İşitme sağlığını yalnızca yüksek ses tehdit etmiyor!

İşitme sağlığını yalnızca yüksek ses tehdit etmiyor! İşitme sağlığını korumak için sesin düzeyi kadar maruz kalınan süre ve sıklığın da önem taşıdığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Yeter Saçlı, kulaklıkla uyumak ve gürültülü ortamlarda sesi yükseltmek gibi alışkanlıkların riski artırabildiğini söyledi. Standart işitme testi normal olsa bile kalabalık ortamlarda konuşmaları anlamakta güçlük yaşanabileceğine dikkat çeken Saçlı, […]
ana manset - 9 Ekim 2026 14:33 A A

İşitme sağlığını yalnızca yüksek ses tehdit etmiyor!

İşitme sağlığını korumak için sesin düzeyi kadar maruz kalınan süre ve sıklığın da önem taşıdığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Yeter Saçlı, kulaklıkla uyumak ve gürültülü ortamlarda sesi yükseltmek gibi alışkanlıkların riski artırabildiğini söyledi. Standart işitme testi normal olsa bile kalabalık ortamlarda konuşmaları anlamakta güçlük yaşanabileceğine dikkat çeken Saçlı, “‘Duyuyorum ama anlayamıyorum’ şeklindeki bir şikâyet, işitme değerlendirmesi açısından önemli bir ipucu olarak kabul edilmelidir.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Odyoloji Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Yeter Saçlı, 10 Ekim Dünya Odyologlar Günü dolayısıyla işitme sağlığını tehdit eden günlük alışkanlıklar, gözden kaçabilen belirtiler ve korunma yolları hakkında açıklamalarda bulundu.

İşitmenin, iletişim kurmanın yanı sıra günlük yaşamı güvenli ve bağımsız sürdürebilmenin de temel unsurlarından biri olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Yeter Saçlı, “Gürültüden kulaklık kullanımına, bazı kronik hastalıklardan yanlış kulak temizleme alışkanlıklarına kadar pek çok faktör işitme sistemini etkileyebilir. Bu nedenle işitme sağlığını korumak, yalnızca yüksek sesten uzak durmakla değil, günlük yaşam alışkanlıklarının tamamına daha bilinçli yaklaşmakla mümkündür.” diye konuştu.

Sesin düzeyi kadar süresi ve sıklığı da önemli

İşitme sağlığı denildiğinde genellikle yaşlanma ve yüksek sesin akla geldiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Yeter Saçlı, gürültülü çalışma ortamlarının ve kulaklık kullanımının önemli riskler arasında bulunduğunu kaydetti.

Ses maruziyetinin birden fazla boyutuyla değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Yeter Saçlı, “Kişinin yalnızca gürültülü bir ortamda bulunması ya da yüksek sesle kulaklık kullanması tek başına işitme kaybı açısından belirleyici değildir. Çünkü maruz kalınan sesin düzeyinin yanı sıra, maruziyetin süresi ve sıklığı da kritik önem taşır.” dedi.

Kulaklık kullanırken yapılan bazı tercihlerin maruziyeti artırabildiğine işaret eden Dr. Saçlı, “Kulaklığı gürültülü ortamlarda kullanmak ve gürültüyü bastıracak şekilde sesi yükseltmek veya kulaklıkla uyumak gibi alışkanlıklar da uzun süreli ses maruziyetini artırarak işitme sağlığı açısından risk oluşturabilmektedir.” uyarısında bulundu.

Gürültüyü bastırmak için kulaklığın sesini yükseltmeyin

Daha güvenli dinleme alışkanlıkları hakkında bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Yeter Saçlı, “Günlük kullanımda sesi cihazın maksimum seviyesinin yaklaşık yüzde 60’ının altında tutmak, gürültülü ortamlarda sesi yükseltmek yerine dış sesi izole eden gürültü azaltıcı özellikte kulaklıklar tercih etmek ve dinleme molaları vermek daha güvenli bir yaklaşımdır.” ifadelerini kullandı.

Günlük hayatta karşılaşılan her gürültünün işitmeye zarar verecek düzeyde olmadığını da belirten Saçlı; saç kurutma makinesi, mutfak aletleri, trafik veya spor salonundaki müzik gibi seslerin etkisinin, maruziyet koşullarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Dr. Öğr. Üyesi Yeter Saçlı, “Ses kaynağına çok yakın olmak, uzun süre maruz kalmak veya ortamda normal bir konuşmayı sürdürebilmek için sesi yükseltmek zorunda kalmak, gürültü düzeyinin yüksek olduğuna dair önemli bir ipucu olabilir. Gürültülü bir ortamdan çıktıktan sonra kulakta oluşan çınlama, uğultu veya seslerin boğuk gelmesi de maruziyetin fazla olduğuna işaret edebilir.” şeklinde konuştu.

Bazı ilaçlar ve kronik hastalıklar da işitmeyi etkileyebiliyor

İşitme sistemini etkileyen risklerin yalnızca sesle sınırlı olmadığını dile getiren Saçlı, bazı ilaçlar ve kimyasalların, baş bölgesine alınan darbelerin ve çeşitli hastalıkların da işitme üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğini belirtti.

“Bazı ilaçlar ve kimyasallar işitmenin yanı sıra denge sistemini de etkileyebildiğinden, bu tür risklerin farkında olmak önemlidir.” diyen Dr. Öğr. Üyesi Yeter Saçlı, işitme sağlığının genel sağlık durumundan bağımsız düşünülemeyeceğini vurguladı.

Dr. Öğr. Üyesi Yeter Saçlı, “Özellikle diyabet, kalp ve damar rahatsızlıkları ve bazı kronik hastalıklar işitme sistemi açısından ek risk oluşturabilir. İşitme kaybına yol açabilecek risklere maruz kalan kişilerde kronik hastalıkların da bulunması, ortaya çıkan tablonun daha ağır seyretmesine katkıda bulunabilir.” açıklamasında bulundu.

İşitme testi normal olsa da konuşmaları anlamak zorlaşabilir

Sesleri duymasına rağmen konuşulanları anlamakta zorlanan kişilerin bu durumu göz ardı etmemesi gerektiğini belirten Saçlı, özellikle restoran, toplantı ve kalabalık ortamlarda yaşanan güçlüklerin değerlendirilmesinin önemine dikkat çekti.

Dr. Öğr. Üyesi Yeter Saçlı, “Özellikle restoran, toplantı veya kalabalık ortamlarda konuşmaları takip etmekte zorlanmak; yalnızca dikkat dağınıklığı ya da yaşlılığın getirdiği doğal bir durum olarak görülmemelidir. Bazı kişilerde standart işitme testi normal olduğu halde gürültü içerisinde konuşmayı anlamada belirgin güçlük görülebilir. Bu nedenle ‘duyuyorum ama anlayamıyorum’ şeklindeki bir şikâyet, işitme değerlendirmesi açısından önemli bir ipucu olarak kabul edilmelidir.” dedi.

Kulağı fazla temizlemeye çalışmak zarar verebilir

Kulak hijyeninde en sık yapılan hatalardan birinin kulağı fazla temizlemeye çalışmak olduğunu söyleyen Saçlı, kulak kirinin doğal bir savunma mekanizması olduğunu hatırlattı.

Kulak kanalına yapılan müdahalelerin zarar verebildiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Yeter Saçlı, “Pamuklu çubuk veya başka cisimlerle kulak kanalının içine müdahale etmek, kiri daha derine itebildiği gibi kulak kanalında tahriş ve yaralanmaya, hatta kulak zarında hasara yol açabilir. Bilinçsiz damla kullanmak veya kulağı yıkamaya çalışmak da doğru değildir.” uyarısında bulundu.

Herhangi bir şikâyet bulunmadığında kulak kanalını düzenli olarak temizlemenin çoğu zaman gerekli olmadığını ifade eden Saçlı, “İşitmede azalma, dolgunluk, ağrı, akıntı veya çınlama gibi şikâyetler varsa, nedenin gerçekten kulak kiri olup olmadığı değerlendirilmelidir.” diye konuştu.

İşitme güçlüğü dinleme yorgunluğuna ve yalnızlaşmaya yol açabiliyor

İşitme kaybının etkilerinin sesleri daha az duymakla sınırlı kalmadığını vurgulayan  Dr. Öğr. Üyesi Yeter Saçlı, “Bir konuşmayı anlamak için sürekli daha fazla çaba harcamak, özellikle gürültülü ortamlarda kişide dinleme yorgunluğuna neden olabilir. İletişimde yaşanan güçlükler zamanla sosyal ortamlardan uzaklaşmaya ve kişinin kendisini yalnız hissetmesine de yol açabilir.” dedi.

Uzun süre müdahale edilmeyen işitme kaybı ile bilişsel işlevlerdeki değişiklikler ve demans riski arasında ilişki bildirildiğini aktaran Saçlı, bu ilişkinin doğrudan neden-sonuç şeklinde yorumlanmaması gerektiğinin altını çizdi. Dr. Öğr. Üyesi Yeter Saçlı, “Bu ilişki doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi olarak değerlendirilmemekle birlikte, işitme kaybının erken fark edilmesi ve uygun şekilde yönetilmesinin genel yaşam kalitesi açısından önemli olduğu açıktır.” ifadelerini kullandı.

İşitme kaybını beklemeden riskleri azaltmak gerekiyor

Odyologların, işitmenin korunmasında ve işitme kaybının erken fark edilmesinde önemli bir rol üstlendiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Yeter Saçlı, sözlerini şöyle tamamladı:

“İşitme kaybını beklemek yerine riskleri azaltmak, gürültüden korunmak, kulaklık kullanımını daha bilinçli hale getirmek, kulağa gelişigüzel müdahale etmemek ve işitmeyle ilgili şüpheli durumlarda bir odyologa başvurmak, yaşam boyu işitme sağlığını korumada önemli olacaktır.”

ana manset - 14:33 A A
BENZER HABERLER