Kategori: Firmalar

Firmalar

  • Taşıyıcı Sisteme Müdahaleler Sistemin Bütünlüğünü Bozar, Sorumluluğu Değiştirir!

    Taşıyıcı Sisteme Müdahaleler Sistemin Bütünlüğünü Bozar, Sorumluluğu Değiştirir!

    TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Sakarya Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Semih UÇAR ve Yönetim Kurulunun, 6 Şubat Deprem Yargılamaları hakkında yaptığı basın açıklaması.
    Taşıyıcı Sisteme Müdahaleler Sistemin Bütünlüğünü Bozar, Sorumluluğu Değiştirir!

    Çatı ve Üst Kat Müdahaleleri:
    Sistemi Değiştirir, Riski Artırır, Sorumluluğu Yeniden Tanımlar

    Ülkemizin yaşadığı depremler, yalnızca doğal afet gerçeğini değil; yapı üretim, kullanım ve denetim süreçlerinde biriken ihmallerin ve yanlış uygulamaların ağır sonuçlarını da gözler önüne sermektedir. Bu nedenle deprem sonrası yürütülen yargılamaların adil, bilimsel ve bütünlüklü bir yaklaşımla ele alınması, sadece sorumluların cezalandırılması için değil, benzer acıların tekrar yaşanmaması için de hayati önemdedir.

    6 Şubat 2023 depremleri sonrasında yürütülen soruşturma ve kovuşturmadosyalarına yansıyan tespitler; çatı ve üst katlara yönelik yapılan esaslı müdahalelerin çok sayıda yapıda yaygın biçimde gerçekleştirildiğini, bu müdahalelerin binanın taşıyıcı sistemini doğrudan etkilediğini ve yıkım mekanizmasında belirleyici rol oynadığını açıkça göstermektedir.

    Çatı ve Üst Katlara Yönelik Yaygın Müdahaleler

    Uygulamada ve yargı dosyalarında sıklıkla karşılaşılan başlıca müdahaleler şunlardır:

    Çatıya güneş enerjisi panelleri ve su depoları yerleştirilmesi,
    Güneş enerjisi sistemi için yapılan tesisat geçişlerinde kolon, kiriş ve döşemelere zarar verilmesi,
    Çatının yaşam alanı değilken tadilatla yaşam alanına dönüştürülmesi,
    Çatı katının piyes kat haline getirilmesi,
    Son kattaki bağımsız bölümlerin dubleks hale dönüştürülmesi,
    Bir veya birden fazla kat ilavesi yapılması.

    Bu tür müdahaleler, binanın tasarlandığı ve inşa edildiği statik sistemi köklü biçimde değiştirmekte; taşıyıcı sistemin kütle, rijitlik ve dayanım özelliklerini bozarak deprem davranışını öngörülemez hale getirmektedir.

    Güneş Enerjisi Sistemlerinin Yarattığı İlave Yük ve Moment Etkisi

    Deprem sonrası soruşturma ve kovuşturma dosyalarında yapılan teknik incelemelerde, çatıya kurulan güneş enerjisi sistemlerinin (paneller, taşıyıcı konstrüksiyonlar, sıcak su ve akümülasyon depoları) yapıya 15 ton ile 350 ton arasında değişen ilave yükler getirdiği çok sayıda örnekle tespit edilmiştir. Bu yükler çoğu zaman herhangi bir statik proje, hesap veya mühendislik denetimi olmaksızın binaya eklenmiştir.

    Çatı ve üst katlara eklenen her ilave yükün yalnızca düşey bir etki oluşturmadığı; aynı zamanda binanın toplam yüksekliği kadar bir moment kolu ile çarpılarak, özellikle deprem sırasında ilave devrilme ve eğilme momentleri yarattığı unutulmamalıdır. Başka bir ifadeyle, çatıya eklenen her yük, binanın en dezavantajlı noktasında etki eden bir kuvvet haline gelmektedir.

    Bu tür ilave yükler; taban kesme kuvvetlerini artırmakta ve taşıyıcı elemanlarda öngörülmeyen iç kuvvet artışlarına neden olmaktadır. Özellikle zemin katı zayıflatılmış, taşıyıcı sistemi bozulmuş veya malzeme dayanımı zamanla azalmış yapılarda, çatıya eklenen bu yükler göçme riskini kritik düzeyde artırmaktadır. Bu nedenle güneş enerjisi sistemleri ve tasarım aşamasında dikkate alınmadığı halde çatıya eklenen diğer ilave yükler, “hafif ve zararsız” ekler olarak değil, taşıyıcı sisteme esaslı müdahale potansiyeli taşıyan uygulamalar olarak değerlendirilmelidir.

    Teknik Değerlendirme

    Çatı ve üst kat müdahaleleri yalnızca ilave yük getirmekle sınırlı değildir. Bu müdahaleler binanın kütle ve rijitlik dağılımını değiştirerek burulma etkilerini artırabilir, taşıyıcı elemanlarda kesit kaybına ve donatı zedelenmesine yol açabilir. Bu koşullar altında, taşıyıcı sistem bütünlüğü bozulan bir yapının deprem kuvvetlerine ilk projedeki kabullerle karşı koyması teknik olarak mümkün değildir.
    Özellikle kat ilave edilmesi durumunda tasarımda öngörülmediği halde eklenen yüke ilave olarak, binanın taşıyıcı sisteminin tamamen değişeceği, tasarlanan deprem davranışının geçersiz kalacağı, mühendislik hizmeti almadan gerçekleştirilen müdahaleler neticesinde davranışın çoğunlukla öngörülemez olacağı açıktır.

    Hukuki Değerlendirme

    Taşıyıcı sisteme esaslı müdahale niteliği taşıyan bu değişiklikler, nedensellik bağını ve objektif isnadiyet ilişkisini ortadan kaldırmaktadır. Yapım sürecinde görev alan mimar ve mühendislerin, yapı kullanıma açıldıktan sonra kendi iradeleri ve denetimleri dışında gerçekleştirilen bu tür müdahaleleri öngörmesi ya da engellemesi mümkün değildir. Bu nedenle, çatı ve üst kat müdahaleleriyle taşıyıcı sistemi değiştirilen binalarda meydana gelen yıkımlar, can kayıpları ve yaralanmalar bakımından ilk yapım aşamasında görev alan meslek mensuplarına ceza sorumluluğu yüklenmesi hukuka aykırıdır.

    Ortak Hukuki Çerçeve – Analiz, Nedensellik ve Sorumluluk

    Taşıyıcı sisteme esaslı müdahale içeren yapılarda, “ilk tasarlanan (orijinal) sistemin de analiz edilmesi gerektiği ve bu analiz sonucuna göre yapım aşamasında görev alan mimar ve mühendislerin de sorumlu tutulabileceği” yönündeki yaklaşım teknik ve hukuki açıdan hatalıdır. Zira tüm modelleme ve analizler kabuller içermektedir ve tasarlanan halin depremdeki davranışını yüzde yüz kesinlikle yansıtma kabiliyetine sahip değildir.

    Taşıyıcı sistem sonradan yapılan müdahalelerle değiştirildiğinde, artık ilk tasarlanan sistemin depremde nasıl davranacağına ilişkin değerlendirmeler kaçınılmaz biçimde şüphe içerir.

    Orijinal sistemin öngörülen davranışı ile müdahale sonrası fiili sistemin davranışı birbirinden kopmuştur. Bu durumda, ilk projeye dönülerek yapılan analizlerle netice arasında kesin bir nedensellik bağı kurulması mümkün değildir.

    Bu nedenle, taşıyıcı sistem bütünlüğü bozulmuş bir yapıda meydana gelen yıkım, can kaybı veya yaralanmalar bakımından; yalnızca ilk tasarlanan sistem üzerinden yapılan hesaplara dayanarak mimar ve mühendisler hakkında ceza sorumluluğu tesis edilmesi, ceza hukukunun temel ilkeleriyle bağdaşmaz. Nedensellik bağı hiçbir zaman kesin olarak ortaya konamıyorsa, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği sorumluluk yüklenemez. Bu ilke, teknik belirsizliklerin bulunduğu deprem yargılamalarında özellikle titizlikle gözetilmelidir.

    Esaslı müdahale varsa, ilk projeyi yapanların cezalandırılması hukuka aykırıdır. Değiştirilen sistemde, orijinal projeye bakarak sorumluluk kurulamaz. Taşıyıcı sistemi değiştiren tadilatlar, sorumluluk zincirini de değiştirir.
    Bu tür durumlarda asli sorumluluk;

    Müdahaleyi gerçekleştirenlere,
    Müdahaleye izin veren veya gözyumanlara,
    Esaslı tadilatları denetleme yükümlülüğünü yerine getirmeyen ilgili idarelere
    aittir.

    İmar Affı ve Yapı Kayıt Belgesi Sorumluluğu Ortadan Kaldırmaz

    Taşıyıcı sisteme esaslı müdahale içeren çatı ve üst kat tadilatları bakımından imar affından yararlanılmış olması veya yapı kayıt belgesi alınması, müdahaleyi yapanların ve denetim yükümlülüğünü yerine getirmeyen idarelerin hukuki ve cezai sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
    Yapı kayıt belgesi, taşıyıcı sistem güvenliğini sağlamaz; binanın deprem dayanımını artırmaz ve yapılan müdahaleleri teknik olarak meşrulaştırmaz.

    SONUÇ

    Çatı ve üst kat müdahaleleri, kolon kesme, zemin kat müdahaleleri ve taşıyıcı sisteme diğer müdahaleler kadar tehlikelidir. Bu müdahaleler binanın statik sistemini değiştirir, deprem güvenliğini azaltır ve sorumluluk zincirini yeniden tanımlar.

    Deprem sonrası yargılamalarda, gerçek sorumluların tespit edilebilmesi için bu tür esaslı tadilatların titizlikle araştırılması; sorumluluğun, taşıyıcı sistemi bozan müdahaleler üzerinden kurulması zorunludur. Aksi halde, sorumluluğu bulunmayan mimar ve mühendislerin cezalandırılması hem hukuk devleti ilkesine, hem de bilimsel gerçeklere aykırılık oluşturacaktır.

    TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası olarak, taşıyıcı sisteme yapılan her türlü esaslı müdahalenin karşısında durmaya; yaşam hakkının korunması için teknik vehukuki gerçekleri kamuoyuyla paylaşmaya devam edeceğimizi saygıyla duyururuz.

    Semih UÇAR

    TMMOB-İMO- İnşaat Mühendisleri Odası
    Sakarya Şube Yönetim Kurulu Başkanı

  • Zorlu Enerji’nin Ar-Ge projelerine uluslararası fon desteği

    Zorlu Enerji, Ar-Ge’de lider enerji şirketi olma yolunda kararlılıkla ilerliyor

    Zorlu Enerji’nin Ar-Ge projelerine uluslararası fon desteği

    Zorlu Enerji, UFUK Avrupa (Horizon Europe) programı kapsamında hayata geçirdiği 6 projesiyle toplamda 2,41 Milyon Euro hibe desteği alırken, Zorlu Enerji ve grup şirketleri genelinde eş zamanlı olarak yürütülen 25’e yakın Ar-Ge projesiyle alanındaki yetkinliğini güçlendirmeye devam ediyor. Zorlu Enerji Jeotermal Kaynaklar, Ar-Ge ve İnovasyon Grup Müdürü Ural Halaçoğlu, “Ar-Ge’yi tüm iş süreçlerimize entegre edebilme yetkinliğimizi sürekli geliştiriyoruz. Bu doğrultuda dünyadaki iyi uygulamaları yakından takip ediyor ve iş birliklerimizi güçlendirmeye odaklanıyoruz” dedi.

    Ar-Ge ve inovasyonu sürdürülebilir büyüme stratejisinin merkezine alan Zorlu Enerji, Avrupa Birliği tarafından araştırma, geliştirme ve inovasyon projelerine destek olmak amacıyla oluşturulan UFUK Avrupa (Horizon Europe) Programı kapsamında aldığı hibe destekleriyle, Türkiye’nin en başarılı sanayi kuruluşları arasında yer alıyor. 2018 yılından bu yana 17 Ar-Ge projesine toplamda 4,14 Milyon Euro ve yaklaşık 30 Milyon TL hibe desteği alan Zorlu Enerji, çevre, enerji, dijital alanda çığır açan çözümler geliştirmeye yönelik Ar-Ge çalışmalarını sürdürüyor.



    Zorlu Enerji’nin 6 Ar-Ge projesine 2,41 Milyon Euro hibe desteği

    Zorlu Enerji’nin dekarbonizasyon, dijitalizasyon ve desantralizasyon odaklı projeler yürüttüğünü belirten Zorlu Enerji Jeotermal Kaynaklar, Ar-Ge ve İnovasyon Grup Müdürü Ural Halaçoğlu, “Ar-Ge birimi olarak AB’nin en büyük araştırma ve inovasyon programı olan UFUK Avrupa kapsamında bugüne kadar JIDEP, SEHRENE, nGel, EOLIAN, Twinvest ve VERTI-GO projelerinin de aralarında bulunduğu altı ayrı Ar-Ge projemizle toplam 2,41 Milyon Euro hibe desteği almaya hak kazandık. 2023 yılında, proje bazında bugüne kadarki en yüksek bütçeye sahip olan 1,91 milyon Euro destekli nGel projemiz bu kapsamda hibe desteği aldı. Bununla birlikte ilk kez ana koordinatör olarak Eurogia23 Programı’na başvurduğumuz WindTwin projemiz TÜBİTAK, JESKE projemiz ise TENMAK’ın (Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu) ilk defa açtığı TUGEP Programı kapsamında hibe desteği almaya hak kazandı. Her iki proje de şu an sözleşme aşamasında bulunuyor. Ulusal ve uluslararası fonlarla desteklenen ve her geçen yıl çeşitlenen Ar-Ge portföyümüzle çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz.” dedi.

    20’ye yakın Ar-Ge projesi yönetiliyor

    Ulusal ve uluslararası fonlarla desteklenen Ar-Ge portföyüyle çalışmalarını sürdürdüklerini belirten Halaçoğlu, şunları söyledi: “Zorlu Enerji olarak çalışmalarımızı yenilenebilir kaynaklar odağında yürütüyoruz. Bu yaklaşım, şirketimizin uzun vadeli gelecek vizyonunun doğal bir yansıması. 2017 yılında, Kızıldere 3 Jeotermal Enerji Santrali’nin inşaat ve devreye alma süreci devam ederken TÜBİTAK ile temas kurduk. Aynı yılın sonuna doğru UFUK 2020 (Horizon 2020) Programı hakkında bilgilendirildik ve konuyu üst yönetimimizle birlikte değerlendirdik. Bu sürecin ardından GECO (Geothermal Emission Control) projemizle ilk uluslararası Ar-Ge iş birliğimize adım attık. Bugün Zorlu Enerji’nin dahil olduğu dört proje, Avrupa Birliği’nin Horizon 2020 çerçeve programı kapsamında başarıyla tamamlandı. EUREKA kümesi altında TÜBİTAK üzerinden desteklenen üç projemiz bulunurken, mevcut durumda ulusal ve uluslararası fonlarla desteklenen dokuz Ar-Ge projemiz devam ediyor. Grup şirketimiz Osmangazi Elektrik Dağıtım A.Ş. tarafında ise dört AB destekli Ar-Ge projesi başarıyla tamamlanırken, iki yeni proje bu yıl portföyümüze eklendi. Tüm bunlara ilave olarak 15’e yakın EPDK destekli Ar-Ge projemiz bulunuyor. Özetle, Zorlu Enerji ve grup şirketleri olarak toplamda 25’e yakın Ar-Ge projesini eş zamanlı olarak yönetiyoruz.”

  • Sanayide Kadın Eli Projesi’nde Güçlü Hamle: “Kalite Kontrol Uzmanlığı Programı” Başlıyor!

    Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası bünyesinde çalışmalarını yürüten TOBB Sakarya İl Kadın Girişimciler Kurulu TOBB Kadın Girişimciler Kurulu’nun öncülüğünde hayata geçirilen “Sanayide Kadın Eli – Kalite Kontrol Uzmanlığı Programı” hayata geçiriliyor.

    TOBB Kadın Girişimciler Kurulu tarafından 2021 yılında ulusal anlamda başlatılan “Sanayide Kadın Eli” projesi kapsamında yürütülecek Kalite Kontrol Uzmanlığı Programı kapsamında imalat sanayi sektöründe çalışmak isteyen kadınlara yönelik Kalite Kontrol alanında mesleki eğitim verilecek.

    Kadınların sanayide daha görünür, daha güçlü ve daha nitelikli şekilde yer alması; aynı zamanda sanayi kuruluşlarının ihtiyaç duyduğu kalifiye iş gücünün de desteklenmesi hedeflenen program kapsamında verilecek eğitim sürecini başarıyla tamamlayan katılımcılar, sanayi kuruluşlarında istihdam edilmek üzere firmalara yönlendirilecek.

    En az lise mezunu kadınların başvurabildiği programda kalite kontrol süreçlerine ilişkin temel ve uygulamalı bilgiler, sanayi ortamında mesleki deneyim ve eğitim sonunda katılım / başarı belgesi sağlanacaktır.

    Programa son başvuru tarihi 27 Şubat 2026’dır.

    TOBB Sakarya İl Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Elvan Bilgehan Dikici, kadınların üretim ve ekonomide daha da fazla yer almasının muasır medeniyet göstergesi olduğuna dikkat çekerek ülke büyümesine de ciddi katkı sunacağına dikkat çekerek kadınların sanayide kadın eli projesi ve kapsamındaki bu eğitimlerle iş hayatına daha hızlı adapte olacağının altını çizdi. İş dünyasının da kadın istihdamını artırmak için oldukça istekli ve bu istihdamın verimliliğinin bilincinde olduğunu belirterek tüm kadınları projeye başvurmaya davet etti.

    Başvurmak için tıklayınız

  • PALANDÖKEN, “6 ŞUBAT’TA YİTİRDİĞİMİZ CANLARI UNUTMADIK”

    PALANDÖKEN, “6 ŞUBAT’TA YİTİRDİĞİMİZ CANLARI UNUTMADIK”

    PALANDÖKEN, “6 ŞUBAT’TA YİTİRDİĞİMİZ CANLARI UNUTMADIK”

    -“ALLAH ÜLKEMİZE BİR DAHA BÖYLE ACILAR YAŞATMASIN”

    ANKARA- Asrın felaketi olan 6 Şubat depreminin 3.yıl dönümü vesilesiyle yazılı bir açıklama yapan Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken mesajında şu ifadelere yer verdi,

    6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli meydana gelen ve asrın felaketi olarak hafızalara kazınan depremlerin üçüncü yıl dönümünde, hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımızı rahmetle anıyor, geride kalan ailelerine ve yakınlarına bir kez daha sabır ve başsağlığı diliyorum. Bu büyük felakette kaybettiğimiz camiamızın kıymetli isimlerinden Hatay ESOB Başkanı Abdülkadir Teksöz ile Birlik Genel Sekreteri Arzu Oğuz Mutlu’yu da rahmet ve saygıyla anıyorum. Aradan üç yıl geçmiş olmasına rağmen yaşadığımız acılar hâlâ ilk günkü tazeliğini koruyor. Depremin olduğu andan itibaren halkımızın yanında olan, aralıksız olarak yardım ve çalışmalarına devam eden devletimize Allah zeval vermesin. Bu felaket bizlere dayanışmanın, tedbirin ve hazırlıklı olmanın ne kadar hayati olduğunu bir kez daha hatırlatmıştır. Allah ülkemize ve milletimize bir daha böyle acılar yaşatmasın.”

  • Sağlam ve güvenli gelecek inşa etmek hepimizin sorumluluğu 

    Sağlam ve güvenli gelecek inşa etmek hepimizin sorumluluğu 

    Planlı yapılaşma, doğru ve kaliteli malzeme seçimi bir maliyet kalemi değil 

    hayatın sigortasıdır

    Sağlam ve güvenli gelecek inşa etmek hepimizin sorumluluğu 

    6 Şubat 2023’te meydana gelen ve Türkiye’yi derinden sarsan depremlerin yıldönümünde, afetin yol açtığı kayıplar bir kez daha hüzünle anılıyor. Yaşanan yıkımlar, kaybedilen canlar Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğu gerçeğini ve güvenli yapılaşmanın hayati önemini gözler önüne seriyor.

    Türk Ytong Genel Müdürü Agah Durukal, 6 Şubat’ın yalnızca bir anma günü değil, aynı zamanda sorumlulukları hatırlama günü olduğunu vurguladı. “Çok büyük acılar yaşadık. Kayıplarımızı geri getirmemiz mümkün değil, ancak aynı hataları tekrar etmemek elimizde. Türkiye bir deprem ülkesi; depremi engelleyemeyiz ama depreme dayanıklı yapılarla can kayıplarının önüne geçebiliriz. Bunun yolu da doğru zemin etüdü, doğru projelendirme, etkin denetim, standartlara uyum, nitelikli ve kaliteli yapı malzemesi kullanımından geçiyor.”

    Agah Durukal, Türkiye’nin mühendislik birikimi, teknik kapasitesi ve üretim gücü açısından güçlü bir ülke olduğuna dikkat çekti. Bu potansiyelin deprem gerçeğini merkeze alan bir yaklaşımla anlam kazanacağını ifade etti: “Türkiye dünyanın farklı coğrafyalarında önemli projelere imza atan bilgi birikimine ve güçlü bir yapı sektörüne sahip. Dünya standartlarında üretim gücümüz, yüksek mühendislik bilgi ve tecrübemiz var. Diğer yandan tüm bu birikim, şehirlerimizi planlarken deprem gerçeğini önceliklendirmediğimiz sürece yeterli olmaz. Bilimsel yaklaşım, akılcı planlama, doğru ve kaliteli malzeme kullanımı, ve yönetmeliklere tam uyum hayati önem taşıyor.”

    Depreme dayanıklılık, yangın güvenliği, enerji verimliliği şehirlerimizin standardı olmalı

    Kentsel dönüşüm sürecinin yalnızca bina yenilemek olarak görülmemesi gerektiğini belirten Durukal, bütüncül anlayışa dikkat çekti: “Şehirlerimizin, yerleşim yerlerimizin  planlanmasında depreme dayanıklılığın yanı sıra yangın güvenliği, enerji verimliliği ve yapı ömrü gibi unsurlar da dikkate alınmalı. Hafif yapı malzemeleri deprem yüklerini azaltarak taşıyıcı sistem üzerindeki etkileri düşürür. Yanmaz ve yüksek performanslı malzemeler ise hem can güvenliği hem yapı güvenliği açısından kritik rol oynar. Doğru ve kaliteli malzeme seçimi hayatın sigortasıdır.”

    Sanayi yapıları da öncelikli olmalı

    Türkiye’nin güçlü bir üretim ülkesi olduğuna dikkat çeken Durukal, yalnızca konutların değil, sanayi yapılarının da deprem güvenliği açısından ele alınması gerektiğini vurguladı: “Üretim tesisleri, fabrikalar ve endüstriyel yapılar olası bir depremde hem çalışan güvenliği hem de ekonomik süreklilik açısından büyük risk taşır. Büyük ölçekli hasarlar sadece can kayıplarına değil, üretimin durmasına ve ekonomik kayıpların derinleşmesine de yol açar. Afetlere dirençli bir sanayi altyapısı oluşturmak, sürdürülebilir kalkınmanın temel şartlarından biridir.”

    Güvenli şehirler ortak sorumluluğumuz

    Türk Ytong olarak uzun yıllardır afetlere karşı farkındalık oluşturduklarını belirten Durukal sözlerini şöyle tamamladı: “Güncel deprem yönetmeliğine eksiksiz uymak hem büyük bir sorumluluk hem de bir vatandaşlık görevidir. Bu konuda hepimize görevler düşüyor. Türk Ytong olarak biz kaliteli dayanıklı, güvenli ve yüksek standartlarda ürünler geliştirmek ve üretmekle yükümlüyüz. Tüm çabamızı dünya standartlarında yapı malzemesi ürünlerini geliştirmek ve üretmek için harcıyoruz. Bununla da yetinmeyip bilgimizi, deneyimimizi akademik platformlardan inşaat şantiyelerine kadar her sahada paylaşıyoruz. Eğitime her alanda destek veriyoruz. 6 Şubat’ı bir daha yaşamamanın yolu, yapıları kurallara uygun bir şekilde ve daha güvenli inşa etmekten geçiyor.  Bu hepimizin ortak sorumluluğudur.”

  • Türk Zeytinyağı İhracatı Tehdit Altında

    Türk Zeytinyağı İhracatı Tehdit Altında

    2026 yılı başında yürürlüğe giren AB-Hindistan STA’sı, Türk zeytinyağı sektörünü ciddi bir ‘ticaret sapması’ riskiyle karşı karşıya bırakıyor.

    İSTANBUL – İhracat Danışmanı Gökhan Erol tarafından hazırlanan güncel stratejik analiz raporu, 2026 yılı başında yürürlüğe giren AB-Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması’nın (STA) Türk zeytinyağı sektörü üzerinde yarattığı “ticaret sapması” riskini gözler önüne seriyor. Veriler, Türkiye’nin Hindistan’a zeytinyağı ihracatının 2024 yılında durma noktasına geldiğini kanıtlıyor.

    “İhracat Verilerinde Sıfır Noktası”

    Hazırlanan raporda, Türkiye’nin dünya genelindeki zeytinyağı ihracatı 2024 yılında 649,2 milyon dolara ulaşarak rekor kırmışken, Hindistan pazarında yaşanan sert düşüşe dikkat çekiliyor. 2023 yılında Hindistan’a yapılan 745.000 dolarlık ihracat, 2024 yılı başında tamamen kesilmiş durumdadır. Bu kaybın temel nedeni olarak, Hindistan’ın uyguladığı %30-45 aralığındaki yüksek gümrük vergileri ve AB-Hindistan STA’sı ile rakiplerin elde ettiği sıfır vergi avantajı gösteriliyor.

    Gümrük Birliği’nin “Asimetri” Sorunu

    Analizde, 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı’nın yarattığı yapısal bir soruna vurgu yapılıyor. Mevcut mevzuat gereği Hint menşeli ürünlerin AB üzerinden Türkiye’ye gümrüksüz girme ihtimali bulunurken, Türk ihracatçısının Hindistan pazarında yüksek vergilerle karşı karşıya kalması “haksız rekabet” olarak nitelendiriliyor. Özellikle sızma zeytinyağı (150930 GTİP) kategorisinde İspanya ve İtalya’nın vergi avantajıyla pazarı domine etme riski bulunuyor.

    Çözüm Önerileri ve Stratejik Adımlar

    İhracat Danışmanı Gökhan Erol, sektörün bu krizden çıkması için şu üç temel adımı öneriyor:

    Paralel STA Hamlesi: Türkiye, AB ile Hindistan arasındaki anlaşmaya paralel olarak kendi Serbest Ticaret Anlaşması sürecini hızlandırmalıdır.

    Premium Konumlandırma: Fiyat odaklı rekabetin zorlaştığı noktada, Türk zeytinyağı “Premium Türk Ürünü” algısıyla üst segmentte yer almalıdır.

    Diplomatik Müdahale: Gümrük Birliği asimetrisinin tarım ürünleri üzerindeki tahribatını önlemek adına diplomatik kanallarla revizyon talep edilmelidir.

    Türk Zeytinyağı İhracatı Tehdit Altında

  • İstanbul Havalimanları Muhabirleri Derneği ile buluşan Corendon Airlines, 2025 performansını ve 2026 vizyonunu anlattı

    İstanbul Havalimanları Muhabirleri Derneği ile buluşan Corendon Airlines, 2025 performansını ve 2026 vizyonunu anlattı

    İstanbul Havalimanları Muhabirleri Derneği ile buluşan Corendon Airlines, 2025 performansını ve 2026 vizyonunu anlattı

    45 ülkede 170 şehre ulaşan uçuş ağı, spor turizmi yatırımları ve gökyüzündeki yeni lezzetlerle desteklenen sürdürülebilir büyüme modeli…

    Havacılık sektöründe yeniliklere imza atan Corendon Airlines, 4 Şubat 2026’da İstanbul Havalimanları Muhabirleri Derneği üyeleriyle bir araya geldi. Corendon Airlines Operasyondan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Atılay Batu’nun katılımıyla gerçekleşen buluşmada, şirketin 2025 performansı ve 2026 vizyonu paylaşıldı.

    Türkiye’nin ve Avrupa’nın öncü hava yolu markası Corendon Airlines, İstanbul Havalimanları Muhabirleri Derneği üyeleriyle bir araya geldi. Corendon Airlines Operasyondan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Atılay Batu’nun katılımıyla gerçekleşen buluşmada, şirketin 20 yıllık yolculuğu, 2025 performansı ve 2026 vizyonu basın mensuplarıyla paylaşıldı.

    Kuruluşunun 20. yılını kutlayan Corendon Airlines, 2025 yılı itibarıyla 45 ülkede 170 şehri kapsayan uçuş ağıyla yıllık 10 milyon yolcuya ulaştı. Bugüne kadar 109 ülkeye ve 542 havalimanına uçan şirket, 35 uçaklık filosu ve istikrarlı şekilde genişleyen operasyonlarıyla Türkiye’nin hizmet ihracatına, turizme ve istihdama katkı sağlamayı sürdürüyor.

    Toplantıda konuşan Corendon Airlines Operasyondan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Atılay Batu, 2025’in yalnızca bir takvim yılı değil, 20 yıllık yolculuğun dönüm noktası olduğunu vurgulayarak, 2026 ve sonrasında istikrarlı, planlı ve pazar odaklı bir büyüme modeliyle yol almaya devam edeceklerini ifade etti. Batu sözlerine Polonya, İngiltere ve Orta Doğu’nun odak pazarları olduğunu belirterek devam etti.

    Gökyüzünde 2025: Rakamların ardındaki hikâyeler

    2025 uçuş verileri, Corendon Airlines’ın yolcu deneyimini odağına alan yaklaşımını eğlenceli içgörülerle ortaya koydu. Şirket uçakları yıl boyunca dünyanın etrafında tam 193 kez dönmüş kadar mesafe kat etti. Antalya çıkışlı Düsseldorf, Köln ve Hannover uçuşları en yoğun hatlar arasında yer aldı.

    Uçuş sırasında yemek alışkanlıkları da dikkat çekici bir tablo sundu. Antalya–Londra hattında bir yolcunun dört farklı yemek siparişi vermesi, Berlin–Antalya uçuşlarında ise yemek alımlarının diğer hatların beş katına çıkması, gökyüzünde adeta bir restoran atmosferi yarattı. 2025 yılında en çok tercih edilen lezzetler sandviç ve noodle oldu.

    Bagaj tarafında Las Palmas–Nürnberg uçuşunda taşınan 250 kilogramlık bagaj yılın rekoru olarak kayıtlara geçti. Düsseldorf–Rodos uçuşlarında koltukların daha uçağa binmeden tükenmesi, yolcuların seyahatlerini ne kadar erken planladığını ortaya koydu. En çok satın alınan koltuklar 1A ve 2F olurken, Antalya–Brüksel uçuşunda 77 çocuk yolcunun bir arada seyahat etmesi uçağı adeta gökyüzünde bir okul otobüsüne dönüştürdü.

    Corendon Airlines, 2025 yılında her yaştan yolcuyu aynı gökyüzünde buluşturdu. En yaşlı yolcusu 101 yaşındayken, en genç yolcusu henüz bir aylıktı. Kadın ve erkek yolcu dağılımı ise yüzde 52 erkek ve yüzde 48 kadın olarak birbirine çok yakın gerçekleşti.

    Avrupa pazarlarında derinleşen büyüme

    Avrupa genelinde sürdürülebilir büyüme stratejisi izleyen Corendon Airlines, özellikle Polonya, İngiltere ve Almanya pazarlarında güçlü bir ivme yakaladı. Polonya’da Varşova ve Katowice çıkışlı Antalya uçuşları yıl boyunca sürerken, 2026 yaz sezonu için kapasite artışı ve yeni destinasyon planlamaları yapıldı. Varşova ve Katowice’den Heraklion’a başlatılacak direkt uçuşlar destinasyon çeşitliliğini artıran önemli adımlar arasında yer aldı. Górnik Zabrze Futbol Kulübü ve Polonya Golf Federasyonu ile gerçekleştirilen iş birlikleri, spor ile seyahati bir araya getiren yaklaşımı güçlendirdi.

    İngiltere pazarında Hull City ile sürdürülen sponsorluk ve Race to Belek golf turnuvalarıyla spor turizmi odağı pekiştirildi. Turnuvaların final etabının Belek’te gerçekleştirilmesi, Türkiye’nin golf destinasyonu olarak konumunu güçlendirdi. Almanya’da ise Türkiye ve Mısır destinasyonlarının yanı sıra Almanya’dan direkt Cidde uçuşlarıyla Orta Doğu hattında önemli bir köprü kuruldu.

    Atılay Batu Hac ve umre uçuşlarıyla ilgili; “Orta Doğu hattında başlattığımız Almanya, Belçika, Avusturya ve Hollanda’dan direkt Cidde uçuşları, özellikle Hac ve umre seyahatleri için önemli bir alternatif sundu. Önümüzdeki dönemde de Fransa’dan direkt uçuşların eklenmesini hedefliyoruz. Bu hatla birlikte Avrupa ile Cidde arasında güçlü bir köprü kurduk. Bu uçuşlar sayesinde özellikle Avrupa’dan direkt uçuş ayrıcalığını yaşadıkları için Hac ve umreye giden yolcuların memnuniyetlerini de duyuyoruz. Şimdiden yıllık doluluk oranlarımız yüzde 90 seviyelerine ulaştı” dedi.

    Sporda sahada da göklerde de

    Corendon Airlines, spora verdiği desteği Türkiye’de de sürdürüyor. Antalyaspor’un stadyum isim sponsorluğu “Corendon Airlines Park” adıyla devam ederken, Corendon Alanyaspor’a olan destek de kararlılıkla sürdürülüyor.

    Avrupa basketbolunun en prestijli organizasyonu EuroLeague, Corendon Airlines’ın sponsoru olduğu Anadolu Efes Spor Kulübü ile FC Bayern Munich arasında oynanan karşılaşma ile ilk kez Antalya’da sporseverlerle buluştu. 14 Kasım 2025’te Antalya Spor Salonu’nda oynanan bu karşılaşma, 10 bin kişilik seyirciyle unutulmaz bir atmosfer yarattı.

    Podolski iş birliğiyle Corendon menüsünde yeni dönem

    Corendon Airlines, uçuş deneyimini yalnızca bir ulaşım değil, aynı zamanda bir lezzet deneyimi olarak kurguluyor. Geçtiğimiz yıl döner ve ayranla büyük ilgi gören menü, bu yıl lahmacunla genişletildi. Lukas Podolski’nin ortağı olduğu Mangal Döner markasıyla yapılan iş birliği kapsamında, Düsseldorf çıkışlı uçuşlarda lahmacun ve ayran misafirlerle buluşturulacak.

    Atılay Batu; “Yeme içme alanında sektörde farklılaştık. Bu alan bizim güçlü bir yanımız haline geldi. Yolcularımıza zengin bir menü sunarak memnuniyeti ön planda tutuyoruz” dedi.

  • Doğru Malzeme, Mühendislik ve Denetim Hayat Kurtarıyor

    Doğru Malzeme, Mühendislik ve Denetim Hayat Kurtarıyor

    6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinin üçüncü yıl dönümünde açıklamada bulunan Türkiye Hazır Beton Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Işık, depremlerin coğrafyamızın bir gerçeği olduğuna dikkat çekerek, “Güvenli bir gelecek, ancak geçmişte yapılan hataların tekrarlanmadığı, standartlara uygun malzeme ve doğru mühendislik uygulamalarının bir araya geldiği sağlam temeller üzerinde yükselebilir.” dedi.

    6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri’nin 3. yıl dönümünde değerlendirmelerde bulunan Türkiye Hazır Beton Birliği (THBB) Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Işık, “6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinde, kaybettiğimiz vatandaşlarımızın acısını ilk günkü gibi hissederken, yaşadığımız bu büyük felaketin bizlere yüklediği sorumluluğun bilinciyle hareket ediyoruz. Depremler, coğrafyamızın bir gerçeği olsa da yıkım ve can kaybı bir kader değildir. Geride bıraktığımız süreç, yapı güvenliğinin mühendislik bilimi ve etkin denetim mekanizmalarıyla sağlanabilecek teknik bir zorunluluk olduğunu tüm açıklığıyla ortaya koymuştur. Güvenli bir gelecek, ancak geçmişte yapılan hataların tekrarlanmadığı, standartlara uygun malzeme ve doğru mühendislik uygulamalarının bir araya geldiği sağlam temeller üzerinde yükselebilir.” dedi.

    Doğru malzeme ve etkin denetim hayat kurtarır

    İnşaat sektörünün en temel bileşeni olan hazır betonun bugün gelinen noktada yapının en güvenilir ve en sıkı denetlenen malzemesi konumunda olduğunu vurgulayan THBB Başkanı Yavuz Işık, “Geçmişteki ilkel üretim yöntemlerinin aksine, günümüz modern hazır beton tesisleri, üretimden şantiyedeki döküm aşamasına kadar teknolojik imkânlarla izlenen ve sürekli laboratuvar testlerine tabi tutulan bir üretim disiplinine sahiptir. Özellikle deprem bölgesinde yapılan teknik incelemeler, Yapı Denetim Sistemi kapsamında inşa edilen ve standartlara uygun hazır betonun kullanıldığı binaların %99 oranında ayakta kaldığını göstermiştir. Bu veri, doğru malzeme ve etkin denetimin hayat kurtardığının en somut kanıtıdır.” diye konuştu.

    Standartlara uygunluğun ve denetimin önemine dikkat çeken THBB Başkanı Yavuz Işık, “Yıkılan binaların çok büyük bir bölümünün mühendislik hizmeti almamış, denetimsiz ve 2000 yılı öncesi standartlarla inşa edilmiş yapılar olması, sorunun kaynağının denetimsizlik ve standart dışı uygulamalar olduğunu göstermektedir.” dedi.

    Yapı güvenliği bütüncül bir süreçtir

    Hazır beton sektöründe uzun yıllardır THBB öncülüğünde uygulanan Kalite Güvence Sisteminin (KGS) ve mevcut yasal denetimlerin beton kalitesini garanti altına aldığını ifade eden THBB Başkanı Yavuz Işık, “Bir binanın depreme karşı tam anlamıyla dirençli olabilmesi için, betonun kalitesi kadar zemin etüdünün doğruluğu, projenin mühendislik tasarımı, kullanılan demirin niteliği ve şantiyedeki uygulama işçiliği de hayati önem taşımaktadır. En yüksek standartta beton kullanılsa dahi, zemin koşullarına uygun olmayan bir proje veya hatalı bir uygulama, yapının güvenliğini tehlikeye atabilir.” dedi

    Depreme dirençli şehirler inşa etme hedefleri doğrultusunda, hazır beton sektöründe sağlanan yüksek denetim standartlarının inşaatın tüm aşamalarına yayılması gerektiğini belirten THBB Başkanı Yavuz Işık, “Betonun üretiminden numune alınmasına kadar gösterilen hassasiyetin, demir bağlama işçiliğinden betonun bakımına (kürlenmesine), zemin iyileştirme çalışmalarından statik projelendirmeye kadar her kalemde aynı titizlikle uygulanması şarttır. Güvenli yapı, bir zincirdir ve bu zincir en zayıf halkası kadar sağlamdır.” ifadelerini kullandı.

    Depreme dirençli şehirler için ortak sorumluluk

    THBB olarak, hazır beton sektöründe yıllardır ilmek ilmek işledikleri bu güven ve kalite kültürünün, yapılaşmanın her aşamasına ilham vermesini dilediklerini ifade eden THBB Başkanı Yavuz Işık, “Depreme dirençli, güvenli ve huzurlu şehirler inşa etme yolculuğunda; kamu, özel sektör ve toplumun tüm kesimleriyle omuz omuza çalışmaya, bilgi ve tecrübemizi paylaşmaya her zaman hazırız. Bu vesileyle, 6 Şubat depremlerinde yitirdiğimiz canlarımızı bir kez daha rahmetle anıyor; geçmişin acı tecrübelerinin, geleceğin güvenli Türkiye’sine ışık tutmasını temenni ediyoruz.” dedi.

    Hazır Beton ve Depreme Dirençli Yapılar için Akademik Değerlendirme

    THBB Başkanı Yavuz Işık, Kahramanmaraş Depremlerinin 1. yıl dönümünde, deprem bölgelerinde kullanılacak betonlarla ilgili görüşlerin iletildiği, özellikle yeni yapılacak yapıların olası bir depreme karşı dirençli olabilmesi için gerekli asgari koşulların paylaşıldığı “Akademik Değerlendirme”yi kamuoyunun bilgilerine sunduklarını ifade etti.

    Çeşitli üniversitelerde görevli olan veya görev yapmış ve aynı zamanda THBB BETON 2023 Kongresi Bilim Kurulu’nda yer alan öğretim üyeleri tarafından hazırlanan “Hazır Beton ve Depreme Dirençli Yapılar için Akademik Değerlendirme”yle ilgili değerlendirmelerde bulunan THBB Başkanı Yavuz Işık, yapıların, depreme dayanıklı olması için; işlevsellik, hizmet görebilirlik, her çeşit iç ve dış etkenlere direnç ve sürdürülebilirlik bakımından; ilgili standartlara ve şartnamelere uygunluğu sağlayacak deneyim ve yetkinlikte mühendislerden ve yardımcılarından oluşan tasarım, proje-nitelik yönetimi, yapım ve denetim ekipleri tarafından inşa edilmesinin önemine dikkat çekti.

    Türkiye Hazır Beton Birliği hakkında

    Türkiye Hazır Beton Birliği (THBB), 1988 yılından bu yana güvenli ve dayanıklı yapıların inşası için, standartlara uygun beton üretilmesi, standartlara uygun beton uygulamaları için, özellikle deprem riski yüksek bölgelerde yüksek dayanım sınıflarında ve dayanıklı beton kullanılması için uğraş veren mesleki bir kuruluştur. 1991 yılından beri Avrupa Hazır Beton Birliğinin (ERMCO) de tam üyesi olan THBB’ye üye olacak şirketlerin bütün hazır beton tesislerinde standartlara uygun üretim yapılması, THBB Kalite Güvence Sisteminin (KGS) sürekli habersiz denetimlerine tabi olunarak KGS Uygunluk Belgesi alınması, uygun laboratuvar bulunması, teknik, çevre, iş sağlığı ve güvenliği, yasal ve etik kriterlerin eksiksiz yerine getirilmesi zorunludur.

  • Erkunt Traktör Egeli Çiftçilere Yeniden Merhaba Dedi

    Erkunt Traktör Egeli Çiftçilere Yeniden Merhaba Dedi

    Erkunt Traktör Egeli Çiftçilere Yeniden Merhaba Dedi

    Türkiye tarımının ihtiyaçlarını çiftçilerle beraber çözümleyen Erkunt Traktör, 2026 tarım sezonuna, tüm tarımsal faaliyetler için hazır kıta durumundaki ürün ordusuyla birlikte İzmir’de düzenlenen 21’inci Agroexpo Uluslararası Tarım ve Hayvancılık Fuarı’nda merhaba dedi.

    Bölgeye özel meyvecilik ve bahçe tarımına odaklanan güçlü ürün gamını Türk çiftçisinin beğenisine sunan Erkunt Traktör, özellikle Ege Bölgesi başta olmak üzere; yoğun meyve üretimi yapılan bölgelerde doğru makine seçiminin verimlilik üzerindeki belirleyici rolüne dikkat çekiyor.

    Meyvecilikte manevra kabiliyeti, performans, yakıt verimliliği ve işletme maliyetlerinin her geçen gün daha kritik hale geldiğini vurgulayan Erkunt Traktör, traktör çözümlerini Hisarlar Tarım Makineleri’nin bahçe tarımına özel ekipmanlarıyla birlikte sunarak çiftçilere entegre, uyumlu ve yüksek verimli bir çalışma sistemi sağlıyor.

    ÇİFTÇİLERİN İHTİYAÇLARI ÖN PLANDA

    Meyvecilik ve bahçe tarımına yönelik çalışmaların merkezinde her zaman çiftçi geri bildirimlerinin yer aldığını belirten Erkunt Traktör CEO’su Tolga Saylan, fuarda Egeli çiftçilerle bir kez daha buluşmanın heyecanını yaşadıklarını söyledi.

    Meyvecilik ve bahçe tarımının her zamankinden daha fazla hassasiyet, doğru makine seçimi ve sürdürülebilir çözümler gerektirdiğini vurgulayan Saylan, “Biz Erkunt Traktör olarak bu alanı yalnızca bir ürün segmenti olarak değil, çiftçimizin geleceğini doğrudan etkileyen bir üretim alanı olarak görüyoruz. İzmir ve Ege Bölgesi gibi meyveciliğin yoğun, arazi yapısının ise farklılık gösterdiği bölgelerde doğru traktör seçiminin ne kadar kritik olduğunu görüyoruz. Bu bakış açısıyla geliştirdiğimiz Meyveci ve Kısmet Serisi traktörlerimiz, meyvecilik yapan üreticilerimizin sahadaki ihtiyaçlarına doğrudan cevap veriyor. Özellikle 65–95 beygir güç segmentindeki Meyveci modellerimiz; İzmir ve çevresinde yaygın olan bahçe yapıları için ideal çözümler sunuyor. Bahçe içinde yüksek manevra kabiliyeti sağlayan bu traktörler, ekipman kullanımında da üstün performans sunarken; yakıt tüketimi açısından sağladığı avantajlarla işletme maliyetlerinin düşürülmesine ciddi katkı sağlıyor. Bu güç seviyesi, meyvecilikte hem performansı hem de ekonomiyi birlikte düşünen üreticilerimiz için doğru bir denge noktası” diye konuştu.

    DOĞRU TRAKTÖR VE DOĞRU EKİPMAN

    Meyvecilikte verimliliğin yalnızca traktörle sınırlı olmadığını dile getiren Tolga Saylan şöyle devam etti: “Doğru sonuç, doğru traktörle, doğru ekipmanın uyum içinde çalışmasıyla mümkün oluyor. Bu noktada Hisarlar Tarım Makineleri ile sunduğumuz bahçe tarımına özel ekipmanlar sayesinde çiftçimiz, traktöründen ekipmanına kadar uyumlu, verimli ve güvenilir bir çalışma sistemine sahip oluyor. Biz çiftçimize tek bir ürün değil, baştan sona düşünülmüş bütüncül bir çözüm sunmayı önemsiyoruz. Bir diğer gurur kaynağımız ise ürün gamımızı Euro 5 normlarındaki traktörlerimizle donatmış olmamızdır. Tüm ürünlerimizde; daha çevreci, daha verimli ve daha ekonomik motor teknolojileriyle hem doğaya, hem de çiftçimizin bütçesine saygılı bir üretim anlayışını benimsiyoruz. Bu dönüşümü yalnızca bir zorunluluk olarak değil, tarımın geleceğine yapılan önemli bir yatırım olarak görüyoruz”

    MOTORLAR 5 YIL GARANTİ KAPSAMINDA

    Saylan sözlerine şöyle devam etti: “Elbette bu teknolojik gelişimin arkasında durmak ve çiftçimize gerçek anlamda güven vermek bizim için büyük önem taşıyor. Yerli üretim gücümüzle geliştirdiğimiz motorlarımıza sunduğumuz 5 yıl garanti, ürünümüze duyduğumuz güven ve çiftçimize gösterdiğimiz saygının en net göstergesidir. Uzun vadede bakım ve işletme maliyetlerini düşüren bu yaklaşım, özellikle meyvecilik yapan üreticilerimiz için ciddi bir tasarruf anlamına geliyor. Fuar İzmir’de, Kısmet Seri ve Meyveci Seri başta olmak üzere; tüm Türkiye tarımı için beğenilerine sunduğumuz traktör ve ekipman çözümlerini anlatıyoruz. Satış ve satış sonrası temsilcilerimiz ile birebir sohbet etmek isteyen tüm çiftçilerimizi de ağırlıyoruz. Herkese katılımlarından ötürü teşekkür ediyorum”

  • TAFE, Türk çiftçisine yönelik yeni nesil traktör çözümlerini fuarda tanıtıyor

    TAFE Traktör, İzmir Tarım Fuarı’nda yeni bahçe ve meyve traktörlerini sergiliyor

    Ürünlerini Türkiye’deki çiftçilerin ihtiyaçları ve yerel tarım koşulları göz önünde bulundurularak tasarlayan TAFE Traktör, en yeni traktör modellerini İzmir Tarım Fuarı’nda sergiliyor. Ziyaretçiler, sergilenen ürün gamını yakından incelemek için Salon C, Stand: 4090’u ziyaret edebilir.

    Dünyanın en büyük traktör üreticilerinden biri olan TAFE, Türkiye’nin farklı tarımsal ihtiyaçlarına yanıt verecek traktörleri Manisa’da kurduğu dünya standartlarındaki üretim tesisinde üretiyor. Türkiye’nin değişken tarım koşulları dikkate alınarak geliştirilen ürün gamı, güçlü bayi ağı ile satış sonrası servis ve hizmet altyapısı sayesinde ülke genelindeki çiftçilere güvenilir ve uzun vadeli destek sunuyor.

    TAFE, Türk çiftçisine yönelik yeni nesil traktör çözümlerini fuarda tanıtıyor

    İzmir Tarım Fuarı süresince TAFE, özellikle bahçe, bağ ve meyve yetiştiriciliği uygulamalarına yönelik olarak geliştirilen yeni Bahçe ve Meyve Serisi traktörlerini tanıtıyor. Kompakt tasarımı, yüksek manevra kabiliyeti ve verimli güç aktarımıyla öne çıkan bu seri, TAFE’nin hassas tarım operasyonlarını desteklemeye yönelik yaklaşımını yansıtırken; ergonomik yapıları, güçlü motor performansları ve düşük bakım gereksinimleriyle dikkat çeken TAFE 5015 GE, 5515 GE, 6515 GE, 7515 GE ve 6515F modelleri fuar standında ziyaretçilerin beğenisine sunuluyor.

    Bahçe Serisi’nde 50–75 HP güç aralığında sunulan traktörler, bahçeler ve sıra arası ekimler için kompakt yapıları ve yüksek manevra kabiliyetiyle öne çıkarken; 65 HP gücündeki Meyve Serisi model 6515 F, bahçe ve meyve yetiştiriciliği operasyonlarında güçlü, çevik ve verimli performans sunuyor. Fuarda ayrıca Türkiye’de yaygın olarak kullanılan TAFE 6028M kompakt traktör ile 20–75HP güç aralığındaki Kompakt, Utility ve Kabin Serilerinden yeni nesil modeller sergilenmekte; bu traktörler yüksek tork, yakıt verimliliği ve kullanım kolaylığıyla ziyaretçilere tanıtılıyor. 

    TAFE, Türkiye genelinde 50’den fazla noktada hızla büyüyen servis ve yedek parça ağıyla müşterilerine kesintisiz destek sunarken, Manisa’daki merkezi yedek parça deposu üzerinden online CRM ve e-katalog sistemiyle 24 saat içinde parça tedariki sağlıyor. AB Stage V uyumlu atölyeleri, eğitimli teknisyenleri, yerinde servis hizmetleri, garanti süresi boyunca işçilik ücreti alınmadan gerçekleştirilen bakım uygulamaları, iki yıl traktör garantisi ve TAFE Premium Orijinal Yağ kullanımıyla uçtan uca güvenilir bir müşteri destek deneyimi sunan TAFE, Şubat 2025’te Manisa’da açılan TAFE Deneyim Merkezi (TEC) ile çiftçiler, bayiler ve servis teknisyenleriyle doğrudan etkileşimi güçlendirmekte; fuar kapsamındaki demonstrasyon ve bilgilendirici paylaşımlarla bilgi, eğitim ve uzun vadeli iş birliklerine verdiği önemi vurguluyor.

    Çiftçiler, bayiler ve tüm ziyaretçiler; İzmir Tarım Fuarı boyunca yeni lanse edilen Bahçe ve Meyve Serisi traktörleri yakından deneyimlemek ve ürün ile teknik uzmanlarla birebir etkileşimde bulunmak için Salon C, Stand: 4090’ta TAFE Tractors’ı ziyaret etmeye davetlidir.

    TAFE Traktör Hakkında:

    TAFE Traktör, 1960 yılında kurulan Tractors and Farm Equipment Limited (TAFE)’in amiral gemisi markasıdır. Şirket, yurt içi ve yurt dışı pazarlarda yılda 200.000’in üzerinde traktör satışı gerçekleştirmekte; 20 – 110 beygir gücüaralığında geniş bir ürün yelpazesi sunarak dünya genelinde 3 milyondan fazla çiftçi tarafından kullanılmaktadır. Dayanıklılığı, güvenilirliği ve kullanım kolaylığıyla tanınan TAFE traktörleri, 80’den fazla ülkeye ihraç edilmektedir. Avrupa, Asya ve Afrika pazarlarında güçlü bir konuma sahip olan TAFE; AB Stage V emisyon standartlarına uyumlumodelleri ile hibrit, elektrikli ve hidrojenle çalışan konsept traktör geliştirme çalışmaları sayesinde sürdürülebilir tarım teknolojilerinde öncü bir rol üstlenmektedir. TAFE ayrıca tarım makineleri, motor ve transmisyon sistemleri alanlarında da faaliyet göstermekte; güçlü kurumsal yönetim anlayışı ve sosyal sorumluluk projeleriyle öne çıkmaktadır. TAFE 7515 CAB, Tractor of the Year (TOTY) 2025Utility kategorisinde finalist olurken; EV28 ise TOTY 2026’da iki kategoride finalist olarak yer almıştır. Bu başarılar, TAFE’nin dünya genelindeki çiftçiler için yüksek kaliteli, performans odaklı ve geleceğe hazır çözümler sunma vizyonunu bir kez daha ortaya koymaktadır.