Kategori: Ekonomi

  • “Sermaye Odaklı Dönüşüm ve İmar Affı Uygulamaları Terk Edilmeli”

    “Sermaye Odaklı Dönüşüm ve İmar Affı Uygulamaları Terk Edilmeli”

    TMMOB  İnşaat Mühendisleri,Makina Mühendisleri ,Mimar Odası’nın, 17 Ağustos Marmara Depremi’nin yıldönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, “Büyük yıkımlara ve kayıplara sebep olan rant odaklı planlama, kentleşme ve yapılaşma politikaları terk edilmelidir.” denildi.

     Sakarya Deprem Müzesi önünde  İnşaat Mühendisleri Odası Sakarya Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Semih Uçar,Mimarlar Odası Sakarya Şubesi Başkanı  Bora Altınışık,Makina Mühendisleri Odası Kocaeli Şubesi Sakarya İl Temsilciliği  Olgun Özdemir açıklama  yaptılar.

    TMMOB Bileşenleri 17 Ağustos Marmara Depremi’nin yıldönümü dolayısıyla bir açıklama yaptı. “Sermaye Odaklı Dönüşüm ve İmar Affı Uygulamaları Terk Edilmelidir” başlıklı açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “17 Ağustos 1999 tarihinde Kocaeli-Gölcük merkezli; büyüklüğü, etkilediği alanın genişliği, sebep olduğu kayıplarla ülkemizin son yüzyılda yaşadığı en büyük felaketlerden olan Marmara Depreminin ve ardından yaşanan 12 Kasım 1999 Düzce Depreminin üzerinden yirmi üç yıl geçmiştir.

    Yirmi binin üzerinde can kaybının yaşandığı bu depremlerin ardından, 2011’de Van’da, 2019’da İstanbul’da, 2020’de Manisa, Elazığ, Van ve İzmir’de meydana gelen depremler ise; yıkım ve kayıplara sebep olan sermaye odaklı planlama, kentleşme ve yapılaşma politikaları yaşanan acılara ve kayıplara rağmen sürdürüldüğünü göstermiştir.

    Marmara Depremleri ile Van Depreminin ardından; mevcut yapılaşmanın güvenli hale getirilmesi; tehlike arz eden yapıların tespit edilerek yenilenmesi gerekçeleri ile 2012 yılında ‘Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’ yürürlüğe konulmuştur. 2016 yılında ise; uygulamaların ülke genelinde kamu denetimi olmaksızın uygulanabilmesi için; kamu düzeni ve güvenliği, yapı ve altyapı hasarları, kaçak yapılar da dönüşüm gerekçelerine dâhil edilerek 6306 Sayılı Kanunun Bakanlar Kurulunca uygun görülen her alanda uygulamasının önü açılmıştır.

    Aradan geçen sürede kentlerimiz afetlere karşı hazırlanmadığı gibi Bakanlık ve Toplu Konut İdaresi (TOKİ) eliyle; tüm kentsel ve kırsal alanlar imara açılarak doğal, kültürel ve tarihi değerler sermaye ve yatırım araçlarına dönüştürülmüş, olası bir afette kullanılması planlanan toplanma alanları yatırımcı ve sermaye sahiplerine tahsis edilerek, bu alanlarda iş merkezi, alışveriş merkezi, toplu konut ve stat yapılmasında bir sakınca görülmemiştir.

    Ülkemizdeki mevcut yapı stokunun yüzde 60’ının mimarlık ve mühendislik hizmeti almamış olmasına 10 milyonun üzerinde yapının sağlıksız ve afetlere karşı dayanıksız olmasına karşın; 2012 yılından bugüne kadar yalnızca 197 bin yapı 859 bin 114 bağımsız birim için riskli yapı tespiti yapılmış ve bunlardan 165 bin yapı 767 bin 349 bağımsız birim yıkılmıştır.

    Kamu yararı yerine özel çıkarlar korunarak çoklu imar uygulamalarına izin verilmiş, sağlıklı ve güvenli yapı üretim süreçlerinin ön koşulu olan nitelikli mimarlık ve planlama hizmetleri engellenmiş, devletin kamu adına denetim sorumluluklarını yok sayan bir anlayışla yapı denetimi özel sektöre devredilmiştir.

    Kısa sürede ve çok sayıda yapı üretilmesi baskısıyla; son yirmi yılda 2,7 milyar metrekare alan için inşaat izni verilerek 2 milyon 144 bin 656 yapı ruhsatı düzenlenmiş; 13 milyon 348 bin 492 konut üretilmiştir.

    1999 Marmara ve 2011 Van Depremlerinde daha önce çıkarılan imar afları kapsamındaki kaçak yapıların çoğunun yıkılmasına ve binlerce yurttaşın hayatını kaybetmesine rağmen; 2018 yılında ‘İmar Barışı’ adı altında yeni bir imar affı yürürlüğe konulmuştur.

    Afet riski altındaki alanlarda olup olmadıklarına, kıyı alanları, tarım arazileri, orman alanları, içme suyu havzaları ve tarihi, doğal, arkeolojik sit alanları üzerine inşa edilip edilmediklerine bakılmaksızın; 3 milyon 119 bin 947 kaçak ve imara aykırı yapı için 26 milyar 151 milyon 389 bin 263 TL yapı kayıt belge bedeli alınarak yurttaşlara riskli yapıları kullanma izni verilmiştir. Yapı güvenliği olmayan, planlama, mimarlık ve mühendislik süreçlerinden geçmemiş, teknik olarak sağlık ve güvenlik koşulları belirsiz toplam 7 milyon 393 bin 413 bağımsız bölüme belge düzenlenmiştir.

    İmar Affı ile kaçak yapılara yapı kayıt belgesi verilen illerin başında deprem riski altında olan İstanbul bulunurken; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, kaçak ve imara aykırı olduğu belgelenen bu yapıların depreme dayanıklılıklarının denetlenmediğini itiraf etmiş ve sorumluluğu yapı sahiplerine bırakmıştır.

    Boğaziçi Üniversitesi, Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü tarafından 2019 yılında hazırlanan İstanbul İli Olası Deprem Kayıp Tahminlerinin Güncellenmesi Projesi sonuçlarına göre; İstanbul bina stokunun yalnızca %30’u 2000 yılı sonrası inşa edilmiştir. Olası bir depremde yaklaşık 194 bin binanın yıkılacağı veya oturulamayacak derecede hasar göreceği, 14 bin 150 can kaybının yaşanacağı tahmin edilmektedir.

    Raporda, 47 bin kişinin ağır yaralanacağı veya hastane şartlarında tedavi görmesi gerekeceği ve 640 bin hane yani yaklaşık 2 milyon kişinin acil barınmaya ihtiyaç duyacağı öngörülmektedir. Ancak, sağlık hizmetleri ve acil barınma için kullanılacak eğitim, sağlık ve spor tesislerinin; yüzde 50’sinin depremin etkisinin şiddetli olacağı bölgelerde bulunduğu, deprem sırasında işlevlerini devam ettirmesi zorunlu olan bu binaların hasar göreceği ve yapısal güvenliklerini koruyamayacakları belirtilmektedir.

    Devlet tüm yurttaşlara eşit, sağlıklı, güvenlikli yaşama koşullarında nitelikli yaşam çevreleri sağlamakla yükümlüdür. Salgın, afet ve kriz koşullarında başarılı iyileşme süreçleri için alınacak önlemlerin bilimsel ilkeler ve gerçeklerle, toplum yararı gözetilerek oluşturulması; afet yönetimi hakkında geliştirilecek politikaların bilim insanlarını, meslek odalarını, akademik kuruluşları ve ilgili uzmanlıkları dikkate alarak oluşturulması zorunludur. Bugüne kadar pek çok yurttaşın hayatına mal olmuş ve olmaya devam eden, büyük yıkımlara ve kayıplara sebep olan rant odaklı planlama, kentleşme ve yapılaşma politikaları terk edilmelidir.

    Mimarlar Odası olarak, afetlerde kaybettiğimiz yurttaşlarımızı saygıyla anıyor; sahip olduğumuz mesleki uzmanlık ve toplumsal sorumluluklarımız kapsamında, doğal afetlerin tahribata ve can kaybına yol açmasının temelinde yer alan bilimsel kentleşme ve mimarlık ilkelerine aykırı planlama ve kentleşme süreçleri karşısında mücadelemizi kararlı bir şekilde sürdüreceğimizi değerli kamuoyumuzla paylaşıyoruz.

  • Sakarya MTB Kupası Gece Yarışı nefes kesti

    Bisiklet Vadisi’nin zorlu parkurunda pedallar çevrildi

    Sakarya MTB Kupası Gece Yarışı nefes kesti

    Uluslararası Sakarya Bisiklet Festivali’nde Sakarya MTB Kupası ve UCI Dağ Bisikleti Maraton Serisi yarışlarının ardından Sakarya MTB Kupası Gece Yarışı büyük heyecana sahne oldu. Ayçiçeği Bisiklet Vadisi’nin zorlu parkurunda gerçekleştirilen yarışlarda elit erkeklerde Silas Graf, elit kadınlarda ise Tatyana Geneleva ipi göğüsledi. Dünya Bisiklet Birliği’nin takvimde yer alan tek resmi gece yarışı olan organizasyonda heyecan tüm parkur boyunca sürdü.

    Bir 7 kişi, ayakta duran insanlar ve açık hava görseli olabilir

    Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, Sakarya Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen Uluslararası Bisiklet Festivali’nde heyecan tüm hızıyla sürüyor. 30’a yakın ülkeden 350’yi aşkın sporcunun yer aldığı uluslararası organizasyonda, Sakarya MTB Kupası ve UCI Dağ Bisikleti Maraton Serisi yarışları başarıyla tamamlandı. Pedallar bu kez Sakarya MTB Kupası Gece Yarışı için çevrildi. Elit erkekler ve elit kadınlar kategorilerinde gerçekleştirilen yarışlarda kıyasıya rekabet yaşandı.

    Dünyanın en modern tesisi ev sahipliği yaptı

    Sakarya MTB Kupası Gece Yarışı’na, dünyanın en modern bisiklet tesislerinden olan Ayçiçeği Bisiklet Vadisi ev sahipliği yaptı. Tamamı ışıklandırmalı olan ve bu özelliğiyle dünyadaki tek tesis olma özelliği taşıyan Ayçiçeği Bisiklet Vadisi’nin içerisindeki 4,3 kilometrelik zorlu parkurda elit erkekler 7, elit kadınlar ise 6 tur boyunca yarıştı. 10 ülkeden 31 sporcunun yer aldığı Sakarya MTB Kupası Gece Yarışı’nda heyecan tüm yarış boyunca sürdü.

    Bisiklet Birliği’nin tek gece yarışı

    Dünya Bisiklet Birliği’nin resmi takvimine kayıtlı tek gece yarışı olan Sakarya MTB Kupası Gece Yarışını elit erkekler kategorisinde Silas Graf, elit kadınlar kategorisinde ise Tatyana Geneleva kazandı. Elit erkeklerde 2.’liği Ursin Spescha, 3.’lüğü ise Markus Eydt elde etti. Elit kadınlarda 2. Giachou Eleftheria, 3. Alexandra Adam oldu. Dereceye giren sporculara madalyalarını Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Bedrullah Erçin, Gençlik ve Spor Hizmetleri İl Müdürü Nevzat İnanç, İl Emniyet Müdürü Fatih Kaya, Gençlik ve Spor Hizmetleri Dairesi Başkanı İlhan Şerif Aykaç ve Büyükşehir Belediyespor Kulüp Başkanı Cevat Ekşi takdim etti.

    Tour of Sakarya ve Dünya Kupası heyecanı

    12 Ağustos Cuma günü başlayan ve 28 Ağustos Pazar gününe kadar devam edecek Uluslararası Bisiklet Festivali’nde yarışlar ve diğer etkinlikler yeni yarış organizasyonları ve programlarla devam edecek. Tour of Sakarya Yol Bisiklet Yarışı ve daha önce Türkiye’de hiç yapılmayan UCI Dağ Bisiklet Eliminatör Dünya Kupası uluslararası bisiklet festivalinin en dikkat çeken yarışları olarak öne çıkıyor. 25-28 Ağustos tarihleri arasında da Demokrasi Meydanı’nda Sakarya EXPO gerçekleştirilecek. Burada şehrin sportif, yöresel ve sosyal özellikleri tanıtılacak.

    Yarışlar, konser ve diğer etkinliklerin tarihleri şöyle:

    21 Ağustos UCI Eliminator World Cup

    25 Ağustos – 28 Ağustos – EXPO Sakarya

    25 Ağustos – 28 Ağustos – Tour Of Sakarya

    Konserler:

    21 Ağustos – Ekin Uzunlar (19.00) / Bisiklet Vadisi

    25 Ağustos – Sefo (19.00) / Demokrasi Meydanı

    28 Ağustos – Bilal Sonses (19.00) / Demokrasi Meydanı

    Bir 13 kişi, ayakta duran insanlar, bisiklet ve açık hava görseli olabilir

    Bir 4 kişi, ayakta duran insanlar ve açık hava görseli olabilir

    Bir 7 kişi, ayakta duran insanlar ve yol görseli olabilir

  • CHP’Lİ GÜNDÜZ: CHP OLARAK HAYKIRDIK AMA  23 YIL BOŞA GEÇTİ!

    CHP’Lİ GÜNDÜZ: CHP OLARAK HAYKIRDIK AMA  23 YIL BOŞA GEÇTİ!

    CHP Sakarya İl Başkan Yardımcısı Yüksek İnşaat Mühendisi Oğuzhan Gündüz, asrın en büyük depremlerinden olan ve 17 bin 480 kişinin vefat ettiği Marmara Depreminin 23. Yıl dönümü dolayısıyla anma mesajı yayımladı.

    1999 yılında 16 Ağustos’u 17 Ağustos’a bağlayan gece saat 03:02’de meydana gelen 7.4 büyüklüğündeki deprem Türkiye tarihinin en büyük dördüncü depremi olarak kayıtlara geçti. Merkez üssü Gölcük olan deprem, Marmara Bölgesi’nin genelinde hissedildi. Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın kırılmasıyla meydana gelen deprem, İstanbul, Bolu, Bursa, Eskişehir, Kocaeli, Sakarya ve Yalova’da da hissedildi. Resmî raporlara göre 19 bin ölüm, 23.781 yaralanma oldu. 505 kişi sakat kaldı. 285.211 ev, 42.902 iş yeri hasar gördü. Marmara depreminin 23. Yıldönümünde ise CHP’li Gündüz bir mesaj yayımladı. Mesajında depreme ait raporlara dikkat çeken Gündüz;”17 Ağustos 1999 yılında yaşadığımız büyük acının 23. Yıl dönümü bugün. Yaşadığımız o büyük depremi, o büyük acıyı unutmadık, unutmayacağız. Evet unutmadık, unutmayacağız diyoruz ama ders aldık mı dersek, orası büyük bir tartışma konusu. Bugün burada; bu kentte yaşayan bir birey olarak, bir deprem çocuğu ve bir inşaat mühendisi olarak, hafızalarımızı bir kez daha tazelemeyi, belirli hususların altını çizmeyi elzem görüyorum. Yaşadığımız acı tablonun üzerinden rakamlarla birlikte bir kez daha geçelim istiyorum.

    “DEPREM MADDİ MANEVİ BİZİ YIKTI”

     Marmara’nın büyük bölümünde etkili olan bu depremde, resmi sonuçlara göre; Yaklaşık 19 bin insanımız hayatını kaybetti. Yaklaşık 24 bin insanımız yaralandı. Yalnızca Sakarya’da yaklaşık 4 bin vatandaşımız hayatını kaybetti. Tabii bunlar resmi kayıtlar. Yaşanan can kaybının çok daha yüksek olduğu düşünülüyor. Resmi olmayan kaynaklar toplamda yaklaşık 50 bin vatandaşımızın hayatını kaybettiğini iddia ediyor. Peki yapılarla, binalarla ilgili tablo ne;

    Yine bu depremde; 328 bin ev ve işyeri yıkıldı veya hasar gördü. Yani yapılarımızın %25’i kullanılamaz hale geldi. Bu yapıların %6’sı yerle bir oldu, %7’si ağır hasar, %12’si de orta derecede hasar gördü. Sonuç olarak 1 milyondan fazla insanımız evsiz kaldı.

    Bu verdiğim rakamlar Marmara Bölgesi için.

    Sakarya özeline baktığımızda ise;

    İlimizde 25 bin konut ve işyeri ağır hasarlı olarak yıkıldı. 20 bin konut orta hasar alarak kullanılamaz hale geldi. Bakın, rakamlar çok çarpıcı. Bunların yanında; yaşadığımız bu büyük depremin ekonomik sonuçları da oldu elbette. Farklı kurumların yaptığı hesaplamalara göre depremin ekonomik maliyeti, o günün koşullarında yaklaşık 20 milyar dolar. Depremin ardından özellikle yeniden yapılandırma çalışmaları nedeniyle dış kaynak ihtiyacı arttı, sanayi bölgelerinde üretim faaliyetlerine ara verilmesi de ekonominin küçülmesine neden oldu.

    Bazı araştırmalar, 99 depreminin yarattığı etkinin, 2001 de yaşadığımız ekonomik krizin çıkmasında etkili olan nedenler arasında yer aldığını gösteriyor.

    “HÂLÂ OLASI BİR DEPREME HAZIR DEĞİLİZ”

    Ek olarak işin sosyal ve psikolojik boyutları da oldukça ağırdı. Daha önce söylediğim gibi; yüzbinlerce insanımız evsiz kaldı.

    Çadırlarda kaldık uzun süre hatırlarsınız.

    Temel ihtiyaçlarımızı dahi karşılayamaz hale geldik. Su tankerlerini bekledik. Ekmek araçlarını bekledik. Gıda yardımları, giyim yardımları. Gelen yardım kamyonlarının önünde oluşan uzun kuyrukları hepimiz hatırlıyoruz. Okullarımız açılamadı. Öğretim çağında olan her öğrenci en az bir dönemi kaçırdı, boş geçirdi. Yaşanan büyük acıların yanında verilen ciddi bir yaşam mücadelesi de vardı. Evet, üzerinden tam 23 yıl geçti.

    Peki, geçen bu süre zarfında ne yaptık? Bir daha böyle büyük acılar yaşamamak adına ne önlemler aldık?  Üzülerek belirtmek isterim ki, olası bir depreme karşı 99 yılından daha iyi durumda değiliz. Bu depremi gören yapılarımız, büyük oranda, daha önce bir deprem geçirmemiş yapılardı. Buna rağmen büyük bir yıkım tablosuyla karşı karşıya kaldık. Şimdi ise elimizde binlerce yorgun yapı var. Her an deprem riski altındaki ilimizde gerek konut gerek işyeri gerekse de endüstriyel tesislerimizin büyük çoğunluğunun, depreme karşı güvenli olduğunu ifade edemiyoruz maalesef.

    Bu kapsamda değerlendirebileceğimiz yaklaşık 23 bin bağımsız konut var.

    Olası orta büyüklükteki bir depremde, bu yapılarımızın büyük çoğunluğunun yıkılacağı bir gerçek. Bu yapılar eski yönetmeliklere göre yapılmış, depremi görmüş, hasar almış ve performansını tamamlamış yapılar.

    Bahse konu 23 binin neredeyse yarısında kayda değer bir güçlendirme yapılmadı. Bu binaların çoğu, maalesef, ikinci bir depremi kaldıramayacak. Konutlarımızın yanında okullarımız, hastanelerimiz ve diğer kamu kuruluşlarımıza ait yapıların da güvenli olduğundan bahsetmek çok zor.

    Konuttan bozma iş yerleri, sağlık klinikleri, okullar, apartmanların altında bulunan dükkanlar, hepsi hala kullanılıyor.

    Olası bir depremde bu alanlarda birçok insanımızın can vereceğini bilmek gerçekten acı veriyor.

    “KAÇAK İŞLE DEĞİRMEN DÖNDÜRÜYORLAR”

    Gelin görün ki bu konularla ilgili teknik ve bilimsel bütünlüğe sahip, elle tutulur bir çalışma da yok. Yani bizler bu riskli yapıları biliyoruz ancak gerçek tabloyu yine, ne yazık ki, yaşayacağımız depremle tecrübe etmiş olacağız. Yani yine acı bir tecrübe. Bunca gerçeğin arasında en çarpıcı hamle ise İMAR BARIŞI oldu şüphesiz. Hepimiz biliyoruz; ne kadar uygunsuz, imara aykırı ve hatta kaçak yapı varsa, imar barışı adı altında belirli bir tutar karşılığında kayıt altına alındı. Bu kayıtlar da tamamen mal sahiplerinin beyanı esas alınarak oluşturuldu. Açıkça ifade etmek istiyorum:Mühendislik hizmeti almadan, kaçak olarak üretilmiş yapıların yasal hale getirilmiş olmasıyla, devletin sorumluluğunda olması gereken can ve mal güvenliği bir kenara atılmıştır. Oysa ki depreme karşı önlem almanın, ortaya çıkabilecek can ve mal kayıplarını önlemenin tek yolu, var olan yapı stoğunun depreme dayanıklı hale getirilmesi ve yeni yapılacak olan yapıların buna göre yapılmasıdır.

    Elde edilecek birkaç milyar lira gelir için, bunca insanın can güvenliğinin tehlikeye atılması ne akılla, ne mantıkla ne de bilimle açıklanabilir. Acilen bu yanlıştan dönülmelidir.

    “ÇOK BÜYÜK RİSKLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Kayıt altına alınan tüm yapılar statik açıdan incelenmeli ve depreme dayanıklı hale getirilmelidir. Bir diğer konu ise KENTSEL DÖNÜŞÜM. 2011 Van depreminden sonra; 2012 yılında 6306 sayılı AFET RİSKİ ALTINDAKİ ALANLARIN DÖNÜŞTÜRÜLMESİ KANUNU çıkarıldı. Kanun çıkarıldı ancak gerçek anlamda hayata geçirilmedi ne yazık ki.  Bu kanundan sonra da ülkemizde birçok deprem meydana geldi. Hafif hasarlarla atlatmamız gereken orta şiddetteki depremlerde dahi önemli kayıplar verdik. Yapı stoğumuzun halini önceki cümlelerimde tarif ettim. Yalnızca ilimizde 23 bin bağımsız konut yani yaklaşık 7000 binadan bahsettim. Bu yapıların bir sonraki depremde nasıl davranacağını bilmiyoruz ve karşımızda büyük bir risk olarak duruyor. En doğru ifadeyle can güvenliğimiz için açık tehlike arz ediyor.

    “CHP OLARAK HAYKIRDIK AMA DİNLEMEDİLER”

    Esasen kentsel dönüşüm kanunu, tam da bu gibi yapılar için hazırlanmış bir düzenleme. Ancak gelin görün ki ilimizde bu konuya dair atılmış tek bir adım dahi yok maalesef.

    Kentsel dönüşüm adı altında yapılan birkaç çalışma var. Hendek, Sapanca, Erenler ilçelerimizde, kentsel dönüşüm adı altında projeler yapıldı ancak bu dönüşüm projeleri, riskli yapıların kaldırılıp yerine güvenli yapıların oluşturulması amacının yanından bile geçmiyor. Peki, Merkezi Yönetimin, bize göre hatalı uygulamaları bir tarafa, yerel yönetim olarak Sakarya Büyükşehir Belediyesi ne yapmış? Sadece geçtiğimiz birkaç yıla baktığımızda ne görüyoruz, çok kısa bir iki örnekle ifade etmek isterim;

    2019 yerel seçimlerinden sonra Büyükşehir bünyesinde Deprem ve Zemin Araştırma Şube Müdürlüğü kuruldu. Büyük talihsizliktir ki, bu müdürlüğün başına bir sosyolog atandı.  Evet, daha önce Macerapark sorumlusu olan ve sonrasında Aile ve Çocuk Hizmetleri Müdürlüğü yapan şahıs, Sakarya için son derece önemli olan bir kurumun başına getirildi. Hatırlarsanız CHP Sakarya İl Başkanlığı olarak bu duruma yüksek sesle itiraz ettik. Liyakatsizliğin ayyuka çıktığı bu dönemde dahi, bu kadarı da olmaz dedik.

    Neyse ki bu hatadan kısa sürede dönüldü ve ilgili kişi görevden alınarak, mesleki anlamda nispeten daha uygun olan bir jeoloji mühendisi göreve getirildi. Fakat ne yazık ki bu müdürlüğün, bunca yıl depremle alakalı kılını kıpırdatmayan bir belediye içerisinde ne gibi aksiyonlar aldığı da bilinmiyor.

    Büyükşehir belirli aralıklarla toplantılar yapıyor, bir master plandan bahsediyor; yaptık, yapıyoruz, bitti diyor ancak bu ifadeler ne yazık ki hamasetin bir adım ötesine geçemiyor. 2020 yılının kasım ayında yine Büyükşehir bünyesinde Deprem Daire Başkanlığı kuruldu. Yine bu tarihlerde “Kentsel Dönüşüm Stratejik Planı” nın hazır olduğu ve ilgili bakanlığa sunulduğu ifade edildi. O tarihten bu yana da yine atılan tek bir somut adım yok. Son olarak da Nisan 2022’de Depreme Hazırlık ve Risk Tespiti kapsamında, kentimiz sözde pilot il seçildi ve 6 ay gibi kısa bir sürede “Sakarya İli Yapısal Hasar Görebilirlik” raporunun oluşturulacağı bilgisi kamuoyu ile paylaşıldı. 4 ay geçti, bu çalışmaların da ne durumda olduğu ile ilgili net bir bilgi yok elimizde maalesef.

    “BOŞA GEÇEN 23 YILI BİZ TAMAMLAYACAĞIZ”

    Sözün özü; Son depremin olduğu günden bugüne gerek merkez gerekse yerel yönetimlerin “Dostlar alışverişte görsün.” anlayışı dışında bir şey görmedik Sakarya halkı olarak. Söylemler de, yapılanlar da, yapılmayanlar da ortada.

    Güzel bir örnek de var aslında hemen yanı başımızda. Komşumuz Kocaeli de bu depremde büyük yaralar aldı. Aldı ancak bölgede yapılan başarılı bir çalışmadan bahsedeceğim. Belediye, Tübitak ve Üniversite bir araya geldi, tüm bölgede zemin incelemeleri yapıldı ve “Kocaeli için Zemin Sınıflaması ve Sismik Tehlike Değerlendirme Projesi” kapsamında bir sismik harita oluşturuldu. Bu ne anlama geliyor?

    İl sınırları içerisinde, hangi bölgelerin zeminlerinin taşıma gücü yüksek, hangi bölgelerde sıvılaşmalar var, hangi bölgeler fay hatlarının geçiş ya da çakışma noktalarında; tüm bu soruların cevapları bu raporun içerisinde detaylarıyla birlikte mevcut. Yani yeni bir yapı yapılmadan önce, o zeminin tüm özellikleri ile birlikte, bölgede nasıl bir yapı tasarlanmalı veya o bölgede yapılaşma yapılmalı mı yapılmamalı mı? Bu soruların cevapları biliniyor.

    Şimdi soruyoruz. Sakarya’da bu çalışma neden yapılmadı? Sakarya Üniversitesi gibi mühendislik alanında kendini kanıtlamış bir üniversitemiz varken, son derece donanımlı meslek odalarımız göreve hazır olduklarını defalarca dile getirmişken, bu ve buna benzer çalışmalar neden yapılmadı, neden yapılmıyor? Deprem bu şehrin gerçeği.

    Muhtemelen önümüzdeki birkaç yıl içerisinde büyük bir deprem daha yaşayacağız.  Boşa geçen 23 yılın muhasebesi bir tarafa, yarından tezi yok harekete geçmeliyiz.

    Yapı stoğumuzun gerçek tespiti bir an önce tamamlanmalı ve çıkan sonuçlara bağlı realist bir eylem planı oluşturulmalı.

    Riskli yapılarla ilgili kentsel dönüşüm adımları hızla atılmalı. Sakarya Büyükşehir Belediyesi artık söylemleri bırakıp icraat göstermeli. Boşa geçen bunca yılın vebali nasıl ödenir bilinmez ancak artık kaybedecek 1 dakikamız bile yok.

    Bizler Cumhuriyet Halk Partisi’nin bireyleri olarak, her adımda ve her koşulda göreve hazırız. Bu kentin, olası bir depremde kaderine terk edilmesine izin vermeyeceğiz.

    Bir daha böyle büyük acılar yaşamaya ne gücümüz ne de tahammülümüz var.

    Unutmayalım; deprem öldürmez, bina öldürür. Ben, bu duygu ve düşüncelerle; 99’da kaybettiğimiz deprem şehitlerimizi saygı ve rahmetle anıyor, yaralanan vatandaşlarımızın, o derin yaralarının sarılmış olmasını temenni ediyorum.

    Bir daha böyle büyük acılar yaşanmaması dileklerimle, teşekkür ediyorum.”şeklinde konuştu.

  • Sakarya Ticaret Borsası Başkanı Adem Sarı, fındık sezonunun başlamasıyla birlikte fındık ticaretinde yaşanabilecek hilelere karşı uyardı.

    Fındıkta Oyuna Gelmeyin

    Sakarya Ticaret Borsası Başkanı Adem Sarı, fındık sezonunun başlamasıyla birlikte fındık ticaretinde yaşanabilecek hilelere karşı uyardı.

    Sakarya Ticaret Borsası Başkanı Adem Sarı, fındık alımlarının başladığı bu günlerde köylere giderek bin bir türlü hile ile üreticinin fındığını almaya çalışan sözde tüccarlara karşı, üreticileri uyararak fındıkta oyuna gelmemeleri için dikkatli olmalarını istedi.

    Başkan Sarı, “Sakarya ekonomisine yüksek oranda katma değer sağlayan ve önemli bir ürünümüz olan fındığın üretiminin ilimiz için ayrı bir yeri ve önemi var. Oluşabilecek mağduriyetlerin önlenmesi adına üreticisinden tüccarına hatta tüketicisine kadar dikkatli olmalı, sözde tüccarlara fırsat vermemeli, toplu bir mücadele başlatarak zararın önüne geçmeliyiz.” dedi

    Sözde fındık tüccarlarına karşı özellikle üreticinin dikkatli olmasını isteyen Başkan Adem Sarı “Vatandaşlarımızın dikkatli olmasını istiyoruz. Korsan tüccarlar; köy köy gezerek kantarda kilodan çalıp, randımanında da oynama yapıp üreticimizi kandırabiliyor. Üstelik vergisi yok. Kaydı yok. İn midir, cin midir? Ne yaptıkları bilinmiyor. Burada en büyük görev üreticimize düşüyor. Üreticimizin fındığına sahip çıkması randıman ve kantar konusunda temkinli olması gerekmektedir. Ayrıca devletimizin de riskleri en aza indirmek için denetim mekanizmalarını daha da sıklaştırması gerekmektedir. İnşallah alıcının da satıcının da kazandığı herhangi bir mağduriyetin yaşanmadığı bereketli bir sezon geçiririz ” ifadelerini kullandı.

     

  • 17 Ağustos Marmara Depremi’nin 23’üncü yılı: Hayatını kaybedenler etkinliklerle anıldı

    Türkiye’yi sarsan 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 23’üncü yılı dolayısıyla, depremin etkilediği Sakarya,İstanbul, Kocaeli  ve Yalova’da anma etkinlikleri düzenlendi

    Sakarya’da, 17 Ağustos 1999’daki Marmara Depremi’nde hayatını kaybedenler için anma programı gerçekleştirildi.

    Sakarya Büyükşehir Belediyesince Demokrasi Meydanı’nda düzenlenen etkinlikte, Kur’an-ı Kerim, ilahi ve kasideler okundu.

    Acının 23’üncü yıl dönümü Demokrasi Meydanı’nda anıldı

    Büyükşehir Belediyesi’nin asrın felaketi 17 Ağustos depreminin 23’üncü yıl dönümünde Demokrasi Meydanı’nda düzenlediği anma gecesinde dualar deprem şehidi binlerce vatandaş için yapıldı.

    Sakarya Büyükşehir Belediyesi, acının yıl dönümünde meydanda her yıl olduğu gibi bir anma programı gerçekleştirdi. Asrın felaketi olarak nitelendirilen, Sakarya başta olmak üzere Marmara bölgesindeki birçok şehre yıllarca kapanmayan yaralar bırakan 17 Ağustos 1999 depreminin üzerinden tam 23 yıl geçti. Adapazarı’nda ve kentin dört bir yanında ailesini, yakınlarını, sevdiklerini enkaz altında kaybeden vatandaşlar önceki yıllarda olduğu gibi aynı gece meydanda buluştu. Programa Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Mustafa Ak’ın yanı sıra Vali Yardımcısı Muhsin Çatmadım, SAÜ Rektörü Prof. Dr. Hamza Al, SUBÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Sarıbıyık, Baro Başkanı İlknur Ebiz Yıldız, Adapazarı Muhtarlar Federasyonu Başkanı Erdal Erdem ile belediye başkanları, siyasi parti temsilcileri ve vatandaşlar katıldı.

    Gözyaşı ve dualar

    Saat 22.00’da meydanda oluşturulan oturma alanlarında, sahnenin önünde anma için bekleyişe başlayan vatandaşlar ilk olarak Kur’an tilaveti dinledi. Okunan dualar deprem şehitlerinin ruhuna hediye edildi. Program, 17 Ağustos gecesinin hemen ardından kaydedilen görüntüler ve yakınlarını kaybeden vatandaşların, yöneticilerin röportajlarından oluşan sinevizyon gösterileriyle devam etti. 23 yılın unutturamadığı acıyı ilk günkü gibi hisseden vatandaşlar video sırasında gözyaşlarına hâkim olamadı. Anma programı gecenin ilerleyen saatlerinde konuşmalar ve ilahi dinletileriyle devam etti. Büyükşehir, programda 17 Ağustos’a dair arşivinde yer alan fotoğrafları sergiledi. Meydanın bir bölümünde ise lokma ve çay ikramı yapıldı.

    Yüce: “Kaybettiğimiz vatandaşları rahmet ve dua ile anıyorum”

    Programa yurt dışı programı sebebiyle katılamayan Başkan Ekrem Yüce yolladığı telegrafla vatandaşların acısını bir kez daha paylaşırken, “23 yıl geçmesine rağmen yaramız hala çok taze. Binlercemiz evimizi, yuvamızı, ailemizi kaybetti. Kelimelerle tarifi olmayan bu acıyı hisseden her bir vatandaşımızın hüznünü yürekten paylaşıyor, sabırlar diliyorum. Yerle bir olan bir şehri yeniden inşa etme gücünü hepimize veren, umudumuzu asla kaybetmememizi emreden yüce Allah’a şükürler olsun ki zorlukları aşıyoruz. Tüm deprem şehitlerini rahmet ve dua ile anıyor, asrın felaketi 17 Ağustos depremini en kalbi duygularımla hissediyor, anıyorum” ifadelerini kullandı. Anma gecesi deprem saati olan 03.02’de duaların yapılmasıyla son buldu.

    Vatandaşlar, depremin yıkıcı etkisini gösteren kentin çeşitli noktalarından çekilmiş manzaraların bulunduğu resim sergisini gezdi.

    Kızılay ve AFAD’ın bilgilendirme filmlerinin gösterildiği etkinlik süresince katılımcılara çay ve su ikram edildi.

    Saatler 03.02’yi gösterdiğinde İl Müftüsü Hasan Başiş’in eşliğinde “deprem şehitleri” için dua edilmesiyle program son buldu.

    Etkinliğe, kent protokolünün temsilcileriyle vatandaşlar katıldı.

    Yalova’da, 17 Ağustos 1999’daki Marmara Depremi’nde hayatını kaybedenler için anma programı düzenlendi.

    15 Temmuz Demokrasi ve Cumhuriyet Meydanı’nda toplanan katılımcılar, sahildeki Deprem Anıtı’na kadar “sessiz yürüyüş” gerçekleştirdi.

    Depremde hayatını kaybedenlerin isimlerinin yazılı olduğu mermer blokların bulunduğu anıta gelen katılımcılar, anıta karanfiller bırakarak deprem günü çekilen fotoğrafların bulunduğu salonları gezdi, o gün kaydedilen kurtarma görüntülerini izledi.

    Kur’an-ı Kerim tilaveti ve okunan mevlidin ardından program, deprem saati olan 03.02’de duaların edilmesiyle son buldu.

    Vatandaşlara Yalova Belediyesi tarafından çorba ve helva ikramı yapıldı.

    Anma törenine, Vali Muammer Erol, AK Parti Yalova Milletvekili Ahmet Büyükgümüş, Belediye Başkan Vekili Mustafa Tutuk, kurum müdürleri ve vatandaşlar katıldı.

    Marmara Depremi’nde hayatını kaybedenler, 17 Ağustos 1999’da yaşanan depremin merkez üssü Kocaeli’nin Gölcük ilçesinde anıldı.

    Kavaklı Sahili’ndeki Deprem Anıtı önünde Marmara Depremi’nin 23. yılı dolayısıyla düzenlenen anma etkinliğinde, felaketin yaşandığı saat olan 03.02’de saygı duruşunda bulunulup, depremde yaşamını yitirenler için dua edildi.

    Gölcük Belediye Başkanı Ali Yıldırım Sezer, gazetecilere yaptığı açıklamada, 45 saniyenin Gölcüklüler için unutulmayacak bir zaman dilimi olduğunu ifade ederek aradan geçen 23 yılın ardından saat 03.02’de anma programı düzenlediklerini kaydetti.

    Gölcük’te acıların taptaze olduğunu söyleyen Sezer, “Bu zaman zarfında aslında maddi anlamda kaybedilen her şey geriye geldi. Ancak sevdiklerimize maalesef tekrar kavuşma imkanımız yok. Biz şunu anladık; Afetler her zaman olabilir, onlara hazırlık yapmamız afetlere hazır olmamız, tedbir almamız gerekir.” ifadelerini kullandı.

    Sezer, devlet kurumlarının afetlere yönelik birçok hazırlık yaptığına işaret ederek bundan sonra tedbirlerin sıkılaşması gerektiğini vurguladı.

    Vatandaşların da kurallara uymasını ve afet anında ne şekilde hareket edeceğini bilmesi gerektiğini belirten Sezer, “Kurallara uymamız gerekiyor. O kurallara uyduğumuz takdirde yaptığımız binalarda binaların yüksekliği de kurallara uyduğu takdirde biz aslında ilk sırada kendimizi korumuş oluyoruz.” diye konuştu.

    BAKAN SOYLU GÖLCÜK’TEKİ ANMA TÖRENİNDE KONUŞTU

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “Bütün hazırlıklarımızı yine İstanbul’da yaşanabilecek 7,5’luk bir deprem üzerinden yapıyoruz.” dedi.

    Gölcük ilçesi Kavaklı sahilinde düzenlenen “17 Ağustos Depremi Anma Töreni”nde konuşan Soylu, Marmara Depremi’nde İstanbul’da olduğunu belirterek o süreçte vatandaşların yaşadığı sıkıntılara değindi.

    Marmara Depremi’nde hayatını kaybedenlere rahmet dileyen Soylu, her afet ve her zorluktan birçok ders aldıklarını, aldıkları dersin kendilerine birçok adım attırdığını söyledi.

    Geçen yıl yaşanan sellerin ardından alınan önlemlere ve AFAD’ın gönderdiği uyarı mesajlarına değinen Soylu, bu yıl uyarı mesajları sayesinde Batı Karadeniz’de kurumların ve vatandaşların tedbirlerini mümkün olduğu ölçüde aldığını kaydetti.

    Soylu, afetten etkilenen vatandaşların her zaman yanında olduklarını vurgulayarak “Devlet eski devlet değil. Türkiye de eski Türkiye değil, Allah’a hamdolsun.” dedi.

    Sel, yangın gibi afetlerden etkilenen vatandaşların yaşadığı ümitsizliğin giderilmesi için yapılan çalışmaları hatırlatan Soylu, şunları söyledi:

    “O gün gördüğümüz ümitsiz yüzlerin, gözlerin yerini geleceği yine kucaklayabilecek umutlu insanlar almıştı. Bunu biz kendimiz yapmadık. Bunu tam da sizin desteklerinizle, katkılarınızla ve bu devletin azametiyle, bu devletin gayretiyle ve işini bilen Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu iradeyle beraber. Başımız yere eğik olabilirdi. ‘Ne yapacağız, elimizden bir şey gelmiyor’ diyebilirdik. Ama sadece burası için değil. Allah’ınızı severseniz, ben her zaman söylüyorum, söylemeye devam edeceğim. Bir millet olarak, şu Ayasofya’nın minareleri kadar dik olun, başınız göğe değecek kadar dik olun, hiçbir zaman kimseye boynunuzu eğmeyecek kadar dik olun. Bu kardeşiniz, bu memleketin gücünü ve kuvvetini dünyanın birçok yerinde gören bir kardeşiniz.”

    Terörle mücadele çalışmalarını anlatan Soylu, “Bugün sabah milletimize bir müjde daha verdik. Tendürek Dağı’nı temizledik. Kolay bir iş değil. Sadece Tendürek Dağı’nı temizlemedik. Tendürek Dağı’nın en tepesine ay yıldızlı bayrağı diktik. Ve Allah bize ömür boyu oradan etrafımızdaki coğrafyaya bakabilme fırsatı sağlayacak.” diye konuştu.

    “ALLAH BİZİ MİLLETİMİZE MAHCUP ETMESİN”

    Soylu, doğal afetlerin yanında bir de yalan afetiyle karşı karşıya kaldıklarını belirterek siyasetin her yerde yapılabileceğini ancak yalan söylenmemesi gerektiğini söyledi.

    “Baraj patladı” şeklinde söylemlerde bulunulduğunu ifade eden Soylu, “Barajın patlamadığını anlatmakla mı uğraşalım yoksa evin 4. katından 5. katından, aşağıda şuramıza kadar su varken, ‘ne olursunuz hamileyim’ diye işaret yapan kadını kurtarmakla mı uğraşalım? Bunu bütün milletimize 17 Ağustos’un 23 yıl sonrası belki de afette yapabileceğimiz en hayırlı işlerden bir tanesi. Ben de muhalefet partilerinde siyaset yaptım. Orman yangınlarına gittim. Yapacağınız bir şey var; Allah kolaylık versin, Allah yardım etsin deyip yapabileceğimiz bir şey var mı? Üzerimize düşen bir şey var mı? deyip afette elini taşın altına gerekiyorsa sokmandır.” diye konuştu.

    Soylu, helikopterle köylere jeneratör götürerek 24 saatte elektrik bağladıklarını, şeker hastası varsa doktoru vatandaşın ayağına getirdiklerini dile getirerek hiç kimseyi yalnız bırakmadıklarını kaydetti.

    Resim

    “Allah başımıza bir afet vermesin” diyen Soylu, “Bütün hazırlıklarımızı yine İstanbul’da yaşanabilecek 7,5’luk bir deprem üzerinden yapıyoruz. Zamanını bilmiyoruz. Yerküreyi tutabilecek bir halimiz ve gücümüz söz konusu değil ama tedbir almak bizim en büyük sorumluluğumuzdur. Bu tedbirleri almak için bir taraftan öncesinde yapmamız gerekli olduklarını, zamanında yapmamız gerekli olduklarını ve sonrasında yapmamız gerekli olduklarını gücümüz yettiğince yapmaya çalışıyoruz. Allah bizi milletimize mahcup etmesin.” ifadesini kullandı.

    Soylu, 23 yıl önce yaşanan deprem gerçeğini unutmamaları gerektiğini belirterek bunu gelecek nesillere aktarmaları gerektiğini vurguladı.

    Çok çalışmaları gerektiğine işaret eden Soylu, “Sadece bizim bize ihtiyacımız yok. Filistin’in bize ihtiyacı var. Bu ülkenin öyle bir Cumhurbaşkanı var ki Lübnan’da ekonomik kriz yüzünden 0-2 yaş arasındaki çocukların süt içemediklerinden dolayı onların süt ihtiyacını nasıl karşılayacağım diye dert edinen ve bunu karşılamak için çaba üreten ve Müslüman ve bütün dünyada kimseyi mağdur ve mazlum bırakmamak için gayret sarf eden bir taraftan Libya’da kendi gücümüzü ortaya koyan, diğer tarafta Yemen’de insanlara elini uzatan, Suriye’de kimseyi yalnız bırakmamak için gayret gösteren bir Cumhurbaşkanımız var. Bu milletimizin özüdür ve milletimizin tecrübesidir.” şeklinde konuştu.

    Resim

    Soylu, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi ve diğer afetlerde hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dileyerek, gelecek nesillere güçlü ve büyük Türkiye bırakmanın kendilerinin en büyük sorumlulukları olduğunu bildirdi.

    Konuşmanın ardından Soylu, Vali Seddar Yavuz, Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın depremde hayatını kaybedenler anısına denize karanfil bıraktı.

    Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Cemil Meriç Engelsiz Yaşam Merkezi’nde eğitim gören engelliler bireyler, çakıl taşları kullanarak yaptıkları “Türk Bayrağı” tablosunu Bakan Soylu’ya takdim etti.

    17 Ağustos Marmara Depremi’nin 23’üncü yılı dolayısıyla Avcılar’da anma etkinliği düzenlendi.

    Avcılar’da Marmara Caddesi’ndeki deprem anıtı önünde gerçekleştirilen etkinliğe, Avcılar Belediye Başkanı Turan Hançerli, siyasi ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile depremde hayatını kaybedenlerin yakınları katıldı.

    Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan etkinlikte konuşan Avcılar Belediye Başkanı Turan Hançerli, 1999 yılındaki Marmara Depremi’nde, ilçede 247 kişinin hayatını kaybettiğini, 28 binanın yıkıldığını ve binlerce binanın hasar gördüğünü söyledi.

    Hançerli, “Bundan 23 yıl önce Avcılar’da da Avcılarlı hemşehrilerimizin ölümüyle sonuçlanan bir deprem gerçekleşti. Deprem Avcılar’dan çok uzaklarda Gölcük’te gerçekleşti ve işte hemen önünde bulunduğumuz deprem anıtında ismi zikredilen 247 insan yaşamını yitirmişti. Bugün özellikle bu saatte burada olmak bu acıyı unutmadığımızın, acının unutulmadığının açık göstergesi.” dedi.


  • Yüce 17 Ağustos’un yıl dönümünde açıkladı: “300 bin yapıyı incelemeye aldık”

    Yüce 17 Ağustos’un yıl dönümünde açıkladı: “300 bin yapıyı incelemeye aldık”

    Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem Yüce 17 Ağustos’ta yaşanan asrın felaketinin yıl dönümünde önemli mesajlar verdi. Yüce, “Büyük acılar yaşadığımız, asrın felaketi üzerinden 23 yıl geçse de acımız hala taze. Aynı acıların yaşanmaması için dönüşüm üzerine görevli birimlerimizle 7/24 düşünüyor, üretiyor ve uyguluyoruz. Kaybettiğimiz her bir vatandaşımızı bu vesileyle rahmetle anıyorum, rabbim tekrarını yaşatmasın” dedi. Başkan Yüce, bakanlığın pilot il seçtiği Sakarya’da 300 bin yapıyı incelemeye aldıklarını söyledi.

    Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem Yüce, 17 Ağustos’un 23’üncü yıl dönümünde bir mesaj yayımladı. Yapılan açıklamada Sakarya’da uygulanacak kentsel dönüşüm uygulamaları hakkında önemli notlar yer aldı. Asrın felaketi olan ve Sakarya başta olmak üzere Marmara’daki şehirlerde derin izler bırakan üzerinden 17 Ağustos depreminin üzerinden 23 yıl geçtiğini ancak acıların hala taze olduğunu ifade etti. O gün, aynı acıyı bizzat yaşayanlardan biri olduğunu vurgulayan Başkan Yüce, felaketlere hazırlanmak ve Sakarya’yı buna uygun bir mimariyle dizayn etmek için gereken adımları attıklarını söyledi. AFAD ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından dönüşüm için pilot il seçildiklerini kaydeden Yüce, “300 bin yapıyı incelemeye aldık, şehrin yapı envanterini çıkarıyoruz” diyerek projeye dair bilgiler verdi.

    “O geceyi kelimelerle ifade edemeyiz”

    Başkan Yüce, 17 Ağustos 1999’da yaşanan acının kelimelerle ifade edilemeyeceğini belirterek,  “Büyük acılar yaşadığımız, asrın felaketi üzerinden 23 yıl geçse de acımız hala taze. Aynı acıların yaşanmaması için dönüşüm üzerine görevli birimlerimizle 7/24 düşünüyor, üretiyor ve uyguluyoruz. Kaybettiğimiz her bir vatandaşımızı bu vesileyle rahmetle anıyorum, rabbim tekrarını yaşatmasın. O gece aynı acıyı yaşayanlardan bir tanesi de bizzat bendim. 17 Ağustos gecesi, çok zor bir geceydi. O acıyı, bizzat yaşayanlardan biri de ben ve ailemdi. Saatler 03.02’yi gösterdiğinde inanılmaz bir sarsıntı oldu, kıyametin koptuğunu zannettik. Bu anlarda bir insanın yaşadığı duygular ve aklından geçenler kelimelerle ifade edilemez. Erenler’de belediye başkanıydım, evim yıkıldı. Her yer patlamıştı ancak Allah bizi korudu. O gece işittiğimiz feryatlar, gözlerimizle gördüğümüz acılar tarif edilemezdi. Biz hayatımız boyunca çok kuyruk görmüştük ancak o gece ilk kez cenaze kuyrukları oluştuğuna şahit olduk. Üzerinden tam 22 yıl geçti. Binlerce canımızı toprağa koyduk. Aralarında bebeklerimiz, evlatlarımız ve kardeşlerimiz vardı” dedi.

    “Pilot il olduk ve 300 bin yapıyı merceğe aldık”

    Sakarya’da olası afetlere hazırlık için şehrin ‘yapı envanterini’ çıkarmak için harekete geçtiklerini, AFAD ve Çevre Bakanlığı tarafından pilot il seçildikten sonra 300 bin yapıyı merceğe aldıklarını anlatan Başkan Yüce, “Sakarya’mız deprem kuşağında yer alan bir şehir. Bilindiği üzere beklenen İstanbul depremi için de risk teşkil ediyor. Bu yüzden dikey mimarinin yanında Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın da ifade ettiği gibi yatay mimariyi savunuyor, planlarımızı bu yönde yapıyoruz. Jeofizik uzmanları ve deprem bilimcilerin görüşlerini yakından takip ediyor, bir yandan da şehrimizin daha güçlü bir yapı stokuna sahip olması için proje yürütüyoruz. Kurduğumuz Deprem Risk Yönetimi ve Kentsel İyileştirme Daire Başkanlığımız ile şehirdeki orta hasarlı, hasarlı binalarını tespit ediyor, risk haritamızı oluşturuyoruz. Başladığımız bu projeyle Türkiye’de ilk olacak ve kentin yapı envanterini çıkararak dönüşüm için önemli bir adım atacağız. Gerekli belgelerimiz var, bakanlıktan onay aldığımız andan itibaren bu yönde aksiyon almaya hazır olacağız. Yeniden aynı acıları yaşamamak için konuyu büyük bir hassasiyetle takip ediyoruz” diye konuştu.

  • Mehmet Mesut GÖKDEMİR Asıl olanın Depremin unutulmamasıdır

    Hak-İş Konfederasyonu Sakarya İl Başkanı ve Hizmet-iş Sendikası Şube Başkanı Mehmet Mesut GÖKDEMİR, 17 Ağustos Marmara Depreminin 23. Yıl dönünde bir basın açıklaması yaparak, böyle bir afetin bir daha yaşanmamasını temenni ediyoruz. Dedi.

    Gökdemir, yaptığı açıklamada 17 Ağustos 1999 tarihinde meydana gelen ve büyüklüğü 7.4 olan bu deprem nedeniyle 17.479 kişi hayatını kaybetmiş,  45.953 kişi yaralanmış, 244.383 civarında konut ve işyeri hasar görmüştür. Aradan 23 yıl geçmesine rağmen maddi manevi zararların çok büyük olması ve bu felaketin olumsuz etkilerinin halen devam etmesi sebebiyle 17 ağustos depreminin hala unutulamadığını belirterek, bu tür acıların bir daha yaşanmaması için doğa afete dönüşmeden gerekli önlemlerin alınması gerektiğini ifade etti.

    Depremlerin felakete dönüşmesinin temel nedeni; yeterince mühendislik hizmeti görmemiş depreme dayanaksız yapılar, sağlıksız ve plansız kentleşmeler ile yanlış yerleşim alanlarının belirlenmesi olduğu gerçeği artık herkes tarafından kabul edilmiştir.

    Bugün dahi Depremin bu kadar etki bıraktığı bölgemizde, olası bir deprem için yapılan çalışmaların neler olduğu, toplanma alanlarının sayısı ve durumu, geçici barınma (çadır vs) alanlarının konumu, acil durum yollarının hangileri olduğu, durumu ve bu alanların kapasiteleri,  yaşamsal malzemeler için ne boyutta hazırlık yapıldığı, sağlık malzemelerinin durumu, içme suyu problemi ve arama kurtarma planları vs. de durumun ne olduğu tam olarak bilinmemektedir. Asıl olanın Depremin unutulmamasıdır. Bize de düşen görevin ise depremi unutmamak ve unutturmamak olduğudur.

    İşin doğrusu, her 17 Ağustos’ta, kamuoyuyla aynı sorunları paylaşıyor olmanın meydana getirdiği kısır döngüyü aşmak, sorunları dile getirenlerin değil, sorunları ortadan kaldırmaya muktedir olanların omuzlarında bulunmaktadır.

  • “Birlikteliği güçlendirecek, şehrimiz için yeni iş birliği fırsatları oluşturacağız”

     “Birlikteliği güçlendirecek, şehrimiz için yeni iş birliği fırsatları oluşturacağız”

    TDBB’nin programları için Moğolistan’da bulunan Başkan Ekrem Yüce, başkent Ulan-Batur Büyükşehir Belediye Başkanı Batbayasgalan ve Milletvekili Ö.Enkhtuvshin ile görüştü. Yüce, “Kadim tarihimizin önemli sembollerine ev sahipliği yapan Moğolistan ile ülkemiz arasındaki uzun yıllara dayanan birliktelik, halkları arasındaki dostluk ve kardeşlik bize bir sorumluluk yüklüyor. Bu ziyaretlerimizle de bu birlikteliklere güç katacak, şehirlerimiz için iş birliği fırsatları oluşturacağız” dedi.

    Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem Yüce, Türk Dünyası Belediyeler Birliği (TDBB) programları için gittiği Moğolistan’da bir dizi temaslarda bulundu. İlk olarak Moğolistan’ın başkenti Ulan-Batur Büyükşehir Belediye Başkanı Batbayasgalan’la bir araya gelen Yüce, daha sonra ise Sakarya ile kardeş şehir ilişkilerinin tesis edileceği Dornogobi şehrinin eski belediye başkanı, Milletvekili Ö.Enkhtuvshin’le buluştu. Yüce, burada TDBB’nin programlarına katılacak, bazı iş birliği çalışmalarına öncülük edecek.

    Bir 2 kişi, ayakta duran insanlar, oturan insanlar ve takım elbise görseli olabilir

    Kültürel iş birliği, bilgi ve tecrübe paylaşımı

    Türk Dünyası Belediyeler Birliği’nin kuşatıcı bir anlayışla güzel bir birlikteliğe sahip olduğunu ifade eden Başkan Ekrem Yüce, TDBB’nin oluşturduğu iş birliğinin üye ülkeler için çok önemli bir kazanım oluşturduğunu dile getirdi. Yüce, “Belediyeler birliğimizin programları için Moğolistan’a geldik. İlk olarak Moğolistan’ın başkenti Ulan-Batur Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Batbayasgalan’ı ziyaret ettik. Şehrimizi ile Ulan-Batur arasında kültürel iş birliği, bilgi ve tecrübe paylaşımları üzerine prensip olarak görüşmelerimizi tamamladık. İki ülke ve iki büyükşehrimize işbirliğimiz hayırlı olsun” dedi.

    Bir 2 kişi görseli olabilir

    Moğolistan’da kardeş şehir

    Yüce, daha sonra ise Sakarya ile kardeş şehir ilişkilerinin kurulacağı Dornogobi şehri eski belediye başkanı, Milletvekili Ö.Enkhtuvshin ile buluştu. Yüce, iki şehir arasındaki iş birliklerini artırmak adına bilgi ve deneyim paylaşımlarında bulunduklarını ifade ederek, Türkiye ve Moğolistan arasındaki dostluk ve kardeşliği pekiştirecek tüm çalışmaların önemine işaret etti. Yüce, “Kadim tarihimizin önemli sembollerine ev sahipliği yapan Moğolistan ile ülkemiz arasındaki uzun yıllara dayanan birliktelik, halkları arasındaki dostluk ve kardeşlik bize bir sorumluluk yüklüyor. Bu ziyaretlerimizle de bu birlikteliklere güç katacak, şehirlerimiz için iş birliği fırsatları oluşturacağız. Ev sahipliği için şükranlarımı sunuyorum” diye konuştu.

  • İMO Şube  Başkanı Semih UÇAR; Depremi Değil Ama Afeti Önlemek Mümkün!

    Depremi Değil Ama Afeti Önlemek Mümkün!

    17 Ağustos’un Yıl Dönümünde Türkiye’nin Depreme Hazırlığı: Sorunlarımız ve Çözümlerimiz!

    TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası tarafından 17 Ağustos Depreminin 23. yıl dönümü nedeniyle, 16 Ağustos 2022 tarihinde İMO Sakarya  Şubesinde basın açıklaması gerçekleştirildi. Açıklama İMO Şube  Başkanı Semih UÇAR  tarafından yapıldı.

    TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası, tarihimizin en acı depremlerinden 17 Ağustos 1999 Marmara Depreminin 23. yılında da temel insan haklarından olan “Barınma Hakkı”nın tüm yurttaşlarımıza sunulabilmesi için depremi unutmama, unutturmama ısrarını sürdürmeye, güvenli ve sağlıklı yapı üretimi sağlanana kadar siyasi iktidarların görev ve sorumluluğunu hatırlatmaya kararlıdır.

    Bugüne kadar depreme karşı hazırlık, yapı güvenliği, hasar tespiti gibi konularda çokça konuşuldu, bu konular hakkında çokça yazılıp çizildi. Ancak bir doğa olayı olan depremin ülkemizde her defasında afete dönüşmesine bir türlü engel olunamıyor. Çıkarılan yasa ve yönetmelikler, yıllara dayanan çalışmalarla oluşturulan plan ve projeler uygulama aşamasına geçemeden kağıt üzerinde kalıyor. Ne yazık ki yapılan çalışmalar daha çok afet sonrası yara sarma düzeyinde kalıyor.

    Bir deprem coğrafyasında yer alan ülkemiz tarih boyunca birçok kez yıkıcı depremlerle karşı karşıya kalmıştır. Özellikle Marmara Bölgesinin gerek ekonomik anlamda gerekse sosyo-kültürel açıdan coğrafyamızda merkez pozisyonunu yüzyıllardır koruması nedeniyle, bu bölgede yaşanan depremler ciddi sonuçlar doğurmuştur.

    Cumhuriyet döneminin gerek can ve mal kaybı açısından gerekse sosyal ve ekonomik sonuçları açısından en yıkıcı depremlerinden biri 17 Ağustos 1999 tarihli Gölcük merkezli depremdir. 7,4 büyüklüğündeki bu deprem başta Marmara bölgesi olmak üzere tüm Türkiye’yi etkilemiştir. Ülkemizin ekonomik anlamda üretim ve ticaret merkezi olan ve yurdun her yerinden göç alan bir bölge olması nedeniyle bu depremin tüm yurttaşlarımızı doğrudan ya da dolaylı olarak etkilediğini söylemek mümkündür. Depremde 20 binden fazla yurttaşımız hayatını kaybederken yaralı sayısı 50 bini aşmıştır. Bölgede yaklaşık 113 bini yıkık ve ağır hasarlı olmak üzere toplam 365 bin bina hasar görmüştür.

    Ortaya çıkan kayıpların ve hasarın büyüklüğü, deprem sonrası müdahalede yaşanan sorunlarla birlikte bu depremin etkisi öyle şiddetli olmuştur ki 2001 ekonomik krizinin önemli sebepleri arasında sayılmaktadır.

    Bu kadar büyük sonuçlar doğuran 17 Ağustos Depremi, depreme bakış açısının değişmesinde bir milat olarak kabul edilmiştir. Yalnızca deprem sonrası yapılacak müdahaleler değil depremden önce alınması gereken tedbirler de tartışılmıştır. Plansız-çarpık kentleşmenin ve mühendislik hizmeti almayan yapıların ne kadar büyük tehdit oluşturduğu anlaşılmış, bu konuda birçok kurum ve kuruluş tarafından neler yapılması gerektiği konusunda çalışmalar yapılmış, bu çalışmalar birleştirilerek strateji ve eylem planlarına dönüştürülmüştür.

    Odamızın da bu konuda çeşitli çalışmaları olmuş, deprem kongreleri, çalıştaylar düzenlenmiş, raporlar hazırlanmış, kamuoyunu aydınlatacak ve deprem konusunda farkındalığı ve bilinci artıracak çalışmalar yapılmıştır. Yıllara dayanan çalışmalar sonucunda deprem konusunda sorunlar da bu sorunların çözümü için yapılması gerekenler de bellidir.

    Mevcut Yapı Stoku İyileştirilmeli ve Güçlendirilmelidir

    2011 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konan ve 2012-2023 yıllarını kapsayan “Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı”nda (UDSEP) alınan kararların uygulamaya geçirilmesi depreme hazırlık konusunda en önemli çaba olacaktır.

    UDSEP’e göre başta okul ve hastaneler olmak üzere, Türkiye’deki bina envanterinin çıkarılması ve mevcut yapıların hasar görebilirlikleri ve riskleri esas alınarak gruplandırılması planlanmıştır. Oysa 2020 yılında TBMM`de kurulan Deprem Komisyonunun 2021 tarihli raporunda, 2017 yılı itibarıyla bitirilmesi gereken envanter ve riskli yapı tespiti çalışmalarının 2021 yılı itibarıyla nasıl yapılacağının yönteminin bile çıkarılamadığı anlaşılmaktadır.

    Mevcut yapı stokunun envanterinin çıkarılması konusundaki çalışmalar hızlandırılmalı, mevcut durum tespit edilerek acilen güçlendirilmesi veya yenilenmesi gereken binalar belirlenerek bir plan doğrultusunda yapı stokunun depreme dirençli hale getirilmesi sağlanmalıdır.

    Her Şantiyeye Tam Zamanlı Bir Şantiye Şefi!

    Teknik ekiplerin gözlem ve değerlendirmelerinde, gerçekleşen depremlerde genel olarak binaların yıkılma ve ağır hasar görmelerinin ana nedenleri olarak;

    • Malzeme ile ilgili sorunlar,

    • Donatı detaylandırması ile ilgili sorunlar,

    • Alt kat kolonlarının göçmesi ile ilgili sorunlar,

    • Kısa kolon oluşumu ile ilgili sorunlar,

    • Tasarım, imalat ve kullanım aşamasındaki denetim eksikliği sorunları gibi ana hususlar tespit edilmektedir.

    Teşhis bellidir. Deprem etkileri nedeniyle oluşan yapısal hasarlar büyük oranda yapıların inşası ya da sonrasındaki denetimsizlik nedeniyle ortaya çıkmaktadır. O halde yapı üretim sürecindeki sorunların ortadan kaldırılması yetkililerin öncelikli görevi olmalıdır.

    Yapı üretiminin mühendislik esaslarına uygun olarak gerçekleştirilmesini sağlayan en önemli görev şantiye şefliğidir. Ancak bu görevin usulüne uygun olarak yerine getirilmemesi, inşaat hatalarını, dolayısıyla deprem hasarlarını büyütmektedir.

    Şantiye şefinin görevini tanımlamak gerekirse; bir yapının fen ve tekniğe, ruhsata esas teşkil eden projesine uygun olarak inşa edilmesi ile inşaatın iş ve işlemlerinin planlanmasını sağlamaktır. Bunun yanında işçi sağlığı ve iş güvenliğini şantiye sahasında gözetmek gibi önemli bir görevi daha bulunmaktadır. Türkiye işçi ölümlerinde dünya çapında en üst sıralarda yer almaktadır. Şantiye şefliği görevinin hakkıyla yerine getirilmemesi bu seviyelerdeki işçi ölümlerinin başlıca sebeplerinden biridir.

    Tam da bu sebeple biz İnşaat Mühendisleri Odası olarak sınırlı durumlar dışında, her şantiye şefinin sadece bir şantiyede tam zamanlı olarak görevlendirilmesi gerektiğini vurguluyoruz.

    Yapı Denetim Sistemi Düzenlenmelidir

    Mevcut Yapı Denetimi Sistemiyle yurttaşların can ve mal güvenliği etik kurallardan yoksun olan serbest piyasa koşullarına teslim edilmiştir.4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanunun öngördüğü sistemde, kamusal bir hizmet olan denetim hizmeti ticarileştirilmiştir. Denetim sisteminin ticari ilişkilerin belirleyiciliğine terk edilmesiyle rant ilişkileri, tekniğin, fen ve sanat kurallarının önüne geçmiştir.

    Sağlıklı işleyen bir sistemde planlama, projelendirme, üretim ve denetim hizmetleri birbirinin tamamlayıcısı olarak düşünülmeli buna göre de İmar Kanunu başta olmak üzere Yapı Denetim Kanunu, Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ve ilgili tüm Kanunlar ve bağlı yönetmelikleri kamu yararı ilkesi gözetilerek ve bütüncül bir anlayışla yeniden düzenlenmelidir.

    Mevcut Yapı Denetim Yasasının öngördüğü, ticari yanı ağır basan yapı denetim şirketi modeli yerine; uzmanlık ve etik değerlere sahip yapı denetçilerinin etkinliğine dayalı, meslek odalarının sürece etkin katılımını sağlayacak yeni bir denetim süreci modeli hayata geçirilmelidir. Bu modellemede proje denetimi ile yapı denetimi birbirinden ayrılmalıdır.

    Kentsel Dönüşüm Kentsel Kıyım Oldu

    Devletin asli görevi sağlıklı, güvenli ve yaşanabilir kentler kurmak ve yaşanabilir bir çevre oluşturmaktır. Oysa bugün devlet eliyle “Kentsel Dönüşüm” adı altında mühendislik, mimarlık ve şehir planlama disiplinlerinin teknik ve bilimsel gereklilikleri ile toplumun ihtiyaçları, sosyo-ekonomik yapısı dikkate alınmadan rant odaklı dönüşüm gerçekleştirilmektedir. Kentlerin tarihi ve doğal dokusu yok edilmektedir.

    Bugün başta Marmara Bölgesi olmak üzere kentlerimizde yenilenmeyi ve güçlendirilmeyi bekleyen onca yapı varken kentsel yenileme ve kentsel dönüşüm gayrimenkul piyasasının talepleri doğrultusunda hayata geçirilmektedir. Kentsel dönüşüm riskli yapıların dönüştürülmesi şeklinde değil, rant değeri yüksek bölgelerde yapılaşma olarak gerçekleşmektedir. Öyle ki boş arsalar üzerinde kentsel dönüşüm yapılmaktadır.

    İmar Afları Ölüme Davetiyedir

    Mevcut yapı stokumuzun belirsizliği bilinen bir gerçektir. Olası bir depremden nasıl etkileneceği bilinmeyen çok sayıda bina mevcutken üstüne bir de siyasal iktidarlarca çıkarılan imar afları can ve mal kayıpları tehdidini büyütmektedir.

    Ülkemizde imar afları kaçak yapılaşmanın en önemli teşvik unsurlarından birisi olmuş, toplumun sağlıklı ve güvenli konutlarda yaşamasını belirsizliğe sokmuştur. Devletin bir binaya iskan ruhsatı vermesi vatandaşına o yapıda güvenle oturabileceği yönünde güvence sunması anlamına gelir. Oysa mühendislik hizmeti almamış bu yapıların, doğa olayları karşısında hasara uğramaları halinde sorumluluk bu kararı alan devletin, siyasi iktidarın üzerindedir.

    Her seçim öncesi siyasi ikbal uğruna gündeme getirilen imar affı uygulamalarına son verilmeli, imar affından yararlanan yapılar denetlenmelidir.

    Sonuç Olarak;

    Ülkemiz oldukça zor bir dönemden geçmektedir. Ekonomik anlamda yaşanan kriz koşullarında olası bir büyük depremin sonuçlarının 2001 krizinde yaşananlardan çok daha ağır olacağı açıktır. Üstelik kentlerimiz öylesine kalabalıklaşmış, plansızlık, kaçak yapılaşma öylesine ilerlemiş, afet toplanma alanları ranta açılmıştır ki can ve mal kaybı açısından da büyük bir tehlike bizleri beklemektedir. Başta Sakarya, Düzce, Kocaeli, Yalova, İstanbul ve Marmara Bölgesi olmak izere olası büyük bir depremin Türkiye’ye neler yaşatacağını kestirmek zordur.

    TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası  Sakarya şubesi olarak hem yetkili kurum ve kuruluşlara hem de tüm kamuoyuna seslenmek istiyoruz: Bu karamsar tabloyu el birliğiyle tersine çevirmemiz mümkündür. Biz İMO olarak tüm bilimsel-teknik birikimimizle, sahada edindiğimiz tecrübe ve yetişmiş kadrolarımızla, başta deprem olmak üzere doğa olaylarının afetlere dönüşmesini önleme konusunda görev almaya hazırız. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi sorunlar da bellidir, çözümleri de. Yeter ki çözüm için ortaya irade konulsun.

    Bir 1 kişi, açık hava ve şunu diyen bir yazı 'Tozlu stos 1000' görseli olabilir

  • Marmara Depremi’nin üzerinden 23 yıl geçti

    Deprem Türkiye’nin milli güvenlik sorunudur.
    Türkiye’de 6 milyon konut ciddi risk altında

     Marmara Depremi ya da 17 Ağustos 1999 depremi, 17 Ağustos 1999 sabahı, yerel saatle 03:02’de gerçekleşen, Kocaeli/Gölcük merkezli deprem. Richter ölçeğine göre 7,6 Mw büyüklüğünde gerçekleşen deprem, büyük çapta can ve mal kaybına neden olmuştur.

    TBMM Deprem Riskinin Araştırılarak Deprem Yönetiminde Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi̇ Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu’nun Temmuz 2010 tarihli raporuna göre, depremde 17 bin 480 kişi hayatını kaybetti, 43 bin 953 kişi yaralandı. Yaklaşık 200 bin kişinin evsiz kaldığı, 66 bin 441 konut ve 10 bin 901 iş yerinin yıkıldığı depremden 16 milyona yakın kişi değişik düzeylerde etkilendi, 285 bin 211 konut ve 42 bin 902 iş yerinde hasar tespit edildi.

    İstanbul’da en fazla hasar Avcılar’daydı

    Marmara Depremi’nde İstanbul’da 454 kişi yaşamını yitirdi. Yalova, Düzce ve Gölcük’ten kentteki hastanelere getirilen yaralılardan hayatını kaybedenlerle bu sayı 981’e çıktı.

    İstanbul’da 1880 kişinin yaralandığı depremde, 41 bine yakın konut ve iş yerinde hasar oluştu, 18 bin 162 konut orta ve ağır şiddetteki hasar yüzünden oturulamaz hale geldi.

    DEPREMİ HAFİFE ALAN ALANA

    Deprem tehdidi altındaki riskli yapılar için proje önerileri sürecin ciddiyetle ele alınmadığını görüyoruz

    Deprem tehdidinin minimuma indirecek projelerin oluşması için hiç bir çalışma Yok

    Bir 8 kişi, ayakta duran insanlar ve yol görseli olabilir

    SAKARYA depreme hazır mı sorusuna cevap vermek gerekirse, sanki depremden yeni haberdar olunmuş gibi bir hal var

    Depremin üzerinden 23 yıl geçti ogün Sakarya’da kaç kişi deprem nedeniyle risk altındaysa bugün de enaz o kadar insan risk altında

    Bir 1 kişi görseli olabilir

    Bir 4 kişi, yol ve sokak görseli olabilir

    Bir 4 kişi ve demiryolu görseli olabilir

    Bir açık hava görseli olabilirBir ağaç, sokak ve yol görseli olabilir

    Bir açık hava görseli olabilir

    Bir açık hava görseli olabilir

    Bir açık hava görseli olabilir

    Bir 2 kişi, çocuk, ayakta duran insanlar ve açık hava görseli olabilir

    Depremde 17 bin 480 kişi hayatını kaybetti, 43 bin 953 kişi yaralandı. 17 Ağustos 1999‘da saat 03.02’de 7,4 büyüklüğünde meydana gelen ve 45 saniye süren Marmara Depremi, Kocaeli, Sakarya, İstanbul, Düzce ve Yalova’da yıkıma yol açtı.

    Sakarya

    Marmara Depremi’nde büyük yıkım yaşanan Sakarya da bu süreçte hem kentsel dönüşüm hem de sanayideki hamleleriyle başarılara imza attı.

    Afet sonrası başlatılan çalışmalarla Camili, Korucuk ve Karaman mahallelerinde valilik ve resmi kurumların da içerisinde yer aldığı “yeni yerleşim bölgesi” oluşturuldu.

    TOKİ tarafından deprem yönetmeliğine uygun inşa edilen konutlarda güvenle yaşamlarını sürdüren vatandaşlar, Büyükşehir Belediyesince yapılan Yenikent Park, Yenikent Kültür Merkezi ve Korucuk Park gibi sosyal donatı alanlarında keyifli vakit geçiriyor.

    Çok katlı binalara ruhsat verilmeyen, olası depremleri en az kayıpla atlatabilmek amacıyla yatay kentleşme modeli yürütülen şehir, kentsel dönüşümde de Türkiye’ye örnek oluyor.

    Erenler ilçesinde Yenimahalle ve Küpçüler mahallelerinde 666 dönüm alan üzerinde yürütülen ve 9 etaptan oluşan “Erenler Belediyesi Kentsel Dönüşüm Projesi” kapsamında yıkılan konutların yerine yenileri yapılarak hak sahiplerine teslim ediliyor. Belediye bütçesiyle etap etap gerçekleşen projede, konut yapımı için çalışmalar devam ediyor.

    Olası afetlere hazırlıklı olunması amacıyla Büyükşehir Belediyesince kente Afet Koordinasyon Merkezi (AKOM) kazandırıldı. Yaklaşık 9 büyüklüğündeki depreme dayanıklı inşa edilen AKOM, olası bir afet durumunda şehrin kriz merkezi olarak hizmet sunacak.

    Şehir ekonomisi katlanarak büyüdü

    Sakarya’da sanayici ve yatırımcılara sağlanan teşviklerle iş dünyası da adeta ayağa kaldırıldı.

    Depremde büyük yıkımın yaşandığı kentlerden biri olan Sakarya, 2019 yılına kadar gerçekleşen yatırım ve teşviklerle ihracatını 180 milyon dolarlardan yaklaşık 6 milyar dolara çıkardı.

    Dünyayı etkisi altına alan yeni tip koronavirüs salgını nedeniyle geçen yıl yüzde 25’lik kayıp yaşayan Sakarya ihracatı, seneyi 4,5 milyar dolar seviyesinde kapattı.

    Kentte 1999 yılında bir olan organize sanayi bölgesi sayısı, bu süre zarfında 11’e ulaştı. Kentte, 5 organize sanayi bölgesinin kurulması için çalışmalar devam ediyor.

    Depremin yaralarını saran kent, 22 yılda ekonomisini onlarca katladı.

    Türkiye’nin otomotiv ihracatında lokomotif şehirleri arasında yer alan Sakarya, yaptığı dış satımlarla ülke ekonomisine güç katmayı sürdürüyor.

    Karasu ilçesinde 1995’te temeli atılan ve 2017 yılında hizmete açılan Batı Karadeniz’in en büyük limanlarından Karasu Limanı da kentin ihracatına katkı sunuyor.

    Limanda Ukrayna’nın ardından Romanya’ya başlayan Ro-Ro seferleriyle kent ve ülke ihracatına daha fazla katkı sunulması hedefleniyor.

    Kocaeli’de depremin izleri silindi

    Binlerce insanın yaşamını yitirdiği, ev ve iş yerinin yıkıldığı Kocaeli, 22 yılın ardından facianın acı izlerinden uzak bir görüntü ortaya koyuyor.

    Depremde en ağır yıkımın yaşandığı kent olan Kocaeli’de deprem yönetmeliğine uygun binlerce yeni konut yapıldı.

    Sismolojik İzleme ve Deprem Eğitim Merkezinde deprem anı ve sonrasında yapılması gerekenler konusunda verilen eğitimlerden şimdiye kadar yaklaşık 95 bin kişi faydalandı.

    Yeşil alan oranının 11 kat artırıldığı kentte, SEKA Kağıt Fabrikası alanında Türkiye’nin en büyük endüstriyel dönüşümlerinden biri gerçekleştirilerek Seka Park kuruldu.

    Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve Gebze Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü iş birliğiyle hazırlanan “Kocaeli İli Afet Zararlarının Azaltılmasında Akıllı Kent Uygulaması Projesi” kapsamında “acil müdahale” ve “erken uyarı” sistemi kurulması için çalışmalar devam ediyor.

    İmzalanan protokolün ardından Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından işletilen 31 deprem istasyonunun yanına AFAD tarafından 10 istasyon daha kuruldu.

    Kocaeli’de farklı noktalara kurulan 41 deprem kayıt istasyonundan elde edilen verilerle deprem haritaları ve master planlar hazırlanıyor, riskli alanlar izleniyor.

    Kocaeli, Türkiye’nin ihracat hedefine en güçlü katkıyı veren iller arasında yer alıyor

    Limanları ve üretim tesisleriyle Türkiye’nin uluslararası ticaretinde önemli yere sahip olan Kocaeli, depremin ardından geçen 22 yıllık süreçte ihracatını büyük oranda artırdı.

    Dünyayı etkisi altına alan Kovid-19 salgınına rağmen geçen yıl ihracatta üst sıralarda yer almayı başaran Kocaeli, geçen yıl 184 ülke ve bölgeye 12,2 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdi.

    İstanbul ve Kocaeli sanayisine olan stratejik yakınlığı dolayısıyla deniz taşımacılığında önemli merkez haline gelen İzmit Körfezi’ndeki limanlarda taşınan yük miktarı da her geçen gün artıyor.

    Türk imalat sanayisinin yaklaşık yüzde 15’ine ev sahipliği yapan kent, Türkiye’nin bu yıl için belirlenen 200 milyar dolarlık ihracat hedefine en güçlü katkıyı veren iller arasında yer alıyor.