Kategori: dünya

  • Tehlikeli atık ticareti ekokırım boyutu aldı

    São Paulo gemisine dair tartışmaları değerlendiren Akademisyen Aslı Odman, ülkeler arası gerçekleştirilen tehlikeli atık ticaretinin ekokırıma yol açtığını söyledi.

    Ramis SAĞLAM
    İzmir

    Brezilya Donanması’na ait tehlikeli atık içeren uçak gemisi São Paulo’yla ilgili son dönemde farklı açıklamalarla geminin Türkiye’ye getirilmesi yönünde manipülasyonlar hızlandı.

    Gemideki tehlikeli maddeler üzerinden, geminin hukuki durumu hatta gemi ortaklarının arasındaki anlaşmazlıklar üzerinden kamuoyu yaratılmaya çalışılıyor.

    Son olarak SÖK Denizcilik yatığı açıklamada, asbest ve tehlikeli atıkların söz edilenden düşük olduğunu iddia ederek, asbestin sökümü için özel bir ekibin bu işlemi yapacağını söyledi. İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi Üyesi olan Aslı Odman, son açıklama ile birlikte gündemdeki tartışmaları değerlendirdi.

    Gemi dahil, atıkların çevre/emek standartları düşük ülkelere gönderilmesine yönelik ifadelere açıklık getiren Odman, “Başta STK Gemi Sökme Platformu, Basel Eylem Ağı (BAN) ve Henry Pézérat Halk Sağlığı Derneği gibi kurumlardan aldığımız bilgi ve belgelere göre, 2007’de Toulon tersanelerinde kısmi asbest bertarafı gören ikiz gemi Clemenceau’da, taşeron şirket Technopur’un belgelerini zemin alan, Greenpeace’in yaptırdığı metafil raporuna göre en az 760 ton asbest olduğu görüldü. Bu gemi aynı zamanda 2006 senesinde Bureau Veritas tarafından 2200 kapalı mahallinin yüzde 86’sının kapsayan çok kapsamlı bir rapor da görmüş. Fransa ve Hindistan’da yargıya intikal eden süreçte, henüz Tehlikeli Madde Envanteri (IHM) adı verilen formel bir belge olmadan yapılan araştırmadan tam 14 sene sonra, Grieg Green, 4 yıldır atıl bulunan geminin kapalı mekanların sadece yüzde 12’sine girdiğinde bile 650 ton kurşun ve kadmiyum boya tespit etmiştir” dedi.

    GEMİNİN YÜZDE 12’SİNİN TEHLİKELİ MADDE ENVANTERİ VAR 

    Halk ve çevre sağlığı için şüphe dolu soruların cevap beklendiğini belirten Odman, Grieg Green’in sınırlı alan içinde yaptığı envanterde PCB’lerin olmadığı iddialarını ise şöyle yanıtladı;

    “PCB’ler daha yasaklanmamışken inşa edilen, ikizinde en az 165 ton olduğu tahmin edilirken, São Paulo’da PCB nasıl bulunmaz? Radyoaktivite ölçümlerinin Alex Stewart adlı, Liverpool merkezli şirketin Rio yerine İstanbul şubesine yaptırılma mantığının açıklanması gerekiyor. Açıklanması gereken diğer konu ise radyoaktivite ölçümünün 650 ton gibi kurşun, kurşun kadmiyum boya ile zırhlanmış, uranyum zırhı olan geminin ne kadarına yapıldığıdır. Geminin yüzde 12’sinin kısıtlı bir Tehlikeli Madde Envanteri’ nin varlığından haberdar olduktan sonra, uranyum zırhlı bir gemide sadece 14 noktada yapılan radyoaktivite ölçümünün nereleri kapsamadığı bizi endişelendiriyor.”

    SÖK Gemiciliğin “Tedbir” kararına yönelik açıklamasına karşı Odman, ihale sürecinde Brezilya’da gemiyi müze yapmak için açılan dava ve ayrıştığı eski ortağı Cormack’ın aldırdığı “Tedbir” kararını hatırlattı. Odman, “Bizi her şeyden önce ilgilendiren şirketler arası çatışma, askeri tarih merakı değil, çevre, halk ve işçi sağlığı. İSİG Meclisi’nin yönlendiği, 27 yıllık mücadeleyle Brezilya’da asbest baronları, şirketçi devlet politikaları karşısında asbestin 2017’de yasaklanmasına ve bunun çevresel ırkçılıkla dünyaya saçılmasına karşı çıkan enternasyonalist yerel mücadele ağı ABREA, yani Brezilya Asbeste Maruz Kalanlar Ağı’dır. İkiz gemi Clemencau, Pasifikten aynı ağın mücadelesi ile geri dönmüştü.  Ki kâğıt üstünde her şeyi hazır eden Fransa Donanması, gerçek dışı tehlikeli madde miktarı telaffuzları ortaya çıkan Fransız bürokratları bu mücadelenin bu şekilde sonuçlanmasına şaşırmıştı. Bugün aynı taban örgütleri ile ne Avrupa Birliği Kurumlarının ne de üye ülkelerinin bandırasındaki gemilerin sahiplerinin, AB sertifikalarını tehlikeli madde ihracatını ve çevresel ırkçılığı örtmek için kullanılmaması için çalışıyoruz” dedi.

    DAHA ÖNCEKİ GEMİ SÖKÜM SÜREÇLERİ

    Odman, “Güçlülerin suçları yavaş olur, iz bırakmaz, iz bırakmayan mekanizmayı kurarak ilerler. Sırf görünür ani kaza gibi gözüken iş cinayetlerinin Aliağa gemi söküm işçileri 2021 insidansının Türkiye’nin 22 misli olduğunu bilmek belki sayılardan çıkıp, yaşama bakmaya vesile olur. Kurşun, iş cinayetleri insidansı, Aliağa kanser oranları, haberli denetimlerin hali ortadadır. SÖK Denizcilik, ne yazık ki epey ısmarlamaya benzeyen haberde ‘müsterih olun’ diyor. Fakat SÖK Denizcilik’in daha önce söktüğü iki gemiye bakalım: ‘Ayinesi iştir şirketin’ Harrier ve Ethane/ Methania’de gemilerindeki çevrecilik sicili ortadır. Birinde sökümden hemen önce Foça Körfezi sintineye boğulmuştu, diğeri ise üç kere bandıra, bir kere isim değiştirip, İzmir Barosu’nun açtığı ve kazandığı dava sırasında çoktan sökülmüştü. Hatta Methania’nın Türkiye karasularına girmeden önce sadece iki saatte express bir tehlikeli madde envanteri yaptırdığını biliyoruz” diye sözlerine devam etti.

    MALİYETLER VE DÜŞÜK EMEK

    Aliağa’da sökülen gemilerin riskler, tehlikeli maddeler ve ölçek açısından Avrupa Birliği ile rekabet etmediğinin altını çizen Odman, AB’deki maliyetlerle São Paulo’nun sökülemeyeceğini ifade etti.

    Avrupa Birliği’nin, Türkiye Cumhuriyeti mevzuatı dâhilinde kalıyor gibi gözüküp toksik plastikleri, ‘geri dönüşüm’ kisvesiyle Türkiye’ye yolladığını belirten Odman son olarak şunları söyledi; “SÖK Denizcilik’in şeffaflık adına yaptığı ‘Buyurun gelin’ davetine yakında Aliağa’daki halk sağlığı, çevre mühendisi, işçi sağlığı uzmanları, sendikacı ve gazetecilerle birlikte icabet etmek için başvurmayı da düşünüyoruz.”

  • AKKUYU NGS İNŞA SAHASINDA HAVA KANALLARI ÜRETİMİNE BAŞLANDI

    Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin (NGS) inşa sahasında havalandırma sistemlerinin montajında kullanılan metal borular olan hava kanallarının üretimi için atölyede çalışmalara başlandı. Tedarik, montaj ve kaynak, hazır ürünlerin piyasaya sürülmesi için çeşitli bölgelere ayrılmış olan atölye ayrıca hava kanallarının kaynak bağlantılarının karbon çeliğinden arındırılmasına yönelik bir bölüm de barındırıyor.

    Atölye, Akkuyu NGS’nin reaktör bölümleri ve türbin binaları olmak üzere ana tesislerinin yanı sıra santralin genel bina ve yapılarında kullanılacak yuvarlak, kare ve dikdörtgen kesitli hava kanalları üretiyor.

    Hava kanallarının üretiminin tam kapasiteye erişmesinin ardından Türkiye’de üretilen çeliği kullanan nükleer santralin güvenilir şekilde işletilmesi için önemli olan üretim hacmi yılda yaklaşık 40 bin m2 olacak.

    Çok yüksek kalitede üretilmesi hedeflenen ürünlerin kontrolü birkaç aşamada gerçekleştiriliyor. Hava kanalları, AKKUYU NÜKLEER A.Ş. uzmanlarının katılımıyla sıkı giriş kontrolünden geçtikten sonra kurulum için gönderiliyor.

    Akkuyu Nükleer A.Ş. Genel Müdür Birinci Yardımcısı ve NGS Yapı İşleri Direktörü Sergey Butckikh, konuya ilişkin olarak şunları söyledi: “Akkuyu NGS inşaat sahasında hava kanallarının üretimi için bir atölye inşa etme kararı, imalat zamanlamasını optimize etme ve mekanik montaj işleri bölümlerine hazır ürün tedarik etme ihtiyacından kaynaklandı. Hava kanalı atölyesinin kurulması projesinin hazırlanması ve hayata geçirilmesi sırasında, diğer nükleer santrallerin inşa deneyiminden yararlanıldı. Mevcut aşamada atölyede tam teşekküllü üretim başlatıldı.”

    İnşaat çalışmalarının hız kazandığı göz önüne alındığında, çalışmaların zamanında tamamlanması için gerekli olan çeşitli malzemelerin üretim hacmi sürekli artıyor. İnşaat sahasının batı bölgesinde faaliyet gösteren beş beton fabrikası aynı anda dört güç ünitesinin inşası için beton sağlıyor. Buna ek olarak saha, betonarme blokların ön montajı ve ağır ekipmanların depolanması için alanlar ve ayrıca inert malzemeler için soğutulmuş depolar ile donatıldı. Sahada 2019 yılından bu yana, nükleer santral binalarının duvar ve tavanlarının inşası için gerekli tüm zırhlı ve çelik yapıların üretildiği bir güçlendirme atölyesi faaliyet gösteriyor.

    Türkiye’nin ilk nükleer santrali olan Akkuyu NGS’nin inşaat projesi, planlanan takvime uygun olarak devam ediyor. İnşaat ve montaj çalışmaları dört güç ünitesinin yanı sıra, kıyı hidroteknik yapıları, güç dağıtım sistemleri, idari binalar, eğitim-uygulama merkezi ve nükleer güç santralinin fiziksel koruma tesisleri gibi ana ve yardımcı tesislerin tüm bölümlerinde kesintisiz sürüyor.

  • Bekin: İsrail ile yakınlaşma yeni ‘Büyük Ortadoğu Projesi’nin bir adımıdır!

    Yeniden Refah Genel Başkan Yardımcısı Bekin, Türkiye-İsrail yakınlaşmasına ilişkin yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsrail ile üstü örtük ‘İbrahim Anlaşması’nı çağrıştıran kapsamlı iş birliğini tasvip etmediklerini ve İsrail’in çıkarlarını ön plana alan bu yeni projenin; ‘Dinler arası Diyalog’, ‘Büyük Ortadoğu’ ve ‘Genişletilmiş Büyük Ortadoğu’ projelerinden farksız olduğunu söyledi.

    Yeniden Refah Partisi Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Doğan Bekin, Türkiye-İsrail ilişkilerini normalleşmesi kapsamında karşılıklı büyükelçisi atanması kararına ilişkin yazılı açıklamada bulundu.

    ABD, İşgalci İsrail’in bölgedeki güvenliğini sağlama alıyor 

    İktidarın İsrail ile atılan normalleşme adımlarının ABD’nin bölgede İsrail’in güvenliğini sağlama alma hamlesinin tezahürü olduğunu ileri süren Bekin, konu ile ilgili şu ifadeleri kullandı:

    “ABD, 15 Eylül 2020’de Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn ile imzalanan ‘İbrahim Anlaşmaları ile İsrail’i Yeni Ortadoğu’ya kalıcı olarak bütünleştirmekle kalmayıp, asıl olan bölgedeki güvenliğini sağlayacak entegrasyonu derinleştirmeye yönelik güçlü adımların atılması yeni rotanın ana hedefi olarak ortaya çıkmıştır. Daha sonra Sudan ve Fas ile imzalanan aynı anlaşmalar da bu amaca matuf yol haritasının mütemmim cüzü olarak değerlendirilebilir. Bu kapsam dahilinde ABD Başkanı Joe Biden ve İsrail Başbakanı Lapid’in, 14 Temmuz 2022’de Kudüs’te bir araya gelerek ‘ABD-İsrail Stratejik Ortaklığı Ortak Deklarasyonu’nu imzalamaları İsrail’in derinleştirilmeye çalışılan güvenliğinin yeni tezahürü niteliğinde olmuş oldu.”

    Siyonist İsrail Filistin’deki hain planlarına devam ediyor

    Bekin, açıklamasının devamında, “Bu arada İsrail’in Doğu Kudüs ve Batı Şeria bölgelerinde uygulamakta olduğu büyük yerleşim projelerine aynı hızla devam etmesi ve Batı Şeria’yı Kudüs’ten koparacak hedeflere yaklaşması, ‘İbrahim Anlaşmaları’nın Filistin’in hiçbir çıkarına olmadığı ve sadece İsrail’in kalıcılığını güvenli olarak derinleştirmeye yönelik olduğunu görmek mümkündür.” dedi.

    Bu anlaşma ne Türkiye ne de bölge ülkelerine yarar

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsrail ile yeni dönem politikasını aslında üstü örtük ‘İbrahim Anlaşması’ kapsamında değerlendirmek gerektiği düşüncesinde olduklarını belirten Bekin,  “Sayın Erdoğan, her ne kadar İsrail ile karşılıklı hassasiyetlere uyulması bağlamında vurgular yaparak ilişkileri büyükelçilik düzeyine çıkarmış olduğunu ifade etmesine rağmen, Siyonist İsrail tarafı asıl yaklaşmakta olan seçimler nedeniyle kamuoyu baskısından çekindiği için söz konusu anlaşmayı imzalamış ve iki ülke liderinin söylemleri bu anlaşmanın içeriğiyle birebir örtüşmekte olduğunu görmek mümkündür. Nitekim İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un yaptığı açıklamada, “Ortadoğu’da iyi komşuluk ilişkileri ve ortaklık ruhu hepimiz için önemlidir. Tüm inançların mensupları -Müslümanlar, Yahudiler ve Hıristiyanlar- bir arada barış içinde yaşayabilirler ve yaşamak zorundadırlar” vurgusu aslında İbrahim Anlaşması’nda ifadesini bulan, “Üç İbrahimî din ve tüm insanlık arasında bir barış kültürünü ilerletmek için dinler arası ve kültürler arası diyaloğu teşvik etme çabalarını destekliyoruz. Irkı, inancı veya etnik kökeni ne olursa olsun herkesin onurlu ve umutlu bir yaşam sürebileceği bir yer haline getirebilmek amacıyla herkesten hoşgörü ve saygı bekliyoruz” şeklindeki sözde, ‘Dinler Arası Diyalog’ projesini çağrıştıran bu projelere teşne olmak hiçbir şekilde Türkiye’nin ve bölge ülkelerinin yararına olmadığını ifade etmek istiyoruz.” diye konuştu.

  • DEVA SAĞLIKÇILARIN SORUNLARINI DİNLİYOR VE SAĞLIKTA ATILIM EYLEM PLANINI ANLATIYOR

    DEVA SAĞLIKÇILARIN SORUNLARINI DİNLİYOR VE SAĞLIKTA ATILIM EYLEM PLANINI ANLATIYOR
    DEVA Partisi Geyve İlçe Başkanı Murat Demir ve yönetimi ile  DEVA Partisi’nin Sakarya İl ve İlçe Kadın Çalışmaları Başkanları, sağlıkçılara, eczanelere ve medikalcilere yaptıkları ziyaretlerde,  sektörün sorunlarını dinlediler ve sağlık çalışanları ile DEVA Partisi’nin Sağlıkta Atılım Eylem Planını paylaştılar. DEVA Partisi Kadın Çalışmaları Başkanları  Geyve Standında vatandaşlara da Sağlıkta Atılım  Eylem planlarını  anlattılar.
    “SAĞLIK SİSTEMİ İÇİN RADİKAL ADIMLAR ATMAKTAN ÇEKİNMEYECEĞİZ”  
    DEVA Partisi Geyve İlçe Başkanı Murat Demir gerçekleştirdikleri ziyaretlerle ilgili olarak yaptığı açıklamada,  “DEVA Partisi olarak Sağlıkta Atılım Eylem Planımızı kamuoyu ile paylaştık. Değerli ve kıymetli sağlık çalışanlarımızı, vatandaşlarımızı bu konuda bilgilendirmek istiyor ve bu kapsamda ziyaretlerde bulunuyoruz. Sağlık sisteminin reçetesinin  DEVA Partisi olacağını anlatıyoruz. Sağlık sistemindeki büyük dönüşüm için iktidarımızın 90 ve 360 gününde yapacaklarının bir özeti  Eylem Planımızda tek tek kayıt altındadır. Sağlık sisteminde radikal adımlar atmaktan çekinmeyeceğimizden herkes emin olabilir.   
    “GÜÇLÜ BİR SAĞLIK SİSTEMİ İNŞAA EDECEĞİZ.”
    Sağlığın da çok değerli bir insan hakkı olduğu bilinci ile güçlü bir sağlık sistemini inşa edeceğiz. Sağlık sistemi çürüyen ülke, sosyal devlet niteliğini kaybeder. Sağlıkta Atılım Eylem Planımız; hastasından, doktoruna, eczacısından teknisyenine, hemşiresinden ilaç üreticisine; sağlık sektörünün tüm paydaşlarının mutlu olacağı bir sistemi hedefliyor. Sağlıkta Atılım Eylem Planımız, herkes için erişilebilir ve adil bir sağlık sistemi modelimizin ana hatlarıdır. Mevcut sağlık sistemini acile kaldıracak ve mutlaka tedavi edeceğiz. Sevk zincirine ve randevu sistemine çekidüzen vereceğiz.
    “SAĞLIKTA MAAŞLAR ARTACAK, NÖBETLER KISALACAK. SAĞLIKTA SORUNLARA MUTLAKA DEVA OLACAĞIZ” 
    Sağlıkta sorunlara DEVA olmak için kapsamlı bir şekilde her konuyu ele alıyoruz. Hekimlerden, 5 dakikada hastayı dinlemesini, muayene etmesini, tanı koymasını, ilaç yazmasını beklemek haksızlık ve hastaya da yapılan kötülüktür.  Muayene süresini Dünya Sağlık Örgütü’nün standartlarına çıkartmak zorundayız. Böyle bir zaman baskısı kesinlikle kabul edilemez. Asistan hekimlerin ve diğer sağlık çalışanlarının nöbet sürelerini kısaltacak, Emekli hekim ve diğer sağlık meslek mensupları için ek göstergeleri yeniden düzenleyecek, maaşları artıracağız. Sağlığın her alanında sorunlara DEVA olacağız.
    SAĞLIKTA YENİ TEKNOLOJİLER- ‘DOKTORUM HEP YANIMDA’ UYGULAMASI
     ‘Doktorum Hep Yanımda’cep telefonu uygulaması ile hasta doktor görüntülü konuşabilecek. Bazı sağlık hizmetlerine 7 gün 24 saat ulaşılabilecek. Sağlık Sigortası teminat paketini günümüzün ihtiyaçlarına göre yeniden yapılandıracağız. Aile hekimliklerinde nitelikli muayeneye erişilecek, şehir hastanelerine ulaşım ücretsiz olacak. Fiyatlama ve geri ödeme süreçlerini yenileyeceğiz. Böylece vatandaşlarımız yeni nesil ilaç ve tedavi süreçlerine erişebilecek. Sağlıkta Atılım Programımız kapsamında biyoteknoloji ile gen ve hücre gibi teknolojilerle geliştirilen ilaçların üretiminde Türkiye’yi dünya lideri yapmayı hedefliyoruz.
    “SAĞLIK ÇALIŞANLARINA TEŞEKKÜR”
    DEVA Partisi olarak,  Sıhhatle alınan bir nefesin ne kadar kıymetli olduğu bilincini taşıyan bir kültüre mensup olan bizler, Korona sürecinde daha da çok iş yükleri artan doktorlarımıza, hemşirelerimize, hasta bakıcılarımıza, laborantlarımıza ve diğer tüm sağlık çalışanlarımıza ne kadar teşekkür etsek azdır.
    “SAĞLIK ÇALIŞANLARININ SORUNLARININ TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”
    Hepimizin sağlığıyla ilgili sorun yaşadığında koşarak gittiği,  onların da gece gündüz demeden görevde iken kendi sağlığını bile bizler için tehlikeye attıkları süreçte, sağlıkçılarımıza yapılan saldırıları gördükçe üzülüyor ve kahroluyoruz. Bu konuda yetkilileri gerekli güvenlik önlemlerini almaları ve yasal düzenlemeleri de yapmaları  konusunda bir kez daha göreve davet ediyoruz. Sağlık personelimizin gerek özlük hakları ve gerekse de can güvenlikleri başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere Hükümetin en önemli önceliklerinden birisi olmalıdır. Biz bu konunun her zaman takipçisi olacağız.” ifadelerini kullandı.
    “ECZACILARIN SORUNLARINA ÇARE OLACAĞIZ”  
    DEVA Partisi Sakarya İl Kadın Çalışmaları Başkanı, Hayrunisa Nur Gökçe Dursun, Geyve de yaptıkları Eczane ziyaretlerinde Eczacıların talepleri ve şikayetlerini dinlediklerini belirtirken, “Eczacılar, halkın ilaca erişiminde devasa sorunlar yaratan İlaç Fiyat Kararnamesi’nin yeniden düzenlenmesini, devlete iskonto yapmayan ilaç firmalarının neden olduğu vatandaş ve eczacı mağduriyetinin sona erdirilmesini istediklerini, merdiven altı ürünlere ait internet ortamındaki satışların engellenmesi çağrısı yaptıklarını, Avro kuru nedeniyle ortaya çıkan ilaç yoklarının önüne geçilmesini, kamu eczacılarının özlük hakları ve çalışma koşullarının iyileştirilmesini istediklerini, ardı ardına  açılan eczacılık fakülteleri nedeniyle ortaya çıkan istihdam problemlerine son verilmesini talep ettiklerini dile getiriyor ve bu konularda çözüm bekliyorlar. DEVA Partisi olarak Sağlık Eylem Planımızla, liyakatli kadrolarımızla sağlıkta problemlerin üzerine çözüm odaklı anlayışla gidecek ve eczacılarımızın sorunlarına da mutlaka çare olacağız.” ifadelerini kullandı.
  • Bu Ağustos başka olacak: Dünya Kupası, Bisiklet Festivali ve 3 konser

    Bu Ağustos başka olacak: Dünya Kupası, Bisiklet Festivali ve 3 konser

    Büyükşehir Belediyesi, dolu dolu bir Ağustos organize etti. MTB Dünya Kupası, Bisiklet Festivali, EXPO’lar ve bu kapsamda yapılacak Ekin Uzunlar, Sefo ve Bilal Sonses konserleriyle şehri 12 ve 28 Ağustos arasında büyük bir heyecan saracak. Başkan Ekrem Yüce, “Konseriyle, yarışıyla, EXPO ve etkinlikleriyle ilk kez yapacağımız festivalimiz ve dünya yarışlarımıza tüm Sakarya’yı bekliyoruz” dedi.

    Sakarya Büyükşehir Belediyesi, yüzbinlerce vatandaşı heyecanlandıran bir Ağustos programı organize etti. Dünya Bisiklet Şehri unvanıyla ismini dünyanın dört bir yanında bisikletle duyuran, Avrupa’nın en büyük bisiklet tesislerinden bir tanesi olan Ayçiçeği Bisiklet Vadisi’nde dünya yarışlarına ev sahipliği yapan Büyükşehir, unutulmaz bir organizasyonu ağırlayacak. UCI tarafından gerçekleştirilecek MTB Eliminatör Dünya Kupası’nın Sakarya’da yapılması kararı alındıktan sonra Başkan Yüce’nin talimatıyla şehirde ilk kez başlayacak ve geleneksel hale getirilecek olan “Bisiklet Fest” hazırlandı.

    MTB Dünya Kupası

    Yapılan program içinde konserler, etkinlikler ve sportif faaliyetler yer aldı. Bu kapsamda 12 ve 28 Ağustos arasında sürekli devam edecek olan festival ve yarışlar vatandaşlara harika bir aktivite fırsatı sunacak. Yarış heyecanı 12 Ağustos’ta Sakarya MTB Cup ile başlayacak. 14 Ağustos’ta ise UCI MTB Marathon Series uluslararası yarışı koşulacak ve bu yarışı da 17 Ağustos’ta yapılacak olan Sakarya MTB Cup Gece Yarışı takip edecek. En büyük heyecan ise 21 Ağustos’ta gerçekleştirilecek olan UCI MTB Eliminatör Dünya Kupası’nda yarışacak. Dünyanın dört bir yanından gelecek olan sporcular dağ parkurunda şampiyonluk için ter dökecek.

    EXPO Sakarya ve Tour Of Sakarya

    Bisiklet sporunun en önemli dünya yarışlarından bir tanesi olan kupayı yapılan canlı yayınlardan ve tribünden binlerce sporseverin takip etmesi bekleniyor. Bu yarışın ardından ise 24 ve 28 Ağustos tarihleri arasında Ayçiçeği Bisiklet Vadisi’nde “EXPO Sakarya” gerçekleştirilecek. Fuar alanında stantlar kurulacak ve dünyanın dört bir yanından gelen misafirlere Sakarya tanıtılacak. Bu alanda da çocuklar ve gençler için farklı etkinlikler yapılacak. Bu alandaki 4 gün sürecek eğlenceli ve kültürel programda binlerce kişi ağırlanacak. Ağustos ayı yarış programı 25 ve 28 tarihleri arasında “Tour Of Sakarya” ile sona erecek.

    Ekin Uzunlar, Sefo ve Bilal Sonses

    Müzikseverlerin ve gençlerin merakla bekledikleri konser programları ise yarışlar sürerken gerçekleştirilecek. Şarkılarıyla milyonlarca kişiye ulaşan Karadeniz müziğinin tanınmış isimlerinden Ekin Uzunlar 21 Ağustos saat 19.00’da Bisiklet Vadisi’nde sahne alacak. Hayran kitlesini her geçen gün artıran Sefo ise 25 Ağustos’ta Demokrasi Meydanı’nda sevenlerine konser verecek. İki konserin sonunda “Bisiklet Fest” programının kapanışını ise 28 Ağustos’ta yine Demokrasi Meydanı’nda saat 19.00’da pop müziğin yükselen ismi Bilal Sonses yapacak.

    “16 gün boyunca hep birlikte alanda olacağız”

    Sakarya’da unutulmaz bir Ağustos ayı yaşayacaklarını, başlattıkları “Bisiklet Fest” ile geleneksel bir organizasyonun başlangıcını yapacaklarını ifade eden Başkan Yüce, tüm Sakaryalılara davet çağrısı yaparak, “Daha önce de ifade ettiğimiz gibi ismini bisikletle özdeşleştiren Dünya Bisiklet Şehri Sakarya’mıza yakışır br program hazırladık. Dünya kupası, konserler, EXPO Sakarya ve birbirinden güzel etkinliklerle 16 gün boyunca alanda olacağız ve bu heyecana tanıklık edeceğiz. Dünya genelinden binlerce sporseveri ağırlayacağımız Bisiklet Fest programımızda tüm Sakarya’yı görmek istiyoruz. Heyecan başlıyor ve dünyanın yakından takip edeceği bir organizasyona start veriyoruz. Hayırlı olsun” dedi.

    BİSİKLET FEST programı şöyle:

    Konserler:

    Ekin Uzunlar – 21 Ağustos Pazar – Saat 19.00 (Biskilet Vadisi)

    Sefo – 25 Ağustos Perşembe – Saat 19.00 (Demorkasi Meydanı)

    Bilal Sonses – 28 Ağustos Pazar – Saat 19.00 (Demokrasi Meydanı)

    Yarışlar ve EXPO

    12 Ağustos – Sakarya MTB Cup

    14 Ağustos – UCI MTB Marathon Series

    17 ağustos – Sakarya MTB Cup Night Race

    21 Ağustos UCI ELİMİNATOR DÜNYA KUPASI

    24 Ağustos / 28 Ağustos – EXPO Sakarya (Vadi alanı)

    25 Ağustos / 28 Ağustos – Tour Of Sakarya Yarışı

  • Başkan Yüce Afganistan İstanbul Başkonsolosu Numani’yi ağırladı

     Başkan Yüce Afganistan İstanbul Başkonsolosu Numani’yi ağırladı

    Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem Yüce Afganistan İstanbul Başkonsolosu Numani ve heyetini makamında ağırladı. Görüşmede Türkiye ve Afganistan milletlerinin kardeşliği konuşuldu. Yüce, “Afganistan ve Türkiye tarihi bir kardeşliği sahip. Afganistan, bizlere İstiklal Savaşı’nda çok büyük yardım sağladı. Bizlerin tutunabilmesi için çok destekçi oldunuz. Bunları her zaman kalbimizin en derinlerinde hatırlayacağız” dedi.

    Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem Yüce, Afganistan İstanbul Başkonsolosu Sayed Hamed Numani ve beraberinde gelen heyeti makamında ağırladı. Nazik ziyaretleri için Numani’ye teşekkür eden Başkan Yüce, Türkiye ve Afganistan’ın çok güzel işbirliğine sahip olduğunu belirtti. Başkan Yüce ziyaret sonunda Numani’ye Sakarya’nın simgesi olan Tarihi Çark minyatürünü hediye etti.

    Sakarya sizin yanınızda

    İki devletin her zaman iş birliği içerisinde olduğunu belirterek konuşmasına başlayan Başkan Ekrem Yüce, “Sakarya’da bir eviniz olduğunu hiç unutmayın. Sizler her zaman bizim yanımızdasınız. Afganistan ve Türkiye tarihi bir kardeşliği sahip. Afganistan, bizlere İstiklal Savaşı’nda çok büyük yardım sağladı. Bizlerin tutunabilmesi için çok destekçi oldunuz. Bunları her zaman kalbimizin en derinlerinde hatırlayacağız. Afganistanlı kardeşlerimiz de Sakarya’da bulunuyor. Sakarya’da birçok kardeşimiz birbirine kenetlenmiş ve kardeşçe yaşıyor. İnşallah gücümüzün yettiği yere kadar sizlerin yanında olmaya çalışacağız. Afganistan ile iş birliğimizin devam etmesini temenni ediyorum. Sakarya’da olduğunuz için sizlere şükranlarımı sunuyorum” dedi.

    Destekleriniz için teşekkür ediyorum

    Afganistan İstanbul Başkonsolosu Sayed Hamed Numani, “Sakarya’da bulunduğumuz için çok mutluyuz. Daha önce sizlerle birlikte üniversitede bulunan öğrencilerimizle bir araya gelmiştik. Sizlerle burada bulunduğumuzda çok güzel duygular yaşadık. Sakarya’ya tekrar gelmek için, sizleri makamınızda ziyaret etmek bizleri onurlandırdı. Sakarya’da bulunan Afganistanlı vatandaşlarımıza vermiş olduğunuz değerden ötürü ve yapılan yardımlardan dolayı sizlere bir kez daha teşekkür ediyorum. İki devlet uzun yıllardır iş birliği içerisinde oldu. İnşallah bu devam edecek. Bir kez daha sizlere teşekkür ediyorum. Allah yar ve yardımcınız olsun” ifadelerine yer verdi.

  • Yunanistan, Romanya, Arnavutluk ve diğer birçok ülkenin vatandaşının alış-veriş merkezi şimdi Edirne oldu.

    Edirne Bulgar turist

    kaynıyor…

     

    Necdet Buluz

     

    Bugünlerde Edirne Bulgar turist kaynıyor. Bazı alış-veriş merkezlerinin önüne iğne atılsa yere düşmeyecek. Öylesine kalabalık, öylesine alış-veriş çılgınlığı var. Boş arabalarla Edirne’ye gelen Bulgar vatandaşlar hemen her türlü ihtiyacını Edirne’den karşılıyor.

    Sadece Bulgaristan mı?

    Hayır, Yunanistan, Romanya, Arnavutluk ve diğer birçok ülkenin vatandaşının alış-veriş merkezi şimdi Edirne oldu.

    Peki, bunun nedeni ne?

    Resmi Gazete’de yayımlanan kararla Bulgaristan vatandaşlarının Türkiye’ye pasaportsuz girişi başladı. Kararı duyan Bulgar turistler, alışveriş yapmak için otobüslerle ve kendi araçlarıyla Edirne’ye akın etti.

    Geçtiğimiz haftalarda Bulgar turistlerin olmamasından dolayı boş oturan esnaf, kararın ardından yaşanan turist hareketliliği ile eski günlerine dönmeye başladı. Gıdadan giyime, ev eşyasından temizlik ürünlerine kadar birçok ihtiyacını Edirne’den karşılayan Bulgar turistler, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a pasaport zorunluluğunu kaldırması dolayısıyla teşekkür etti.

    Alışveriş için Bulgaristan’dan Edirne’ye gelen Sevgi Raşonova, “Kaşar peyniri, peynir, zeytin her şeyi buradan alıyoruz. Türkiye’nin dana etine bayılıyorum, çok güzel. Bu alınan karar bizi memnun etti. Daha rahat gelip gidebileceğiz” dedi.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Bulgar vatandaşların Türkiye’ye pasaportsuz gelebileceğini açıklamasından dolayı çok mutlu olduklarını belirten Bostanpazarı esnafı Metin Doğan, kararı duyan Bulgar turistlerin Edirne’ye akın ettiğini ve işlerinin hareketlenmeye başladığını söyledi.

    Turistlerin de alınan karardan çok memnun olduğunu belirten Doğan, hafta içi olmasına rağmen hareketlilik yaşanmaya başladığını ve ilerleyen günlerde bu hareketliliğin artmasını beklediklerini ifade etti.

    Bulgaristan’dan Edirne’ye gelen Nurşen Halil, güne güzel haberle başladıklarını ve Türkiye’ye sadece kimlikle gelebilme kararının kendilerini çok mutlu ettiğini söyledi.

    Bulgaristan’dan gelen Hristo Karageorgiev da, alınan kararı çok iyi bulduklarını ve bundan sonra Edirne’ye daha fazla turistin gelebileceğini aktardı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a teşekkür eden Karageorgiev, daha fazla gelip alışveriş yapılabileceğini belirtti.

    Açıklanan karardan mutlu olduklarını belirten esnaf İbrahim Halil Özer, “Bulgar turistler gelmeye başladı. Özellikle gurbetçi gelişleri bittiği zaman akın akın Bulgar turistler gelmeye başlayacak. Ağustos ayında Bulgarlar akın akın gelmeye başlayacak” dedi.

    Esnaf Rahmi Cömert, “Açıklanan karar bugüne kadar duyduğum en güzel kararlardan birisi oldu. Bu tarihten itibaren Bulgar turistlerin gelişleri hızlanacak ve işlerimiz de hareketlenecek” dedi.

    Öte yandan kentteki esnafları ziyaret eden AK Parti  Edirne İl Başkanı Belgin İba, Bulgaristan’dan Türkiye’ye gelişlerde pasaport zorunluluğunun kaldırılması ile ilgili fikir alışverişinde bulundu. Alınan kararın esnafı memnun ettiğini belirten İba, Edirne ticaretinin hareketleneceğini söyledi. Kararın açıklanmasıyla birlikte kentte tekrardan Bulgar turist yoğunluğu yaşanması bekleniyor.

     

  • Nijerya heyeti Sakarya’ya hayran kaldı “Ülke ile güçlü köprüler kuruyoruz”

    Büyükşehir Belediyesi’nin Sakarya’da ağırladığı Nijerya Eyalet Valisi Abubakar Sani Bello ve bakan heyeti şehre büyük hayran kaldı. Başkan Yüce’nin Sakarya Botanik Vadisi, ‘Sıfır Atık’ ve halı üretim merkezini tanıttığı heyet, hayatlarında ilk kez halı kesimi deneyimi yaşadı. Yüce, “Sakarya’mızın ticaretini, tarımını, üretimini uygulamasıyla anlatıp gösterdiğimizde hayranlık duydular. Nijerya ve Sakarya arasında önemli köprüler kuracağız inşallah” dedi.

    Sakarya Büyükşehir Belediyesi, 2 gündür şehirde önemli bir ev sahipliğine imza atıyor. Başkan Ekrem Yüce’nin Nijerya’da gerçekleştirdiği önemli temasların ardından aynı ülkeden iade-i ziyaret yapıldı. Nijerya’da bulunan büyük eyaletlerden bir tanesi Nijer Eyaleti’nin valisi Abubakar Sani Bello ile birlikte Nijerya Genelkurmay Başkanı Ibrahim Balarabe Abdullah, Nijerya Çevre, Tarım, Hayvancılık ve Adalet Bakanlığı temsilcileri Sakarya’ya geldi. Başkan Yüce tarafından ağırlanan heyet, kent genelinde hızlandırılmış bir ziyaret programına başladı.

    ‘Sıfır Atık’ ürünlerini inceleyip halı kestiler
    Büyükşehir Belediyesi tarafından organize edilen tanıtım programında ilk gün şehrin sosyal donatı alanları Millet Bahçesi, Uçak Kıraathane, Ters Ev, Aziz Duran Parkı, ADASU HES, Sakarya Park gibi noktaları ziyaret eden heyet şehirde keyifli bir gün geçirdi. Programın ikini gününde ise şehrin özellikle üretim noktasında faaliyet gösteren tesisleri ziyaret edildi. İlk olarak Bal54, Süt54 gibi satış merkezlerini inceleyen heyet, Başkan Yüce’nin rehberliğinde daha sonra Ofis Sanat Merkezi’nde (OSM) ‘Sıfır Atık’ projesi kapsamında geri dönüşümle yapılan üretimi inceleme fırsatı buldu. Yüce, kenevir ve geri dönüştürülen kâğıt malzemelerden elde edilen ev eşyaları ve aksesuarlar üzerinde duran misafirlere bu ürünlerden hediyeler verdi.

    Sakarya Botanik Vadisi ve Acarlar Longozu
    Program Acarlar Longozu’nun açılışıyla devam etti. Longozdaki yeni tesisleri dolaşan heyet, ahşap yürüyüş yolunda dolaşarak doğal cenneti keşfetti. Kuzey bölgesinde ziyaretlerini sürdüren heyet daha sonra Büyükşehir’in vizyon üretim projesi Sakarya Botanik Vadisi’ni gezdi. Burada tıbbi ve aromatik bitkilerin üretim safhalarını dinleyen heyet, kullanılan tekniğe ve elde edilen ürün çeşitliliğine hayran kaldı. Nijeryalı yönetim, Sakarya’nın tarımsal üretim, geleneksel sanat ürünlerinin imal edilmesi ile sosyal donatı alanlarının en güzel şekilde kullanılması noktasında hayranlık duyduklarını ifade etti. Şehrin doğal kaynaklarının katma değere dönüştürülmesinin ise büyük bir takdir örneği olduğunu vurguladı.

    “Çok güçlü bağlar kuruyoruz”
    Başkan Yüce, Nijerya ve Sakarya arasında güçlü bir bağ oluşturduklarını ifade ederek, “Bildiğiniz gibi bir süre önce Nijerya’ya ziyaret gerçekleştirmiştik. Ticaret temsilcileri ile ülke yönetimi ile bir araya geldik. Çok güzel temaslarımız oldu. Hem ticari anlamda, hem şehirleşme projeleri noktasında güzel tecrübeler elde etmiştik. Orada kendilerini şehrimize davet etmiştik, çok memnun olmuşlardı. Davete icabet ettiler ve şimdi ev sahipliğini biz yapıyoruz. Kendilerine şehrimizin doğal kaynaklar, tarımsal üretim ve sosyal projelerimiz hakkında rehberlik ettik. Hayatlarında ilk kez Yağcıbedir halısı gördüler ve halı kesimi deneyimi yaşadılar. Yüzlerce çeşit aromatik bitki ürettiğimiz vadimizde dolaştılar. Şehrimize kazandırdığımız sosyal alanları incelediler. Kendileri için önemli bir kazanım olduğunu düşünüyorlar. Yaptığımız çalışmaları ve şehrimizin sembol noktalarını hayranlıkla izlediler. Şunu belirtelim Nijerya ve Sakarya arasında önemli ticaret ve gönül köprüleri kuruyoruz. Çok güçlü bağlar oluşturuyoruz. İnşallah daha da güçlendireceğiz bu ilişkimizi.  Şehrimize ve Nijerya’ya hayırlı olsun” dedi.

  • DÜNYA ORDUSU ACİLEN KURULMALIDIR

    DÜNYA ORDUSU ACİLEN KURULMALIDIR – Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN

     ANKARA   KALESİ

    DÜNYA ORDUSU ACİLEN KURULMALIDIR   

                                                                              

    Soğuk savaş dönemi sonrasında gündeme gelen küreselleşme aşamasının da sona ermesiyle birlikte geleceğe dönük olarak hazırlanan ve zamanla bazı yönleriyle uygulama alanına getirilen yeni dünya düzeni her geçen gün daha fazla insanlığın önüne çıkarılmaktadır. Bu arada beklenmedik gelişmeler ortaya çıkmakta ve bütün devletler yeni girişimlerin etkisi altında kalırken, her devlet kendi ulusal çıkarlarını dikkate alarak işine gelen yeniliklere yakın durmakta ama var olan düzen ile ulusal çıkarlara ters düşen kazanılmış hakları ortadan kaldıran yeni girişimlere karşı çıkarak, hak ve özgürlükler savaşında her devlet birbirinden çok farklı bir yol izleyerek yoluna devam edebilmenin fırsatlarını yakalamaya ya da kullanmaya öncelik vermektedir. Bu doğrultuda var olan devletler düzeninin içinde yer alan devletler kendi konumlarını korumaya çaba gösterirken, kendi devletini kuramamış durumda bocalayan yeni alt kimliklerin eskisinden farklı bir dünya düzenine doğru örgütlenerek, dünya haritasının çeşitli bölgelerinde kendi devletlerini kurabilmenin arayışları içine girdikleri göze çarpmaktadır. İki dünya savaşı sonrasında yepyeni bir yüzyıla gelmiş olan dünya eskisinden çok farklı bir düzene doğru yönelirken harita üzerinde silinip giden eski devletler ile geleceğin dünyasında yeni roller oynayacak farklı devlet yapıları kendiliğinden gündeme gelmektedir. Uluslararası alanda ortaya çıkan her yeni değişiklik beraberinde devletlerin sınırlarını tartışma alanına getirerek, daha farklı yeni bir dünyaya doğru yönelişi öne çıkarmaktadır. Var olan devletler kendi güvenlikleri için her yola yönelirken, gerekli olan tüm önlemleri alarak ve rekabet düzeninde bir güvence ortamına sırtını dayayarak ayakta kalmaya çaba göstermektedir.

    Uluslararası alandaki her yenilik beraberinde çeşitli değişim ve dönüşümleri gündeme getirirken, her devlet ve insan toplumları arasında sürtüşme ve çekişmelere neden olabilecek olayları da siyasal açıdan gündeme getirmektedir. Savaşlar böylesine değişim süreçlerinin sonucunda ortaya çıkan patlamalar olarak siyasal tarihteki yerlerini alırken, dünya güvenliğinin korunabilmesi ve devletler arasında dayanışma aracılığı ile iyi ilişkileri geliştirmek üzere ülkelere güvenlik sağlayıcı yönetim önlemlerine de gereksinme duyulmaktadır. İnsanlık tarihi birbirini izleyen savaş senaryoları ile dolu olduğundan, her dönem için güvenlik arayışları devam etmiş ve gelinen son noktada gene eskisinden çok daha farklı biçimde güvenlik arayışları kendiliğinden dünya kamuoyu önünde gündeme gelmiştir. Yeni ve yakın çağların birbirini izlediği son beş yüz yıllık dönemde pozitif hukuk yapılanması ile bilimsel gelişmelerin getirdiği veriler üzerine, bir uluslararası güvenlik ortamı oluşturulmaya çalışılmıştır. Güvenlik arayışları beraberinde silahlanma yarışını da öne çıkarırken, insan toplumları silahlanma tehlikesinin getirdiği tehdit ve tehlikelerin de karşısında kalmışlardır. Silahlanmanın yetersiz kaldığı durumlarda, güvenlik için gündeme getirilen girişimlerin sağladığı imkanlarla yetinilmek istenmiş ama sonraki yıllarda çok hızlı biçimde yaşanan yenilikler zinciri, var olan güvenlik önlemlerini ve düzenlerin eskimesine yol açmıştır. Bu yüzden zamanla eskiyen güvenlik ortamlarının devre dışı kalmasına giden yol açılmıştır. Bu çerçevede dünya her zaman için güvenlik tehditleri ile dönemler yaşayarak bu günlere gelmiştir. Güvenlik önlemlerinin yeterli olduğu aşamalarda tehditlere karşı kamu düzenleri ile koruma sağlanmıştır. Bu tür sonuçların alınabildiği durumlarda eski güvenlik düzenleri devam ederek bugünlere gelebilmiştir. Bu durumun aksi süreçlerin yaşandığı aşamalarda ise güvenlik sorunu öncelikli bir mesele olarak dünya gündeminin en önlerinde yer almıştır. Devletler kendi iç düzenleri için koruyucu ve önleyici tedbirler alarak diğer devlet yapılanmalarına karşı harekete geçerken, devletler düzeni içinde birbirlerine karşı yeni tehditler yaratabilecek gelişmelere neden olmamaya çalışmaktadırlar. Var olan tehditler devam ederse ya da daha büyüyerek eski geniş bölgeleri ve halkları tehdit altına alırsa o zaman eskisinden daha güçlü bir güvenlik örgütlenmesi en son bilimsel ve teknolojik verilerden yararlanılarak uygulama alanına getirilmektedir.

    Hızlanan teknoloji yarışında ve birbirini izleyen bilimsel gelişmeler ve yenilikler aracılığı ile geçmişten gelen güvenlik yapılanmalarının giderek yetersizlik çıkmazına doğru sürüklenmekte olduğu kamuoyuna yansıyan bilgiler çerçevesinde giderek kesinlik kazandıkça, yeni güvenlik düzeni arayışları birbirini izleyerek uluslararası alanda geçmişten gelen tüm buluşları ve bunlara dayalı olan düzenleri devre dışı bırakmaktadır. Bu nedenle kamusal alandaki yeni yapılanmalar kamu güvenliği açısından devreye girerek yeni yapılanmalar doğrultusunda da farklı örgütlenmeleri gün ışığına çıkarmaktadır. Savaşlar ya da benzeri sıcak çatışmalar dünya barışını ortadan kaldırdığı gibi aynı zamanda insan toplumları ya da var olan devlet düzenlerini de değişime doğru zorlamaktadırlar. Böylesine bir süreç içinde de geleceğe yönelik olarak dünya barışını uzun süreli koruyabilmek mümkün olamamakta ve bu yüzden de savaşlar dünya gündeminde her zaman için öncelikli olarak yer alabilmektedirler. Bu durum insanlığın barış düzeninin geçici olarak kalmasına yol açarken, aynı zamanda bütün güvenlik arayışlarını da geçersiz kılarak, barış ortamlarının savaş platformlarına dönüşmesine giden süreci zorlamaktadır. Üzerinde yaşanılan dünyanın insan toplumlarından oluşan yapılanması dikkate alındığında, insanlık ile var olan dünya koşullarının karşı karşıya geldikleri bir ortam üzerinden bu gezegende bir kamusal düzen kurulabildiği anlaşılmaktadır. Geçmişten gelen düzen var olan yeni koşullara uygun bir ortamda devam edip geliyorsa, o zaman eski kamu düzeni ile dünya güvenliği arasında uyum olduğu için geçmişten gelen kamu düzenlerinin yeterliliği doğrultusunda güvenlik düzenleri yeterli görüldüğü için yeni bir güvenlik düzeni arayışına gerek yoktur. Ne var ki, eğer yeni koşullar eski güvenlik düzeni ile bağdaşmıyorsa ve yeni koşullar ile güvenlik düzeni arasında bir uyum sorunu çıkıyorsa, o zaman böylesine bir uyumsuzluğu ortadan kaldırmak için ya yeni koşullara göre yeni bir düzen kurulacak ya da var olan güvenlik düzenini sarsan yeni koşulların ortadan kaldırılması ya da önlenmesi gibi yeni bir tepkisel süreç gündeme gelerek , var olan  barış düzenini ortadan kaldırma doğrultusunda yeni baskılar yaratarak, sıcak çatışmalar üzerinden savaşa giden bir yolda barış ortamını yürürlükten kaldırabilecektir.

    Barış ve savaş olguları zıt ve birbirini ortadan kaldıran misyonlara sahip bulunan kavramlardır. Bir ortamda ya barış vardır ya da savaş olabilir ama bu iki kavramın birbirinin yerine ya da bütünleyici olarak diğeri ile birlikte var olması düşünülemez. Birbirinin zıttı ve karşıtı olarak günlük dilde kullanılan bu iki kavramın aynı yerde yan yana olmaları düşünülemez. Binlerce yıllık dünya tarihine bakıldığı zaman yeryüzünün çeşitli bölgelerine yayılarak, beş ayrı kıta üzerinde yaşamını sürdürmekte olan insan topluluklarının yer değiştirmeleri ya da aralarında çekişme veya çatışma gibi sonu savaşla bitebilecek sürtüşmelerin gündeme gelmesiyle barış ortamından savaş ortamına doğru bir geçiş söz konusu olabilmektedir. Güvenlik ortamı gerektiren barış dönemleri savaş ya da sosyal patlamaların öne çıktığı olumsuz durumlarda sona erebilir ya da ortadan kalkabilir. İşte böylesine bir gerçeklik çerçevesinde savaş ve barış karşıtlığının ele alınması gerekmektedir. Eline gücü geçiren ya da daha sonraki aşamalarda güç sahibi konumuna gelen devlet kurucuları veya yöneticileri, kendi ülkelerinde tam anlamıyla güvenlik düzeni oluşturabilmek için ülke sınırları içerisindeki savaş veya sıcak çatışma yaratabilecek alanları kendi hegemonyaları altına alabilirler. Bir devletin kendi ülkesini yönetebilmesi açısından, ulusal sınırlar içerisinde yer alan bütün bölgelerin devlet yönetimi çatısı altında kontrol altına alınması ve bu doğrultuda da kamu yönetiminin genişletilerek ve de merkezi çizgide güçlendirilerek kamu güvenliği ile ilgili olarak oluşturulmuş düzenin yeni koşullara uyum sağlayabilecek bir yeniden yapılanmaya gidilmesi ve barış düzeninin korunabilmesi açısından öncelikli adımların atılması gerekmektedir. Savaş tehlikesi yaratabilecek olumsuz olayların ya da gelişmelerin barış düzeninin korunabilmesi açısından öncelikle önlenmeleri gerektiği gibi, çatışma sürecini durduracak ve bu amaçla birçok önleyici tedbiri devreye sokabilen ve barış düzenini de güvence altına alabilecek barışçı politikalara da dünya düzeninin korunabilmesi için büyük gereksinmeler bulunmaktadır. Devlet yönetimleri savaş ve barış dengelerini sürekli izleyerek, var olan barış düzenini oluşturan koşulları öncelikle koruyarak barış ortamının kurumlaşmasını sağlamak durumundadırlar.

    Yirmi birinci yüzyılın derinliklerine doğru zaman ilerlerken ve dünya devletleri ile toplumları bu durumu dikkate alan bir yönde yeniden yapılanmanın yollarını ararken, güvenlik alanındaki arayış ve çabalar yetersiz kalmaktadır. Bu alanlardaki çalışmalar yeterli sonuçlar sağlayamazken, dünya haritası üzerinde var olan devletler yeni bir yüzyılın başlarında ortaya çıkmış olan dünya ortamında kendilerini eskisi gibi bir güvenlik ortamında hissedemedikleri ve bu yüzden de yeni ortaya çıkan koşulları ve sorunları karşılayabilecek derecede gereken donanıma sahip olamadıkları için her yönü ile bir güvenlik ortamı arayışı yeniden gündeme gelmiştir. Geçen yüzyıldan kalan dünya devletleri düzeninin yirmi birinci yüzyılın başlarından itibaren küresel dünya güvenliği anlamında yeterli bir koruma sağlamadığı görülerek  ,eskisinden çok farklı bir yeni dünya düzeni oluşturulması amacıyla başta büyük devletler olmak üzere tüm dünya devletleri yeni bir yapılanma arayışı içinde hareket etmektedirler. Ne var ki, her devlet kendisini yeni oluşturmak istediği güvenlik örgütlenmesinin merkezine koyduğundan, her devletin kendi ulusal çıkarları doğrultusunda yapılanmaya öncelik verdiği anlaşılmakta ve bu çerçevede her devletin oluşturmak istediği yeni güvenlik şemsiyesi diğer devletlerin önerdiği güvenlik düzenine uyum sağlayamadığı için, yeryüzü yirminci yüzyıldan yirmi birinci yüzyıla geçerken çok esaslı yepyeni bir durum ile karşı karşıya gelmiş bulunmaktadır. Geçmişten gelen uluslararası örgütler bu aşamada yetersiz kalırken, yeni yeni gündeme getirilmeye çalışılan küresel örgütlenme modellerinin de yeterli bir destek ya da katılım sağlayamadığı anlaşılmaktadır. Her devlet ya da toplum içinde bulundukları bölge, yer ve ortamlardaki değişikler karşısında kendi merkezi konumlarını koruyan yapılanmalara yöneldikleri için, yeni koşullar ya da alternatif güvenlik planlamaları doğrultusundaki önerilere karşı çıkarak, ayakta kalabilmenin çabasını göstermek zorunda kalmaktadırlar. Her devlet kendi varlığının korunmasına öncelik verirken, çeşitli devletlerin çatısı altına sığınmış olan insan toplumları da sahip oldukları kimlik ve yapılanmalar doğrultusunda kendi gelecek düzenlerini oluşturabilmenin arayışı içine girmektedirler.

    Geçen yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkan iki büyük dünya savaşının insanlığa öğrettiği biçimde yerleşik dünya haritası ve bunun üzerinde yer alan devletlerin uluslararası konumları incelendiği zaman, her ülkenin kendi konumuna göre bir jeopolitik yapılanmaya sahip olduğu ve bu yüzden de her devletin geleceğin dünyası kurulurken var olan konumunun korunmasına öncelik vereceği, açıkça ortaya çıkmıştır. Yeni ortaya çıkan gelişmeler ve durumlar karşısında, bu gibi yenilikler üzerinden tehdit unsurlarının daha da güçlenmesini önlemek için bazen eski yapılanmaların yenilenerek güçlenmesine, bazen da eskisinden tamamen farklı bir biçimde yeni koşullara uygun olabilecek çok farklı yeni düzenlemelere doğru yönlenen çalışmalar, büyük devletler ve güç merkezleri üzerinden gündeme getirilerek var olan düzenlerin gereksinmeleri koruyabilecek biçimde geliştirilmesine çalışılmaktadır. Geçmiş asırlardan gelen temel dünya yapılanması egemen güçler tarafından korunmaya çalışılırken, eski büyük devletler ile ortaya çıkan yeni büyük devletler kendilerinin merkezinde yer alacakları, bölgesel ya da küresel dünya yapılanmalarını gündeme getirirken, eski dünya düzeninin çoktan geride kaldığını açıkça kanıtlamaktadırlar. Bugünün dünyasında geçmişten gelen batı merkezli hegemonya düzeninin korunmak istenmesi, yerkürenin doğusunda, ortasında, kuzey ve güney bölgelerinde meydana gelmiş olan yeni koşulları insanlığın önüne çıkarmaktadır. Beş büyük kıtadan oluşan yeryüzü yerleşimi açısından dünya haritasına bakıldığı zaman nüfusun sekiz milyara, devlet sayısının da ikiyüzlü rakamlara ulaştığı ve bu nedenle de eski dünya düzeninin bugünün gereksinmelerini karşılayabilmekten çok uzakta kaldığı anlaşılmaktadır. Kıtaların jeopolitik konumları ile devletlerin dünya haritası içindeki yerleri karşılaştırıldığı bir aşamada, ortaya eski düzen ve yeni koşullar çatışmaları yüzünden, çok ciddi bir çatışma ortamının çıkmış olduğu görülmüştür. İşte gelinen bu noktada bütün dünya, jeopolitik biliminin verilerini dikkate alarak hareket etmek durumunda kalmıştır. Şimdiye kadar dünya hegemonyası taşıyan imparatorluklar ya da büyük devletler kendi ulusal ve ülkesel çizgideki jeopolitik stratejilerini, merkeze koyarak ve kabul  ettirerek uygulamışlardır. .

    Merkezi coğrafya devletleri kara hakimiyeti teorisini dikkate alırken, İngiltere gibi ada devletleri denizler hakimiyeti üzerinden güneş batmayan küresel bir imparatorluk yaratmışlardır. Avrupa kıtasının batı bölgesinde yer alan Atlantik okyanusuna kıyıda olan batı Avrupa devletleri, beş yüzyıl denizler ve okyanuslar hegemonyasını kullanarak ve dünya hegemonyasında iş birliği yaparak birlikte çalışmışlar ve batı hegemonyasını öne çıkarmışlardır. İkinci dünya savaşı sırasında uçak filoları arasındaki savaşı ABD kazanarak hava egemenliği teorisini geliştirerek öne çıkarmıştır. Bugün gelinen noktada artık kara, deniz ve hava hegemonyası stratejilerinin devre dışı kaldığı aksine çok hızlı gelişen teknoloji sayesinde insanlığın uzaya açılması gündeme gelmiştir. Bu gerçeği dikkate alan büyük devletler başta Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği olmak üzere uzay komutanlıklarını kurarak, insanlığın geleceğinde yeni bir dönem olarak uzay jeopolitiğine öncelik verildiği görülmüştür. Bilimsel alandaki devrimler, nanoteknoloji ve modern tıp alanındaki gelişmeler insan toplumlarının yaşam biçimini değiştirdiği dikkate alınırsa ve yeni bilimsel alan gelişmelerinin etkisiyle insanlık için yeni bir uzay çağının gündemde olduğu ve insanlığın böylesine teknik bir yeni çağa yönelmesiyle birlikte artık karalar, denizler ve havalar stratejisi değil ama esas olarak uzaya açılım yapılarak insanlığın tümüyle uzay çağına yöneldiğini göstermektedir. Böylesine bir adımın atılmasının arkasında var olan nedenlerin daha bütünüyle dünya kamuoyuna açıklanmadığı bir aşamada, karalar, denizler ve hava sahaları üzerinden jeopolitik üstünlük döneminin sona erdiği dikkate alınırsa, insanlığın geleceğinin yeni dönemde uzay merkezli bir dönem olacağı ve dünyadaki hegemonya düzeninin artık uzay koşulları ve de verileri dikkate alınarak, yepyeni bir düzenlemeye gidileceği görülmektedir. Geçmişin jeopolitik kitapları günümüzde eskirken, uzay merkezli yepyeni bir çağda hegemonya stratejileri ile merkezi yapılanma modellerinin de yavaş yavaş devreye girdiği anlaşılmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği gibi uluslarüstü yapılanmalar, artık her şeyi uzay merkezli bir bakış açısıyla anlamaya ve değerlendirmeye çalışırken, artık dünya merkezli bakış açılarının ve de jeopolitik yapılanmaların geride kaldığı iyice görülmektedir.

    Eskiden dünya jeopolitiğine göre hareket eden güç merkezleri yeni dönemde artık uzay merkezli hareket edecekleri için uzayın sırlarının ve gökyüzünde saklı bulunan gerçeklerin dikkate alınarak hareket edilmesi gereken bir aşamaya insanlık bugün gelmiştir. Üçüncü dünya savaşını dünya koşulları içinde gerçekleştirmek için çabalayan Siyonizm ve emperyalizm, ikinci dünya savaşı sonrasında yarım yüzyıllık bir mücadele yürütmelerine rağmen bir türlü istedikleri gibi bir Armageddon senaryosu gerçekleştirememişlerdir. Devletler arası provokasyonlarla imparatorluklar arasında birinci dünya savaşını çıkartan güç merkezleri, iki bin yıllık batı tarihi boyunca başarısız kalan Siyonist imparatorluk projesini gerçekleştirmek üzere, ikinci bir dünya savaşını da Basel Kongresi kararları doğrultusunda gerçekleştirirken, merkezi coğrafyada başta Türkiye’yi parçalayacak bir üçüncü dünya savaşı senaryosunu elli yıllık zorlamalara rağmen gerçeklik alanına getirememişlerdir. Üçüncü dünya savaşını devletler ve onların orduları üzerinden orta dünya bölgesinde çıkartmaya çabalayan Siyonistler bu projede başarılı olamayınca, bu kez üçüncü dünya savaşı yerine bir biyolojik savaş senaryosunu devreye sokarak çeşitli laboratuvarlarda insan eli ile üretilmiş olan biyolojik savaş virüslerini uçakları kullanarak, bütün dünya ülkelerine ve hava alanlarına yaygınlaştırarak sonuç elde etmeye çabalamışlardır. Üçüncü dünya savaşı önlenince Siyonist merkezler biyolojik savaş üzerinden sonuç almaya çalışmışlar ve bu çizgide de Dünya Sağlık Teşkilatı ile iş birliğine giderek sonuç elde etmeye çalışmışlardır. Uzayın sırlarıyla teknolojinin bilinmeyenleri dünya kamuoyunda tartışılmaya başlandığı bu aşamada, artık bütün devletlerin jeopolitik konumları kara ve denizlerin ötesine geçmiş ve hava unsurunun yerini alan uzay merkezli bakış açısı gündeme getirilince geleceğin savaşlarının televizyon dizilerinde olduğu gibi yıldız savaşları teknolojisine dönüştürülerek, insanlığın hedefleri doğrultusunda kullanılacağı askeri ve bilimsel çevreler tarafından dile getirilmektedir. Dünya bu aşamadan sonra artık uzayda var olan diğer yıldızlar ve gezegenler ile birlikte yer alacağı uzay haritaları ile güvenlik açılarından değerlendirilecektir.

    İnsanlık bugün gelinen aşamada uzayın sırlarını, gökyüzünün yapısını ve özelliklerini tam olarak tanımadan uzaya açılmak zorunda kalmış görünmektedir. Karalar, denizler ve hava bölgeleri dikkate alınarak yapılan jeopolitik değerlendirmelerde eskiden daha fazla dayanak noktası olabilecek unsurlar bulunurken, bugün gökyüzünün verileri ile uzayın sırlarının tam olarak bilinmediği bir yeni dönemde dünya ve insanlık yeni bir uzay jeopolitiği ile karşı karşıya kalmıştır. Eskiden ülkeler komşu devletler ya da harita üzerindeki yerleri açısından ele alınarak jeopolitik değerlendirmelere tabi tutulurlardı. Bugün gelinen noktada, ülkeler ve devletlerin devre dışı kaldığı bir ortamda dünyanın topyekûn bir uzay gezegeni konumuyla ele alınarak jeopolitik açıdan değerlendirilebilmesi ancak mümkün olabilmektedir. İnsanlık önümüzdeki dönemde kendi ülkesinin ya da devletinin konumu ile değil, uzayda kendi yörüngesi çerçevesinde hareket eden bir gezegenin varlığı ile ele alınacaktır. Bu aşamadan sonra dünyanın varlığının sonsuza kadar uzatılacağı yeni bir zaman dilimine girilmektedir. Artık ülke ve toplum varlıklarının tehlikeye düşmesi değil ama topluca bütün dünyanın insanlık ve elimizde bulunan her şeyin birlikte düşünüleceği bir gezegenin geleceği ile uğraşmak, dünyayı şimdiye kadar yönetenlerin önümüzdeki dönemde esas uğraş alanları olacaktır. Devlet, ülke ve insan merkezli jeopolitik kuramların yeni koşullarda birlikte ele alınarak uzay üzerinden yeni bakış açılarının geliştirilmesi ve teknoloji ile birlikte bilim ve bilgi dünyasındaki yeni gelişmeler dikkate alınarak hareket edilecektir. Uzay istasyonları ile başlayan ve bilimsel çalışmalar ile gelişmeler gösteren uzay çağı çalışmalarının, öncelikle dünyanın içinde bulunduğu koşullar içindeki konum üzerinden hareket edilerek, bu konu ile ilgili tüm koşulların ve bilgilerin tek merkezde toplanabilmesiyle dünyanın uzay içindeki konumu ve hareket etme bilgilerinin en önde gelen bir biçimde belirlenebilmesiyle, dünya ile uzay arasındaki ilişkilerin sırları çözülebilecektir.

    Uzayın ne olduğu içinde ne kadar gezegen bulunduğu, sonsuzluk boşluğu içinde ne gibi başka oluşumların yer aldığı, bugünün koşullarında sahip olunan bilgi birikimlerinin yeni değerlendirmeler yapmak açısından yeterli olmadığı göz önünde tutulursa, insanlık daha uzunca bir süre uzay oluşumunu somut koşullara dayanan araştırmalar ile kesin boyutlu bilimsel araştırmalarla ortaya koyma şansını elde edemeyecektir. Konu sadece uzayın tanınması ya da bilinmesi olmanın ötesinde uzayda canlı varlıkların olup olmaması, bunların üzerinde yaşadıkları gezegenlerde ne gibi uygarlıklara sahip oldukları ve bunların insanlığın dünya üzerinde oluşturduğu uygarlık açısından ne ifade ettiği gibi sorunlar da dünyanın uzay açılımını ve yıldızlar dünyasındaki konumunu belirleyecek ana konular olarak ortaya gelmektedir. Bu gibi konular ve sorunlar açısından, insanlığın geleceği tümüyle uzayın getireceği bilgilere dayanacağı için artık yeryüzü devletlerinin jeopolitik konumları belirlenirken bunlar gündemde olmayacaktır. Öncelikle dünyanın uzayın içindeki konumunu her yönden açıklığa kavuşturacak ve geleceğin getireceği yenilikler açısından elde edilecek yeni bilgilerle dünyanın ne gibi değişik ortamlardan geçeceğini bilmeden, dünya ile ilgili gelecek açıklamaları kehanet olmaktan ileriye gidemeyecektir. Yıldızlar ya da gezegenler bilimi olarak tanımlanan astroloji bilimi sayesinde insanlık uzaydaki genel durumu bilmekte ve yıldızların konumlarında meydana gelen değişikliklerden haberdar olarak geleceğe dönük açıklamalar ya da yorumlar yapabilmektedir. Bu gibi açıklamalar hiçbir zaman bilimsel düzeyde kesinlik kazanamamış, gezegenler arasındaki gidiş ve gelişlerin ne anlama geldiği ve bu doğrultuda ne gibi gelişmeler ile insanlığın karşı karşıya geleceği belirli bir uzmanlık kazanımı çerçevesinde ele alınarak genel değerlendirme metotlarıyla insanlığın bilgisine sunulmaktadır. Ne var ki, özellikle son yüz yıldır insanlığın çeşitli uzay merkezleri aracılığıyla yaptıkları çalışmalar çok büyük oranda insanlığı yeni bilgilere kavuştururken, uzay gerçeği içinde yerini almaya çalışan dünya öncelikle kendisini güvence altına alabilecek önlemleri alabilme doğrultusunda eline geçen uzay ille bilgileri kullanmaya önem verecektir. İnsanlar üzerinde yaşadıkları dünya adlı gezegene sağlam basarak daha güvenli bir yaşam düzeni ardında koşarlarken, önümüzdeki dönemde dünyaya sağlam basmak yetmeyecek ve bu duruma ek olarak da uzay koşullarının durumları ve uygunlukları önceden bilinerek hareket edilecektir.

    İnsanlık açısından her zaman için bir dünya devleti oluşumu idealize edilerek hedeflenmiştir. Dünyanın belirli bölgelerini eline geçiren siyasi güçler bulundukları ülke ya da bölgeyi kendileri için bir yeryüzü merkezi olarak belirledikten sonra, o toprak parçasının etrafında yer alan diğer ülkeleri de bir araya getirerek bu dünya üzerinde kurulmuş olan diğer devletlerden çok daha geniş sınırlar içinde, mutlak egemen bir konumda bir dünya devleti oluşturabilmenin arayışı peşinde koşmaya başlarlar. İnsanlık tarihi incelendiği zaman her dönemde büyük devletler dünya haritasının çeşitli bölgelerinde yer almışlar ve büyüklüğün doğal sınırlarına eriştikten sonra da tek bir kıta üzerinde kalmadan diğer kıtalardaki bölgeleri de inşa ettikleri dünya devletinin sınırları içine dahil etmeye çaba göstermişlerdir. Beş kıta üzerinde herhangi bir bölgede ortaya çıkan büyük devlet önce en büyük devlet olmaya çalışır ve daha sonra da bunu gerçekleştirdikten sonra da bütün dünyayı kendi kontrolu altına almasını sağlayacak olan dünya devleti yapılanmasına yönelerek, yeryüzünde var olan beş kıta ve tüm adaları da içine alacak bir yönde mutlak anlamda bir küresel hegemonya düzenini yeryüzü üzerinde gerçekleştirebilmenin arayışı içine girmektedirler. Büyük devletler bu doğrultuda ilk adımlarını kendi içinde bulundukları kıtayı ele geçirmek olarak atarlar ve daha sonra da kendilerini çevreleyen bütün kara parçalarını büyük devletin sınırları içine çekerek dünya devleti görünümünü elde edebilirler. Büyük devletten dünya devletine doğru giderken var olan devletler arasında aynı dönemde büyüklük kriterine gelmiş olan birden fazla devlet olabilir ve bunların her biri geleceğin dünya devleti olabilmek üzere karşısında rakip konumunda bulunan büyük devletleri savaşlara sürüklemek üzere işgal, saldırı ve çeşitli komplolar gibi yollara giderek karşıt büyük devletler arasında bir dünya savaşına yol açabilmenin çabası içinde olabilirler. Dünya tarihi incelendiğinde tek bir büyük devletin olduğu dönemlerde devletler arasında hegemonya üstünlüğü aracılığı ile barış düzenleri kurulabilmektedir. İki büyük güç arasında dünya egemenliği kavgası başlayınca savaşlar kendiliğinden gündeme gelir ve sonunda bir büyük devlet savaşı kazanarak küresel hegemonya düzenini kendi istediği biçimde kurarak, bir güvenlik sistemi olarak dünya devleti yapılanmasına gidebilir.

    Dünya devleti oluşumu iki büyük süper gücün karşı karşıya gelmesi ve birbirini boğazlaması sonrasında galip gelen devletin bütün dünya karalarına ve denizlerine egemen olabildiği yeni yapılanmanın sonucunda tamamlanan bir olgudur. Süper güçler arasındaki çekişmeyi kazanan büyük devletin oluşturduğu dünya devleti, egemen büyük devletin adı altında oluşturulan bir küresel inisiyatifin kullanılmasıyla kurulabilmektedir. Ne var ki, böylesine dev bir yapılanmanın oluşumunda sadece kurucu inisiyatif yeterli olamaz, bu gücün aynı zamanda koruyucu bir inisiyatif olarak da devreye girmesi gerekmektedir. Bir büyük dünya devletinin tarih sahnesine çıkış sürecinde kuruculuk kadar koruyuculuk da vazgeçilemez önemde ortaya çıkan hareketliliktir. Bu nedenle ,dünya devleti kurmak üzere yola çıkan ve bu doğrultuda  ortaya bir eser ya da bir sonuç olarak dünya devleti yapılanması koyabilen büyük devletler, geçmişten gelen bir inisiyatifin dönemlik ortaya çıkışlarını öne çıkarırlarken, insanlığın karşısına getirmiş oldukları dünya devleti yapılanmasının kuruluşu sırasında sağlam temeller atmak ve bunlar üzerine her türlü sarsıntıya karşı direnebilerek ayakta kalabilecek bir yapıda  ve aynı zamanda her türlü tehdide karşı çıkabilecek bir iç güvenlik oluşumunun da tamamlanması zorunlu görünmektedir. Aksi takdirde yıllar geçtikçe ve devirler değiştikçe ortaya çıkan yeni gelişmeler aynı zaman da var olan devlet yapıları açısından da yıpratıcı olmakta ve bu nedenle de uzun mücadeleler sonucunda zorla gerçekleştirilmiş olan dünya devleti yapılanmaları bir süre sonra ortaya çıkan yeniliklerin estirdiği rüzgarlar karşısında direnemeyerek, belirli bir yıpranma süreci sonucunda çökerek ya da dağılarak tarih sahnesinden çekilmek durumunda kalabilmektedirler. Böylesine olumsuz bir sonucun önceden engellenebilmesi için devleti kuran kurucu iradenin gereken tüm önlemleri alması kaçınılmaz anlamda gerekli bulunmaktadır. Dünya devletleri kuran tüm kurucu kadroların yarattıkları süper yapılanmaların uzun süre ayakta kalabilmesi için, dünya devletinin kontrolü altında çok güçlü bir dünya ordusunun kurulması kaçınılmaz bir gerçekliktir.

    Ordular askerlik bilimi çerçevesinde ele alınarak incelenen toplumsal ve siyasal yapılanmalardır. Büyük devletler varlıklarını büyük ordulara borçludurlar. Büyük devlet kurucuları aynı zamanda bu doğrultuda büyük orduların da kurucusu olmak zorundadırlar. Dünya devletinin oluşturulması süreci içinde eğer bir dünya ordusu girişimi tamamlanamaz ise, o zaman kurulmuş olan dünya ordusunun korunabilmesi ya da yeni devlet oluşumlarının savaşarak büyümelerinin önü açık bırakılmış olur ve buradan da yeni aday ülkeler büyüyerek yeni dünya devleti olmaya dönük bir hedefi tekrar siyasal gündeme getirebilirler. Tarih boyunca kurulmuş olan devletlerin tarihi incelendiği zaman her büyük devletin arkasında ya da önünde aynı zamanda bir de büyük ordunun bulunduğu görülmektedir. Büyük devletlere giden yolun büyük ordularla açıldığı tarih biliminin gözler önüne serdiği bir gerçekliktir. Ne var ki, bugünün koşulları içinde konuya bakılırsa o zaman yeni yeni ortaya çıkan aday devletlerin büyük devlet ya da dünya devleti oluşumuna özne olması noktasında aday olarak öne çıkması yüzünden, her zaman için bir büyük dünya savaşı ile bütün dünyayı karşı karşıya getirmektedir. Bu nedenle, savaş istemeyen ve de barıştan yana olan dünya güçlerinin var olan büyük devleti destekleyerek onun yanında yer almasını dünya barışı için isteyebilmektedirler. Tek büyük devlet hegemonyası barışı ikinci bir aday devlette savaşı gündeme getirmektedirler. Dünya devleti yapılanması tek bir büyük devletin çabaları ile gerçekleştirilemeyince, o zaman da önde gelen büyük devletlerin bir araya gelerek devletler üstü bir statüde dünya devleti oluşumun kurmaya çalıştıklarını tarih bilimi insanlığa göstermektedir.

    Günümüzün süper gücü olarak Amerika Birleşik Devletleri bugün bir uzay kuvvetleri komutanlığı adı altında bir dünya ordusu kurmuştur. Bu uzay ordusu aslında uzaydan gelebilecek her türlü tehdit ve tehlikeye karşı dünyayı koruyacak bir dünya ordusu olarak anlaşılabilir. Şimdiye kadar kurulmuş olan dünya orduları yeryüzü üzerinde sınırlı kaldığından aslında büyük ordu olmaktan ileriye gidememişlerdir. Büyük ordu ile dünya ordusu arasındaki temel fark, uzayda bir gezegen olarak varlığını sürdüren dünyanın uzaydan gelebilecek her türlü tehdide karşı korunmasıdır. Daha önce uzay ordusu adı ile kurulmuş ordular uzay yerine yeryüzü üzerinde savaşarak   büyük ordu olabilmenin ötesine gidemediklerinden gerçek anlamda uzay ordusu ya da dünya ordusu olamamışlardır. Bugün gelinen noktada bir uzay ordusunun kurulması dünya devletleri açısından uzaysal tehlikeleri dikkate alan örgütlenmelerdir. ABD’nin bir uzay ordusu kurmasından sonra ilk kez bir dünya ordusunun uzay boşluğuna karşı gündeme getirildiği görülmektedir. Bugün gelinen noktada insanlık için uzay çağı başlarken, insanoğlu bu dünyaya hapsolmaktan kurtulacak ve uzay savaşına yönelik olarak kurulan uzay ordusu da insanlığın ve dünya gezegeninin güvenliği için gerekirse, uzaydan gelebilecek tüm saldırılara karşı çıkarak dünya ve insanlık değerlerinin korunması için harekete geçecektir. Bugün gelinen noktada artık uzay güvenliği söz konusu olacağı için, yeryüzü üzerinde çıkabilecek savaşlar artık ikinci planda kalmaktadır. Artık devletlerin birbirini tehdit etmesi değil ama uzaydan gelecek yansımaların dünya ve insanlığı tehdit etmesi, öncelikli bir barış sorunu olarak gündeme girmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu önderi Atatürk” İstikbal göklerdedir “sloganını kullanarak uzaya önem vermiş, Mu kıtası gerçekliği ile uğraşarak ve bağlantılarını araştırarak eski uygarlıklar üzerindeki uzay etkilerini açıklığa kavuşturmaya çaba göstermiştir. Günümüzde var olan dünya devleti olarak ABD’nin kendisine bağlı askeri birlikleri yönlendirerek, artık dünya savaşlarını değil ama yeni kurduğu uzay kuvvetleri aracılığı ile bir dünya ordusu olarak dünya dışı ortamlara ve varlıklara karşı, dünyanın ve insanlığın korumasına yönelmesi gerekmektedir. Uzay ordularının kurulmasıyla birlikte ilk kez bir gerçek dünya ordusu dünya dışı varlıklar ve ortamların bulunduğu uzayın derinliklerinde çalışmalar yapması gerekirken, hala bir büyük devlet ordusunun gene eskisi gibi insanların üzerinde yaşadığı ülkelere saldırarak, masum halk kitlelerinin topluca katledilmesine giden insanlık dışı üçüncü dünya savaşı senaryolarına, milyonlarca insanın alet edilmesini gündeme getirilmesine, bütün insanlığın karşı çıkarak üçüncü kez bir dünya savaşına izin verilmemesi gerekmektedir. ABD’nin uzay ordusu bugün dünya ordusu olarak insanlığı korumalıdır.

      Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN

  • “Sakarya yatırım fırsatlarıyla ülkemizin en özel şehirlerinden biridir”

    Başkan Yüce, Nijerya heyetini konuk etti:

    “Sakarya yatırım fırsatlarıyla ülkemizin en özel şehirlerinden biridir”

    Nijerya’dan bir dizi ziyaretler için Sakarya’ya gelen heyeti ağırlayan Başkan Ekrem Yüce, “Sakarya hem ticaret hem de turizm açısından önemli bir potansiyele sahip bir şehir. Sanayi de atılan adımlarla da ticaret hacmimizi artırıyoruz. Ayrıca tarımsal üretimde de hamdolsun çok güzel bir ivme yakaladık. İnşallah Nijerya ile iş birliği fırsatlarını en iyi şekilde değerlendirecek, her iki ülkenin ekonomisine katkı sağlayacağız” dedi.

    Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem Yüce, Nijerya’dan bir dizi ziyaretler için Sakarya’ya gelen heyeti makamında ağırladı. Nijerya’nın başkenti Abuja Valisi Abubakar Sani Bello ve eyalet bakanları olmak üzere birçok katılımcıya Sakarya hakkında bilgiler aktaran Başkan Yüce, Sakarya’da tarım ve sanayi alanında atılan önemli adımlar ile turizm potansiyeline dair bilgiler paylaştı. Programda Nijerya heyetinin yanı sıra Büyükşehir ve SASKİ bürokratları da yer aldı. Program sonunda Başkan Yüce, Sakarya’ya özgü hediyeleri takdim etti.

    Sakarya her alanda potansiyele sahip

    Sözlerine ‘Sizleri Türkiye’nin nadide şehirlerinden birisi olan Sakarya’da ağırlamaktan dolayı gurur duyuyorum’ diyerek başlayan Başkan Ekrem Yüce, “Sakarya hem ticaret hem de turizm açısından önemli bir konuma sahiptir. Şehrimiz 1 milyonu aşkın nüfusuyla, coğrafi konumu ve karakteristik yapısıyla ülkemizin en güzel şehirlerinden bir tanesidir. Şehrimiz aynı zamanda çok sayıda etnik kökenden oluşan sosyal yapısıyla da kültürün farklı renklerini içerisinde barındıran eşsiz bir mozaiktir. Sakarya; turizm, tarım ve sanayi konusunda Türkiye’de kendinden her zaman bahsettirmektedir. Gıda sanayisinde Türkiye’de çok önemli bir yere sahiptir. Mobilya ve orman ürünleri de şehrimizde önemli bir yerdedir. Makine, otomotiv sanayi olarak da gelişmiş bir şehir konumundadır. Türkiye’nin önemli firmaları Sakarya’da yer alır. Türkiye’de tek olan vagon sanayinin fabrikası buradadır. Sizleri şehrimizde ağırlamaktan dolayı çok mutlu olduğumu ifade etmek istiyorum. Sakarya sizin eviniz dünyayı misafir ederiz” dedi.

    Ortak işler yürüteceğiz

    Sakarya’da kendilerini misafir ettikleri için Başkan Ekrem Yüce’ye teşekkür eden Abuja Valisi Abubakar Sani Bello, “Sakarya halkı ile çok iyi ilişkilerde olduğunuz için sizleri tebrik ediyorum. Sakarya halkı size sahip olduğu için çok şanslı. Birlikte turizm ve teknolojide neler yapabileceğimize bakacağız. Sakarya ve Nijerya halkları için ortaklaşa yapabileceğimiz şeyleri gördük. Bunların olmasını dört gözle bekliyorum. Madencilik turizm ve sanayi için yatırım yapacak şeyimiz çok. Bu konular için yoğunlaşabileceğiz. Rabbim yardımcınız olsun” dedi.