Kategori: Sür Manşet

  • Türk Çam Balı, Manuka Balının Tahtına Göz Dikti

    Türk Çam Balı, Manuka Balının Tahtına Göz Dikti

    Türkiye Çam Balı Küresel Değer Zincirinde Hak Ettiği Konuma Taşınacak

    Türk Çam Balını Manuka Balına Rakip Yapacak Proje Hayata Geçiyor

    Türk Çam Balı Premium Lige Yükseliyor: 24 Aylık Ar-Ge Hamlesi Başlıyor

    Türk Çam Balı, Manuka Balının Tahtına Göz Dikti

    Türkiye, 100 bin tona yaklaşan üretimiyle dünyanın en büyük ikinci bal üreticisi konumunda. Çam balında ise yüzde 90’lık payla dünya üretiminin büyük bölümünü karşılıyor. Ancak üretimdeki bu güç, ihracata aynı ölçüde yansımıyor. Türkiye 33,5 milyon dolarlık tutarla bal ihracatında dünya sıralamasında 18’inci sırada yer alıyor.

    Türk bal sektörü, ihracatta da dünya genelinde ilk üç ülke arasında yer almak için “Türkiye Çam Balının Uluslararası Pazarda Rekabet Gücünü Artmak” isimli AR-GE Projesi kolları sıvadı.

    Bal ihracatında Türkiye lideri olan Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği, 24 ay süreli projeyi Tarım ve Orman Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü’yle gerçekleştirmek için harekete geçti.

    İhracatta 250 milyon dolarlık potansiyele sahibiz

    Tarım ve Orman Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü’yle konuyu görüştüklerini ve destek sözü aldıklarını dile getiren Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Başkanı Bedri Girit, Türkiye’nin 100 bin tona yaklaşan bal üretimiyle 33,5 milyon dolarlık ihracat rakamından çok daha fazlasını hak ettiğini vurguladı.

    Türkiye’nin bal ihracatında ortalama fiyatın 3,9 dolar olduğu bilgisini veren Girit, “Dünyada üretimde ikinci sıradayız, ancak ihracatta 18’inci sırada yer alıyoruz. Üretim gücü ile ihracat geliri arasındaki bu makas artık kapanmak zorunda. Çin 265 milyon dolar, Yeni Zelanda 250 milyon dolarlık bal ihraç ediyor. Biz de bal ihracatımızı 250 milyon dolarla bu ülkelerin seviyesine çıkmak istiyoruz. İhracatımız arttığında arıcılık sektörümüzde zincirin tüm halkaları bu refahtan payını alacak” şeklinde konuştu.

    Kalpaklıoğlu: “Çam balı bilimsel olarak yeterince tanımlanmamış”

    Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Nedim Kalpaklıoğlu, Türkiye’de Muğla başta olmak üzere, Aydın, Antalya, Balıkesir, İzmir, Manisa ve Çanakkale illerinde yıllık 25 bin ton çam balı üretildiğini çam balının uluslararası pazarda düşük fiyatla konumlanmasının temel nedeninin bilimsel altyapı eksikliği olduğunu söyledi.

    Kalpaklıoğlu, çam balına özgü biyoaktif ve marker bileşenlerin yeterince tanımlanmadığını, uluslararası kabul görmüş standardizasyon ve sınıflandırma sisteminin bulunmadığını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı: “Çam balında bulunan protokateşik asit, alfa-pinen ve beta-pinen gibi bileşenler yüksek biyolojik potansiyele sahip. Ancak bu potansiyel bilimsel yayınlarla ve uluslararası referanslarla desteklenmediği sürece ürün premium segmente taşınamıyor.”

    Hedef: 3,9 dolardan Premium Segmente geçmek

    “Türkiye Çam Balının Uluslararası Pazarda Rekabet Gücünü Artmak” isimli AR-GE Projesinin nihai hedefinin, Türkiye çam balını yüksek katma değerli ve rekabetçi bir ihracat ürünü haline getirmek olduğunun altını çizen Kalpaklıoğlu sözlerini şöyle sürdürdü; “Bilimsel olarak standardize edilmiş, fonksiyonel ve terapötik potansiyeli kanıtlanmış, uluslararası pazarda premium segmentte konumlanan Türkiye, üretim gücünü artık değer gücüyle buluşturmak zorundadır. Çam balı, doğru bilimsel altyapı ve stratejik konumlandırma ile küresel pazarda hak ettiği yere ulaşabilecek potansiyele sahiptir. Hedef: 3,9 dolardan premium segmente geçmek. Manuka balıyla rekabet edecek seviyeye çıkarmak.”

    Balın kalitesini ve özgünlüğünü belirleyen temel unsurlardan birisi olan Protokateşik Asit (PCA) varlığının Türk çam balının en önemli biyoaktif marker bileşenlerinden biri olduğu bilgisini de veren Kalpaklıoğlu, projede çam balının Protokateşik Asit (PCA) varlığının ortaya konulacağını vurguladı. Kalpaklıoğlu, “Türk Çam Balının: Kimyasal olarak standardizasyonu, Otantik ürün doğrulaması, Fonksiyonel gıda olarak konumlandırılması, Uluslararası bilimsel ve ticari değerinin artırılması açısından kritik bir bilimsel gelişmedir. Bu bulgu, Türk Çam Balının yalnızca geleneksel bir doğal ürün değil, aynı zamanda güçlü biyoaktif bileşenler içeren bilimsel temelli bir fonksiyonel gıda olduğunu göstermektedir” diyerek sözlerini noktaladı.

    24 Aylık Ar-Ge Yol Haritası

    Planlanan proje kapsamında:

    • Çam balına özgü biyoaktif ve marker bileşiklerin ileri analiz yöntemleriyle tanımlanması

    • Canlı organizmada (in vivo) veya laboratuvar ortamında (in vitro) biyolojik etkinlik testlerinin yapılması

    • Kimyasal yapı–biyolojik aktivite ilişkisinin ortaya konması

    • Marker bileşiklere dayalı bilimsel sınıflandırma sistemi geliştirilmesi

    • En az 10 SCI makale ve 15 uluslararası bilimsel sunum hedefleniyor

    Nedim Kalpaklıoğlu

    Bedri Girit

     

  • Bazen İç Dediğimiz Mesele Dışarıdan Daha Tehlikeli

    Bazen İç Dediğimiz Mesele Dışarıdan Daha Tehlikeli

    İnsan İnsana Bunu Yapar mı?

    Nesrin Orun’dan Sarsılmışlığın Derin Anatomisi

    Ankara’da edebiyatın önemli buluşma mekânlarından Mülkiyeliler Birliği, yazar Nesrin Orun’u ağırladı. Orun’un kitabı “Sarsılmışlar Bahçesi’nde Şenlik” üzerine gerçekleştirilen söyleşisi ve imza günü, yoğun katılımla yapıldı. Yazar, kitabının arka planını ve yazınsal tercihlerini aktararak sarsılmışlık kavramını ontolojik bir düzlemde ele aldığını belirtti.

    “Bazen İç Dediğimiz Mesele Dışarıdan Daha Tehlikeli”

    Konuşmasına kitabın çıkış noktasını anlatarak başlayan Orun, öykülerde geçen basit bir “Nasılsın?” sorusunun kimi insanlar için bir kapı araladığını söyledi. “Bir kısmı aslında konuşma, anlaşılma imkânı arayan insanlar. Belki de bir ‘Nasılsın’ sorusunu bekliyorlar. O kadar beklemiş ki, ilk önüne gelene anlatmaya başlıyor.” dedi. Bu durumun modern insanın içe kapanışını gösterdiğini kaydeden yazar, dışarıda kırılan bireyin içine çekildiğini ancak iç dünyanın da ayrı bir cehennem olabildiğini belirtti. Orun, yazar Engin Geçtan’a atıfla “Bazen iç dediğimiz mesele dışarıdan daha tehlikeli bir hâl alabiliyor.” ifadelerini kullandı.

    Bireysel Kırılmadan Kolektif Yaraya

    Kitabın okurlar üzerindeki etkisine de değinen Orun, bir okurunun kitabı okuduktan sonraki ruh haliyle espri yaptığını, “İnsan insana bunu yapar mı?” dediğini aktararak, kitabın temel sorusunun da bu olduğunu vurguladı. İnsan insana neler yapar ve o yapılanlardan sonra yara alan, kırılan kişi nasıl yaşar sorusunu merkeze aldığını belirten yazar, bunun bireysel olduğu kadar toplumsal, sistemsel bir boyutu bulunduğunu söyledi. “Dışarıda kırıldığımızda dayanışma, iyileşme zemini bulamadığımız için içimize kapanıyoruz. Kurtuluşu bireyselleştiriyorlar ama mesele toplumsallığın da kırılmış olması. Çıkış yine toplumsal dayanışma ve diyalogla olacak.” dedi.

    Orun :   “Kırılmanın Yaşı Yok”

    Söyleşide, kitaptaki masalsı atmosferin kabusla gerçek arasında gidip geldiği kaydedildi. Orun, özellikle çocukluk kırılmalarının insanın bütün hayatını şekillendirdiğini belirterek, ileri yaşta yaşanan kırılmaların da kişiyi başka bir yalnızlığa sürüklediğini ifade etti. “Çocukken yaşanan ciddi bir kırılma sizi şekillendirir. İleri bir yaşta yaşadığınız bir kırılma da hayatla kurduğunuz ilişkiyi yeniden belirler.” dedi. Mekânı bilinçli olarak belirsiz tuttuğunu belirten yazar, anlatılan duyguların evrensel olduğunun altını çizdi.

    “Dilin Sınırları Zorladım”

    Dil meselesine de değinen Orun, alışılmış kalıpların dışına çıkmaya çalıştığını söyledi. Edebiyatın yalnızca edebiyat olmadığını belirterek, “Edebiyatın içinde sosyoloji, psikoloji, felsefe ve hatta antropoloji var. Bunları görmeden klasik anlamda edebiyat yapılamaz” dedi. Orun, metinlerinde suskunluk alanları bıraktığını, bazı kavramları çok katmanlı kullanarak okuru yeniden okumaya davet ettiğini kaydetti.

    “Umutsuzluğu Nereye Koyacağız”

    Günümüz edebiyatında umutlu ve mutlu biten metinlerin öne çıktığını ifade eden Orun, hayatın her zaman hatta çoğu zaman umutla sonuçlanmadığını belirtti. “Hayat bazen hiçbir şekilde umutla sonuçlanmıyor. Onu nereye koyacağız? Onlarla nasıl yaşayacağız? Onu sorgulamak istiyorum,” dedi.

    Yazma serüvenine ilişkin soruya yanıt verirken çocukluk yıllarından beri okumaya yazmaya meraklı olduğunu belirten Orun, “İnsan yaşama ve ölüme katlanmak için yazar” sözünü yineledi. Orun, yazmanın kayıplarla baş etme ve varoluşla yüzleşme, bir tür iyileşme biçimi olduğunu da ifade etti.

    Sarsılmışlık Ontolojik Bir Hâldir

    “Sarsılmışlık” kavramını ontolojik bir düzlemde değerlendiren yazar, bunun yalnızca psikolojik bir hâl olmadığını belirtti. “Temelden gelen bir sarsıntı bütün varoluşunuzu etkiler. Birey artık o kırılmış beden ve ruhla nasıl yaşayacak, mesele bu” diyen Orun,  Kitabın adındaki  “şenlik” kelimesine ilişkin olarak ise Anadolu’da kullanılan “Acı acıda dinlenir, acı acıya yoldaş arar” sözünü hatırlatarak, sarsılmış insanların bir araya geldiği yerde bir dayanışma ve sağalma, iyileşme hâlinin doğabileceğini söyledi.

    Söyleşi, soru-cevap bölümünün ardından imza günüyle sona erdi. Okurlar, kitaplarını imzalatırken yazarla sohbet etme fırsatı buldu. “Sarsılmışlar Bahçesi’nde Şenlik”, kırılganlık ve dayanışma üzerine kurduğu katmanlı anlatımıyla edebiyatseverlerden ilgi ve övgü gördü.

    Dipnot Yayınları etiketiyle yayımlanan “Sarsılmışlar Bahçesi’nde Şenlik”, toplam 14 öyküden oluşuyor. Kitapta yer alan “Sevgi” adlı öykü ise Myrina Yayınları 2025 Öykü Yarışması’nda Jüri Özel Ödülü’ne layık görüldü. Çocukluk kırılmalarından ileri yaş yalnızlığına, aile içi çatlaklardan toplumsal sıkışmışlığa uzanan geniş bir tematik çerçeve sunan eser, “sarsılmışlık” hâlini yalnızca psikolojik değil varoluşsal bir düzlemde ele alıyor. Masal ile kâbus arasında gidip gelen atmosferi, suskunluk alanları bırakan çok katmanlı, imgelerle yüklü dili ve sonuçsuzluk ihtimalini dışlamayan anlatımıyla kitap, okuru “insan insana ne yapar?” sorusuyla baş başa bırakıyor.

  • Şifanur Gül için hayat, bitmeyen bir yolculuk.

    Şifanur Gül için hayat, bitmeyen bir yolculuk.

    ŞİFANUR GÜL: “KAYBOLURSAM KÜÇÜK ŞİFA’YA BAKARIM”

    Başarılı oyuncu Şifanur Gül, son dönemde “Sumud” dizisindeki performansıyla dikkat çekerken, sahnede büyük ilgi gören “Araf” müzikaliyle de adından söz ettirdi. Dramdan sahneye uzanan bu çok yönlü kariyer yolculuğunu, içsel arayışını ve hayatındaki yeni dönemini MAG okurlarıyla paylaştı.

    Ankara’nın disiplinli yapısında yetiştiğini söyleyen oyuncu, bugün geldiği noktayı yalnızca bir başarı hikâyesi olarak değil; sürekli devam eden bir iç yolculuk olarak tanımlıyor.

    Farklı dönemlerden, farklı mücadelelerden kadın karakterlere hayat veren Gül, kadın kimliğini güçlü bir yerden konumlandırıyor: “Kadın olmak, tek başına benim için bir güç demek zaten.”

    Bugüne kadar canlandırdığı karakterlerin her birinin güçlü olduğunu vurgulayan oyuncu, bu rollerin kendisini dönüştürmekten çok enerjisini değiştirdiğini ifade ediyor. “Sumud” dizisindeki Melisa karakterinin ise yalnızca kadınlara değil, insanlığa “görmeyi, duymayı, hissetmeyi” hatırlatan bir hikâye sunduğunu belirtiyor. Ona göre güç; yalnızca ayakta kalmak değil, bulunduğu alanı dönüştürebilmek.

    Öte yandan oyuncu, komedi türündeki ilk deneyimi olan “Mor Işıklar” projesiyle de farklı bir alana adım atıyor. Set sürecinin kendisi için son derece keyifli geçtiğini belirten Gül, bu projeyi kariyerinde özel bir yere koyuyor. Konusuna dair detay vermek için henüz erken olduğunu ifade eden oyuncu, “çok güleceğimizi ve büyük bir heyecanla beklediğimi söyleyebilirim” sözleriyle merakı artırıyor.

    Oyunculuk yolculuğunda sahnenin yeri ise bambaşka. “Araf” müzikaliyle yeniden seyirci karşısına çıkan Gül, sahneye duyduğu tutkuyu şu sözlerle anlatıyor: “Sahne en büyük hayalimdi ve öyle bir hayal ki gerçekleştiğinde bile hayal olarak kalabiliyor.”

    Seyirciyle göz göze olmanın, aynı havayı solumanın kamera önünden çok daha farklı bir heyecan yarattığını söylüyor. Tiyatro onun için yalnızca bir performans alanı değil; başlangıç noktası, kök.

    Yoğun kariyer temposuna rağmen hayatındaki dengeyi nasıl kurduğu sorulduğunda ise cevabı net: “Özel hayatım benim önem listemde bir numaram. Orayı her zaman öncelik eder, sağlam tutarım; çünkü başlama ve devam edebilme gücümü oradan alıyorum. Tüm dengemi orada sağlıyorum.”

    Set günlerinde enerjisini doğru yerde tutabilmek için ise kendine ait küçük ama vazgeçilmez ritüelleri var. Sabahları yarım saat yalnız kalmak, kahve içmek ve kısa bir yürüyüş yapmak onun için yalnızca bir rutin değil; zihinsel bir hazırlık süreci.

    “Ancak bunları yapabildiğimde enerjim doğru yerde oluyor ve kolay odaklanıyorum.”

    Kameranın sürekli üzerinde olmasının insanın kendini algılama biçimini değiştirebildiğini kabul eden Şifanur Gül, son dönemde kendine daha az dışarıdan bakmayı seçtiğini söylüyor. Aşırı farkındalığın yorucu olabildiğini ifade eden oyuncu, bu süreci Oscar Wilde’ın şu sözleriyle özetliyor:

    “Bilmek her şeyin sonu olur, çekici olan bilmemektir; sis her şeye harika bir güzellik katar.”

    “Biraz bilmemek, biraz kendimle arama mesafe koymak, daha az farkındalık bana iyi geldi.”

    Hayatındaki en büyük ilham kaynağının ise çocukluğu olduğunu söylüyor: “İlhamımı hep kendimden, çocukluğumdan alıyor oldum. Kayboluyor olursam dönüp küçük Şifa’ya bakıyorum.”

    Kendi hayatını bir metaforla anlatması istendiğinde verdiği tek kelimelik yanıt ise aslında tüm süreci özetliyor: “Havaalanı.”

    Sürekli hareket, merak, geçiş ve yeni başlangıçlar…

    Şifanur Gül için hayat, bitmeyen bir yolculuk.

     

     

  • Göztepe karşısında 3 puan Eczacıbaşı Dynavit’in!

    Göztepe karşısında 3 puan Eczacıbaşı Dynavit’in!

    Göztepe karşısında 3 puan Eczacıbaşı Dynavit’in!

    3 Eczacıbaşı Dynavit – Göztepe 1

    Eczacıbaşı Dynavit, Vodafone Sultanlar Ligi’nin 24. haftasında kendi evinde Göztepe’yle karşılaştı. Rakibini 25-9, 25-8, 22-25 ve 16-24’lük skorlarla mağlup eden ev sahibi ekip, mücadeleden 3-1 galip ayrıldı.

    Ev sahibi ekibin servisiyle başlayan karşılaşmanın ilk sayısı Stysiak’tan geldi. Kısa sürede oyunu domine etmeyi başaran Eczacıbaşı Dynavit, setin ilk anlarında farkı 10 sayıya kadar açtı. Etkili servisleri ve hücumlarıyla rakibine fırsat tanımayan turuncu beyazlılar, Elif’in servisten aldığı sayıyla seti 25-9 kazanarak durumu 1-0’a getirdi. 

    Eczacıbaşı Dynavit’in üstünlüğüyle başlayan ikinci sette fark kısa sürede 15 sayıya kadar açıldı. Rakibinin oyun organizasyonunu kısa sürede bozan turuncu beyazlılar, bu seti de 25-8 kazanarak setlerde durumu 2-0’a getirdi. Turuncu beyazlılar bu sette 6 servis ve 4 blok sayısı elde etti.

    Karşılıklı sayılarla başlayan üçüncü sette konuk ekip setin ilk anlarında öne geçse de Eczacıbaşı Dynavit’li oyuncular oyun organizasyonunu etkili kurdu. Turuncu beyazlılar Ebrar’ın servis sayısıyla yeniden öne geçse de setin ortalarına doğru üstünlük sürekli el değiştirdi ve konuk ekip farkı açmayı başardı. Eczacıbaşı Dynavit sete tutunmaya çalışsa da çabası yeterli olmadı ve seti 25-22 kaybetti.

    Konuk ekibin servis sayısıyla başlayan son sette Eczacıbaşı Dynavit hücumda hızla organize olmayı başardı. Kıyasıya mücadeleye sahne olan sette hücumdan önemli sayılar bulsa da rakip takım setin ortalarına doğru beraberliği yakalamayı başardı. Setin son bölümünde Emily Maglio’dan kritik sayılar bulan Eczacıbaşı Dynavit geriden gelerek seti 26-24 maçı ise 3-1 kazandı.

    Aldığı 19 sayıyla Ebrar Karakurt karşılaşmanın en skorer ismi oldu. Magdalena Stysiak ise kaydettiği 18 sayıyla galibiyette önemli rol oynadı. Eczacıbaşı Dynavit’li oyuncular toplamda 11 blok ve 11 servis sayısı elde etti.

    Eczacıbaşı Dynavit – Göztepe: 3-1 

    Salon: Eczacıbaşı Spor Salonu

    Hakemler: Ebru Kaya, Yusuf Kaynar

    Eczacıbaşı Dynavit: Yaprak, Jack-Kısal, Elif, Ebrar, Rettke, Stysiak, Simge (L), Boden, Meliha, Dilay, Maglio, Aybüke (L)

    Göztepe: Hande, Nur Sevil, Hollock, İlayda, Atkinson, Marusic, Bihter (L), Nehir (L), Ceren, Nazlı Eda, Haneline, Emine, Ezgi, Rotar

    Setler: 25-9, 25-8, 22-25, 26-24 (3-1)

    Süre: 105 dakika (20, 18, 33, 24)

  • 3. DÜNYA SAVAŞI ÇIKMASIN İSTİYORSAK; İSRAİL KONTROL ALTINA ALINMALIDIR!

    3. DÜNYA SAVAŞI ÇIKMASIN İSTİYORSAK; İSRAİL KONTROL ALTINA ALINMALIDIR!

    İNOSAM (İnovatif Stratejik Araştırmalar Merkezi) Yönetim Kurulu Başkanı Gürkan Avcı, net konuştu: 

    3. DÜNYA SAVAŞI ÇIKMASIN İSTİYORSAK;

    İSRAİL KONTROL ALTINA ALINMALIDIR!

    Sayın Basın Mensupları, Aziz Milletim ve Vicdanını Yitirmemiş İnsanlık Ailesinin Saygıdeğer Temsilcileri;

    Bugün burada sadece bir stratejik araştırmalar merkezinin başkanı olarak değil; tarihin derinliklerinden süzülüp gelen bir aklın bakiyesi, binlerce yıllık bir medeniyet hafızasının ve insanlık onurunun sarsılmaz kalesi olma niyetiyle kurulan İNOSAM’ın sesi olarak konuşuyorum.

    Dünya, üzerine çöken zifiri bir karanlığın pençesinde, sonu nükleer bir savaş olan meşum bir senaryoya hapsedilmek istenmektedir. Biz bu kirli oyunu görüyor, bu zehirli kurguyu reddediyor ve insanlığı uçurumun kenarından çekip alacak iradeyi, tarihin huzurunda ilan ediyoruz.

    Eğer bugün yerküre, topyekûn bir yok oluşun, yani Üçüncü Dünya Savaşı’nın eşiğindeyse, bu bir tesadüf değil, karanlık odalarda hazırlanmış bir kaos mimarisidir. Washington’dan Pekin’e, Moskova’dan Avrupa’nın kalbine kadar uzanan gerilim hatlarının merkezinde tek bir zehirli odak vardır.

    TÜRKİYE İSRAİL’E DERHAL MÜDAHALE ETMELİ VE DURDURMALIDIR!

    Bu bir tercih değil, bir varoluş zorunluluğudur. Türkiye, sahip olduğu stratejik derinlik ve bakiyesi olduğu imparatorluklar mirasıyla, bölgeyi bir ateş fırtınasına sürükleyen bu pervasız gücü, bu karanlıklar ülkesi İsrail’i durdurabilecek yegâne kuvvet ve akıldır. İsrail’in dizginlenmediği her gün, insanlığın ortak mirasına atılmış bir bombadır. Türkiye, bu kaosu durdurmak adına gerekirse İsrail’e karşı her türlü caydırıcı gücü kullanmalı ve bu yapıyı mutlak suretle kontrol altına almalıdır. Aksi takdirde, sadece Ortadoğu değil, tüm dünya bir “cehennem yıkımı” yaşayacaktır.

    NÜKLER FELAKET VE AHLAKİ ÇÖKÜŞ TASFİYE EDİLMELİDİR

    Dünya bir nükleer felaket yaşamasın istiyorsak, Türkiye İsrail’i durdurmalıdır. Ahlaki pusulasını kaybetmiş, bebek katletmeyi “teolojik bir hak” olarak gören, kendi sapkın inançları için yeryüzünü ateşe vermekten çekinmeyen bir zihniyetin elinde nükleer silah bulunması, tüm insanlık için bir intihar ilanıdır.

    Bebekleri, anneleri, yaşlıları, masum insanları sistematik biçimde öldüren ve bununla övünen bir toplumun insanlığa vereceği hasar ölçüsüzdür. Bu kontrolsüz güç, ellerindeki nükleer kapasiteyi kullanmaktan bir an bile tereddüt etmeyecektir. Türkiye, bu kutsal görevi tüm insanlık adına ifa etmelidir. Bu görev, kadim Türk-İslam medeniyetinin omuzlarına yüklediği bir “nizam-ı alem” borcudur. Eğer bugün bu adım atılmazsa, birkaç yıl içinde dünya; büyük yıkımlar, kontrolsüz göçler, biyolojik ve ruhsal pandemiler, laboratuvar ürünü hastalıklar ve bitmek bilmeyen bir kan ve gözyaşı deniziyle yüzleşecektir.

    DÜNYANIN TÜM SİNİR SİSTEMİNE SIZMIŞ SİYONİST KUŞATMA KIRILMALIDIR

    Bakınız, mesele sadece bir toprak parçası değildir. Karşımızdaki yapı; devletlerin sinir sistemine, medyanın merkezine, finansın damarlarına, akademinin zihnine ve teknolojinin kodlarına sızmış mesihçi, siyonist, ruh hastası sinsi bir networktür. Blockchain’den yapay zekaya, tıptan diplomasiye kadar her alanı kendi “üstün ırk” fantezileri için dünyayı birer prangaya dönüştürmüşlerdir.

    İnsanlığı “hizmetçi”, kendilerini ise “efendi” gören bu sömürücü, melun düzenin sonu gelmiştir. Amerika ve Çin’i birbirine kırdıran, Rusya ve Avrupa’yı bitmek bilmeyen bir savaşa iten, Pakistan – Afganistan – Hindistan’ı birbirine düşürmek isteyen, bugün İran’ı vuran, Suriye’yi, Irak’ı, Gazze’yi bombalayan bu üst akıl, İsrail’in bekası için yeryüzünün yok oluşunu kurgulamaktadır. Son hedefi Türkiye’dir. Bu yapı, bütün iktidar alanlarından temizlenmedikçe, insanlık nefes alamayacaktır.

    200 YILLIK BÜYÜK YALAN VE KAYIP TARİH

    Aziz dostlarım, bizlere anlatılan son 200 yıllık tarih, büyük bir yalanın üzerine inşa edilmiştir. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’nın dehşetini kendi devletlerini kurmak için bir manivela olarak kullanan bu zihniyet, insanlığı 200 yıldır bir illüzyonla yönetmektedir. Bu dönem, insanlığın “kayıp tarihidir”.

    Küresel finansı ve kaynakları rehin alan bu ifrit azınlık, dünya insanlığını yalanlar okyanusunda yüzdürmekle kalmamış, tüm halkları kasten fakir ve cahil bırakmıştır. Ancak artık hakikat güneşi doğmaktadır. Ruhen ve zihnen genetiği bozulmuş bu yapı, bugün tüm insan ırkıyla savaşmaktadır. Sadece Müslümanları değil; Hristiyanları, Budistleri, ateistleri, yani “kendilerinden olmayan” herkesi goyim olarak gören ve yok etmeyi planlayan bu karanlık odak, tarihin çöplüğüne süpürülmelidir.

    SON İKAZ, İSRAİL’İN DEVLET OLMA HAKKI YOKTUR!

    Tarih ve vicdan huzurunda ilan ediyoruz: İsrail’in devlet olma ehliyeti yoktur. Kendi vahşi eylemleriyle bu hakkı kaybetmiştir. İsrail’in elindeki tüm nükleer ve kitle imha silahları derhal müsadere edilmelidir. İsrail ordusu dağıtılmalı, bu yapı tam anlamıyla uluslararası bir denetim ve vesayet altına alınmalıdır. Yeryüzünün kalbinde bir nifak yuvası gibi duran bu yapının mevcut tüm hakları iptal edilmelidir.

    Eğer bu adımlar atılmazsa, Türkiye kendi göbeğini kendi kesecek kudrettedir. Türkiye acilen nükleer gücünü dönüştürülmeli ve “Önleyici Saldırı” doktrini tüm unsurlarıyla hayata geçirilmelidir. Biz, çocuklarımızın nükleer küller arasında değil, adil bir dünyada yaşamasını istiyoruz.

    İsrail’in varoluşu için yeryüzünün yok oluşuna izin vermeyeceğiz. Bu sadece Türkiye’nin değil, her bir insanın onur kavgasıdır. Amerika’dan Çin’e, Rusya’dan Avrupa’ya, Batılı devletler, kendilerini rehin alan bu siyonist kamburu sırtlarından atmazlarsa, tarihin en büyük itibar kaybıyla birlikte yok olacaklardır.

    Biz geçmişi kaybettik ama geleceği kurtaracağız. İnsan neslini bu cinnetten kurtarmak için gerekirse gök kubbeyi zalimlerin başına yıkmaya hazırız.

    İSRAİL DÜNYA LİDERLERİNİ ŞANTAJLA KONTROL EDİYOR

    Bugün burada sadece bir uyarıcı olarak değil, tarihin omuzlarımıza yüklediği kadim bir mesuliyetin, sarsılmaz bir aklın ve insan onurunu koruma azminin sözcüsü olarak ikaz ediyorum.

    Tüm insanlık, üzerine çöken karanlık sefil bir senaryonun figüranı yapılmak istenmektedir. Biz bu oyunu görüyor, bu zehirli kurguyu reddediyor ve insanlığı uçurumun kenarından çekip alacak o büyük iradeyi beyan ediyoruz.

    Elbette ki bütün Musevi ve Yahudi’leri kastetmiyorum; kastım Siyonist, mesihçi, sefil İsrail hükümeti ve yandaşlarınadır. İnsan neslini tehdit eden bu virüsten, bu sapkın ideolojiden arınmadan dünyaya huzur gelmeyecektir. Türkiye, tarihsel misyonu gereği bu zulüm kalesini yıkacak ve adaletin sancağını yeniden dikecektir.

    Vakit uyanma vakti değil, vakit ayağa kalkma vaktidir. İnsanlık ailesini bu bataklıktan kurtarmak için biz varız, buradayız ve hazırız.

    DÜNYA UÇURUMA SÜRÜKLENİYOR; ACİLEN HAREKETE GEÇMELİYİZ!

    Değerli dostlarım, yolumuz uzun ama ufkumuz aydınlıktır. Epstein belgeleriyle deşifre olan o sapkın topluluğu, o çocuk katilleri ve küresel mafya yapılanması çökmeye mahkumdur. Batı kendi iç savaşına sürüklenirken, Türkiye bu yeni dünyanın kurucu iradesi olmalıdır, olacaktır.

    Bizler ne Amerika’nın ne de Avrupa’nın vagonuyuz; biz bu coğrafyanın lokomotifiyiz. Tarihin başlangıcından bugüne, Selçuklu’dan Osmanlı’ya, oradan Cumhuriyet’e uzanan bu kutlu yürüyüş, dünyayı bu siyonist bataklıktan kurtarana dek durmayacaktır. Zaman, uyanma zamanıdır. Zaman, İsrail’i durdurma ve insanlığı yeniden inşa etme zamanıdır. Mücadelemiz mübarek, zaferimiz yakındır

  • EKİM ALANLARI BETON YIĞINLARI İLE DOLDU

    PALANDÖKEN, “EKİM ALANLARI BETON YIĞINLARI İLE DOLDU”
    -“TARIMSAL ANALİZ YAPILIP BÖLGE HARİTALARI ÇIKARILMALI”
    -“VATANDAŞ KIRMIZI, BEYAZ ET VE BAKLİYAT FİYATLARINDAN RAHATSIZ”
    -“ÇİFTÇİYE VERİLECEK DESTEKLER ÖZENDİRİCİ OLMALI”
    -“KÖYDE YAŞAYAN NÜFUS YÜZDE 20’LERDE”
    -“FİYATLARI DÜŞÜRMENİN YOLU POLİSİYE TEDBİRLER DEĞİL, ÜRETİMİ
    ARTIRMAKTIR”
    ANKARA- Tarımsal ürünler, et, bakliyat, meyve ve sebze olmak üzere gıda
    ürünlerindeki enflasyonu düşürmek için üretimin desteklenmesi gerektiğini söyleyen
    TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, “Bilindiği üzere bir meyve ağacı
    verimlilik haline alıncaya kadar en az altı yıl geçecek. Şehrin en güzel ekim
    alanları artık beton yığınları ile doldu. İnsanlar, bireysel olarak üretimleri hem
    kendilerine yetecek hem o şehre yetecek kadar üretim yapmıyorlar. Daha çok
    yapılara tahsis edilmiş gibi oldu bu araziler. Şehrin içinde kalan bölgelerde de
    yüksek fiyat eden arazilerde artık insanlar ekim yapmıyor. Onun için de fiyatları
    regüle etmek, fiyatların düşmesini ancak tarımsal bir analiz yapalım. Bölge
    haritaları çıkaralım. Hangi memlekette hangi ürünlerin verimli bir şekilde
    üretileceği tespit edilmesi lazım. İşte don olduğu zaman etkilenmemesi lazım
    gelen ürünlerin o bölgelerde. Veyahut selin felaketin aynı şekilde daha önceki
    tecrübelerden yararlanıp o bölgelerdeki ürün kaybına neden olan şeylerin
    ortadan kalkması lazım” dedi.
    -“EN KRİTİRİK UNSURLARDAN BİRİ LOJİSTİK DESTEĞİDİR”
    Tarladan sofraya gelinceye kadar en önemli unsurun lojistik desteği olduğunu belirten
    Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi
    Palandöken, “Lojistik destekleri yaptığınız zaman, üretim merkezinden, nihai
    tüketim merkezine veya sofranıza gelinceye kadarki aracıların fiyat artıranların
    önüne geçilmesi lazım. Yani taşımadaki zayiat yönünden ürünün muhafazasının
    zorluğu, araçların donanımlı olmamasından kaynaklanan maliyetlerin artması.
    Bireysel işletmelerde çiftçiye verilecek destekler, gübreler vs. özendirici olmalı.
    Bu bilinç yerleşmediği sürece de mücadele etmek çok zor. Evinin yanında
    maydanozunu, soğanını veya meyve ağacını yetiştirip belirli katkı sunacak
    kadar meyve almasını o şehirde onların satılmasıyla bir gelir elde etmesindeki
    kazancının yükseltilmesi lazım. Belirli yaş gruplarının buna teşvik edilmesi
    lazım” diye konuştu.


    -“ÜRETİCİ VERMİŞ OLDUĞU EMEĞİN KARŞILIĞINI ALAMIYOR”
    Üreticinin kazancının artırma yollarının seçilmesi gerektiğini vurgulayan Palandöken,
    “Köyde yaşayan sayısı yüzde 20'lerde. Herkes şehirde daha sosyal yetkinliği
    olan bölgelere yerleşmiş. Yani kendi arazisinde kazanacağından daha az
    kazanmasına rağmen büyük şehirleri tercih ediyor. Onun için bireysel
    işletmelere ağırlık verilmeli. Yani insanların bir iki tane koyunu, beş olmasını
    sağlamalı. İneğinin, büyükbaş hayvanın muhafazasını ekilecek alanların
    girdilerinin tamamını destekleseniz enflasyondaki düşüşü sağlamış

    olacaksınız. Yani üretimdeki kazançlarını artırma yollarının seçilmesi lazım”
    ifadelerini kullandı.
    -“ZEYTİN ALANLARINA SAHİP ÇIKALIM”
    Vatandaşın en çok kırmızı et, beyaz et ve bakliyat fiyatlarından rahatsız olduğuna
    işaret eden Palandöken şunları kaydetti, “İnsanların rahatsızlığı en çok
    tüketimdeki fiyat farkının aralığı görülen kalemler. Onun için bunları mahallinde
    üretip en yakın oturdukları yere, yakın bölgelerde üretimi artırdığımız sürece
    bunlar ortadan kalkacak. Aynı şekilde ekim arazilerindeki ayçiçeği yağı, zeytin
    ağacı, zeytin yağı fiyatlarının yüksekliğinden millet şikayet ediyor ama maalesef
    buralar konuta açıldığı için bu verimlilikte insanlar yararlanması veyahut
    kardan daha ziyade yapmış olduğu emeğin karşılığını alamamasından kaynaklı
    bir haksız rekabetle karşı karşıya kalıyor.”
    -“HAL YASASI VE PERAKENDE SEKTÖRÜNDE DÜZENLEMELER YAPILMALI”
    Hal yasasındaki ve perakende sektöründeki düzenlemelerin birleştirilmesi gerektiğini
    söyleyen Palandöken, “Yeni bir düzenleme yapılması lazım. Hem hal yasasında
    hem de perakende sektöründeki düzenlemeler birleştirildiği zaman o bölgedeki
    harita çıkarıldığı zaman eminim ki artık fiyat yüksekliğinden şikayet son derece
    azalacak. Rekabet oluşacak. İnsanlar gördükçe bu karlılığı üretime hız
    verilecek. Üretim olmayan bir yerde bu kadar süratli bir şehirleşme ve tüketim
    olduğu sürece fiyatları regüle etmenin veya düşürmenin çaresi, polisiye
    tedbirlerle de mümkün değil” dedi.

  • Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal Sakarya’da iftar programına katıldı

    Uysal Sakarya’da iftar programına katıldı

    Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Gültekin Uysal, Sakarya’da partisinin il başkanlığı tarafından düzenlenen iftar programında partililer ve vatandaşlarla bir araya geldi. Serdivan ilçesinde bir restoranda gerçekleştirilen programda Ramazan ayının manevi atmosferi eşliğinde birlik ve beraberlik mesajları verildi.

    Ramazan mesajı ve birlik vurgusu

    İftar programında konuşan Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, katılımcıların Ramazan ayını tebrik ederek sözlerine başladı. Ramazan’ın paylaşma, dayanışma ve kardeşlik duygularını güçlendiren müstesna bir zaman dilimi olduğuna işaret eden Uysal, bu mübarek ayın toplumsal birlikteliğe katkı sunmasını temenni etti.

    “Kilidi açacak irade milletin iradesidir”

    2023 seçim sürecine de değinen Uysal, Demokrat Parti olarak ortaya koydukları siyasi iradeye dikkat çekti. “Kilidi açacak yegâne irade sizin iradenizdir, Demokrat Parti’nin iradesidir.” ifadelerini kullanan Uysal, Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu sorunların aşılmasında milletin iradesinin belirleyici olacağını vurguladı. Partinin köklü geçmişine atıfta bulunan Uysal, büyük bir geleneğin temsilcileri olarak dün olduğu gibi bugün de sorumluluk bilinciyle hareket ettiklerini belirtti. Bu süreçte partinin geçmişten bugüne bayrağını taşıyan büyükleriyle birlikte çalışmaya devam edeceklerini ifade etti.

    “Bir olacağız, başaracağız”

    Konuşmasında parti içi birlik ve dayanışmaya da vurgu yapan Uysal, ayrılığa ve kırgınlıklara yer olmadığını dile getirdi. Kendi meselelerini kendi zeminlerinde çözerek güçlü bir siyasi duruş sergilemeleri gerektiğini belirten Uysal, “Anadolu büyüklüğündeki dava taşını yerine koyabilmek için tüm Demokratlar olarak bir olmak, bir yumruk olmak mecburiyetindeyiz. Bir olacağız, başaracağız” dedi.

    Yoğun katılım dikkat çekti

    Programda Demokrat Parti Sakarya İl Başkanı Zafer Adalet de bir konuşma gerçekleştirdi. İl teşkilatının çalışmaları hakkında bilgi veren Adalet, katılımcılara teşekkür etti. İftar programına partililerin yanı sıra çeşitli sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve çok sayıda vatandaş katıldı. Program, Ramazan ayının manevi iklimine uygun bir atmosferde gerçekleşirken, davetliler aynı sofrada buluşmanın memnuniyetini paylaştı.

  • Başkan Çelik’ten 28 Şubat Mesajı

    Başkan Çelik’ten 28 Şubat Mesajı

    Başkan Çelik’ten 28 Şubat Mesajı: Milletimizin İradesi Her Türlü Vesayetin Üzerindedir

    Serdivan Belediye Başkanı Osman Çelik, 28 Şubat postmodern darbesinin yıl dönümü
    dolayısıyla bir anma mesajı yayınladı. Mesajında demokrasinin ve milli iradenin önemine
    vurgu yapan Çelik, 28 Şubat’ın Türk demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçtiğini
    belirterek şu ifadeleri kullandı:

    Milletimizin inançlarına, değerlerine ve demokratik tercihlerine kasteden 28 Şubat
    müdahalesi, sadece siyasi bir dönemi değil, binlerce insanımızın hayallerini ve geleceğini de
    hedef almıştır. Ancak unutulmamalıdır ki; aziz milletimizin iradesi her türlü vesayetin ve
    gücün üzerindedir. Milletin egemenliğini darbe senaryolarıyla çalmaya çalışanlar, her zaman
    karşılarında sarsılmaz bir irade bulacaklardır.

    Türkiye Yüzyılında Vesayete Geçit Vermeyeceğiz

    Bugün bizlere düşen görev, o zorlu günlerden ders çıkararak demokrasimizi daha ileriye
    taşımak ve adaleti her alanda hakim kılmaktır. Türkiye Yüzyılı hedeflerimiz doğrultusunda,
    bir daha hiçbir gücün milletin rotasını değiştirmesine izin vermeyeceğiz. Bu vesileyle, o
    karanlık günlerde dik duruş sergileyen tüm demokrasi kahramanlarımızı saygıyla anıyor; bir
    daha böyle acıların yaşanmamasını temenni ediyorum.

     

  • Özgür Aras’tan Afrika’ya Umut Taşıyan Yolculuk

    Özgür Aras’tan Afrika’ya Umut Taşıyan Yolculuk

    Özgür Aras’tan Afrika’ya Umut Taşıyan Yolculuk

    “İyiliği çoğaltma” hedefiyle yola çıkan ünlü iletişimci Özgür Aras, Hayrıeli Derneği’nin davetlisi olarak Ramazan ayının ilk günü Darüsselam’a, ardından Mwanza, Nzega, İtobo ve Tabora’ya gitti. Afrika’da açlık ve susuzlukla mücadele eden projelere destek veren Özgür Aras, hayatını kaybeden yakın dostları adına açtırdığı 10 su kuyusuyla yürekleri ısıttı.

    Ajlan’a Vefa

    İlk su kuyusunu, 1999 yılında geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybeden yakın dostu Ajlan Büyükburç adına açtıran Özgür Aras, bu anlamlı çalışmasıyla vefanın en güzel örneklerinden birini sergiledi. 40 ila 50 metre derinlikte açılan kuyuların her biri günlük 300 ila 1000 kişinin temel su ihtiyacını karşılayacak. Bir ayda 10 su kuyusunun açılışı tamamlanmış olacak.

    Türker İnanoğlu, Erkan Özarman, Kerim Tekin ve Defne Joy Foster gibi isimlere de su kuyusu açtırıyor.

    Bir hafta boyunca Afrika’nın çeşitli bölgelerinde saha içi faaliyetlere katılan; yetimhaneleri ziyaret eden; Hayrıeli Derneği’nin Mwanza’daki mutfağında yemek yapan; kurulan sofraları hazırlayan ve yetimhanelerde yemek dağıtımına tek tek destek veren Özgür Aras, yetimhanedeki kız çocuklarına kıyafet yardımında da bulundu.

    “Ben dostlarımın adını bir çocuğun duasında yaşatmaya niyet ettim” diyen Özgür Aras, “Suya ve yemeğe ulaşamayan çocukların suya ve yemeğe ulaştıkları anda gözlerine bakmak, yetimlere sarılmak, onlarla bir lokma yemek yemek tarif edilemez bir his” diyerek duygularını dile getirirken Türkiye’nin Darüsselam Büyükelçisi Dr. Bekir Gezer’i de ziyaret etti.

    Özgür Aras, “Afrika’da ya da dünyanın hiçbir yerinde çocuklar aç ve susuz kalmasın. Kurak topraklarda yeşeren tek umut bir damla su” sözleriyle duygularını paylaştı.

  • Zeytin Sektöründe Tuzun Fermantasyon ve Raf Ömrü Üzerindeki Belirleyici Rolü

    Zeytin Sektöründe Tuzun Fermantasyon ve Raf Ömrü Üzerindeki Belirleyici Rolü

    Eyüp YILDIRIM

    Tuzda Kalite ve Güvenin Adı | Gıda, Su Arıtma, Endüstri, Sağlık, Yol Buzlanma, Kimya, Hayvancılık Sektörleri ve Doğal tuz çeşitleri ile Özel Tuz Çözümleri | Marmara Tuz ile Global Büyüme

    Giriş: Zeytin Üretiminde Tuz Neden Ana Hammaddedir?

    Zeytin sektöründe tuz (NaCl), yalnızca ürüne tat veren bir katkı olarak değerlendirilmez. Tuz; fermantasyon sürecini yöneten, zeytinin doğal acılığının giderilmesini sağlayan, ürün dokusunu koruyan ve raf ömrünü belirleyen ana hammaddedir. Zeytin işleme süreçlerinde tuzun miktarı, kalitesi ve uygulama yöntemi doğrudan ürün güvenliği ve kalite sürekliliği üzerinde etkili olur. Bu nedenle tuz, zeytin üretiminde prosesin merkezinde yer alan temel bir girdidir.

    Zeytinde Tuz Neden Kullanılır?

    Zeytin üretiminde tuzun en önemli görevlerinden biri fermantasyonun kontrol altına alınmasıdır. Tuz, istenmeyen mikroorganizmaları baskılayarak laktik asit fermantasyonunun dengeli şekilde ilerlemesini sağlar. Bu kontrol, hem ürün güvenliği hem de istenen lezzet profilinin oluşması açısından kritik öneme sahiptir.

    Tuz aynı zamanda zeytinin doğal acılığının giderilmesinde rol oynar. Oleuropein adı verilen acı bileşiğin çözünmesini hızlandırarak zeytinin tüketilebilir hale gelmesine katkı sağlar. Bunun yanında tuz, zeytin dokusunu korur ve aşırı yumuşamayı sınırlar. Bu etki, özellikle uzun süreli salamura ve depolama süreçlerinde ürün bütünlüğünün korunmasını sağlar.

    Raf ömrünün uzatılması da tuzun temel işlevleri arasındadır. Tuz, bozulmayı önleyerek zeytinin daha uzun süre güvenle tüketilmesini mümkün kılar. Ayrıca zeytin türüne göre karakteristik lezzet profilinin oluşmasında da tuz önemli bir rol üstlenir.

    Zeytin İşleme Sürecinde Tuzun Kullanıldığı Aşamalar

    Zeytin işlemede tuzun en yaygın kullanıldığı yöntem salamuradır. Bu yöntemde zeytinler, başlangıçta genellikle %6–12 oranında NaCl içeren salamura içerisine alınır. Yeşil ve siyah zeytinlerin büyük çoğunluğu bu yöntemle işlenir. Amaç, kontrollü bir laktik asit fermantasyonu sağlamaktır.

    Kuru tuzlama yöntemi ise özellikle sele veya Gemlik tipi siyah zeytinlerde kullanılır. Bu yöntemde zeytin, tuzla temas ederek su kaybeder. Sonuç olarak daha yoğun bir aroma oluşur. Ancak bu yöntemde tuz tüketimi daha yüksektir.

    Yeşil zeytin işlemede kullanılan bir diğer yöntem kostik ve tuz uygulamasıdır. Bu yöntemde sodyum hidroksit (NaOH) ile acılık hızlı şekilde giderilir. Ardından tuzlu su ile dengeleme yapılır ve fermantasyon süreci başlatılır.

    Salamura Tuz Oranları ve Fermantasyon Dengesi

    Salamura uygulamasında tuz oranları fermantasyonun farklı aşamalarında değişiklik gösterir. Başlangıç aşamasında genellikle %8–10 NaCl kullanılır. Fermantasyon ilerledikçe bu oran %6–8 seviyelerine düşer. Depolama aşamasında ise %5–7 aralığı tercih edilir.

    Bu oranların amacı, laktik asit bakterilerinin gelişimini desteklerken bozulmaya neden olabilecek mikroorganizmaları engellemektir. Tuz oranının doğru ayarlanmaması durumunda fermantasyon dengesi bozulabilir.

    Zeytin Üretiminde Kullanılması Gereken Tuzun Özellikleri

    Zeytin üretiminde kullanılan tuzun hem gıda güvenliği hem de yüksek çözünürlük sağlaması gerekir. Tercih edilen tuz, gıda kodeksine uygun rafine vakum tuzudur. Tuzun iyotsuz olması büyük önem taşır; çünkü iyot fermantasyonu bozar ve acı tat oluşumuna neden olabilir.

    Ayrıca tuzun kalsiyum ve magnezyum içeriğinin düşük olması gerekir. Bu minerallerin yüksek olması zeytinde yumuşama ve lekelenme sorunlarına yol açar. Salamuranın hızlı çözünen ve berrak yapıda olması, fermantasyon sürecinin sağlıklı ilerlemesini destekler.

    İyotlu tuzlar, nemli veya topaklanan tuzlar ile demir içeriği yüksek tuzlar zeytin üretimi için uygun değildir. Bu tür tuzlar renk kusuru, dengesiz tuzlama ve kalite kaybına neden olur.

    Tuz Kalitesinin Zeytin Üzerindeki Etkileri

    Kullanılan tuzun kalitesi düştüğünde zeytinde çeşitli kalite problemleri ortaya çıkar. Kalsiyum ve magnezyum oranı yüksek tuzlar zeytinin yumuşamasına neden olur. İyot ve ağır metal içeren tuzlar acı veya metalik tat oluşturur. Düşük çözünürlüğe sahip tuzlar salamuranın bulanıklaşmasına yol açar. Yetersiz tuz kullanımı ise şişme ve kötü koku gibi bozulma belirtilerine neden olabilir.

    Düşük Tuzlu Zeytin Uygulamaları

    Belgede, tüketici taleplerine bağlı olarak daha düşük sodyum içeren zeytin ürünlerine yönelik çalışmaların arttığı belirtilmektedir. Bu kapsamda %30–40 daha az sodyum hedeflenmektedir. Uygulanan yöntemler arasında potasyum klorür (KCl) ile kısmi ikame, kontrollü starter kültürler ve daha hassas pH–tuz takibi yer alır. Ancak belgede açıkça ifade edildiği üzere tamamen tuzsuz zeytin, ticari olarak sürdürülebilir değildir.

    Sonuç: Zeytin Üretiminde Tuz Fermantasyonun Direksiyonudur

    Zeytin sektöründe tuz, fermantasyonu yöneten ana unsurdur. En kritik kullanım alanı salamura olmakla birlikte, tüm uygulamalarda iyotsuzluk ve yüksek çözünürlük temel şarttır. Doğru tuz kullanımı, zeytinde sağlam doku, temiz aroma ve uzun raf ömrü sağlar. Yanlış tuz seçimi ise ürün kalitesini ve güvenliğini doğrudan riske atar.

    SSS: Zeytin Tuzları Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

    Zeytin üretiminde tuz neden zorunludur?

    Tuz; fermantasyon kontrolü, acılık giderme, doku koruma ve raf ömrü için zorunlu bir hammaddedir.

    Zeytinde en yaygın tuzlama yöntemi hangisidir?

    Belgeye göre en yaygın yöntem salamura uygulamasıdır.

    İyotlu tuz zeytin üretiminde neden kullanılmaz?

    İyot, fermantasyonu bozar ve acı tat oluşumuna neden olur.

    Salamurada tuz oranı neden aşamalı olarak düşürülür?

    Amaç, laktik asit bakterilerini desteklerken bozulmayı engellemektir.

    Tamamen tuzsuz zeytin mümkün müdür?

    Belgeye göre tamamen tuzsuz zeytin ticari olarak sürdürülebilir değildir.

    Zeytin Üretiminde Kaliteyi Doğru Tuzla Sağlayın

    Zeytin üretiminde fermantasyon kontrolü ve raf ömrü, doğru tuz seçimiyle doğrudan ilişkilidir. Üretiminize uygun tuz çözümleri için Marmara Tuz web sitesini ziyaret edebilirsiniz.

    İletişim:

    Yarım Asırlık Tecrübe, Değişmeyen Kalite

    1974 yılında Sakarya’nın Serdivan ilçesinde başlayan üretim yolculuğumuz, bugün Marmara Tuz markasıyla yarım asrı aşan birikimi, yenilikçi bakış açısı ve küresel vizyonu bir araya getiren güçlü bir yapıya dönüşmüştür. Gıda, sağlık, endüstri ve hayvancılık gibi birçok farklı sektöre yönelik geliştirdiğimiz tuz çözümleriyle, güvenilir kaliteyi her taneye sığdırıyor; müşterilerimizin ihtiyaçlarını zamanında ve eksiksiz karşılamayı temel ilkemiz olarak benimsiyoruz.

    Kaliteyi iş kültürümüzün merkezine alarak; modern üretim teknolojilerini, sürdürülebilirlik anlayışını ve müşteri odaklı yaklaşımı harmanlıyoruz. Marmara Tuz olarak yalnızca bugünün taleplerini değil, geleceğin beklentilerini de karşılamayı hedefliyor; doğaya ve topluma duyarlı üretim anlayışımızla sektörde güvenin, istikrarın ve yüksek standartların simgesi olmaya devam ediyoruz.

    50 Yılı Aşkın Tecrübe ile Geleceğe Değer Katıyoruz

    ÜRÜN KATEGORİLERİMİZ

    SU YUMUŞATMA

    Şimdi İncele

    ENDÜSTRİYEL TUZLAR

    Şimdi İncele

    GIDA TUZLARI

    Şimdi İncele

    SAĞLIK TUZLARI

    Şimdi İncele

    BUZ ÇÖZÜCÜ TUZ

    Şimdi İncele

    HAYVAN BESLEME

    Şimdi İncele

    Marmara Tuz’un Güvencesiyle, Siz de Küresel Kaliteyle Tanışın. İhtiyacınıza en uygun tuzu bulun, küresel kaliteyle tanışın.

    Türkiye’den Dünyaya Uzanan Tuz Yolculuğu

    Sürdürülebilirlik

    Sektörde 50.yıl

    Müşteri Odaklılık

    Uzmanlık ve Deneyim

    Son Haberler

    7
    Giriş: Zeytin Üretiminde Tuz Neden Ana Hammaddedir?…
    11
    Giriş: Susam Sektöründe Tuzun Stratejik Rolü Susam…
    1
    Giriş: Sabun Üretiminde Tuzun Kritik Konumu Sabun üretiminde…
    6
    Giriş: Peynir Üretiminde Tuzun Anahtar Konumu Peynir…
    10
    Giriş: Et Ürünleri Sektöründe Tuzun Temel Rolü Et ürünleri…
    Untitled-1-Recovered

    Her Teslimatta Aynı Kalite, Aynı Değer!

    Ürün portföyümüz;

    • Sofralık ve endüstriyel tuz çeşitleri,

    • İyotlu ve rafine tuzlar,

    • Endüstri ve sağlık sektörlerine yönelik özel tuz türleri,

    • Ambalaj ve dağıtım çözümleri

    gibi geniş bir yelpazeyi kapsar.

    Tüm ürünlerimizi kendi mühendislik ve üretim ekibimizle titizlikle tasarlıyor, üretim süreçlerini etkin bir şekilde yönetiyor ve müşteri geri bildirimleri doğrultusunda sürekli iyileştiriyoruz. Her ürünümüz, kalite ve güvenilirliğiyle sektörde fark yaratır.

    Müşterilerimizin projeye özel ihtiyaçları doğrultusunda sunduğumuz özelleştirilmiş çözümler, Marmara Tuz’u klasik üreticilerden ayıran en önemli özelliklerimizden biridir. Böylece, tuzun üretimden dağıtıma kadar tüm süreçlerde verimli, güvenilir ve sürdürülebilir bir şekilde kullanılmasını sağlıyoruz.

    Marmara Tuz’da sürdürülebilirlik yalnızca bir tercih değil; temel sorumluluğumuzdur.

    Tüm üretim ve lojistik süreçlerimizi enerji verimliliği, kaynak tasarrufu ve çevresel duyarlılık ilkeleriyle şekillendirerek, geleceğin çevre dostu tuz çözümlerini geliştirmeye odaklanıyoruz.

    Yüksek verimliliğe sahip üretim teknolojilerimiz, çevreye duyarlı paketleme sistemlerimiz ve doğal kaynakları koruyan yaklaşımımız sayesinde; hem üretim süreçlerimizi optimize ediyor hem de karbon ayak izimizi azaltıyoruz. Böylece çevresel etkimizi en aza indirirken, daha yeşil ve sürdürülebilir bir geleceğe katkıda bulunuyoruz.

    Ar-Ge ve süreç iyileştirme alanındaki liderliğimiz yalnızca geliştirdiğimiz ürünlerle sınırlı değil; sektör genelinde enerji verimliliği ve sürdürülebilir üretim anlayışını da aktif olarak destekliyoruz. Taahhüdümüz açık: Doğal kaynakları korumak, gelecek nesillere daha temiz bir çevre bırakmak ve tuz üretimiyle sürdürülebilir değer yaratmak.

    Yarım Asırlık Tecrübe, Değişmeyen Kalite