Kategori: Firmalar

Firmalar

  • BAKKALLARDAN “‘ZİMEM” HAYRINA DAVET

    BAKKALLARDAN “‘ZİMEM” HAYRINA DAVET

    Sakarya Bakkallar ve Bayiler Esnaf Odası Başkanı Ahmet Akdardağan, ihtiyaç sahiplerinin yüzünü güldüren “Zimem Defteri” geleneğini yeniden hatırlatarak hayırseverlere çağrıda bulundu.

    Özellikle Ramazan ayında daha çok gündeme gelen ve bir hayır-hasenat geleneği olan zimemin Sakarya’da giderek yaygınlaştığına dikkat çeken Başkan Akdardağan, “Zimem, veren elin alan eli görmediği, hayırda gizliliğin ve samimiyetin en güzel örneğidir. Son yıllarda ilimizde giderek yaygınlaşan bu uygulama sayesinde hem esnafımız hem de ihtiyaç sahipleri nefes alıyor. Bu hayrın yaygınlaşmasına vesile olan başta Adapazarı Belediye Başkanı Mutlu Işıksu olmak üzere çeşitli kurum, kuruluş ve derneklere tekrar teşekkür ediyoruz. Bizlere düşen görev ise, bu ecdat yadigârı geleneği sahiplenmek ve daha da yaygınlaştırmaktır.” Dedi.

    Ekonomik sıkıntıların arttığı bu dönemde bakkallara borcunu ödeyemeyen vatandaşların olduğunu vurgulayan Başkan Akdardağan, “Mübarek ayda hayırseverlerimizi bir kez daha bakkallarımıza davet ediyoruz. Gelin, bakkallarımızdaki veresiye defterlerini veya defter sayfalarını satın alarak borçları kapatalım. Böylece hem ihtiyaç sahiplerinin gönlünü hem de esnafımızın yüzünü güldürelim.” Dedi.

    Başkan Akdardağan, zekât ve fitrelerini vermek isteyen iş insanları ile vatandaşların da bu yöntemi tercih edebileceğini belirterek, “Her bir defter yaprağı bir aileye umut, bir esnafa destek demektir. Şehrimizdeki tüm bakkallarımız bu hayra vesile olmaya hazır. Detaylı bilgi almak isteyenler odamıza başvurabilir. Allah, mübarek ayda yapılan hayır-hasenatları kabul etsin.” Dedi.

     

  • Başkan Semih UÇAR” Silahlar derhal susmalı, bölgedeki emperyalist müdahalelere son verilmelidir”

    Başkan Semih UÇAR” Silahlar derhal susmalı, bölgedeki emperyalist müdahalelere son verilmelidir”

    TMMOB-İMO ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı askeri saldırılarla, Orta Doğu’yu bir kez daha kan gölüne çevirme, halkları birbirine kırdırma ve emperyalist çıkarlar doğrultusunda bölgeyi yeniden dizayn etme siyasetinin karanlık bir aşaması da başlatılmış oldu.

    TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası olarak, gücünü sömürüden alan bu emperyalist zorbalığı şiddetle kınıyoruz. Hiç şüphesiz medeniyetleri inşa eden, şehirler kuran, yani mesleğinin özü insan yaşamının değerini korumak ve savunmak olan biz inşaat mühendisleri; emeğin, insanlığın birikiminin, tarihin ve en önemlisi de insan yaşamının acımasızca yok edilmesi anlamına gelen savaşa karşı ilkesel duruşumuzda ısrar ediyoruz. Biliyoruz ki atılan her bomba sadece binaları değil; bir halkın geleceğini, çocukların hayallerini ve insanlığın ortak mirasını yerle bir etmektedir.

    Açıktır ki emperyalizmin “demokrasi” ve “özgürlük” maskesi altında bölgeye taşıdığı tek şey ölüm, göç ve yıkımdır. Siyasi dengelerin, stratejik hamlelerin ve enerji koridorlarının ötesinde, asıl mesele insandır. Söz konusu savaş bölge halklarının kendi kaderlerini tayin etme hakkını, barış içinde bir arada yaşama umudunu yok edecektir.

    TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası, tarihi boyunca olduğu gibi bugün de barışın, kardeşliğin ve demokrasinin yanındadır. Silahlar derhal susmalı, bölgedeki emperyalist müdahalelere son verilmelidir.

  • Türk Çam Balı, Manuka Balının Tahtına Göz Dikti

    Türk Çam Balı, Manuka Balının Tahtına Göz Dikti

    Türkiye Çam Balı Küresel Değer Zincirinde Hak Ettiği Konuma Taşınacak

    Türk Çam Balını Manuka Balına Rakip Yapacak Proje Hayata Geçiyor

    Türk Çam Balı Premium Lige Yükseliyor: 24 Aylık Ar-Ge Hamlesi Başlıyor

    Türk Çam Balı, Manuka Balının Tahtına Göz Dikti

    Türkiye, 100 bin tona yaklaşan üretimiyle dünyanın en büyük ikinci bal üreticisi konumunda. Çam balında ise yüzde 90’lık payla dünya üretiminin büyük bölümünü karşılıyor. Ancak üretimdeki bu güç, ihracata aynı ölçüde yansımıyor. Türkiye 33,5 milyon dolarlık tutarla bal ihracatında dünya sıralamasında 18’inci sırada yer alıyor.

    Türk bal sektörü, ihracatta da dünya genelinde ilk üç ülke arasında yer almak için “Türkiye Çam Balının Uluslararası Pazarda Rekabet Gücünü Artmak” isimli AR-GE Projesi kolları sıvadı.

    Bal ihracatında Türkiye lideri olan Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği, 24 ay süreli projeyi Tarım ve Orman Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü’yle gerçekleştirmek için harekete geçti.

    İhracatta 250 milyon dolarlık potansiyele sahibiz

    Tarım ve Orman Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü’yle konuyu görüştüklerini ve destek sözü aldıklarını dile getiren Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Başkanı Bedri Girit, Türkiye’nin 100 bin tona yaklaşan bal üretimiyle 33,5 milyon dolarlık ihracat rakamından çok daha fazlasını hak ettiğini vurguladı.

    Türkiye’nin bal ihracatında ortalama fiyatın 3,9 dolar olduğu bilgisini veren Girit, “Dünyada üretimde ikinci sıradayız, ancak ihracatta 18’inci sırada yer alıyoruz. Üretim gücü ile ihracat geliri arasındaki bu makas artık kapanmak zorunda. Çin 265 milyon dolar, Yeni Zelanda 250 milyon dolarlık bal ihraç ediyor. Biz de bal ihracatımızı 250 milyon dolarla bu ülkelerin seviyesine çıkmak istiyoruz. İhracatımız arttığında arıcılık sektörümüzde zincirin tüm halkaları bu refahtan payını alacak” şeklinde konuştu.

    Kalpaklıoğlu: “Çam balı bilimsel olarak yeterince tanımlanmamış”

    Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Nedim Kalpaklıoğlu, Türkiye’de Muğla başta olmak üzere, Aydın, Antalya, Balıkesir, İzmir, Manisa ve Çanakkale illerinde yıllık 25 bin ton çam balı üretildiğini çam balının uluslararası pazarda düşük fiyatla konumlanmasının temel nedeninin bilimsel altyapı eksikliği olduğunu söyledi.

    Kalpaklıoğlu, çam balına özgü biyoaktif ve marker bileşenlerin yeterince tanımlanmadığını, uluslararası kabul görmüş standardizasyon ve sınıflandırma sisteminin bulunmadığını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı: “Çam balında bulunan protokateşik asit, alfa-pinen ve beta-pinen gibi bileşenler yüksek biyolojik potansiyele sahip. Ancak bu potansiyel bilimsel yayınlarla ve uluslararası referanslarla desteklenmediği sürece ürün premium segmente taşınamıyor.”

    Hedef: 3,9 dolardan Premium Segmente geçmek

    “Türkiye Çam Balının Uluslararası Pazarda Rekabet Gücünü Artmak” isimli AR-GE Projesinin nihai hedefinin, Türkiye çam balını yüksek katma değerli ve rekabetçi bir ihracat ürünü haline getirmek olduğunun altını çizen Kalpaklıoğlu sözlerini şöyle sürdürdü; “Bilimsel olarak standardize edilmiş, fonksiyonel ve terapötik potansiyeli kanıtlanmış, uluslararası pazarda premium segmentte konumlanan Türkiye, üretim gücünü artık değer gücüyle buluşturmak zorundadır. Çam balı, doğru bilimsel altyapı ve stratejik konumlandırma ile küresel pazarda hak ettiği yere ulaşabilecek potansiyele sahiptir. Hedef: 3,9 dolardan premium segmente geçmek. Manuka balıyla rekabet edecek seviyeye çıkarmak.”

    Balın kalitesini ve özgünlüğünü belirleyen temel unsurlardan birisi olan Protokateşik Asit (PCA) varlığının Türk çam balının en önemli biyoaktif marker bileşenlerinden biri olduğu bilgisini de veren Kalpaklıoğlu, projede çam balının Protokateşik Asit (PCA) varlığının ortaya konulacağını vurguladı. Kalpaklıoğlu, “Türk Çam Balının: Kimyasal olarak standardizasyonu, Otantik ürün doğrulaması, Fonksiyonel gıda olarak konumlandırılması, Uluslararası bilimsel ve ticari değerinin artırılması açısından kritik bir bilimsel gelişmedir. Bu bulgu, Türk Çam Balının yalnızca geleneksel bir doğal ürün değil, aynı zamanda güçlü biyoaktif bileşenler içeren bilimsel temelli bir fonksiyonel gıda olduğunu göstermektedir” diyerek sözlerini noktaladı.

    24 Aylık Ar-Ge Yol Haritası

    Planlanan proje kapsamında:

    • Çam balına özgü biyoaktif ve marker bileşiklerin ileri analiz yöntemleriyle tanımlanması

    • Canlı organizmada (in vivo) veya laboratuvar ortamında (in vitro) biyolojik etkinlik testlerinin yapılması

    • Kimyasal yapı–biyolojik aktivite ilişkisinin ortaya konması

    • Marker bileşiklere dayalı bilimsel sınıflandırma sistemi geliştirilmesi

    • En az 10 SCI makale ve 15 uluslararası bilimsel sunum hedefleniyor

    Nedim Kalpaklıoğlu

    Bedri Girit

     

  • Yapay Zekâ Zirvesi – AGI’de Ortak Mesaj: Nihai Karar İnsanın

    Yapay zekâ çağında yalnızca verimliliği değil, değeri odağına alan dönüşümün masaya yatırıldığı Yapay Zekâ Zirvesi-AGI, Treomind ana sponsorluğunda gerçekleşti. Kurumların dönüşüm yolculuğuna yön veren stratejilerin, yenilikçi uygulamaların ve etik yaklaşımların kapsamlı biçimde tartışıldığı zirvede sektörün geleceğini şekillendiren önemli başlıklar ele alındı. Zirve kapanışının ardından düzenlenen Yapay Zekâ ARF Ödülleri’nde Yılın Yapay Zekâ Arf Ödülünün sahibi “3 Boyutlu Fetal Beyin Ultrasonografisinde Lateral Ventrikül Anomalilerinin Yapay Zekâ Destekli Tespiti” projesi ile Knowledge Club oldu. 

    Türkiye’de kurumsal yapay zekâ alanının önde gelen buluşmalarından biri olarak konumlanan Yapay Zekâ- AGI kısa adıyla BZagi’de geleceği şekillendiren teknolojilerden stratejik yaklaşımlara kadar geniş bir çerçevede sektörün gündemine yön veren başlıklar, kapsamlı biçimde masaya yatırıldı. “AGI Etkisi: Kurumlar İçin Güç, Risk ve Yeni Oyun Kuralları” temasıyla düzenlenen etkinlikte, Yapay Genel Zekâ’nın kurumları nasıl dönüştürdüğü, hangi alanlarda rekabet avantajı yarattığı ve beraberinde getirdiği riskler kapsamlı biçimde değerlendirildi.

    Türkiye’nin en büyük kurumlarında yapay zekâ dönüşümünü yöneten 300’ün üzerinde üst düzey yönetici ve karar verici; insan–makine iş birliğinin yeni modellerinden sorumlu zekâ yaklaşımına, iş süreçlerinden toplumsal etkilere kadar uzanan çok boyutlu başlıkları stratejik perspektifle ele aldı.

    Yeni Dönemin Dinamikleri Zirvede Şekillendi

    Tamamı kürasyonla belirlenen katılımcı profiliyle kapalı devre ve yüksek etki alanına sahip bir platform sunan zirve; CIO’lar, CTO’lar, yapay zekâ ve veri liderlerini aynı çatı altında buluşturdu.

    Otonom iş modelleri, yapay zekâ ve güvenlik ilişkisi, değişen regülasyonlar, üretken yapay zekâ ile artan kurumsal verimlilik, model güvenilirliği ve bulut tabanlı performans başlıkları derinlemesine ele alındı.

    Açılış, Konuşmalar ve Panellerden Öne Çıkanlar

    Zirvenin açılışı konuşmasını gerçekleştiren BThaber Başkan Yardımcısı Neslihan Aksun “Bugün “AGI Eşiğinde”yiz. Yapay zekâ artık yalnızca otomasyon, analiz ve tahmin değil. Yapay zekâ artık karar süreçlerine dokunan, yönetişimi etkileyen, kurumsal stratejinin bir parçası haline gelen bir güç.

    Ve biz de bugün şu soruyu soruyoruz: AGI eşiğinde kurumlar nasıl konumlanmalı? AGI, insan zekâsını taklit eden bir teknoloji olmanın ötesinde, kurumların öğrenme biçimini, risk yönetimini, hatta liderlik anlayışını değiştirecek bir potansiyel taşıyor. Bu yeni zekâ çağında; veriye sahip olmak ve veriyi anlamlandırmak yetmeyecek. Asıl mesele, bu zekâyı sorumlulukla, etikle ve stratejik akılla yönetebilmek olacak” dedi.

    “İnsan rolü ortadan kalkmak yerine, kararları yöneten ve denetleyen bir konuma evrilmektedir”

    Koddan Karara: Zekânın Yönetimi Kimin Elinde? Başlıklı sunumunda yapay zekâ sistemlerinin geniş bir perspektife sahip olması nedeniyle konuşmasında odağını karar destek sistemleri üzerine yönelttiğini belirten etkinliğin baş konuşmacısı Trendyol Group, Sr. Staff Engineer Alican Kiraz; “Özellikle kurumlarda ve yazılım ekiplerinde şu sorular sıkça soruluyor: ‘Yapay zekâ işimizi elimizden alacak mı?’ Bu noktada şunu vurgulamak önemli: Yapay zekâ tek başına bir tehdit değildir. Bir sistemin gerçek anlamda etkili olabilmesi için yalnızca düşünmesi değil, eyleme geçebilmesini sağlayan agentic yapılara sahip olması gerekir. Günümüzde kullanılan sistemlerin büyük bölümü matematiksel ve istatistiksel karar mekanizmalarına dayanırken, yapay zekâ da benzer şekilde veriyi analiz ederek anlamlı çıktılar üretmektedir. Bu noktada klasik otomasyon ile agentic sistemler arasındaki fark önem kazanmaktadır. Birden fazla yapay zekâ bileşeninin koordineli biçimde çalıştığı bu yapılar, süreçleri yönetebilen yeni bir dönüşüm alanı oluşturmaktadır. Endüstri 4.0 ile gündeme gelen “karanlık fabrikalar” vizyonuna rağmen, gelişmiş karar destek sistemleri kurumların tamamen insansız yapılara dönüşmesini zorunlu kılmamaktadır. İnsan rolü ortadan kalkmak yerine, kararları yöneten ve denetleyen bir konuma evrilmektedir” dedi.

    “Kritik nokta, bu büyümenin ötesinde doğabilecek ikinci bir pazarın oluşması”

    Kurumsal yapay zekâ vizyonuna ilişkin değerlendirmelerini paylaşan zirvenin ana sponsoru da olan Treomind’ın CEO’su ve Yönetici Ortağı Alper Yıldız; “Yapay zekâ hayatın ve iş dünyasının ayrılmaz bir parçası hâline geldi. Rekabette geri kalmamak için yapay zekânın iş süreçlerine entegre edilmesi artık bir tercih değil, zorunluluktur. Türkiye’de pazar bugün yaklaşık 1.2 milyar dolar seviyesinde ve önümüzdeki beş yıl içinde 8 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Bununla birlikte asıl kritik nokta, bu büyümenin ötesinde doğabilecek ve yaklaşık 50 milyar dolarlık yeni bir ekonomik hacim yaratma potansiyeline sahip ikinci bir pazarın oluşması. Bu dönüşümün; aynı kapasiteyle daha fazla üretim yapmayı, daha fazla müşteriye ulaşmayı ve sürdürülebilir, ölçeklenebilir büyümeyi mümkün kılacak” dedi. Generatif yapay zekânın son dönemde hızla hayatımıza girdiğini ve yapay zekâ ajanlarının karar süreçlerinde giderek daha etkin rol üstlendiğini söyleyen Yıldız, buna rağmen stratejik kararların her zaman insan tarafından verileceğinin altını çizerek; “Bu işin sonunda kararların sistemler tarafından verildiği düşünülebilir; ancak gerçekte nihai karar her zaman insana aittir. Önemli olan, insanın doğru rolde konumlanmasıdır” ifadelerini kullandı.

    İşNet sponsorluğunda gerçekleşen “Yetenek, Zekâ ve Algoritma Aynı Masada” başlıklı ana panelde; yapay zekâ, yetenek yönetimi ve algoritmik dönüşüm çok boyutlu biçimde tartışıldı.

    Panel açılış konuşmasını yapan BThaber Başkanı Murat Göçe; “Geçmişte rekabetin en temel gücünün teknoloji olduğunu, teknolojiye sahip olan şirketlerin öne geçtiğini ifade ediyorduk. Ancak bugün gelinen noktada bunun tek başına yeterli olmadığı görülüyor. Yapay zekâya, güçlü donanımlara ve gelişmiş teknolojilere sahip olmak artık rekabette fark yaratmak için tek başına yeterli değil. Gerçek farkı yaratan unsur; doğru yeteneklerin doğru karar mekanizmalarıyla, doğru algoritmalarla birlikte çalışabilmesidir. Şirketler ancak bu uyumu sağlayabildiklerinde rekabette öne çıkabilmektedir. Odağı “Yapay zekâ ile neler yapılabilir?” sorusundan daha ileriye taşımak gerekiyor. Günümüzde yapay zekânın teknik kapasitesi büyük ölçüde biliniyor. Asıl kritik soru ise ‘İnsan, organizasyon ve algoritma birlikte nasıl çalışmalı?’ Kurumsal başarı; yapay zekâyla uyumlu, iş birliğine dayalı ve değer üreten bir çalışma modelinin kurulmasına bağlıdır” dedi.

    “AGI’nin önündeki en büyük engel yine AGI’nin kendisi”

    İşNet CEO’su Mehmet Fahri Can ise; “AGI’ye giden yolda kurumların en çok zorlandığı başlıklar arasında altyapı, veri ve organizasyonel hazırlık da yer alır; saha da en büyük kırılma ise bu unsurların tamamında birlikte yaşanmaktadır. AGI, yapay zekânın en genel hâlini ifade eder; yani insanı taklit edebilen bir yapay zekâdan söz ediyoruz. Bugün pek çok kişi ve kurum tartışmayı tam da bu noktaya taşıyor: Gerçekten yapay zekâ insanı taklit edebilir mi, insan gibi davranabilir mi? Peki bunun sınırları nedir ve ne zaman gerçekleşecektir? Bu soruları hâlâ soruyor olmamız, AGI’nin henüz yeterince olgunlaşmadığını da gösteriyor. İnsan zekâsının yerini aldığı bir noktada olmadığımızı görüyoruz ve bunun ne zaman gerçekleşeceğini de bilmiyoruz. Dolayısıyla AGI’nin önündeki en büyük engel yine AGI’nin kendisi. Buna rağmen önümüze bakmamız gerekiyor; çünkü bu süreci, ortak bir kurgu ve anlayışla birlikte inşa etmeye çalışıyoruz” diyerek görüşlerini belirtti.

    “Doğru yetenek; yapay zekâyla etkin çalışabilen, insan becerilerini teknolojiyle harmanlayabilen kişi”

    Panelistler arasında yer alan diğer bir isim LHH, Türkiye Ülke Başkanı Neslihan Delikanlı ise “Artık ‘doğru yetenek’ yalnızca teknik açıdan güçlü ya da aynı kurumda uzun yıllar çalışmış deneyimli kişi

    anlamına gelmiyor. Günümüzde doğru yetenek; yapay zekâyla birlikte düşünebilen, hızlı ve çevik bir zihne sahip olan, kendini sürekli güncelleyebilen birey demek. Araştırmalar, hâlâ dünkü yetkinliklere göre işe alım yapan şirketlerin rekabette geri kalacağını gösteriyor. Buna karşılık, geleceğe hazır olmayı hem yetkinlik setlerini hem de doğru zihniyeti geliştirmeyi öncelik hâline getiren firmaların iş gücündeki dönüşüme liderlik edeceği ifade ediliyor. Bugün rekabet avantajı; hangi diplomaya sahip olunduğundan çok, değişime ne kadar hızlı uyum sağlandığı ve çevik düşünce yapısının organizasyona ne ölçüde kazandırılabildiğiyle ölçülüyor.  Bu bağlamda teknoloji şirketleri için ‘doğru yetenek’; yapay zekâyla etkin çalışabilen, hızlı öğrenen, kurum stratejisine katkı sağlayan ve insan becerilerini teknolojiyle harmanlayabilen kişi anlamına geliyor. Artık ‘bu role en uygun kişi kim?’ sorusundan ziyade, roller değiştiğinde bizimle kimlerin dönüşebileceğini sormamız gerekiyor. Şirketlerin kendilerine yöneltmesi gereken asıl soru da bu. Çünkü gerçek dönüşüm noktasında doğru yetenek; yalnızca bir pozisyona uyan kişi değil, şirketlerin geleceğini birlikte inşa edecekleri kişi olarak tanımlanmalı” dedi.

    “Belirleyici unsur ise veri”

    Üretken yapay zekâ önemli bir alan olarak öne çıksa da asıl değerin hâlâ geleneksel yapay zekâ tarafında bulunduğuna dikkat çeken Zorlu Holding, Holding Teknoloji ve Yapay Zekâ Genel Müdürü Önder Kaplancık; “Yapılan değerlendirmelere göre yıl sonunda üretken yapay zekâdan elde edilecek kazanımdan daha fazlası geleneksel yapay zekâdan sağlanıyor. Bu noktada belirleyici unsur ise veri. Veri katmanının sağlam kurulması, dış kaynaklı verilerin doğru biçimde entegre edilmesi ve güçlü bir altyapıyla desteklenmesi; servis maliyetlerinin azalmasını, üretim süreçlerinin iyileşmesini ve operasyonel verimliliğin artmasını sağlıyor. Bu kazanımların ekonomik karşılığı da çoğu zaman üretken yapay zekâ uygulamalarının sunduğu değerin üzerine çıkabiliyor. Elbette üretken yapay zekânın kurumlara hız ve esneklik kazandıran önemli katkıları bulunuyor. Ancak tek başına kullanımı beklenen ölçekte bir değer yaratmayabiliyor. Bu nedenle veri temelli yaklaşım ve geleneksel yapay zekâ yetkinlikleri kritik önemini koruyor. Sonuç olarak gerçek ekonomik değerin veri ve geleneksel yapay zekâ ekseninde şekillendiği, bu yüzden kurumların veriyi sağlamlaştırmaya ve bulut tabanlı altyapılara taşımaya odaklandığı görülüyor.” dedi.

    “Yapay zekâ çıktıları, karar mekanizmalarına yeterince entegre edilemiyor”

    BTS&Partners Kurucu Yasin Beceni; “Günümüzde kurumların belirli bir hiyerarşi ve yönetişim yapısına sahip olduğu görülürken, yapay zekâ özellikle süreç optimizasyonunda en yaygın kullanılan teknolojilerden biri hâline geliyor. Ancak projelerin büyük bölümünün ölçeklenememesi, yapay zekâ çıktılarının karar mekanizmalarına yeterince entegre edilemediğini gösteriyor. Bunun temelinde, mevcut karar süreçlerinin yapay zekâ ile nasıl dönüştürüleceğine dair net bir modelin bulunmaması ve organizasyon genelinde bu dönüşümü destekleyen bir kültürün henüz oluşmaması yer alıyor.

    Oysa güven ve şeffaflık temelinde, insanın sistemle entegre çalıştığı yapılar kurmak ve her departmanın süreçlerini yapay zekâ perspektifiyle yeniden tasarlamak, kurumlar için bütüncül dönüşümün anahtarı olarak öne çıkıyor” diyerek görüşlerini paylaştı.

    “Teknoloji çoğu zaman en kolay kısımdır; asıl zorluk insanın ve kurum kültürünün dönüşmesidir”

    Teknoloji stratejisti İnci Abay Cansabuncu moderatörlüğünde Kurumsal Dönüşüm Mimarı Dr. Hakan Tetik ve Treomind Yapay Zekâ Birimi Başkanı Alper Sınav ile gerçekleşen söyleşide sektörlerde yapay zekâ orkestrasyonu kapsamlı biçimde ele alındı. Yapay zekâ orkestrasyonunun yalnızca araçların bir araya gelmesinden ibaret olmadığı; asıl değerin, bu araçları birbirine bağlayan doğru bağlantı noktalarının kurulmasıyla ortaya çıktığı vurgulandı. Başarılı bir yapay zekâ projesinin; ihtiyacın doğru anlaşılması, kullanım senaryolarının belirlenip önceliklendirilmesi ve sağlam bir iş planı ile ölçeklenebilir teknoloji altyapısının kurulması olmak üzere üç temel aşamaya dayandığı ifade edildi. Söyleşide ayrıca kültürel dönüşümün belirleyici rolüne dikkat çekilerek, “Teknoloji çoğu zaman en kolay kısımdır; asıl zorluk insanın ve kurum kültürünün dönüşmesidir” mesajları paylaşıldı.

    Yapay Zekâ Zirvesi’nde Transition Teknoloji PSC Bölge Direktörü Dr. Bilgehan Baykal “Örnek Vakalarla Kurumlarda Yapay Zekâ Dönüşümü”, Inspark CEO’su Serdar Susuz “AI: Nerede ve Nasıl Değer Üretir?” başlıklı sunumlarını gerçekleştirdiler. Mina YZ Çözümleri CEO’su – Yapay Zekâ Bilim İnsanı Emre Yazıcı 

    “Bütünleşik Yapay Zekâ” sunumu ile zirvede yer alırken, “Nadir Olaylarda Anomali Tahmini” başlıklı kapanış sunumunu Knowledge Club Yapay Zekâ Çözümleri Mimarı Erdeniz Ünvan tarafından yapıldı.

    Treomind ana sponsorluğunda gerçekleştirilen zirvede; İşNet ana panel sponsorluğunu üstlenirken, Transition premium sponsor, Inspark ise exclusive sponsor olarak zirvenin destekçileri arasında yer aldı. Knowledge Club, Mina Yapay Zekâ ve Inspark sunum sponsorları arasında konumlanırken; BTS Labs, Mina, Norax.ai, Soti Luna, WGuard, Workiom, Emploid. Ai, Fortinet tanıtım sponsorluğu üstlendi.

    Yapay Zekâ Arf Ödülleri Sahiplerini Buldu

    Zirvenin finalinde gerçekleştirilen Yapay Zekâ Arf Ödülleri töreninde, jüri değerlendirmesi ve halk oylaması sonucunda belirlenen projeler ödüllendirildi.

    3 Boyutlu Fetal Beyin Ultrasonografisinde Lateral Ventrikül Anomalilerinin Yapay Zekâ Destekli Tespiti projesi ile KNOWLEDGE CLUB Yılın Yapay Zekâ Arf Ödülü’nün sahibi oldu. Verimlilik Artıran Projeler kategorisinin birincisi AHTABOT projesi ile ETCBASE YAZILIM olurken, Yenilikçi Projeler kategorisinin birincisi MobilDeniz VisionPro projesi ile INTERTECH oldu. Ekosisteme Fayda Projeler kategorisinin birincisi AssistCam AI: Hasar Yönetiminde Otonom Denetim ve Güvenlik Ekosistemi projesi ile ASSİSTCAM, Gelişmeye ve Geliştirilmeye Açık Projeler kategorisinin birincisi RabbitQA-Otonom Yapay Zekâ Destekli Deep Testing ve Güven Platformu projesi ile VİRGOSOL oldu. Sosyal Sorumluluk Projeler kategorisinin birincisi ve aynı zamanda Yılın Yapay Zekâ Arf ödülünün sahibi 3 Boyutlu Fetal Beyin Ultrasonografisinde Lateral Ventrikül Anomalilerinin Yapay Zekâ Destekli Tespiti projesi ile KNOWLEDGE CLUB oldu. 

    Yapay zekâ ekosisteminde fark yaratan çalışmaların onurlandırıldığı tören, etkinliğin en heyecan verici anlarından biri olarak öne çıktı.

    2026 YAPAY ZEKÂ ARF ÖDÜLLERİ TAM LİSTE

    Kategori Adı Derece Firma Adı Proje Adı
    Verimlilik Artıran Projeler Üçüncüsü ASSİSTCAM AssistCam AI: Hasar Yönetiminde Otonom Denetim ve Güvenlik Ekosistemi
    Verimlilik Artıran Projeler Üçüncüsü ARCHİTECHT AIgent Suite
    Verimlilik Artıran Projeler Üçüncüsü NORAX Yapay Zekâ Destekli Sipariş Otomasyon ve Karar Destek Sistemi
    Verimlilik Artıran Projeler İkincisi VİRGOSOL RabbitQA – Otonom Yapay Zekâ Destekli Deep Testing ve Güven Platformu
    Verimlilik Artıran Projeler İkincisi KOÇSİSTEM KAI
    Verimlilik Artıran Projeler Birincisi ETCBASE YAZILIM AHTABOT
    Yenilikçi Projeler Üçüncüsü KNOWLEDGE CLUB 3 Boyutlu Fetal Beyin Ultrasonografisinde Lateral Ventrikül Anomalilerinin Yapay Zekâ Destekli Tespiti
    Yenilikçi Projeler Üçüncüsü ASSİSTCAM AssistCam AI: Hasar Yönetiminde Otonom Denetim ve Güvenlik Ekosistemi
    Yenilikçi Projeler İkincisi KOÇSİSTEM AURA – AI Risk Assessment
    Yenilikçi Projeler Birincisi INTERTECH MobilDeniz VisionPro
    Ekosisteme Fayda Projeler Üçüncüsü HAVELSAN Zeyrek (Akıllı Destek Asistanı)
    Ekosisteme Fayda Projeler İkincisi KNOWLEDGE CLUB 3 Boyutlu Fetal Beyin Ultrasonografisinde Lateral Ventrikül Anomalilerinin Yapay Zekâ Destekli Tespiti
    Ekosisteme Fayda Projeler İkincisi ETCBASE YAZILIM AHTABOT
    Ekosisteme Fayda  Projeler Birincisi ASSİSTCAM AssistCam AI: Hasar Yönetiminde Otonom Denetim ve Güvenlik Ekosistemi
    Gelişmeye ve Geliştirilmeye Açık Projeler Üçüncüsü ETCBASE YAZILIM AHTABOT
    Gelişmeye ve Geliştirilmeye Açık Projeler Üçüncüsü ING HUBS TÜRKİYE Hidden Affluent
    Gelişmeye ve Geliştirilmeye Açık Projeler İkincisi KNOWLEDGE CLUB 3 Boyutlu Fetal Beyin Ultrasonografisinde Lateral Ventrikül Anomalilerinin Yapay Zekâ Destekli Tespiti
    Gelişmeye ve Geliştirilmeye Açık Projeler Birincisi VİRGOSOL RabbitQA – Otonom Yapay Zekâ Destekli Deep Testing ve Güven Platformu
    Sosyal Sorumluluk Projeler Üçüncüsü BELBİM Yapay Zekâ Destekli Yaş Doğrulama
    Sosyal Sorumluluk Projeler Üçüncüsü LABRİS NETWORKS HARPP DDoS Mitigator
    Sosyal Sorumluluk Projeler İkincisi KOÇSİSTEM AURA – AI Risk Assessment
    Sosyal Sorumluluk Projeler Birincisi KNOWLEDGE CLUB 3 Boyutlu Fetal Beyin Ultrasonografisinde Lateral Ventrikül Anomalilerinin Yapay Zekâ Destekli Tespiti

     

     

  • EKİM ALANLARI BETON YIĞINLARI İLE DOLDU

    PALANDÖKEN, “EKİM ALANLARI BETON YIĞINLARI İLE DOLDU”
    -“TARIMSAL ANALİZ YAPILIP BÖLGE HARİTALARI ÇIKARILMALI”
    -“VATANDAŞ KIRMIZI, BEYAZ ET VE BAKLİYAT FİYATLARINDAN RAHATSIZ”
    -“ÇİFTÇİYE VERİLECEK DESTEKLER ÖZENDİRİCİ OLMALI”
    -“KÖYDE YAŞAYAN NÜFUS YÜZDE 20’LERDE”
    -“FİYATLARI DÜŞÜRMENİN YOLU POLİSİYE TEDBİRLER DEĞİL, ÜRETİMİ
    ARTIRMAKTIR”
    ANKARA- Tarımsal ürünler, et, bakliyat, meyve ve sebze olmak üzere gıda
    ürünlerindeki enflasyonu düşürmek için üretimin desteklenmesi gerektiğini söyleyen
    TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, “Bilindiği üzere bir meyve ağacı
    verimlilik haline alıncaya kadar en az altı yıl geçecek. Şehrin en güzel ekim
    alanları artık beton yığınları ile doldu. İnsanlar, bireysel olarak üretimleri hem
    kendilerine yetecek hem o şehre yetecek kadar üretim yapmıyorlar. Daha çok
    yapılara tahsis edilmiş gibi oldu bu araziler. Şehrin içinde kalan bölgelerde de
    yüksek fiyat eden arazilerde artık insanlar ekim yapmıyor. Onun için de fiyatları
    regüle etmek, fiyatların düşmesini ancak tarımsal bir analiz yapalım. Bölge
    haritaları çıkaralım. Hangi memlekette hangi ürünlerin verimli bir şekilde
    üretileceği tespit edilmesi lazım. İşte don olduğu zaman etkilenmemesi lazım
    gelen ürünlerin o bölgelerde. Veyahut selin felaketin aynı şekilde daha önceki
    tecrübelerden yararlanıp o bölgelerdeki ürün kaybına neden olan şeylerin
    ortadan kalkması lazım” dedi.
    -“EN KRİTİRİK UNSURLARDAN BİRİ LOJİSTİK DESTEĞİDİR”
    Tarladan sofraya gelinceye kadar en önemli unsurun lojistik desteği olduğunu belirten
    Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi
    Palandöken, “Lojistik destekleri yaptığınız zaman, üretim merkezinden, nihai
    tüketim merkezine veya sofranıza gelinceye kadarki aracıların fiyat artıranların
    önüne geçilmesi lazım. Yani taşımadaki zayiat yönünden ürünün muhafazasının
    zorluğu, araçların donanımlı olmamasından kaynaklanan maliyetlerin artması.
    Bireysel işletmelerde çiftçiye verilecek destekler, gübreler vs. özendirici olmalı.
    Bu bilinç yerleşmediği sürece de mücadele etmek çok zor. Evinin yanında
    maydanozunu, soğanını veya meyve ağacını yetiştirip belirli katkı sunacak
    kadar meyve almasını o şehirde onların satılmasıyla bir gelir elde etmesindeki
    kazancının yükseltilmesi lazım. Belirli yaş gruplarının buna teşvik edilmesi
    lazım” diye konuştu.


    -“ÜRETİCİ VERMİŞ OLDUĞU EMEĞİN KARŞILIĞINI ALAMIYOR”
    Üreticinin kazancının artırma yollarının seçilmesi gerektiğini vurgulayan Palandöken,
    “Köyde yaşayan sayısı yüzde 20'lerde. Herkes şehirde daha sosyal yetkinliği
    olan bölgelere yerleşmiş. Yani kendi arazisinde kazanacağından daha az
    kazanmasına rağmen büyük şehirleri tercih ediyor. Onun için bireysel
    işletmelere ağırlık verilmeli. Yani insanların bir iki tane koyunu, beş olmasını
    sağlamalı. İneğinin, büyükbaş hayvanın muhafazasını ekilecek alanların
    girdilerinin tamamını destekleseniz enflasyondaki düşüşü sağlamış

    olacaksınız. Yani üretimdeki kazançlarını artırma yollarının seçilmesi lazım”
    ifadelerini kullandı.
    -“ZEYTİN ALANLARINA SAHİP ÇIKALIM”
    Vatandaşın en çok kırmızı et, beyaz et ve bakliyat fiyatlarından rahatsız olduğuna
    işaret eden Palandöken şunları kaydetti, “İnsanların rahatsızlığı en çok
    tüketimdeki fiyat farkının aralığı görülen kalemler. Onun için bunları mahallinde
    üretip en yakın oturdukları yere, yakın bölgelerde üretimi artırdığımız sürece
    bunlar ortadan kalkacak. Aynı şekilde ekim arazilerindeki ayçiçeği yağı, zeytin
    ağacı, zeytin yağı fiyatlarının yüksekliğinden millet şikayet ediyor ama maalesef
    buralar konuta açıldığı için bu verimlilikte insanlar yararlanması veyahut
    kardan daha ziyade yapmış olduğu emeğin karşılığını alamamasından kaynaklı
    bir haksız rekabetle karşı karşıya kalıyor.”
    -“HAL YASASI VE PERAKENDE SEKTÖRÜNDE DÜZENLEMELER YAPILMALI”
    Hal yasasındaki ve perakende sektöründeki düzenlemelerin birleştirilmesi gerektiğini
    söyleyen Palandöken, “Yeni bir düzenleme yapılması lazım. Hem hal yasasında
    hem de perakende sektöründeki düzenlemeler birleştirildiği zaman o bölgedeki
    harita çıkarıldığı zaman eminim ki artık fiyat yüksekliğinden şikayet son derece
    azalacak. Rekabet oluşacak. İnsanlar gördükçe bu karlılığı üretime hız
    verilecek. Üretim olmayan bir yerde bu kadar süratli bir şehirleşme ve tüketim
    olduğu sürece fiyatları regüle etmenin veya düşürmenin çaresi, polisiye
    tedbirlerle de mümkün değil” dedi.

  • Zeytin Sektöründe Tuzun Fermantasyon ve Raf Ömrü Üzerindeki Belirleyici Rolü

    Zeytin Sektöründe Tuzun Fermantasyon ve Raf Ömrü Üzerindeki Belirleyici Rolü

    Eyüp YILDIRIM

    Tuzda Kalite ve Güvenin Adı | Gıda, Su Arıtma, Endüstri, Sağlık, Yol Buzlanma, Kimya, Hayvancılık Sektörleri ve Doğal tuz çeşitleri ile Özel Tuz Çözümleri | Marmara Tuz ile Global Büyüme

    Giriş: Zeytin Üretiminde Tuz Neden Ana Hammaddedir?

    Zeytin sektöründe tuz (NaCl), yalnızca ürüne tat veren bir katkı olarak değerlendirilmez. Tuz; fermantasyon sürecini yöneten, zeytinin doğal acılığının giderilmesini sağlayan, ürün dokusunu koruyan ve raf ömrünü belirleyen ana hammaddedir. Zeytin işleme süreçlerinde tuzun miktarı, kalitesi ve uygulama yöntemi doğrudan ürün güvenliği ve kalite sürekliliği üzerinde etkili olur. Bu nedenle tuz, zeytin üretiminde prosesin merkezinde yer alan temel bir girdidir.

    Zeytinde Tuz Neden Kullanılır?

    Zeytin üretiminde tuzun en önemli görevlerinden biri fermantasyonun kontrol altına alınmasıdır. Tuz, istenmeyen mikroorganizmaları baskılayarak laktik asit fermantasyonunun dengeli şekilde ilerlemesini sağlar. Bu kontrol, hem ürün güvenliği hem de istenen lezzet profilinin oluşması açısından kritik öneme sahiptir.

    Tuz aynı zamanda zeytinin doğal acılığının giderilmesinde rol oynar. Oleuropein adı verilen acı bileşiğin çözünmesini hızlandırarak zeytinin tüketilebilir hale gelmesine katkı sağlar. Bunun yanında tuz, zeytin dokusunu korur ve aşırı yumuşamayı sınırlar. Bu etki, özellikle uzun süreli salamura ve depolama süreçlerinde ürün bütünlüğünün korunmasını sağlar.

    Raf ömrünün uzatılması da tuzun temel işlevleri arasındadır. Tuz, bozulmayı önleyerek zeytinin daha uzun süre güvenle tüketilmesini mümkün kılar. Ayrıca zeytin türüne göre karakteristik lezzet profilinin oluşmasında da tuz önemli bir rol üstlenir.

    Zeytin İşleme Sürecinde Tuzun Kullanıldığı Aşamalar

    Zeytin işlemede tuzun en yaygın kullanıldığı yöntem salamuradır. Bu yöntemde zeytinler, başlangıçta genellikle %6–12 oranında NaCl içeren salamura içerisine alınır. Yeşil ve siyah zeytinlerin büyük çoğunluğu bu yöntemle işlenir. Amaç, kontrollü bir laktik asit fermantasyonu sağlamaktır.

    Kuru tuzlama yöntemi ise özellikle sele veya Gemlik tipi siyah zeytinlerde kullanılır. Bu yöntemde zeytin, tuzla temas ederek su kaybeder. Sonuç olarak daha yoğun bir aroma oluşur. Ancak bu yöntemde tuz tüketimi daha yüksektir.

    Yeşil zeytin işlemede kullanılan bir diğer yöntem kostik ve tuz uygulamasıdır. Bu yöntemde sodyum hidroksit (NaOH) ile acılık hızlı şekilde giderilir. Ardından tuzlu su ile dengeleme yapılır ve fermantasyon süreci başlatılır.

    Salamura Tuz Oranları ve Fermantasyon Dengesi

    Salamura uygulamasında tuz oranları fermantasyonun farklı aşamalarında değişiklik gösterir. Başlangıç aşamasında genellikle %8–10 NaCl kullanılır. Fermantasyon ilerledikçe bu oran %6–8 seviyelerine düşer. Depolama aşamasında ise %5–7 aralığı tercih edilir.

    Bu oranların amacı, laktik asit bakterilerinin gelişimini desteklerken bozulmaya neden olabilecek mikroorganizmaları engellemektir. Tuz oranının doğru ayarlanmaması durumunda fermantasyon dengesi bozulabilir.

    Zeytin Üretiminde Kullanılması Gereken Tuzun Özellikleri

    Zeytin üretiminde kullanılan tuzun hem gıda güvenliği hem de yüksek çözünürlük sağlaması gerekir. Tercih edilen tuz, gıda kodeksine uygun rafine vakum tuzudur. Tuzun iyotsuz olması büyük önem taşır; çünkü iyot fermantasyonu bozar ve acı tat oluşumuna neden olabilir.

    Ayrıca tuzun kalsiyum ve magnezyum içeriğinin düşük olması gerekir. Bu minerallerin yüksek olması zeytinde yumuşama ve lekelenme sorunlarına yol açar. Salamuranın hızlı çözünen ve berrak yapıda olması, fermantasyon sürecinin sağlıklı ilerlemesini destekler.

    İyotlu tuzlar, nemli veya topaklanan tuzlar ile demir içeriği yüksek tuzlar zeytin üretimi için uygun değildir. Bu tür tuzlar renk kusuru, dengesiz tuzlama ve kalite kaybına neden olur.

    Tuz Kalitesinin Zeytin Üzerindeki Etkileri

    Kullanılan tuzun kalitesi düştüğünde zeytinde çeşitli kalite problemleri ortaya çıkar. Kalsiyum ve magnezyum oranı yüksek tuzlar zeytinin yumuşamasına neden olur. İyot ve ağır metal içeren tuzlar acı veya metalik tat oluşturur. Düşük çözünürlüğe sahip tuzlar salamuranın bulanıklaşmasına yol açar. Yetersiz tuz kullanımı ise şişme ve kötü koku gibi bozulma belirtilerine neden olabilir.

    Düşük Tuzlu Zeytin Uygulamaları

    Belgede, tüketici taleplerine bağlı olarak daha düşük sodyum içeren zeytin ürünlerine yönelik çalışmaların arttığı belirtilmektedir. Bu kapsamda %30–40 daha az sodyum hedeflenmektedir. Uygulanan yöntemler arasında potasyum klorür (KCl) ile kısmi ikame, kontrollü starter kültürler ve daha hassas pH–tuz takibi yer alır. Ancak belgede açıkça ifade edildiği üzere tamamen tuzsuz zeytin, ticari olarak sürdürülebilir değildir.

    Sonuç: Zeytin Üretiminde Tuz Fermantasyonun Direksiyonudur

    Zeytin sektöründe tuz, fermantasyonu yöneten ana unsurdur. En kritik kullanım alanı salamura olmakla birlikte, tüm uygulamalarda iyotsuzluk ve yüksek çözünürlük temel şarttır. Doğru tuz kullanımı, zeytinde sağlam doku, temiz aroma ve uzun raf ömrü sağlar. Yanlış tuz seçimi ise ürün kalitesini ve güvenliğini doğrudan riske atar.

    SSS: Zeytin Tuzları Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

    Zeytin üretiminde tuz neden zorunludur?

    Tuz; fermantasyon kontrolü, acılık giderme, doku koruma ve raf ömrü için zorunlu bir hammaddedir.

    Zeytinde en yaygın tuzlama yöntemi hangisidir?

    Belgeye göre en yaygın yöntem salamura uygulamasıdır.

    İyotlu tuz zeytin üretiminde neden kullanılmaz?

    İyot, fermantasyonu bozar ve acı tat oluşumuna neden olur.

    Salamurada tuz oranı neden aşamalı olarak düşürülür?

    Amaç, laktik asit bakterilerini desteklerken bozulmayı engellemektir.

    Tamamen tuzsuz zeytin mümkün müdür?

    Belgeye göre tamamen tuzsuz zeytin ticari olarak sürdürülebilir değildir.

    Zeytin Üretiminde Kaliteyi Doğru Tuzla Sağlayın

    Zeytin üretiminde fermantasyon kontrolü ve raf ömrü, doğru tuz seçimiyle doğrudan ilişkilidir. Üretiminize uygun tuz çözümleri için Marmara Tuz web sitesini ziyaret edebilirsiniz.

    İletişim:

    Yarım Asırlık Tecrübe, Değişmeyen Kalite

    1974 yılında Sakarya’nın Serdivan ilçesinde başlayan üretim yolculuğumuz, bugün Marmara Tuz markasıyla yarım asrı aşan birikimi, yenilikçi bakış açısı ve küresel vizyonu bir araya getiren güçlü bir yapıya dönüşmüştür. Gıda, sağlık, endüstri ve hayvancılık gibi birçok farklı sektöre yönelik geliştirdiğimiz tuz çözümleriyle, güvenilir kaliteyi her taneye sığdırıyor; müşterilerimizin ihtiyaçlarını zamanında ve eksiksiz karşılamayı temel ilkemiz olarak benimsiyoruz.

    Kaliteyi iş kültürümüzün merkezine alarak; modern üretim teknolojilerini, sürdürülebilirlik anlayışını ve müşteri odaklı yaklaşımı harmanlıyoruz. Marmara Tuz olarak yalnızca bugünün taleplerini değil, geleceğin beklentilerini de karşılamayı hedefliyor; doğaya ve topluma duyarlı üretim anlayışımızla sektörde güvenin, istikrarın ve yüksek standartların simgesi olmaya devam ediyoruz.

    50 Yılı Aşkın Tecrübe ile Geleceğe Değer Katıyoruz

    ÜRÜN KATEGORİLERİMİZ

    SU YUMUŞATMA

    Şimdi İncele

    ENDÜSTRİYEL TUZLAR

    Şimdi İncele

    GIDA TUZLARI

    Şimdi İncele

    SAĞLIK TUZLARI

    Şimdi İncele

    BUZ ÇÖZÜCÜ TUZ

    Şimdi İncele

    HAYVAN BESLEME

    Şimdi İncele

    Marmara Tuz’un Güvencesiyle, Siz de Küresel Kaliteyle Tanışın. İhtiyacınıza en uygun tuzu bulun, küresel kaliteyle tanışın.

    Türkiye’den Dünyaya Uzanan Tuz Yolculuğu

    Sürdürülebilirlik

    Sektörde 50.yıl

    Müşteri Odaklılık

    Uzmanlık ve Deneyim

    Son Haberler

    7
    Giriş: Zeytin Üretiminde Tuz Neden Ana Hammaddedir?…
    11
    Giriş: Susam Sektöründe Tuzun Stratejik Rolü Susam…
    1
    Giriş: Sabun Üretiminde Tuzun Kritik Konumu Sabun üretiminde…
    6
    Giriş: Peynir Üretiminde Tuzun Anahtar Konumu Peynir…
    10
    Giriş: Et Ürünleri Sektöründe Tuzun Temel Rolü Et ürünleri…
    Untitled-1-Recovered

    Her Teslimatta Aynı Kalite, Aynı Değer!

    Ürün portföyümüz;

    • Sofralık ve endüstriyel tuz çeşitleri,

    • İyotlu ve rafine tuzlar,

    • Endüstri ve sağlık sektörlerine yönelik özel tuz türleri,

    • Ambalaj ve dağıtım çözümleri

    gibi geniş bir yelpazeyi kapsar.

    Tüm ürünlerimizi kendi mühendislik ve üretim ekibimizle titizlikle tasarlıyor, üretim süreçlerini etkin bir şekilde yönetiyor ve müşteri geri bildirimleri doğrultusunda sürekli iyileştiriyoruz. Her ürünümüz, kalite ve güvenilirliğiyle sektörde fark yaratır.

    Müşterilerimizin projeye özel ihtiyaçları doğrultusunda sunduğumuz özelleştirilmiş çözümler, Marmara Tuz’u klasik üreticilerden ayıran en önemli özelliklerimizden biridir. Böylece, tuzun üretimden dağıtıma kadar tüm süreçlerde verimli, güvenilir ve sürdürülebilir bir şekilde kullanılmasını sağlıyoruz.

    Marmara Tuz’da sürdürülebilirlik yalnızca bir tercih değil; temel sorumluluğumuzdur.

    Tüm üretim ve lojistik süreçlerimizi enerji verimliliği, kaynak tasarrufu ve çevresel duyarlılık ilkeleriyle şekillendirerek, geleceğin çevre dostu tuz çözümlerini geliştirmeye odaklanıyoruz.

    Yüksek verimliliğe sahip üretim teknolojilerimiz, çevreye duyarlı paketleme sistemlerimiz ve doğal kaynakları koruyan yaklaşımımız sayesinde; hem üretim süreçlerimizi optimize ediyor hem de karbon ayak izimizi azaltıyoruz. Böylece çevresel etkimizi en aza indirirken, daha yeşil ve sürdürülebilir bir geleceğe katkıda bulunuyoruz.

    Ar-Ge ve süreç iyileştirme alanındaki liderliğimiz yalnızca geliştirdiğimiz ürünlerle sınırlı değil; sektör genelinde enerji verimliliği ve sürdürülebilir üretim anlayışını da aktif olarak destekliyoruz. Taahhüdümüz açık: Doğal kaynakları korumak, gelecek nesillere daha temiz bir çevre bırakmak ve tuz üretimiyle sürdürülebilir değer yaratmak.

    Yarım Asırlık Tecrübe, Değişmeyen Kalite

  • Başkan Altuğ; “Üretici Finansmana Ulaşamadığı İçin Rekabette Geri Kalıyor”

    “Finansmana Erişim İşletmeler İçin maliyetten ziyade Bir Varlık-Yokluk Meselesi Haline Geldi”

    Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası Şubat Ayı Olağan Meclis Toplantısı Meclis Başkanı Erdem Ercan Başkanlığında Yönetim Kurulu Başkanı A. Akgün Altuğ, Yönetim Kurulu Üyeleri ve Meclis Üyelerinin katılımıyla Erol Öztürk Hacıeyüpoğlu Meclis Toplantı Salonu’nda gerçekleştirildi.

    Toplantının açılış konuşmasını gerçekleştiren Meclis Başkanı Erdem Ercan şunları dile getirdi: “Ramazan Ayının meclisimize, ilimize ve tüm İslam alemine hayırlar getirmesini diliyorum. Balıkesir’de F-16 uçağımızın kaza kırıma uğraması sonucu şehit olan pilotumuza Meclisimiz adına Allah’tan rahmet diliyor; ailesine ve tüm sevenlerine başsağlığı diliyorum. Geçtiğimiz günlerde kutladığımız çatı kuruluşumuz olan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’mizin 74. kuruluş yıl dönümünü Meclisimiz adına bir kez daha kutluyorum.” dedi.

    Toplantının devamında yoklama ve gündem maddelerinin oylanmasına geçildi. 1241 nolu Meclis oturumuna ait tutanak görüşülerek oy birliği ile kabul edildi. Aralık ayı Kat’i Mizan ve ekleri ile Bütçe İzleme Raporu, Hesapları İnceleme Komisyonu Başkanı Tuncay Cebeci’nin sunumunun ardından oylanarak, meclis üyeleri tarafından tasdik edildi.

    Meclis Toplantısının devamında ülke ve ekonomi gündemi hakkında değerlendirmede bulunmak ve Yönetim Kurulu’nun aylık faaliyetleriyle ilgili bilgi vermek üzere kürsüye gelen SATSO Yönetim Kurulu Başkanı A. Akgün Altuğ şunları dile getirdi;

    Genel Değerlendirme

    “Küresel ekonomi, geçici dalgalanmaların ötesinde yapısal dönüşümlerin olduğu yeni bir dönemden geçiyor. Ticaret yolları yeniden şekillenirken üretim modelleri dijitalleşiyor ekonomik güç dengeleri, çok merkezli bir yapıya evriliyor.

    Enerji politikaları, jeopolitik gelişmeler ve teknoloji artık ekonominin arka planı değil, doğrudan belirleyici unsurlarıdır. Bu yeni düzende alışkanlıklarla ilerlemek yeterli değil üretimden yatırıma kadar her alanda stratejik konumlanma zorunlu hale geldi. Türkiye ekonomisi de bu küresel dönüşüm sürecinde dengeli bir uyum arayışı içerisinde. Enflasyon yüksek seviyelerde seyretmeye devam etse de son aylarda gözlenen kademeli gerileme dezenflasyon sürecinin güçlendiğine işaret ediyor. Diğer taraftan para politikasında başlayan normalleşme süreci ve faizlerde oluşan yön değişimi beklentisi, yatırım iştahının yeniden canlanması açısından önemli bir eşik oluşturmaktadır.

    Uluslararası kuruluşların projeksiyonları, Türkiye ekonomisinin büyüme kapasitesini koruduğunu göstermektedir. Önümüzdeki dönemde temel mesele fiyat istikrarı sağlanırken, üretim dinamizmini kaybetmemek olacaktır. Bu hassas denge hem ekonomi yönetimi hem de reel sektör açısından önem arz ediyor. Sınırda karbon düzenleme mekanizması ve emisyon ticaret sistemi de ekonominin gidişatına yön verecek önemli unsurlar.  Bunlar artık geleceğe ilişkin değil, bugünden yönetilmesi gereken başlıklardır. Bu süreci doğru yöneten işletmeler avantaj sağlayacak, hazırlıksız yakalananlar ise pazar kaybı riskini yaşayacak. Bir de bu yıl ülkemizin ev sahipliği yapacağı uluslararası iklim müzakereleri platformu da sanayimiz açısından yeni bir rekabet döneminin başlangıcını işaret ediyor.

    Yerel Kalkınma Hamlesi

    Bu küresel dönüşümün yerelde karşılık bulması ise kalkınma politikalarıyla mümkün olmaktadır. Geçtiğimiz günlerde açıklanan yerel kalkınma hamlesi teşvik programı bu açıdan önemli bir adımdır. Bu yatırım konularının belirlenmesine oda olarak biz de katkı sunduk. Sektörel çalışmalarımız ve görüşmelerimiz oldu. Bu anlamda her bölgeye olduğu gibi ilimiz için de nokta atışı konular olduğuna inanıyoruz. Bu teşvik programı sayesinde Sakarya’mızda yüksek teknolojiye dayalı üretim, atık yönetimi ve sürdürülebilir üretim güçlenecektir. Bu gelişmeyle yerelde sağlanacak kalkınma hamlesi, globalde de rekabete ivme kazandıracaktır.

    100 Milyar TL Finansman Paketi

    Yatırımı konuştuğumuz her noktada karşımıza çıkan temel mesele elbette ki finansmandır. Cumhurbaşkanımız tarafından açıklanan 100 milyar TL’lik finansman paketi bu ihtiyaca yönelik önemli bir adımdır. Çıkan paketin iş dünyamıza ilaç olacağına inanıyorum. Finansmana erişim konusunda ciddi sıkıntı yaşarken TOBB’un da geçtiğimiz yıl devreye aldığı ve 2 kez de hacim artışına gittiği nefes kredisi de fayda sağladı ancak yeterli de olmadı. Bu ve benzeri desteklerin artarak devam etmesinin iş dünyamıza nefes olacağına inanıyorum.

    Finansmana Erişim

    Finansmana erişim gerçekten ciddi bir sorun. Bu konu artık işletmeler açısından bir maliyet unsuru değil, doğrudan varlık-yokluk meselesi haline geldi. 2026 yılı başı itibarıyla kredi maliyetlerinin yeniden yükseliş eğilimine girdiğini görüyoruz. Bireysel kredilerde faiz oranları yüzde 50 seviyesini aşarken ticari kredi piyasasında da sıkılaşmanın sürdüğünü görüyoruz.

    Bu tablo sahada çok net bir sonuç doğuruyor: Üreten finansmana ulaşamadığı için rekabette geri kalıyor. Sipariş var ama yatırım kararı erteleniyor, iş var ama nakit akışı kırılgan hale geliyor.

    İşte tam bu noktada açık bir tespiti ifade etmek zorundayız: Eğer firmaların finansmana erişimi kolaylaşmazsa, destek paketleri de yeterli olmayabilir ve 2026 yılı reel sektör açısından kapasite küçültmelerinin, kapanmaların daha da arttığı bir yıl olabilir. Bunu bir endişe gibi değil, sahadan gelen güçlü bir uyarı olarak dile getiriyoruz. Çünkü bizler tabloyu yalnızca verilerden değil üyelerimizin günlük mücadelesinden okuyoruz. Bugün ihtiyacımız olan şey temkinli olmakla birlikte gerçekçi bir cesarete sahip olmaktır. Sorunları görmezden gelmek yerine zamanında konuşabilmenin her zamankinden daha önemli olduğu günlerden geçiyoruz.

    Basitleştirilmiş İthalatın Sonlandırılması (30 Euro)

    Ekonomik dengeleri korumanın bir diğer boyutu da ticari düzenin sağlıklı işlemesidir. Yıl başında 30 Euro’ya kadar olan basitleştirilmiş ithalat uygulamasının sonlandırılmasını tüketici güvenliği ve adil rekabet açısından doğru bir adım olarak değerlendiriyoruz.

    Rekabet yalnızca fiyat üzerinden değil kalite, güvenlik ve standartlar üzerinden kurulmalıdır. Oda olarak bu kararın ardından yaptığımız değerlendirmede, söz konusu düzenlemenin yalnızca iş dünyamız açısından değil, aynı zamanda tüketici güvenliği açısından da önemli bir adım olduğunu ifade etmiştik. TOBB Başkanımız Sayın Rifat Hisarcıklıoğlu da aynı görüşte. Ortaya çıkan yeni dengede sanayicimize ve tüccarımıza önemli görevler düşmektedir. Üretim kalitesini yükselten, tüketici sağlığını önceleyen ve vatandaşlarımızın ürünlere erişimini makul fiyatlarla sürdüren bir piyasa anlayışını hep birlikte güçlendirmek zorundayız.

    Kanatlı Eti İhracat Kısıtlaması

    Ticaret bakanlığı tarafından beyaz et yani kanatlı eti ihracatına getirilen kısıtlamaya ilişkin açıklamada bölgesel gelişmeler, iç talepteki artış ve tüketim alışkanlıklarındaki değişimin fiyatlar üzerinde oluşturduğu baskı nedeniyle bu adımın atıldığı ifade edilmiştir.

    Öncelikle şunu vurgulamak isterim ki vatandaşlarımızın uygun fiyatla gıdaya erişimi hem odamız hem de iş dünyamız açısından her zaman önceliklidir. Bu çerçevede, piyasayı dengelemeye yönelik adımların önemini elbette biliyoruz.

    Ancak sahadan aldığımız geri bildirimler kararın üretim ve ihracat tarafında riskler oluşturabileceğini göstermektedir. Nitekim 2024 yılındaki benzer uygulama sonrasında sektörün önemli ihracat pazar kayıpları yaşadığını da biliyoruz. Özellikle yılın başında uzun vadeli ihracat anlaşmaları yapan firmalar açısından mevcut durum belirsizlik oluşturmaktadır. Üretim zincirinin başında yer alan kırsaldaki küçük ve orta ölçekli üreticilerimizin de olası daralmadan doğrudan etkilenmesi söz konusudur. Burada dikkat çekmek istediğimiz husus; fiyat artışlarının sorumlusu olmayan, üretim ve ihracatını sürdüren firmaların da aynı uygulamadan etkilenmesinin sektörde zincirleme ekonomik sonuçlar doğurabileceğidir. Bu nedenle beklentimiz piyasa dengesi gözetilirken üretim sürekliliğini ve ihracat kabiliyetini koruyan, öngörülebilirliği artıran mekanizmaların etkin çalışmasıdır.

    Sakarya Ekonomisi ve İhracat

    Ekonomik açıdan kolay bir dönemden geçmediğimizi artık hepimiz sahada birebir yaşıyoruz ancak tüm zorluklara rağmen şehrimizin üretim gücü direnç göstermeye devam ediyor.

    Türkiye ihracatçılar meclisi tarafından açıklanan verilere göre Sakarya, yılın ilk ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 26,5 artışla 559 milyon dolar ihracat gerçekleştirerek tüm zamanların Ocak ayı rekoruna ulaşmış ve Türkiye’nin en çok ihracat yapan 7. İli olma konumunu korumuştur. TÜİK’in 2025 yılı kümülatif verilerine baktığımızda ilimizin ihracatın ithalatı karşılama oranının yüzde 142 seviyesine ulaştığını ve yaklaşık 1,9 milyar dolarlık dış ticaret fazlası verdiğini görüyoruz.

    Otomotivde Tek Sektöre Bağımlılık Riski Taşıyoruz

    İhracatımızın yine yaklaşık yaklaşık yüzde 80’i otomotiv sektöründen geliyor. Bu bizi sektörel olarak güçlü bir noktaya getiriyor. Güçlü bir üretim kabiliyetine sahibiz ancak aynı zamanda tek sektöre yüksek bağımlılık riski taşıyoruz. Bugün avantaj gibi görünen bu yoğunlaşma, küresel talep daralmalarında kırılganlık oluşturabilecek bir yapı anlamına da gelmektedir ki bunu her zaman dile getiriyoruz. Bu sebeple UR-GE projeleri ile firmalarımızı çeşitli sektörlerde ihracata yönlendirmeye gayret ediyoruz. Yalnızca sorun tespit eden değil, çözümün parçası olan bir anlayışla hareket ediyoruz.

    TKDK SATSO Kampüsünde

    Bilindiği gibi ilimiz 2 yıl öncesine kadar IPARD desteklerinden faydalanamıyordu ancak bu konuda girişimlerimiz neticelendi ve 2024 yılından beri desteklerden faydalanabiliyoruz. Aynı zamanda IPARD destekleri ile ilgili Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu’nun (TKDK) Sakarya Temsilciliğinin de ilimizde faaliyet göstermesi için gayretlerimiz oldu. O da yaklaşık 2 yıldır Tarım İl Müdürlüğümüzün binasında hizmet veriyordu. Şimdi bu ofisi oda kampüsümüze aldık. TKDK ofisinin üyelerimizin ve Sakarya iş dünyamızın desteklere daha kolayca ulaşabilmesi adına SATSO kampüsümüze getirilmesi faydalı oldu.  Hizmet kampüsümüz sanayiyi, ticareti, tarımı ve turizmi geliştirecek birden çok kuruluşa ev sahipliği yapmış olacak. Verdiği tüm hizmetlerle tam anlamı ile tek durak hizmet kampüsü oluyoruz.

    Büyükşehir Projeleri

    Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanımız Yusuf Alemdar’ın davetiyle, odamız 18. Ve 34. Meslek komitelerimizin temsilcileri, ilgili mesleki kuruluşların da katılımıyla AKOM’da bir araya geldik.

    Büyükşehir belediyemizin özellikle ulaşım, kentsel dönüşüm çerçevesinde ürettiği ve çalışmalarını sürdürdüğü projelerini dinledik ve üzerine istişare ettik.

    Toplantıda şehrimizin ihtiyacı olması sebebiyle hayata geçirilecek olan fuar alanı ile ilgili de görüştük. Tankpalet fabrikasının arka tarafında tahsis edilen alanda kurulması planlanıyor. SATSO olarak biz de bu konuda destek vereceğiz.  Özellikle büyükşehir belediyemizle küçük ve orta ölçekli işletmelerimiz için çok ciddi ihtiyaç olan 250-500-750 ve 1000 metrekarelik küçük sanayi siteleri kurulması konusunda hem fikiriz. Kentsel dönüşüm kapsamında bu sanayi siteleri de hayata geçirilecek.

    Sakarya’nın Toplumsal Algısı

    Şehirlerin gelişimi yalnızca fiziki yatırımlarla değil, toplumsal algıyla da şekillenir. Son dönemde kamuoyuna yansıyan cinayetler, özellikle kadın cinayetleri, intihar ve farklı adli olayların şehrimizin üretim gücüyle örtüşmeyen bir algı oluşturduğunu görüyoruz. Bunu da sıklıkla dile getiriyoruz. Güvenli ve huzurlu şehir kimliği ekonomik gelişimin de temelidir. Bu noktada özellikle olası madde bağımlılığı konusu üzerinde güçlü bir toplumsal mücadele yürütülmesi ve gençlerimizi eğitimin, üretimin ve sosyal hayatın içinde tutacak projeler geliştirmek ortak sorumluluğumuzdur. Valiliğimiz koordinasyonunda yürütülecek sosyal sorumluluk çalışmalarında oda olarak her türlü iş birliğine hazır olduğumuzu ifade etmek isterim.

    Başkan Altuğ’un konuşmasının ardından Yönetim Kurulu’nun Aylık Faaliyetleri açıklamasını değerlendirmek üzere kürsüye gelen 21. Meslek Komitesi (Otomotiv ve Yedek Parça Ticareti) Meclis Üyesi Talip KURİŞ, Başkan Altuğ’un da ihracatta tek sektöre yüksek bağımlılık açıklamasını da destekleyerek şunları dile getirdi: “İhracat sunumu ile ilgili Yönetim Kurulu Başkanımıza teşekkür ediyorum. Ülkemiz ihracatının %4 düşüş gösterdiği bir ayda Sakarya’mız %26’lık artışla 559 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdi, önemli bir başarıdır. Ancak Yönetim Kurulu Başkanımızın da dikkat çektiği gibi otomotiv endüstrisi 559 milyonun 504’ünü tek başına karşılıyor ki bunun da büyük çoğunluğunu da global firmamız Toyota yapıyor. Dünya hızlı bir süreç içinde ve olmaz denilen şeyler olabiliyor. Belki bir karar alınıp firmanın Sakarya fabrikasını kapatması bile ilerleyen yıllarda mümkün olabilir ki olmaz diye bir şey yok. Toyota ile birlikte OSB’ler dışında faaliyet gösteren mega üretim ve ihracat yapan fabrikalarımız var. Otomotiv üreticilerinin ihracat başarısı hem Sakarya hem de Türkiye için hem iyi hem de düşünülmesi gereken bir tehdit..

    Bu firmalar dışında kalan oran oldukça az. Önümüzdeki yıllarda açılacak OSB’lerle ihracatta dağılım daha homojen olur. Yönetim Kurulu Başkanımız ve Yönetimimize OSB’ler bünyesinde büyük yatırımların Sakarya’mıza kazandırılması için büyük iş düşüyor. Bu konuya ivedilikle yönlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu yönetimimizin asli görevidir ve de meclis üyeleri olarak da bizim görevimiz bunu koşulsuz desteklemektir.” dedi.

    Meclis Üyesi Kuriş’e teşekkür eden Başkan Altuğ, üretimin gelişimi için kilit rol oynayan OSB’lere yönelik tüm meclis üyelerinin firma seçimlerinde titiz davrandıklarına dikkat çekerek özellikle ihracat yapan firma şartı olduğuna vurgu yapıp şunları dile getirdi: “OSB’lerimize firma seçerken ilk kriterimizden bir tanesi de ihracat yapan firma olmasıdır. Oda olarak Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi ile sık sık iletişim halinde bir kurumuz. Sık sık ziyaret ederek OSB’lerimizdeki çalışmaları ve şehrimizin artan potansiyelini tanıtıyorum. Ülkemizde yatırım talepleri ilk olarak Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi’ne gelir ve firma potansiyeline göre illere dağılır. Sakarya’mız da bu ofis için en fizibıl olan şehirdir. Birkaç bekleyen yatırım taleplerimiz var. Aynı zamanda üyelerimizin ihracat kapasitesini artırmak için UR-GE çalışmaları da yapıyoruz ve her sektöre yönelik UR-GE çalışması yapmaya hazırız.” diye cevapladı.

    Gündem maddelerinin müzakere edildiği toplantının devamında meslek komiteleri tarafından sunulan fiyat tarifeleri görüşüldü.

    27. Meslek Komitesi (Unlu Mamuller, Et ve Süt Ürünleri) tarafından sunulan “Ekmek ve Pide Azami Fiyat Tarifesi Teklifi” maddesinde açıklamada bulunan Meclis Üyesi Ergin Balcı, üyelerden gelen talepler doğrultusunda artan maliyet kalemlerini de hesaba katarak tüketiciyi zorlamayacak bir tarife hazırlamaya çalıştıklarını belirterek komite olarak yapmış oldukları araştırma neticesinde 400 gr. 40,00 TL – 600 gr. 60,00 TL – 700 gr. 70,00 TL olarak satılması uygun görüldüğünü belirtti. Tarife teklifleri meclis üyelerinin oylarına sunularak valiliğe gönderilmek üzere kabul edildi.

    31. Meslek Komitesi (Bilişim ve Telekomünikasyon) “Bilişim Sektörü Teknik Servis Hizmetleri Azami Fiyat Tarifesi Teklifi” maddesinde açıklamada bulunan Meclis Üyesi Necmettin Kırık, “Sektörler için bir fiyat tarifesi hazırlamak zordur. Maliyetlerin artması sebebiyle üyelerimizden gelen talepler ile bu tarifeyi hazırladık. Bu tarifenin tüketiciyi de koruyacak ham bir tarife olmasını amaçladık. Biz ve birçok komitemiz de fiyat tarifesi çalışması yapıyor ve meclisimiz onaylıyor ancak valiliğe bu tarifeyi gönderdiğimiz itiraz geliyor ve akabinde bir uzlaşma komisyonu kuruluyor. Fakat bu komisyonda işveren tarafı çoğunlukta olmuyor. Fiyat düşürme teklifi geliyor ve çoğunluk neticesinde daha düşük bir arife kabul ediliyor. Sadece bizim değil tüm sektör tarifeleri için de böyle olması muhtemeldir, bu nedenle müdahale edilmesi gerekiyor.” diye konuştu. Tarife teklifleri meclis üyelerinin oylarına sunularak valiliğe gönderilmek üzere kabul edildi.

    5. Meslek Komitesi “Kafe ve Kafeterya İşletmeleri Temel İçecek Grupları Azami Fiyat Tarifesi Teklifi” maddesinde açıklamada bulunan Meclis Üyesi Gökçe Yıldızlı, “Komite olarak üyelerimizden gelen talepler, fiyat standardının oluşturulması, işletmelerin maliyet artışlarına oranla sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla bir tarife hazırladık. Fiyat farkları çok açık, bizler bir tavan fiyat belirledik ancak bu tavanın altında dileyen dilediği fiyatta satabilecektir. Çünkü işletmeler arasında kira vb. maliyetler değişiklik gösterebilmektedir. Bu nedenle Küçük Bardak Çay 100 TL, Büyük/Duble Çay 150 TL, Türk Kahvesi 200 TL, 330 ml Su 50 TL, 500 ml Su ise 60 TL azami olarak komitemiz tarafından belirlenmiştir. Hayırlı olsun.” diye özetledi.

    Gündem maddelerinin müzakere edildiği toplantıda Yönetim Kurulu tarafından “Askı” Durumuna Alınan Üyelerimizin Oda Kayıtlarının Silinmesi Teklifi ve Mesleklerin Gruplandırılması Rehberi Güncellemesi ile İlgili Teklifi görüşüldü. Maddelerle ilgili Yönetim Kurulu Başkanı A. Akgün Altuğ açıklamada bulundu.

    Teklif maddelerinin müzakere edilmesinin ardından toplantının “Meslek Komitelerinin Sorunlarının Görüşülmesi” maddesinde söz alan;

    34. Meslek Komitesi (Müteahhitlik Faaliyetleri) Meclis Başkan Yardımcısı Murat EKŞİ, “Meslek komitemize mensup üyelerimiz internette taşınmaz ilanı vermek adına birkaç belgeye ihtiyaç duyuyordu, bizler de komite olarak temini konusunda destek oluyorduk. Ancak bu belgeleri almaları sebebiyle müteahhit iken nace kodları danışmanlık firması olarak kaydedilen firmalarımız var. Bu konuda gerekli girişimlerin yönetimimizce yapılacağına inanıyoruz.

    Geçtiğimiz haftalarda TOBB Başkanımız bir konuya değindi: vergi iadeleri ve yeni getirilen yükümlülükler. Kendisine bu hassasiyeti için teşekkür ediyoruz. Birçok sektörde vergi iadesi uygulaması var ancak süreçler çok uzun sürüyor. Devletimiz kendi alacağında çok hızlı davranırken kendi borcunda sistem yavaş ilerliyor. Bir yanda devletten alacaklı olan ancak sürecin tamamlanması beklerken vergi veya SGK ödemelerini yapmaya devam eden firmalarımız ciddi zorlukla karşı karşıya kalıyorlar.

    Devletimiz alacağında bir tuşla e-haciz koyabiliyor. Bu e-haciz uygulamasında özellikle devletten alacaklı firmaların tespit edilip bunlara haciz uygulanmaması gerekiyor. Vergi yükümlülükleriyle ilgili tüccar tarafında ciddi zorluklar yaşanıyor ancak bunlar kolay hamlelerle çözülebilecek sorunlardır. Bunları daha çok dile getirmeliyiz.” diye konuştu.

    29. Meslek Komitesi (Eğitim ve Öğretim Faaliyetleri) Meclis Üyesi Kenan TAÇYILDIZ, “5580 sayılı kanun ile kurulan özel eğitim kuruluşları kamu denetimi altında özel finansman ile yürütülen kuruluşlardır. Özel öğretim kurumları kamunun eğitim yükünün hafifletilmesini, alternatif eğitim modelleri, uluslararası eğitim modellerini ve eğitimde rekabetle kaliteyi artırma niteliği taşır. Öğrencilerimizi, öğretmenlerimizi kendimiz buluruz. Bakanlığımızın izniyle atarız, sosyal haklarını yine bizler karşılarız vergilerimizi öderiz ama herkesin hedefinde özel okullar var.

    Hazine ve Maliye Bakanımız, Merkez Bankası Başkanımız ülkemizde eğitim sektörünün enflasyonu yükselttiği yönünde açıklama yaptılar. Bugün kira artışları %34, gıda enflasyonu %60 %80’lerin üzerinde ama neyse ki her şeyi bizden buluyorlar. Gıda vb. Konularda fiyatlar artarken tek sorumlu özel kurumlar olmamalıdır.

    Herkes özel okul fiyatlarını eleştiriyor. Yılda 1440 saat 1 çocuğa hizmet veriliyor. Özel okullar devletin yükünü alır. Özel okullara öğrenci gönderenler vergisini giderlerinden düşemiyor, bu da bir haksızlıktır.” dedi

    31. Meslek Komitesi (Bilişim ve Telekomünikasyon) Meclis Üyesi Necmettin KIRIK, “Bilişim sektörümüzde komitemize mensup 600 civarı meslek mensubumuz var ve meslektaşlarımızın da birçok sorunu var. Personel istihdam etmek istiyor ancak yeni mezunlar yeteri kadar tecrübeli değil, bunları eğitmeye çalışıyor, vergiler ile mücadele ediyor üstüne de kendini sürekli geliştirme çabası gösteriyorlar.

    Artık herkes de bu sektöre kolayca giriyor ve sektörümüz değersizleştiriyor. Bu sektöre adım atmak için şirket kurmak yetmemeli, bir şart ve kural olmalıdır. Çünkü sektörde ürettiğiniz ürünün yıllarca arkasında olmalı ve desteğini vermelisiniz. Denedim tutmadı diye bir seçenek yok. Maalesef sektörümüzde kayıt dışılık da çok yüksek seyrediyor. Birçok üyemiz yatırım yapıyor, vergisini ödüyor ancak freelance çalışanlar bunların hiçbirini karşılamadan hizmet veriyor. Meslek örgütlerini bu konuda organize etmek gerekiyor. Yazılım üretiminde bir dijital kimlik olmalı ve kayıtlı olduğu resmi kuruluşlar da bu kimlikte ibraz edilmelidir.” diye konuştu.

    28. Meslek Komitesi (Danışmanlık ve Emlak Müşavirliği) Meclis Üyesi Ahmet KARAPEKMEZ, “Gayrimenkul piyasasında beyan edilen değer ile gerçek piyasa değeri arasındaki makas / fark yalnızca mali bir konudan ziyade aynı zamanda piyasa güveni, şeffaflık ve fiyat koruma açısından da kritik bir meseledir. Önümüzdeki süreçte ekspertiz temelli sistemlerin daha fazla gündeme gelmesi bekliyoruz. Geçiş döneminde sektörü zorlamadan, piyasayı rahatlatacak ve kayıt dışı bitirecek bir düzenleme değerlendirilmelidir.

    Odamızın öncülüğünde planlanan yeni organize sanayi alanları, şehrimizin geleceği açısından kıymetli bir adımdır. Bu çalışmaları destekliyoruz ancak yeni sanayi alanları planlanırken şehir içinde kalmış eski yerleşik sanayi bölgelerini de birlikte düşünmemiz gerekiyor. Zamanla yerleşim alanlarının arasında kalan bu bölgeler; altyapı, trafik ve deprem güvenliği açısından dönüşüm ihtiyacı taşımaktadır. Gayrimenkul doğru yönetilirse şehir büyür, plansız bırakılırsa şehir kaybolur.” dedi.

    4. Meslek Komitesi (Tarım ve Hayvancılık Meslek Grubu) Meclis Üyesi Ahmet BAYRAK, “Tarifeleri görünce insan gerçek üretici için üzülüyor. Bir bardak çay 100 TL ama 1 Lt. süt 19 TL. Üretici çok zor durumda ve de esamesi artık okunmuyor. Ülkede en el üstünde tutulması gereken kesim üreticiler olması gerekirken tam tersi bir durum var. Üreticilerimize bir gelecek sunmak gerekiyor ve onları görmezden gelemeyiz. Geçen yıl Sakarya’da mısır olarak ekilen arazilerin bu yıl %70’i başka alternatif ürünlerle ekildi. Çiftçi bir çıkar yolu arıyor. Bir şeyin ihracatını yasaklayarak o meseleyi çözemezsiniz. Bir şeyi daha fazla üretmek için daha fazla satmak gerekiyor. Üretici birliklerinin daha fazla sorumluluk alarak fiyatlandırma konusunda daha cesaretli olmaları gerekiyor ancak yapılmıyor.” dedi.

    31. Meslek Komitesi (Bilişim ve Telekomünikasyon) Meclis Üyesi Behlül BAYRAK, “Komite olarak Eskişehir Ticaret Odası heyetini ağırladık kendileriyle istişare ettik ve de komite çalışmalarımızı karşılıklı masaya yatırma fırsatı bulduk.

    Misafir komitemiz tüketici heyetlerine temsilci sokamadıklarını dile getirdiler ki biz bu sorunu neredeyse 13 yıl önce çözmüşüz. Bu konuda da Odamızla bir kez daha iftihar ettik. İlin Ticaret İl Müdürüyle de görüşmekte zorlandıklarını dile getirdiler. Biz ise kolay ulaşabildiğimizi, Müdürümüzün Ticaret AR-GE komisyonunda üyemiz olduğunu belirttik.

    Belirli ortak kararlar aldık ve çevre illerdeki sektör temsilcilerimizin de paydaşlığını dahil edecek bir model düşündük. Biz artık cep telefonu ve bilişim sektöründeki tüm üyelerimizle3-4 yıl önce çıkan kanunun revize edilerek tekrar taksitli satışa dönülmesini arzu ediyoruz. Cep telefonu Türkiye’de hala lüks tüketim ürünü olarak geçiyor. Günlük tüketimi ihtiyaç halinde olan bir ürün statüsüne alınsa taksitlendirilme yapılacak. Artık pos kullanma ve kullandırmada statü ve uygulamalar da değişti. Başkasına pos makinesini kullandırma konusunda caydırıcı cezalar geliyor.

    Tüketici hakem heyeti konusunda da üyelerimiz haklı olsa bile reddediliyor. Bir başvuru meblağı neyse mahkeme başlamadan işletme bu parayı yatırıyor sonra mahkeme başlıyor, yatmaz ise hesaplara el konuluyor. İşletme kaybetse bu parayı ödese daha uygun olacak ancak o para süreç sonuna kadar aylarca orada kalıyor. Üyelerimiz daha da mağdur oluyor.” dedi.

    34. Meslek Komitesi (Müteahhitlik Faaliyetleri) Meclis Üyesi Coşar TOK, yeni başladığı meclis üyeliği görevi sebebiyle iyi dilek ve temennilerini ileterek değerlendirmede bulundu “6 Şubat depreminin üzerinden 3 yıl geçti. Sakarya’nın da deprem gerçeğini unutmamak gerekiyor. Deprem bir doğa olayıdır ancak deprem değil ihmal öldürür. 1999 öncesi yapılmış birçok yapı bulunuyor ve ciddi risk oluşturuyor. Kentsel dönüşümü uygulamak için İstanbul’da uygulanan mekanizmaların Sakarya için de uygulanması gerekir. Depremi beklemek değil depreme hazırlıklı olmak gerekiyor.” diye konuştu.

    Toplantının “Dilek ve Temenniler” maddesinde söz alan;

    17. Meslek Komitesi (Kooperatifler, Enerji Altyapı ve Hafriyatçılar) Meclis Üyesi Adnan BORAZANCIOĞLU, “Kalitenin tabana yayılması gerekiyor. Üreticilerin uluslararası anlamda atacağı adım ülkenin kalkınması demektir. TSE’nin hayata geçirmek yolunda olduğu kalite kampüsü projesini alkışlıyoruz. 2026 uluslararası çevrelerde elektrik yılı olacağı öngörülüyor. Elektriğe olan talebin önümüzdeki yıllarda 2,5 katından fazlaya çıkacağı belirtiliyor. Enerji altyapısına sahip ülkeler bu süreçten kazançlı olacaktır. Türk sanayicileri bugün Akkuyu Nükleer Güç Santralinde yaklaşık 700 milyon dolarlık yerli katkı sağlamış durumdalar. Bu katkının proje tamamlandığında 10 milyar dolar seviyesine ulaşılacağı ifade edilmekte.

    Krizler, afetler, değişimler, gelişmeler bir rüzgardır ve buna yönelik de bizim yelkenlerimizi uygun açmamız gerekiyor. Deprem olur kader deriz, kriz olur şartlar deriz, bir iş yürümez zamanı değil deriz. Oysa asıl mesele Rüzgar her zaman esecektir. Önemli olan onu arkamıza alarak güç kazanmamızdır. Çalışmaya, üretmeye ve kaliteye devam etmeliyiz.” dedi.

    31. Meslek Komitesi (Bilişim ve Telekomünikasyon) Meclis Üyesi Behlül BAYRAK, “Ticaret AR-GE komisyonumuza birkaç konu gelmişti. Özellikle Tozlu Camii mevkiinde uzun yıllardır bir sorun vardı, bazı tüccarların ürünlerini dükkan dışında sergilemesinde sorunlar yaşanıyordu. Şimdi bu belediyemizin de çabalarıyla çözüldü ve hiçbir işletme sınırını aşmadan belirli bir düzende faaliyetlerini sürdürüyor. İşletmeler de buna yönelik Odamıza teşekkürlerini ilettiler. Çalışmalarımız oldukça dikkat çekiyor ve rehber görülüyor. Burası çok kuvvetli bir yer. Çünkü biz burada hem bu dertleri söylüyoruz hem de iyi ve çalışkan bir yönetim kurulu ya da meclis sistemi oluşturarak üyelerimizle ilimiz yöneticileri arasında bir köprü vazifesi görüyoruz.

    Bu ay 14 Şubat’ı karşıladık. Birçok işletmemiz için bereketli oldu. Kayıt dışı satış yapanlara yönelik de çalışmalarımız oldu. Belediye ekiplerimiz de buna dikkat etti kendilerine teşekkür ediyorum.” dedi.

    20. Meslek Komitesi (Enerji ve Petrol Ürünleri) Meclis Üyesi Ali İhsan BAKIM, “Büyükşehir belediye başkanımız şehrimiz için çok önemli projeler yapıyor ancak bu projeleri yaparken özellikle yazlık kavşağı gibi büyük çaplı ve çok uzun sürecek projeler var. Bu projelerin yapım sürecinde oraya giden ana yolların kenarında bulunan işletme sahipleri proje başlamadan birkaç ay önce uyarılırsa onlar da kendi önlemini alır. Trafik akışı başka yerden geçecekse yol kenarındaki işletmeleri ciddi anlamda krize sokabilir.” dedi.

  • Ülker üst üste 6. kez S&P Global’in The Sustainability Yearbook Listesi’nde yer aldı. 

    Ülker’in sürdürülebilirlik başarısı 

    Ülker üst üste 6. kez S&P Global’in The Sustainability Yearbook Listesi’nde yer aldı. 

    Türkiye’nin lider gıda şirketi Ülker, çevre, sosyal ve yönetişim performansıyla, uluslararası derecelendirme kuruluşu S&P Global’in Kurumsal Sürdürülebilirlik Değerlendirmesi’nde, gıda şirketleri arasında %3’lük dilime girmeyi başardı. En iyi şirketlere yer verilen The Sustainability Yearbook listesinde ise üst üste 6’ncı kez yer alan Ülker, 30 global şirketin bulunduğu “Gıda Ürünleri” kategorisindeki tek Türk şirketi oldu.

    Ülker S&P Global’in Kurumsal Sürdürülebilirlik Değerlendirmesi’nde 80 puan alarak, 2025 yılı ESG (çevresel, sosyal, yönetişim) performansı ile gıda sektöründe en iyi %3’lük dilimde yer aldı. Öte yandan S&P Global’ in Kurumsal Sürdürülebilirlik puanına göre en iyi şirketlere yer verdiği The Sustainability Yearbook listesinde Türkiye’den tek gıda şirketi olarak üst üste 6. kez yer aldı.

    Dünya genelinde 59 sektörden 9200’den fazla şirketin çevresel, sosyal ve yönetişim performansı değerlendirildi. Başarılı ESG sonuçlarıyla 848 şirketin yer almaya hak kazandığı The Sustainability Yearbook 2026 listesinde genel değerlendirmede 16 Türk şirketinden biri olan Ülker, “Gıda Ürünleri” kategorisindeki tek Türk şirketi olmayı sürdürdü.

    S&P Global, söz konusu şirketleri, çevresel etkileri yönetme becerileri, sosyal sorumlulukları iş yapış biçimlerine yansıtma anlayışı ve yönetişim yapısı kriterleriyle değerlendiriyor.

    ESG alanında uzun vadeli ve odaklı yaklaşım 

    Ülker CEO’su Özgür Kölükfakı, sürdürülebilirlik odaklı büyüme ve operasyonel mükemmellik anlayışlarını, ulusal ve uluslararası platformlardaki başarılarla taçlandırmaya devam ettiklerini belirtip sözlerine şöyle devam etti:

    “S&P Global’in Kurumsal Sürdürülebilirlik Değerlendirmesi’ne göre global ölçekte gıda sektöründe %3’lük dilimde yer almak, sürdürülebilirlik alanında dünyanın en yüksek performans gösteren şirketleriyle aynı seviyede değerlendirildiğimizi ortaya koyuyor. Bu sonuç çevresel, sosyal ve yönetişim alanlarında uzun vadeli, tutarlı ve odaklı bir sürdürülebilirlik yaklaşımı benimsediğimizin güçlü bir göstergesi. Küresel ölçekte en iyiler arasında yer almak, sorumluluğumuzu artırıyor. 2050 Net sıfır hedefimiz doğrultusunda, değer zincirimizin tamamını kapsayan çalışmalarımızla şirketimizin sürdürülebilirlik kültürünü güçlendirmeye devam edeceğiz.”

     

  • Mehmet DEMİR; Akyazı pazaryerinde esnafla kucaklaştı

    Mehmet DEMİR; Akyazı pazaryerinde esnafla kucaklaştı

    Mehmet DEMİR; Akyazı pazaryerinde esnafla kucaklaştı

    Sakarya Katlıpazaryeri Alışveriş Merkezi Kalkındırma ve Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı, Demir Grup Yönetim Kurulu Başkanı ve Sakarya Sebzeciler ve Meyveciler Esnaf Odası Başkan Adayı Mehmet Demir, Akyazı Kapalı Pazaryeri’nde pazarcı esnafıyla bir araya geldi. Samimi bir atmosferde gerçekleşen ziyarette Mehmet Demir, tezgâhları tek tek dolaşarak esnafın talep ve beklentilerini dinledi

    Sıcak soğuk demeden emek veren esnafımız

    Pazarcı esnafının yılın neredeyse 365 günü, sıcak soğuk demeden, gece gündüz demeden büyük bir özveriyle çalıştığını ifade eden Mehmet Demir, pazarcılığın sanıldığı gibi “son çare” değil; aksine ciddi emek, bilgi ve tecrübe gerektiren bir meslek olduğunu vurguladı. Mehmet Demir, esnafın mesaisinin gecenin ilk saatlerinde sebze halinde başladığını, en kaliteli ürünü en uygun şartlarda temin etmek için büyük bir mücadele verdiğini belirterek, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte halkla buluşan tezgâhların ardında yoğun bir emek ve fedakârlık bulunduğunu dile getirdi.

    Sorunlar yerinde dinlendi

    Ziyaret sırasında Akyazı’daki pazarcı esnafının yaşadığı sorunlar, kira bedelleri, maliyet artışları ve çalışma şartlarına ilişkin konular da gündeme geldi. Mehmet Demir, esnafın taleplerini not aldıklarını ve çözüm odaklı bir anlayışla hareket edeceklerini ifade etti. Esnafın sadece ticaret yapmadığını, aynı zamanda mahalle kültürünü yaşatan ve toplumsal dayanışmayı güçlendiren bir görev üstlendiğini belirten Mehmet Demir, pazaryerlerinin birer “ hayat okulu” niteliğinde olduğunu söyledi.

    Esnafın sesi olmaya devam edeceğiz

    Ziyaret sonunda değerlendirmede bulunan Mehmet Demir, pazarcı esnafının hak ettiği değeri görmesi için çalışacaklarını ifade ederek, “Allah nasip ederse, esnafımızın yaşadığı sıkıntıları ilgili kurum ve kuruluşlarda güçlü şekilde dile getirecek, pazarcı esnafımızın itibarını ve temsil gücünü artırmak için gayret göstereceğiz” dedi. Akyazı Kapalı Pazaryeri esnafı ise ziyaretten duydukları memnuniyeti dile getirerek Mehmet Demir’e teşekkür etti.

  • “Masal Yolcuları” 5 Bin Öğrencinin Hayal Dünyasına Misafir Olacak

    “Masal Yolcuları” 5 Bin Öğrencinin Hayal Dünyasına Misafir Olacak

    “Masal Yolcuları” 5 Bin Öğrencinin Hayal Dünyasına Misafir Olacak

    Dicle Elektrik, Diyarbakır İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile birlikte hayata geçirdiği ‘Masal Yolcuları’  projesi kapsamında Diyarbakır’da iki günde 405 öğrenciyle buluştu. Doğa bilinci, sürdürülebilir yaşam ve yeteri kadar tüketim anlayışı interaktif masal anlatımıyla çocuklara aktarıldı. Dünya Masal Anlatma Günü olan 26 Şubat öncesi başlayan projeyle 2027 yılı sonuna kadar toplam 5 bin çocuğa ulaşılması hedefleniyor.

    Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yer alan altı ilde sürdürülebilirlik odaklı elektrik dağıtım hizmeti veren Dicle Elektrik, toplumsal fayda anlayışı doğrultusunda çocuklara yönelik sosyal etki projelerini hayata geçirmeye devam ediyor. “Yeteri Kadar En Doğru Karar” kampanyası kapsamında Diyarbakır İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile imzalanan protokol çerçevesinde başlatılan ‘Masal Yolcuları’ projesiyle ilk olarak 400’ü aşkın çocuğa masallarla eğitim verildi. Dünya Masal Anlatma Günü öncesi gerçekleştirilen etkinlikte, Çınar ilçesindeki Sırımkesen İlkokulu’nda 175, Yenişehir ilçesindeki Kesikağaç İlkokulu’nda ise 230 öğrenciyle bir araya gelindi. Etkinlik sonunda çocuklara, “Yeteri Kadar” yaklaşımı kapsamında hazırlanan Dicle ve Arkadaşları Doğa Dostu Etkinlik Kiti, boya kalemi ve sırt çantası hediye edildi.

    Sürdürülebilir gelecek fikri somut deneyime dönüşüyor

    Müzik ve interaktif masal anlatımını bir araya getiren proje, çocukları pasif bir dinleyici olmaktan çıkararak sürecin aktif bir parçası haline getiriyor. Projenin ana anlatılarından biri olan “Koca Çınar ve Minik Karınca” masalında, sabır, azim ve kararlılıkla atılan küçük adımların büyük dönüşümlere kapı aralayabileceği mesajı veriliyor. Masalın sonunda çocuklarla birlikte fidan dikimi vurgusu yapılırken, doğa sevgisi ve sürdürülebilir gelecek fikri somut bir deneyime dönüştürülüyor. Masal anlatımı sırasında fidan üzerinden ağaçların yaşam döngüsü, canlılar için taşıdığı önem ve enerji kaynaklarının bilinçli kullanımı çocukların anlayabileceği bir dilde aktarılıyor. Böylece sahnede başlayan hikaye, çocukların günlük yaşam pratiklerine uzanan kalıcı bir farkındalığa dönüşüyor.

    Çocukların erken yaşta doğa bilinciyle, kaynakların sorumlu kullanımıyla ve sürdürülebilir yaşam anlayışıyla tanışmasının hedeflendiği projeyle, 2027 yılı sonuna kadar 5 bin öğrenciye ulaşılması hedefleniyor.