Kategori: Etkinlik

Sakarya Etkinlik

  • Tam burslu ve yatılı eğitim için Darüşşafaka Giriş Sınavı 21 Mayıs’ta 32 ilde yapılacak

    Annesi ve/veya babası hayatta olmayan, maddi olanakları yetersiz, yetenekli öğrencilere parasız ve yatılı eğitim fırsatı tanıyan Darüşşafaka Eğitim Kurumları’nın 2023 yılı sınavı; 21 Mayıs Pazar günü saat 11.00’de Türkiye’nin 32 ilinde düzenlenecek.
    İlkokul 4. sınıf öğrencilerinin katılabildiği sınavda başarılı olan, mali durum araştırması ve sağlık kurulu kontrolünden geçen öğrenciler ortaokuldan üniversiteye kadar ücretsiz, 8 yıl boyunca kolej eğitimi alma hakkı elde edecekler.

    Tam Burslu Eğitim İçin Darüşşafaka Sınavı

     

    Burslu, yatılı, kolej eğitimi fırsatı sadece Darüşşafaka’da…

    Darüşşafaka Tekno Girişimcilik ve Gençlik Merkezi, öğrencilerin yaratıcılığını geliştirmeye yardım ediyor.
    Darüşşafaka Tekno Girişimcilik ve Gençlik Merkezi, öğrencilerin yaratıcılığını geliştirmeye yardım ediyor. 

    Bütün aileler çocuklarının iyi bir eğitim almasını, başarılı olmasını, mutlu yaşamasını, ailesine ve ülkesine yararlı olmasını ister. Darüşşafaka; babası ya da annesi hayatta olmayan, maddi olanakları yetersiz, yetenekli çocuklara parasız ve yatılı bir eğitim fırsatı veriyor. Ülkemizin bütün çocuklarının iyi bir eğitim alma hakkı olduğunu düşünen hayırsever kişiler tarafından 1863’te kurulan Darüşşafaka; her yıl sınavla seçtiği öğrencilerin eğitim, sağlık, beslenme, barınma ve giyim gibi tüm gereksinimlerini karşılıyor ve onları en iyi biçimde yetiştirerek liseden mezun ediyor. Darüşşafaka Lisesi’ni bitiren öğrenciler; İngilizce bilen, bilgisayar kullanabilen, bir müzik aleti çalabilen, spor yapan, çok okuyan bilgili gençler olarak üniversiteye başlıyor. Darüşşafaka, başarılı öğrencilerini üniversite eğitimleri süresince de burs vererek destekliyor.

    Darüşşafaka’da öğrenciler

    Darüşşafaka'ya başlayan her öğrenciye tablet veriliyor.
    Darüşşafaka’ya başlayan her öğrenciye tablet veriliyor.
    • Çağdaş teknolojiyle donanmış derslik ve laboratuvarlarda, bilgisayar destekli eğitim görür.
    • Tam donanımlı zengin kütüphaneden yararlanır.
    • Türkçeyi ve İngilizceyi doğru kullanmayı öğrenir.
    • Açık/kapalı spor alanlarında basketbol, futbol, tenis oynar; yüzme öğrenir; jimnastik yapar.
    • Büyük ve görkemli tiyatro salonunda gösteri izler, gösteri yapar.
    • İstediği, yetenekli olduğu bir müzik aletini çalmayı öğrenir.
    • Sağlık hizmetlerinden yararlanır.

    Darüşşafaka Giriş Sınavı’na İlişkin Bilgiler

    Darüşşafakalı öğrenciler, diledikleri zaman Ayhan Şahenk Spor Salonu'nu kullanabiliyor.
    Darüşşafakalı öğrenciler diledikleri zaman Ayhan Şahenk Spor Salonu’nu kullanabiliyor.

    2023 Darüşşafaka Giriş Sınavı ne zaman yapılacak?

    Darüşşafaka Giriş Sınavı Online Kayıt Başlangıç Tarihi: 2 Ocak 2023, Pazartesi
    Darüşşafaka Giriş Sınavı Kayıt Bitim Tarihi: 15 Mayıs 2023, Pazartesi
    Darüşşafaka Giriş Sınavı Günü: 21 Mayıs 2023, Pazar
    Darüşşafaka Giriş Sınavı Saati: 11.00*

    Online başvuru formu için tıklayınız 

    Darüşşafaka Giriş Sınavı başvuru şartları

    Öğrencinin;

    • T.C. vatandaşı olması
    • Annesinin ve/veya babasının hayatta olmaması
    • Ailenin maddi durumunun öğrenimini sürdürmesine yeterli olmaması
    • 2012 ya da daha sonraki yıllarda doğmuş olması (Yaş düzeltmesi geçersizdir.)
    • 2022 – 2023 Eğitim ve Öğretim Yılı’nda ilkokul 4. sınıf öğrencisi olması.

    Yukarıdaki koşulların tümünü taşıyan adaylar, Darüşşafaka Giriş Sınavı’na başvurabilirler.

    Darüşşafaka Giriş Sınavı’na başvurmak için hangi belgeler gerekli?

    • Nüfus cüzdanı fotokopisi
    • İkametgâh belgesi (e-devletten temin edilebilir)
    • Vukuatlı aile nüfus kayıt belgesi (Vefat eden ebeveynin bilgileri de dahil olmak üzere hayatta olan ebeveyne ait)
    • Öğrencinin öğrenim gördüğü ilkokul müdürlüğünden alınacak ve “ilkokul 4. sınıf öğrencisi olduğunu gösterir” imzalı ve mühürlü belge
    • Öğrencinin dört (4) adet yeni çekilmiş vesikalık fotoğrafı
    • Aday Başvuru Formu (doldurulmuş)

    Önemli not:

    • Aday kaydı için başvurular 2 Ocak 2023’ten itibaren online ve elden yapılabilir.
    • Başvuru için gerekli belgelerin Darüşşafaka Ortaokulu’na elden ya da postayla ulaştırılması zorunludur.

    Darüşşafaka Giriş Sınavı için iletişim

    Adres: Darüşşafaka Ortaokulu – Darüşşafaka Caddesi No: 5/9 Maslak 34457 Sarıyer – İstanbul

    Telefon: 0 212 276 55 33 – 0 212 939 28 00 (Dahili 2252 – 2812) – 0 212 939 28 12

    Faks: 0 212 286 31 77 – 0 212 285 25 86 – 0 212 285 44 12

    E-posta: kayit.kabul@dek.k12.tr / darussafaka@dek.k12.tr

    Darüşşafaka Giriş Sınavı’nda çıkan soru örnekleri
    Darüşşafaka Giriş Sınavı Örnek Sorularına ulaşmak için tıklayınız

    2023 Darüşşafaka Giriş Sınavı merkezleri

    İL OKUL İSMİ SABİT TELEFON NO
    ADANA Seyhan İsmet İnönü Mes.Tek. Anadolu Lisesi 3224542676
    AFYONKARAHİSAR Atatürk İlkokulu 2722146456
    AĞRI Şeyh Edebali İlkokulu 4722151216
    ANKARA Ulubatlı Hasan İlkokulu 3122131519
    ANTALYA Kocademir Ortaokulu 24223231328
    BALIKESİR Burhan Erdayı İlkokulu 2662390161
    BURSA Macide Gazioğlu Kükürtlü Ortaokulu 2243277511
    ÇORUM 23 Nisan Ortaokulu 3642260247
    DENİZLİ Gazi İlkokulu 2582635006
    DİYARBAKIR Şair Sırrı Hanım Ortaokulu 4122282954
    ERZURUM İsmetpaşa İlkokulu 4422347867
    ESKİŞEHİR Milli Zafer İlkokulu 2222303171
    GAZİANTEP Abdullah Kepkep İlkokulu 3422303142
    HATAY Haydar Mursaloğlu İlkokulu 3262161051
    İSTANBUL Darüşşafaka Eğitim Kurumları 2129392812
    İZMİR Merkez Halitbey İlkokulu 2322624722
    KARABÜK Merkez Şirinevler İlkokulu 3704121113
    KARS Kars Merkez Atatürk İlkokulu 04742126721/ 04742128231
    KAYSERİ Besime Özdereci Ortaokulu 3522232235
    KOCAELİ İzmit Atatürk Ortaokulu 2623211835
    KONYA Mümtaz Koru Anadolu İmam Hatip Lisesi 3323511222
    MALATYA Gazi İlkokulu 4223231381
    MARDİN 13 Mart İlkokulu 4822132907
    MERSİN İleri Ortaokulu 3242371230
    ORDU Hamdullah Suphi Tanrıöver Ortaokulu 4522231679
    SAMSUN Merkez Alparslan İlkokulu 3622311042
    SİİRT Mehmetçik İlkokulu 4842231198
    SİVAS Sivas Behrampaşa Ortaokulu 3462212277
    ŞANLIURFA Fevzi Çakmak İlkokulu 4143135127
    TEKİRDAĞ Kazandereli Memiş Pehlivan Ortaokulu 2822615970
    TRABZON Cudibey Ortaokulu 4623211294
    VAN İpekyolu İlknur Ilıcalı İlkokulu 4322161368

     

    • Sınav merkezlerine çevre il ya da ilçelerden gelecek maddi durumu yetersiz velilerimize ulaşım giderleri için destek olunmaktadır.

    2023 Darüşşafaka Giriş Sınavı Başvuru Formu
    Darüşşafaka Giriş Sınavı Başvuru Formunu indirmek için tıklayınız.

    Darüşşafaka Eğitim Kurumları’na kesin kayıt hakkı

    Darüşşafaka Eğitim Kurumları Kayıt Kabul Sağlık Yönetmeliği esaslarına uygun olarak “beden ve ruh sağlığının yatılı okulda okumaya uygun” olduğunu gösterir sağlık kurulu raporu olması gerekmektedir. (Aday öğrenci bu raporla okul sağlık kurulu tarafından değerlendirildikten sonra gerekli görülen tüm hâllerde yeniden değerlendirilmek üzere tam teşekküllü bir hastaneye yönlendirilebilir.)

    Okul “sağlık kurulu”nun, adayın Darüşşafaka Eğitim Kurumları Kayıt Kabul Sağlık Yönetmeliği esaslarına göre yatılı okula kabulüne bir engel olmadığına ilişkin rapor vermesi gerekmektedir.

    Darüşşafaka Eğitim Kurumları’nın belirlediği tarihlerde yapılacak olan “mali durum araştırması”nın sonucunun olumlu ve kabul edilebilir olması gerekmektedir.

    Okulun “sağlık kurulu” davetine uymayan, “mali durum araştırması” sürecine katılmayan aday, sınavda başarılı olsa da kayıt hakkı kazanamaz.

  • Türkiye İşçi Partisi Sakarya İl Gençlik Birimi Roman Mahallesi’ndeki çocuklarla bir araya geldi

    Türkiye İşçi Partisi Sakarya İl Gençlik Birimi yeni yıl etkinlikleri dolayısıyla Küpçüler’de bulunan  Roman Mahallesi’ndeki çocuklarla bir araya geldi. Burada yaşayan çocuklara oyuncak dağıtan ve gün boyunca onlarla çeşitli aktiviteler gerçekleştiren gençler gördükleri ilgi ve sevgiden çok mutlu olduklarını ve ileişimlerinin devam edeceğini belirtti.

    Türkiye İşçi Partisi Gençlik Birimi’nden Leyla Kocaman, bu çocukların okullarda ve toplumda sürekli olarak dışlandığını, şehirlerin en dış mahallelerinde oturmaya mecbur bırakıldıklarını belirterek, toplumsal dayanışma  için tüm ezilen kesimlerin önyargılarını yenerek biraraya gelmeleri  gerektiğini söyledi. Partilerinin her yıl geleneksel olarak düzenlediği yılbaşı etkinliklerinde  bu dayanışmayı sağlamayı amaçladıklarını belirten Leyla Kocaman, sonraki süreçte de çocuklarla bir araya gelmeyi istediklerini dile getirdi.

     

  • Büyükşehir Ocak kültür sanat etkinliklerinde takvim belli oldu

    Büyükşehir Ocak kültür sanat etkinliklerinde takvim belli oldu

    Büyükşehir Belediyesi Ocak kültür sanat etkinlikleri açıklandı. 2023 yılının ilk ayında tiyatro buluşmalarından film gösterimlerine, söyleşilerden konferanslara panellerden imza günlerine kadar birçok renkli etkinlik kültür sanat dostları ile buluşacak.

    Sakarya Büyükşehir Belediyesi tarafından her ay düzenli olarak gerçekleştirilen kültür sanat etkinliklerinde yeni yılın ilk takvimi belli oldu. Tiyatro buluşmalarından film gösterimlerine, dinletilerden söyleşi ve imza günlerine, konferanslardan panellere birçok etkinliğin sanatseverlerle buluşacağı Ocak takvimi yine dolu dolu geçecek. 2023 yılının ilk ayında da çok sayıda önemli konuk ve konunun yer aldığı etkinlik takvimi hazırlayan Büyükşehir Belediyesi, tüm vatandaşların programlara davetli olduğunu paylaştı.

    Panel

    Konu: Galib: Kuğunun Son Şarkısı

    Konuklar: Beşir Ayvazoğlu, Ercan Yılmaz

    9 Ocak Pazartesi / 19.00 / AKM 

    Söyleşi

    Konu: Çağ Yangını Bir Ses: Mehmet Akif İnan

    Konuk: Hıdır Yıldırım

    10 Ocak Salı

    10.00 – Adabilim Okulları

    14.00 – Şehit Yılmaz Ercan Anadolu İHL

    Tiyatro (Çocuk Oyunu)

    Cesur Korkuluk Kuki – 1001 Sanat

    11 Ocak Çarşamba / AKM / 11.00-14.00

    Biletler, Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı’nda

    Online bilet için: https://ebilet.sakarya.bel.tr/

    Tiyatro

    Fehim Paşa Konağı – 1001 Sanat

    11 Ocak Çarşamba / AKM / 19.00

    Biletler, Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı’nda

    Online bilet için: https://ebilet.sakarya.bel.tr/

    Konferans

    Konu: Osmanlı Aklı

    Konuk: Savaş Ş. Barkçin

    12 Ocak Perşembe / AKM  / 19.00

    Söyleşi ve İmza

    Konu: Eşkina’nın Gözleri

    Konuk: Nevzat Sazak

    13 Ocak Cuma / Halit Evin Anadolu İHL / 14.00

    Söyleşi ve İmza

    Konu: İki Semazen Bir Palyaço

    Konuk: Sadık Yalsızuçanlar

    13 Ocak Cuma / AKM / 19.00

    Tiyatro (Çocuk Oyunu)

    Arı Maya – Loop Sahne

    17 Ocak Salı / AKM / 11.00-14.00

    Biletler, Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı’nda

    Online bilet için: https://ebilet.sakarya.bel.tr/

    Konferans

    Konu: Bu Dünyaya Ne Gerek?

    Konuk: Nurullah Genç

    18 Ocak Çarşamba / AKM  / 19.00

    Tiyatro

    Aruz Vezni – İdea Performans

    20 Ocak Cuma / AKM / 19.00

    Biletler, Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı’nda

    Online bilet için: https://ebilet.sakarya.bel.tr/

    Sinema

    Kayıp Balık Dori

    21 Ocak Cumartesi / AKM / 15.00

    Sinema

    Arabalar 3

    22 Ocak Pazar / AKM / 15.00

    Tiyatro

    Nasreddin Dede – Sakarya Kent Tiyatrosu (Sakarya Kent Konseyi Gençlik Tiyatrosu)

    24 Ocak Salı / AKM / 19.00

    Biletler, Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı’nda

    Online bilet için: https://ebilet.sakarya.bel.tr/

    Tiyatro (Çocuk Oyunu)

    Afacan Maymun – Loop Sahne

    25 Ocak Çarşamba / AKM / 11.00-14.00

    Biletler, Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı’nda

    Online bilet için: https://ebilet.sakarya.bel.tr/

    Konferans

    Konu: Çocuğuma Dinini Sevdiriyorum

    Konuk: Merve Gülcemal

    26 Ocak Perşembe / AKM  / 19.00

    Tiyatro

    Çok Komiksiniz – İstanbul Meydan Sahnesi

    27 Ocak Cuma / AKM / 19.00

    Biletler, Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı’nda

    Online bilet için: https://ebilet.sakarya.bel.tr/

    Tiyatro (Çocuk Oyunu)

    Robin Hood – B&T Yapım

    28 Ocak Cumartesi / AKM / 13.00-15.00

    Biletler, Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı’nda

    Online bilet için: https://ebilet.sakarya.bel.tr/

    Sinema

    Zootropolis Hayvanlar Şehri

    29 Ocak Pazar / AKM / 15.00

  • Sakarya’nın en özel fotoğraflarının ödülleri sahiplerini buldu

    Sakarya’nın en özel fotoğraflarının ödülleri sahiplerini buldu

     

    Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen 2. Ulusal Sakarya Bir Başka Fotoğraf Yarışması’nın sergi ve ödül töreni gerçekleştirildi. Programa katılan Başkan Yüce, “Memleketimize bakış açılarıyla değer katan, şehrimizin güzelliklerini yansıtan her bir sanatçımıza şükranlarımı sunuyorum” dedi.

    Sakarya Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen 2. Ulusal Sakarya Bir Başka Fotoğraf Yarışması’nın sergi ve ödül töreni gerçekleştirildi. AKM’de düzenlenen programa Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem Yüce’nin yanı sıra büyükşehir bürokratları, fotoğraf sanatçıları ve çok sayıda sanatsever katıldı.

    Fotoğraflar sergilendi

    Jüri üyeleri tarafından seçilen 50 fotoğraf arasından birinci, ikinci ve üçüncü olan eser sahiplerine para ödülü ve günün anısına hazırlanan hediyeler takdim edildi. Yarışmaya bu yıl toplamda 334 fotoğraf sanatçısı 1416 fotoğraf ile katılım sağladı. Başkan Yüce, ödül töreni sonunda yarışma için hazırlanan serginin açılış kurdelesini keserek fotoğraf sergisini gezdi, fotoğrafları yakından inceledi.

    Şehrin güzelliklerini yansıtan sanatçılarımıza şükranlarımı sunuyorum

    Programda konuşan Başkan Yüce, “Büyükşehir olarak Sakarya’nın tanıtımı için uğraş veren her bir fotoğraf sanatçısını en güçlü şekilde destekliyoruz. Sakarya’ya aidiyet duygusu hisseden her sanatçı, bu şehre bir eser bıraktı. İnsanın yaşamı boyunca iz bırakan, eser bırakan olması çok kıymetlidir. Bu vesile ile memleketimize bakış açılarıyla değer katan, şehrimizin güzelliklerini yansıtan her bir sanatçımıza şükranlarımı sunuyorum” diye konuştu.

  • Tiyatro Kooperatifi Yeni Yılda Taleplerinin Takipçisi Olmaya Devam Edecek!

    Tiyatro Kooperatifi Yeni Yılda

    Taleplerinin Takipçisi Olmaya Devam Edecek!

    Mayıs 2018’de 13 özel tiyatronun girişimiyle çalışmalarına başlayan ve bugün 75 özel tiyatronun dahil olduğu büyük ve güçlü bir yapı olarak yola devam eden Tiyatro Kooperatifi, özel tiyatroların ayakta kalmasının ancak somut ve
    sürdürülebilir çözümlerle mümkün olduğunu vurgulayarak yeni yıl için de özel tiyatrolar için acil çözüm çağrısını yineliyor.

    Tiyatro Kooperatifi, 21 Aralık 2022 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile film gösterimleri ve konserlerden alınan eğlence vergisi oranının yüzde sıfır olarak belirlenmesi üzerine 24 Aralık Cumartesi günü
    #ArtıkÇözümİstiyoruz başlığıyla bir kampanya başlattı.
    Yaratıcı kadroları, tüm üretimleri, gelişimine büyük katkı sağladığı oyuncuları, teknik personeli ve seyircisiyle, başta kültür sanat ekosistemi olmak üzere tüm yaratıcı endüstrileri besleyen, Tiyatro Kooperatifi’nin sürdürülebilirlik sorununu ısrarla
    vurguladığı ve raporladığı özel tiyatro alanının, ihtiyaç duyduğu ve hak ettiği desteği göremediğini kamuoyuna duyurarak yetkili kurum ve kuruluşları Kooperatif’in taleplerini gerçekleştirmeye davet ediyor.

    Tiyatro Kooperatifi, özel tiyatroların yıllara dayalı köklü sorunlarının çözümü için kuruluşundan bu yana tekrar ettiği, takipçisi olduğu aşağıdaki taleplerinin “Artık Gerçekleşmesini” bekliyor.
    TALEPLER

    ❖ Özel tiyatro biletlerindeki KDV oranı kalıcı olarak sıfırlanmalı veya en alt vergi diliminden değerlendirilmelidir.
    ❖ Kurumlar Vergisi ile Gelir Vergisinin yüksek dilimleri; özel tiyatrolar üzerinde bir yüktür ve bu yük kaldırılmalıdır.
    ❖ Özel tiyatrolara sponsor olan gerçek ve tüzel kişilerin yaptığı harcamalar,Kurumlar/Gelir Vergisinden mahsup edilebilmelidir.
    ❖ Özel tiyatroların bağış ve/veya yardım alabilmesi sağlanmalıdır.
    Özel tiyatroların sanatsal üretimini zenginleştirirken ekonomik, sosyal ve hukuki açıdan güçlenmesi ve sürdürülebilir hale gelmesi için çalışan Tiyatro Kooperatifi, yeni yılda da Türkiye’deki özel tiyatrolar için 21. yüzyılda dünya standartlarında
    tiyatro yapabilme alanını tesis edebilmek hedefiyle çalışmaya ve dayanışmayı büyütmeye devam edecek.

    TİYATRO KOOPERATİFİ HAKKINDA
    Tiyatro Kooperatifi, mesleki alanda özel tiyatroları temsilen, tiyatro sektöründeki tüm üretim ve uygulama süreçlerinin iyileştirilmesi ve profesyonelleştirilmesi amacıyla, 26 Haziran 2019’da İstanbul’daki özel tiyatroların bir araya gelmesiyle kuruldu. Yönetim kurulu başkanlığını Yeşim
    Özsoy’un üstlendiği Tiyatro Kooperatifi’nin yönetim kurulu Ersin Umut Güler, Hakan Silahsızoğlu, Mert Fırat, Muharrem Uğurlu, Volkan Yosunlu ve Vildan Güleç’ten oluşuyor.
    Tiyatro Kooperatifi’nin şu anda; Altıdan Sonra Tiyatro-Kumbaracı50, Altkat Sanat, Altsahne, Ankara
    Birlik Tiyatrosu, Apartman Sahne, Asmalı Sahne, Atlas Tiyatro Araştırmaları, Atta Festival, Baba Sahne, Balkonda Sanat Prodüksiyon, Biraderler Yapım, BRC Sanat Prodüksiyon Tiyatrosu, Craft, Dandun Tiyatro, DasDas, Derinart, Dilek Türker-Tiyatro Ayna, Echoes Sahne, EKİP Tiyatrosu, Ekip
    Kafile, Entropi Sahne, Erbulak Evi, Eylül Sahnesi, Fabrika Sanat, Gaca Tiyatro, GalataPerform, Germinal Tiyatro, HANN Sahne, ikincikat, İstanbulimpro, Kadıköy Emek Tiyatrosu, Klan Sahne, Koma,Kuzgun Yapım, K! Kültüral Performing Arts, Lavean Sanat Grubu, Levent Üzümcü Tiyatrosu, Mam’art,
    Mask-Kara Tiyatrosu, mesele kumpanya, NoAct Sahne, oyun atölyesi, Pafta Tiyatro, primatölye,
    QPerformans, Reha Özcan Kumpanyası, Sahne3, Semaver Kumpanya, Tatavla Tiyatro-Tatavla
    Sahne, Tatlı Ekşi Tiyatro, TTeşkilaTT, Tiyatro Alesta, Tiyatro Amorf, Tiyatro Bereze, Tiyatro D22,
    Tiyatro Dalga, Tiyatro 11, Tiyatro (Hâl), TiyatroDea, Tiyatro Hemhâl, Tiyatro.iN, Tiyatrokare, Tiyatro
    Mima, TiyatrOPS, Tiyatro Oyun Kutusu, Tiyatro Öteki Hayatlar, Tiyatro Pangar, Tiyatro Tiyatral, Tiyatro
    Yan Etki, Tiyatro Yeniden, Toy İstanbul, Versus Tiyatro, Wise Akademi, Yolcu Tiyatro ve Yapıcı
    Tiyatro’dan oluşan 75 ortağı bulunuyor ve güç birliği her geçen gün artıyor. Bu dayanışmayı tüm
    Türkiye’ye yaymayı arzulayan Tiyatro Kooperatifi, bu doğrultuda bölgesel kooperatifleşme
    çalışmalarına da destek veriyor ve tüm tiyatro kooperatiflerinin birlik statüsünde birleşmesini hedefliyor.
    Tiyatro Kooperatifi’nin logo dosyasına buradan ulaşabilirsiniz.
    #ArtıkÇözümİstiyoruz kampanya görsellerine buradan ulaşabilirsiniz.
    Bilgi için: tiyatrokooperatifi.org
    info@tiyatrokooperatifi.org
    instagram.com/tiyatrokooperatifi
    twitter.com/TiyatroKoop
    facebook.com/tiyatrokooperatifi
    linkedin.com/company/tiyatrokooperatifi

  • ‘Çağın çağrısına iz bırakan’ âlimler bu panelde konuşuldu

    ‘Çağın çağrısına iz bırakan’ âlimler bu panelde konuşuldu

    Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen kültür sanat etkinlikleri SAÜ İlahiyat Fakültesi’nde gerçekleştirilen panel ile devam etti. ‘Tefsire Adanmış Ömürler’ konulu programda 1887’den itibaren günümüze kadar gelen müfessirlerin biyografisi konuşuldu.

    Sakarya Büyükşehir Belediyesi ve SAÜ İlahiyat Fakültesi iş birliği ile düzenlenen Aralık ayı kültür sanat etkinlikleri, ‘Tefsire Adanmış Ömürler’ konulu panel ile devam etti. Moderatörlüğünü Prof. Dr. Ali Karataş’ın yaptığı programa, Prof. Dr. Ali Akpınar, Prof. Dr. Mehmet Emin Maşalı, Prof. Dr. Yaşar Düzenli, Prof. Dr. Yusuf Ziya Kavakçı ve Doç. Dr. Gökhan Atmaca konuşmacı olarak katıldı.

    Yoğun ilgi

    SAÜ İlahiyat Fakültesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen panelde, 1887’den günümüze kadar gelen ve eserleriyle geleceğe ışık tutan 37 müfessirin biyografisi ele alındı. Yaşadıkları dönemden birçok zorlukla mücadele ederek ömrünü tefsir ilmine adayan âlimlerden kesitlerin sunulduğu program, dinleyiciler tarafından yoğun ilgi gördü.

    Üsküdarlı Ali Efendi’nin Kuran-ı Kerim tilavetiyle başlayan programa, SAÜ İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Bostancı, fakülte hocaları, Serdivan Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencileri ve çok sayıda vatandaş katıldı. Program sonunda yapılan çekilişle 40 katılımcıya kitap hediye edildi.

    Tefsire adanmış ömürler

    Programda konuşan İlahiyat Fakültesi dekanı Prof. Dr. Ahmet Bostancı, “SAÜ İlahiyat Fakültesi Tefsir hocalarından Prof. Ahmet Karataş ve Doç. Dr. Gökhan Atmaca’nın editörlüğünde “Kur’ân’a ve Tefsire Adanmış Ömürler” başlıklı bir kitap hazırlandı. Bu kitapta 1964-2022 yılları arasında vefat eden, merhum Hasan Basri Çantay’dan merhum Ali Osman Yüksel’e, Kur’an ve Tefsir alanında hocalık yapmış̧ ve eser yazmış̧ bir çok ilim adamını konu ediyor. Özellikle her bir hocamız ile ilgili sonraki nesillere örnek olacak yönleri her ilahiyat öğrencisi tarafından ibret nazarı ile okunmalıdır. Başta Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ekrem Yüce beyefendi olmak üzere tüm hocalarımıza teşekkür ediyorum” diye konuştu

  • Sendikal Özgürlükleri İpotek Altına Alınan Eğitim Çalışanları Geçim Derdinde

    Eğitim Gücü Sendikası Sakarya il Temsilcisi Güldane Berberoğlu tarafından bugün  AKM önünde eğitim çalışanlarının sorunları ile ilgili basın açıklaması düzenlendi.

    Sendikal Özgürlükleri İpotek Altına Alınan Eğitim Çalışanları

    Geçim Derdinde

    Sakarya il Temsilcisi Güldane Berberoğlu”Değerli Türk Halkı, Kıymetli Eğitim Çalışanları, Saygıdeğer Basın Mensupları ve Eğitim Paydaşları,

    Bugün burada eğitim çalışanlarını asgari ücrete mahkûm edip maaşından en üst düzeyde vergi alan ve bununla yetinmeyip sendika seçim ve örgütlenme hakkına müdahale etmeye çalışarak eğitimcinin iradesine yön vermeye çalışan bu düzene karşı olduğumuzu göstermek ve neredeyse açlık sınırındaki maaşları eğitimcilere reva görenlere tepkimizi yine açlık sınırında maaş alan bir öğretmenimizin bordrosunu yırtarak göstermek için toplandık.

    Kira, ulaşım ve temel gıda giderleri gibi zorunlu ihtiyaçlar başta olmak üzere birçok kalemdeki fahiş zamlar karşısında birçok vatandaşımız gibi eğitim çalışanlarıda temel ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma gelmiş, ağır bir yoksulluk kriziyle karşı karşıya kalmıştır. Çalışanların gelirleri özellikle büyükşehirlerde neredeyse bir kiraya eşdeğer durumdadır. Kira ödemeleri yapıldıktan sonra maaşlardan kalan miktarla aylık gıda ihtiyaçlarını karşılamaya, elektrik, su, doğalgaz, iletişim faturalarını ödemeye bile yetmemektedir. TÜİK enflasyon rakamları dışında enflasyonun yükselmesine karşı politika geliştiremeyen hükümet sayesinde, maaşlarımıza yapılan zam ve sözde enflasyon farkları daha elimize geçmeden erimiş, memur enflasyona ezdirilmiştir. Bunlar yetmezmiş gibi vergi dilimi düzenlemesinin ısrarla gündeme alınmaması bizi açlık sınırına doğru sürüklemiş maaşlarımız asgari ücret düzeyine gerilemiştir. Çalışanların sırtındaki küfe her geçen gün ağırlaşırken kredi kartı limitleri dolmuş, ek hesaplarda para kalmamış, bıçak kemiğe dayanmıştır.

    Öğretmen ve memur maaşlarının yüksek oranda vergi dilimine tabi olması maaşa yapılan zam ve iyileştirmeleri anlamsız kılmaktadır. Düşük maaşlarla geçim derdine düşürülen öğretmenlerin, gelirlerinden alınan yüksek vergi kesintileri neredeyse asgari ücret tutarını bulmaktadır.

    Eğitim ve Bilim Gücü Dayanışma Sendikası olarak eğitim çalışanlarının maaşlarının, 2023 Ocak ayında yapılacak zam ve iyileştirmelerle, kurumlar tarafından belirlenen refah seviyelerine çekilerek maaşın yoksulluk sınırına kadar olan kısmının vergiye tabi tutulmaması ve alım gücünün korunması için gelir vergisi oranlarının güncel ekonomik koşullara uygun olarak revize edilerek vergi kesinti oranının %15’e sabitlenmesini istiyoruz.

    Eğitimciyi bu hale getiren yetkili sendika ve destekçisi sarı sendikalar;

    • Siyasete yaranmak adeta şirin gözükmek için memurun ekonomik ve özlük haklarını toplu görüşme tiyatrolarında siyasilere peşkeş çektiler,

    • Sahte TÜİK rakamlarıyla buçuklu zamlara teşekkür ederek makamlarını garantiye almak isteyenler memuru enflasyona ezdirdi.

    • Elde ettikleri makamları korumak için öğretmenleri kanunla değersizleştirmeye ve ayrıştırmaya çalışanlara alkış tuttular. Tüm bunları yaparken de teşekkür bekleyecek kadar yüzsüzleştiler.

    Siyaset ile kol kola giren sendika anlayışının geldiği son nokta ise hukuk tanımazlık olmuş daha önce Danıştay tarafından iptal edilen maddeye rağmen ve yine mahkemeden döneceğini bilerek az önce saydığımız gerçekleri görerek kendilerinden istifa edenleri ve gerçekleri yüzlerine vuran sendikaları cezalandırmak, yeni kopuşları engellemek için bu gün de %2lik sendika kotası getirerek kendi kurdukları düzeni devam ettirmeye,  çalışanların seslerinin duyulmasına ve haklarının aramasına engel olmaya,  kendi ekonomik ve siyasi amellerinin önündeki son engelleri kaldırmaya çalışmaktadırlar. Bu süreçte kullandıkları tek koz aylık olarak fazladan alınacak 150 TL’dir. Siyasetin ve “malum sen”lerin bu paraya muhtaç olduğunu düşündükleri eğitim çalışanları artık gerçeklerin farkındadır, yaşadıkları geçim sıkıntısının sebebini gayet iyi görmüştür. Sendikacılık anlayışından uzak, üyelerini sayıdan ibaret gören bu anlayışın artık kamu çalışanlarına yapacağı tek hizmet kendini fes etmektir.

    Örgütlenme özgürlüğünü kısıtlamaya çalışmanın, devlet memurunu ve bir ihtisas mesleği olan öğretmenliği asgari ücrete mahkûm etmenin asıl amacı kamu çalışanlarının karşı çıkma refleksini engellemek, çaresiz bırakmak ve istedikleri düzeni kurarak menfaatlerine engel olmaya çalışanları saf dışı bırakmak olduğu aşikârdır.

    Taleplerimiz karşılanmadığı takdirde eğitim çalışanlarının sorunlarına dikkat çekmek için 2 Ocak 2023 Pazartesi günü sendikamızın aldığı karar doğrultusunda iş bırakma eylemi yapacağımızı da buradan kamuoyuna duyuruyoruz.

    Kamu Çalışanlarının bu zamana kadar olan tüm maddi kayıplarının karşılanarak maaşlarının yoksulluk sınırı üzerine çıkarılmalıdır. Maaşın yoksulluk sınırına kadar olan kısmı vergiye tabi tutulmamalı ve alım gücünün korunması için gelir vergisi oranlarının güncel ekonomik koşullara uygun olarak revize edilerek vergi kesinti oranı %15’e sabitlenmelidir. Örgütlenme özgürlüğü üzerinde kurulmaya çalışılan baskı derhal son bulmalıdır. Bizler bu gün buradan bir kez daha haykırıyor ve açlık sınırında maaşı kabul etmediğimizi bu bordroyu yırtarak gösteriyoruz. Bu isteklerimiz karşılanana kadar da SUSMAYACAĞIZ, VAZGEÇMEYECEĞİZ. ÇOK OLANLAR DEĞİL İNANANLAR KAZANACAK!

  • Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile 2023, ‘Aşık Veysel Yılı’ ilan edildi

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanan genelge ile 2023, ‘Aşık Veysel Yılı’ olarak kutlanacak

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2023 yılının “Aşık Veysel Yılı” olarak kutlanmasına ilişkin genelge yayımladı.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, Resmi Gazete’de yer alan genelgede, aşıklık geleneğinin en önemli temsilcilerinden olan büyük halk ozanı Aşık Veysel’in, yalın bir Türkçe ile ortaya koyduğu eserlerinde hüznün yanı sıra yaşama sevinci, doğa ve insan sevgisi, dostluk, birlik ve beraberlik üzerine gelecek nesillere kıymetli dizeler armağan ettiğini hatırlattı.

    Sözlü kültür geleneği içinde yetişen ve halk kültüründen beslenen Aşık Veysel’in asırlara sari zengin kültür mirasının temel taşlarından biri olduğunu belirten Erdoğan, “Aşık Veysel’in vefatının 50’nci sene-i devriyesi olan 2023 yılı, UNESCO tarafından anma ve kutlama yıl dönümleri arasına alınmıştır. Sazı ve sözüyle dünya penceresinden insanlığa seslenen Aşık Veysel’i hürmetle ve rahmetle yad etmek üzere yıl boyunca yurt genelinde ve yurt dışında etkinlikler düzenlenecektir.” ifadelerini kullandı.

    Bu kapsamda düzenlenecek etkinliklerin Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığının koordinasyonunda ilgili kamu kurum ve kuruluşlarıyla birlikte yürütüleceğini bildiren Erdoğan, şunları kaydetti:

    “Söz konusu etkinliklerden Cumhurbaşkanlığınca belirlenecekler Cumhurbaşkanlığı himayesinde yapılabilecektir. Etkinliklere ilişkin logo, afiş, duyuru, davetiye, ilan ve benzeri belge ve görsel dokümanlar ilgili kurumlarla birlikte belirlenecek kurumsal kimliğe uygun şekilde kullanılacaktır. Gerçekleştirilecek etkinliklere ait giderler ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca karşılanacaktır. Bu çerçevede yıl boyunca tertiplenecek etkinliklerin en iyi şekilde gerçekleştirilebilmesi için ihtiyaç duyulacak her türlü destek, yardım ve kolaylığın tüm kamu kurum ve kuruluşlarınca geciktirilmeksizin öncelikli olarak yerine getirilmesi hususunda bilgilerini ve gereğini rica ederim.”

    GENELGE

    Aşık Veysel Şatıroğlu (1894–1973

    Âşık Veysel, gerçek adıyla Veysel Şatıroğlu (25 Ekim 1894, Şarkışla – 21 Mart 1973, Sivas), Türk halk ozanı. Afşar boyunun Şatırlı obasına mensuptur.

    Yaşamı

    “Üçyüzonda gelmiş idim cihana”

    Veysel Şatıroğlu, 1894’te Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde dünyaya geldi. Veysel’in dünyaya geliş öyküsü, Anadolu köylerinde hemen birçok çocuğun yaşadığı olağan bir doğum biçimidir. Ama, bugün özellikle dışarıdan bakanlar için ilginçtir, olağandışıdır. Anlatmak gerekirse, annesi Gülizar Ana, Sivrialan dolaylarındaki Ayıpınar merasında koyun sağmaya giderken sancısı tutmuş, oracıkta dünyaya getirmiş Veysel’i. Göbeğini de kendisi kesmiş, bir çaputa sarıp yürüye yürüye köye dönmüştür.

    Veysellere yörede “Şatıroğulları” derler. Babası “Karaca” lakaplı, Ahmet adında bir çiftçidir. Veysel’in dünyaya geldiği sıralar, çiçek hastalığı Sivas yöresini kasıp kavurmaktadır. Veysel’den önce, iki kız kardeşi çiçek yüzünden yaşamlarını yitirmiştir.

    Yedi yaşına girdiği 1901’de Sivas’ta çiçek salgını yeniden yaygınlaşır; o da yakalanır bu hastalığa. O günleri şöyle anlatıyor:“Çiçeğe yatmadan evvel anam güzel bir entari dikmişti. Onu giyerek beni çok seven Muhsine kadına göstermeye gitmiştim. Beni sevdi. O gün çamurlu bir gündü, eve dönerken ayağım kayarak düştüm. Bir daha kalkamadım. Çiçeğe yakalanmıştım…Çiçek zorlu geldi.Sol gözüme çiçek beyi çıktı.Sağ gözüme de,solun zorundan olacak,perde indi.O gün bu gündür dünya başıma zindan.”

    Bu düşmeden sonra Veysel’in belleğine bir de renk işler: Kırmızı.Düşerken büyük bir olasılıkla elinde sıyrık oluyor,kanıyor.Bunu eşi Gülizar Ana şöyle anlatıyor:“Bilinmez değilsin,renklerden yalnız kırmızıyı hatırladı.Gözleri gönlüne çevrilmeden önce,yani çiçek hastalığına yakalanmadan önce düşmüştü. Kan görmüştü. Kanın rengini hatırlardı yalnız. Kırmızıyı…Yeşili de elleriyle bulur ve severdi.”

    Sağ gözünün görme şansı varmış, ışığı seçebiliyormuş bu gözüyle o sıralar. Yalnız yakınlardaki Akdağmağdeni’nde doktor varmış. Babasına “Çocuğu Akdağmadeni’ne götür,orada gözünü açacak bir doktor var” demişler.Sevinmiş babası.

    Ne var ki, olumsuzluklar yakasını bırakmamış Veysel’in.“Bir gün inek sağarken babası yanına gelmiş. Veysel ansızın dönüverince; babasının elinde bulunan bir değneğin ucu öteki gözüne girivermiş. O göz de akıp gitmiş böylece.”

    Ali adında bir ağabeyisi ve Elif adında bir kızkardeşi varmış Veysel’in. Tüm aile çok üzülmüş, günlerce gözyaşı dökmüş bu hale. Bundan böyle bacısı elinden tutarak gezdirmeye, dolaştırmaya başlar Veysel’i. Gittikçe içine kapanmaktadır Veysel. Emlek yöresi olarak adlandırılan Sivas’ın bu âşığı/ozanı bol diyarında, Veysel’in babası da şiire meraklı, tekkeyle içli-dışlı biriymiş. Veysel’in dertlerini birazcık da olsa unutacağı bir uğraş olsun diye bir saz verir eline. Halk ozanlarından da şiirler okuyup, ezberleterek avutmağa çalışırmış oğlunu. Ayrıca yöre ozanları da zaman zaman babası Şatıroğlu Ahmet’in evine uğrar, çalıp söylermiş. Merakla dinlermiş bunları Veysel. Komşuları Molla Hüseyin de sazını düzenler, kırılan tellerini takarmış.

    İlk saz derslerini babasının arkadaşı olan Divriği’nin köylerinden Çamışıhlı Ali Ağa’dan (Âşık Alâ) almış. Kendini de iyice saza vermiş; usta malı şiirlerden çalıp söylemeye başlamış. Karanlık dünyasını aydınlatan ozanlar dünyasıyla Çamışıhlı Ali tanıştırıyor daha çok Veysel’i. Pir Sultan Abdal, Karacaoğlan, Dertli, Ruhsati gibi usta ozanların dünyalarıyla tanışıyor böylece.

    “Âşık Veysel’in hayatında ikinci mühim değişiklik seferberlikte başlamıştır.Kardeşi Ali de cepheye gitmiş,küçük Veysel kırık telli sazıyla yalnız kalmıştır. Harp patladıktan sonra Veysel’in bütün arkadaşları, emsalleri cepheye koşuyorlar. Veysel bundan da mahrum…

    Böylece münzevi olan ruhunda ikinci bir inziva da açılmıştır. Arkadaşsızlık acısı, sefalet, onu çok bedbin, umutsuz ve mahzun ediyor. Artık küçük bahçesindeki armut ağacının altında yatıp kalkmakta, geceleri ağaçların ta tepelerine çıkarak içindeki derdini göklere ve karanlıklara bırakmaktadır.”

    O günlerini Aşık Veysel şöyle anlatır Enver Gökçe’ye;“Eve girerim, yüzüm asık: anam babam halimi bilmez. Ben onlara derdimi, dokunmasın diye, açamam. Onlar benim kafa tuttuğumu zannederler, bense derdimi dökmekten çekinirim, öyle ki, sazdan bile farır gibi oldum.”

    Bunda biraz Anadolu’da “erkek oğlan” olgusunun etkisi varsa, daha çok Veysel’in vatanseverliğinin, vatana olan borcunu ödeme duygusunun ağırlığı vardır. Sonradan şöyle dizeleştirir bunu:

    “Ne yazık ki bana olmadı kısmet

    Düşmanı denize dökerken millet

    Felek kırdı kolumu, vermedi nöbet

    Kılıç vurmak için düşman başına.

     Bugünler müyesser olsaydı bana

    Minnet etmez idim bir kaşık kana

    Mukadder harici gelmez meydana

    Neler geldi bu Veysel’in başına.”

    Veysel’in annesi ve babası seferberlik sonlarına doğru “belki biz ölürüz ve kardeşi Veysel’e bakamaz” düşüncesiyle Veysel’i Esma adında, akrabalarından bir kızla evlendiriyorlar. Esma’dan bir kız, bir oğlu oluyor Veysel’in. Oğlan çocuğu daha on günlükken annesinin memesi ağzında kalarak ölüyor… Veysel’in acıları bununla da bitmiyor; aksilikler, talihsizlikler üst üste gelmeye başlıyor.1921’in 24 Şubat’ında annesi bir gün ondan 18 ay sonra da babası ölüyor. Bu arada bağ, bostan işleriyle uğraşıyor. Köye de birçok âşık gelip gitmekte, Karacaoğlan’dan, Emrah’tan, Âşık Sıtkı, Âşık Veli gibi saz şairlerinden çalıp söylemektedirler. Köy odalarındaki bu âşık fasıllarından Veysel de geri kalmamaktadır.

    Ağabeysi Ali’nin bir kız çocuğu daha olunca çocuklara ve işlere bakması için bir azap (hizmetkar) tutuyorlar. Bu hizmetkar ileride Veysel’in bağrında açılacak başka yaranın sebebi olacaktır. Bir gün Veysel hasta yatarken, kardeşi Ali de keven toplamakta iken, Veysel’in ilk eşi olan Esma’yı kandırarak kaçırıyor bu yanaşma. Veysel’in acılı yaşamına bir acı daha ekleniyor böylece. Karısı bir başına bırakıp gittiğinde Veysel’in kucağında henüz altı aylık kızı varmış. İki yıl kucağında gezdirmiş Veysel onu, ne çare o da yaşamamış. Bir şiirinde dile getirdiği gibi:

     “Talih çile kadar sözü bir etmiş,

    Her nereye gitsem gezer peşimde.”

     Bin katmerli acılar silsilesi kısacası.

     “O artık alemden, bu diyardan uzaklaşmak, göçmek isteyen bir ruh haleti içindedir.1928’de en iyi arkadaşı olan İbrahim ile Adana’ya gitmeye karar veriyorlar. Fakat Sivas’ın Karaçayır köyünde Deli Süleyman isminde birisi âşığı bu ilk seyahatinden vazgeçiriyor. Veysel’i dinleyelim:

    “Bu adam, saz çalarım dinler, söze başlarım keser. Gideyim derim,‘ah kirve, çoluk çocuk ağlaşıyor, gel gitme’ diye elime ayağıma düşer. Nihayet dayanamadım, gitmiyorum vesselam diye bu seyahatten vazgeçtim.”

    Veysel’in köyünden ilk ayrılışı şöyledir: Zara’nın Barzan Baleni köyünden Kasım adında birisi Veysel’i köyüne götürerek iki üç ay beraber yaşıyorlar. Kendisini Adana’ya göndermeyen Deli Süleyman, Sivas’lı Kalaycı Hüseyin, Veysel’e yol arkadaşlığı ediyorlar. Dönüşte Veysel, Hafik’in Yalıncak köyüne ve Zara’nın Girit köyüne uğrayarak 9 liraya güzel bir saz alıyor; Sivas’tan Sivrialan’a dönerlerken arkadaşları bir “üç kağıtçı” grubuna yakalanarak bütün paralarını kaybediyorlar. Arkadaşları Veysel’in 9 lirasını da alarak kumara veriyorlar. Veysel bu hadiseden bir müddet sonra Hafik’in Karayaprak köyünden Gülizar adlı bir kadınla evleniyor.”

    1931 yılında Sivas Lisesi edebiyat öğretmeni olan Ahmet Kutsi Tecer ve arkadaşları “Halk Şairlerini Koruma Derneği”ni kuruyorlar.Ve 5 Aralık 1931 tarihinde de üç gün süren Halk Şairleri Bayramı’nı düzenliyorlar.Böylece Veysel’in yaşamında önemli bir dönüm noktası işlemeye başlıyor.Denebilir ki, Veysel için A.Kutsi Tecer’le tanışması hayatında yeni bir başlangıcı işaretliyor.

    1933’e kadar usta ozanlarından şiirlerinden çalıp söylüyor.Cumhuriyet’in onuncu yıldönümünde A. Kutsi Tecer’in direktifleriyle bütün halk ozanları cumhuriyet ve Gazi Mustafa Kemal üzerine şiirler düzmüşler.Bunlar arasında  Veysel de var.Veysel’in günışığına çıkan ilk şiiri böylece “Atatürk’tür Türkiye’nin ihyası”…dizesiyle başlayan şiir oluyor.Bu şiirin gün yüzüne çıkışı, Veysel’in de köyünden dışarıya çıkması oluyor.

    O zaman Sivrialan’ın bağlı olduğu Ağacakışla nahiyesi müdürü Ali Rıza Bey, Veysel’in bu destanını çok beğeniyor, “Ankara’ya gönderelim” diye istiyor. Veysel de “Ata’ya ben giderim” diye vefalı arkadaşı İbrahim ile yayan yola düşüyor. Karakışta yalınayak, başı kabak yola çıkan bu iki arı gönül, bu iki insan örneği, üç ay yol çiğneyerek Ankara’ya geliyorlar.

    Veysel Ankara’da konuksever tanıdıkların evlerinde 45 gün misafir kalıyor.Destanı Atatürk’e getirmek hevesiyle geldiğini söylüyorsa da destanı Atatürk’e okumak kısmet olmuyor. Eşi Gülizar Ana: “Ata’ya gidemediğine bir,askere gidemediğine iki; yanardı ki o kadar olur…” diyor.Ancak, Hakimiyet-i Milliye (Ulus) basımevinde destanı gazeteye veriliyor.Destan gazetede üç gün boyunca yayınlanıyor. Bundan sonra da bütün yurdu dolaşmaya,dolaştığı yerlerde çalıp söylemeye başlıyor,seviliyor,saygı görüyor.

    O günleri şöyle anlatıyor:“Köyden çıktık.Yaya olarak Yozgat köylerinden Çorum-Çankırı köylerinden geçip üç ayda Ankara’ya gelebildik. Otele gitsek para yok. ‘Nere gidek? Nasıl Edek?” diye düşünüyoruz.Dediler ki: “Burada Erzurumlu bir Paşa Dayı var. O adam misafirperverdir.”O zamanlar Dağardı diyorlardı,(şimdiki Atıf Bey Mahallesi) orada ev yaptırmış Paşa Dayı.Gittik oraya. Adamcağız hakikaten misafir etti.Birkaç gün kaldık o zaman, Ankara’da, şimdiki gibi kamyon filan yok. Bütün işler at arabalarıyla görülüyor.At arabaları olan, Hasan Efendi adında bir adamla tanıştık. O, bizi evine götürdü. Kırkbeş gün Hasan Efendi’nin evinde kaldık.Gideriz, gezeriz, geliriz;adam yemeğimizi,yatağımızı,herşeyimizi sağlar.Dedim ki: -‘Hasan Efendi biz buraya gezmek için gelmedik! Bizim bir destanımız var.Bunu,Gazi Mustafa Kemal’e duyurmak istiyoruz! Nasıl ederiz? Ne yaparız?’

    Dedi ki: -‘Vallahi ben böyle işlerle ilgili değilim. Burada bir milletvekili var.Adı Mustafa Bey, soyadını unuttum. Bu işi ona anlatmak gerek. Belki size o yardımcı olabilir.’Gittik Mustafa Bey’e derdimizi anlattık. Öyle böyle bir destanımız var. Gazi Mustafa Kemal’e duyurmak istiyoruz.”Bize yardım et!” dedik.

    Dedi ki: -“Amaan! Şimdi şaire falan önem veren yok. Kıyıda köşede çalın çağırın. Geçin gidin!’

    -‘Yok öyle değil dedik. Biz destanımızı okuyacağız, Mustafa Kemal’e!’

    Milletvekili Mustafa Bey, ‘okuyun da bir dinleyeyim bakayım’ dedi. Okuduk dinledi. O zamanlar Ankara’da çıkan Hakimiyet-i Milliye Gazetesi’yle konuşacağını söyledi. ‘Yarın bana gelin!’ dedi. Gittik. ‘Ben karışmam’ dedi. Sonunda kesti attı. Biz ordan döndük geldik. “Ne yapsak?” diye düşünüyoruz. Sonunda,”Matbaaya biz gidelim” dedik. Saza, tel alıp takmak eski telleri yenilemek de gerekti. Ulus Meydanı’ndaki çarşıya, o zamanlar Karaoğlan Çarşısı diyorlardı. Saz teli almak için Karaoğlan Çarşısı’na yürüdük.

    Ayağımızda çarık. Bacağımızda şal-şalvar, şal-ceket, belimizde kocaman bir kuşak.! Efendim polis geldi: -‘Girmeyin’ dedi.”Çarşıya girmek yasak!” Bizi tel alacağımız çarşıya sokmadı.

    Polis: -‘Yasak diyoruz.Siz yasaktan anlamaz mısınız? Orası kalabalık. Kalabalığa girmeyin!’ diye diretti.

    -‘Peki girmeyelim’ dedik.Polisi güya salmış gibi yürümeye devam ettik. Adam geldi, arkadaşım İbrahim’e çıkıştı. –‘Kafadan gayri müsellah mısın? Girmeyin diyorum.Beynini patlatırım senin!’ diye çıkıştı.

    -‘Beyefendi biz dinlemiyoruz! Biz çarşıdan saz teli alacağız!’ dedik. O zaman polis, İbrahim’e: -‘Tel alacaksan bu adamı bir yere oturt. Git telini al!’ Neyse gitti İbrahim teli aldı geldi. Tel taktık. Ama sabahleyin çarşıdan da geçemiyoruz. Sonunda matbaayı bulduk.

    -‘Ne istiyorsunuz?’ dedi müdür.

    -‘Bir destanımız var. Gazeteye vereceğiz!’ dedik.

    -‘Çalın bakayım; bir dinleyeyim!’ dedi. Çaldık dinledi!

    – ‘Ooo! Çok iyi’ dedi. ‘Çok güzel.’

    Yazdılar. ‘Yarın gazetede çıkar’ dediler.‘Gelin de gazete alın!’ Orada bize  telif hakkı olarak biraz da para verdiler.Sabahleyin gidip 5-6 gazete aldık. Çarşıya çıktık. Polisler:

    -‘Oooo! Âşık Veysel siz misiniz? Rahat edin efendim! Kahvelere girin! Oturun!’ dediler. Bir iltifat başladı ki sormayın! Çarşıda bir zaman gezdik.Fakat yine Mustafa Kemal’den ses yok.Dedik:”Bu iş olmayacak.” Amma Hakimiyet-i Milliye Gazetesi’nde destanımı üç gün birbiri üstüne yayınladılar.Mustafa Kemal’den yine ses çıkmadı.Köye dönmeye karar verdik.Fakat cebimizde yol paramız da yok.Ankara’da bir avukatla tanışmıştık.

    Avukat: – ‘Ben belediye başkanına bir mektup yazayım.Belediye sizi köyünüze parasız gönderir!…’ dedi.Elimize bir mektup verdi.Belediyeye gittik. Orada bize dediler ki: – ‘Siz sanatkâr adamsınız.Nasıl geldinizse öyle gidersiniz!’

    Döndük avukata geldik.‘Ne yaptınız?’dedi. Anlattık. ‘Durun bir de valiye yazalım!’ dedi.Valiye de dilekçe yazdı.Valiye dilekçemizi imzalayıp yine Belediyeye buyurdu. Belediyeye ilettik.Belediye bize: -‘Yok!’ dedi. ‘Paramız yok! Sizi gönderemeyiz!’ dedi.

    Avukat içerledi ve kahretti: – ‘Gidin! İşinize gidin!’ dedi. ‘Ankara Belediyesi’nin sizin için parası yokmuş; tükenmiş!’ dedi.Acıdım avukata.

    ‘Nasıl edelim? Ne edelim?’ derken bir de ‘Halkevi’ne uğrayalım bakalım. Belki oradan bir şey çıkar’ diye düşündük.Mustafa Kemal’e gidemiyok.Halkevine gidek.Bu defa,Halkevine,bizi kapıcılar bırakmıyor ki girelim.Orada dinelip duruyorduk.

    İçeriden bir adam çıktı: -‘Ne geziyorsunuz burada? Ne yapıyorsunuz?’ diye sordu.

    -‘Halkevine gireceğiz ama bırakmıyorlar!’ diye cevap verdik.

    -‘Bırakın! bu adamlar,tanınmış adamlar! Âşık Veysel bu!’ dedi.

    O içeriden çıkan adam, bizi edebiyat şubesi müdürüne gönderdi. Orada: -‘Ooo! Buyurun! Buyurun! dediler.Halkevinde bazı milletvekilleri varmış.Şube müdürü onları çağırdı: -‘Gelin halk şairleri var, dinleyin.’ dedi.

    Eski milletvekillerinden Necip Ali Bey: -‘Yahu dedi bunlar fakir adamlar.Bunlara bakalım.Bunlara birer kat elbise de yaptırmalı.Pazar günü de Halkevinde bir konser versinler!’

    Hakikaten bize,birer takım elbise aldılar.Biz de o Pazar günü Ankara Halkevi’nde bir konser verdik.Konserden sonra cebimize para da koydular.Ankara’dan köyümüze işte o parayla döndük.Plağa okuduğu ilk türkü ise, Emlek yöresinin ünlü ozanlarından Âşık İzzeti’nin:

    “Mecnunum, Leyla’mı gördüm

    Bir kerrece baktı geçti.

    Ne söyledi ne de sordum

    Kaşlarını yıktı geçti

    Soramadım bir çift sözü

    Ay mıydı gün müydü, yüzü

    Sandım ki zühre yıldızı

    Şavkı beni yaktı geçti.

    Ateşinden duramadım

    Ben bu sırra eremedim

    Seher vakti göremedim

    Yıldız gibi aktı geçti.

    Bilmem hangi burç yıldızı

    Bu dertler yareler bizi

    Gamzen oku bazı bazı

    Yar sineme çaktı geçti..

    İzzetî, bu ne hikmet iş

    Uyur iken gördüm bir düş

    Zülüflerin kement etmiş,

    Yar boynuma taktı geçti.” şiiridir.

    Köy Enstitüleri’nin kurulmasıyla birlikte, yine Ahmet Kutsi Tecer’in katkılarıyla, sırasıyla Arifiye, Hasanoğlan, Çifteler, Kastamonu, Yıldızeli ve Akpınar Köy Enstitüleri’nde saz öğretmenliği yapıyor. Bu okullarda Türkiye’nin kültür yaşamına damgasını vurmuş birçok aydın sanatçıyla tanışma olanağı buluyor, şiirini iyiden iyiye geliştiriyor. 1965 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi, özel bir kanunla Âşık Veysel’e, “Anadilimize ve milli birliğimize yaptığı hizmetlerden ötürü” 500 lira aylık bağlanmıştır. 21 Mart 1973 günü, sabaha karşı saat 3.30’da doğduğu köy olan Sivrialan’da, şimdi adına müze olarak düzenlenen evde yaşama gözlerini yumdu.

    Âşık Veysel’in yaşamını özetlemek gerekirse, Erdoğan Alkan’ın şu betimlemesi en güzel cümleleri oluşturur: “Kızılırmak soru işaretine benzer, Zara’dan doğar, Hafik ve Şarkışla’dan sonra Sivas topraklarını terkeder. Bir yay çizip Kayseri’yi, Nevşehir’i, Kırşehir’i, Ankara’yı ve Çorum’u sular, Samsun’un Bafra ilçesinde denize dökülür, Âşık Veysel’in yaşam öyküsü Kızılırmak gibidir. Bir ucu Bafra’dadır, bir ucu da Zara’da. Bafra’ya dek uzanan acılı bir yaşam Zara’nın doğusundaki Kızıldağ’ın gür sularıyla beslenip sona erer.”

    Sanatı ve Dünya Görüşü

    Hem yaslandığı köy / kasaba kültürünün etkisi hem de çağdaş anlamda bir eğitim olanağından yararlanamamanın getirdiği doğal sonuçla, köy / kırsal kesiminin kaderci dünya görüşü onda da egemendir. Bunları söylerken, Veysel’in içerisinde bulunduğu ruh halinin de değerlendirilmesinden yanayım. Kuşkusuz, çocukluk ve gençlik yıllarında yaşadığı bir yığın olumsuz etkinin, yaşama bakışını, onu nasıl bir küskünlüğe ittiğini görmezden gelemeyiz.

    Bir sanatçının dünya görüşünü elbette, yaşadığı sosyal çevre belirler. Bunu biraz daha somutlaştırırsak, içerisinde yaşadığı maddi yaşam koşulları belirler. Âşık Veysel’in yaşadığı sosyal çevre,köy ile kasaba kültürüne sahip, ekonomik anlamda tarıma dayalı,kapitalizm öncesi üretim biçimleri egemen, sanayileşme sıfır…Bir de ekonomik yapının paralelinde,eğitim-öğretim gibi etkenlerin düşüklüğü,savaştan yeni çıkmış bir toplumun ekonomik ezikliği eklenip, çiçekten telef olan insanların coğrafyası düşünülürse,Veysel’i biçimlendiren sosyal çevre çok kolay anlaşılır.Bir de toplumsal / sosyal çevrenin yazılı kültürden uzaklığı,bütün edebi / sanatsal birikimini sözlü kültürüyle oluşturduğu gerçeği gözardı edilmezse,bu koşullar içerisindeki sanatçı tipinin anlaşılması daha kolay olur.Bu sosyal çevreye,üstüne üstlük bir de göz gibi bir organını yitirmiş insanın fiziki eksikliği eklenirse Veysel’i anlamak, şiirlerini de yerli yerine oturtmak daha kolay olur.

    Gözlerinin görmeyişi, onu bütünüyle etkilemiştir. Öyle ki:

    “Kuş olsan da kurtulmazdın elimden

    Eğer görsem idi göz ile seni”

    Derken Âşık Veysel’in bu anlamda duyduğu hasretin ne kadar derin olduğu kolaylıkla anlaşılır. Adnan Binyazar, Veysel’deki görme eksikliğini, onun dizeleriyle yorumlarken “bal”a “tuz” katılmıştır diye vurguluyor.

    Gerçi Âşık Veysel çoğu kere olumsuzluklardan feleği suçlu bulup, sebebi orada ararken; öte yandan okul gibi, fabrika gibi, hastane gibi hayatta somut işlerliği olan atılımların, pozitif unsurların şiirini de yazar. Bu bakımdan ondaki feleğe yaslanmayı, kaderciliği bilimin karşısında bir kadercilik, körükörüne bir saplantı olarak algılamamak gerekir.

    “Dünya tebdil oldu durum değişti,

    Kimi aya gider kimi cennete”

    derken, onun bilimsel gelişmelere kulak kabartırken, karşılaştırma yaptığı etkenleri de değerlendirme bakımından ciddi bir perspektif oluşturduğunu görürüz, “ay” ve “cennet” kavramlarını bir bakıma iki değişik inanma biçimi anlamında kullanıyor o.

    Sonra bir başka şiirinde:

    “Dünyanın en zengin aklını gördüm

    Sermayesin sordum dedi ki okul.

    İnsanlara hizmet yaptığın yardım,

    Merhametin duygum dedi ki okul.

    Sudan ateş yapan en güzel sanat

    Dünyayı ışığa kaplarsın kat kat

    Fikriyle mi ettin bunları icat

    Rehberim oldu dedi ki okul.

    Bu bir keramet mi yoksa hüner mi

    Göz görmezse gönül buna kanar mı

    Öksüz tarlada sapan döner mi

    Eker biçer motor dedi ki okul.

    Kanat takar gökyüzünde uçarsın

    Denizleri müdanasız geçersin

    Soğuğu yağmuru nasıl seçersin

    Rasathane kurmuş dedi ki okul.

    Çeşitli taşıtlar bir de trenler

    Hekim olup her yareyi saranlar

    Bunu sen mi yaptın yoksa erenler

    Daha neler yapar dedi ki okul.

    Radyo hayrete düşürdü beni

    Her dilden biliyor yok amma cam,

    İlim akıl fikir yaratmış bunu

    Lambası dalgası dedi ki okul.

    İnsanlar kafası bunları bulan,

    İlimdir dünyada hakikat olan

    Bütün bu işlerin temelim kuran

    İnan buna Veysel dedi ki okul” diyor.

    Bu ve bu türden başka örnekler, Âşık Veysel’deki tanrı / felek gibi doğaötesi kavramların bir bağnazlık ya da tek çareymiş gibi gösterilmediğini belirtiyor. Bu bakımdan onda herhangi bir katılık göremeyiz.Esnektir, hoşgörüdür.

    Zaman zaman umutsuzluk ve hiçlik duygusuna kapılsa da Veysel,büsbütün yaşama sarılmayı elden bırakmaz. Yaşamı anlama ve anlamlandırma çabası sürekli ağır basar.Ayrıca “ahiret” kavramı da ondan derin değildir.

    “Âşık Veysel’in belirgin bir felsefesi var mıydı?” sorusuna Ruhi Su şu yanıtı veriyor:“Felsefe sözcüğü ile toplumun içinde Veysel’in önerdiği ya da benimsediği bir düşünce biçimi var mıydı diye soruyorsanız,vardı elbet.Bütün iyi niyetli, babacan insanlarımız gibi, o da çalışmayı öğütlerdi.Yerine göre, geleneklerimize bağlı kalmayı önerdiği de olurdu.Kendi inancı sevgiye,hoşgörüye ve insanın yaratıcı gücüne dayanan bir inançtı,ama toplumdaki gelişmeler hakkında ne düşündüğü sorulduğu zaman,ne söylemesini istediklerini sezecek kadar da akıllıydı.”

    Veysel’in bir özelliği de şu:Dinî şekilciliğin baskısına dayanmaması onu kırmaya çalışması,Allah ile samimi, senli benli olması.Daha doğrusu Bektaşi geleneğine bağlılığı…Tanrıya hitap şiirinde olduğu gibi:

    “Kainatı sen yarattın

    Her şeyi yoktan var ettin

    Beni çıplak dışar attın

    Cömertliğin nerde senin.”

    Nejat Birdoğan, “Kimi şiirinde Veysel’i düşünce olarak coşkulu, ozan olarak henüz yetersiz buluruz. Aslında bu tür şiirlerinin daha sonrakilerinde bile bir ozandan çok bir toplum eğitmeni Veysel’i görürüz. Bu çalışmalarında Veysel cumhuriyetin korunmasında ve ulus bütünlüğüne yardımcı olarak şiiri bir araç gibi görür.Davranışlarında da böyledir. Düşünce olarak tertemiz bir adamın eylemlerinde de namuslu,çalışkan olduğu ve özellikle doğru tanılara başvurduğu gözlenir.Kızılırmak üzerinde Kaplan Deresi Köprüsü’nü köy köy dolaşıp para toplayarak yaptırması ondaki bu sorumluluğun bir göstergesidir.

    Ama bize kalırsa Veysel’den en olgun şiirler insanı ve insanla ilgili öğeleri konu alan şiirlerdir. Bu deyişlerde Veysel, insanın kaynağından başlayarak bir gövdede canlanmasını, bu süre içerisinde nasıl çalışması, nasıl davranması gerektiğini ve bu yolun sonunda gene kaynağına dönmesini anlatır. Bir başka tanımla tasavvuf ozanı Veysel vardır bu deyişlerde. Bağlı olduğu inancın ıssız bir Anadolu köyünde kendisine aşıladığı bu duygular, Veysel’de gönül gözü ile geliştirilmiş, Veysel Aleviliğin büyük sırrını gönlünde çözmüştür.” diye değerlendirmektedir.

    Batıl inançlara, çağdışı tutuma karşı olan Veysel, bu konuda da oldukça duyarlıdır.

    “Devri Cumhuriyet asırı yirmi

    Uyan bu gafletten uyuma yurttaş.

    Dünya ayaklanmış aya gidiyor

    Uyan bu gafletten uyuma yurttaş

    Bırak sar’öküzü varsın yayılsın

    Set çekme gözlere herkes ayılsın

    Her köşeye bir fabrika kurulsun

    Uyan bu gafletten uyuma yurttaş

    Yürüyen yolcuyu çekme geriye

    Dikkat eyle karıncaya arıya,

    Gidiş böyle kavuşaman huriye

    Uyan bu gafletten uyuma yurttaş.

    Zarar gelmez sana kaçınma sazdan

    Günahın korkusu çıkmıyor bizden

    Vazgeç demiyorum sana namazdan

    Uyan bu gafletten uyuma yurttaş.

    Destekle fakiri okut yetimi

    Bu hayırlar dinimizce kötü mü

    İdrak eyle hidrojeni atomu

    Uyan bu gafletten uyuma yurttaş.

    Dökülen yağmurun kilogramı,

    Ölçmüş biçmiş metre midir kare mi

    Çok yatarsın azdırırsın yaramı

    Uyan bu gafletten uyuma yurttaş.

    Göklere fırlıyor bu kadar füze

    Bu işler bir ibred değil mi bize

    İstiyor aydaki sırları çöze

    Uyan bu gafletten uyuma yurttaş.

    Allah’ın varlığı mevcut insanda

    İlim akıl fikir sermaye sende

    Çalıştır gemiyi otur dümende

    Uyan bu gafletten uyuma yurttaş.

    Hiçbir şey bilmezsin dik biraz kavak

    Boş gezene derler serseri savak

    Yumma gözlerini dünyaya bir bak

    Uyan bu gafletten uyuma yurttaş.

    Veysel ne durursun herkes gidiyo

    Zaman uymaz, sen zamana uy diyor

    Fen çok büyük kerameti yutuyor

    Uyan bu gafletten uyuma yurttaş.”

    Bu şiiri bile tek başına yukarıda onun hakkında vurguladığım belirlemeleri aydınlatacak niteliktedir.Görüldüğü üzere, o toplumdaki değer yargılarını hayatın somut gerçekleriyle örneklendirerek eleştiriyor.Taraf oluyor burada Veysel. Bilimden yana,aydınlıktan yana, gelişmeden, somut gerçeklerden yana taraf oluyor.“Bırak sar’öküzün varsın yayılsın” derken,“Dünyanın sarı öküzün boynuzları üzerinde durduğu” inancıyla alay ediyor.Gözlerine set çekme diyor.Sonra, Tanrı’yı insanlaştırıyor, Allah’ın varlığı mevcut insanda” diyor.

    “Ancak, temel görüşlerine, açısına bakacak olursak, Veysel, bir toplumcu bilinç açısıyla, bilinçli bir toplumcu ozan açısıyla yanaşmamıştır bu konuya. Veysel kendisine doğal gelen bu ayrıcalıkları Tanrıya, kadere ve doğal gibi gördüğü birtakım güçlere atfetmiştir.Karşısına aldığı toplumsal düzen değil, doğal düzendir.”

    “Onun sanatı var olanı öven, mevcuda kanaat eden romantik sanattır” türünden vurgulamalarla Veysel’i dar çerçevede ele almanın, kestirmeden yargıda bulunmanın ne Âşık Veysel’i  anlamaya katkısı olacaktır, ne de bu vurgulamayı yapan araştırmacılarda gözlendiği üzere, geleneği ve geleneği sürdürenlerin çok yetkin oldukları savını kanıtlamaya. Oysa Âşık Veysel, yaşamıyla, yaptıklarıyla, şiirleriyle vardır. Değerlendirmelerimizi bu somut gerçeklikten hareket ederek yaparsak, anlamlı bir katkıda bulunmuş olabiliriz.

    Yukarıdaki vurgulamalarda da değindiğim gibi, Âşık Veysel içerisinde bulunduğu kültürel ortam açısından köy-kasaba mekânında yetişmiş, bu çevrenin değerleriyle örgütlenmiş bir sosyal düzenin insanıdır. Köylülüğün getirdiği tipik bir özellik de, tutarsızlıktır.Onun içerisinden çıktığı kültürün terimiyle söylersek “vefasızlık” onda da görülür. Özellikle, onun gelişmesinde,tanınmasında, sesinin ve sözünün yaygınlaşmasında büyük katkısı olan Halkevleri, Köy Enstitüleri gibi kurumlara karşı Veysel, yaşadıkları sürece sahip çıkmış,övgüler dizmiştir,ama onlar kapatılınca pek oralı olmamış,tepki göstermemiştir. En büyük zaafı da budur.

    Gelenek ve Âşık Veysel

    Bütün halklar da olduğu gibi, Türkler’in de en eski sanat ürünleri büyüsel törenlerden kaynaklanmaktadır.Türk Edebiyatı tarihine ilişkin mükemmel denebilecek kaynakların bulunmayışı, biraz geniş bir alana yayılmalarından ve hareket halinde olmalarından kaynaklanıyorsa da, biraz da yazılı edebiyatının çok geç tarihlerde oluşmaya başlamasından ileri gelmektedir.Hatta,Türk Edebiyatı ve tarihine ilişkin en eski belgeleri de Çin kaynaklarından öğreniyor olmamız da bunu açıkça gösteriyor.

     “En eski Türk şairleri – Tonguzlar’ın Şaman, Mogol ve Boryatlar’ın Bo veya Bugue, Yakutlar’ın Oyun (Ouioun), Altay Türkleri’nin Kam, Samoitler’in Tadibei, Finovalar’ın Tietoejoe, yani bakıcı, Kırgızlar’ın Baksı-Bakşı, Oğuzlar’ın Ozan dedikleri –sahir-şair’lerdir. Sihirbazlık, rakkaslık, mûsikişinâsilik, hekimlik gibi birçok vasıfları kendilerinde toplayan bu adamların, halk arasında büyük bir yer ve ehemmiyetleri vardı.

     Muhtelif zaman ve mekanlarda bunlara verilen ehemmiyet derecesi, kıyafetleri,kullandıkları mûsiki aletleri, yaptıkları işlerin şekli tabiî değişiyor;fakat semadaki ma’butlara kurban sunmak,ölünün ruhunu yerin dibine göndermek,fenalıklar, hastalıklar ve ölümler gibi fena cinler tarafından gelen işleri önlemek, hastalıkları tedavi eylemek,bazı ölülerin ruhlarını semaya yollamak,hatıralarını yaşatmak gibi muhtelif vazifeler hep ona aittir.

    Bütün bu muhtelif işler için tabiî muhtelif ayinler vardı. Bunların bir kısmı unutulmakla,yahut şekil değiştirmekle beraber, bir kısmı hâlâ Kırgızlar’da, Altaylar’da, Kazaklar’da yaşamaktadır.Şaman yahut baksı,bu ayinlerde istiğrak hâline gelerek birtakım şiirler okur ve onları kendi mûsiki aletiyle çalar, beste ile beraber olan ve sihirli bir mâhiyeti haiz sayılan bu güfteler,Türk şiirinin en eski şeklini teşkil etmektedir.”

    Bu ayinlerde kullanılan müzik aletlerinden biri davulsa, kuşkusuz diğeri de kopuzdur. Abdülkadir İnan XI.  yüzyıl tarihçilerinden Gardizi’ye dayanarak, Eski Yenisey Kırgızları’nın şaman ayinlerinde saz çaldıklarını belirtir.

     Abdülkadir İnan “Bugünkü Kırgız Kazak baksıları kopuz kullanırlar.Eski Oğuzlar’da,İslam’dan sonra, şamanizm geleneklerini devam ettiren ozan’lar kopuzu mübarek saymışlardır. Dede Korkut her hikayede kopuzu ile meydana çıkıyor,ad verirken, dua (alkış) ederken hep kopuz çalıyor; Oğuz kahramanı kopuzun sesinden kuvvet alarak mücadelede galip oluyor.” der.

    Bizim ozanlarımızın çaldıkları çalgının bu ayinlerde kullanıldığını gösteren kanıtlar fazlasıyla vardır. XIV-XV. yüzyıllardan yazıya geçirildiği sanılan, Dede Korkut Hikayelerinde de kopuza ilişkin kutsal davranışların varlığını görüyoruz. “Uşun Koca Oğlu Segrek Boyu” adlı hikayede: “-Bre kâfir, Dedem Korkut’un kopuzunun hürmetine (adına), çalmadım! dedi, eğer elinde kopuz olmasaydı, ağamın başı için, seni iki parça kılardım! Çekti kopuzu elinden aldı.” diye geçmektedir.

    Bütün ilkel topluluklarda görüldüğü üzere, eski Türk topluluklarında da ozan ya da kam, baksı gibi adlarla anılan bu kişilikler, söz söylemeye, saz / kopuz / davul çalma gibi yeteneklerin yanısıra, büyücülük, hekimlik vb. çeşitli görevleri de üzerlerinde toplamışlardır. Bu bakımdan da toplum üzerinde oldukça etkindirler.

    İş bölümünün yaygınlaşması ozan, kam, baksı gibi toplumun ileri gelen ve birçok işi birarada yürüten bu kişiliklerini de değiştirmiş, dinsel törenler için din adamları, sağaltım için hekim, vb. meslekler gelişmiştir.

    “İslamiyet’in kabulü ile terkedildiği düşünülen Ozan-Baksı geleneğinin, beş asır sonra birdenbire İslami biçimde ortaya çıkması kanaatimizce mümkün değildir.” diyen Prof. Dr. Umay Günay, bunu şöyle açıklıyor: “Bu edebiyatın geçiş devri ile ilgili örneklerin şimdiye kadar tespit edilememiş olması şansızlıktır. İslamiyet’in kabulünden sonra yeni bir yurt  edinme gayreti ve mücadelesi içinde olan Türklerin bu dönemde yeni dini benimseme ve yayma çabası ile bugün Tekke Edebiyatı adı ile anılan tarzda eser vermeleri ve bunlara daha çok itibar etmeleri makul bir düşüncedir. Ancak unutulmamalıdır ki bu konudaki ilk eserlerde Arap-Fars edebiyatından daha sonraki yüzyıllarda alınan nazım şekilleri ve nazım unsurları ile değil, milli nazım şekillerimiz ve unsurlarımız dahilinde meydana getirilmiştir.

    Ozan-baksı geleneği ile bu arada bir ölçüde Tekke tarzında tesirli olurken diğer taraftan yok olmama çabası göstermiş ve kendi kural ve kalıplarını daima sahip olduğu bir esnekliği kullanarak yeni şartlara uydurmuştur.

    XV. yüzyılda yazıya geçirildiği XI-XII. yüzyıllarda teşekkül ettiği kabul edilen Dede Korkut hikayelerindeki ozan tipi ve şiir icra geleneği ayrıca hikaye kahramanlarının zaman zaman karşılaştıkları olayları ve duygularını anlatmak için sazlarını ellerine alarak deyişler söylemeleri XVI. asırdan günümüze kadar izlediğimiz Âşık Edebiyatından farklı değildir. Ozan-Baksı geleneğinin hususiyetlerinden olan büyücülük, hekimlik, din adamlığı gibi hususiyetler İslamiyet’ten sonra terkedilmiştir. Âşıklar eğitimciliği ve sanat temsilciliğini üstlenmiştir.”

    Âşık olarak adlandırılan sanatçı tipi, şiir, nazım ve düz yazı karışımı bir öykü çeşidinin yaratıcısı olarak tanımlanmakta. Boratav: “… Bir yönüyle eski destan (épopé) geleneği sürdüren, ama başka bir yönüyle, adının da belirttiği gibi “sevda şiirleri” (lirik türden şiirler) söylemekle görevlenmiş bir sanatçıdır. Onun yaratıcılığı irtical iledir: Şiiri yazmaz, söyler. Onda şiir müzikten ayrılmaz; demek ki sadece söylemez, çalar ve çağırır. Âşıklar düz konuşma biçiminde söylemekle şiir söylemeyi dilden söylemek ve telden söylemek deyimleriyle ayırırlar; bununla Âşık’ın şiirini söylerken sözlere eşlik eden müzik aracının, sazın, Âşık’ın şiirlerinden ayrılmaz bir öğe olduğu anlatılmak istenir.” diyor ve ekliyor: “Demek ki Âşık şiiri sözlü gelenekte oluşan ve gelişen bir sanattır; müzikten ayrı düşünülmeyeceği, bir kerteye kadar “seyirlik-dramatik” öğeleri olan “katışık” bir anlatı sanatını kapsar.”

    Âşık Veysel’i bu gelenek içerisinde düşündüğümüzde, Âşık Edebiyatı’nda gördüğümüz ve giderek bir Âşık Edebiyatı esası olan bade içme / buta  alma kavramının onda görülmediğini, usta-çırak ilişkisinin de, yaşam öyküsü bölümünde de ayrıntılı olarak görüldüğü gibi, Âşık Veysel’de bir yol gösterme biçiminde ortaya çıktığını, gelenekle öyle içiçe bir durum sergilemediğini görürüz. Gelenekte görülen usta-çırak ilişkisi, bir ustanın yanında hem sazı öğrenmek ve geleneği öğrenmek hem de bir süre birlikte dolaşmakla belirir.

    Âşık Veysel’de durum pek böyle değildir. Örneğin, Âşık Veysel bade içmemiştir. Badesiz Âşıktır. Günümüzde bile kimi Âşıkların yakıştırdığı Pir elinden dolu içmek gibi bir ayrıcalığı da olmamıştır. Âşık Veysel’de Âşık Edebiyatı’nda gördüğümüz esaslardan biri olan hikaye anlatma da yoktur. Âşık karşılaması olan atışma, muamma asma ya da çözme gibi geleneğin içerisinde olan olgularla da pek oralı değildir Âşık Veysel. Onun kimi atışmaları vardır ama, bunlar da gelenek içerisinde görülen tipte değildirler.

    Gerçi Âşık Veysel, halk şiirimizde önemli yere sahip kimi ozanların adlarını anarak, (Karacaoğlan, Dertli, Yunus soyum var / Mansur’a benzeyen bazı huyum var) bu geleneğe bağlılığını dile getirir ama, onun bu dile getirmesi geleneksel halk şiirinde görüldüğü türden bir dile getirme değildir. Hatta bir şiirinde:

    “Elimden bir dolu içtim

    Türlü türlü derde düştüm.”

    diyerek bade içme geleneğiyle çağrışım yaratsa da, gerçekte o anlamda bir işlevi yoktur bu dizelerin.Adnan Binyazar’ın biraz daha ileri giderek “Veysel’de “dolu içmiş”, Hak aşığı ozanlar kuşağına katılmıştır.” vurgulaması bu bakımdan aşırı abartma sayılmalıdır.

    Kurt Reinhard “Sivas Vilayeti Âşık Melodi Tipleri” başlıklı çalışmasında,Âşık Veysel Ekolü olarak nitelendirilen ve Orta Anadolu bölgesini içeren Âşık ezgilerini anonim halk türküleri ve ezgilerinden farklı olarak şöyle ifade etmektedir.” Âşık ezgileri, güftenin mısralarında sayısıyla bağlantılıdır. Doldurma veya tekrar edilen kelimeler açık biçimde telafuz edilmektedir.

    Ezgilerde belli motifler sık sık tekrarlanmakta, türkülerde sazın belli bir bölümü kullanılmaktadır. Türkülerde ani bitiş veya yavaşlayarak sona ulaşmak büyük ölçüde sazı icra edenin arzusuna ve sanatına bağlıdır.Âşık ezgilerinde sol sesi ana ton olmakla beraber lâ ve mi seslerinin ana ses tonu olarak kullanıldığı örnekler vardır.

    Âşık ezgileri, konuşma uslûbunun ağır bastığı ezgiler ve ezgilerin ağır basıp konuşma uslûbunun gerilediği iki gruptan oluşur.Konuşma ritmine ayak yaygın olarak benimsendiği örneklerde ezgi yavaşlar ve konuşma ritmine ayak uydurur.

    Ezgi çok kere güftenin arkasındadır, bu uslûpta önemli olan sözlerin anlaşılması olduğu için ezgiden zaman zaman feragat edildiği olur. Sözlerden ziyade ezgilerin ağır bastığı tiplerde ise, bir hece birden fazla nota ile seslendirilir, ezgilerin kazandığı bu tipte ise, güfteler bir ölçüde daha zor anlaşılır durumdadır.”Bu durumda şu çıkıyor karşımıza: Birincisi, Âşık Veysel bizim klasik anlamda algıladığımız âşık değildir, ikincisi gelenek Âşık Veysel’e kırılmıştır.Ahmet Kutsi Tecer bu konuda ilginç bir benzetme ve değerlendirme yapıyor.

    “Âşık Veysel’de Veysel Şatıroğlu dirilirken, Veysel Şatıroğlu’nda Âşık Veysel bitiyor. Tanzimat’tan gelenlerle onun farkı, gelenekten çıkageldiği için, bir ses farkıdır. Onun teli bize göre bağlanmıştır. Tanzimat’ın teli taklit bir bağlanmadır; evvelkisine “düzen”, ikincisine “akort” dediğimiz gibi, Veysel bir bakıma, öbür çağdaşlarını okumuş gibidir; mesela, Ceyhun Kansu, Veysel’i ne kadar okumuşsa, Şatıroğlu da Ceyhun’u o kadar okumuştur. Veysel’le çağdaşları arasında o kerte birbirini çeken taraflar vardır.

    Ceyhun Kansu ile Faruk Nafız Çamlıbel ne kadar birbirinden ayrı ise, Şatıroğlu da çağdaşlarından bu tarzda ayrılır. Onu diğerlerinden ayıran taraf, demin de belirttiğim gibi, Tanzimat geleneği yerine, halk şiiri geleneğinden çıkmasıdır. Veysel Şatıroğlu, Âşık Veysel’le halk şiiri geleneği yaşamış ve “bugün”e oradan gelmiştir.”

    Âşık Veysel’in kanımca en büyük özelliği burada geleneği kırmasında çıkıyor karşımıza. İlk dönem ürünlerinde görülen zayıflık, ağır didaktik yan da böylece arınıyor.

    Ancak, şunu da yabana atmamak gerekiyor; onu büsbütün gelenekten de soyutlamayız. Enver Gökçe’nin dediği gibi: “Halk şairlerimizin eserlerinde ortak özellikler olan saz-söz ayrılmazlığı klasik şark edebiyatının estetiğinde önemli bir yer tutan idalizim meyli ve bu meylin halk şiirinde işleyen mücereretlik vasfı Âşık Veysel’in sanatında da egemen unsurlardır.

    Kısaca Âşık Veysel, tabiatı duyuşu, duyarlılığı dini bir zümreye bağlı egemen bir karakteri olmamasına rağmen mistik tarafları, kainat, varlık, yaratılış anlayışı ile geleneğe bağlı bir saz şairidir.”

    Âşık Veysel, hem gelenektir böylece, hem de yenidir. Bunu ileride şiirleri üzerinde dururken de daha ayrıntılı olarak göreceğiz; o bunu kendiliğinden yapmıyor; bir bilinç zorluyor onu buraya.

    Örneğin, Alevi kültüründe yetişmesine, babasının tekke geleneğine bağlı olmasına karşın Âşık Veysel diğer tüm Alevi ozanlarda görülen duvaz imam söylemiyor; tek bir şiirinde şah sözcüğü, oniki imam geçmiyor. Oysa, sonuçta Âşık Veysel’in çıkığı yer bu kültür, gezip dolaştığı köylerin büyük çoğunluğu Alevi köyü. Yine onu çağdaşı olan Ali İzzet Ukan’da hiç de böyle değildir. Hatta, Pir Sultan’ın “Şah’a gidelim” dizesini, “yare gidelim” diye değiştirmeye kalkacak kadar bir kararlılık vardır onda.

    Demek ki Âşık Veysel’i bilinçli olarak çevresindekiler bu konuda da ta başından koşullandırılmışlardır ya da kendisi böyle bir ilkeyi yaşam felsefesi olarak seçmiştir. Nasıl olursa olsun, Veysel, bu anlamda sıkı bir insandır. Bir nokta daha var, köy ve kır ozanı olmaktan alabildiğine uzak durması. Doğaya yönelik motifleri, imgeleri alabildiğine kullanmasına karşın, Veysel köyden dışarı çıkıyor. Onun yaşamını, yazgısını yönlendiren başka bir sosyal çevre var: Kasaba.

  • Hilmi Türkmen: Boğaziçi Bizlere Allah’ın Bir Lütfu

    İSTANBUL BOĞAZ’INDAKİ YALI VE MALİKÂNELERİN YEMEK KÜLTÜRÜ İLK KEZ GÜN YÜZÜNE ÇIKARILDI

    İSTANBUL BOĞAZI BELEDİYELER BİRLİĞİ, ŞEF ÖMÜR AKKOR VE ZENNUP PINAR ÇAKMAKÇI’NIN HAZIRLADIĞI OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE “BOĞAZİÇİ’NİN LEZZETLERİ” ADLI ÇALIŞMAYI LANSMAN İLE TANITTI

    BOĞAZDA AVLANILAN BALIKLAR, YALILARDA PİŞEN YEMEKLER, EN ÇOK TÜKETİLENLER VE TARİFLERİ LANSMANDA ANLATILDI

    İstanbul Boğazı Belediyeler Birliği çok özel bir projeye imza attı. Gastronomi dünyasının sayısız ödülüne sahip ünlü Şefler Ömür Akkor ve Zennup Pınar Çakmakcı tarafından kaleme alınan “Boğaziçi’nin Lezzetleri”; yüzyıllardır süregelen Boğaziçi’nin kültürel birikimini lezzet odaklı bir esere dönüştürdü. Boğaziçi hakkında geçmişten günümüze özel bilgiler ile başlayan kitapta İstanbul’da yaşanan sosyal değişimin yemek kültürümüze yansımasını da takip etmek mümkün.

    Türkçe & İngilizce olarak hazırlanan eserde balıkların avlanma tarzlarından hangi ayda hangi balığın tüketileceğine dair geniş bir bilgi sunuluyor. Boğaziçi balıklarının her birine özel tariflerin yer aldığı eser yalılarda pişen yemeklerin tariflerine de yer vererek İstanbul’un ve Boğaziçi’nin kültür tarihine özgün bir katkı ortaya koyuyor.

    İstanbul Boğazı Belediyeler Birliği’nin dönem başkanlığını yapan Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen, Beykoz Belediye Başkanı Murat Aydın, Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan ile İBB’nin Birlik temsilcisinin de yer aldığı özel toplantı Üsküdar Nevmekan Sahil’de gerçekleşti.

    Hilmi Türkmen: Çok Özel Bir Çalışma

    İstanbul Boğazı Belediyeler Birliği dönem Başkanı ve Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen, çalışmanın bir yemek kitabından öte olduğunu söyledi:

    ‘’Değerli misafirler bugün biz Boğaz Belediyeler Birliği olarak 2022 yılı son genel kurul toplantımızı yaptık ardından şimdi çok özel bir çalışmanın, çok özel bir hazırlığın tanıtımını yapmak üzere bir aradayız. Boğaziçi’nin Lezzetleri adlı bir kitabı siz sevgili dostlarımızla, basın mensubu arkadaşlarımızla birlikte kamuoyuna açıklamak, tanıtmak, sunmak üzere hazırlamış olduğumuz bu toplantıya teşrifinizden dolayı her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Tekrar hoş geldiniz diyorum. Değerli dostlarım Boğaziçi’nin Lezzetleri kitabı özel bir çalışma. Hepimizin yakından tanıdığı, geçtiğimiz günlerde de Sayın Cumhurbaşkanımızın Türkiye’deki kültür ve sanat ödülleri arasında ödülünü takdim ettiği Şef Ömür Akkor ve Pınar Çakmakçı hanımefendinin birlikte hazırlamış olduğu güzel bir eserdir. Birazdan bu güzel eseri sizlere şeflerimiz tanıtacaklar. Onun öncesinde birkaç kelam etmek isterim. Birincisi bu kitap bir yemek kitabı değildir. Bu kitap aslında bir tarih kitabı, bir sosyolojik eser, bir yaşam biçimi ve İstanbul’un zenginliğini itibar eden önemli bir eser, önemli bir kaynaktır. Sadece bir yemek kitabı olarak görülmemelidir.‘’

    Hilmi Türkmen: Boğaziçi Bizlere Allah’ın Bir Lütfu

    Hilmi Türkmen, Boğaziçi’nin yemek kültürünün çok zengin olduğunu ifade etti:

    ‘’Boğaziçi, İstanbul bizlere Allah’ın bir lütfu. Eşsiz bir güzellik. Gerek yemek kültürüyle gerek boğazdaki yaşam ile bambaşka bir değer, zenginlik bizim için. Bu boğazın kendine has bir kültürü bir yaşam tarzı ve bir zenginliği var. Bu zenginliği gün yüzüne çıkarma adına hepimize önemli vazifeler düşüyor. Ama Boğaz Belediyeler Birliği olarak sanıyorum en büyük sorumluluk bizlerin. Boğaza kıyısı olan ilçe belediyeleri olarak bu güzelliği halkımızla paylaşmak durumundayız. Boğazdaki balık kültürü, balık tutma şekli, hangi bölgede, hangi ilçede hangi balıklar var? Bu balıkların pişirilme şekli, mevsimi… Boğazdaki ulaşım kültürü, Boğaz’a kıyısı olan ilçelerdeki yalılar, köşkler hepsi ayrı bir değer birer zenginlik. Ama ne yazık ki bu değeri topluca, tabir yerindeyse eli ayağı düzgün şekilde bir esere dönüştürecek çalışma bugüne kadar yapılamamış. Biz Boğaz Belediyeler Birliği olarak belki de bu alandaki eksiği giderecek bir çalışma ile huzurlarınızdayız. Bu kitap, İstanbul boğazının hem geçmişini hem de geleceğini mercek altına almış önemli bir kaynak eser olarak siyasetçilere, gastronomi ile uğraşan uzmanlara, hocalara, İstanbul’da yaşayan vatandaşlara ve önemlisi de bu güzel ülkemizin güzel gençlerine bir başucu kitabı olacağından asla şüphem yoktur. Boğaz Belediyeler Birliği olarak yaptığımız önemli çalışmalardan biri budur diye düşünüyorum. Bu kitabın hazırlanmasında emeği geçen başta sevgili dostumuz Ömür Akkor ve Pınar Çakmakçı olmak üzere,  kendileri birer kültür tarihçileridir, önemli kültür insanlarıdır. Huzurlarınızda kendilerine teşekkür ediyor ve alkışlamanızı rica ediyorum. Boğaz Belediyeler birliğimizin değerli başkanlarına, meclis üyesi arkadaşlarıma ve kitabın hazırlanmasında emeği geçen çalışma arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Bu kitap hazırlanırken danışılan önemli kanaat önderleri var onlara da teşekkür ediyorum. Bu güzel çalışmanın kültür tarihimize, yemek tarihimize, Boğaziçi kültürümüze hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum. Hepinizi saygı ile selamlıyorum. ‘

    Lansmanda ünlü şefler Ömür Akkor ve Zennup Pınar Çakmakçı, boğazın yemek kültürüne ilişkin “Boğaziçi Lezzetleri” kitabının tanıtımını büyük bir masa üzerine hazırlanan özel bir sunumla yaptılar.

    Ömür Akkor: ‘’Lüfer Boğazda Tutulup, Sandalda Yenirdi’’

    Şef Ömür Akkor boğazın incisi lüfer balığına ilişkin az bilinen bir geleneği anlattı:

    ‘’Lüfer boğazın en güzel ve kaliteli balığı. Eskiden özel kayıklarla boğaza açılırlar ve teknelerde mangal dahi bulurdu. Lüfer öyle tutulup daha sonra evlere restoranlara pek taşımazdı. Tutulduktan hemen sonra temizlenir ve mangalda pişirilip orada yenirdi. Limon sıkmak isteyen de kıyıdan bir ağaçtan limonu koparır ve üzerine sıkardı. Yani lüfer balığı boğaz üzerinde sandalda ya da teknede hemen yenir ve en taze haliyle tüketilirdi. ‘’

  • ‘Özlenen Şehirler’ Sakarya’da konuşuldu

    ‘Özlenen Şehirler’ Sakarya’da konuşuldu

    Büyükşehir Belediyesi kültür sanat etkinlikleri, Prof. Dr. Mustafa İsen’in ‘Özlenen Şehirler’ adlı söyleşi programı ile devam etti. Programa katılan Başkan Yüce, “Şehrimiz tüm kültürel değerleriyle olduğu gibi, yetirmiş olduğu birbirinden kıymetli ilim insanları ile ülkemizin mihenk taşı olmaya devam edecektir” diye konuştu.

    Sakarya Büyükşehir Belediyesi Aralık kültür sanat etkinlikleri birbirinden değerli program ve konukları ile devam ediyor. Son olarak Prof. Dr. Mustafa İsen’in konuk olduğu söyleşi programında, Sakarya’nın tarihi ve kültürel değerleri başta olmak üzere birçok konu konuşuldu. AKM’de gerçekleştirilen Özlenen Şehirler adlı programa Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem Yüce, büyükşehir bürokratları, kurum müdürleri ve çok sayıda vatandaş katıldı. Program sonunda ise Prof. Dr. İsen, katılımcılar için kaleme aldığı ‘Özlenen Şehirler’ isimli kitabını imzaladı. Bol bol hatıra fotoğrafının çekildiği gecede, Başkan Yüce, Prof. Dr. Mustafa İsen’e hediyelerini takdim etti.

    Şehrimiz tüm değerleriyle ülkemizin mihenk taşı olmaya devam edecek

    Program katılan Başkan Yüce, “Şehrimiz tüm kültürel değerleriyle olduğu gibi, yetiştirmiş olduğu birbirinden kıymetli ilim insanları ile ülkemizin mihenk taşı olmaya devam edecektir. Bu akşam da yine burada hem şehrimizin hem de ülkemizin önemli bir değeri olan Mustafa İsen hocamızla birlikteyiz. Kendisini anlatmaya gerek yok, hayatını ilimle, bilimle, ahlakla, terbiyeyle, görgüyle ve eğitimle geçirmiş önemli değerlerimizdendir. Hocamızın bizlere katkısı büyük olmuştur. Bu vesile kendisiyle böyle bir programda buluşmaktan dolayı mutluluk duyuyorum” ifadelerini kullandı.

    Büyükşehir Belediyemiz bu şehir için önemli projeler üretiyor

    Prof. Dr. İsen, konuşmasında bu şehrin coğrafya olarak kaderinin iyi yazıldığını belirterek, “Sakarya’nın gerçekten potansiyeli belki de Türkiye’deki en yüksek şehirler arasında yer alıyor. Bu noktada Başkanımız Sayın Ekrem Yüce ve ekibine müteşekkiriz. Bu şehrin sahip olduğu özellikle doğal potansiyeli billboardlarla öncelikle Sakaryalıya anlatıyor. Ben bunun çok anlamlı olduğunu düşünüyorum. Acarlar longozunun fark edilmiş ve gün yüzüne çıkarılmış olması, eminim bu şehirde yaşayanların gurur duyduğu ve duymaya da devam edeceği faaliyetlerden birisi olarak yerini almıştır. Bu şehrin Türkiye’nin çok önde gelen, çok değerli şehirlerinden birisi olduğu kanaatini taşıyorum. Uzunca bir süredir iyi bir yönetim içinde olduğu kanaatindeyim. Ben birkaç yıl sonra daha farklı, daha özenilen ve daha imrenilen bir şehir olgusuyla karşılaşacağımızı düşünüyorum” diye konuştu.