Kategori: Sür Manşet

  • AKKUYU NGS’DE DÜNYA KADINLAR GÜNÜ ETKİNLİĞİ DÜZENLENDİ

    AKKUYU NGS’DE DÜNYA KADINLAR GÜNÜ ETKİNLİĞİ DÜZENLENDİ

    AKKUYU NGS’DE DÜNYA KADINLAR GÜNÜ ETKİNLİĞİ DÜZENLENDİ

    Katılımcılar etkinlikte kadınların projenin hayata geçirilmesinde sundukları katkıları ele aldılar 

    Rusya Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu Rosatom’un Mersin’de inşa ettiği Akkuyu NGS sahasında, Dünya Kadınlar Günü etkinliği düzenlendi. Etkinliğe, Rus üniversitelerinde uzmanlık eğitimi almış kadın mühendisler ile Türk uzmanlar katıldı.

    Uzmanlar ve AKKUYU NÜKLEER A.Ş.’nin mühendislik ve üretim birimlerinde görevli kadın çalışanları, santralin inşaat sahasındaki etkinlikte kadınların projenin hayata geçirilmesinde sundukları katkıları ve toplumsal cinsiyet eşitliğine dair konuları değerlendirdi.

    Etkinlikte konuşan AKKUYU NÜKLEER A.Ş. Genel Müdürü Sergei Butckikh, katılımcılarının 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladı. Kadınların Akkuyu NGS projesinin yapım sürecindeki katkılarına dikkati çeken Butckikh, şunları söyledi: “Akkuyu NGS sahasında 3 binden fazla kadın çalışıyor ve AKKUYU NÜKLEER A.Ş. bünyesinde kadın istihdam oranı %30 civarında. Bir nükleer güç santrali inşa eden ve gelecekte işletmecisi olacak bir şirket için bu oran, dünya ortalamasının üzerindedir. Cinsiyet farkı gözetmeksizin her uzmana kariyer ve mesleki gelişim için eşit fırsatlar sunmaya öncelik veriyoruz. Hemen her birimde görevli kadın çalışanlarımız, nitelikli birer uzman ve yöneticidir. NGS’nin güvenliği için her gün önemli kararlar alıyorlar; onlarla gurur duyuyoruz!”

    AKKUYU NÜKLEER A.Ş. Lisanslama Destek Birimi Baş Uzmanı Elif Uğur da şu ifadeleri kullandı: “Lisanslama bir formalite değil, güvenliğin temelidir. İnşaat ve işletme hazırlığının her aşaması ulusal ve uluslararası standartlara göre denetleniyor. Mesleki gelişimim, bu sorumluluğu taşımaktan geçiyor. Santralin daha işletmeye alınmadan en katı güvenlik kriterlerine uygun olmasını sağlıyoruz.”

    Etkinlik kapsamında, santralin 4 ünitesini gören panoramik manzaralı seyir terasında, katılımcılar için geleneksel Rus Hohloma sanatı üzerine bir atölye çalışması da düzenlendi. Bu sanatsal atölye çalışması ile projenin önemli kilometre taşlarından olan ve 2025 Kasım ayında yapılan “Akkuyu NGS sahasına Dördüncü Güç Ünitesi için reaktör basınç kabının ulaştırılması” işlemine de atıfta bulunulmuş oldu. Basınç kabı, sevkiyat sırasında Hohloma motifleri içeren dekoratif süslemeli bir örtüyle taşınmıştı. Katılımcıları yönlendiren atölye eğitmeni, Rus Hohloma desenleri ile geleneksel Türk Tezhip sanatı arasındaki benzerliğe de vurgu yaptı. Bu benzerlik, etkinliğe kültürel bir derinlik kattı.

  • KEFEK Başkanı Erdoğan’ın 8 Mart Mesajı Kadınlar Türkiye Yüzyılı’nın Lokomotifi Olacak

    KEFEK Başkanı Erdoğan’ın 8 Mart Mesajı Kadınlar Türkiye Yüzyılı’nın Lokomotifi Olacak

    KEFEK Başkanı Erdoğan’ın 8 Mart Mesajı
    Kadınlar Türkiye Yüzyılı’nın Lokomotifi Olacak

    TBMM KEFEK Başkanı ve AK Parti Sakarya Milletvekili Çiğdem Erdoğan, yaptığı yazılı açıklama ile 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladı. Erdoğan, “Kadına değer veren bir siyasi anlayışın temsilcisi olarak Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde, Türk kadınını Türkiye Yüzyılı inşasının lokomotifi yapma hedefindeyiz.” dedi.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu (KEFEK) Başkanı ve AK Parti Sakarya Milletvekili Çiğdem Erdoğan, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin bir mesaj yayımladı. 8 Mart’ın yalnızca bir anma ve kutlama günü olmadığına değinen Erdoğan, “Kadınların karşı karşıya olduğu meseleleri değerlendirdiğimiz, yapılan çalışmaları gözden geçirdiğimiz ve yeni hedefler ortaya koyduğumuz önemli bir farkındalık ve muhasebe vesilesi olduğuna inanıyorum.” diye konuştu.

    Fırsat Eşitliği Kamu Politikalarının Temel İlkelerinden Biridir

    TBMM KEFEK Başkanı Çiğdem Erdoğan, yaptığı açıklamada “Kadın; emeği, azmi ve kararlılığıyla bulunduğu her ortama değer katan, hayatın her alanında dönüştürücü bir güce sahip olan bir varlıktır. Kadınların toplumsal hayatın her alanında daha güçlü şekilde yer alması, ülkemizin gelişmesi ve toplumsal refahın artması açısından büyük önem taşımaktadır. Bu doğrultuda bizler karar alıcılar olarak kadınların önündeki engelleri kaldırmak, fırsatlara eşit erişimlerini güçlendirmek ve kendi hayatlarına dair özgür tercihler yapabilecekleri imkânları genişletmek için çalışmaya devam ediyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu olarak, kadınların eğitimden çalışma hayatına, sosyal yaşamdan karar alma mekanizmalarına kadar her alanda daha güçlü şekilde yer alabilmesi için çalışmalar yürütüyoruz. Fırsat eşitliğini yalnızca bir hedef olarak değil, kamu politikalarının temel ilkelerinden biri olarak görüyoruz.” ifadelerini kullandı.

    Kadınlar AK Parti ile Özgürlüğüne Kavuştu

    AK Parti’nin kadınlara her alanda özgürlükler getirerek önlerini açtığının altını çizen Milletvekili Erdoğan “Kadına değer veren bir siyasi anlayışın temsilcisi olarak Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde, Türk kadınını Türkiye Yüzyılı inşasının lokomotifi yapma hedefindeyiz. ‘Kadın demek insanlığın yarısı demektir’ anlayışı ile kadınların hayatın her alanında daha etkin, daha görünür ve daha güçlü olması için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz. İktidarımız döneminde kadınlar için birçok kazanımı hayata geçirdik. AK Parti öncesinde ikna odalarında özgürlükleri kısıtlanan hanımefendiler AK Parti ile özgürlüğüne kavuştu. O günlerde kamudan içeriye giremeyen insanların çocukları bugün kamu ve özel sektörde özgürce çalışabiliyor. TBMM’den kovulan kadınlar bugün siyasetin baş aktörlerinden olabiliyor. Bunlar Türkiye’nin en önemli kazanımlarındandır. Şimdi artık kadınlar için elde edilen kazanımları bir ileri aşamaya taşıyıp her alanda fırsat eşitliğini hedefliyoruz.” dedi.

    Savaşların En Büyük Mağdurları Kadınlardır

    Savaş ve çatışmalardan en çok etkilenenlerin kadınlar olduğuna değinen Erdoğan, açıklamasının devamında şu ifadelere yer verdi: Öte yandan, günümüzde dünyanın birçok bölgesinde yaşanan savaşlar ve iç çatışmaların en büyük mağdurlarının maalesef yine kadınlar ve çocuklar olduğu gerçeğini unutmamak gerekir. Gazze’de yaşanan insani dram başta olmak üzere farklı coğrafyalarda süren çatışmalar, kadınların hayatını derinden etkilemekte; onları evlerinden, düzenlerinden ve sevdiklerinden koparmaktadır. Ailelerini ayakta tutmaya çalışan kadınlar, savaşın en ağır yükünü omuzlamakta ve çoğu zaman zorlu göç yollarında hayata tutunma mücadelesi vermektedir. Bu nedenle savaşların ve şiddetin her türünün bir an önce son bulması, yalnızca bugünün değil, insanlığın ortak geleceği açısından da hayati bir önem taşımaktadır.

    Bu düşüncelerle 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyor, başta şehit anneleri olmak üzere tüm kadınlarımıza saygılarımı sunuyorum.

  • Başkan Alemdar: “Şehrimiz ulaşımında tarihi bir dönüm noktası olacak”

    Başkan Alemdar: “Şehrimiz ulaşımında tarihi bir dönüm noktası olacak”

    Bakan Uraloğlu tarihi verdi, tramway hattı ihaleye çıkılıyor:

    Başkan Alemdar: “Şehrimiz ulaşımında tarihi bir dönüm noktası olacak”

    Türkiye’nin ilk yerli ve milli hızlı treni test sürüşüne çıkarılırken, Ulaştırma Bakanı Abdulkadir Uraloğlu Sakarya’ya Adapazarı–Serdivan–Kampüs tramvay hattı ihalesinin önümüzdeki hafta ilan edileceğini açıkladı. Başkan Yusuf Alemdar, “Adapazarı–Serdivan–Kampüs tramvay hattımızın yapım ihalesi önümüzdeki hafta ilana çıkıyor. Şehrimiz ulaşımında tarihi bir dönüm noktası olacak raylı sistem hattı için tüm hazırlıklarımızı bitirdik. İnşallah raylı sistem yatırımlarıyla Sakarya’mız hem modern hem çevreci bir ulaşım altyapısına kavuşacak. Sakarya’mıza hayırlı olsun” dedi.

    Türkiye’nin ilk yerli ve milli elektrikli hızlı treninin raylara iniş töreni için Sakarya’ya gelen Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Sakarya’da hayata geçirilmesi planlanan raylı sistem projesine ilişkin müjdeli haberi paylaştı.

    Önümüzdeki hafta ihale ilanını yapıyoruz

    Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Uraloğlu, “Adapazarı–Serdivan–Kampüs tramvay hattımızın ihalesini Büyükşehir Belediyemiz ve Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğümüz olarak başlatacağız. Cumhurbaşkanımızın talimatıyla yapım görevini biz üstlendik. Önümüzdeki hafta ihale ilanını yapıyoruz. Sakarya’mıza hayırlı uğurlu olsun. Raylı sistem üreten Sakarya’ya bu yakışır” dedi.

    Sakarya ulaşımının dönüm noktası olacak

    Bakan Uraloğlu’nun müjdesini verdiği raylı sistem ihalesinin şehrimize hayırlı uğurlu olmasını dileyen Başkan Yusuf Alemdar, “Ulaştırma ve Altyapı Bakanımız Abdulkadir Uraloğlu açıkladı. Adapazarı–Serdivan–Kampüs tramvay hattımızın yapım ihalesi önümüzdeki hafta ilana çıkıyor. Şehrimiz ulaşımında tarihi bir dönüm noktası olacak raylı sistem hattı için tüm hazırlıklarımızı bitirdik. İnşallah raylı sistem yatırımlarıyla Sakarya’mız hem modern hem çevreci bir ulaşım altyapısına kavuşacak” dedi.

    Teşekkür mesajı

    Başkan Alemdar ayrıca, “Şehrimize sağladığı destekler için başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere Ulaştırma ve Altyapı Bakanımız Abdulkadir Uraloğlu’na, AK Parti Genel Başkan Yardımcımız Ali İhsan Yavuz’a, TBMM KEFEK Başkanımız Çiğdem Erdoğan’a, milletvekillerimize, Cumhur İttifakı il başkanlarımıza ve emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyorum. Şehrimize hayırlı olsun” ifadelerini kullandı.

    Tüm zemin etütleri tamamlanan 17 kilometrelik Adapazarı–Serdivan–Kampüs tramvay hattı şu güzergâhlarda hizmet verecek:

    “Ana Hat”: Yeni Sakaryaspor Stadyumu – 15 Temmuz Bulvarı – Yeni Cami – Demokrasi Meydanı – Kudüs Caddesi – Orta Garaj – Çark Caddesi – Muhsin Yazıcıoğlu Bulvarı – Tunatan Kavşağı

    “Birinci Kol”: Medeniyet Bulvarı – Sakarya Üniversitesi Kampüsü

    “İkinci Kol”: 2. Cadde – Sapak Camii – Mehmet Akif Ersoy Caddesi – Serdivan Spor Salonu – Yazlık Kavşağı

  • Polisan Holding, 2025 yılı finansal sonuçlarını açıkladı

    Polisan Holding, 2025 yılı finansal sonuçlarını açıkladı

    Polisan Holding, 2025 yılı finansal sonuçlarını açıkladı

    Polisan Holding, 2025 yılında 6,4 milyar TL konsolide gelir ve 1,1 milyon TL Faiz, Amortisman ve Vergi Öncesi Kâr (FAVÖK) elde etti.

    Şirket, küresel ve yerel ekonomik koşullardaki zorluklara rağmen operasyonel verimliliğini ve bilanço disiplinini korumaya odaklanırken, 2025 yılında stratejik öncelikleri doğrultusunda önemli yeniden yapılanma adımlarını hayata geçirmiştir. Bu kapsamda boya grubu iştiraklerinin kısmi bölünme yoluyla ayrıştırılması tamamlanmış; operasyonel performansı uzun süredir baskı altında olan Polisan Hellas’ta faaliyetler durdurularak pay satış süreci başlatılmış ve söz konusu süreç Ocak 2026 itibarıyla tamamlanmıştır.

    Portföy yapısında gerçekleştirilen düzenlemelerin orta vadede finansal performansın daha sağlıklı bir zemine oturmasına katkı sağlaması hedeflenmektedir.

    2025 yılı finansal sonuçları üzerinde; Polisan Hellas kredilerinin Holding’e taşınmasına bağlı kur farkı giderleri, yatırım amaçlı gayrimenkullerde kaydedilen değer düşüklüğü ve VUK kapsamında enflasyon muhasebesinin yılın son çeyreğinde sona ermesine bağlı olarak kaydedilen ertelenmiş vergi giderleri etkili olmuştur. Bunun yanında özkaynak yöntemiyle değerlenen yatırımlardan kaydedilen zarar net dönem sonucu üzerinde ilave baskı oluşturmuştur. Enflasyon ile döviz kuru arasındaki makasın açılması ve hem yurt içi hem Avrupa pazarlarında talep daralması operasyonel kârlılğı etkileyen unsurlar arasında yer almıştır.

    Söz konusu etkilerin önemli bir bölümü, yıl içerisinde gerçekleştirilen portföy yeniden yapılanması ve muhasebesel düzenlemelerden kaynaklanmaktadır.

    POLİSAN HELLAS’A İLİŞKİN GELİŞMELER

    Polisan Holding, Haziran 2025’te faaliyetleri durdurulan Polisan Hellas S.A.’nın paylarının satış sürecini Ocak 2026 itibarıyla tamamlamıştır. Bu kapsamda Polisan Hellas’taki payların tamamı Polar Teknoloji Yatırım A.Ş. aracılığıyla nihai alıcılar olan Ilvief S.A. ve Sunrise Hellas M.I.K.E.’ye devredilmiş olup, işlemle birlikte Polisan Holding’in söz konusu şirketteki pay sahipliği sona ermiştir.

    Polisan Hellas, Avrupa PET pazarında son yıllarda yaşanan talep daralması, yüksek enerji maliyetleri ve artan rekabet nedeniyle uzun süredir zayıf bir faaliyet performansı sergilemiştir. Şirketin geçmiş yıllarda oluşan zararları ve yüksek borçluluk seviyesi dikkate alınarak, finansal borçların yönetilmesi ve teknik iflas riskinin ortadan kaldırılması amacıyla 2025 yılı içerisinde Polisan Holding tarafından önemli tutarda sermaye artışı gerçekleştirilmiş ve söz konusu kaynak finansal borçların kapatılmasında kullanılmıştır. Bu çerçevede satış bedeli, geçmiş yatırım tutarlarından bağımsız olarak şirketin satış tarihindeki faaliyet durumu, finansal yapısı ve gelecekte yaratması beklenen ekonomik değer dikkate alınarak belirlenmiştir.

    “STRATEJİK ÖNCELİKLERİMİZE ODAKLANDIK”

    Polisan Holding İcradan Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Esra Yazıcı yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: “2025 yılı, küresel ve yerel ölçekte zorlu makroekonomik koşulların etkisini sürdürdüğü bir dönem oldu. Bu süreçte Polisan Holding olarak operasyonel verimliliğimizi korumaya, mali disiplinimizi güçlendirmeye ve stratejik önceliklerimiz doğrultusunda portföyümüzü daha odaklı bir yapıya dönüştürmeye yönelik önemli adımlar attık. Yıl içinde gerçekleştirdiğimiz yeniden yapılanma kararlarının, önümüzdeki dönemde daha sade ve güçlü bir bilanço yapısı ile sürdürülebilir büyüme için sağlam bir zemin oluşturacağına inanıyoruz.”

  • OMSAN’da Her iki Beyaz Yakalıdan Biri Kadın

    OMSAN’da Her iki Beyaz Yakalıdan Biri Kadın

    Lojistik sektörünün öncü şirketlerinden OMSAN Lojistik, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında gerçekleştirdiği özel etkinlikle kadın emeğine ve fırsat eşitliğine verdiği önemi bir kez daha ortaya koydu.

    Sektörde kadın çalışan sayısının sınırlı olduğu yönündeki yaygın algının aksine, OMSAN’da her iki beyaz yakalı çalışandan biri kadın. Üstelik şirketin yönetim kadrolarında da kadın çalışanların güçlü temsili dikkat çekiyor.

    8 Mart’ın anlam ve önemine uygun olarak OMSAN’da çalışan tüm kadınlara, yine kadın emeğiyle hazırlanan özel hediye paketleri ulaştırıldı. Günün ilk saatlerinde ise erkek çalışma arkadaşları, kadın mesai arkadaşlarını kapıda çiçeklerle karşılayarak anlamlı bir jest gerçekleştirdi.

    Günün sembolü olan mor renk de OMSAN’da dayanışmanın simgesi oldu. Kadın çalışanlar yakalarına mor kokart takarken, erkek çalışanlar da desteklerini göstermek amacıyla mor kurdele taktı.

    Hazırlanan hediyeler şirket bünyesinde görev yapan tüm mavi ve beyaz yakalı kadın çalışanlara ulaştırıldı. OMSAN’ın yurt dışı operasyonlarında görev yapan kadın çalışanlar için de özel paketler hazırlandı.

    Son dönemde yakaladığı büyüme ivmesiyle dikkat çeken OMSAN Lojistik, bu çalışmayla kurum kültürünün temel unsurlarından biri olan fırsat eşitliği ve kadın emeğine verdiği değeri bir kez daha güçlü biçimde ortaya koydu.

    Sektördeki Algının Aksine Güçlü Kadın Temsili

    Lojistik sektöründe kadın çalışan sayısının sınırlı olduğu yönündeki yaygın algının aksine OMSAN, güçlü kadın temsiliyle öne çıkan şirketlerden biri.

    Şirket genelinde 115’i beyaz yakalı, 84’ü mavi yakalı olmak üzere toplam 199 kadın çalışan görev yapıyor.

    Genel Müdürlük kadrosunda ise 83 kadın ve 102 erkek çalışan bulunuyor. Yönetici pozisyonlarında görev yapan kadın çalışan sayısının da erkeklerden fazla olması, OMSAN’ın bu alandaki dikkat çekici profilini ortaya koyuyor.

    Bu yönüyle OMSAN, hem OYAK şirketleri içinde hem de lojistik sektöründe kadın temsili açısından öne çıkan kurumlardan biri olarak konumlanıyor.

    Arıburnu: “Eşitlik Bizim İçin Bir Tercih Değil, Kurumsal Bir Taahhüt”

    OMSAN Yönetim Kurulu Başkanı Ergun Arıburnu, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı:

    “İş dünyasında gerçek başarı yalnızca rakamlarla ölçülmez. Bizim için sürdürülebilirlik, fırsat eşitliğinin kurum kültürümüze kök salmasıdır.

    Bugün lojistik grubumuzun her kademesinde sınırları zorlayan kadın çalışma arkadaşlarımızı saygı ve takdirle selamlıyorum. Sizlerin entelektüel birikimi ve fark yaratan liderliği yalnızca iş sonuçlarımıza değil, kurumumuzun ruhuna da değer katıyor.

    Eşitliği bir tercih değil, sarsılmaz bir kurumsal taahhüt olarak görüyoruz. Bu nedenle her gün daha adil ve kapsayıcı bir çalışma iklimi inşa etme sözümüzün arkasındayız. Çünkü biliyoruz ki güçlü yarınlar ancak eşit fırsatlarla kurulur.

    Varlığıyla işimizi ve dünyayı güzelleştiren tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun”

  • Federasyon Başkanı Ali Karaca’dan Sakarya’da Mehmet Demir’e destek

    Federasyon Başkanı Ali Karaca’dan Sakarya’da Mehmet Demir’e destek

    Türkiye Sebzeciler-Meyveciler ve Seyyar Pazarcılar Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Ali Karaca Sakarya da

    Federasyon Başkanı Ali Karaca’dan Sakarya’da Mehmet Demir’e destek

    Türkiye Sebzeciler-Meyveciler ve Seyyar Pazarcılar Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Ali Karaca, Sakarya’da esnaf temsilcileriyle bir araya gelerek sektörün sorunları ve beklentileri üzerine değerlendirmelerde bulundu. Gerçekleşen buluşmada esnaf ve sanatkârların talepleri dinlenirken, karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu.

     

    Esnaf temsilcileri bir araya geldi

    Türkiye Sebzeciler-Meyveciler ve Seyyar Pazarcılar Federasyonu Başkanı Ali Karaca, Bolu Pazarcılar Odası Başkanı Albay Tatü ile birlikte Adapazarı’nda bir dizi ziyaret gerçekleştirdi. Ziyaret kapsamında Sakarya Sebzeciler ve Meyveciler Esnaf Odası Başkan Adayı Mehmet Demir’e misafir olan Karaca ve beraberindeki heyet, esnaf temsilcileriyle bir araya geldi. Gerçekleşen buluşmaya Adapazarı Seyyar Pazarcılar Esnaf Odası Başkanı Yekta Tepe ile Adapazarı Şoförler ve Otomobilciler Esnaf Odası Başkanı Ali Bektaş da katıldı. Samimi bir ortamda gerçekleşen toplantıda esnaf ve sanatkârların gündemdeki konuları ele alındı.

    Esnafın talepleri değerlendirildi

    Toplantıda pazarcı esnafının karşılaştığı sorunlar, sektörün mevcut durumu ve çözüm önerileri üzerine karşılıklı fikir alışverişinde bulunuldu. Esnaf ve sanatkârların taleplerini dinleyen Federasyon Başkanı Ali Karaca, birlik ve dayanışma içerisinde hareket edilmesinin önemine dikkat çekti. Ziyaret sırasında yapılan sohbetlerde esnafın beklentileri ve sektöre yönelik yapılabilecek çalışmalar da gündeme gelirken, karşılıklı görüş alışverişiyle fikirler paylaşıldı.

    Karaca’dan Mehmet Demir’e teşekkür

    Program sonunda Federasyon Başkanı Ali Karaca, misafirperverliği ve ilgisi dolayısıyla Sakarya Sebzeciler ve Meyveciler Esnaf Odası Başkan Adayı Mehmet Demir’e teşekkür etti. Karaca, esnafın her zaman yanında olduklarını belirterek birlik ve beraberlik içerisinde çalışmaya devam edeceklerini ifade etti.

  • Standart ölçülere uygun olmayan, üzerinde mühür ve diğer güvenlik özellikleri bulunmayan ve mevzuata aykırı şekilde basılmış APP plakaların kullanımı yasaktır

    EGM’den araç plakası uygulamalarına ilişkin açıklama
    Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM), Türkiye’de kullanılmakta olan standart plakaların Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu (TŞOF) tarafından basılan ve üzerinde mühür ile birlikte diğer güvenlik özellikleri bulunan plakalar olup herhangi bir değişim zorunluluğu bulunmadığını bildirdi
    EGM’nin NSosyal hesabından yapılan açıklamaya göre, son dönemde araç plakalarına ilişkin uygulamalar hakkında kamuoyunda çeşitli sorular ve bilgi kirliliği oluştuğunun görüldüğü ifade edildi.

    Açıklamada, “Türkiye’de kullanılmakta olan standart plakalar, TŞOF tarafından basılan ve üzerinde mühür ile birlikte diğer güvenlik özellikleri bulunan plakalar olup herhangi bir değişim zorunluluğu bulunmamaktadır.” ifadeleri kullanıldı.

    APP (standart dışı) plaka kullanımı durumunda plaka değişimi veya yeniden basımı gerektiği ifade edilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Ancak aşağıdaki durumlarda plaka değişimi veya yeniden basımı gerekmektedir. Standart ölçülere uygun olmayan, üzerinde mühür ve diğer güvenlik özellikleri bulunmayan ve mevzuata aykırı şekilde basılmış APP plakaların kullanımı yasaktır. Bu durumda araç sahiplerinin, Polis veya Jandarma birimlerine başvurarak kayıp/tespit işlemi yaptırması, noter aracılığıyla yeni plaka başvurusunda bulunması, TŞOF tarafından yetkilendirilen birimlerde plakalarını bastırmaları gerekmektedir.”

    TŞOF mühürlü plakaların nitelik ve ölçüleri değiştirilmiş olması durumuna ilişkin araç sahiplerinin noterden plaka basım talep belgesi alarak, TŞOF yetkili plaka basım noktalarında aynı plakanın yeniden basımını yaptırabileceği belirtilen açıklama, şöyle devam etti:

    “Standart dışı plaka kullanımının tespiti halinde idari para cezası uygulanmakta olup araçlar plakaları uygun hale getirilene kadar trafikten men edilebilmektedir. Standart dışı plaka takılı araçlara yönelik denetimler, 1 Nisan 2026 tarihine kadar rehberlik ve bilgilendirme amaçlı yapılacak olup vatandaşlarımızın herhangi bir mağduriyet yaşamamaları için araçlarında yalnızca mevzuata uygun, TŞOF mühürlü standart plakaları kullanmaları önemle hatırlatılmaktadır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”

  • ABD-İsrail ve İran arasındaki savaş, uluslararası hukuk ve etik açıdan meşruiyetten uzak

    Bölgemizde Yaşanan ABD-İsrail Merkezli Haksız İran Savaşı Tartışması ve Olası Yaşanacak Sorunlar
    ABD-İsrail’in İran’a Saldırılarının Etkileri -1
    İbrahim Ortaş, iortas@cu.edu.tr.
    İnsanlığın Tarihi Gelişiminde Haklılığı Olmayan Savaşlar
    ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı saldırı devam etmektedir. ABD ve İsrail’in son yıllarda uluslararası hukuku göz ardı ederek ve kendi ülkelerinin meşru yasama organlarından dahi izin almadan başlattıkları bu savaşın uzaması, küresel ölçekte tedirginlikleri artırmaktadır. ABD ve İsrail ile İran arasında herhangi bir komşuluk ilişkisi bulunmaması ve meşru müdafaa kapsamında değerlendirilebilecek bir olayın yaşanmamış olması, bu savaşın gerekçesinin sorgulanmasına yol açmaktadır. Senin yönetimini beğenmiyorum. Seni nükleer silah üretiyorsun. Senin varlığın İsrail için tehdit olduğunu söyleyerek İran’a saldırıyorlar. ABD Başkanı Trump, CNN’e verdiği demeçte, “İran ileride İsrail ve ABD ile iyi geçinmelidir.  Ayrıca, “İran’ın yeni yöneticisini ben belirlerim” diyor”. Dünyada Birleşmiş Milletler’e üye 200 devlet bulunuyor. Bu ülkelerin kendilerine özgü yönetim anlayışları vardır. Her ulusun kendi kaderini tayin etme hakkı diye bir kavram var. İnsanlık tarihinin son 10 bin küsur yıllık serüveninde insanlar doğanın sunduğu besin kaynakları, coğrafi uygunluk ve sonrasından yarattıkları eğitim olanakları ile farklılaştılar. Günümüzde dünya ülkelerinin bir grubu, özellikle Kuzeybatı ülkeleri, diğer bölgelerden eğitim, bilim ve teknolojik yönden farklılaştı. Bu ülkeler bugün dünyanın diğer bölgelerine baskı uyguluyorlar. Bu farklılıkların korunması için çıkarlarına göre birlikte davranmaktan da geride kalmıyorlar. En son 70 binden fazla insanın öldürüldüğü İsrail’in Gazze’ye saldırısı ABD’nin İsrail’i desteklemesi ve lojistik destek sunmasıyla çoğu kişinin tepkisine neden oldu. Şimdi de ABD-İsrail’in İran’a saldırısında da benzer durum görülüyor. Savaşın haksız, hukuksuz olduğu açık, ancak Avrupa ülkeleri savaşa karşı ses çıkarmıyor. Almanya Şansölyesi hemen ABD’ye Beyaz Saray’a giderek ABD’nin yanında olacağını belirterek İran’ın teslim olmasını istedi.  Hele saldırının ilk günü Tahran’da kız çocuklarının okuduğu okulun tonlarca bomba ile bombalanması sonrası 140 kız çocuğu öldü; bir kınama bile gelişmiş ülkelerden ve vatandaşlarından gelmedi. İkiyüzlülük ve çıkarcılığın insanlığın önüne geçtiği yalan dünya. Komşuluk ilişkisi olmayan, sınırlarına tecavüzün olmadığı bu tek taraflı İran’a saldırısına yol açan ABD-İsrail saldırısı asgari düzeyde dünyanın vicdanlı kesimlerince kabul edilmemelidir.
    Batı Dünyası Savaşa Taraf oldu
    Ülkenize işgal oluşursa, savaşlar zorunludur. Haklı savaşlar haklılık ile insanlığın tutumunu sağlar ki, önemli bir gelişme olarak da tanınır. Ancak haksız savaşlar, Mustafa Kemal Atatürk’ün belirttiği “Savaş zorunlu ve hayati olmalıdır; millet hayatı tehlikeye girmedikçe savaş bir cinayettir” sözü bugün daha çok önem kazanmaktadır. Yurtta barış, dünyada barış ifadesi ayrıca barışçı iç ve dış politikasının temelini ve insancıl savaş ahlakını bir kez zihnimize kazınmaktadır. Vatan savunması uğruna verilen zaruri savaşların dışındaki ekonomik ve siyasi sistemlerin inanç farklılıklarını bahane ederek bu çağda savaş başlatmak kabul edilmez.
    Aslında bu çağda herkesin eğitim aldığı bu dünyada, neden insanlar hâlen savaşlarla sorunların çözüleceğini bekliyor? Petrolün bölgede keşfi, İsrail’in son 70 yılda bölgede devşirme ile kurulması, haritaların başında cetvel ile değiştirilmesi ile başlayan, İsrail ve komşu devletlerin savaşları, İran-Irak savaşı, Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesi, Irak’ın işgali, Filistin-Gazze işgali ile devam eden kan gözyaşı hâlen devam ediyor.
    Savaşa Değil, Gıdaya Erişim Sorunu Yaşayanlara Yardım Edilmesi Daha Anlamlı Olurdu
    Uzun zamandır Batılıların bölgeyi birbirine karşı kışkırtması ve silahlandırmasıyla bölgenin petrol zenginliği hep Batı’ya aktarıldı. İran ile Irak arasında yaşanan silahlanma yarışı ve ardından gelen sekiz yıllık savaş, yaklaşık bir milyon insanın hayatını kaybetmesine yol açmıştır. Körfez ülkelerinin son yıllarda ABD tarafından zoraki silahlandırılması İran’a yapılan ABD-İsrail saldırısında işe yaramadığı bir kez daha anlaşılmış oldu.
    Dünyada silahlanmaya harcanan harcamalar ve zorunluluğu olmayan savaşlarda kullanılan milyar dolar, acaba 1 milyar aç insan için gıda ihtiyacı için kullanılsaydı Allah katında daha yararlı olmaz mıydı? Dünyada yaşanan çatışmalar, savaşlar ve iç kargaşalar, yoksulluk, göçler, ciddi insan dramları ve sosyal sorunlar oluşturmuş görünüyor.
    Son 8 gündür devam eden savaşın gidişatı, önümüzdeki dönemde bölgede ve dünyada ciddi kırılmaların ve dönüşümlerin olacağını hissettiriyor.
    Sonuçta özet olarak,
    Dünden bugüne insanlık tarihinde bitmez tükenmez anlamsız savaşlarda çok sayıda genç insan değişik nedenlerle savaşlara gönderildi. Günümüz ileri teknoloji çağında, uluslararası ilişkiler bağlamında hiçbir haklılığı olmayan son ABD-İsrail ve İran arasındaki savaş, uluslararası hukuk ve etik açıdan meşruiyetten uzak. Ne yazık ki BM ve savaşın tek taraflılığı tartışması bile yapılmamaktadır. Özellikle ileri teknolojinin sağladığı üstünlükle büyük güçlerin askeri müdahaleleri kendi hakkıymış gibi istemediği yönetimleri ve yöneticilerini ortadan kaldırması çağa yakışır değildir. Tam bir “haydutluk” ve “rajon kesiciliktir”. Diğer tarafta saldırıya uğrayan ülkelerin meşru müdafaası bile yine ellerindeki basın gücü ile bastırılmakta ve haber edilmemektedir. Haklılığı olmayan bu üstenci savaşçı ve ahlak ilkesine dayanmayan küresel sistemde çifte standartlar bulunduğu iddia edilmektedir.
    Savaşların bölgesel çatışmaları derinleştirdiği, insan, mal ve değerlerin kayıplarına ve insani krizlere yol açtığı şimdiden görülmeye başlandı. Savaş için harcanan ekonomik kaynakların yoksulluk ve açlıkla mücadele gibi küresel sorunların çözümünde kullanılması sağlanmış olsaydı, hem daha insani olacaktı hem de kan ve gözyaşları yaşanmayacaktı.
    Sonuç olarak, günümüz dünyasında bu tür akla, vicdana ve erdemliliğe uygun olmayan ilkel anlayışlara dayalı savaşlara karşı uluslararası toplumların yeniden örgütlenerek barış, insan hakları ve adalet ilkeleri doğrultusunda daha tutarlı bir tutum geliştirmesi kaçınılmazdır.
  • Nazan Moroğlu: “Kadına yönelik şiddet insan hakları ihlalidir”

    Nazan Moroğlu’ndan 8 Mart Açıklaması

    Nazan Moroğlu: “Kadına yönelik şiddet insan hakları ihlalidir. Dijital şiddet de, cinsiyete dayalı eşitsizliğin yol açtığı ve çözüm bekleyen bir sorundur”

    Avukatlar Vakfı Başkan Yardımcısı ve Türkiye’nin ilk kadın hukuku uzmanı Av. Nazan Moroğlu, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında yaptığı açıklamada, kadınların zorla evlendirildiğini, çalışabilmesi halinde de erkeklerle eşit işe eşit ücret alamadığını, kadına yönelik şiddetin, kadın cinayetlerinin durdurulamadığını vurgularken; yapay zeka teknolojilerinin toplumsal cinsiyet kalıplarını derinleştirdiğine dikkat çekti.

    Avukatlar Vakfı Başkan Yardımcısı Av. Nazan Moroğlu, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklamasında, yapay zeka teknolojilerinin ataerkil toplumsal cinsiyet kalıplarını kökleştirdiğini, kontrolsüz bırakılırsa uzun yıllar yasalardan kadınlara karşı ayrımcılığın kaldırılması, eşit hakların yaşama geçirilmesi için verilen mücadelenin bu defa yapay zeka açısından yapılmak zorunda kalınacağını ifade etti.

    Moroğlu, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

    “Cinsiyete dayalı eşitsizliğin yol açtığı ve çözüm bekleyen bir sorun da kadınlara ve kız çocuklarına yönelik dijital şiddettir. Kadınlara yönelik dijital şiddetin önlenmesi, mağdurun korunması amacıyla düzenlenen Avrupa Konseyi GREVIO 1 No’lu “Kadınlara Yönelik Şiddetin Dijital Boyutu” Genel Tavsiyesi  20 Ekim 2021  tarihinde yayınlanmıştır.

    Yapay zeka, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine yol açar mı?

    Aslında, algoritmalar eşitlikçi bakış açısıyla yazılırsa, veriler cinsiyete dayalı ayrımcılık içermeden yüklenirse, yapay zeka da eşitsizlikleri algılayarak toplumsal cinsiyet eşitliği alanında ilerlemeyi sağlayabilir.

    Ancak, kontrolsüz bırakılırsa; yapay zeka teknolojileri ataerkil toplumsal cinsiyet kalıplarını kökleştirecektir. Uzun yıllar yasalardan kadınlara karşı ayrımcılığın kaldırılması, eşit hakların yaşama geçirilmesi için yaptığımız mücadeleyi, bu defa yapay zeka açısından yapmak zorunda kalacağız.

    “Kadın erkek eşitliği bir insan hakları konusudur”

    Mart ayında her yıl olduğu gibi bu yıl da 8 Mart gününden itibaren dünyada ve ülkemizde “kadın hakları, kadın sorunları” konuşulacak, çözüm önerileri paylaşılacak, kazanımlara sahip çıkılacak, geri adım girişimlerinden kaygılar da dile getirilecek.

    Tarih boyunca kadın ile erkek arasındaki biyolojik farklılık giderek toplumsal farklılığa dönüştürülüp  cinsiyetler arası eşitsizliğin meşru gerekçesi  yapılmıştır. Erkeğin kadına nazaran güçlü ve üstün olduğu düşüncesi yaşamın her alanında egemen olmuş ve yasaların düzenlenmesinde de ataerkil zihniyetin etkisi görülmüştür.

    Aslında bir  insan hakları  konusu olan  kadın erkek eşitliğinin, kamusal ve özel alanda tam anlamıyla sağlanması, hukukun, demokrasinin ve sürdürülebilir kalkınmanın temel kriteridir. Bu nedenle kadının insan hakları,  hukuk ve etik açısından  önemle ele alınmalı, hukuki düzenlemelerde yer verilen eşit haklar da özenle uygulanmalıdır. Ancak,  insan haklarına saygılı olmak genel kabul gören bir etik ilke olmasına rağmen  yasalarda eşit haklar tanınmış olsa da  kadınlara karşı ayrımcılıklar sürmektedir.

    Kadınlar, örneğin zorla evlendirilmek, çalışmasına izin verilmemek, çalışmasının karşılığında erkeklerle eşit ücret alamamak, şiddet görmek, namus adına öldürülmek gibi birçok  insan hakları ihlaline uğramaktadır. Uzun yıllar kadınların  “özel alan”  olarak nitelenen aile içi, ev içi sorunları görmezden gelinmiştir. Kadınlar  “kamusal alan” olarak nitelenen ev dışında çalışma yaşamında karşılaştıkları ayrımcılıkların kaldırılması için verdikleri mücadeleler görünür olmuş ve tarihte kayda geçmiştir.

    8 Mart bize bir kez daha hatırlatıyor ki; gerçek demokrasi ve sürdürülebilir kalkınma için öncelikle kadın erkek eşitliğinin sağlanması gerekiyor.”

  • Fark edilmeyen bir iç kopuş: Sessiz çatlama!

    Fark edilmeyen bir iç kopuş: Sessiz çatlama!

    Günümüzde ‘sessiz çatlama’nın giderek yaygınlaştığını belirten uzmanlar, kişinin işlevselliğini sürdürmesine rağmen işine ve ortamına duygusal bağını kaybetmesiyle ortaya çıkan bir süreç olduğunu söylüyor.

    Çoğu zaman dışarıdan bakıldığında herhangi bir sorun varmış gibi görünmediğini aktaran Klinik Psikolog İpek Erol, “Bu süreci yaşayan kişilerde sıklıkla tarif edilmesi zor bir huzursuzluk hali görülür. İçsel boşluk, anlamsızlık hissi, duygusal donukluk ya da bastırılmış öfke eşlik edebilir.” dedi. Bu süreçte kişinin klasik tükenmişlikten farklı olarak ne işi bırakmayı ne de geri çekilmeyi düşündüğünü kaydeden Erol, sessiz çatlamanın, uzun süre göz ardı edilen psikolojik ihtiyaçlardan beslendiğini ve etkilerini azaltmak için duyguları fark etmek, iş ve özel yaşam sınırlarını netleştirmek ve gerekirse psikolojik destek almak gerektiğini vurguladı.

    Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, işlevselliğin sürdürülebilmesine rağmen işe ve ortama duygusal olarak bağlanılamamasıyla ilerleyen ve fark edilmesi zor olan ‘sessiz çatlama’ süreci hakkında bilgi verdi.

    Dışarıdan her şey normal görünse de, kişi işine duygusal olarak bağlanamaz!

    Günümüzde gittikçe yaygın kullanılmaya başlanan ‘sessiz çatlama’ teriminin, kişinin işlevselliğini sürdürmesine rağmen iş hayatında; anlam, aidiyet ve duygusal bağlarını yitirmesiyle gelişen bir süreç olduğunu ifade eden Klinik Psikolog İpek Erol, “Bu durum ani bir kırılma ya da açık bir tükenme haliyle değil, daha çok fark edilmeden ilerleyen bir iç kopuş şeklinde yaşanır.” dedi.



    Kişinin işine devam ettiğini ve sorumluluklarını yerine getirdiğini aktaran Erol, “Hatta çoğu zaman dışarıdan bakıldığında herhangi bir sorun varmış gibi görünmez. Ancak iç dünyada, yapılan işle kurulan duygusal bağ zayıflamış, anlam duygusu aşınmış ve kişinin kendisini işe ait hissetme hali belirgin biçimde azalmıştır.” şeklinde konuştu.

    Kişi ne işi bırakmayı ne de açıkça geri çekilmeyi düşünür!

    Bu yönüyle sessiz çatlamanın, klasik tükenmişlikten ayrıldığına işaret eden Klinik Psikolog İpek Erol, şunları söyledi:

    “Tükenmişlikte duygusal bitkinlik, enerji kaybı ve işlevsellikte gözle görülür bir düşüş daha erken dönemde ortaya çıkar. Sessiz istifada ise kişi bilinçli olarak geri çekilir ve minimum çabayla çalışmayı tercih eder. Sessiz çatlamada durum daha belirsizdir; kişi ne işi bırakmayı ne de açıkça geri çekilmeyi düşünür. Sorun davranıştan çok, kişinin yaptığı işle ve bulunduğu ortamla kurduğu içsel bağın giderek kopmasıdır.”

    Sessiz çatlamanın temelinde uzun süre göz ardı edilen psikolojik ihtiyaçlar var!

    Bu süreci yaşayan kişilerde sıklıkla tarif edilmesi zor bir huzursuzluk hali görüldüğünü dile getiren Klinik Psikolog İpek Erol, “İçsel boşluk, anlamsızlık hissi, duygusal donukluk ya da bastırılmış öfke eşlik edebilir.” dedi.

    Zihinsel olarak sürekli ‘idare etme’ modunda olmak, otomatikleşmiş bir şekilde çalışmak ve yapılan işten eskisi kadar tatmin olmamak durumlarının yaygın olduğunu kaydeden Erol, “Kişi çoğu zaman neyin yanlış gittiğini tam olarak adlandıramaz; çünkü yaşanan durum tek bir olaydan değil, uzun süre göz ardı edilen psikolojik ihtiyaçlardan beslenir. Sessiz çatlamanın dışarıdan fark edilmesinin zor olmasının temel nedeni budur. Bu kişiler genellikle sorumluluklarını aksatmaz, şikâyet etmez ve beklentileri karşılamaya devam eder. Duygularını ifade etmekte zorlanan ya da yük olmamayı öğrenmiş bireylerde süreç daha da görünmez hâle gelir. Bu nedenle çevre tarafından ‘her şey yolunda’ algısı oluşurken, iç dünyada ciddi bir kopuş yaşanıyor olabilir.” açıklamasını yaptı.

    Önce içsel bağ zayıflar, ardından motivasyon ve performans düşer!

    Performans açısından bakıldığında, sessiz çatlamanın her zaman doğrudan bir düşüşle ilerlemediğine dikkat çeken Erol, “Çoğu zaman önce içsel bağ zayıflar, ardından motivasyon azalır ve ancak daha ileri aşamalarda performans etkilenmeye başlar.” dedi.

    Bu süreçte asıl kaybın, kişinin işe kattığı duygusal yatırım, yaratıcılık ve aidiyet hissi olduğuna değinen Erol, “Bu kayıp sayısal verilerle ölçülmediği için uzun süre gözden kaçabilir. Sessiz çatlamayı tetikleyen etkenler hem bireysel hem de örgütsel düzeyde ele alınabilir. Bireysel düzeyde sınır koyamama, sürekli sorumluluk alma, onaylanma ihtiyacının yüksek olması ve duyguları bastırma eğilimi öne çıkar. Örgütsel düzeyde ise işverenler tarafından görülmeme hissi, takdir eksikliği, belirsiz beklentiler, psikolojik güvenliğin zayıf olması ve yapılan işin anlam boyutunun göz ardı edilmesi bu süreci besleyebilir.” ifadelerini kullandı.

    Sessiz çatlamayı kişisel yetersizlik değil, bir uyarı sinyali olarak görmek gerekir!

    Sessiz çatlamayla başa çıkabilmek için önerilerde bulunan Klinik Psikolog İpek Erol, sözlerini şöyle tamamladı:

    “İlk adım, yaşanan durumu kişisel bir yetersizlik olarak değil, bir uyarı sinyali olarak ele almaktır. Bu noktada; kişi kendi duygusal durumunu fark etmeye ve adlandırmaya çalışmalı, yaptığı işle kendi değerleri arasındaki ilişkiyi yeniden değerlendirmeli, iş ve özel yaşam sınırlarını daha net hâle getirmeli, duygularını ifade edebileceği güvenli alanlar oluşturmalı ve gerekli durumlarda psikolojik destek almaktan kaçınmamalı.

    Sessiz çatlama çoğu zaman yüksek sesle dile getirilmeyen, hatta kişinin kendisinin bile tam olarak fark edemediği bir süreçtir. Ancak görmezden gelindikçe derinleşir. Bu nedenle erken fark edilmesi, hem bireyin ruhsal sağlığı hem de uzun vadeli işlevselliği açısından belirleyici bir öneme sahiptir.”