Haydar Özay: ‘Aşık Veysel’i Sazından Ayrı Resmetmek Elimden Gelmiyor’
Haydar Özay: ‘Aşık Veysel’i Sazından Ayrı Resmetmek Elimden Gelmiyor’
Söyleşi: Sertaç Çelik
Haydar Özay:
“Benim için Anadolu bozkırının ozanı Âşık Veysel’dir”
Ressam Haydar Özay’ın Âşık Veysel’e duyduğu derin bağlılık, yıllar içinde kendine özgü bir resim dünyasına dönüşüyor.
Özay’ın resimlerinde Âşık Veysel’i sazıyla, türkülerinden izler taşıyan sahnelerde; ekin tarlaları, harmanlar ve köy yaşamı içinde görüyoruz. Bu dünya, ressamın kendi çocukluk anılarıyla da birleşerek onu geçmişine ve kültürel köklerine götürüyor.
1973’te ailesiyle Erzincan’dan İstanbul’a göç eden Özay’ın çocukluğunda gördüğü harmanlar, başaklar, köy dereleri, çobanlar, toprak evler ve yıldızlarla dolu geceler, bugün Âşık Veysel resimlerinin dünyasında yeniden hayat buluyor. Özay, “Resim sanatına tutkumun kökleri, emekçi bir ailede, cevher yoğunluğundaki anıların filizlerinden doğmuştur.” sözünü yıllar önce yazmış. Ona göre bu cevherin içinde Âşık Veysel de önemli bir yerde duruyor.
Bu resimleri birbirinden bağımsız tablolar olarak değil, zaman içinde büyüyen tek bir bütünün parçaları olarak görüyor. Çehov’un Bozkır eserindeki ozan arayışını Anadolu bozkırında Âşık Veysel’le buluşturan Özay, “Benim için de, bizim Anadolu bozkırımız için o ozan Âşık Veysel’dir” diyor.
Âşık Veysel Vakfı öncülüğünde gerçekleştirilecek “Gönülden Tuvale Âşık Veysel” sergisinde, Haydar Özay’ın koleksiyonundan seçilen 18 eser sanatseverlerle buluşacak. Sergi, 25 Ekim 2026’da 39 Kalamış Marina Otel’in sanat galerisi 39 Laundry’de açılacak. Saat 16.30’da kayıt ve karşılama, 17.00’de ise açılış konuşmaları ve sergi ziyareti gerçekleştirilecek. Sergi, 26 Ekim Pazartesi günü saat 18.00’e kadar ziyaret edilebilecek.
Haydar Özay’la Âşık Veysel’in onun resim dünyasındaki yerini, çocukluk anılarını, Anadolu bozkırını, Çehov’la kurduğu bağı, yıllar içinde büyüyen koleksiyonunu ve sanatın geleceğe bırakabileceği mirası konuştuk.
KitaptanSanattan.com Sertaç Çelik
“Âşık Veysel, unutulmuş hatıraların yeniden anlam bulmasına açılan bir kapı”
Hocam, uzun yıllardır Âşık Veysel üzerine çalışıyorsunuz. Bu kez serginizin adı “Gönülden Tuvale Âşık Veysel”. Âşık Veysel sizin için artık yalnızca resmettiğiniz bir ozan değil; çocukluğunuz, köy yaşamınız ve kişisel hafızanızla da iç içe geçmiş bir isim. Bugün geriye dönüp baktığınızda, Veysel’i resmetme serüveniniz size kendiniz hakkında ne öğretti?
Geleceğe dönük bir sanatçılıkta bana katkısı büyük oldu. Âşık Veysel, unutulmuş hatıraların yeniden anlam bulmasına açılan bir kapı gibidir resim dünyamda. Şimdiye kadar çalıştığım resimlerin hiçbirinde Âşık Veysel’le, köyümüzle kurduğum bağı kuramazdım. Âşık Veysel’le ilgili her resmim, çocukluk anılarını canlandırmanın bir yolu. Âşık Veysel bu hatırlayışıma bir değer kattı.
Büyük halk ozanından, insanın köyünden doğan ailesini, köyünden doğan kültürel köklerini önemsemeyi öğrendim. Âşık Veysel’in köyleri binlercedir, ailesi milyonlarcadır. Ölçülemeyecek bir sevgi vardır Âşık Veysel’e. Bugün de öyledir. Gelecekte de öyle olacaktır.
Annem, babam ve kız kardeşim Gönül’le 1973’te Erzincan’dan İstanbul’a göç ettik. Göç yılımız olan 1973, annemin aklında Âşık Veysel’in öldüğü yıl olarak kalmıştır.
“Resim sanatına tutkumun kökleri, emekçi bir ailede, cevher yoğunluğundaki anıların filizlerinden doğmuştur” diye yazmışım 10 yıl önce. Kendisinin de içinde olduğu büyük halk kültürü geleneğiyle beraber bu cevher Âşık Veysel’dir aynı zamanda.
Çok iyi hatırlıyorum, bir yerde Âşık Veysel “Biz hammaddeyiz” diyordu. İşlenmesi gereken ham bir cevher. Sanki resim fırçasıyla resmedilmiş Veysel’den bile, bu cevherlerin hep işlenmesi gerektiğini öğreniyorum.
“Çocukluk hafızasından tuvale uzanan bir dünya”
Âşık Veysel’i anlatırken yalnızca yüzünü ya da bedenini resmetmiyorsunuz; toprak evler, başaklar, harmanlar, yollar, saz, mevsimler ve bozkır da resimlerinizin önemli unsurları oluyor. Veysel’in dünyasını resmederken neden portreden çok onun yaşadığı dünyayı da tuvale taşımayı tercih ediyorsunuz?
Veysel’i sazından ayrı resmetmek elimden gelmiyor. Bu yüzden Âşık Veysel resimlerimde Âşık Veysel’in türküleriyle başaklar, harmanlar, yollar hep bunlarla resimlerimi göstermek istiyorum. Bozkır isimli uzun öyküsünde Anton Çehov, bozkır için “Bir ozan, ne olur bir ozan!” diye seslenir gibidir der. Benim için de, bizim Anadolu bozkırı için o ozan Âşık Veysel’dir. Çehov’un Bozkır eseri 1888 tarihli, Âşık Veysel’in bozkırdaki doğumu 1894.
1974’te 4-5 yaşındasınız, bir sabah kapının önündeki harmana bir çıkıyorsunuz ki, boyunuzu geçen buğday başaklarıyla dopdolu. “Değmiş” derler, dut ağaçlarından başakların içine dökülmüş dutlar. Harmanın hemen altından geçen köy deresi, karşı tepelerden çobanların sürüleri. Kuru meşelerle ocakta ateş yakan bir babaanne. Suya, pınarlara çok kıymet veren bir dede. Elektrik yok. Gece yıldızlarıyla muhteşem.
Topraktan ve güneşten yapılmış Neolitik çağdasın. Binlerce yıl öncesinde Çatalhöyük’te bir köydesin. Daha o yaşta Âşık Veysel türkülerini var eden dünyayı gördüğüm, görüp yaşadığım için, resimlerimi bu yönleriyle ele alıyorum.
“Sergilediğim resimlerimin bittiği duygusunda değilim”
Âşık Veysel resimlerinizi yıllar içinde yeniden ele aldığınızı, bazı resimlere yeni eklemeler ve çeşitlemeler yaptığınızı söylüyorsunuz. Bir ressamın bitmiş bir tabloya yıllar sonra yeniden dönmesi sizce o resmin eksik kaldığını mı gösterir, yoksa zaman geçtikçe ressamın kendisinin ve baktığı konunun değiştiğini mi?
Sergilediğim resimlerimin bittiği duygusunda değilim. Aralıksız devam eden çalışma temposuna ara vermek ve sanatsever insanlara göstermek gerekiyor. Onlarca, belki yüzlerce resmi tek bir bütünlüğe ulaşacak bir resimmiş gibi çalışıyorum aslında. Yeni birikim ve yeni etkilerle resimlerim de gelişiyor, güçleniyor.
Haydar Özay: ‘Aşık Veysel’i Sazından Ayrı Resmetmek Elimden Gelmiyor’
“Sergiden sergiye bir oyuncu gibi sahneye çıkarsınız”
Âşık Veysel’i daha önce de birçok kez sergilediniz; şimdi “Gönülden Tuvale Âşık Veysel” başlığıyla yeni bir seçki geliyor ve bu sergide koleksiyondan 18 eser yer alacak. Bu seçkiyi oluştururken özellikle “bu sergide mutlaka olmalı” dediğiniz eserleri hangi ölçüyle belirlediniz? Bu 18 eser, bugün ulaşmak istediğiniz Âşık Veysel anlatısının neresinde duruyor?
Yıllar önce Çehov’un Vişne Bahçesi’ni İstanbul Şehir Tiyatroları’nın üç farklı sahnesinde izledim. Oyun aynı oyun, Vişne Bahçesi, oyuncular aynı, yönetmen aynı. Sahneler ve seyirciler değişiyor. Kağıthane’de, Ümraniye’de, Harbiye Muhsin Ertuğrul’da. Oyuna her kesimdeki izleyicilerin tepkileri farklıydı. Bir sahnedeki gülünen sahne, bir başka izleyiciyle fark edilmiyor gibiydi. Bana öyle geliyordu ki oyuncular bile üç ayrı sahnede aynı rahatlıkta değillerdi. Seyircilerin oyuna bakışı, ilgileri, kavrayışı oyuncuları mutlu veya mutsuz ediyor olmalı. Sergiden sergiye de bir oyuncu gibi sahneye çıkarsınız. Hem resimleriniz izlenir, hem yaptığım resimlerin etkisini anlamaya çalışırım. Ta ki başka bir sahneye kadar, yani yeni izleyicilerin olduğu bir sergiye kadar. Resim sergilerinde toplumun her kesiminden sanatseverlerin resimlerime çeşitli bakışlarını tartmaya çalışırım. Bu gözlemlerim sergilerden sonra çalışmaya devam etmemde bana yol gösterir.
Sivas Günleri’ndeki sergimde Sivaslıların Âşık Veysel sevgisinin bir başka olduğunu gördüm. Cemal Reşit Rey sergimdeki izleyicinin de bir başka güzelliği var. En azından 40-50 yıldır benim bildiğim Nişantaşı’ndan Beyoğlu’na kadar olan civarındaki sanat galerileriyle bir bağları var. Sergiler olmadan da resimlerimi insanlara gösteririm. İlk dört sergide değer bulan resimlerden de seçiyorum. Yeni yaptıklarımdan da olacak. Daha önce posterler, kartpostallar, pullar yapılmıştı. Kitaplaşacak bir bütünlüğe yaklaştım. Ayrıca resimler için bir Âşık Veysel kitabı yazabilirim. 70’ten fazla resimle epey bir yol aldım aslında. Daha yeni başlamışım tazeliğini içimde duyuyorum.
“Asla yok olmayan, yenilmeyen öze bir katkım olmasını dilerim”
Petőfi, Âşık Veysel, Nâzım Hikmet, Yaşar Kemal gibi isimleri resmederken aslında onların yalnızca portrelerini değil, insanlık ve kültür açısından taşıdıkları değerleri geleceğe bırakmaya çalışıyorsunuz. Daha önce de resimlerinizi bir tür “resim müzesi” fikrinin başlangıcı olarak tanımladınız. Peki Haydar Özay’ın bütün bu yıllarda biriktirdiği resimler geleceğe kaldığında, bu müzede insanların yalnızca tabloları değil, sizin nasıl bir Türkiye’yi ve nasıl bir insanı savunduğunuzu da görmelerini ister misiniz?
Ne güzel ifade ettiniz. Sanata olan inancım her şeyden önce gelir. Resimlerimde savunduğum insanlık değerleriyle, yalnızca bugüne ve yarına değil, her an daha büyük belalarla kuşatılan insanlığa da katkıda bulunmak istiyorum. Asla yok olmayan, yenilmeyen o öze, o cevhere bir katkım olmasını dilerim.
Âşık Veysel Vakfı kurucusu Çiğdem Özer, Âşık Veysel koleksiyonunuzdan resimler sergilemeniz için sizi davet etti.
Evet. Âşık Veysel’in torunu Çiğdem Özer’le daha önce de birbirinden güzel Âşık Veysel sergileri yapmıştık. 39 Kalamış Marina Oteli’nin güzel galerisinde yapacağımız bu çok özel sergi için beni davet etti.
Haydar Özay: ‘Aşık Veysel’i Sazından Ayrı Resmetmek Elimden Gelmiyor’
Âşık Veysel Vakfı’nın öncülüğünde açılan bu serginin basın bülteninde, Âşık Veysel resimlerinin ressam olarak sizin “ozana duyduğu derin bağlılıkla” oluşturulduğu yazılmış.
Çiğdem Hanım’ın bu sözündeki incelik beni çok duygulandırdı. Çiğdem Özer’in Âşık Veysel resimlerimi ilk gördüğü andan itibaren benim için çok değerli olan bir ilgisi ve takdiriyle karşılaştım. İlk Âşık Veysel sergisini beraber yaptık. Her zaman ve her koşulda başka Âşık Veysel sergileri için imkânlar yarattı. Ne kadar teşekkür etsem azdır.
KitaptanSanattan.com / Sertaç Çelik
Haydar Özay: ‘Aşık Veysel’i Sazından Ayrı Resmetmek Elimden Gelmiyor’
Aşık Veysel’in Yaşamından İzler, Haydar Özay’ın Tuvalinde
“Gönülden Tuvale Âşık Veysel”
Âşık Veysel Vakfı öncülüğünde düzenlenen “Gönülden Tuvale Âşık Veysel” sergisinde Haydar Özay’ın koleksiyonundan seçilen 18 eser yer alacak.
Tarih: 25 Ekim 2026
Mekân: 39 Kalamış Marina Otel & Restoran – 39 Laundry, Fenerbahçe, Münir Nurettin Selçuk Cd. No: 28-30, 34726 Kadıköy/İstanbul
Kayıt ve karşılama: 16.30
Açılış konuşmaları ve sergi ziyareti: 17.00
Sergi, 26 Ekim 2026 Pazartesi günü saat 18.00’e kadar ziyaret edilebilecek.
-
Haydar Özay: ‘Aşık Veysel’i Sazından Ayrı Resmetmek Elimden Gelmiyor’
-
Sakarya Barosu’nda Yeni Dönem Resmen Başladı
-
“ŞEHİR HASTANESİ, ADAPAZARI VE SERDİVAN TEHLİKEDE: İKİNCİ DİLOVASI OLMASIN”
-
KÜÇÜK KARASU’DA MERAMIZA VE SAHİLİMİZE DOKUNMAYIN!
-
25. Uluslararası Sapanca Şiir Akşamları görkemli finalle sona erecek
-
Başkan Alemdar, çalışmaları inceledi, esnaf ve vatandaşlarla buluştu
