Babacan: “Suçu Merkez Bankası Başkanı’na yıkarak sorumluluktan kurtulamazsınız”

07.11.2020

Kişi Okumuş

0 Yorum

Babacan: “Suçu Merkez Bankası Başkanı’na yıkarak sorumluluktan kurtulamazsınız”

Babacan: “Suçu Merkez Bankası Başkanı’na yıkarak sorumluluktan kurtulamazsınız”

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin 1. Olağan Mardin İl Kongresi’nde konuştu. Merkez Bankası Başkanı’nın görevinden alınmasına değinen Babacan şunları söyledi:

Ekonomik krizin esas sebebi Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemidir

Ekonomide yaşananların esas sebebi kurumsal ve ortak aklı dışlayan, liyakatı ortadan kaldırıp köklü kurumlarımızı çökerten Partili Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi olduğunu asla unutmamamız gerekiyor. Merkez Bankası Başkanı’nın bir gece ansızın yapılan operasyonla görevden alınıp, bir başka başkanın getirilmesi kötü yönetimin yansımasından başka bir şey değildir.

Kötü yönetimin sorumluluğunu bir bürokrata yıkmaya çalışıyorlar

Bir önceki Merkez Bankası Başkanını “Bu laf dinlemiyor, söylüyoruz yapmıyor” diye değiştirdiler. Söylediklerini yapacak bir Merkez Bankası Başkanı getirdiler. Bütün bu kötü yönetimin sorumluluğunu şimdi tek bir bürokrata yıkmaya çalışıyorlar.Cumhurbaşkanı da ekonomi yönetimi de, talimatını harfiyen uygulayan kişileri değiştirerek, ekonomide yaşanan çöküşün ve bu olumsuz tablonun sorumluluğundan kurtulamaz. Sizin dediklerinizden başka bir iş yapmayan bir bürokratı değiştirerek, suçu ona yıkarak, bu sorumluluktan kaçamazsınız! O kadar kolay değil. Bu millet bu kadar saf değil.

Her kavgada kolları sıvayanlar, “Tüm dünya bize düşman!” diyor

Siz bütün dünyayla kavgalı hale gelin, sonra da “Bütün dünya bize düşman” deyin. Siz kimi kandırıyorsunuz? Siz her gördüğünüz kavgada ceketi çıkarıp kolları sıvayın, taraf tutup o kavganın içine girin. Sonra “Bütün dünya bize düşman” deyin. İktidarı destekleyecekmişsiniz ki iktidar devam edebilsin! Keskin sirke küpüne zarar. Bu iktidar bol bol bağırıyor, dünyaya bağırıyor ama Türkiye’ye zarar veriyor.

Suriye’de barışın tesisinde aktör olabilirdik

Ülkemiz, Suriye’de barışı, huzuru tesis etmek için çok farklı bir rol oynayabilirdi. Komşularımızın iç işlerine dar bir ideolojik perspektifle yaklaştığında hiç kimseye bir faydanız olmuyor. Siyaset neden var? Hiçbir sorun sonsuza kadar sürmesin, her çatışmanın bir çözümü olsun, acılar son bulsun diye var. Biz bunun için siyaset yapıyoruz. Siyaset huzuru, barışı tesis edecek ki insanların refah seviyesi yükselsin, bölge kalkınsın, özgürlükler doyasıya yaşansın.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan,

Bir arada yaşam ilkelerimizi savunacağız

Bizim için “bir arada yaşama ilkeleri”; insan onurunu merkeze almak, hak ve özgürlükleri güvencelemek, kuvvetler ayrılığını tesis etmek, doğayı ve çevreyi korumak, eşitlik, adalet ve laiklik ilkesi ile hukukun üstünlüğüne dayanmak, devletin ideolojik tarafsızlığını sağlamak, yerel yönetimleri ve sivil toplumu güçlendirmektir.Bizim için bir arada yaşama demek toplumun tüm kesimlerinin yönetime demokratik katılımı demektir. Demokratik katılım ise, devletin tüm kurumlarına, hiçbir ayrım yapmaksızın toplumun tüm farklılıklarının katılımı demektir.

Anadile ilişkin talepler temel bir insan hakkıdır

Demokratik devletler, vatandaşlarının anadili ihtiyaçlarına yönelik çözüm üretmekle mükelleftir. DEVA Partisi iktidarında, vatandaşlarımızın anadilinin korunması, kullanılması ve geliştirilmesi amacıyla, gerekli adımları atacağız.Vatandaşlarımızın anadile ilişkin taleplerini temel bir insan hakkı olarak görüyoruz. Vatandaşlarımızın tüm haklarını derhal, pazarlıksız tanıyacağız.

Genel Başkanımız Sayın Ali Babacan’ın
Mardin 1. Olağan İl Kongresi Konuşması
DEVA Partisi’nin değerli Genel Merkez Kurul üyeleri,
Mardin il teşkilatımızın çok değerli başkanı,
Değerli ilçe başkanlarımız, teşkilat mensuplarımız,
Sevgili Mardinli gönüldaşlarımız,
Türkiye’nin farklı illerinden gelip bugün bizlerle beraber olan saygıdeğer
konuklarımız,
Ulusal ve yerel basınımızın değerli mensupları,
Ekranları başında bizleri izleyen tüm vatandaşlarımız;
Hepinizi en içten duygularımla, saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Sözlerimin hemen başında, İzmir‘de geçtiğimiz Cuma günü meydana gelen
depremde, hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına
başsağlığı diliyorum.
Yaralı vatandaşlarımıza acil şifalar diliyorum. İzmir’e ve tüm çevre illerimize,
geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.
Çok üzgünüz.
Umarım en kısa zamanda, hep beraber yaralarımızı sararız ve depremden
etkilenen halkımızın zararlarına, dertlerine derman oluruz.
Başta İzmir ve çevre illerde etkilenen vatandaşlarımız olmak üzere hepimizin
başı sağ olsun, hepimize geçmiş olsun.

Değerli arkadaşlar,
Bugün,
Camileriyle, kiliseleriyle, medreseleriyle, manastırlarıyla;
Türk’ü, Kürt’ü, Arap’ı, Ermeni’si, Süryani’si, Ezidi’siyle;
Tarih kokan sokakları, abbaraları, kaleleri, “Mezopotamya Denizi”yle;
Kültür, sanat ve bilim alanında, dünya çapında, onlarca değer yetiştiren,
12 yaşında 13 kurşunla aramızdan ayrılan Uğur Kaymaz’ın şehrinden,
Mardin’den, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım,
Ülkemiz derin bir yönetim krizi içinde.
Adına Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi denen, aslında tam bir sistemsizlik
olan bu süreçte, her birimiz için hayati önemdeki birçok karar, yeterince
istişare edilmeden tek bir kişinin imzasıyla alınıyor.
Tek bir kişi her şeye karar verebiliyor.
Birleşmiş Milletler’e gittiğinde “Dünya beşten büyüktür” diyenler, Türkiye’nin
de birden büyük olduğunu unutuyor.
Bugün, halkımızın yüzde 98’i Meclisimizde temsil ediliyor. Fakat pek çok
önemli karar bu Meclise gelmiyor bile. Tek bir imzayla milyonları etkileyecek
adımlar atılabiliyor.
Türkiye bir merciden, tek kişiden ibaret değildir ve Türkiye birden büyüktür!
İşte bu yüzden biz parti programımıza açıkça bu sistemi değiştireceğimizi
yazdık.
Biz yola çıktığımız ilk gün, daha 9 Mart’ta tüm Türkiye’ye Güçlendirilmiş
Parlamenter Sistemi vaat ettik.
Evet arkadaşlar, biz, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemi hayata geçirmeyi
halkımıza taahhüt ediyoruz.
Çünkü;
Her türlü keyfiliği sıradan hale getiren mevcut yönetim sisteminde, denge ve
denetleme mekanizmaları ortadan kaldırıldı. İktidar tek elde toplandı, Meclis
ve yargı işlevini önemli ölçüde yitirdi.
Demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti ilkeleri terk edildi. Siyasal
kutuplaşma ve toplumsal bölünme giderek derinleşti.
Hatırlayın; yeni sistemle beraber istikrar, ekonomik büyüme ve huzur
getireceklerini vaat ettiler, değil mi?
Peki ne yaptılar?
Ekonomiyi dibe batırdılar.
Hukuku dibe batırdılar.
Demokrasiyi dibe batırdılar.
İşte biz DEVA Partisi olarak, sorunlarımızı derinleştiren, siyasal kutuplaşmayı
ve toplumsal bölünmeyi körükleyen bu sisteme son vereceğiz.
Biz DEVA partisi olarak güçlü, uzun vadeli ve istikrarlı yönetim sistemi tesis
etmeyi amaçlıyoruz.
Parlamenter sistem dediğimizde aklınıza sakın eski sistem gelmesin
arkadaşlar. Biz eskiye dönüşü de savunmuyoruz.
Aziz milletimiz müsterih olsun, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem önerimiz,
90’lı yılların sistemi değildir. 80 darbesinden sonra getirilen Anayasaya
dönmek asla değil.
DEVA Partisi olarak kuvvetler ayrılığına ve insan haklarına dayanan, güçlü
hükûmet, güçlü meclis ve güçlü yargıyı esas alan güçlendirilmiş parlamenter
sistemden yanayız.
Peki Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem önerimiz neyi içeriyor?
Gelin hep birlikte sıralayalım. Tek tek anlatalım.
Birincisi, Cumhurbaşkanlığı makamının, halen geçerli olan Anayasadaki yemin
metninde de vurgulandığı gibi, tarafsız olmasını sağlayacağız.
Partili bir cumhurbaşkanı tarafsız olamaz arkadaşlar!
Hem “üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getireciğim” diye yemin
eden, hem de bir partinin genel başkanı olup, diğer partileri karşısına alan bir
Cumhurbaşkanlığı makamı düşünülemez.
İkincisi; bakanlara daha çok yetki ve daha çok sorumluluk vereceğiz.
Bakanlıkları ve tüm devlet kurumlarını güçlendireceğiz, saygın kılacağız.
Yürütme yetkilerini aşağı kademelere doğru delege edeceğiz.
84 milyonluk bir ülke dar bir kadro ve tek bir merciiden yönetilemez.
Üçüncüsü; yerel yönetimleri güçlendireceğiz.
Yerelin sorunları en iyi yerelden çözülür. Bunu çok iyi biliyoruz. Yerel
yönetimlere daha çok yetki vereceğiz.
Doğrudan halk tarafından seçilenlerin, çok daha büyük bir sorumluluk hissiyle
çalıştıklarını iyi biliyoruz.
Dördüncüsü; Meclisimizi güçlendireceğiz.
Meclisimiz, yürütmeyi, yani hükümeti etkin bir şekilde denetleyebilecek.
Meclisteki muhalefet partilerinin bilgi edinme yollarını işlevsel hale getireceğiz.
Gazi Meclisimizi, iktidar partisinin bir uzantısı olmaktan kurtaracağız.
Beşincisi; sivil toplumu güçlendireceğiz.
İfade ve örgütlenme özgürlüğünün önündeki tüm engelleri kaldıracağız.
Konuşan, tartışan, soru soran, hakkını arayan bir Türkiye’yi hep birlikte inşa
edeceğiz.
Sivil toplumu kanun yapım süreçlerine daha etkin bir biçimde dahil edeceğiz.
Altıncısı; hukuka ve adalete olan güveni ayağa kaldıracağız.
Anayasa Mahkemesine yapılan atamalarda meclisimizin nitelikli çoğunluğunu
söz sahibi kılacağız.
Böylece tek bir parti veya ittifak, Yüksek Mahkeme heyetini tek başına
şekillendiremeyecek.
Yargı mensuplarının özlük haklarını güvence altına alacağız.
Yargının tarafsız ve bağımsız çalışması, yargıya olan güveni arttıracak.
Kısacası değerli dostlarım,
Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem;
Demokrasi, hukuk ve adaleti tesis edecek.
Bu sistemde tüm vatandaşlarımız haklarından daha iyi yararlanacak, herkes
adil muamele görecek.
Ülkemiz derinleşen yönetim krizini güçlendirilmiş parlamenter sistem ile
aşacak.
Evrensel hukuk devleti ve demokrasi standartlarına uygun, temel haklara
öncelik veren bir yönetim sistemine hep beraber kavuşacağız.
Değerli arkadaşlar,
Biz, tüm Türkiye’ye yola çıktığımız ilk gün Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem
sözünü verdik.
Biz, daha yola çıkarken açıkladığımız parti programımızla, güçlendirilmiş
parlamenter sistem ile nasıl bir yönetim önerdiğimizi tüm Türkiye’ye ilan ettik.
Devletin vatandaşına hesap verdiği, şeffaf olduğu, öngörülebilir, adil, Anayasa
ve yasalara bağlı bir yönetim sistemi inşası için biz hazırız.
Yeni Anayasa mutlaka gerekiyor. Bizim için Anayasa, tüm toplumumuzun “bir
arada yaşama ilkeleri” demektir.
Bizim için “bir arada yaşama ilkeleri” insan onurunu merkeze almak, hak ve
özgürlükleri güvencelemek, kuvvetler ayrılığını tesis etmek, doğayı ve çevreyi
korumak, eşitlik, adalet ve laiklik ilkesi ile hukukun üstünlüğüne dayanmak,
devletin ideolojik tarafsızlığını sağlamak, yerel yönetimleri ve sivil toplumu
güçlendirmektir.
Bizim için bir arada yaşama demek toplumun tüm kesimlerinin yönetime
demokratik katılımı demektir.
Bizim için demokratik katılım; devletin tüm kurumlarına istisna tanımaksızın
hiçbir ayrım yapmaksızın tüm toplumsal farklılıkların ayrımsız ve ön koşulsuz
katılımı demektir.

Saygıdeğer dostlarım,
Biz, hangi etnik kökenden olursa olsun,
Hangi dinden, hangi mezhepten olursa olsun,
İster Türkçe bilsin, ister bilmesin,
İster kadın ister erkek olsun
Herkesin eşit vatandaşlığını savunuyoruz.
Biz, Türkiye’nin haysiyetli insanlarına yaraşır bir ülkeyi inşa etmek için
geliyoruz!

Değerli Mardinli hemşehrilerim,
Tarım, Mardin’in temel geçim kaynaklarından birisini oluşturuyor. Bu bereketli
topraklar, bölgenin besin kaynağı olabilecek güce sahip.
Fakat Mardinli çiftçimiz, artan maliyetler ve döviz kurundaki artışın ilaç fiyatı
olarak, mazot fiyatı olarak, gübre fiyatı olarak çiftçimize yansıması çiftçimizin
belini bükmüş durumda.
Ürün fiyatları artmıyor ama maliyetler hızla artıyor.
Bu neden oluyor? Şu an Türkiye’de çok kötü yönetilen bir tablo var.
Ekonomideki sorunlar hızla büyüyor.
Dün geceyarısı bir operasyonla tek imzalı bir operasyonla Merkez Bankası
Başkanı görevden alındı ve yeni bir başkan atandı.
Ekonomide yaşananların esas sebebinin kurumsal ve ortak aklı dışlayan,
liyakatı ortadan kaldırıp köklü kurumlarımızı çökerten Partili Cumhurbaşkanlığı
Hükûmet Sistemi ve kötü yönetimi olduğunu asla unutmamamız gerekiyor.
Siz ortak aklı ortadan kaldırırsanız, kurumların itibarını yerle bir ederseniz,
“her şeyi ben yapacağım” derseniz Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi işte
memleketi bu hale getirir.
Merkez Bankası Başkanı’nın bir gece ansızın yapılan operasyonla görevden
alınıp, bir başka başkanın getirilmesi kötü yönetimin yansımasından başka bir
şey değildir.
Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi değişmedikçe, bizi yöneten bu zihniyet
değişmedikçe bu ülkenin sorunlarını çözmek mümkün değildir.
Bir önceki Merkez Bankası Başkanını “Bu laf dinlemiyor, söylüyoruz yapmıyor”
diye değiştirdiler. “Söylüyoruz, yapmıyor” diye… Söylediklerini yapacak bir
Merkez Bankası Başkanı getirdiler. Yine kur ve işsizlik almış başını gidiyor.
Türkiye’nin faiz ödemeleri hızla artıyor.
Ben ayrıldığımda 53 milyar olan faiz ödemesi, gelecek yıl 179 milyara çıkıyor.
Bütçe açığı biz bıraktığımızda 24 milyardı, bu yıl 239 milyar…
Bütün bu kötü yönetimin sorumluluğunu şimdi tek bir bürokrata yıkmaya
çalışıyorlar.
Cumhurbaşkanı da ekonomi yönetimi de, talimatını harfiyen uygulayan kişileri
değiştirerek, ekonomide yaşanan çöküşün ve bu olumsuz tablonun
sorumluluğundan kurtulamaz.
Bu hükûmet bu ülkeyi bu hale düşürdü. Sizin dediklerinizden başka bir iş
yapmayan bir bürokratı değiştirerek, suçu ona yıkarak, bu sorumluluktan
kaçamazsınız! O kadar kolay değil.
Bu millet bu kadar saf değil.
Hepimiz ağır bir bedel ödüyoruz.
Değerli arkadaşlar,
Mazota, gübreye, ilaca, tohuma, zam üstüne zam yapılıyor. Ama örneğin süt
alım fiyatı bir yıldır sabit tutuluyor. Litresi 2 lira 30 kuruş.
Mevcut duruma birkaç rakam ışığında hep beraber bakalım değerli dostlarım.
Son bir yılda;
Hayvan yemi hammaddelerinde ortalama artış yüzde 77.
Süt yeminde artış yüzde 63.
Besi yeminde yüzde 60.
Bu saydıklarım hani o bakmadıkları döviz kuru var ya, ona bağlı artışlar. ama
mesele süt fiyatlarına gelince, hükümet her hangi bir artış vermiyor.
Üreticinin maliyetleri artıyor, ama cebine giren para küçülüyor, günbegün
eriyor.
Değerli dostlar,

Doğru tarım politikaları uygulanmadan tarım ve hayvancılığı değil geliştirmek,
mevcudu dahi muhafaza edemezsiniz.

Nitekim de edemiyorlar. varsa yoksa ithalat! Tabii bu ithalatı da kimler
yapıyor? O da ayrı bir soru işareti.

Artık tarımda kendi kendine yeterli bir ülke durumunu da kaybettik. İthalata
bağımlı hale geldik.

Hiçbir şeffaflık ve öngörülebilirlik yok maalesef. Hem çiftçilerimiz hem
hayvancılık alanında çalışan vatandaşlarımız artan maliyetlerle baş başa
bırakıldı.
Oysa Kızıltepe, Derik, Mazıdağı gibi Mezopotamya Ovası üzerine kurulmuş
ilçelerde yapılacak nitelikli tarım faaliyetleri bölgemizin kalkınmasını da
sağlayacak ölçekte.
Elektrik ve su maliyetleri çiftçimiz için karşılanamaz boyutta.
Ayrıca bölgenin kısıtlı su kaynakları da tükeniyor. Fakat yöntemler nesillerdir
değişmiyor.
Tarım yapmak için artan maliyetler halkımızın belini büküyor.
Geleneksel çiftçilik yöntemlerini devam ettiren küçük tarım üreticisi zorlanıyor.
Oysa özellikle içerisinden geçtiğimiz pandemi dönemi sürdürülebilir yerel bir
ekonominin ne kadar önemli olduğunu hepimize gösterdi.
Mardinli çiftçimiz tüm bu sebeplerle zorda, biliyoruz.
Biz, tüm bunların doğru tarım politikaları, çiftçilerin desteklenmesi, yerinden
yönetimin güçlenmesi ile çözüleceğini biliyoruz.
Biz, sulu tarıma öncelik vereceğiz. Teknolojiyi sulama ile buluşturup çiftçimizin
hayatını kolaylaştıracağız.
Çiftçinin durumu böyle, esnafın durumu iyi mi?
Esnaf kan ağlıyor. Satış yok. Siftah yok. Dükkan kirası, vergi, stopaj, elektrik
ve doğalgaz parası derken esnaf neyle geçinecek? Aldığı malın parasını,
işçisinin ücretini, vadesi gelen çeklerini, senedini nasıl ödeyecek?
Buldukları çözüm vergi borcunu ertelemek ve faizli kredi vermek. Sözde faize
karşılar ya hani! Bu gidişle zaten faizli kredi borcu olmayan hiçbir vatandaş
bırakmayacaklar ülkede.
Peki başka ülkeler ne yapıyor? Esnafa, küçük işletmelere karşılıksız destek
veriyorlar. Evet karşılıksız destek, borç değil. Bunu daha güçlü bir ekonomiyle
yapıyorlar.
Rasyonel, bilime dayanan ekonomi yönetimiyle yapıyorlar.
Üzülüyoruz dostlarım. Türkiye’nin potansiyeli bu değil. Mardin’in potansiyeli
bu değil.
Bu kötü yönetim, her birimize varlık içinde yokluk, zenginlik içinde fakirlik
yaşatıyor.
…..
Değerli dostlar,
Mardin un ihracatında ülkemizde birinci. Lafa gelince herkes bununla
övünüyor. Ama kimse Mardin Organize Sanayi Bölgesinin yüksek maliyetle
başa çıkmak zorunda kaldığını görmüyor.
Enerji maliyetlerinin artması, sanayicilerin yüksek faizli kredilere muhtaç
bırakılması kimsenin umrunda değil.
Kur artınca elektriğin maliyeti artıyor. Sanayicinin her türlü girdi maliyeti
artıyor.
Merkez Bankası’nın 1 Ocak 2019’dan itibaren 130 milyarlık dövizini sattılar,
hiçbir işe yaramadı. Adeta kibrit çakıp yaktılar.
Şimdi de diyorlar ki, “Biz zaten kurun yükselmesini istiyorduk”.
Hani adam attan düşmüş, “zaten inecektim” demiş. Bunlarınki tam böyle.
Habur lojistik merkezi uzun süredir ulaştırma bakanlığının yatırım programına
alınmayı bekliyor. Yine Mazıdağı-Mardin arası demiryolu da ulaştırma
bakanlığının yatırım programına alınmayı bekliyor.
Habur sınırının ihracata açılan kapı olduğu düşünüldüğünde Mardin’in bunları
beklemesi büyük bir kayıp arkadaşlar.
Ticari hacmi genişletecek, istihdamı arttıracak bu projelerin bir an evvel
hayata geçirilmesi gerekiyor.
Mardin’in bir diğer sorunu da sınırın ötesindeki vahim durum.
Dış politikada yapılan bütün hataların bedelini Mardin, Urfa, Gaziantep, Şırnak
Hakkari yaşıyor. Sınır boylarındaki bütün illerimiz yaşıyor.
Siz bütün dünyayla kavgalı hale gelin, sonra da “bütün dünya bize düşman”.
Ne yapacakmış milletimiz? Bütün dünya düşman ya, dolayısıyla mevcut
iktidarı destekleyip dünyaya karşı mevcut iktidarı kollayacakmış!
Siz kimi kandırıyorsunuz?
Diyelim ki bir mahallede 100 komşunuz var. 100 komşu da bize düşman
diyorsunuz. Mahalle kötü diyorsunuz. O 100 komşuda mı problem, yoksa
sizde mi problem diye adama sorarlar.
100 komşuyla birden kavgalı olan bir hane mi problemli, yoksa o mahalenin
tümü mü problemli?
Siz durduk yere kavga çıkarın, her gördüğünüz kavgada ceketi çıkarın kolları
sıvayın, taraf tutup o kavganın içine girin. Sonra “Bütün dünya bize düşman”
deyin. Eee, neymiş? İktidarı destekleyecekmişsiniz ki iktidar devam edebilsin!
Ekonomiyle ilgili sorunları, hayat pahalılığını, işsizliği örtmek için dış politikayı
kullanıyorlar. Ama bunun bedelini en çok da Mardin ödüyor.
Sınırlar açıkken, sınırın öbür tarafı müreffeh iken, kalkınıyor iken bölgemizin
nasıl canlandığını gördük. Ticaretin ve yatırımın nasıl arttığını yaşadık.
Dolayısıyla kimse suçu başkalarına aramasın, herkes kendisini hesaba çeksin
Biliyorsunuz, atasözümüz var: Keskin sirke küpüne zarar. Bu iktidar keskin
sirke haline geliyor. Bol bol bağırıyor, dünyaya bağırıyor ama Türkiye’ye zarar
veriyor.
Mardin’in bir başka sorunu da çarpık kentleşme. Bildiğiniz gibi kentsel
dönüşüm tam da buna karşı geliştirilmiş bir formüldü.
Halkımızın sağlıklı konutta yaşamasının önünü açacak, şehirleri yaşanabilir
kılacaktı.
Fakat maalesef –daha evvel de söyledim- konu inşaat olunca hemen rant
gözlüklerini takıyorlar.
Öyle baktığınızda şehirlerimiz berbat olmuş, beton yığınına dönmüş durumda.
Bugün şöyle bir baktım, öyle yapılar var ki, beton bloklar… Arada nefes alacak
yer yok. Yazıktır.
Bu kadar düzensiz yapılaşma; Mardin gibi tarihimizin, kültürümüzün adeta
pırlantası olan şehrimize ihanettir.
Halkın yararı, çevreye maliyeti, deprem riski, her şey unutuluyor.
Biz DEVA Partisi olarak, Mardin’i yeşillendirmek, sosyal alanlar oluşturmak için
çalışacağız.
İl Başkanımız her yerde belediye hizmetlerindeki aksaklıkları gösterdi. Yollar
kazılmış, toprak yığılmış öyle duruyor. Kaldırımlar çamur…
Bunların hepsi düzelir, yeter ki işin başında dürüst ve işinin ehli insanlar olsun.
İsraf etmezse, yolsuzluk yapmazsa, yaptığı işi biliyorsa bütün memleket
değişir.
Biz Mardin’i, tarihi dokusuyla, binlerce yıllık yapılarıyla kültürel çeşitliliğini de
koruyarak yarınlara teslim etmek üzere çalışacağız.
Biz, bu çok dilli, çok sesli, kardeşlik şehrinin mirasını korumak için çalışacağız.
Biz Mardin’e deva olmaya, Türkiye’ye deva olmaya hazırız.
Soruyorum şimdi, Mardin hazır mı?

Değerli arkadaşlarım,
Bugünkü iktidar, her gün haklarımızı ihlal ediyor.
Demokrasi askıda.
Özgürlükler askıda.
Adalet askıda.
Biz her birini askıdan indireceğiz. Her birini tek tek siz sahiplerine iade
edeceğiz.

Seçilmiş belediye başkanlarını makamlarından indirip yerine atanmış kişileri
oturtuyorlar.

Halkın iradesi, seçme ve seçilme hakkı ayaklar altında. Seçimler adeta bir
aldatmaca haline getirilmiş.

İktidar seçimle kazanamadığı her belediyeyi hukuksuzca ele geçirmeye
çalışıyor. Seçimde kaybettiği şehirlere kayyum atıyor.

Sadece belediye başkanları görevden alınmıyor, belediye meclisleri de
çalışmaz hale getiriliyor.

Vatandaş oy vermiş, birilerini meclise seçmiş, birilerini başkan seçmiş; kimin
umrunda!

Şunu açıkça görüyoruz: iktidarın kayyum politikası, kazanamadığı seçimlerde
halkı cezalandırma yöntemine döndü.
Arkadaşlar; seçimlere ve seçim sonuçlarına saygı gösterilmesi, demokrasinin
temelidir.
Bizim sözünü verdiğimiz Türkiye’de, bağımsız ve tarafsız yargıdan başka hiç
kimse, seçilmiş bir insanı görevden alamayacak.
Seçilmişlerin güvencesi, seçmen iradesinin güvencesidir.
Biz, seçmen iradesinin her türlü iradeden üstün olduğuna inanıyoruz.
Seçmen iradesi gasp edilemez!
Biz, demokratik zemini daraltanlara, meşru siyaset kanallarını tıkayanlara
karşı ısrarla siyaseti savunacağız.
Sözlerime sevgili Uğur’la başlamıştım. Atanmış kişiler, Mardin’in hafızalarında
derin bir iz bırakmış Uğur Kaymaz’ın heykelini de yıktılar dostlarım.
Onlar silmeye çalışsa da biz buna müsaade etmeyeceğiz.
Biz devletin, bu ülkedeki her bir çocuğun, yaşam hakkını korumak zorunda
olduğunu hatırlatmaya devam edeceğiz.
Biz çocuklarımızı çatışmasız, şiddetsiz, terörsüz şehirlerde büyütmek için
canla başla çalışacağız.
Biz oyunuza, iradenize ve tüm seçtiklerinize sahip çıkmak için buradayız!
Biz, seçmen iradesine kayyum atanmaması için buradayız!
Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi için buradayız!
Biz, bu topraklara ölümü layık görenlere, siyaset yollarını kapatanlara karşı
buradayız.
Biz bu bölgeyi onlarca yıldır yoksul bırakan, kalkınmasında en büyük engel
olan terör örgütüne de sonuna kadar karşıyız.
Biz bu halkı, hukuksuz baskı politikaları ile, terör örgütünün baskısı arasında
sıkıştıranlara karşı, mücadele etmek için buradayız.
Biz demokratik siyaset için hazırız. buradayız.

Değerli konuklar,
2002-2015 arasındaki yıllarda Kürtçe üzerindeki yasakların kaldırılmasına, bu
alandaki haklarda iyileştirmelere tanık olduk.
Hatta Türkiye’de ilk lisans düzeyinde öğrenci alan “Kürt Dili ve Edebiyatı”
bölümü, burada, Mardin Artuklu Üniversitesinde açıldı.
Fakat Kürtçe öğretmenlerinin atama haberlerini hiç duyuyor musunuz sevgili
arkadaşlar?
Milli Eğitim Bakanlığı 2020’de sadece ama sadece 2 Kürtçe öğretmeni atamış.
Burada zihniyet sorunu olduğunu görüyoruz.
Bugün geldiğimiz noktada anadil haklarına yönelik iyileştirmelerin birer birer
geriye götürüldüğünü görüyoruz.
Bütün vatandaşlarımızın dilinin analarının ak sütü kadar helal olduğunu
biliyoruz.
İnsanımızın anadilini, öz dilini bir çatışma konusu haline getiremezsiniz. Bu
tarih öncesinden kalmış, eskimiş, köhne zihniyeti biz kabul etmiyoruz.
Demokratik devletler, vatandaşlarının anadili ihtiyaçlarına yönelik çözüm
üretmekle mükelleftir.
DEVA Partisi iktidarında, vatandaşlarımızın anadilinin korunması, kullanılması
ve geliştirilmesi amacıyla, gerekli adımları atacağız.
Vatandaşlarımızın anadile ilişkin taleplerini temel bir insan hakkı olarak
görüyoruz.
Vatandaşlarımızın tüm haklarını derhal, pazarlıksız, talebe bağlı olmadan
tanıyacağız.
İnsan hakları doğuştan gelen haklardır. Bu hakları oylamaya tabi
tutamazsınız.

Değerli arkadaşlar,
2011’de yanıbaşımızda, Mardin şehrimizin biraz ötesinde bir iç savaş başladı.
Suriye’de başlayan çatışmalar, Mardini de etkiledi. Hatta çatışmalarda atılan
havan toplarıyla vefat eden vatandaşlarımız oldu.
Sınırın öte tarafında da akrabalarımız var. Yüz yıl önce çizilen sınırlarla köyler
ikiye ayrıldı, akrabaların bir kısmı bir yanda, bir kısmı diğer yanda kaldı. Bu
denli büyük bir iç savaşta, akrabalarımız ateş hattındayken uygulanacak
politikalar böyle mi olmalıydı?
Üzülerek söylüyorum ki hükûmet Suriye politikasında ısrarlı yanlışını korudu,
koruyor.
Suriye’de iç savaş devam ediyor, milyonlarca insan yuvalarını, ailelerini,
hayatlarını yitirdi. Evlerinden barklarından oldu.
Ülkemiz tüm bu sorunda sorunun tarafı olmaktan ziyade, sorunu çözmek için
bir irade ortaya koyabilirdi.
Türkiye, Suriye’de bir taraf. Halbuki Türkiye barışı, huzuru tesis etmek için
çok farklı bir rol oynayabilirdi. Hudutumuzu tabii ki koruyacağız.
Gerekirse hudutu korumak için hudutun bir miktar ötesinde olacağız. Bu bizim
hakkımız. Ama Türkiye’nin niyetinden şüphe etmeye başlarsa karşı taraflar, o
zaman yapılacak iş yapılmayacak hale gelebilir.
Barış sağlanmadıkça, komşumuzda kan ve gözyaşı akmaya devam ettikçe,
acısı bize de yansıyor.
Hele hele komşularımızın iç ilişkilerine dar ideolojik yaklaşımlarla müdahale
etmek ülkemize hiçbir çıkar sağlamıyor.
Fakat soruyorum şimdi: siyaset neden var arkadaşlar? Hiçbir sorun sonsuza
kadar sürmesin, her çatışmanın bir çözümü olsun, acılar son bulsun diye var.
Biz bunun için siyaset yapıyoruz.
Siyaset huzuru, barışı tesis edecek ki insanların refah seviyesi yükselsin,
bölge kalkınsın, özgürlükler doyasıya yaşansın.
Bugün Türkiye hatalı dış ve iç politika tercihlerini savaşın ağır maliyetleriyle
ödüyor.
Bununla birlikte Mardin’de bugün nüfusun %10’u civarında Suriyeli dostlarımız
bulunuyor.
Hem Mardin’deki hem de diğer şehirlerimizdeki Suriyelilerin sosyal ve ticari
hayata katılımında devletin organizasyon zaafiyeti sorunlara sebep olabiliyor.
Ayrıca Türkiye’nin ev sahipliği yaptığı Suriyeli sığınmacıları siyasi pazarlık
konusu yapmasını kabul etmek de mümkün değil.
Bir yandan ensar-muhacir örneği verip, insani kaygılarla kapıları açacaksınız,
bir yandan da aynı insanları Avrupa’nın üzerine salmakla Avrupa’yı tehdit
edeceksiniz. Bu insanların her biri can.
Binlerce sığınmacının Yunanistan sınırında maruz kaldığı sahneleri hatırlayın.
Bunlar hepimizi derinden yaraladı.
Biz DEVA Partisi olarak; göçle ilgili sorunların insani boyutunu hassasiyetle
değerlendireceğiz. Kısa vadeli popülist yaklaşımlardan uzak duracağız. İnsan
onuruna yaraşır politikalar yürüteceğiz.
Ülkemiz dışında yaşanan ve uluslararası düzensiz göçe sebep olabilecek
olayları hassasiyetle takip edeceğiz. stratejik bir yaklaşımla koruyucu ve
önleyici tedbirler alacak, sığınmacıların güvenli ve gönüllü geri dönüş
koşullarını oluşturacağız.
Şehirlerimizin ekonomilerinde katma değer oluşturabilecek iş gücünü en
verimli şekilde kullanacağız.
Biz, eğitim ve sağlığa erişemeyen çocukları ve kadınları istismardan
koruyacağız. İnsan ticaretinin önüne geçilmesi için koruyucu ve önleyici
tedbirleri arttıracağız.
Refakatsiz çocukları koruyacak ve çocuk işçiliği ile etkin bir şekilde mücadele
edecek farkındalık çalışmaları yürüteceğiz.
Temel politikaların ve programların uygulanmasından sorumlu olan kamu
kurumlarının çözüm üretme kapasitelerini arttıracağız.
Göç politikalarının uygulanmasında, yerel yönetimlerin etkinliğinin arttırılması
için, yetki ve sorumlulukları tanımlayarak yerel düzeyde politika üretimini
destekleyeceğiz.
Ayrıca, politika üretim ve uygulama süreçlerinde tecrübe paylaşımı esası ile
sivil toplumun etkinliğinin arttırılması için gerekli düzenlemeleri yapacağız.
Dış politikada saygın olacağız. Türkiye’ye itibar edecekler. Türkiye denince
herkes önünü ilikleyecek. Türkiye konuşunca herkes dinleyecek.
Güçlü ülke böyle olur. Güçlü ülke çok bağıran ülke değildir.
Milletimizin refahını ve güvenliğini meydanlarda bağırarak değil, gerçek
anlamda akılcı politikalarla güvence altına alacağız.

Değerli dostlarım;
DEVA Partisi, kadınlarla gençlerle, çiftçilerle, emeklilerle, öğretmenlerle,
işçilerle, esnafla, eşitlik için, adalet için yola çıktı.
DEVA Partisi, kadınlarla gençlerle, çiftçilerle, emeklilerle, öğretmenlerle,
işçilerle, esnafla, eşitlik için, adalet için yola çıktı.

Çözüm haritamız belli.

Çözümün sözcüsü bizler olacağız.

Ayrışmayacağız, ayrıştırmayacağız.

Toplumu kutuplara ayırmayacağız.

Hep beraber Türkiye’nin yaralarını saracağız.

Biz Türkiye’nın haysiyetli insanları için buradayız.

Artık Türkiye’nin DEVA’sı var.
Mardin’in DEVA’sı var ve biz hazırız.
Hepinize çok teşekkür ediyorum.

İlgili Terimler :

YORUMLAR