HAYDAR ÖZAY’IN RESİMLERİ

12.06.2025

Kişi Okumuş

0 Yorum

HAYDAR ÖZAY’IN RESİMLERİ

HAYDAR ÖZAY’IN RESİMLERİ

Yaratıcılık kimi felsefecilere göre kendinden önce gelen bir durumdan ya da hiçten doğar. Genellikle açıklanamayan bu durum düşünsel özgürlüğün gizidir ve ölçülemez derinliktedir. Her ne kadar yaratıcılık tam anlamıyla açıklanamasa da; yaratıcılık bir etkilenim ve tutkuyla hayata geçmektedir. Güvenme arzusunun tetiklediği bu durum hayatın yüzeysel olarak yaşandığı, geleneğin ve kültürün bir tarafa itildiği, ekonomik zorlukların kısıtlandığı, güzelin formüle edilerek tekdüzeliğe indirildiği, toplumsa bozuklukların belirgin olduğu bu zaman diliminde yaratma cesareti gösteren ve her şeye rağmen bu süreçte sanatsal üretimde bulunan sanatçıları yapıtlarıyla birlikte hayatın içine katmaktadır. O nedenle sanatçı toplumun öncüsüdür ve gerçek anlamda özgürlüğün takipçisidir.

Rousseau insanlar özgür doğar ama her yerde zincire bağlanırlar (1) derken sıradan insanların içinde bulunduğu duruma dikkat çekmek istemiştir. Sıradan insanların toplumsal hayat içindeki bu edilgen durumunu düşündüğümüzde yaratıcı eylem içinde olan insanların yani sanatçıların değeri daha da iyi anlaşılmaktadır. Bu noktada sanatçılara önemli görevler düşmektedir. Sanatçı yaşadığı toplumu, kültürü iyi bilmek, dünyada ve yakın çevresinde olanları takip etmek hem de bunları yenilikçi bir yaklaşımla değerlendirmek zorundadır, aksi takdirde sanatçılığı sorgulanır. Burada bahsettiğim husus sanatçının içinde bulunduğu ortamda, yaşadığı toplumda nasıl davranacağı, nasıl yapıtlar ortaya koyacağı ile ilgilidir. Özgün, yenilikçi ve sanatsal normları içinde taşımayan yapıt geçici olduğu için zamanın akışı içinde kaybolur gider. O halde sanatçının ortaya çıkardığı eser ve içinde bulunduğu konum önem kazanmaktadır.

Marx’çıların özen gösterdikleri gibi bizim de özen gösterdiğimiz ilk şey, insanı, kendi özgü çevresi içinde konumlandırmaktır. (2) Ve sanatçılar da bu konumlamanın içine girmektedir. Yapılan bu tespit sanatçıların yaşadıkları coğrafyaya olan bağlılıklarını ortaya koymaktadır. Her ortam kendi sanatını yaratır. O nedenle sanatı bu sosyokültürel ortamdan soyutlayarak düşünmek söz konusu bile olamaz. Bu yüzden her hangi bir sanat eserini yaratıldığı ortamda ele almak, sanatçısını da bu gerçeğe dayanarak değerlendirmek gerekir. Haydar Özay’da içinde bulunan sanat tutkusuyla, sanat ve edebiyat insanlarını, yaşadığı zamanı ve ortamı, kendi yaşam gerçeği üzerinden yeniden var etmeye çalışır. Bu onun egemen olma ve yaşanmışlıklara sahip çıkma isteği olarak görülebilir. Sanatçının düşünce sistematiğinden yola çıkarak eserlerine baktığımızda kendi ve yakın coğrafyası ile olan ilişkisini irdelediğini, araştırdığını, gözlemlediğini, desenlerini çizdiğini görürüz. Bir başka deyişle yapılan her resmin arkasında anlamaya çalışma ve anlatma dürtüsünün yarattığı bilimsel bir çalışma vardır. Resimlerin duyumsal niteliklerini belleğimize yerleştirmesi belki bundandır. Bunun sonucunda da zaman geçmişten bugüne taşınan bir olgu olarak izleyiciyle ilişkiye girer.

Haydar Özay’ın Nazım Hikmet, Yaşar Kemal, Aşık Veysel ve ünlü Macar şair Sandor Petöfi’yi yaşanılanlar, anılar, fotoğraflar, bellekte kalanlar üzerinden kendi diliyle resmetmesi onları hatırlamak bakımından küçük bir parantez olsa da önemlidir. Çünkü yaşanılan dönemin izlerini bugüne taşımaktadır. Ayrıca şunu bilmeliyiz ki sanatsal özelliği olan resim yapmak nitelikli sanatçıların işidir ve Haydar Özay’da gerek işlediği konu, gerek yarattığı estetikle bunu gerçekleştirmiştir. Biçim üzerine önceden hiç bir şey söylemese de sanatçı neyi işleyeceğini, aşağı yukarı ne yapacağını bildikten sonra süreç içinde ki gelişim durumuna göre sonuca varır ve genellikle de resim kendi akışı içinde bir varlığa dönüşerek yaşam içine eklenir.

Unutulmamalıdır ki her kültürel ortam, kendi sanatını yaratır. Sanatı bu sosyokültürel ortamdan soyutlayarak düşünmek söz konusu bile olamaz. Bu nedenle bir sanat eserini, hangi eleştiri yöntemiyle irdelemek istersek isteyelim, önce onun yaratıldığı ortamı ele almamız gerekir. (3) Haydar Özay İstanbul’da yaşayan ve çalışan bir sanatçıdır. Entelektüel kimlik üzerinden sanatçıları, yazarları, şairleri sorunsallaştırmış bir ressamdır ve onların yapıtları Haydar Özay’ın yaratım sürecinde önemli bir yer tutmaktadır. Sanatçı popüler kültürün görmezden geldiği değerleri irdeleyerek tuval üzerinde yapılandırmaktadır. Bir yapı-söküm mantığı içinde ortaya çıkan resimlerin kültürel yaşamı var etmesi ve bunu yaparken de kültürel bellek üzerine bir düşünce sistematiği oluşturması sanatçının evrensel kültüre olan ilgisi olarak görülmelidir ve bunun aynı zamanda bir eylem biçimi ya da gerçek bir sanatçı tavrı olduğu ayrıca not edilmelidir. Aynılaşmanın hakim olduğu bir dünyada kendini sistem dışında tutarak resim yaptığını düşündüğümüzde Haydar Özay’ın değeri daha da iyi anlaşılmaktadır.

Figür resmi yapmak biraz cesaret işidir. Her çizilen çizgide, her boyanan yüzeyde, her yapılan kurguda aslında sanatçı kendisiyle yüzleşir ve bu yüzleşme sonrası ortaya çıkarttığı yapıtlarla bizleri yüzleştirir. Kısacası bu durum gerçek bir diyalog halinin devamlılığı olup, gerçek hayata tanıklık etme sürecine katkı sağlamaktadır. İşte tam bu açıdan baktığımızda Haydar Özay’ın figürleri bu diyalog sürecini başlatıp, gerçek hayata tanıklık etmemizi sağlamaktadır. Güçlü desen yapısıyla oluşturduğu kompozisyonlarda ki insanlara baktığımızda; onların, bakıp ta göremediğimiz halka malolmuş insanlar olduğunu fark ederiz. Tuval üzerinde olan bu figürlerin iç dünyasına indiğimizde yalnız bedenlerin ruhsal davranışlarıyla karşılaşırız. Gerçek hayattan alınıp tuval üzerine konulan bu figürler her ne kadar sanatçının kontrolünde yapılmış gibi görünse de, zaman zaman bu kontrolden çıkıp kendi gerçeklerini bize yansıtmakta, bu da sanatçının yaptığı resimlerle kurduğu duygusal ilişkiyi bize net bir şekilde aktarmaktadır.

Haydar Özay yaptığı resmin çekiminde kalan, resmin götürdüğü yere kadar giden, bir noktadan sonra resmin duygusuna göre hareket eden bir ressamdır. Onun bu sessiz alanda kurgulayarak başladığı yoldan ayrılması, akılcı kurgunun duygu ile birleşmesinin sonucudur. Bu basite alınacak bir yaratım biçimi değildir. Her şeyin planlanıp kurgulanarak sonuca varması için gösterilen çabanın duyguya yaratım sürecinde yer vermesi planlanmış figür resminin mantığına ters gelse de o her başladığı resimde bunun kendisine sorunlar yaratabileceğini bilmektedir. Görsel estetiği bulma çabasından vaz geçmeden resmin üstüne gitmesi, boyut düşünmeden hareket eden usta bir ressamın amacına ulaşmak için sarf ettiği çaba gibi görülebilir. Hiç kuşkusuz belirttiğim bu durum onun iç güdülerine güvenerek hareket etmesinden kaynaklanmaktadır. Resimlerde görünen figürler seçilmiş figürlerdir, ama seçilmeden önce üzerine düşünülmüş, okunup incelenmiştir. O yüzden bu durum bize figürlerin tarihle olan ilişkisini de göstermektedir.

Haydar Özay’ın her türlü özentiden uzak, çevresini tek başına izleyen, gözlem yapan, tarih ile bağlantı kuran ve bunu anlamlandıran bir ressamdır. Bu bir figür ressamı için son derece önemlidir. Ortaya çıkarttığı eserlerin yaşamsallığı buna bağlıdır. Gündelik hayatın bir yansıması olarak ortaya çıkardığı resimler onun hayat ile kurduğu ilişki ve diyalog arayışı olarak görülebilir. Kendine ait yeni bir varoluş olarak adlandırabileceğimiz bu durum sakin bir kişiliğe sahip bir ressamın haykırışıdır. Mesafeyi ortadan kaldıran ve gözümüzden kaçan birçok şeyi kendine ait yorumuyla ortaya çıkaran sanatçı insanı akan zamanın dışına alarak resimde var etmektedir.

Sanat sadece bir duygu yansıması değil aklın yönlendirdiği sezgisel ve düşünsel bir anlatım biçimidir. Haydar Özay’ın resimlerini de bu çerçevede düşünmek, değerlendirmek gerekir. Çünkü sözün bittiği yerde Nazım Hikmet, Yaşar Kemal, Aşık Veysel, Sandor Petöfi vardır; akıl, duygu, his vardır. Bir başka deyişle devrimci sanat vardır.. Galeri Eyüpsultan’da yer alan Haydar Özay sergisi 15 Temmuz 2025 e kadar görülebilir.

Denizhan Özer

UPSD Başkanı

Haziran 2025, İstanbul

(1) (Saman Köpekler, John Gray, Yapı Kredi Yayınları, 2008, sayfa 108, Çeviren: Dilek Şendil)
(2) (Yöntem Araştırmaları, Jean Paul Sartre, Alan Yayıncılık, 1988, sayfa 130, Çeviren: Rıfat Kırkoğlu)
(3) (Sanatın Boyutları, Sıtkı M. Erinç, Ütopya Yayınları, 2004, Sayfa 13)

İlgili Terimler :

YORUMLAR