Kategori: Cemiyet

  • Eskinazi ailesinin asırlık çınarı Raşel Eskinazi vefat etti

    Jak Eskinazi’nin acı kaybı

    Eskinazi ailesinin asırlık çınarı Raşel Eskinazi vefat etti

    Türk ihracatının duayen isimlerinden, Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi’nin annesi Raşel Eskinazi (91) vefat etti.

    Annesi Raşel Eskinazi’nin vefatını Hazine ve Maliye Bakanı Nurettin Nebati’nin İzmir İktisat Kongresi konulu basın toplantısında öğrenen EİB Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, hemen annesinin evine gitti.

    Annesinin yaşlılığa bağlı rahatsızlıkları olduğunu dile getiren Eskinazi, ailecek büyük üzüntü yaşadıklarını, Eskinazi ailesi olarak; annelerini, babaannelerini anılarında yaşatacaklarını aktardı.

    1931 İzmir doğumlu olan Raşel Eskinazi, 1950 yılında İzmir Amerikan Kız Koleji’nden mezun oldu. Salvador Eskinazi ile 1953 yılında evlenen Raşel Eskinazi, 2 çocuk, 3 torun ve torunlarının iki çocuğunu gördü.

    Eskinazi ailesinin hayattaki en büyüğü, asırlık çınarı Raşel Eskinazi, 22 Aralık 2022 Perşembe günü İzmir Altındağ Musevi Mezarlığı’nda düzenlenen dini törenin ardından son yolculuğuna uğurlanacak.

  • 749. Vuslat Yıldönümünde Şeb-i Arus Merasimi düzenlenecek

    1. Vuslat Yıldönümünde Şeb-i Arus Merasimi düzenlenecek

    Aralık kültür sanat etkinlikleri ‘749. Vuslat Yıldönümünde Şeb-i Arus Merasimi’ isimli özel etkinlik ile devam edecek. 19 Aralık Pazartesi günü saat 19.00’da Atatürk Spor Salonu’nda gerçekleştirilecek programda Mevlana Celaleddin Rumi anılacak.

    Sakarya Büyükşehir Belediyesi Aralık kültür sanat etkinlikleri ‘749. Vuslat Yıldönümünde Şeb-i Arus Merasimi’ isimli özel etkinlik ile devam edecek. 19 Aralık Pazartesi günü saat 19.00’da Atatürk Spor Salonu’nda gerçekleştirilecek programda Mevlana Celaleddin Rumi anılacak. Sakarya Tarihi Türk Müziği Topluluğu tarafından icra edilecek tasavvuf müziği dinletisinin yanı sıra İstanbul Tarihi Türk Müziği Topluluğunun da yer alacağı Mevlevi Ayini ve Sema Mukabelesi de düzenlenecek.

    Yapılan açıklamada, “Hz. Mevlana’nın 749. vuslat yıldönümünde düzenlenecek Şeb-i Arus merasimine tüm vatandaşlar davetlidir” denildi.

  • Türkülerin Atası Muzaffer Sarısözen

    •  Dr. Halil ATILGAN /

    Muzaffer Sarısözen, 1900 yılında ( Bazı belgelerde doğum yılının 1904 olduğu belirtilmektedir) Sivas ilinin Cami-i Kebir Mahallesi’nde dünyaya gelir. Babası Sarıhatipzadelerden Şeyh Hüseyin Hüsnü Efendi, annesi Zeliha Hanım.  Asıl adı Muzaffereddin Mazhar olup soyadı kanunundan önce Muzaffereddin, Muzaffer Sözen gibi isimleri de kullanmıştır[1].

    Ailesi yörede âlim, şair ve musikişinas yetiştiren bir aile olarak bilinir.  Ondaki müzik aşkı da ailesinden gelmektedir. İlkokul tahsilini Sivas’ta tamamladıktan sonra Sivas Lisesinin sekizinci sınıfındayken Çanakkale Savaşına katılır. Döndükten sonra 7 Aralık 1922’de mezun olur. Mekâtib-i ibtidâiyye ( İlk Okullar) muallim (Öğretmen)  muavinliği (Yardımcılığı) imtihanını (Sınavını) vererek Sivas Sanâyi Mektebi’ne muallim yardımcılığına getirilir. Kazandıktan sonra Sivas Sanâyi Mektebi’ne muallim (Öğretmen), yardımcısı olarak göreve başlar. (18 Kasım 1918). 31 Ağustos 1920’de ikinci defa askerlik yapmak için bu görevinden ayrılır. Dönüşünde Sivas Muallim Mektebi’ne (Öğretmen Okulu)Türkçe öğretmeni olarak atanır. (2 Mart 1921). 1 Mayıs 1923’te Sivas Lisesi’nde musiki muallimi olarak görevlendirilir.[2]

    Muzaffer Sarısözen
    1900–4.1.1963

    Onun halk müziğine yakınlığı ailesinin ve çevresinin dikkatini çeker. Bu ilgi ve yetenek Darü’l Elhan yetkililerinden Rauf Yekta, Ekrem Besim ve Yusuf Ziya Demirci’nin Sivas’a yaptığı bir derleme gezisinde keşfedilir. Dönemin valisine ricada bulunan Yusuf Ziya Bey, Sarısözen’in İstanbul’da Darü’l Elhan’da yani İstanbul Belediyesi Konservatuvarında müzik tahsili yapmasını sağlar. 31 Ağustos 1927 tarihinde İstanbul Konservatuvarı Müdürü Yusuf Ziya Bey’in (Demirci) isteğiyle keman eğitimi almak üzere İstanbul Konservatuvarı’na gönderilir. 14 Mart 1929’da konser- vatuvardan mezun olur ve Sivas Lisesindeki görevine geri döner. 1925 yılında müzik tahsilini tamamlayan Sarısözen Sivas Lisesinde ve sanat okulunda müzik öğretmenliği görevine atanır. İşte bu başlangıç onun hayatının halk müziğine adanmasını sağlar.

    Sarısözen 1930 yılının Eylül ayında Sivas’ta Milli Eğitim Müdürü olarak görev yapan Ahmet Kutsi Tecer ile tanışır. Tecer, Sarısözen ile tanıştıktan sonra 1930 da Halk Şairlerini Koruma Derneğini kurar ve Sarısözen de genel kâtip olur. 1930 yılında Sivas’ta gerçekleştirilen bu şairler bayramı Türkiye’de bir ilk olarak kayıtlara geçer. İşte Âşık Veysel ‘de 1930 yılında yapılan bu şairler bayramı münasebetiyle tespit edilir. Bayram sonunda çıkarılan Sivas Halk Şairleri Bayramı adlı broşürde Sarısö zen, Sivas Halayları başlıklı yazısını halayların notalarıyla birlikte yayınlar. Bu yazı büyük bir ihtimalle bizde halaylar hakkında yazılmış ilk notalı makale olarak kayıtlara geçer.

    17 Ağustos 1937 de Halil Bedii Yönetken, Ulvi Cemal Erkin, Hasan Ferit Alnar, Necil Kazım Akses ve teknisyen Arif Etikan’dan oluşan grup Ankara’dan Sivas’a derleme yapmak amacıyla giderler. Ahmet Kutsi Tecer, Halil Bedii Yönetken’e, Sarısözen’i tavsiye ederek gruba katılmasını söyler. Maarif Vekili (Milli Eğitim Bakanı) Saffet Arıkan’ın döneminde başlayan ilk resmi derleme çalışmasına iştirak etmiş olur. Derleme ekibi Almanya’dan getirilen Saca markalı hem elektrik, hem de akü ile çalışan alıcı ve verici ses kaydeden makinelerle derlemeler gerçekleştirilir. Konservatuvarın folklor arşivindeki 10.000 ezginin derlenmesinde, fişlerin doldurulmasında, onun bitmek tükenmek bilmeyen sabır ve azmi büyük rol oynamıştır.

    1943’te Muzaffer Sarısözen, Halil Bedii Yönetken ve Rıza Yetişen’den oluşan grup Tokat, Amasya, Samsun, Ordu, Giresun ve Trobzon’da. 1944’de Elazığ, Tunceli, Bingöl ve Muş’ta. 1945’te Ankara, Çankırı, Yozgat ve Kırşehir’de. 1946’da İçel, Antakya ve Antalya’da. 1947’de Çanakkale, Bursa ve Tekirdağ’da. 1948’de Bolu, Sinop ve Zonguldak’ta, 1949′ Bilecik ve Eskişehir’de. 1950’de Van, Kars, Çorum ve Ağrı’da, 1951’de İzmit’te, 1952’de İzmir, Siirt, Mardin ve Bitlis’te yapılan derleme gezilerine katılır. Sarısözen bu derleme gezilerinde kendi çabası ile topladığı bağlama, cura, ney, çifte kaval, kemençe, kaval, tulum, davul, zurna, tef, darbuka, gibi birçok halk sazına toplayarak önemli bir koleksiyonun oluşmasını sağlar. Ayrıca derleme gezileri sırasında kaynak kişiler ile halk oyunlarını görüntüleyen fotoğraflardan bir albüm yapar. Muzaffer Sarısözen’in, halk müziğine verdiği hizmet kadar halk oyunlarına verdiği hizmet de büyüktür. 1950 yılında İtalya ve İspanya’daki Avrupa Uluslararası Raks Müsabakalarına, Erzurum bar ekibi ve davulcu Kara Yılan, zurnacı Mümtaz Ardıç ile katılır. Madrid’te 68.000 kişinin önünde, Biariz ve San Sebastian’da yapılan 5 yarışmada ekip birinciliği alır.

    Vedat Nedim Tör ve Mesut Cemal Bey’in daveti ile Yurttan Seslerin başına Muzaffer Sarısözen getirilir. 1946 yılında Yurttan Sesler korosunu çalıştırmaya başlayarak derlenen türküleri koro üyelerine öğretir ve yayınlara başlar.  Program büyük ilgi görür. 1953 yılında İzmir’de, 1954 yılında, İstanbul radyosunda Yurttan Sesler topluluklarını kurarak, halk türküleri ve oyunlarının yurt çapında sevilmesi ve tanıtılmasında büyük rol oynar. Muzaffer Sarısözen’e kadar radyolarda düzenli ve programlı halk müziği çalışmaları olmamıştır. Yurttan Sesler topluluğunu kurduktan sonra, programlarına kaynak kişileri ve bölge sanatçılarını davet ederek radyo sanatçılarına örnek dersler verir. Muzaffer Sarısözen Yurttan Sesler topluluğunu yetiştirerek ilk koral halk müziği icrasını başlatmış; toplu bağlama çalma geleneğinin uygulayıcısı olmuştur. Halk müziğinde koro seslerini numaralayarak otantik karakterin kaybolmasını önlemiştir.

    Neriman Altındağ Hanım 1941 yılında Yurttan Sesler Korosuna girer ve böylece Muzaffer Sarısözen’le de tanışmış olur. Neriman Hanım’ın halk müziğine olan sadakati, gösterdiği gayret ve hassasiyet onların bir araya gelmesine vesile olur.  Hoca Neriman Hanımla Türkü sevdasını paylaşır. İşte bu sevda paylaşımı 1951 yılında evlilikle sonuçlanır. 1952 yılında da oğlu Memil Sarısözen dünyaya gelir.

    Halk müziğiyle ilgili radyo yayınları Sarısözen’in 1938’de Ankara’ya gelmesiyle, önceleri birer ikişer solo program olarak devam etmiş. Milli Musiki Sanatkârları Kolu adıyla Türk Halk Müziği ve Klasik Türk Müziği çalışmalarını birlikte yürütmüş. Halk müziği yayınlarının dikkatle dinlenmeye başlandığı 1938-1941 yılları arasında, müzik yayınları şefi Mesut Cemil Sel, halk müziğinden sorumlu şef yardımcısı ise Sarısözen’dir. Sarısözen, o yıllarda Ankara Radyosuna gelip zaman zaman programlar yapan yöre sanatçılarını bir araya getirip ilk halk müziği programlarını başlatır. 1940 yılından sonra zamanla artan halk müziği yayınları 1941 yılının sonlarına doğru Sarısözen yönetiminde »Biz Türkü Öğreniyoruz« ve »Yurttan Sesler« adı altında Klasik Türk Müziği korosundan ayrılarak yayınlarını sürdürmeye başlar. Bu topluluk elemanlarının sayıları gün geçtikçe artar. Böylece Türkiye Radyolarının ilk Yurttan Sesler Korosu, Muzaffer Sarısözen’in öncülüğünde resmen kurulmuş olur.

    1940’lı yıllarda radyolarda 5-10 kişiyi geçmeyen halk müziğine gönül veren profesyonellerin sayısı bugün binlere ulaşmış durumdadır. Muzaffer Sarısözen, bugün sesini ve sazını dinlediğimiz birçok sanatçının öğretmeni olur. İlk Ankara’ya gelişinde Ankara Devlet Konservatuvarı Folklor Arşivi’ndeki görevi sırasındayken başlattığı tarih ve halk oyunları öğretmenliğini uzun yıllar sürdürerek, pek çok öğrencinin yetişmesini sağlar. Türkiye’nin birçok yöresinde Mahmut Ragıp Gazimihal, Ahmet Adnan Saygun, Ulvi Cemal Erkin, Halil Bedii Yönetken, Nurullah Taşkıran ve Rıza Yetişen’den oluşan derleme ekibiyle birlikte on binlerce türkü derler çoğununun notasını yazarak bugünkü halk müziği repertuvarının oluşmasını sağlar.

    O dönemde Türkiye’de az sayıda yapılan halk müziğine ilişkin basılı yayınların başında, 1926’da İstanbul Belediye Konservatuarının yayımladığı14 defter durumundaki »Anadolu Halk Şarkıları« adlı kitapların dışında önemli bir yayın olarak, Sarısözen’in 1941 yılında yayımladığı »Seçme Köy Türküleri« adlı kitabı gelmektedir. Sarısözen daha sonra, 1952 yılında »Yurttan Sesler«, 1962 yılında günümüzde halk müziği ile ilgili önemli bir kaynak olan »Türk Halk Musikisi Usulleri« adlı kitabını yayımlar. Özellikle halk müziğine ilişkin görüşlerini çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlayıp, genç kuşağı halk müziğinin derlenmesi, araştırılması ve tanıtılması konusunda özendirmeye çalışır.

    1962 yılında Sarısözen prostattan rahatsızdır. Rahatsızlığından dolayı Ankara’da Devlet Demiryolları Hastanesine yatar. Doktorlar hocanın ameliyat olmasına karar verirler.  Sonuçta kendi öğrencisi olan bir operatör hocayı ameliyat eder.  Ameliyattan sonra ağabeyi Abdulkadir Sarısözen’in evine çıkar. Fakat hastalık yakasını bırakmaz. Tekrar rahatsızlandığında Ankara Hastanesine kaldırılır. Fakat tedavi cevap vermez. Hoca maalesef sağlığına kavuşamaz. Daha genç sayılacak yaşta iken 04 Ocak 1963 tarihinde 63 yaşında vefat eder. Büyük bir törenle Ankara Asri Mezarlığa defnedilir. Bin rahmet olsun. O Türk Halk Müziğinin ustası Sarısözen… Türküler var oldukça o da var olacaktır. O Halk müziğinin atasıdır. Şu an Türk Halk Müziği var ise teşkilatlanarak varlığını sürdürüyor, genç nesillere kendini kabul ettiriyorsa onun sayesindedir. Her ülke de müziğin bir öncüsü vardır.  O da Cumhuriyet döneminde ülkemizin Tük Halk Müziği öncüsüdür. Onun derlediği türküler sayesinde ahraz dile, arı bala, bülbül güle gelir. Bir Karadeniz türküsü de şu dizelerle çıkar karşınıza.

    Gel otur konuşalım
    Dizin dizime vursun
    Öyle bir sarılalım
    Akan dereler dursun

    Eyyy türkü sevenler… Ey Türk genci… Öyle bir sarılacaksın ki… Akan dereler duracak. Bu nasıl bir anlatım nasıl bir estetik. Sözlerdeki estetik, o nefis anlatım, sevdiğine değer verme türkülerimizde olağan üstü bir anlatımla dile getirilmiş. Çorumlu Şekip Şahadoğru:

    Hak’kı küstürdünse gel ki barışak
                            Hakikatın kervanına karışak
                            Derman senin olsun derdi bölüşek
                            Şekip’in bağrını delip durursun”

    Dörtlüğündeki deyiş de olağan üstü bir anlatıma sahiptir. Onu diyen yürek nasıl bir yürektir. Dermanı sevdiğine ver – Onun derdini bölüş. Bu deyiş can çekişen bir yüreğin sevgiliyle can bulması gibi, olağanüstü bir fedakârlık örneği göstermektedir. Bu menfaat dünyasında dermanı sevdiğine verecek, derdini bölüşecek kaç kişi bulabilirsiniz acaba. Bu cefaya ancak bir deli yürek katlanır. O da türkülerimizdeki deli yürektir. Kendini okyanusta bir damla sanma / Bir damlanın içinde kocaman bir okyanussun diyen Mevlâna sanki türkülerimizdeki o deli yüreğin özelliklerini ve güzelliklerini, “Kemiğim tarak et zülfün teline / Hatıra geldikçe tara sevdiğim diyen inceliği anlatmaya çalışmış. O deli yürek bir Kastamonu türküsünde “Yassıl dağlar Osman Efe’m geliyor” diyecek kadar güçlü ve de korkusuzdur. Osman Efe’nin heybetinden dağların yassılması, enginleşmesi nasıl bir değerdir, nasıl bir anlatımdır. İşte bu güzelliklerin, anlatımların hepsi o eşsiz insana, Sarısözen Ustaya borçludur. Onu anlamak için türkü dinlemek gerekir.

    Dr. Halil ATILGAN

    Dr. HALİL ATILGAN 1946 yılında Adana’nın Karaisalı ilçesinin İncirgediği köyünde doğdu. (İncirgediği 1993 yılında Mersin ilinin Tarsus ilçesine bağlandı.) İlkokulu köyünde bitirdikten sonra Düziçi İlköğretmen Okuluna girdi. 1964–1965 öğretim yılında Düziçi İlköğretmen Okulundan mezun oldu. Çeşitli illerde öğretmenlik, Halk Eğitimi Merkezi Müdür, Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulundu. 1973–1975 yıllarında Çukurova Radyosunun açmış olduğu saz sanatçılığı sınavlarını kazandı. 1984 de Çukurova Üniversitesine Müzik Uzmanı olarak atandı. Çukurova Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümünde Halk Müziği ve Bağlama Dersleri Öğretim Görevlisi, Kültür Sanat Merkezi Müdürlüğü yaptı. 1990 yılında Kültür Bakanlığı Şanlı Urfa Devlet Türk Halk Müziği Korosuna Kurucu Şef olarak atandı. 1993 yılında Ankara’ya alınan Dr. Atılgan koro şefliğinin yanında Kültür Bakanlığı Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğünde (HAGEM) müzik danışmanlığı, repertuvar kurulu başkanlığı görevlerinde bulundu. Zaman içinde Anadolu Üniversitesi AÖF’nin İktisat Bölümünü bitirdi. Adana Valiliği adına yaptığı Geçmişten Günümüze Çukurova Türküleri kaset setinde yörenin özellikli türkülerini beş kasette toplayarak Türk kültür tarihinde bir ilki gerçekleştirdi. Değişik illerde çeşitli görevlerde bulunan Dr. Atılgan; İçel, Yozgat, Adana, Gaziantep, Kıbrıs, Hatay, Muğla, Niğde, Tarsus, Şanlıurfa, Osmaniye, Mersin illerinde folklor derlemeleri yaptı. Derlediği türküleri TRT, TV programlarında kitaplarında yayımladı. Folklorla ilgili araştırmalarını ise; Sivas Folkloru, Türk Folkloru, Anadolu Folkloru, Erciyes, Karaisalı, Güneyde Kültür, İçel Kültürü, Ozan, Türkiye İş Bankası Kültür Sanat, Tarla, Güney Su, Folklor Edebiyat, Ana Yurttan Ata Yurda Türk Dünyası, Ceyhan, Çağrı, Maki, Harran, Türksoy, Çukurova Lobisi, Size, Yörtürk, Turunç, Ardıç Kuşu, Türksözü, Folklar, Türk Yurdu, Düziçi, Işınsu, Türküg, Şehir, Alkış dergilerinde, Karaisalı, Sonsöz, Yeniçağ, Adana Ekspres gazetelerinde Aralık 2021 itibariyle 205 makalesi yayımladı. TRT Çukurova Radyosunda yapımı gerçekleşen Dilde Telde Çukurova, Dadaloğlu Karacaoğlan Yurdundan, Yöremiz Folklorundan programlarının yapılmasında çeşitli katkılar sağlayarak, folklor ve halk müziği konularında konuşmalar yaptı. Üniversitelerde müzikle ilgili konferanslar verdi. TRT, özel televizyon ve radyolara Dilde Telde Anadolu, Ezgi Kervanı, Sanatçı Politikacılar, Kültür Kürsüsü, Anadolu’nun Dili, Türkü Deryasında Bir Damla programlarını hazırlayıp sundu. Yaklaşık 300’e yakın Türk halk ezgisini derleyen, notaya alan Atılgan, bu ezgileri TRT, TV’nin çeşitli programlarında çaldı okudu. Çoğunluğunu Çukurova türkülerinin oluşturduğu yaklaşık 100’e yakın halk ezgisini de TRT repertuvarına kazandırdı. Şefliğini yaptığı halk müziği korolarıyla yurdun çeşitli bölgelerinde konserler veren Halil Atılgan millî ve milletler arası folklor, müzik, halk edebiyatı ve halk oyunları dalında kongre, bilgi şöleni ve seminerlere katılarak Aralık 2020 itibariyle 54 tebliğ sundu. Türk kültürüne hizmetlerinden ötürü 3 Ocak 2004 tarihinde Azerbaycan Vektör İlimler Merkezinden doktora aldı. MESAM- İLESAM-Türk Folklor Araştırmaları Kurumu üyesi olan Dr. Halil Atılgan şiirlerden ve türkülerden hareket ederek sahneye koyduğu Kurtuluş Savaşı Destanı, Türkülerin Dili, Türkülerde Ana, Sevelim Sevilelim, Urfa Kurtuluş Savaşı Destanı müzikal programlarıyla halk müziğine değişik bir sunum kazandırdı. Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğünden 01 Ocak 2010 tarihinde Devlet Türk Halk Müziği Korosu Şefi olarak emekliye ayrıldı. Dr. Atılgan Türk kültürüne hizmetlerinden dolayı çeşitli kurum ve kuruluşlarca Aralık 2021 itibariyle 17 kez ödüle layık görüldü, geçmişten günümüze 35 kitabı yayımlandı. 2015 yılının Mayıs ayında Tarsus’un İndirgediği köyü – Kaşoba mezrasında Halil Atılgan Toroslar Kültür ve Sanat Evinin (Halil Atılgan Toroslar Yörük Müzesi) açılışını yaparak toplumun hizmetine sunan Atılgan, halen TRT Türkü’de Toprak Kokan Türküler ve Dilde Telde Anadolu programlarını hazırlayıp sunmaktadır. E-Posta: incirgedigi@gmail.com

  • Topyekûn kurtuluş; topyekûn eşitliğe ve adalete ulaşmaya bağlıdır

    KalDer, Kalite Kongresi’nde bir ilke imza atarak yayınladığı KalDer Kongre Bildirgesi’nde dünyadaki risklere karşı geliştirilebilecek çözüm önerilerini ortaya koydu

    Topyekûn kurtuluş; topyekûn eşitliğe ve adalete ulaşmaya bağlıdır

    Türkiye Kalite Derneği (KalDer) tarafından TÜSİAD iş birliğiyle 31’inci kez düzenlenen Kalite Kongresi, “Riskin Ötesi: Bilim, Sektör ve Toplumda Adalet” temasıyla yapıldı. Kongrede iki gün boyunca gıdadan enerji krizine, savaşın yarattığı ekonomik dalgalanmalardan göç problemlerine, teknolojik gelişmelerden istihdama kadar dünyanın gündeminde olan birçok kritik konu ele alındı. Etkinliğin sonunda bu yıl bir ilke imza atılarak yayınlanan KalDer Kongre Bildirgesi ile de tüm bu risklere karşı geliştirilebilecek çözüm önerileri ortaya konuldu.

    Mükemmellik kültürünü bir yaşam biçimine dönüştürmeyi hedefleyen Türkiye Kalite Derneği (KalDer), TÜSİAD iş birliğiyle 31’incisini düzenlediği Kalite Kongresi ile yine Türkiye’nin alanında uzman isimlerini bir araya getirdi. Bu yıl bir ilke imza atarak oturumu yapılan konulardan elde edilen çıktılar sonucunda KalDer Kongre Bildirgesi yayınladı. Risklere karşı çözüm önerilerinin yer aldığı bildirgeyi, KalDer Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz Bayraktar ve KalDer Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Filiz Öztürk kamuoyuyla paylaştı.

    Yaşam şekli ve iş anlayışındaki dönüşümün bir değişimden ibaret olmadığına dikkat çeken KalDer Kongre Bildirgesi, küresel hedeflerin çevresel, sosyal ve ekonomik alandaki başarı ölçütlerini de değiştirdiğini ortaya koyuyor. Bu noktada karşı karşıya olunan riskleri aşmanın temel koşulunun, insanlık olarak hep birlikte bu dönüşüm çabasına destek vermekten geçtiğine vurgu yapılan bildirgede, herkesin katılabileceği sürdürülebilir dünya çabasında başarıya ulaşmanın bilimde, sektörlerde ve toplumda özgür olmamıza ve bu özgürlüğü sağlayacak bir adalet zemini oluşturmamıza bağlı olduğu savunuldu.

    Bildirgenin titiz bir çalışma sonucunda ortaya çıktığına değinen KalDer Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz Bayraktar; “Bu seneki temamızı belirleyen risk konusunun sonucunu kongremize katılan herkesin içinde bulunduğu ortak bir akılla değerlendirmek istedik. Bildirgemizi; binlerce kişinin katıldığı anket sonucu ile alınan bilgiler ışığında akademisyenlerimiz, iş profesyonelleri ve KalDer yönetim kurulunca değerlendirerek hazırladık. Ortak aklın çalışması olan kapanış bildirgemizde, riskler karşısında sürdürülebilir bir dünya yaratmak için gereken eşitlik, etik değerler ve bunların tümünü tek bir çatı altında toplayan adalet kavramının önemi vurgulandı. Kongre boyunca ele alınan gıda, enerji, istihdam, göç, teknoloji ve daha fazlası için riskin ötesine odaklanıp konuları bütünüyle değerlendirerek bildirge komitemizle birlikte değerli çıktılara ulaştık. Bu çıktıların yaşamın içinde karşılık bulması, hayatımızı düzenleyen politikalarda yol gösterici olması ve dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için ilham vermesi en önemli temennimiz” şeklinde konuştu.

    Risklere karşı ortak akıl, insanlığa yaşanabilir bir gelecek sunacak

    Bildirgede “Bilimsel Temelli Akılcı Yaklaşım” başlığı altında işlenen ‘Riskleri Görmek ve Anlamak’ konusu kapsamında, riskleri görebilmek için insanlığın hemen her alanda, çok daha doğru ve kanıta dayalı bilimsel temelli tespitlerde bulunabildiği ve hedefler koyabildiğine dikkat çekildi. Bu yetkinliğin, yaşanabilecek riskleri de aynı kesinlikte görebilmeyi sağlayacağı ortaya konuldu. Riskleri çözümlemek, anlamak, gerçek kök nedenlerini analiz etmek ve bilimsel dayanakları olan akılcı çözümler üretmek noktasında insanlığın başarılı olacağının savunulduğu bildirgede, ortak aklın riskler karşısında galip geleceğinin ve insanlığa yaşanabilir bir gelecek sunacağının altı çizildi.

    Enerji, gıda, kaynak ve tedarik sorununun anahtarı sürdürülebilir politikalar

    “Yaşadığımız Riskler” başlığı kapsamında enerji, gıda, kaynak ve tedarik konularına da değinilen KalDer Kongre Bildirgesi, bu üç konu özelinde önemli çıktılar sunuyor. Bildirgede, ‘Enerjide Dönüşüm ve Erişilebilirlik’ konusunda enerjinin daha temiz ve sürdürülebilir olma zorunluluğu vurgulanırken, bu noktada insanlığın temel meselesinin temiz enerji çözümlerini küresel ölçekte yaygınlaştırmak ve ortak geleceğimizde herkes için erişilebilir kılmak olduğu belirtildi. ‘Gıda Sisteminin Güvenliği’ ile ilgili olarak ise sistemin gözden geçirilmesi gerekliliğine değinilen bildirgede, doğru üretim ve dağıtım ile eşitlikçi tüketimin önemine vurgu yapıldı. Buna göre insanoğlu günlük olarak ihtiyacının yaklaşık 2,5 katı daha fazla kalori üretiyor, üretilen gıdanın ise sadece dörtte biri tabağa geliyor. Gıda krizinin önlenmesi ve sağlıklı bir gıda sistemine sahip olunması ise ancak doğru bir planlama ile mümkün. “Yaşadığımız Riskler” başlığının üçüncü maddesi olan ‘Kaynak ve Tedarik Sürekliliği’ konusunda ise ihtiyacımız olanı geleceği düşünerek kullanmanın gerekliliğine dikkat çekildi. Bu kapsamda kaynaklarımızın küresel ortak değerimiz olduğunu algılamanın, daha verimli kullanmanın, adil bir şekilde paylaşmanın ve bu paylaşım için gerekli olan altyapıyı her türlü riske karşı dirençli ve küresel hedeflerimiz ile uyumlu bir altyapı üzerine tesis etmenin önemi üzerinde duruldu.

    Eşit teknoloji, herkes için ulaşılabilir imkanlar, eşitlikçi büyüme anlayışı

    KalDer Kongre Bildirgesi’nde “Kapımızdaki Riskler” başlığı altında teknoloji, sosyal değişimler ve istihdam konularına da yer verildi. ‘Teknolojik Eşitsizliğin Azaltılması’ konusunda teknolojik gelişimin tüm insanlığın erişebileceği bir değer olarak kabul edilmesi gerektiğinin vurgulandığı bildirgede, bu noktada yapılması gerekenin her bölgede ve herkes için bu erişime olanak sağlayacak altyapıyı tesis etmek, yetenekleri yaygınlaştırmak, desteklemek ve korumak olduğu yönünde ortak karara varıldı. Bu konu ile ilgili toplumsal yapılara ışık tutan ‘Sosyal Değişimlerin Yönetimi’ konusunda ise 2050 yılına ulaştığımızda iklim değişikliği kaynaklı nedenlerden dolayı 200 milyon insanın yaşadığı coğrafyadan ayrılmak zorunda olacağı bilgisine yer verildi. Olası senaryonun gerçekleşmesi halinde hem doğayı hem de insan yaşamını korumak için ülkeler arası çatışmaların ve antidemokratik uygulamaların topluca önlenmesi adına herkesin samimi çaba göstermesi gerektiği belirtildi. 2050 yılında 10 milyar kişiye ulaşması beklenen insan nüfusunun istihdamı sorununa değinilen ‘Herkes İçin İstihdam Yaratmak’ konusunda ise herkesin çalışma olanağına ve eşit ücret hakkına sahip olduğu bir iş dünyası için akılcı ve eşitlikçi bir büyüme anlayışının yaygınlaşması ve yeteneklerin desteklenmesi gerektiği belirtildi.

    Riskin ötesini aydınlatacak çözüm önerileri paylaşıldı

    Bildirgenin en önemli kısmını oluşturan “Riskin Ötesi İçin Çözümler” başlığı altında ‘İklim Uyumlu ve Dirençli Ekonomi’, ‘Riskleri Aşmak için Kaliteli Düşünce’ ve ‘Yönetim ile Eşitlik, Kapsayıcılık ve Adaletin Önemi’ alt konu başlıkları yer aldı. ‘İklim Uyumlu ve Dirençli Ekonomi’ çıktılarına göre; gezegen ile uyumluluğu merkeze alan, paydaşlarının varlığını önemseyen, iklim değişikliğine karşı dirençli, kaynakları verimli kullanan, doğru planlama yapabilen, akılcı hedeflere tutku ile bağlı bir ekonomi oluşturulması gerekliliğinin altı çizildi. ‘Riskleri Aşmak için Kaliteli Düşünce ve Yönetim’ konusunun çıktılarına göre ise karşı karşıya olunan tüm risklerin, bir KalDer önermesi olan kaliteli düşünce ve yönetim anlayışı ile anlaşılması, tüm boyutlarıyla değerlendirilmesi ve bu riskleri bertaraf edecek yetkinlikte çözümlerin iş anlayışının odağına yerleştirilmesi gerektiği görüşünde hem fikir olundu. Bildirgede son olarak ‘Eşitlik, Kapsayıcılık ve Adaletin Önemi’ konu başlığının çıktılarına yer verildi. Bu çıktıya göre, sekiz milyarlık nüfusa sahip olan dünyamızın riskleri aşabilmesinin yine bu sekiz milyarın ortak çaba göstermesine, bu çabayı gösterebilmek içinse eşit koşullara, haklara ve güce sahip olmasına bağlı olduğu kararlaştırıldı. Bildirgenin temel düşünce ve söylemi ise “topyekûn kurtuluş, topyekûn eşitliğe ve adalete ulaşmaya bağlıdır” oldu.

    KalDer Hakkında

    Türkiye Kalite Derneği (KalDer), çağdaş kalite felsefesinin ülkemizde etkinlik kazanması ve yaygınlaştırılması amacıyla 1991 yılında kurulmuştur. İnsana, topluma ve doğaya saygı, güvenilir olmak, yenilikçilik ve sürekli iyileştirme ve gönüllülük değerleriyle 31 yıldır çalışmalarını sürdürmektedir. KalDer’in vizyonu, ülkemizde sürdürülebilir iş ve yaşam kalitesine yön gösteren, dönüşüme liderlik eden bir sivil toplum kuruluşu olmaktır. Bu hedefe ulaşmak için “Mükemmellik kültürünü yaşam biçimine dönüştürerek ülkemizin rekabet gücünün ve refah düzeyinin yükseltilmesine katkıda bulunmak” amacı ile çalışmalarını sürdürmektedir. Türkiye’nin rekabet gücünü artırarak toplumsal refahı sağlama yolunda kurum ve kuruluşlara rehber olmayı hedefleyen kuruluş, Ulusal Kalite Hareketi ile bu anlayışı ülkemizdeki tüm iş ekosistemine entegre etmek istemektedir. KalDer; Avrupa Kalite Yönetim Vakfı’nın (EFQM) Ulusal İş birliği Ortağı, Amerika Kalite Derneği’nin (ASQ) Küresel İş birliği Ortağı ve Orta Doğu Kalite Organizasyonu’nun (MEQA) kurucu üyesidir. KalDer’in ana faaliyetleri arasında; Türkiye Mükemmellik Ödülleri, Ulusal Kalite Hareketi Programı, Kalite ve Yönetim Alanındaki Eğitimler, Kurumsallaşma Ölçümü ve Çevik Yönetim Programı, KOBİ’ler için Stratejik Plan Rehberliği, Özdeğerlendirme ve Dış değerlendirme hizmetleri, Mevcut Durum Analizleri, Rehberlikler, Kalite Kongresi ve etkinlikler yer almaktadır.

    www.kalder.org

  • UNICEF Türkiye, Dünya Çocuk Günü’nünde herkesi “Tek Bir Takım” olmaya çağırdı

    UNICEF Türkiye, dünya genelinde çocuk haklarına dikkat çekilen 20 Kasım Dünya Çocuk Günü aktiviteleri kapsamında #DünyaÇocukGünü ve #WorldChildrensDay etiketleriyle çocuk hakları için herkesi “Tek Bir Takım” olmaya davet etti.

    Gün boyunca UNICEF Elçileri Tuba Büyüküstün, Cedi Osman ve Gülsin Onay ve UNICEF Çocuk Hakları Savunucusu Hadise başta olmak üzere sanatçı ve kanaat önderlerinin de aralarında yer aldığı tüm UNICEF destekçileri, #DünyaÇocukGünü ve #WorldChildrensDay etiketleriyle sosyal medya üzerinden yaptıkları paylaşımlarla çocuk haklarına dikkat çekti.

    UNICEF Türkiye’nin her yıl ortakları ile gerçekleştirdiği kutlamalar çerçevesinde Ankara’da düzenlenen Çocuk Forumu’nda çocuklar ve gençler kendi öncelik ve fikirlerini karar alıcılarla paylaşma fırsatı buldu. Yerebatan Sarnıcı, Galata Kulesi, ve İstanbul’daki Fatih Sultan Mehmet ve Yavuz Sultan Selim Köprüleri gibi ülkenin önemli yapıları maviye büründü.

    Dünyada çocuk haklarının korunması amacıyla Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin Birleşmiş Milletler tarafından kabul edildiği tarih olan 20 Kasım her yıl Dünya Çocuk Günü olarak kutlanıyor. UNICEF ve paydaşları tarafından 190 ülkede kutlanan bu özel günde dünya genelinde çocuklar tarafından ve çocuklar için harekete geçilmesine vurgu yapıldı.

    UNICEF Türkiye olarak bu sene Dünya Çocuk Günü’nü kapsayıcılık teması altında kutladıklarını açıklayan UNICEF Türkiye Temsilcisi Regina De Dominicis şunları söyledi: Bu özel gün çocuk haklarına dair taahhütümüzü yenilememizi sağlıyor. Artan eşitsizlikler, çatışmalar ve doğal afetler bu hakların gerçekleşmesinin önünde engel oluşturuyor. Bu gibi savunuculuk anları sorunları belirlememizi sağlıyor ve ortaklıklarımızı güçlendiriyorlar, bu da bize Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin gerçekleştirilmesi için sürdürdüğümüz çalışmalarda yardımcı oluyor ve her çocuk için daha iyi bir gelecek yaratmak adına çalışıyoruz.

    Dünya hızla değişiyor ve önceki nesillerimiz tarafından bilinmeyen yeni tehditler var. Ancak tehditler, çocuklarla ve gençlerle birlikte ve onlar için çalışarak fırsatlara dönüştürülebilir. Dünyamızı her çocuk için daha barışçıl ve adil hale getirecek güce sahipler. UNICEF ve tek takım olan ekibi, onlarla birlikte çalışmaya kararlılar. Dünya çocuklar günü kutlu olsun!”

    UNICEF, programları aracılığıyla ve kilit paydaşlarla iş birliği içinde, çocukların ve gençlerin hem merkezi hem de yerel düzeyde katılımı için fırsatlar sağlamakta, katılım platformları (çevrimiçi ve çevrimdışı) oluşturmakta ve güçlendirmekte, seslerini duyurmak ve durumlarını ve toplumlarını olumlu yönde etkilemek için onları karar vericilerle bir araya getirmektedir.

     

    Çocuk Forumu 

    UNICEF Türkiye; çocuk hakları il çocuk komiteleri, çocuklar, gençler, sivil toplum kuruluşu (STK) ortakları, özel sektör ve tüm paydaşların desteğiyle Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı (ASHB) ile işbirliği yaparak 23. Çocuk Forumu’nu düzenleyecek ve o gün çocuklar için ve çocuklarla birlikte çeşitli etkinlikler gerçekleştirdi. Orta Asya ve Avrupa’dan on ülke daha bu buluşmaya katılacak. Bu yıl çocuklar ve gençler iklim ve kapsayıcılık konularına odaklanmaya karar verdiler, etkinlikte ilgi çekici çalıştaylar olacak ve çocuklar ve gençler birbirleriyle deneyimlerini paylaştılar. Bu da karar vericilerle etkileşime geçebilmeleri için onlara bir yol haritası çizdi. Ayrıca diğer ortaklarla başka etkinlikler ve çocuklar tarafından ve o gün çocuklar için düzenlenen çok çeşitli etkinlikler de oldu.

    Sosyal Medya

    UNICEF Türkiye bu özel günde katılım mesajını vurgulamak için, tek bir takım olduğumuzu tekrarladı ve sosyal medya aracılığıyla herkesi çocuklar için tek bir takımın parçası olmaya davet etti; 20 Kasım’da herkesi Instagram (@unicefturkiye) ve Twitter(@unicefturk) hesaplarında UNICEF’i etiketleyerek #DünyaÇocukGünü ve #WorldChildrensDay etiketlerini kullanmaya ve çocuklar için mesajlarını vermeye çağırdı.

     

    UNICEF HAKKINDA

    Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu UNICEF dezavantajlı durumdaki çocuklara ulaşmak için dünyanın en zorlu bölgelerinde çalışmalar yürütmektedir. 190 ülkede ve bölgede herkes için daha iyi bir dünya adına tüm çocuklar için çalışan UNICEF hakkında daha fazla bilgi için; www.unicef.org’u ziyaret edebilirsiniz.

  • Uluslararası Kadın Oyun Yazarları Tiyatro Festivali AKM’de başladı 

    Uluslararası Kadın Oyun Yazarları Tiyatro Festivali AKM’de başladı 
    Devlet Tiyatroları tarafından bu yıl 1.’si düzenlenen Uluslararası Kadın Oyun Yazarları Tiyatro Festivali, Ankara Devlet Tiyatrosunun sahnelediği “Periferi” oyunuyla Atatürk Kültür Merkezinde başladı. 23 Kasım’a kadar sürecek festival kapsamında Türkiye’nin yanı sıra Brezilya’dan Fas’a dünyanın dört bir yanından kadın oyun yazarlarının kaleme aldığı eserler sanatseverlerle buluşacak.
    Kadın yazar ve yönetmen sayısının artmasını hedefleyen Devlet Tiyatroları’nın bu yıl ilkini düzenlediği Uluslararası Kadın Oyun Yazarları Tiyatro Festivali 16 Kasım’da başladı. Atatürk Kültür Merkezi Tiyatro Salonu’nda Ankara Devlet Tiyatrosunun sahnelediği “Periferi” oyunuyla başlayan festival, 23 Kasım’a kadar birbirinden değerli oyunları tiyatroseverlerin beğenisine sunacak. Festivalin açılışını yapan, Türkiye’den Pembe Akgün’ün yazıp Betül Feyizoğlu Gökçer’in yönettiği “PERİFERİ” oyunu, 17 Kasım’da bir kez daha seyirciyle buluşacak. Karden Kasaplar’ın yazıp Laçin Ceylan’ın yönettiği “BİR PERİ MASALI RADYUM KIZLARI” oyunu ise 19 Kasım’da sahnelenecek. Yurt dışından da Brezilya’dan Jessica Teixeira’nın kaleme alıp Diego Landin’in yönettiği “A.L.S.O” 18 Kasım’da, Fas’tan Rim Mejdi’nin yazıp yönettiği “SONSUZLUK” 20 Kasım’da, Almanya’dan Matin Soofipour Omam’ın yazıp Anke Retzlaff’ın yönettiği “RÜYA MAKİNESİ” 21 Kasım’da, İtalya’dan Elena Bucci ve Marco Sgrosso’nun yazıp yönettiği Koreja Tiyatrosu’nun oyunu “KADIN KAHRAMANLAR” 22 ve 23 Kasım’da AKM Tiyatro Salonu’na konuk olacak.
    Oyunların yanı sıra, festival boyunca oyunların yazarlarıyla söyleşiler de yapılacak. Kadın yazarların söyleşileri temsillerin ertesi gününde İstanbul Atatürk Kültür Merkezi Tiyatro Salonu fuayesinde saat 16.00’da gerçekleştirilecek.Festival programıyla ilgili detaylı bilgiye www.devtiyatro.gov.tr ve www.akmistanbul.gov.tr adreslerinden ulaşmak mümkün.

  • Türkiye Multiple Skleroz Derneği, İstanbul Maratonu’nda hastalar için koştu

    Türkiye Multiple Skleroz Derneği, İstanbul Maratonu’nda hastalar için koştu

    Türkiye Multipl Skleroz (MS) Derneği, 44. N Kolay İstanbul Maratonu’nda MS hastaları için start aldı. GEN’in koşulsuz desteği ile maratona katılan Türkiye MS Derneği, hem hastalara onların yanlarında olduklarını hatırlattı hem de egzersizin hastalıkla mücadeledeki faydasına vurgu yaptı.

    Multipl Skleroz (MS), beyinde ve omurilikte, mesajları taşıyan sinir telleri etrafındaki koruyucu kılıfın (miyelin kılıfı) hasar görmesi ile ortaya çıkan bir hastalık olarak biliniyor. Türkiye’de yaklaşık 70 bin MS hastası olduğu tahmin edilirken, tedavi ile hastalığın seyri yavaşlatılabiliyor. Türkiye Multipl Skleroz Derneği, MS hastalığına dikkat çekmek ve hastalara destek olmak amacıyla 1989’dan beri birçok önemli projeye imza atıyor. Bu yıl GEN’in koşulsuz desteği ile 44. N Kolay İstanbul Maratonu’na katılan dernek, MS hastalığının seyrini yavaşlatmada egzersiz yapmanın önemine dikkat çekti.

    DOÇ. DR. MELİH TÜTÜNCÜ: EGZERSİZ YAPMAK HASTALAR İÇİN ÇOK FAYDALI 

    Etkinlikte hastalarla buluşmaktan heyecan duyduklarını belirten Türkiye MS Derneği Başkanı Doç. Dr. Melih Tütüncü, şunları söyledi:

    “MS hastalığı aslında bilinenden daha sık görülen nadir olmayan bir hastalık. Genç bireylerde gelişebilecek önlenebilir engelliliğin başlıca sebeplerinden biri. Hareket, MS hastalığında olmazsa olmaz terapilerin başında geliyor. Yapılan birçok çalışma egzersizin, sporun ve sigara içmemenin MS gidişatına olumlu etkisini göstermiştir. Hem hastalarımızla birlikte olmak hem de spora en güzel vurguyu yapan bu etkinlikte derneğimizle birlikte olmak istedik.”

    DOÇ. DR. SERKAN DEMİR: HASTALARI BİLGİLENDİRMEYE DEVAM EDECEĞİZ

    Türkiye MS Derneği Üyesi Doç. Dr. Serkan Demir ise, pandemi döneminde hastalarla bir araya gelmek konusunda sıkıntılar yaşadıklarını ve dijital ortamlarda buluştuklarını aktardı. ‘‘Yoga, pilates, müzik terapisi, mindfulness, psikoterapi, fizyoterapi, aylık hasta bilgilendirme toplantıları gibi birçok faaliyetimize kaldığımız yerden devam edeceğiz.” bilgisini veren Doç. Dr. Demir, “Yakın dönemde Danilo şef ile ‘Bir MS Bir Tadım’ projemizle MS’te beslenmenin önemine vurgu yaptık. Buna benzer projelerimiz de devam edecek.” şeklinde konuştu.

    Türkiye Multipl Skleroz Derneği Hakkında:

    Türkiye Multipl Skleroz Derneği, Multipl Skleroz (MS) hastalığının Türkiye’deki bilinirliğini arttırmak, hastalıkla ilgili kamuoyunda bilinç oluşturmak ve hastalara ihtiyaç duydukları alanlarda destek olabilmek amacıyla, MS hastaları, hasta yakınları ve konunun uzmanı hekimlerin ortak çabalarıyla 1989 yılında kurulmuştur. 1993 yılında “Kamu Yararına Dernek” sınıflandırmasında tescil edilmiştir. Aynı yıl, merkezi Londra’da bulunan “Uluslararası MS Dernekleri Federasyonu”na (Multiple Sclerosis International Federation-MSIF) üye olarak kabul edilmiş ve uluslararası alanda Türkiye’yi temsil etme hakkını kazanmıştır. Fizyoterapi ve rehabilitasyon, psikoterapi, hukuki konularda bilgilendirme, yoga dersleri gibi alanlarda destekler veren dernek, düzenledikleri aktivitelerle de hastaların sosyal hayatlarına katkıda bulunuyor.

  • Efe Sadi için dillere destan sünnet

    Cebeci’de faaliyet gösteren Buğlem Kebap ve Buğlem Emlak’ın sahibi Nadi ve Ayşe Buruk çiftinin biricik oğlu Efe Sadi Buruk, Sapanca Göl Kenarı’nda düzenlenen dillere destan muhteşem törenle sünnet oldu.

    Masal gibi sünnet cemiyeti oldu

    Aslen Sakaryalı olan tatil bölgesi Cebeci’de yıllardır faaliyet gösteren Buğlem Kebap ve Buğlem Emlak’ın sahibi başarılı genç İş İnsanı Nadi Buruk ile eşi Ayşe Buruk çiftinin biricik oğlu; Vedat & Muazzez Şenol çifti ile Emine & Sadi Buruk çiftinin torunları, güzeller güzeli Buğlem Melek Buruk’unda kardeşi Efe Sadi Buruk; Serdivan ilçesine bağlı Violin Garden’da Sapanca göl manzarasına karşı gerçekleşen dillere destan muhteşem bir cemiyetiyle sünnet oldu. Yıllarca konuşulacak sünnet cemiyetine, çok sayıda davetlinin alkışı ve ‘Fatma Baba Orkestrası’ ile davul şov ekibi eşliğinde, yanan rengârenk volkanlar arasında annesi Ayşe Buruk, babası Nadi Buruk ve ablası Buğlem Melek Buruk ile giren Efe Sadi Buruk; hayatında unutamayacağı bir an yaşadı. Her şeyin düşünüldüğü, göl ve yeşillikler arasında nezih ve neşeli bir atmosfer içerisinde geçen sünnet cemiyetinde çalan müzikle eşliğinde davetliler ile doyasıya eğlenen Buruk çifte eşlik eden davul şov ekibinin yaptığı gösteri de geceye ayrı bir renk kattı. Biricik oğulları Efe Sadi’yi sünnet ettirmenin duygu ve heyecanı birlikte yaşayan anne Ayşe Buruk, baba Nadi Buruk ve abla Buğlem Melek Buruk; “adeta masal gibi” dediği cemiyete katılan tüm davetlilere teşekkür etti.

  • Öyle bir asker eğlentisi yaptı ki!

    Sakarya’nın tanınmış eski organizatör ve menajerlerinden Deniz Gül’ün biricik oğlu Sinancan Bayraktar için Taşlık Mahallesi’nde önce mevlit okutuldu, ardından da aile ve dostları arasında dillere destan asker kına eğlentisi düzenledi. Programda sahne alan Karadenizli ünlü Sanatçı Ali Erkan; davetlilere unutamayacakları bir gece yaşattı.

    Adapazarı Taşlık Mahallesi’nde ikamet eden Sakarya’nın tanınmış eski organizatör ve menajerlerinden Deniz Gül’ün biricik oğlu, Ahmet Gökçe’nin torunu ve Suden Nur Bayraktar’ın da ağabeyi Sinancan Bayraktar için Safranbolu Jandarma Komando Birliği’ndeki askerlik görevi öncesi; önce tüm vefat edenler ve şehitler için mevlit okutuldu, ardından da aile ve dostları arasında dillere destan asker eğlentisi düzenlendi. Programın yapıldığı Taşlık Mahalle meydanına, davetlilerin alkışları arasında; aracını kullanarak, arkadaşlarının tuttuğu dev Türk Bayrağı altında rengârenk meşaleleri arasında giren Sinancan Bayraktar; katılan herkese teşekkür etti.

    Kınayı annesi yaktı

    Deniz Gül ve eşi Resul Ari’nin organizasyonuyla gerçekleşen asker eğlentisinde sahneye çıkan Karadenizli ünlü Sanatçı Ali Erkan; davetliler için başta karedeniz müzikleri olmak üzere her yöreden sevilen şarkıları seslendirerek, katılan herkesi coştururken, söylediği asker türküsü ile de aileye duygulu anlar yaşattı. Müzik eşliğinde çeşitli oyunların oynandığı eğlentide; sahneye çıkan Sakarya’nın Starı Karadenizli Sanatçı Oflu Kadir ile “Sakarya’nın Ferdi Tayfur”u lakaplı Halil Yıldız’da şarkılarıyla ayrı bir renk kattı. Programın sonunda oğlun Sinancan Bayraktar’ın eline asker kınasını yakan Anne Deniz Gül, duygularını saklayamadı.

  • Ünlü Oyuncu Can Gürzap Sağlığına Kavuştu!

    Prof. Dr. Altuğ Tuncer, uzmanlığı ve tecrübesiyle 888. vakasını gerçekleştirdi. 888. hastası; ekranların ve sahnelerin sevilen yüzü başarılı tiyatrocu Can Gürzap oldu. Aort anevrizması ameliyatı olan ünlü tiyatrocu, şifa ile sağlığına kavuştu.

    ‘Kendimi çok daha iyi hissediyorum’

    Usta sanatçı Can Gürzap (78), tedavisinin ardından taburcu olurken, “Hocamız çok başarılı bir süreç yönetti. Tansiyonum artık daha düzenli. Çok büyük bir ameliyattı. 4 sene önce başlamıştı şikayetlerim. Daha önce farklı ameliyatlarda olmuştum. Ama bunda sonuç gayet iyi oldu. Hastane çalışanları ve Altuğ Bey’den çok memnunum. Kendilerine bir kez daha teşekkür ediyorum. Herkes güler yüzlü ve pozitifti. Kendimi çok iyi hissediyorum” dedi.

    ‘888. vakayı gerçekleştirdik’

    Kalp ve Damar Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Altuğ Tuncer, “Can Bey’in, karın damarı genişlemesi tıp dilinde aort anevrizması; halk dilinde karın damarın balonlaşması ile ilgili bir hastalığı vardı. Kapalı ameliyat yöntemi ile stent takılarak başarılı bir şekilde tedavi edildi. Bu ameliyatlarda en önemli nokta damarın hassas bir şekilde kontrol edilmesi ve patlamadan işlemleri gerçekleştirmektir. Damarı patlamadan yapılan bu ameliyatlarda başarı oranı hastanemizde oldukça yüksektir. Can Bey, bu işlemi gerçekleştirdiğim 888. hastam oldu. Şu an durumu gayet iyi, sağlıklı bir şekilde taburcu ettik” açıklamalarında bulundu.