayacak olan annelerimizdir. Bu nedenle anneler, çocuklarını sevgiyle yoğurmakta, onları kendileriyle ve toplumla barışık insanlar olarak yetiştirmektedir. Bizler de en değerli varlıklarımız annelerimize sonsuz sevgi, saygı duyarak onların her zaman yanında olmalı, hak ettikleri ilgi ve sevgiyi yılın bir günü değil her zaman göstermeliyiz.
Bu duygularla, hayatımız boyunca bize güven ve destek veren, geleceğe umutla bakmamızı sağlayan tüm annelerimizin Anneler Günü’nü kutluyor, başta şehit anneleri olmak üzere tüm annelere sevgi, saygı ve şükranlarımı sunuyorum.” -
İnsanın Doğa Üzerindeki Etkisi ile Başlayan Antroposen Dönem ve Gelecekteki Tehditler
İnsanın Doğa Üzerindeki Etkisi ile Başlayan Antroposen Dönem ve Gelecekteki Tehditler
İbrahim Ortaş, Ç.Ü. Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü, iortas@cu.edu.tr
Antroposen kavramı son dönemlerde çok duyulmaktadır. İtalyan jeolog Antonio Stoppani, 1873 yılında insanların dünya ekolojisi üzerindeki giderek artan etkisine atıfta bulunarak “antroposen çağ” terimini ortaya atmıştır. Ancak insanın doğa üzerindeki etkisi o dönemde çok hissedilmiş olmalı ki sonradan yeni jeolojik dönemin adı olarak Antroposen olarak önerilmiştir. Peki Antroposen ne anlama geliyor? İnsan faaliyetinin iklim ve çevre üzerinde baskın etki oluşturduğu dönem olarak görülen jeolojik çağı ifade etmektedir. Evet, maalesef çok az kişi insanlığın jeoloji ve iklim değişimleri üzerindeki etkileri konusunda mevcut bilgiye dayalı öngörü ve/veya kavrayışa sahiptir. Son dönemlerde artan iklim değişiklikleri yanında depremlerden ve özellikle de biyoçeşitlilikten, tarımdan yararlanan ve insan ilişkilerini kapsayan antroposen kavramını daha çok konuşur olduk. Ancak çoğumuz jeoloji ve jeomorfoloji ile iklim değişimleri üzerlerindeki insanın etkilerini çok derinlemesine bilemiyoruz. Buna karşın yer yüzeyinin oluşumu ve 4.5 milyar yıllık değişiminin geldiği yerin tarihsel verileri yer yüzeyinin derinliklerinde jeolojik katmanlarda kayıtlı olduğundan değerli bilgiler sağlamaktadır. Yeryüzünden yerin derinlerine doğru yapılacak bir kazı kesitin profilindeki her katmanın yapısı yanında geçmişte yaşanmış iklim ve benzeri doğa olaylarının kaydı niteliğinde bilgi vermektedir. İşte bu nedenle sanayi devrimi sonrası yaşanan değişimlerin etkisinin bilinmesi konunun geleceğimiz açısından önemini daha da artırmaktadır.
Mevcut bilimsel bilgilerimiz, doğanın tarihsel kimliği ve jeolojik katmanların varlığı ile sınırlıdır. Yeni araştırmalar ortaya çıktıkça bilgimiz daha da genişlemektedir, ancak insanın doğa ve jeoloji üzerindeki etkileri konusundaki bilgilerimiz, son bir kaç yıl öncesine göre çok daha fazladır. Bilimsel araştırmalar günden güne önümüzü açıyor ve teknoloji daha çok bilgi sahibi olmamızı sağlıyor.
Antroposenin Başlangıç Tarihi Ne Zamandır?
Amerika Birleşik Devletleri’nden paleoiklim uzmanı Dr. William Ruddiman, bundan yaklaşık 12 bin yıl önce tarımın icat edilmesiyle Antroposen’in başladığını ifade ediyor. Bu görüşe göre, insanların tarımsal faaliyete geçişlerinin dünyayı etkilediği varsayılmaktadır. Bir diğer ifade ile insanların tarım yapması ile başlayan yeni yaşam tarzı olan “Tarım Devrimi” çağı ile bitkisel ve hayvansal ürünlerin insan tarafından üretilmesi için doğal alanlar ve ormanlıklar tahrip edilmesi kaçınılmazdı, sonucunda da yaşam alanlarını kaybeden canlıların bir kısmı da yok oldu. Tarım bilimcileri olarak biz daha halen tarımın doğa üzerindeki etkilerinin tam olarak ne zaman, nasıl ve hangi etkin(en)in sonucunda başladığını tam olarak bilmiyoruz. Yakın geçmişe kadar bilinenin ötesindeki Antroposen bilgileri günümüzden en az 12-13 bin yıl öncesine ait olan ve Güneydoğu Anadolu’da Göbeklitepe kazıları ile elde edilebildi ve biraz daha anlaşılır oldu. Harvard üniversitesinde Prof. Dr. David Reich, insanoğlunun 3 milyon yıllık avcı toplayıcılık düzeninden tarıma geçişini, ilk olarak Mezopotamya veya bereketli hilâl olarak adlandırılan bölgenin bugünkü Güneydoğu Anadolu’daki Harran bölgesinde başladığını belirtiyor. Bu bölgenin dünyanın diğer bölgelerinden en ayırt edici farklı özelliği, günümüzde insan gıdasının çoğunu oluşturan tarımsal ürünlerin yabani formlarının çoğunun bu bölgede var olmasıdır. Yanı sıra, Güneydoğu’nun içinde olduğu Mezopotamya ve Harran ovasının verimli toprak yapısını sağlayan Dicle ve Fırat nehirlerinin alüvyonları bölgeyi tarım alanlarına dönüştürmüştür. İklimin normalleşmesi ile bölgede yaşam alanı bulan bitki hayvan toplulukları yanında insanda bölgede kullanabileceği uygun bir yaşam alanında tarım yapma yetkinliğine erişti. Tarımın başlaması ile de halk göçebelikten yerleşik toplumlara geçiş yaparak gelişmiş ve tarım ile doğaya müdahale ederek doğayı değiştirmeye başlamışlardır. Zamanla yapay seçilim ve klasik ıslah yöntemleriyle tarım ürünlerinde genetik değişimlere de yol açtılar. Giderek türlerin yabani formları ile kültür formları arasında farklılıklar oluşmaya başladı. Tarım toplumunda metalin işlenmesi ile tarım alet ve ekipmanlardaki gelişmeler yanında, silah teknolojisinin gelişimini de koşulladı.
Artan nüfusun yaratığı gıda güvencesi talebi, doğanın yaslarının yavaş yavaş deşifre edilerek anlaşılması ile bilimsel bilginin artması ile tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiş sağlandı. İnsanlığın son 12-13 bin yıllık tarım kültürü birikimi doğa üzerinde çok fazla baskı yapmadı. Sonunda bundan yaklaşık 200 yıl kadar önce endüstrinin gelişmesiyle yer altındaki milyarlarca ton fosil kömür ve petrolün yakılması sonucu olarak da atmosferdeki 140 ppm’lik sera gazları artışı yaşadığımız birçok çevre ve sağlık sorununun kaynağı haline geldi.
Son birkaç bin yıllık insanlık tarihinde insanın tek taraflı çıkarının doğa üzerindeki baskısının artık taşınamaz boyutlara ulaşması, bizleri doğa kaynakları üzerinde daha dikkatli seçimler yapmamız için zorlamaya başladı. Yeraltındaki fosil yakıtlar ve madenlerin çıkartılması, işlenme prosesleri ve tüketilmesinin iklim ve çevre üzerinde baskın etki yarattığı dönem olarak görüldüğü bu jeolojik çağın farkında olunması/bilinmesi önemlidir. Biraz daha insanlık tarihinin geçmişine bakılacak olursa, bazı toplumların dünyayı daha hızlı ve sistemli bir şekilde etkilediği görülecektir. Prof. Jared Diamond’ın yazdığı Tüfek Mikrop-Çelik kitabından edindiğimiz bilgiler ışığında yeryüzünde büyük uygarlıkları kuran toplumların doğa ile etkileşiminin daha erken başlamasa da daha fazla olduğu söylenebilir. İklimin tarım için uygun olduğu buzul çağı sonrası Mezopotamya’da çok geniş bitki topluluklarının bulunduğu ortamdaki Sümerler ve Asurların çocukları değil, ancak kışın zorlu koşulları altındaki Avrupalılar doğanın zorlukları ile mücadele etmede daha sistematik bilgi edinme yöntemleri ve uygulama teknikleri geliştirdiler.
Her ne kadar doğanın gücünün farkında olsak da ekosistemin bütünlüğünün yarattığı etkilere karşı koymak mümkün değildir. Doğanın gücünün farkında olan insanın doğa ile ilişkisi temelde doğanın yapısını bozmadan dönüşümlere ayak uydurmayı gerektirir. İnsanın doğal süreçlere müdahil olması dönem dönem yer yüzeyinde toprak erozyonlarını arttırmakta ve biyoçeşitlilik kayıplarına neden olmaktadır. Kuşkusuz insan faaliyetinden kaynaklanmayan, önlenemez doğal erozyon ve iklim değişiklikleri de kendiliğinden kayıplara neden olabilmektedir ama onların zararlarının büyümesine de yol açılmış olunabilmektedir.
İnsanın Doğaya Etkisi Neden Sanayi devrimi Sonrası Artı
Dünyanın tarihsel sürecine baktığımızda, Antroposen döneminin; endüstri çağının başlaması ve giderek artan fosil yakıt tüketimiyle son üç yüzyılda giderek daha yıkıcı olan bir gelişme sürecine tanık olmaktayız. Hatta insanın doğaya çok daha büyük değişimler için müdahil oluğunu görmekteyiz. Bilim insanları, antroposen çağını yeni bir çağ olarak tanımlarken, insan dâhil dünya üzerindeki canlı varlıkların geri dönülemez bir yok olma sürecine evrildiğini iddia ediyor. Tarım devriminden yaklaşık 12 bin küsür yıl sonra sanayi devrimi ile insanın doğaya müdahalesi daha da artmaya başladı. Sanayi devrimi öncesi havadaki CO2 280 ppm idi 200 yıl sonra yani bugün 421 ppm seviyesine geldi. Atmosferde artan karbondioksit beraberinde küresel anlamda ısınmayı +1.2 ile 1.3 0C artışa neden olmuştur. Bunun sonucu kuzey ve güney kutuplarında buzların önemli derecede erimelerin yaşandığı ölçülerek belirlendi. Ancak şunu da not etmek gerekir ki, dünyanın bugün artık taşınamayan ve iklim, ekoloji krizleri olarak tanımlanan sorunlardan bilim ve teknolojinin gelişmesiyle ortaya çıkan medeniyet ve toplumsal düzen değil, her şeyi kâr olgusuna dayandıran ve bunu fütursuzca kullanan rekabetçi neoliberal kapitalist politikalar ve onların yandaşları sorumludur.

Temelde ekosistemin temel yasası olan “enerjinin ve yoğunlaşmış enerjiden oluşan maddenin sakımı yasası gibi temel değişmezlerin ilkesi “hiç bir şey yoktan var olmaz, var olan da yok olamaz” gerçeğidir Ancak doğadan öğrendiklerimiz ile doğanın korunması ve geliştirilmesi konusuna katkı sağlayabiliriz. Ayrıca doğanın yasalarını bilmek doğaya uygun yaşamayı da gerektirir; örneğin, iklim değişikliklerine karşı önerdiğimiz uygulamalar doğanın korunmasına da doğrudan katkıda bulunacaktır.
Sonuç olarak doğal işleyişi veya ekosistemin varlığını bütünlüklü kavramak için başlatılan insan aktiviteleri doğa üzerinde beklenenden çok daha fazla tahribat yaratmıştır. İnsanlığın son birkaç yüzyıllık sanayi devrimi ve iletişim çağında doğaya müdahalesi daha da artmış ve bugün SOS verir duruma gelmiştir. Gidişat Prof. Dr. Ali Demirsoy hocanın ifadesi ile “sona yaklaşmıştır”. Dünyanın içine düştüğü bu durum bir doğal sarmalın sonucu değilse artık geri dönülemez bir süreçteyiz ve çok fazla zamanda kalmamıştır görülüyor. Doğanın karbon döngüsüne uygun yapıya uygun yeni mekanizmalar ve yöntemler bulmak zorundayız. Yapılacak şey biline bilgi ışığında enerji üretiminde kullanılan fosil yakıtlar yerine yenilenebilir kaynak kullanımına yöneltilmeli. Atmosfere karbondioksit salımı başta olmak üzere, insan aktivitesi sonucu doğaya ve iklime zarar veren her faaliyetten radikal bir biçimde vazgeçilmelidir.
Pandemide iki hafta dünyada sokağa çıma yasağı sağlandığı sürede bir çok ver atmosfere salınan sera gazlarının azaldığı, çevrenin daha az kirlendiği ve kentlerin içlerine kuşların ve diğer doğal canlıların geldiği belirtildi. Kısa süreli yaşanmış bu tecrübe ne yapacağımızın göstergesi oldu!
8 Mayıs 2024, Adana
-
Adapazarının Altından Nehir geçiyor
Adapazarının Altından Nehir geçiyor
Sakarya Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği bölümü tarafından 8 yıl önce yapılan araştırmada, 6’ncı yüzyılda Sakarya Nehri’nin şu anda Adapazarı kent merkezinin bulunduğu bölgeden aktığını, yatağının daha sonra değiştiğini belirlenmişti
Kentin adeta bir tomografisi çekildi ve alandaki zeminler katman katman ortaya çıkarıldı. Bu çalışmalarla şimdiki Erenler İlçesi’ni güneyden kuzeye kateden, Adapazarı şehir merkezinde Sakarya Caddesi boyunca ve devamında da Bulvarı katedip kuzeye yönelen ve büyük bir nehrin varlığını ortaya çıkardıklarını belirten Doç.Dr. Emrah Doğan ve Yrd.Doç.Dr. Ertan Bol, Jüstinyen Köprüsü hakkındaki çalışmalarını da ayrıntılarıyla açıkladı.
ADAPAZARI’NIN GÖBEGİNDE
Yrd.Doç.Dr. Bol, şunları söyledi:
“Eskiden Adapazarı’nın göbeğinden akmış olan bir nehrin terkedilmiş kanalını gösteren kumlar ve çakıllar bulundu. Erenler’i güneyden kuzeye kateden Sakarya Caddesi boyunca ve devamında da Bulvarı kateden böylelikle kuzeye yönelen büyük bir nehir vardı. Bu belki çarpıcı bir sonuç. Ancak daha da ilginci nehir yatağını temsil eden çakıllar bulunmaktadır. Günümüz Mithatpaşa Mahallesi’nin üzerindedir. Bunun hemen güneyinde de Jüstinyen Köprüsü bulunmaktadır. Demek ki buradan akan nehir 6’ncı yılda Jüstinyen Köprüsü’nün altından akıyordu.“Adapazarı’nın içinden akan Sakarya Nehri’nin bölgenin tektonik olaylar ve meydana gelmiş çökmelerden dolayı devamlı alçalması sonucu, kullandığı vadiyi terk ederek sadece doğudaki kanalı kullandığı ve güncel zamanlarda daha da doğuya göç ederek bugünkü konumunu aldığı da belirtildi.
Enver Kılıç
Depremden sonra.vilayet özel idare olarak bütçesi verilerek, İstanbul teknik unv.ve Sakarya unv.beraber.teknik heyet olarak.cografi bilgi sistemini kurduk. Şehir tamamen incelendi.il genel meclisine bilgi verildi.ova tamamen alıyor zemin.camili ve Karaman kahverengi sert zemin.alacagimiz karar gelecek nesillere doğru karar alarak o zeminlere şehrin taşınması, merkezde yapı yapılmamasını kararını aldık.o gün bize karşı olanlar oldu. 43.67.99. Depremi yaşandı gördük. Zemin yoğurt.alivyon.kazik cakta çak.bunlari bilerek neden bunlara müsadere ediliyor.30 yılı dolduruyoruz.allah sonumuzu hayır etsin.Allah kitabında aklınızı kullanın diyor.bunlar hangi aklı kullanıyor.anlatacak çok şey var.hangisini anlatalım Selamlar.
Mehmet Şumlu
Depremden sonra Sakarya caddesinde yapılan büyük kanalizasyon çalışmasında. Resmen inşaatlık tertemiz kum çıkıyor du.
Erhan Er
Çok geç depremden sonra merkezden vaz gecilmedi hala yapılaşma ovalarda devam ediyor
-
Başkan Yaşar Dursun, “Sözde dini kuruluşlara karşı milletimizi korumaya çalışıyoruz”
Vatan ve Hürriyet Derneği’nin Genel Başkanı Yaşar Dursun, dernek hizmet binasında düzenlenen basın kahvaltısı programında önemli açıklamalarda bulundu.
Vatan Ve Hürriyet Derneği Genel Başkanı Yaşar Dursun Basın Açıklaması Yaptı; “Sözde Dini Kuruluşlara Karşı Milletimizi Korumaya Çalışıyoruz”
Vatan Ve Hürriyet Derneği Genel Başkanı Yaşar Dursun Basın’a Kahvaltı Programı düzenledi, düzenlenen kahvaltı ardından Basın Açıklaması Yaptı, “Sözde Dini Kuruluşlara Karşı Milletimizi Korumaya Çalışıyoruz” açıklaması ile dikkatleri üzerine topladı
Vatan Ve Hürriyet Derneği Genel Başkanı Yaşar Dursun’ın düzenlemiş olduğu BASIN kahvaltısına Katılanlar arasında, Başkan Yaşar Durmuş, Genel Sekreter Cemal Lüleci, Fısıltı Haberleri Genel Yayın Yönetmeni Sabahattin Birinci, Haber Müdürü Aslı Kılıç, LC Haber Ajansı İmtiyaz sahibi Levent Candan, Gazeteci Ahmet Bağ,, Bizim Sakarya Gazetesi Muhittin GÜVEN, Sakarya54 Fehmi Duman, Nejla Bakan, Ada Bike Dernek Başkanı Yavuz Akova, İş İnsanı Kadir Genç, Dernek üyeleri ile yerel basın mensupları katıldı.
-

Akcoat’tan iş sağlığı ve güvenliği konusunda önemli adım
Akcoat’tan iş sağlığı ve güvenliği konusunda önemli adım
Dünyanın önde gelen kimyasal kaplama malzemeleri üreticisi Akcoat, iş sağlığı ve güvenliği alanında attığı önemli adımlarla, çalışanlar ve toplum için güvenli bir gelecek inşasına katkı sağlıyor. 4-10 Mayıs tarihleri arasında kutlanan
İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası kapsamında gerçekleştirdiği eğitim ve etkinliklerle Akcoat, farkındalık yarattı
Sosyal sorumluluk projeleriyle toplumsal farkındalığı geliştirmeyi sürdüren Akcoat, 4-10 Mayıs tarihleri arasında kutlanan İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası’nı dolu dolu geçirerek, çalışanlarının ve toplumun iş sağlığı ve güvenliği konusunda bilinçlendirme amaçlı çeşitli etkinlikler düzenledi.
Hayatın her detayında varlığını gösteren Akcoat, haftanın ilk günlerinde, çalışanların çocuklarını fabrikaya davet ederek iş sağlığı ve güvenliği bilincini genç nesillere aktardı. Çocuklara kişisel koruyucu ekipmanların (PPE) önemi ve doğru kullanımı hakkında bilgi verildi.
Çocuklarla gerçekleşen özel etkinlik kapsamında minikler, hayal güçlerini kullanarak kendi baretlerini tasarladılar. Bu eğlenceli etkinlik sayesinde iş güvenliği konusunda önemli bilgiler edindiler.
Üniversite öğrencileri ile bir araya geldiler
4 Mayıs’ta gerçekleştirilen TOSH İSG Sempozyumu’na katılan Akcoat, sektördeki son gelişmeleri takip ederek deneyimlerini paylaştı ve yeni bilgiler edindi.8 Mayıs’ta, Sakarya Üniversitesi Ferizli MYO İş Sağlığı ve Güvenliği 2. sınıf öğrencileriyle bir araya gelen Akcoat, iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarını ve saha çalışmalarını öğrencilere aktararak teorik bilgilerin pratik uygulamalarla güçlendirilmesine katkı sağladı.

Haftanın son günlerinde ise Akcoat fabrikasında çalışanlara çeşitli eğitimler ve etkinlikler düzenlendi. İSG Rubik yarışması, bilgi yarışmaları, yüksekte çalışma uygulamaları, enerji izolasyonu ve çevre konularında eğitimlerle çalışanların bilgi düzeyi artırıldı. Bu etkinliklerle iş sağlığı ve güvenliği kültürü pekiştirilerek güvenli bir çalışma ortamı oluşturulması amaçlandı.‘2024 üretim yılını sıfır iş kazasız tamamlamayı hedefliyoruz’
İnsana saygı ve sürdürülebilir kalkınma amaçları doğrultusunda, çalışanlara ve çevreye karşı sorumluluklarını yerine getirdiklerini belirten Akcoat Genel Müdürü Burç Yıldırım, bu doğrultuda 2023 yılında İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) alanında önemli başarılar elde ettiklerini kaydetti. Bir önceki yıla göre kaza ağırlık oranında ve kayıp günlerin azaltılmasında yüzde 80’lik bir iyileştirme sağladıklarının altını çizen Yıldırım, “2024 yılında da, ‘Davranış Odaklı İş Güvenliği Kültürü’nü benimseyerek, sıfır iş kazasız üretim yılını tamamlamayı hedefliyoruz. Bu hedefe ulaşmak için her çalışanımızın İSG prensiplerine uygun davranışları benimsemesi ve güvenli çalışma ortamının korunması için yoğun çaba sarf ediyoruz. İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası’nı, çalışanlarımızın yanı sıra geleceğimizin teminatı genç nesillerle birlikte kutlamak, bizim için büyük önem taşımaktadır” şeklinde sözlerini tamamladı.
-

Mahmure Çolak “Hiç bir sağlık kuruluşunda siyasilere öncelik verilir diye yazmaz!!!”
Sakarya Sağlık Çalışanları ve Emeklileri Dernek Başkanı Mahmure Çolak “Hiç bir sağlık kuruluşunda siyasilere öncelik verilir diye yazmaz!!!”
Mahmure Çolak Sosyal Medya Hesabından
Siyasiler elinizi çekin Sağlıkçılar üzerinden..
Sağlıkçılar sizin emir kulunuz yada marabanız değiller..
Siz de her vatandaş gibi Sağlık kurumlarına gittiğiniz de kurallara uyacaksınız..
Makamınız mevkiniz daha acil hastalardan üstün değil olmamalı..
Hiç bir sağlık kuruluşunda siyasilere öncelik verilir diye yazmaz!!!
-

SEAT modellerinde yüzde “0” faiz fırsatı
SEAT modellerinde yüzde “0” faiz fırsatı
SEAT Ibiza, Leon ve Arona modellerinde 12 ay vadede yüzde sıfır faiz fırsatı sunuluyor.
SEAT, Mayıs ayı boyunca Ibiza, Leon ve Arona modellerinde faizi sıfırladı.
Kampanya ile tüm Ibiza ve Arona’larda 125 bin TL’ye, 12 ay vadede sıfır faizli taşıt kredisi imkânı sunuluyor.
SEAT’ın en çok tercih edilen modellerinden biri olan Leon’da ise 200 bin TL’ye, 12 ay yüzde sıfır faizli taşıt kredisi imkanı bulunuyor.
SEAT Leon modeli 1.540.000 TL’den, SEAT Arona 1.210.000 TL’den ve SEAT Ibiza 1.095.000 TL’den başlayan tavsiye edilen anahtar teslim fiyatlarıyla satılıyor.
2024 model araçlar için geçerli olan kampanya, 1-31 Mayıs 2024 tarihleri arasında kampanyaya katılan tüm SEAT Yetkili Satıcılarında devam edecek.
Kampanya detayları hakkında daha fazla bilgiye ulaşmak için www.seat.com.tr





















































