Kategori: dünya
-
İNGİLTERE: ERDOĞAN SAVAŞ ÇIKARMAYI MI PLANLIYOR?
Kısa bir süre önce ilişkilerin normal seyrinde ilerlediği Ankara-Atina hattında tansiyon her geçen gün yükseliyor… Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dün katıldığı bir etkinlikte, söylediği sözler, “Savaş mı planlanıyor” tartışmasını da beraberinde getirdi.
Dün Samsun’da katıldığı bir etkinlikte Yunanistan’a yüklenen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözleri İngiltere’de tartışmaya neden oldu… İngiltere’nin çok okunan gazetelerinden Daily Mail, Erdoğan’ın sözlerini, “Erdoğan, Yunanistan ile Akdeniz’de bir savaş mı planlıyor” başlığıyla okurlarına duyurdu.
Dün katıldığı etkinlikte konuşan Erdoğan, “Yunanistan’a Ege adaları üzerinden de sert bir mesaj gönderen Erdoğan, “Adaları işgal etmeniz filan bizi bağlamaz, vakti saati geldiğinde gereğini yaparız. Hani diyoruz ya bir gece ansızın gelebiliriz” demişti.
Erdoğan’ın “gereğini yaparız” sözlerinin bir tehdit olduğunu yazan Daily Mail, “İki ülke Kıbrıs ve denizlerdeki mücadeleler sebebiyle karşı karşıya. Fakat ilk kez Erdoğan, Yunanistan’ı Ege’deki adaları işgal etmekle suçladı” yorumunu yaptı.
Gazete, Erdoğan’ın NATO müttefiki Yunanistan’a çok sert ifadeler kullandığını aktarırken, Ankara’nın daha önce Atina’yı Ege’deki adaları silahlandırmakla suçladığını da yazdı. Fakat Erdoğan’ın daha önce böyle bir açıklaması olmadığı da hatırlatıldı.
Erdoğan’ın açıklamalarına Yunanistan yönetiminden yanıt geldi. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Müttefiklerimizi ve partnerlerimizi bu provokatif açıklamalar konusunda bilgilendireceğiz ve kimin bu tehlikeli dönemde ittifaka dinamit attığını göstereceğiz” denildi.
-
AVRUPA ŞAMPİYONU JOSE BUTRON
Spor turizminin en büyük etkinliklerinden dünyanın en önemli motokrosçularının yarıştığı Dünya Motokros Şampiyonası (MXGP) finali bugün sona eriyor. Avrupa Motokors Şampiyonası’nın (EMXOPEN) bu sezon şampiyonu KTM takımından İspanyol Jose Butron oldu.
Dünyanın en iyi motokrosçularının yarıştığı MXGP’nin Afyonkarahisar’daki finalinde sezonun 2022 yılının Avrupa Motokros Şampiyonu belli oldu. KTM takımından İspanyol Jose Butron, şampiyon olurken, KTM’den Slovak Tomas Kohut ve Simon Jost ikinciliği ve üçüncülüğü paylaştı. Markalar sıralaması ise, KTM, Husquvana ve Honda şeklinde gerçekleşti.
EMXOPEN’DA TÜRKİYE’DEN 12 YARIŞÇI YARIŞTI
EMXOpen TÜRKİYE etabını Jose Butron kazanırken, Tomas Kohut ve Michael Sandner ikinci ve üçüncülüğü paylaştı.
EMXOpen TÜRKİYE’de ilk yarışı Jose Butron kazanarak şampiyonluğunu ilan etmişti. KTM’den Slovak Tomas Kohut ve Simon Jost ise podyumun diğer iki ismi olmuştu.

EMXOpen TÜRKİYE’de bugün koşulan ikinci yarışı ise, KTM’den Avusturyalı Michael Sandner kazanırken, ikinciliği KTM’den Slovak Tomas Kohut aldı. Sezonu şampiyon bitiren Jose Butron ise kürsüye üçüncü sıradan çıktı.
EMXOPEN’DA TÜRKİYE’DEN 12 YARIŞÇI YARIŞIYOR
EMXOpen TÜRKİYE etabına Türkiye’den katılan Mustafa Çetin 8’inci, Batuhan Demiryol 9’uncu, Ömer Uçum 11’nci, Şakir Şenkalaycı 12’nci, Eray Esentürk 15’inci, Mevlüt Kolay 16’ncı, Volkan Özgür 17’nci, Burak Arlı 18’inci, Emircan Şenkalaycı 19’uncu, Yiğit Ali Selek 20’nci, Murat Başterzi 21’inci, Tuğrul Dursunkaya 22’nci olarak tamamladı.
Editöre not:
“MXGP TÜRKİYE ve Türkiye MOTOFEST ile ilgili günlük özet geçişlerinin başlangıç saatleri ve downlink frekansı aşağıdaki gibidir”
GÜNLÜK AKIŞ:
04.09.2022 Pazar / Saatler: 10:30-11:30-15:30-21:30
05.09.2022 Pazartesi / Saatler: 10:30-11:30-15:30-21:30
-
Erdoğan’ın sözleri Yunanistan’da manşetleri süsledi
Ege adalarını silahlandıran ve Türk savaş uçaklarına radar kilidi atan Yunanistan’a, “İzmir’i unutma. Bir gece ansızın gelebiliriz” şeklinde yanıt veren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sözleri Yunan basınında manşetlere yansıdı. CNN Yunanca, Erdoğan’ın Yunanistan’ın adalarına operasyon sinyali verdiğini ifade ederken Kathimerini de Erdoğan’ın Yunanistan’ı doğrudan tehdit ettiğini okuyucularına iletti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Samsun’da TEKNOFEST 2022 kapsamında bir konuşma gerçekleştirerek Ege adalarında silahlandıran ve Türk savaş uçaklarına radar kilidi atarak tacizlerini sürdüren Yunanistan’a sert tepki gösterdi.
“İZMİR’İ UNUTMA, BİR GECE ANSIZIN GELEBİLİRİZ”
Açıklamalarında Erdoğan, “Ey Yunan tarihe bak. Çok daha fazla ileri gidersen bunun bedeli ağır olur. İzmir’i unutma. Adaları işgal etmeniz bizi bağlamaz. Vakti zamanı geldiğinde gereğini yaparız. Bir gece ansızın gelebiliriz. Dün ülkemizin ayağına prangalar takarak ilerlemesini engelleyenlerin bir yerleri beklediğinden emin olun. Bunlara fırsat vermeyeceğiz.” ifadelerini kullandı.
-
Soylu: Amerika olmasa PKK, PYD diye bir terör örgütü olmaz
Diyarbakır’da çocukları terör örgütü PKK tarafından kaçırılan ailelerin HDP binası önündeki eylemi 4’üncü yılına girdi. Aileleri ziyaret eden İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “Bugün Amerika olmasa PKK, PYD diye bir terör örgütü olmaz. PKK ve PYD’nin patenti Amerika’dır. Onların uşağıdır” dedi.

Diyarbakır’da Hacire Akar, 21 Ağustos 2019’da kaybolan oğlu Mehmet’in (21) HDP’liler tarafından dağa kaçırıldığını belirterek, 1 gün sonra partinin il binası önünde oturma eylemi başlattı. Oturma eyleminin 3’üncü gününde ortaya çıkan Mehmet Akar, mahkemece ev hapsiyle cezalandırıldı. Oğluna kavuşup, eylemine son veren Hacire Akar, çocukları kaçırılan ailelere de çağrıda bulundu. Akar’ın evladına kavuşması ve çağrısıyla harekete geçen çocukları kaçırılan aileler, 3 Eylül 2019’dan itibaren HDP İl Başkanlığı binası önünde oturma eylemi başlattı. Eylem Diyarbakır ile de sınırlı kalmadı. Hakkari, Şırnak, Van, Muş ve İzmir gibi şehirlerde de çocukları kaçırılan aileler, HDP binaları önüne giderek eylem yaptı. Evlat nöbeti, ülke sınırlarını da aşarak Almanya’nın başkenti Berlin’de, terör örgütü tarafından kaçırılan kızı Nilüfer için eylem yapan Maide Türemiş ile devam etti. Evlat nöbetine birçok siyasi parti ve sivil toplum kuruluşu da destek vererek, zaman zaman aileleri ziyaret etti.
-
Sağlığı koruma hizmeti, tedavi hizmetinden önce geliyor!
Halk sağlığı bilincini tam olarak edinmiş toplumlarda diğer toplumlara göre gözle görülür kazanımlar elde edildiğini belirten Prof. Dr. Haydar Sur, dünya tarihinde halk sağlığı alanındaki çalışmaların hep bulaşıcı hastalıklar üzerinden geliştiğine dikkat çekti. Sağlığın kaybedilmeden sürdürülmesinin en etkili, ucuz ve sıkıntısız yöntem olduğunu vurgulayan Sur, “Kaybedilen sağlığın geri kazanılmaya çalışılması, fiziksel ve ruhsal sıkıntılar, mali külfet getirmektedir ve bazen de sağlık geri kazanılamamaktadır. Bu açıdan iyice anlaşılmıştır ki sağlığı koruma hizmetleri tedavi hizmetlerinden önce gelir.” dedi. “Bireylerin sağlık bilinci sorumluluğu yalnızca kendilerine değil, topluma karşı bir yükümlülüktür” diyen Sur, sağlık okuryazarlığının yükseltilmesinin önemini vurguladı.
Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, Halk Sağlığı Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada halk sağlığı ve önemine ilişkin değerlendirmede bulundu.
Halk sağlığı çalışmaları bulaşıcı hastalıklar üzerinden oldu
Halk sağlığı çalışmalarının tarih boyunca hep yapılagelse de bunun sistemli bir şekilde yapılandırılma çalışmalarının bulaşıcı hastalıklar üzerinden olduğunu kaydeden Prof. Dr. Haydar Sur, “Örneğin karantina kelimesi İtalyanca’da limana yanaşacak gemilerin 40 gün boyunca içindekilerin şehre inmesinin yasaklanıp gemide izole edilmesiyle ortaya çıkmıştır. Böylelikle şehrin bulaşıcı hastalıklardan uzak tutulması sağlanıyordu.” dedi.
Dünyadaki halk sağlığına ilişkin çalışmalardan örnekler veren Sur, “1850’li yıllarda Londra’da Avrupa’nın sürekli veba, kolera, çiçek gibi salgınlarla tehdit altında kaldığı dönemlerde 3-4 yılda önüne geçilmesi mümkün olmayan kolera salgınını Dr. John Snow’un koleranın su ile bulaştığını kanıtlayıp hastalık saçan pompayı mühürlemesiyle ilk epidemiyoloji uygulaması tarihe geçmiş oldu.” dedi.
1950’lerde halk sağlığının önemi anlaşıldı
1950’lere gelindiğinde savaş sonrası Avrupa’da ve Amerika Birleşik Devletleri’nde bireylerin tek tek hastalıklarının tedavi edilmesinin sonuçta bir fayda sağlamadığının anlaşıldığını kaydeden Sur, “Çünkü bu insanlar tekrar hastalanıyorlardı. Böylelikle hastalığı yapan sebeplerin ortaya çıkarılması ve bu sebeplerin yok edilmesinin esas çözüm olduğu anlaşıldı. Bu anlayış halk sağlığı anabiliminin doğması anlamına gelir.” dedi.
Halk sağlığı çalışmaları insan ömrünü uzattı
Halk sağlığı çalışmalarının katkıları sayesinde insan ömrünün uzadığını kaydeden Prof. Dr. Haydar Sur, “20. Yüzyılın ikinci yarısında dünyaya ortalama ömür olarak toplam 30 yıl armağan edilmiş, bunun sadece 4 yılı tedavi hizmetlerindeki başarılarla elde edilmiş geri kalan 26 yıllık ortalama ömür uzaması halk sağlığının başarısı olarak tarihe geçmiştir.” dedi.
20. Yüzyılda özellikle bulaşıcı hastalıklarla mücadelede başarı sağlandığını ifade eden Sur, “Aşılama çalışmaları, antibiyotiklerin kullanımı, su ve gıdalarla bulaşın önüne geçilmesi, çevre sanitasyonunda ilerlemeler bu başarıya katkı sağlamıştır.” dedi.
Pandeminin etkisi hala sürmektedir
21. Yüzyıla gelindiğinde bilindik hastalıklara karşı sürdürülen mücadelelerde belirli bir aşamaya gelinmiş olsa bile ortaya çıkan yeni yeni hastalıkların bütün dünyada endişe yaratmaya devam ettiğini ifade eden Prof. Dr. Haydar Sur, pandeminin etkilerinin hala devam ettiğini belirterek şunları söyledi:
“MERS, SARS, Ebola, Covid-19 buna örnek gösterilebilir. Özellikle yaklaşık 3 yıl önce ortaya çıkan Covid- 19 virüsünün yol açtığı pandemi hem süre olarak hem de hastalandırma-öldürme boyutu olarak tahminlerin çok üzerine çıkmıştır. Bütün dünyada toplumların sıkı önlemler aldığı durumda bile pandemi henüz atlatılamamıştır. Bütün toplumları alt üst edecek şekilde etkisi altına alan Covid – 19 pandemisinde virüsün yol açtığı hastalığa kesin bir tıbbi tedavi bulunamamış. Hastalığın yol açtığı olumsuzlukların azaltıldığı ilaç uygulamaları ve bakım yöntemleriyle yetinilmek zorunda kalınmıştır. Yine en etkili yöntem olarak halk sağlığının teknikleri öne çıkmış; izolasyon, maske ve mesafe ile korunma, el ve bulunulan ortam hijyeni sağlanması ve aşılama tek kurtuluş reçetesi olmuştur. Halk sağlığı ekiplerinin sahada filyasyon çalışmaları daha fazla kişinin daha fazla kişinin hastalığı edinmesini ve sağlık sistemine daha fazla yüklenilmesinin kısmen önüne geçilmiştir.”
Sağlığı koruma hizmetleri tedaviden önce gelir
“Sağlık kaybedildiğinde başka bir varlıkla telafisi olmayan bir cevherdir” diyen Prof. Dr. Haydar Sur, “Sağlığın kaybedilmeden sürdürülmesi en etkili, ucuz ve sıkıntısız yöntemdir. Kaybedilen sağlığın geri kazanılmaya çalışılması, fiziksel ve ruhsal sıkıntılar, mali külfet getirmektedir ve bazen de sağlık geri kazanılamamaktadır. Bu açıdan iyice anlaşılmıştır ki sağlığı koruma hizmetleri tedavi hizmetlerinden önce gelir. Bilinen ikinci gerçek ise şudur: Hiçbir profesyonel bir bireyin sağlığını kendisi kadar koruyamaz. O halde tek çare kişilerin kendi sağlığına sahip çıkmasıdır.” dedi.
Sağlık okuryazarlığı yükseltilmeli
Kişilerin kendi sağlığına sahip çıkabilmesi için sağlık okuryazarlığı düzeyinin ülke çapında yükseltilmesine çalışılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Haydar Sur, “Bireylere düşen sorumluluk bu konuda bilinçlenmeye çalışmak, sağlıklarını korumanın önemini kavramak, kişisel yaşam tarzlarını sağlığa zarar veren madde ve davranışlardan uzak tutarak sağlıklı bir yaşam sürmeye çalışmaktadır. Bu şekilde hem sağlık harcamalarının azaltılmasına katkı verecek hem de sağlık sitemini gereksiz yere meşgul etmeyecektir.” dedi.
Sağlıklı yaşam tarzı tercih edilmeli
Prof. Dr. Haydar Sur, bireylerin mutlaka özen göstermesi gereken sağlıklı yaşam tarzı denince ilk akla gelenleri sağlıklı ve dengeli beslenme, günlük yaşamda hareketli olabilme ve spor yapma, stresten uzak durma, yeterli ve düzenli uyku alışkanlığı edinme ve sigara alkol ve diğer tiryakilik veren maddelerden kaçınma olarak sıraladı.
Prof. Dr. Haydar Sur, “Bireylerin sağlık bilincini artırmak ve sağlığa uygun yaşamak sorumluluğu yalnızca kendilerine karşı değil, topluma karşı bir yükümlülüktür.” dedi.
Halk sağlığı bilinci edinen toplumlar önemli avantajlar sağlıyor
Prof. Dr. Haydar Sur, halk sağlığı bilincini tam olarak edinmiş toplumlarda diğer toplumlara göre gözle görülür kazanımlar elde edildiğini belirterek bunları şöyle sıraladı:
– Sağlık sistemleri rahat çalışır ve gereksiz maliyetlere katlanmak durumunda kalmaz.
– Toplumun ortalama ömrü uzar. Örneğin Japonya’da ortalama ömür 85 iken Mali’de 51’dir.
– İnsanların beden ve ruh sağlığı olarak iyilik hali artar ve hayatın tadını çıkarırlar.
– Yaşadıkları çevre temiz ve tertipli olur. Sağlığa tehdit oluşturan faktörler ortamdan uzaklaştırılmıştır.
– Gelecek nesillere genetik ve davranışsal açıdan daha sağlıklı olma zemini aktarılar.
– Yaşlılarına, engellilerine, muhtaçlarına yardım eli uzatma şansları artar.
– Deprem, sel, yangın gibi felaketlerden mümkün olduğunca uzak dururlar, böyle bir felakete maruz kalsalar bile fazla can ve mal kaybı olmaz.
-
3 Eylül Dünya Gökdelen Günü
3 Eylül Dünya Gökdelen Günü
Katar Turizm, Doha’nın İkonik Gökdelenlerini Keşfetmeye Çağırıyor
Katar Turizm (Qatar Tourism), ülkenin başkenti Doha’da yer alan mimari ve mühendislik harikası olarak tanımlanan gökdelenleriyle 3 Eylül Dünya Gökdelen Günü’nü kutluyor.
Katar Turizm, Gökdelen Günü’nü kutlamak için meraklılarını Doha’daki 40 kattan uzun ve en özgün binaları keşfetmeye çağırıyor. Geçtiğimiz yıllar içinde Katar’ın başkenti Doha, gelişerek değişti. Gündüzleri şehir manzarasını özgün kılan ve geceleri şehir silüetini aydınlatan çeşitli muhteşem yapılar karşısında ziyaretçiler, şaşkınlıklarını ve hayranlıklarını saklamıyor.
Katar Turizm Operasyon Direktörü Berthold Trenkel, “Katar’ın eşsiz kültürel ve tarihi mirası, başkenti oluşturan geleneksel kulelerden geleceğe dönük gökdelenlere kadar tüm binalar içinde yaşıyor. Yerel kültür, gelenekler ve coğrafya unsurları buradaki gökdelenlerin tasarımını onlarca yıldır büyük ölçüde etkiliyor ve bu etkenleri bugün inşa edilen yeni yapılarda hâlâ görüyoruz. Gelenek ve modernitenin bu karışımı, tartışılmaz bir şekilde Katar’a özgü ve özünde Doha’ya bağlı bir silüet yaratıyor.”
İşte Doha’da görülebilecek en ilginç 10 gökdelen:
- Raffles Doha and Fairmont Doha
Birbirine bitişik iki kulede yer alan Raffles Doha and Fairmont Doha, 2022’nin en sabırsızlıkla beklenen otel açılışlarına ev sahipliği yapacak. Bu simgesel bina, Katar’ın ulusal ambleminde tasvir edildiği gibi birer pala kılıcı şeklinde ve iç içe tasarlanmış 40 katlı iki kuleye sahip. Kulelerin altında bir şahin yuvasından esinlenilmiş bahçeler bulunuyor. Bu muhteşem bina, ziyaretçileri mutlaka görülmesi gereken bir yerde kalmaya, yemek yemeye ve kendilerini şımartmaya davet ediyor.
- The Torch Doha
Aspire Kulesi olarak da bilinen 300 metre uzunluğundaki bu gökdelen, Katar’ın en yüksek binasıdır. 51 katlı kule devasa bir meşaleyi temsil edecek şekilde tasarlanmış ve kulenin zirvesinde, 2006 yılında Asya Oyunları’nda yakılan ateşi tutan taç yaprağı şeklinde bir ok yer alıyor. Torch Doha şu anda beş yıldızlı bir otel ve 47. katında ise bulunduğu yerde dönerek Doha silüetinin panoramik bir manzarasını sunan Three-Sixty restoranı bulunuyor. Otelin eşsiz silueti, geceleri kilometrelerce öteden görülebilen bir ışık gösterisi sunuyor.
- Rosewood Doha
2023’te açılacak Rosewood Doha, ilhamını denizin altında buluyor. Bitişik iki kulenin etrafına delikli, mercan benzeri beyaz cepheler sarılarak binalardaki ısı erişiminin sınırlandırılmasına yardımcı oluyor. Katarlı ünlü mimar İbrahim M. Jaidah tarafından tasarlanan yapıda tasarım yaklaşımının odak noktası çevredeki doğal alana saygı duymak olarak tanımlanıyor.
- Doha Kulesi
Burj Doha olarak da bilinen Doha Kulesi, şehrin silüetindeki en belirgin yapılardan biridir. Doha Kulesi gündüzleri parıldayan gümüş bir kubbedir ve geceleri altın bir ışık sarmalıyla canlanır. Bina, Katar Ulusal Müzesi’nin simgesel tasarımının da arkasında yer alan ünlü Fransız mimar Jean Nouvel tarafından tasarlandı. 46 katın tamamı, binayı renkli şehir silüetinde öne çıkaran 3.625 adet özel yapım LED armatürle bezeli.
- Al Mana Tower
Gökyüzüne uzanan delici bir ucu ve kendine özgü kenarları olan Al Mana Kulesi, yer çekimine meydan okuyor gibi görünüyor. Batı Körfezi’nin kenarında yer alan 57 katlı bu çarpıcı gökdelen, devrilecekmiş izlenimi veriyor.
- Palm Towers
Bölgeye özgü olan palmiye ağacı barış ve refahı sembolize ediyor. Palmiye ağacını bina tasarımına dahil ederek Arap kültürüne ve geleneğine gönderme yapan Palm Towers, bir palmiye ağacının gövdesini taklit eden çıkıntılı açılar ve altıgen yapılara sahip.
- Qatar Navigation Tower
Bu 53 katlı bina, çalışan bir güneş saati olarak işlev görmesi bakımından sıra dışıdır. Binadaki iki dar panel, güneşin doğuşu ve batışına paralel olarak doğuya ve batıya, iki büyük kavisli panel ise kuzeye ve güneye bakar ve bir seyir pusulası oluşturmak için birleşir.
- Tornado Tower
Adından da anlaşılacağı gibi bu kule, çölde bir kasırgayı temsil etmek üzere tasarlanmıştır. Kasırganın dönme kuvveti binanın dış tarafında, ünlü Alman ışık sanatçısı Thomas Emde’nin tasarladığı kinetik bir ışık heykeliyle betimleniyor. Programlanabilir aydınlatma sistemi, geceleri çarpıcı görsel efektler oluşturmak için 35.000’den fazla aydınlatma deseni varyasyonu üretebilir.
- World Trade Center Doha
Doha silüetinin merkezinde yer alan bu 51 katlı binanın tabanında bir küre ve tepesine yakın ayrı bir dairesel disk bulunmaktadır. Diskte bulunan ve belirli bir düzene sahip LED ışıkları, geceleri dönen bir zemin ya da birçok şehirlinin benzettiği şekilde, bir uzay gemisi görünümüne sahip.
- Al Bidda Tower – Dönen aynalar
Bir hortumdan ilham alan bir diğer yapı olan 43 katlı Al Bidda Tower, aynalı dış panellerden oluşan bükümlü bir cephe ile süslenmiştir. Çapraz dış paneller, Katar’ın sürekli gelişen kültürünü ve ekonomisini temsil etmeyi amaçlayan tasarımla, binanın tepesine ulaştıkça yavaş yavaş genişliyor. Kule, belirli bir açıya sahip panellerinden gün boyunca güneş ışığını yansıtır ve geceleri özel olarak tasarlanmış bir dış aydınlatma sistemine sahiptir.
Katar’daki mimari harikalar hakkında daha fazla bilgi için ziyaret edin: https://www.visitqatar.
qa/intl-en/things-to-do/art- culture/architecture Medyayla ilgili sorularınız için lütfen Qatar Tourism’in Basın Ofisi ile iletişime geçin:
+974 7774 7863 | pressoffice@visitqatar.qa
Katar Hakkında:
Dünya nüfusunun %80’inin altı saatlik bir uçuşla ulaşabildiği Katar; Ortadoğu’nun kalbinde bulunan, Basra Körfezinin çevrelediği bir yarımadadır. 2022 yılında Numbeo tarafından dünyanın en güvenli ülkesi seçilen Katar, tüm gezginleri içtenlikle karşılıyor; 95’ten fazla ülkeden ziyaretçiler Katar’a vizesiz giriş yapabilir. Katar, kolayca erişilebilen ve inanılmaz bir çeşitliliğe sahip turistik mekanlara sahiptir. Ancak bunlarla sınırlı değil; Katar, Balina Köpek Balığı ve görkemli bir ulusal hayvan olan Arap Antilobu da dâhil olmak üzere çok sayıda fauna ve floraya ev sahipliği yapıyor. Katar’da yaşanan birçok deneyim, kültürel özgünlük ve modernitenin benzersiz bir mozaiğini oluşturuyor. Katar, ikonik müzelerden gökdelen restoranlarına; heyecan verici çöl maceralarından, FIFA 2022 Katar Dünya Kupası™ gibi dünyaca ünlü birçok etkinliğe kadar, her gezgine ve her bütçeye uygun seçenekler sunuyor. Katar’ı transit geçecek olan gezginler, Qatar Airways ve Discover Qatar tarafından sunulan, Qatar Tourism tarafından desteklenen en iyi fiyatlara sahip kısa süreli konaklama paketleri ile bir taşla iki kuş vurabilir ve tatil sayılarını ikiye çıkarabilirler.
Qatar Tourism Hakkında:
Qatar Tourism, Katar’ın turizm olanaklarının tanıtımından ve geliştirilmesinden sorumlu olan ve sektörün katlanarak büyümesini hedefleyen resmi bir devlet kurumudur. Katar, dünyanın dört bir yanından insanların sanat, kültür, spor ve maceraya dair eşsiz teklifleri deneyimlemek için bir araya geldiği, ailelere ve iş amaçlı misafirlerine Hizmet Mükemmelliği anlayışıyla hitap eden bir destinasyondur. Qatar Tourism, turizm değer zincirinin tüm öğelerini güçlendirmeyi, yerel ve uluslararası ziyaretçi talebini artırmayı, iç yatırımlar çekmeyi ve yerel ekonomide çarpan etkisi yaratmayı amaçlamaktadır. Qatar Tourism 2030 Stratejisi, 2030 yılına kadar yılda ülkeye 6 milyondan fazla uluslararası ziyaretçi çekmek gibi iddialı bir hedef belirleyerek, Katar’ı Orta Doğu’da en hızlı büyüyen turistik destinasyon haline getirmeyi amaçlamaktadır.
Web: www.visitqatar.qa
Twitter: @VisitQatar
Instagram: @VisitQatar

-
Twitter’a İnstegram Özelliği tüm kullanıcılara açıldı
Twitter’dan Seçeceğiniz Daha Küçük Bir Kitleye Tweetlemenin Yeni Yolu: Twitter Circle Başladı
Twitter Circle ile insanlar artık Tweet bazında içeriklerini kimlerin görebileceğini ve içerikleriyle etkileşime geçebileceğini seçme esnekliğine sahip olacak.
Bazen sadece kendi seçeceğiniz ve belirleyeceğiniz insanlarla sosyal medyada konuşmak istersiniz. Bu nedenle Twitter, daha küçük bir kitleye Tweetlemenin yeni bir yolu olan Twitter Circle’ı oluşturdu.
Twitter Circle ile insanlar artık Tweet bazında içeriklerini kimlerin görebileceğini ve içerikleriyle etkileşime geçebileceğini seçme esnekliğine sahip. Bu, daha samimi sohbetler yapmayı ve belirli takipçilerle daha yakın bağlantılar kurmayı kolaylaştıracak.
Twitter, Twitter Circle’ı Mayıs ayında test etmeye başladı ve aldığı geri bildirim ezici bir çoğunlukla olumluydu. Twitter, çok istenen bu özelliği dünya genelinde iOS, Android ve Twitter.com’daki herkesin kullanımına sunuyor.
Çevrenizi seçme
Twitter’da paylaşımda bulunmadan önce, Tweetinizi çevrenizle veya tam takipçi listenizle paylaşma seçeneği göreceksiniz. Çevreler en fazla 150 kişiyi içerebilir ve istediğiniz zaman kimin içeride kimin dışarıda olduğunu ayarlayabilirsiniz. Endişelenmeyin, çevrenizde yaptığınız değişikliklerden hiç kimse haberdar olmayacak.
Çevrenize gönderilen Tweetler, altlarında yeşil bir rozetle görünür. Yalnızca çevrenizde olmayı seçtiğiniz kişiler tarafından görülebilirler ve Retweetlenemez veya paylaşılamazlar. Ayrıca, Twitter hesabınız herkese açık olsa bile, çevredeki Tweetlere verilen tüm yanıtlar özeldir.
Twitter deneyiminizi kişiselleştirme
Twitter, Twitter’daki herkesin sohbete istedikleri zaman ve şekilde katılmak için seçeneğe, kontrole, araçlara ve şeffaflığa sahip olmasını sağlamak istiyor ve Twitter Circle bu yönde atılan bir diğer önemli adım.
İnsanlara, belirli bir takipçi grubuyla düşüncelerini paylaşma seçeneği sunmak, Tweetlemeyi daha erişilebilir hale getirmeye yardımcı oluyor. İster Twitter’da yeni olun, ister milyonlarca takipçiniz olsun, bu doğru. Özellik test edilmeye başladığından beri insanlar Twitter deneyimlerini kişiselleştirmelerine nasıl yardımcı olduğunu paylaşıyor:
● Tweetlemede ve kendilerini ifade etmede daha rahat hissetmek
● Alternatif veya ikincil hesaplara olan ihtiyacı ortadan kaldırma
● Yakın ve gelişen bir arkadaş grubuyla içerik paylaşma
● Korumalı ve genel hesap ayarları arasında geçiş yapmaktan kaçınma
Twitter Circle testinin bazı sonuçları şunları içeriyor:
● Artan genel Tweetleme (hem çevrelerin içinde hem de dışında)
● Çevre Tweetlerinde artan Tweet katılım oranı (beğeniler ve yanıtlar)
Twitter ayrıca, oluşturduğumuz ürünlere ve özelliklere Twitter Güven ve Güvenlik Konseyi de dahil olmak üzere güvenilir ortaklardan ve çevrimiçi güvenlik uzmanlarından gelen geri bildirimleri dahil etmeye kararlı. Bu gruplar, insanların kendilerini çevrimiçi ortamda özgürce ifade etmelerine yardımcı olmada çevrimiçi özelleştirme araçlarının önemini düzenli olarak vurgulamakta.
Peki sıradaki ne
Twitter, Circle’in nasıl çalıştığını gözlemlemeye ve daha da iyi hale getirmenin yollarını keşfetmeye devam edecek. Twitter’ı kendi şartlarınıza göre kullanmanızı sağlayan ek özellikler ve araçlar için Twitter, bizi takip etmeye devam edin diyor.
-
Sığınmacı ve mülteci sorunu küresel iş birliği ile çözülmelidir
Sığınmacı ve mültecilerle ilgili konuların siyaset üstü bir mesele olarak ele alınmasının önemini vurgulayan uzmanlar, evrensel insan haklarını temel alacak bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğinin altını çiziyor. Dünya devletlerinin küresel eşitsizlikler, yoksulluk, çatışmalar konusunda küresel bir iş birliği yaparak göçe kaynaklık eden ülkelerdeki durumun iyileştirilmesi için çaba harcaması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, güvenli geri dönüş için göçe sebebiyet veren durumların ortadan kalkması gerektiğine dikkat çekiyor.
Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, sığınmacı ve mültecilerin toplumla entegrasyonu için alınması gereken önlemlere ilişkin değerlendirmede bulundu.
Türkiye, en fazla mülteci barındıran ülke konumundadır
Türkiye’ye Suriyeli ilk kafilenin 29 Nisan 2011 tarihinde ulaştığını kaydeden Prof.Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Bu tarihten itibaren Türkiye’deki Suriyeli mülteci sayısı gittikçe artmıştır. Açık kapı politikası çerçevesinde Türkiye’ye giriş yapan hiçbir Suriyeli geri gönderilmemiş ve kendilerine geçici koruma statüsü verilmiştir. Birçok Avrupa ülkesi mültecileri güvenliklerini tehlikeye düşüreceği kaygısıyla sınırlarını tel örgülerle kapatıp kabul etmediği dönemde hiçbir ayırım yapmadan 3,5 milyonu mülteciyi kabul etmiştir. Afganistan, Pakistan gibi diğer ülkelerden gelenlerle birlikte bu sayı daha da artmaktadır. Bu bağlamda Türkiye bir anda dünyada en fazla mülteci nüfusu barındıran ülkesi konumuna yükselmiştir.” dedi.
Yeni bir aşamaya geçildi…
Türkiye’nin sürecin başından itibaren hem devlet olarak hem halk olarak gelen mültecilere her türlü yardımı göstermeye çalıştığını ifade eden Prof. Dr. Süleymanlı, “Türkiye uyguladığı bu insancıl politikayla tüm dünyaya örnek olmuştur. Fakat mültecilerin Türkiye’de kalma süreleri uzayınca mültecilerle ilgili durum yeni bir aşamaya geçmiş, zamanla ekonomik, sosyal, kültürel ve güvenlik gibi çok boyutlu konular ve sorunlar gündeme gelmeye başlamıştır.” dedi.
Geçici politikalar üretildi
Suriye’de iç savaşın bu kadar uzayacağının ve mültecilerin bu kadar uzun süre kalıcı olduğunun öngörülemediğini kaydeden Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Bu yüzden de uzun süre daha ziyade geçicilik üzerinden politika üretildi. Daha çok palyatif çözümler üzerinden sorunların üstesinden gelmeye çalışıldı. Sayıları milyonları bulan mülteciye ev sahipliği yapan Türkiye hazırlıksız bir şekilde yakalandığı bu göç krizi karşısında çeşitli uygulamalarda bulunmuş, göç yönetimi konusundaki girişimler bugün de halen devam etmektedir. Aynı şekilde Suriyeliler de “nasıl olsa döneriz” diye topluma uyum sağlamak için pek çaba sarf etmediler.” dedi.
Toplumsal yaklaşım ve tutumlar da etkili
Göçle bağlantılı olan toplumsal uyum süreçlerinde bilinen başka bir bilimsel gerçeğin de bu sürece yerel toplumun yaklaşımının ve tutumlarının çok önemli bir yeri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, şunları söyledi:
“Yerel toplumun toplumsal uyuma ilişkin yaklaşımı, büyük oranda ülkelerin de kendilerine yönelik hizmetlerin nicelik ve niteliğindeki değişimle ilişkili kaygılarla birlikte zorlaşmaktadır. Bunun dışında doğru bilinen yanlışlar ve yerel halkın mültecilere sunulan haklar ile kendi haklarını kaybedeceğini düşünmeleri, toplumsal uyum sürecini olumsuz yönde etkilemektedir. Örneğin Suriyelilerin iş gücü piyasasında yarattığı en önemli etki, Suriyelilerin kaçak yollarla ucuz işgücü olarak çalıştırılmaları ile ortaya çıkmaktadır. Suriyelilerin daha düşük ücretle çalışmaya razı olması bir çok yerde insanların işsiz kalmasına neden olmakta, bu da Suriyelilere yönelik dışlayıcı ve ötekileştirici söylemleri daha da arttırmaktadır.”
Doğru bilgilendirme yapılması gerekiyor
Prof.Dr. Ebulfez Süleymanlı, bunun dışında sığınmacıların farklı örneklerle sosyal medyada gündem olmalarının, özellikle sosyal medya üzerinden mültecilere yönelik dışlayıcı tutumu daha da tetiklediğini söyledi. Prof.Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Bu yüzden toplumsal bilgi ve bilinci artıracak doğru bilgilendirme önem kazanmaktadır. Ayrıca topluma yön verebilecek potansiyele sahip kişilerin de mültecilere yönelik nefreti ve dışlamayı körükleyecek söylemlerden sakınmaları elzemdir.” dedi.

Geri dönüşün pek çok boyutu var
Geri dönüşün mülteci hareketleri için devletler tarafından en çok tercih edilen çözüm yöntemi olduğunu belirten Prof.Dr. Ebulfez Süleymanlı, geri dönüşün pek çok boyutu olduğunu kaydederek şunları söyledi:
“Devletlerin ve uluslararası aktörlerin çabaları ile sığınan kişileri ülkelerindeki belirli güvenli bölgelere geri göndermeleri, en kalıcı ve etkin çözüm olarak görülmektedir. Fakat bunları söylerken geri dönüş meselesinin çok ciddi bir mesele olduğu hususunu gözden kaçırmamız gerekir. Geri gönderme meselesinin öncelikle iç hukuk boyutu var. Yani kanunlar öncelikle ne diyor? Uluslararası hukuk boyutu var, yani Türkiye’nin dış yükümlülükleri. Zira Türkiye’nin de taraf olduğu Uluslararası sözleşmelerde de belirtildiği üzere, geri dönüşün aslında tamamen güvenli, savaşın olmadığı, kişilerin aynı zamanda bireysel olarak çeşitli cezalandırmalara veya şiddete maruz kalmayacağı durumlarda yapılması gerekiyor. Siyasi boyutu kaçınılmaz. Yani işin ekonomik boyutu, toplumsal boyutu, özellikle belli bölgelerde temel hizmetlerde yoğunluk boyutu. Dış politika boyutu var. Uluslararası kamuoyundaki imaj, ülkenin imajıyla ilgili boyutu var. Örneğin Türkiye her zaman insanı yardım yapan ülke imajıyla ortaya çıktı. Bazı ülkeler ırkçılıkla aşırı sağ eğilimlerin artmasıyla hatta zalimlikle öne çıktılar ve bundan rahatsız olmadılar.”
Güvenli geri dönüş ortamı sağlanmalıdır
Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, geri dönüşün ne derece mümkün olduğunun göçe sebebiyet veren durumların ortadan kalkması ve büyük ölçüde güvenli dönüş ortamının sağlanmasına bağlı olduğunu belirterek “Zira geri dönüşte mültecilerin en önemli beklentileri, güvenlik ve barış içinde yaşamaktır. Türkiye, bu amaç doğrultusunda güvenli bölge oluşturmak için yoğun çaba harcamaktadır.” dedi.
İhtiyaç duyulan desteğe erişimleri sağlanmalı
Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, geri dönüşte sürdürülebilirliğin de önem arzettiğini ifade ederek “Özellikle sürdürebilirlik için geri dönen mültecilerin fiziksel, sosyoekonomik ve politik boyutlarda ihtiyaç duydukları desteğe erişimlerini sağlamak önemlidir. Köken ülkede yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda ekonomik güvenliği ve kişilerin hak ve hizmetlere erişimlerini sağlamak geri dönüşün sürdürülebilir olması açısından önemlidir.” diye konuştu.
Küresel bir iş birliği yapılmalı
Dünya devletlerinin küresel eşitsizlikler, yoksulluk, çatışmalar konusunda küresel bir iş birliği yaparak bu göçe kaynaklık eden ülkelerdeki durumun iyileştirilmesi için çaba harcamaları gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Gelir adaletsizliğinin bu derece keskinleştiği bir yapıda, göçü tamamen bitirmek mümkün değildir. Ayrıca politikaların şeffaf ve açık yürütülmesi gerekir. Bu, hem Türkiye’deki kamuoyunu bilgilendirmek hem de mültecilerin önlerindeki tabloyu açık olarak görmeleri için elzem. Eğitim, sağlık, temel haklar konusunda hangi politikaların uygulandığının, hangi hak ve ödevlerin olduğunun paylaşılması gerekiyor.”şeklinde konuştu.
Siyaset üstü bir mesele olarak ele alınmalı
Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, sözlerini şöyle tamamladı: “Genel olarak mültecilerle ilgili konuları siyaset üstü bir mesele olarak ele alınması evrensel insan haklarını temel alacak bir yaklaşımın benimsenmesi önem arzetmektedir. Bu bağlamda topluma doğrudan seslenecek, topluma sesini duyuracak, bu konuda duyarlı mevcut iletişim kanallarını daha aktif kullanacak bir sivil bir anlayışın yerleşmesi gerekir.”







