Kategori: Cemiyet
-
Avukat çift Büşra ve Kürşat evlilik için ilk adımı attı
SUBÜ Turizm Fakültesi Rekreasyon Yönetim Üyesi Prof. Dr. Aydın Yılmazer ve Nurten Yılmazer’in biricik kızları Av. Büşra Yılmazer ile BBP Sakarya Kadın Kolları eski Başkanı Sevda Dadaş’ın yakışıklı oğlu Av. Kürşat Türer, aile arasında gerçekleşen Nişan Merasimi ile evliliğe adım attı.
Sapanca Belediyesi geçmiş dönem Başkanı, Yeni Dünya Vakfı Sakarya Şubesi Başkan Yardımcısı, SUBÜ Turizm Fakültesi Rekreasyon Yönetim Üyesi Prof. Dr. Aydın Yılmazer ve Nurten Yılmazer’in dünyalar güzeli biricik kızları Av. Büşra Yılmazer, Büyük Birlik Partisi (BBP) Sakarya Kadın Kolları eski Başkanı Sevda Dadaş’ın yakışıklı oğlu Av. Kürşat Türer ile nişanlandı. Aile arasında olmasına rağmen oldukça yoğun katılımın sağlandığı Sapanca Naturköy Seyir Terası’nda düzenlenen nişan törenine; Yılmazer ve Dadaş ailelerinin yakın ve uzak akrabaları ve dostlarının yanı sıra; AK Parti Sapanca İlçe Başkanı Yunus Gümüşel, AK Parti Sakarya Milletvekili Adayı Ali İnci, AK Parti Sakarya Milletvekili Adayı Kürşat Kılıç ile CHP Sakarya Milletvekili Adayı Özer Özçınar katıldı. Genç çifte bir ömür mutluluk dileyen Milletvekili Adayı Ali İnci, 14 Mayıs’ta gerçekleşecek seçimde Cumhurbaşkanı Adayı Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti Sakarya Milletvekili Adayları için destek istemeyi ihmal etmedi. Aydın Yılmazer ve Sevda Dadaş, nişana katılım sağlayan herkes ile tek tek ilgilenerek bu mutlu ve güzel bir günde evlatlarının mutluluklarına ortak oldukları için teşekkür etti.
-
Küçük İşler ile Uğraşacak Kadar Zamanım Olmadı Diyebilen Rektörü Prof. Dr. Mithat ÖZSAN’ın Kaybı
Küçük İşler ile Uğraşacak Kadar Zamanım Olmadı Diyebilen Rektörü Prof. Dr. Mithat ÖZSAN’ın Kaybı
İbrahim Ortaş, iortas@cu.edu.tr
Yaşına bağlı olarak sıralı ölüm olsa da yine de her ölüm eken ölümdür. Önemli bir şahsiyet, bilgi, hoşgörü, çevresini bilim konusunda isteklendiren ve bilime-üniversiteye sevdalı bir değerdi.
Prof. Dr. Mithat ÖZSAN’ı Tanımak
Çukurova Üniversitesinin ilk kurucularından Prof. Dr. Mithat Özsan, 1973-1976, 1979-1982, 1982-1987, 1987-1992 yılları arasında dört dönem Üniversite Rektörü, 1 yıl kadar Ziraat Fakültesi Dekanlığı ve Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Turunçgiller konusunda çalışmış konusunda yetkin bir öğretim üyesi hocamızdı.
Mithat beyin ikinci rektörlük dönemi olan 1979-1982, 12 Eylül askeri darbesi, YÖK’ün kuruluşu sürecinde 1981 yılında Çukurova Üniversitesine öğrenci olarak kayıt yaptırdım. Tıp, Ziraat ve Fen Fakültesinde eğitim-öğretimin yaptırıldığı, Ziraat Fakültesi amfileri ve yeni açılan kafeterya ve her tarafta yükselen binaların arasındaki Kırmızı Akdeniz topraklarının yağmur sonrası balçıklaşan çamurlu yolları olan mekânda “ziraat” öğrencisi olduk. O dönemde üniversite üst yönetimi tamamen Ziraat Fakültesi öğretim üyelerinden oluşuyordu.
Yalnızca öğrenci olarak geldiğimiz Çukurova Üniversitesinin, birimlerinin ve öğretim üyesi kadrolarının olduğu kurumun yükselen, gelişen bir kurum olduğunu çok sonra anladık. Mithat Özsan, öğrencisi daha sonra mensubu olmaktan her zaman gurur duyduğum üniversitemizin o döneminin yalnızca kudretli rektörü değil aynı zamanda insani özellikler taşıyan yüksek nitelikli bir bilim insanı ve yöneticiydi. Üniversitenin kuruluşu öncesi ve sonraki gelişmelerde önemli rol almış sorumlu ve yetkili bir şahsiyet olarak yaptıkları yapamadıkları, tutum ve aldığı kararlar doğal olarak analiz edilir.

Üniversitenin Gelişiminde Mithat Beyi Birkaç Yönden Değerlendirmek Gerekirse,
Rektör Prof. Dr. Özsan hocamızın önemli özelliğini, üniversite yönetim becerisi ve dönemin koşullarını iyi değerlendirmesi sonucu kurucusu olduğu üniversitenin bugünlere gelmesinde gösterdiği çaba ve tutumu ile bütünlüklü bir değerlendirmeyi ve analiz edilmeyi gerektiriyor. Çünkü geriye doğru bakıldığından çıkarılması gereken birçok ders ve öğreti ve omuzlarımıza yüklediği sorumluluklar bulunuyor. Bu nedenle Mithat Beyin yaşamından çok yaptıkları ile geçmişten günümüze tarihsel süreç içinde gelişmeleri bilgim ve üniversitedeki 42 yıllık yaşadıklarımdan edindiklerim, duyduklarım ve okuduklarım ekseninde değerlendirmeye çalışacağım.
1. Rektör Prof. Dr. Mithat Özsan Üniversiten Yana Duruş Göstermiştir. Rektörlüğünün ikinci döneminde üniversitenin konumu ile Askeri yönetim ve YÖK ile olan çok ince ilişki de üniversiteden yana tutumu ile üniversiteyi ayakta tutabilmiştir. Başta Ziraat Fakültesinin kurucu kadrosu olmak üzere, Almanların şekillendirdiği Ankara Ziraat Fakültesi gibi kurumlarda Rektörlük, Rektör, senato, yönetim kurulu gibi organlarda kurumsal kültürü yaşamış ve bilerek gelen kadrolar, üniversite özerkliği ve tüzel kişiliği konusunda çok hassaslardı. YÖK sonrası 2547 sayılı yasa ile üniversiteden el çektirilmesi istenen kadrolarını korunduğunu hocalarımızdan duymuştuk. Öğrenciliğimizde Kenen Evren ve YÖK başkanı Prof. Dr. İhsan Doğramacı’nın üniversiteye ziyarette bulunduğunu gördük. Sayın Doğramacı’nın kafeteryada öğrenciler ile yemek yerken, diğer tarafta protesto edildiği dönemde üniversite yönetimi süreci başarı ile yönetmiştir.
2. Üniversiteye kazandırdığı akademik kadrolarda, bilimsel nitelikleri öne alan seçiciliği oldukça önemliydi. Üniversiteye Uluslararası nitelikte çok kıymetli bilim insanları kazandırmıştı. Üniversitenin özelde de kuruluş döneminde alınan ilk 7 ve sonrada 36 ya tamamlanan ILK ASİSTANLAR ki sonradan Ziraat fakültesindeki 10 bölümün temel direkleri ile işe başlamış olması üniversitenin başarısının ilk nüveleriydi. Ayrıca Tıp fakültesinden çok kıymetli doktorları bünyesine katarak bölgedeki hastalık ve zararlılar ile ciddi mücadele başarısı kazanıldı. Fizik bölümünden Prof. Dr. Hakkı Ögelman ve Prof. Dr. Metin Gürses önemli temel bilimcilerin yanında Türkiye’nin önemli felsefecilerinden Prof. Dr. Bedia Akarsu, Prof. Dr. Uluğ Nutku gibi hocalarımızı da üniversitemiz Eğitim Fakültesine kazandırmak önemli bir başarıydı. Yakın görüştüğümüz Prof. Uluğ Nutku ile Rektör sayın Prof. Dr. Mithat Özsan ile arasında geçen bir anekdot üniversitenin büyüklüğünü ve nasıl geliştiğini ortaya koymaktadır. Bir gece sosyal tesislerde Uluğ Nutku hoca Mithat Beye bölüm ile ilgili sorunları iletiyor ve Mithat Bey cebinden üniversitenin çek defterini çıkarıp “hocam ne kadarlık bir çek yazayım der”. Mithat Bey üniversiteye gelen değerli bilim insanlarını üniversitede tutmak için lojman ve bazı ayrıcalıklar da sağlardı. Prof. Dr. Aytekin Berkman Hocam açıklamıştı, Yurtdışında doktorları tamamlayıp gelen kadrosuz bilim insanlarının tayınlarını Milli eğitim İl Müdürlüğü kadrosunda Ziraat Fakültesine görevlendirildiğini belirtti. Emekli biyolog Prof. Dr. Mehmet Topaktaş hoca ile birkaç gün önce konuştuğumuzda, üniversiteye alınması sürecinde özellikle de 12 Eylül sonrası Mithat bey ile görüşür, Rektör Mithat bey “referansınız önemli, ancak akademik durumunuzu, Doktora derecesi ve mezun olduğunuz İstanbul üniversitesine soracağım ondan sonra sizin için kadro ilan edeceğim der”. Prof. Dr. Selim Kapur hocam, Mithat bey için; üniversitede herkesin ne çalıştığını bilirdi. Doğru insanları seçip desteklerdi. Osmaniye Korkut Ata Üniversitesine, Dr. Necdet Sakarya’nın Üniversiteye alınması yanında seramik fabrikasını da kuruma kazandırdığını belirtmişti. Birçok insanın akademik yaşamında Mithat Beyin bir tür katkısı ve rolü olmuştur.
3. İdari yapılanmada kendisi kadar erk sahibi olan Genel Sekreter Adnan Tibet gibi idari personellerle birlikte çalışarak kurumsal kültürü geliştirmişti. Üniversitenin idari yapılanması, insan kaynağının alımında ve kurum içi eğitiminde liyakatin dikkate alındığını, Adnan Tibet ile ilgi yazımda genişçe belirtim.
4. Kamu bütçesinin yeterliliği, kaynak kullanımının yanında Adana’nın da şehir olarak üniversitenin kurulmasına ve gelişmesine yönelik güçlü bir isteği vardı. Üniversitenin mevcut konumundaki yer seçimi, Adana valiliği ve sivil toplumun tutumu konusunda Ziraat Fakültesi Kurucu dekanı Prof. Dr. İbrahim Akif Kansu anılarında, arazinin kamulaştırılmasında Valinin talimatı ile Tapu dairesi işlemlere kapatılır. Gece yarısına kadar memurlar çalışır ve valinin makam aracı ile hocalar misafir edilecekleri misafir haneye bırakılır.
Üniversitenin kuruluş dönemindeki yöneticileri, nitelikli bilim insanı, idari kadro, kamu bütçesi bütünlüğü içinde İmece yolu ile iyi organize edilmiş bir yönetim anlayışı ve iradesi ile öne çıkmaktadır.
Üniversitemizin 1970-1980’lı yıllarında akademik ve fiziki gelişiminde çok büyük çabaları olan Ziraat Mühendisliği mesleğinin duayen bir değeriydi. Türkiye’nin arazi yapısı, bitki tür zenginliği ile en güzel müze nitelikli kampüslerinden birini büyük bir ileri görüşlülükle arkadaşlarıyla birlikte şekillendirmiş olmaları başlı başına bir başarı örneğidir.
5. Yoktan başarılı bir üniversiteyi bir gurup genç idealist insanla kurmak için üniversite bilinci, bilgi ve güven yanında iyi bir organizasyon yeteneğine sahip olunması gerekir. Aynı zamanda farkındalığın yüksek olması yanında doğru karar verebilme mantığı, analitik düşünme becerisini kazanmış ve soyut düşünmeye sahip olmak gerekir.
Doktora Yemin Törenleri ve Üniversite Kültürünün Gelişmesine Katkısı
Prof. Dr. Mithat Özsan’ın seveninin çok olduğunu biliyoruz. Ancak hocayı farklı kılan birkaç temel özelliği:
-
Nitelikli İnsana Önem Vermesi. Küçük işlerin insanı olmaması, başarıyı karşılıksız bırakmadan desteklemesi, liyakate önem vermesi diyebiliriz. Bu yönleri ile Mithat beyi farklı bir nitelik ile anmak gerekir. Her şeyden önce kişiliği, şahsiyeti, karşısındakine karşı insani tutumu nedeniyle saygın bir kişilik olarak anıldı. 1981 yılında üniversiteye geldiğimizde kampüs bir taraftan gelişiyor, diğer taraftan bir canlılık görülüyordu. Değişik ülke ve üniversitelerden doktorasını yapmış çoğunlukla seçilerek alınmış genç bir akademik kadrodan ders aldığımızı fark etmiştim. Her şeyden önce üniversite tam bir üniversite atmosferi yaşıyor ve yaşatıyordu. O dönemlerde rektör, dekan ve bölüm başkanları ile çok işimiz olmadığı için üniversitenin yöneticilerini çok merak etmezdik. Ancak arkadaşlarla kendi aramızda öğretim üyelerinin ders işleme ve bilgi aktarma tutumu ve iletişimini daha çok önemserdik. Benim gibi daha önce başka Eğitim Enstitülerinden ve üniversitelerden gelen birkaç arkadaş diğer sınıf arkadaşlarımızdan biraz daha farkındalık bilinci ile üniversiteyi değerlendirebiliyorduk.
-
Üniversite Kültürü, Bilim ve Sanat Konuşulsun isteniyordu. 1980’li yıllarda başta Mithat Özsan amfisi olmak üzere üniversitede dünya çapında bilim insanlarının verdiği konferans, seminer ve toplantılar yapılırdı. Spor, sanat ve öğrenci kolları çok aktifti. Yöneticiler toplantılara katılır ve teşvik ederlerdi. Sanırım Rektör Prof. Dr. Mithat Özsan hocayı ilk defa bölümdeki bir toplantıda görmüştük. İlerleyen yıllarda özellikle lisansüstü eğitimde yöneticileri biraz daha iyi tanıdık. Diğer hocalarımızdan farklı bir üstünlük sergilemeyen bir enginliği vardı. Toprak bölümü B blokta Bilgi İşlem, Fen Bilimleri Enstitüsü olması nedeniyle çok sık seminerler ve toplantılar yapılırdı. Mithat Bey ve diğer yöneticiler yürüyerek toplantılara gelirlerdi.
-
Araştırıma Üniversitesi Kültürü, Doktora Yüksek Okulu ve Fen Bilimleri Enstitüsü ile Başladı. O dönemlerde Doktora unvanı alan bizden önceki araştırma öğrencileri ve araştırma görevlileri Fen Bilimlerinin de katkısı ile doktora yemin törenleri düzenlerlerdi. Bütün üniversite öğretim üyeleri ve idari personel bir arada törenlere katılırdı. Mithat beyin törenlerdeki mutluluğu yüzüne ve sözcüklerine yansırdı. Doktora yemin törenlerinde çevresindekilere “Bilimin bacası tütüyor” derdi. Doktora yemin törenlerinden sonra verilen kokteyllerde hemen herkes başta hocalar, personel sorunlarını ve taleplerini orada yöneticilere aktarırlardı. Hatta çoğu sorun Rektöre iletilmeden dekanlıkta ve Rektör yardımcılığı düzeyinde çözülüyordu. Sanırım Mithat beyin diğer bir önemli özelliği Rektör Yardımcıları ve dekanları devre dışı bırakmamasıydı. Aldığı kararlarda yardımcılarına ve dekanlara danıştığını görüyorduk. Fakültemiz eski dekanı, Prof. Dr. Hüseyin Özbek hoca, fakülte konusunda Mithat bey ile yaşadığı tartışma ve görüşmeleri duyunca, arada dağların olduğunu düşünmüştüm.
-
Lisansüstü Eğitimi Teşvik Ettiler. Rektör ve rektör yardımcıları çoğunlukla dönem arkadaşları olmasının da etkisiyle tam bir dayanışma ve işbirliği içinde üniversite yönetiliyordu. Rektör Prof. Dr. Mithat Özsan Bey, Prof. Dr. Osman Tekinel, Prof. Dr. Muhsin Yılmaz ve Prof. Dr. İbrahim Genç hocalar dayanışma ve işbirliği ile büyük destekleri ile ulusal ve uluslararası çok önemli bilimsel toplantıları düzenlendi. Turunçgiller çalıştığı için Çukurova’yı “ekolojiler diyarı” olarak tanımlardı. Konuşmalarında bölgede çalışacak çok fazla konu olduğunu belirtirdi. Lisansüstü öğrenciler için akşam saat 19 00 ve 22 00 de özel servisler kalkardı. Yöneticiler de gençleri gezer kimlerin üniversitede çalıştığını izlerlerdi. Bugün çoğunluğu Ziraat ve Fen-Edebiyat Fakültelerinde olan kadroların başarılarının, o dönemlerdeki mesai sonrası çalışmalara borçlu desem abartı olmaz. En azından kendim mesai sonrası daha çok okuma ve çalışma şansı bulurdum.
-
Zaman zaman geçmişe yönelik yapılan konuşmalarda Ziraat fakültesinin en üretken ve başarılı olduğu dönem Mithat Özsan’ın rektörlüğü dönemindeki ekibi olan Ercan Tezer, Osman Tekinel, Muhsin Yılmaz, İbrahim Genç, Hüseyin Özbek ve en çok da değer verdikleri o günler ilk 7 kişilik Asistanları olan Yusuf Zeren, Yıldırım Kumova, Erdoğan Gültekin, Selim Kapur, Ahmet Çınar, Özden Çınar. Önder Tuzcu hocların katkısı büyük olmuştur. Daha sonraları ekibe katılan Ural Dinç, Bahri Çevik, Şefik Yeşilsoy, Nuri Güzel, Nedim Uygun, Mehmet Asil Yılmaz, Okan Güney, Güngör Uzun, Türker Altan, Sevil Altan, Fuat Ergenoğlu, Onur Erkan, Oğuz Yurdakul, Ercan Saruhan, Hunay Evliya, Bülent Evliya, Atilla Konar, Ahmet Testik, Ali Başçetinçelik ve Alaattin Sabancı gibi çok değerli hocalar ile Ziraat Fakültesi en verimli dönemini yaşamıştır. Tek tek tanıdığım ve her biri tek başlarına birer ekol olan hocalarımızın, 12 Eylül ve YÖK üniversitelerin ve bilimsel özerkliğin sınırlandırması sonucu, bilimsel çalışma yapamamaları sonucu zamanla üretkenlikleri de azaldı.
-
YÖK öncesi dönemde üniversitenin özerk tüzel kişiliğinin yanında kaynaklarının yeterli olması nedeniyle çok ciddi maddi sorun yaşanmıyordu. Bilimsel toplantılara para, konaklama, iaşe giderleri desteklenirdi. Çoğu seminer ve toplantıları çoğunlukla birlikte izler, sonrasında da başarılı ve dikkat çeken akademisyenleri destekleyip ve onore ederlerdi. Üniversitemizin o dönemlerde en prestijli dönemini yaşadığını daha sonra üniversite verilerini karşılaştırdığımda daha iyi anlamıştım.
Adana ve Çukurova’ya Kazandırdıkları
Eski Başbakanlardan ve Cumhurbaşkanı sayın Süleyman Demirel’in Cumhuriyetin ilk 10 eserinden biri dediği Çukurova Üniversitesinin Adana’da gelişmesi doğal olarak bölge tarımı, tarıma dayalı sanayileşme ve diğer alanların da gelişmesine büyük katkı sağlamıştır.
Bölgede sulama, ekim dikim, yeni bitki tür ve çeşitlerinin yaygınlaşmasına köy eğitim toplantıları ve uygulamalarının çok yararı olmuştur. Halen Çukurova o dönemin çiftçi eğitimi seminerlerinin ve tarımsal faaliyetler sonucu çiftçiler ili bilim insanları bir araya getirilmiş ve sorunlar tanımlanmış ve önerilerin getirildiği halen konuşmaktadır.
Türkiye’de turunçgil üretim alanı denilince ilk akla gelen bölge, Çukurova Bölgesi, bilim insanı olarak da Prof. Dr. Mithat Özsan hoca gelir. 1970’li yıllarda Türkiye’nin turunçgil üretimi yaklaşık 100 bin ton civarında iken günümüzde yaklaşık 5 milyon tona ulaşmış olup üretiminin yaklaşık %70’i Çukurova bölgesinden karşılanmaktadır.
Bu bağlamda turunçgil yetiştiriciliğinde Ç.Ü. Ziraat Fakültesinin katkıları azımsanamaz. Yeni anaç ve çeşitlerinin ıslahı, kültüre işlemler, hastalık ve zararlılara mücadele, bitki besleme, sulama, mekanizasyon, muhafaza ve ürün işleme konularında Çukurova Üniversitesinde 1970 ve 1980’li yıllarda bilim inşaları yürütülen araştırmaların çok büyük katkısı bulunmaktadır. Bölge çiftçisi ve üniversitemiz iş birliği ile gelişen değişik tarım sektörleri bugün bölgenin yaş meyve ve sebzedeki ağırlığını oluşturuyor. Bu bağlamda Mithat Bey ve arkadaşlarının bölgenin gelişmesine çok büyük emeğinin geçtiği belirtebiliriz.
Ayrıca Çukurova Bölgesinin yetişmiş insan gücünün büyük çoğunluğu Çukurova Üniversite’sinde eğitim ve öğretim gördüler. Çok başarılı insan ülkemize kazandırmıştır da.
Yurtdışında Doktora Yapmamda Katkıları Olmuştur
1980’li yılların sonlarında YÖK yurtdışına lisansüstü öğrenci göndermeye karar verdiğinde, Ziraat Fakültesinden her bölüme birer kontenjan ayrılmıştı. Ben de bölümümüzün adayı olarak belirlenmiştim. Kendimiz gideceğimiz ülke ve üniversiteyi bulmuş, referans mektupları almış ve başvurularımızı yapmıştık. Ancak kaynak yetersizliği nedeniyle bir türlü yurt dışına çıkamıyorduk. Bazı arkadaşlarımızın kısıtlı parayı kendilerine verilmesi için rektör ile görüştükleri veya görüşmeye çalıştıkları duyuluyordu. 1998 yılında ilk defa birkaç arkadaş akşam 19 30 gibi randevu alarak Rektörlük makamına gittik ve durumumuzu anlattık. Bizleri dinledi, bekleyin yardımcı olacağım demişti. Birkaç gün sonra kendi imzası ile aldığımız çekler ile yurtdışında doktora eğitimi yapmak için çıkmış olduk.
Bu vesileyle rektör hocanın akademik tutumu benim de yaşam hikâyemde önemli bir yerde durmaktadır. Aslında Mithat hocanın üniversite bilinci artık onun yaşam biçimi olmuştu, üniversite ile yatıyor, üniversite ile kalkıyordu. Yarattıkları Çukurova Üniversitesi ile gurur duyuyor ve her aşamada övgü ile gelişmeleri anlatmakla kalmıyor, iş yaparak diğer araştırıcıları da teşvik ediyorlardı. Tam bir Çukurova ailesi yaratılmıştı. Lojmanlarda akşamları hep bir arada, birbirlerini kollayan bir anlayış yaratılmıştı. İdari personele de saygıda kusur etmeden yöneticiler ile saygı ölçüsünde iletişim içindeydiler. Tam bir örnek kurumsal yapı kurulmuştu. Adana’nın susuz bozkırında Türkiye’nin ilk 10 sırası konumdaki nitelikli üniversitesini yarattılar. 1980-1990’li yıllarda Çukurova üniversitesi Türkiye’nin 5. sırasında yer alan saygın üniversiteler arasındaydı.
İnsan Olarak, Yönetici Olarak Sevilen ve Saygı Duyulan Saygın Bir Şahsiyeti
Kurumsal kültürü benimsemiş, nezaketi bilen, saygın bir kişi olarak üniversite yönetimleri, öğretim üyeleri ve çalışanlar hep saygı duyarlardı. Adana Protokolü Mithat Beyi ayrı bir değer ve saygınlık gösterirdi.
Rektörlüğü döneminde çok iletişimimiz olmamıştı. Ancak emekliliği sonrası en yakın mesai arkadaşı, Rektör Yardımcısı, arkadaşı dostu ve komşusu Prof. İbrahim Genç hoca ile üniversiteye geldiklerinde karşılaşıyorduk. Üniversiteye her gelişlerinde çoğunlukla da üniversitenin açılış törenlerinden sonra daha çok kampüse gelmelerini istediğimizi belirtiyordum. Çünkü Duayen hoclarımızı gördükçe üniversite geleneklerini ve yerleşik kültürünü hatırlıyoruz derdim. Çukurova Üniversitesinin tarihi, hikâyesi, o ve çalışma arkadaşları ile başlar ve üniversitenin her karış toprağında her köşesinde imzalarını görüyoruz.
İbrahim Genç Hoca bazı yazılarımı, sanıyorum kendilerine iletiyor veya bahsediyordu. Bir karşılaşmamızda üniversite sorunları konusundaki yazdıklarımdan haber olduğunu belirtti. Üniversiteye ilişkin konuşurken, “İbrahimciğim Mithat Özsan’ın küçük işlerle uğraşacak hiç zamanı olmadı” demişti. Bende Sayın Rektör bu cümlenizi size atfen kullanabilir miyim? dediğimde, “tabii kullanasın diye söylüyorum” demişti.
Emekliliği sonrası 2010 yılında Çukurova Üniversitesi Hayatımın Önemli Kesiti, Yaşadıklarım ve Anılarım. Kitabını Ç.Ü. Basımevi yayınladı. Kitabı hemen aldım ve okudum. Kendi yazdığım Dünya ve Türkiye’de Üniversite Olgusuna Yaklaşımlar, Çukurova Üniversitesi Örneği, kitabımı yazarken hocanın kitabını bir daha okudum. Mithat Hoca ile geleceğe ilişkin ön görüleri ve geçmiş ile ilgili daha neler yapılabilirdi, ne tür kurumsal önlemlerin alınabileceğini konuşmak isterdim. Ancak sağlığı artık yormaya gelmeyeceği için konuşamadım. Ancak üniversitenin dünü ve bugünü konusunda eleştirel bir yaklaşımın ve geleceğe yönelik tutum ve beklentilerin farkındaydı. Fakat bir şey söylemekte istemiyordu.
Üniversite arazileri konusunda öğretim üyelerinin duyarlılığını takip ediyordu. Bir karşılamamızda bana, biz kurduk, siz koruyun demişti. Birkaç kez de toplantılarda üniversitenin ne denli zorlu koşullarda bu arazilere sahip olmak için çabaladığını, otobanın üniversite içinden geçmesi için çok çabaladığını belirtmişti.
Üniversite Tarihinde ve Anılarda Saygın Bir Şahsiyet Olarak Saygı ve Sevgi İle Anılacaktır.
Çukurova üniversitesinin kurucusu; hizmetleriyle, kişiliğiyle, duruşuyla, dostluğuyla sevgisiyle hepimizin gönlünde yeri olan sevilen sayılan kıymetli bir hocamızdı. Mithat Bey’in Rektör olarak büyüklüğü, bence konusunda iyi bilim insanı olmasından, hakkaniyetli yöneticiliğinden, adaletli tutumundan, çalıştığı insanı motive edici tutumundan ve sevginin bir arada yürütülmesinden geliyor.
Öğretim üyesi, öğrenci ve çalışanlarına önem veriri ve dinlerdi. Hafta sonları araziye gittiğimizde Döner sermaye işletmesinde ustalar ve işçileri ile sohbet etiğini gördüğümüzde hocanı farkını fark ederdik. İletişiminde “canımın içi” der ve söze başlardı. Bu bağlamda tutumu hepimize öğretici olmuştur.
İyi ki Yaşamımıza Dokundular
Hepimizin üzerinde çok emeği var. Ülkemiz bilimine, eğitimine ve Adana’ya çok emeği var. Kurucu rektör olarak, hepimizin bugün alt yapı olanaklarını kullanarak araştırma ve eğitim yaptığımız kuruma büyük emeği geçmiş, herkesin kıymetlisi saygın ve çok özel naif akademisyen bir hocamızı yakinen tanımaktan onur duyuyoruz,
Üniversitemiz yaşadıkça, Mithat Bey bizler ile birlikte yaşıyor olacaktır. İsmini ve eserlerini her gördüğümüzde iyi bir bilim insanın başarısını hatırlayacağız. Halen de tüm akademisyenler, personeller ile eski öğrencileri ve aileleri ona nezaketli, güler yüzlü bir duayen hocamız ve büyüğümüz olarak hep büyük saygı ve çokça sevgi göstermektedirler.
Üniversitemizin başı sağ olsun, Anılarınla yaşa “canımı içi”. Sizi hep anacağız.
-
-
Institut français 2023 Çeviri Ödülü Tahsin Saraç anısına düzenleniyor
Institut français 2023 Çeviri Ödülü Tahsin Saraç anısına düzenleniyor
Institut français’nin nitelikli edebiyat çevirilerini desteklemek ve çevirmenlik mesleğine hak ettiği değeri vermek amacıyla başlattığı Fransızca Çeviri Ödülü, 2023 yılında şair, öğretmen ve çevirmen Tahsin Saraç anısına düzenlenecek.
Edebiyat alanında 17 Nisan 2021 – 30 Mart 2023 tarihleri arasında yayımlanmış çeviri eserlerin katılabileceği Institut français Çeviri Ödülü, Ankara Fransızca Öğretmenleri Derneği işbirliği ile Genel ve Teşvik adı altında iki ayrı kategoride verilecek. Genel kategori ödülü 50 000TL, jürinin önerisi ile verilebilecek olan Genç Çevirmen Teşvik Ödülü ise 30 000TL olarak belirlendi. Başvurular 10 Mayıs saat 17.00’a kadar yapılabilecek.
Başkanlığını INALCO Türkçe Kürsüsü Başkanı ve Actes Sud Yayınevi Koleksiyon Müdürü Timour Muhidine’in yaptığı Institut français Çeviri Ödülü Seçici Kurulu; Yıldız Teknik Üniversitesi’nden Doç. Dr Lâle Özcan, Hacettepe Üniversitesi Çeviri Bölümü Başkanı Doç. Dr Zeynep Oral, Galatasaray Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve çevirmen Dr. Şilan Karadağ ve editör çevirmen Ayça Sezen’den oluşuyor.
Institut français Çeviri Ödülü 2021 edisyonunda Mahir Güven’in Grand Frère adlı romanını, Ağabey başlığıyla Türkçeleştiren Ebru Erbaş büyük ödüle, Genç Çevirmen Teşvik Ödülü’ne Yunus Çetin ve Onur Ödülü’ne ise 2022 Şubat ayında 79 yaşında yaşamını yitiren Aysel Bora layık görülmüştü.
Institut français Çeviri Ödülü 2022 edisyonunda Bernard Lahire’in Rüyaların Sosyolojik Yorumu adlı kitabını Türkçeye kazandıran Zuhal Karagöz büyük ödüle, ve Roza hakmen Onur Ödülü’ne layık görüldü.
TAHSİN SARAÇ
Şair, öğretmen ve çevirmen. 1930 Muş’ta doğdu, 1989’da İzmir’de öldü.
Lise öğrenimi sırasında Adana’da Fransızca öğrendi. Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Fransızca Bölümünü bitirdikten sonra Sorbonne’da Fransız dili ve Edebiyatı ile fonoloji (ses bilimi) okudu. 1957-1971 yılları arasında Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde asistan olarak öğretmenlik yaptı, ardından öğretim görevlisi oldu. 1963-1965 yılları arasında Milli Eğitim Kurulu üyeliği yaptı. Tercüme Dergisi’ni kurdu ve bir süre Türk Dili dergisinin yayın kurulunda çalıştı. Aynı zamanda Türk Öğretmenler Sendikası’nın da kurucularındandır.
Saraç’ın ilk şiiri 1954’te Varlık dergisinde yayımlandı. Daha sonra Dost, Papyrus ve Türk Dili dergilerinde yazdı.
1980’lerden itibaren kendini sözlüklere adadı ve özellikle bir Türkçe-Fransızca sözlük yayınladı. 1964 yılında Çağdaş Fransız Şiiri adlı kitabıyla Türk Dil Kurumu Çeviri Ödülü’nü kazandı. Çeviri ve sözlük çalışmalarından dolayı Fransız hükümeti tarafından Légion d’honneur nişanı (1968) ile taltif edildi. Macar edebiyatı çevirileri nedeniyle Endre Edy Madalyası (1979) ile ödüllendirildi. Saraç, 1986’da Asyalı ve Afrikalı Yazarlar Birliği’nden Lotus Ödülü’nü aldı.
Aymé, Lorca, Giraudoux, Roussin, Sartre, R. Char, Malaparte, Julien, Petöfi, Dürremat, Ady gibi birçok yazarı tercüme etti. Türk şairlerini de Fransızcaya çevirmiştir. -
Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Hastalık döneminde teselli ve anlam arayışı en büyük ihtiyaç”
Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Hastalık döneminde teselli ve anlam arayışı en büyük ihtiyaç”
Kanser gibi zorlu tedavi süreci olan hastalıklarda moralin ve psikolojik sağlamlığın önemini vurgulayan Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kişilerin hayatını anlamlı kılacak bir şey bulması halinde hastalıklarıyla daha iyi baş edebildiklerini söyledi. Ağır hastalık döneminin teselli ihtiyacının ve anlam arayışına olan ihtiyacın en yüksek olduğu dönem olduğunu vurgulayan Tarhan, “Böyle dönemlerde eski yaklaşım ‘hastalıkla, ölümle savaş’ tarzındaydı. İnsanın kontrol edemeyeceği, gücünün yetemeyeceği şeylerle savaşması acı çekmesidir. Yeni bilimsel yaklaşımda hastalıkla birlikte yürünmesi tavsiye ediliyor.” dedi.
Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Kanser Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada kanser tedavisinde psikolojik iyi oluş ve manevi rehberliğin önemine ilişkin değerlendirmede bulundu.
Kansere yüklenen anlam, diğer hastalıklardan farklı
Kanser hastalığında moralin çok önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Kanser hastalığı kronik pek çok hastalık içerisinde en korkulan hastalık grubu olarak değerlendiriliyor. Kronik hastalıklar içerisinde pankreas hastalığı, KOAH yani kronik akciğer solunum yetmezliği hastalığı, diyaliz gerektiren böbrek hastalıkları var. Bu hastalıkların tedavilerine ilişkin pek çok yeni yöntem ve gelişmeler bulunuyor. Bazı hastalıklarda kişiler, sağlıklarının bir standart ameliyatla düzelebileceğini bildiği hastalığa yükledikleri anlam farklı oluyor ama kansere yüklenen anlam ile KOAH ya da böbrek hastalığına yüklenen anlam çok farklı.” dedi.
Yaşam kalitesi ve ruh sağlığı bozuluyor
Kanser hastalığının diğer hastalıklara oranla ölümü daha çok çağrıştırdığını, bu durumun da hastanın ruh sağlığını olumsuz etkilediğini ifade eden Tarhan, “Bu hastalıklar daha çok kişiye ölümü ve direnemeyeceğini çağrıştırıyor. Kişiler hayatın birçok konforunu kaybedecekler, bedeni rahatlarını kaybedeceklerini düşünüyorlar. Hastaların yaşam kaliteleri çok bozuluyor. Bu hastalıklar ruh sağlığını çok olumsuz etkiliyor.” dedi.
Manevi destek programları neden önemli?
Kanser gibi tedavi süreci zor olan hastalıklarda dünyada manevi destek programlarının uygulandığını kaybeden Tarhan, “Özellikle kanser gibi hastalıklarda kişinin talebine göre manevi destek programları yapılıyor. Burada manevi kelimesini doğru anlamak gerekir. Manevi kelimesi mana kökünden geliyor anlamsal demek aslında. Herhangi bir şeyin anlamsal boyutuna bakabilmek. Mesela bir kitaba bakıp inceliyorsunuz. Kitabın maddi boyutu değerlendirildiğinde yazımı güzel, çok kaliteli kağıt kullanılmış. Kitabın anlamsal boyutu ise kitabın içerisindeki mesajlarla ilgili… Bu ikisini karıştırmamak gerekiyor.” dedi.
Anlam arayışı sadece insana özgüdür
Kronik ölüm ve hayatın sona ermesi ile ilgili konularda sadece yaşama gibi görünen kısımlar değil görünmeyen konuların da sorgulandığını kaydeden Tarhan, “Bu durum sadece insanda bulunan ve insanı diğer canlılardan ayıran anlam arayışı ile ilgili bir durum. İnsanda anlam arayışına neden olan zihin üstü genler ile ilgili. Diğer hiçbir canlıda anlam arayışı yok. Bir köpeğin hayal dünyasına anlam dünyasına baktığınızda kemik vardır fakat insanın anlam dünyası herkeste farklıdır ve herkesin şahsına göre değişir.” dedi.
Böyle zamanlarda anlam arayışına girilir
İnsanların böyle zamanlarda yani ağır hastalıklarla mücadele ettiği dönemlerde anlam arayışına girdiklerini de belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “İnsanlar böyle zamanlarda hayatını anlamlı kılacak bir şeyler bulursa kronik hastalıklara daha iyi baş edebiliyor. Ama ölüme açıklama getiren bir anlam gerekiyor. Ölüme açıklama getiren, insanı tatmin eden, insanı ikna eden ve ölümden sonraki belirsizliği gideren bir anlam arayışı neredeyse insanı en iyi o tatmin ediyor.” dedi.
İnsanın en önemli psikolojik ihtiyacı, mutlu olmak
Hastalıkla mücadelede iyileşme kısmındaki psikolojik sağlamlığın önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Hastalığın seyrini etkileyen en önemli konu, insanın psikolojik ihtiyaçlarıyla ilgilidir. İnsanın en önemli psikolojik ihtiyacıyla ilgili yapılan çalışmalar da vardır. İskandinavya’da yaşayanlarla Afrika’da yaşayanlar üzerinde yapılan iki ayrı çalışmada ‘İnsanın en büyük psikolojik ihtiyacı nedir?’ diye araştırılıyor. İki ülkede insanlara ‘Ünlü olmak, zengin olmak, çok şeye sahip olmak mı yoksa mutlu olmak mı?’ sorusu soruluyor. İki örneklemde de insanlar en çok mutlu olmayı tercih ediyor. Şu anda iyilik bilimi, mutluluk bilimi olarak geçiyor. Bilim bunu well-being olarak tanımlıyor. Bu insanın en büyük psikolojik ihtiyacıdır.” dedi.
Moral gücü insanı harekete geçiriyor
Psikolojik iyi oluş ihtiyacının kronik hastalıklarda ve ağır hastalıklarda daha çok arttığını vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “İnsanı harekete geçiren moral gücü, maneviyat gücüdür. Yaşam enerjisini elinden aldığı zaman kişinin motivasyonu da düşüyor. Kendini harekete geçirme kabiliyeti de düşüyor. Onun için moral ve motivasyon önemlidir.” dedi.
Teselli ve anlam arayışı bu dönemde artıyor
“Kişi yaptığı işe ve hayata anlam katabiliyorsa böyle durumlarda harekete geçirecek bir gerekçesi oluyor” diyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Kişi yaptığı işten mutlu olabiliyor. Böyle durumlarda kendini harekete geçirebiliyor. Hasta olan bir kimse böyle bir durumda daha çok ihtiyaç hissediyor. Kişinin en çok telkine açık dönem de ağır hasta olduğu dönem. Bu dönem teselli ihtiyacının ve anlam arayışına olan ihtiyacının en yüksek olduğu dönem. Böyle dönemlerde eski yaklaşım ‘hastalıkla, ölümle savaş’ tarzındaydı. İnsanın kontrol edemeyeceği, gücünün yetemeyeceği şeylerle savaşması acı çekmesidir. Bu yöntemde yani yeni bilimsel yaklaşımda hastalıkla birlikte yürünmesi tavsiye ediliyor.”
-
Sapanca’da Müstakil Bir Yaşam Sapanca Lake Villas
Sapanca’da Müstakil Bir Yaşam
Sapanca Lake Villas
Covid-19 pandemisiyle birlikte başlayan, kalabalık şehirlerden uzakta ve müstakil bir yaşam sürme isteği, ülkemizin içinde bulunduğu deprem gerçeğiyle birlikte; büyük ve yoğun nüfuslu şehirlerde bulunan kişilerin de daha güvenli konutlarda müstakil bir yaşam arayışını hızlandırdı.Türkiye’nin en kalabalık nüfusa sahip şehri olarak birinci sırada yer alan İstanbul’dan çok fazla uzaklaşmak istemeyenler de öncelikle daha yakın çevreleri tercih ediyor. Bu kapsamda hem doğa ile iç içe olmak için hem de müstakil bir yaşam için Sapanca, son dönemde dikkat çekiyor.
Nexonya tarafından Sapanca’da temelleri atılan Sapanca Lake Villas projesi, 19 villadan oluşuyor. Her birinin zemin artı iki katlı ve 6+2 tipinde tasarlandığı Nexonya Sapanca Lake Villas’ta; dört yatak odası, iki yaşam alanı, beş banyo ile bir ebeveyn banyosu ve bir hobi odası ile çamaşırhane ve depoyu da içeren odalar bulunuyor. Projede ayrıca iki teras ve 1 balkon yer alıyor.
Toplam 13 bin 367 metrekare arsa alanına sahip projede villalar, Sapanca Gölü’nü de panoramik bir manzaradan görecek şekilde inşa ediliyor. Kullanıcılarına müstakil bir yaşam sunacak olan projenin donatıları arasında; açık yüzme havuzu, basketbol alanı, çocuk oyun parkı, peyzaj ve yeşil alanlar ile kamelya ile yürüyüş yolları, dinlenme alanları ve her villaya özel açık otopark bulunuyor. Barbekü alanı, 7/24 güvenlik-villa interkom ve jeneratör sistemi gibi birçok donanım da kullanıcılara sunuluyor.
Örnek villa Nisan ayında hazır
İstanbul’a sadece altmış dakika uzaklıkta olan Dibektaş bölgesinde hayata geçirilen villa projesi Sapanca Lake Villas, merkezi lokasyonlara da yakın mesafede yer alıyor. Doğanın içinde, huzurlu ve ayakları toprağa basan güvenli bir konut arayışında olanlar için 19 villanın inşaat çalışmaları hızla devam ediyor. Son deprem yönetmeliğine göre hazırlanan projede, 19 villa özellikli yaşam konutundan 7’sinin kaba inşaat çalışmaları bitmiş durumda buluyor. Projenin ilk örnek villası ise Nisan ayında tamamlanmış olacak.
Proje adresi: Dibektaş Mahallesi Sapanca – Sakarya Türkiye
Tel: 444 0 257
www.nexonya.com
www.sapancalakevillas.com -
Adapazarı Ziraat Odası Başkanı Ercan Ateş’in annesi, İzzet Ateş’in eşi olan Emine Ateş vefat etti
Ercan Ateş’in anne acısı
Adapazarı Ziraat Odası Başkanı Ercan Ateş’in annesi, İzzet Ateş’in eşi olan Emine Ateş vefat etti
Bir süredir tedavi gören anne Ateş bugün aniden fenalaştı. Yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamayan Emine Ateş (65) hayata gözlerini yumdu.

Ziraat Oda başkanı Ercan Ateş’in annesi olan Emine Ateş yarın Adapazarı Karakamış Mahallesi’nde kılınacak olan cenaze namazı sonrasında son yolculuğuna uğurlanacak.
Bugün Vefat Edenler
-
FİLİZ AKAYADAPAZARI / İSTİKLAL
-
HASAN AKTÜRKADAPAZARI / KARADERE
-
EMİNE ATEŞADAPAZARI / KARAKAMIŞ
-
EMRULLAH KURTULMUŞADAPAZARI / KORUCUK
-
HAMZA AVCIARİFİYE / CUMHURİYET
-
FATMA DURGUNGEYVE / HIRKA
-
GÜLİNAZ SEÇKİNHENDEK / ÇAMLICA
-
ELMAS PEHLİVANHENDEK / GÜNDOĞAN
-
AYŞE DEMİRHENDEK / HACİMBEY
-
TURAN ÖZTAŞSAPANCA / GÜLDİBİ
-
-
Hak ve Adalet Partisi Genel Başkanı Burhan ATAŞ , 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü Mesajı Yayınladı
Hak ve Adalet Partisi Genel Başkanı Burhan ATAŞ , 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü Mesajı Yayınladı
”Sosyolojik bir gerçek”
Genel Başkan Burhan ATAŞ mesajında: ”Hayatı her gün yeniden var eden kadınlarımız için birlik ve mücadele günü olan 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü, ne yazık ki, hemen hemen her gün yaşanan kadına yönelik şiddet olaylarının ve kadınlarımızın toplumsal hayat içerisinde yaşadığı çeşitli mağduriyetlerin gölgesinde kutluyoruz. Kadınların sosyal, ekonomik ve kültürel hayat içerisinde erkeklerle eşit derecede söz sahibi olduğu toplumlara baktığımızda gelişmişlik düzeyinin ve yaşam kalitesinin yükseklerde olduğu, kadına değer vermeyen, kadını geriye iten toplumların ise hala gelişemediği ve asla gelişemeyeceği sosyolojik bir gerçektir” dedi.

Hak ve Adalet Partisi Genel Başkanı Burhan ATAŞ
”Örnek teşkil etmişlerdir”
ATAŞ: ”Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün ileri görüşlülüğü sayesinde, o dönem dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde bile olmayan haklar kadınlarımıza tanınmıştır. Kadınlarımız, toplumsal, siyasal ve ekonomik hayatta üstlendikleri rollerle sadece ülkemizin gelişmesine omuz vermemişler, aynı zamanda dünyada ve bölgedeki birçok ülkenin kadınlarına da örnek teşkil etmişlerdir. Kadınlarımız için çok önemli ve anlamlı bir gün olan 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü; kadınlarımıza yönelik geliştirici politikaların arttırılması, kadınlarımızın sosyal, ekonomik ve siyasal alanda daha çok söz sahibi olmaları için mücadele etmemiz gerekliliği bilinciyle kutluyoruz. Kadınlarımızın hayat içerisinde karşılaştığı sorunların ortadan kalktığı, şiddetle ve toplumsal hayat içerisinde karşılaştıkları çeşitli mağduriyetlerle değil; sosyal, sanatsal, akademik ve ekonomik alandaki başarıları ve kattıkları değerlerle anıldığı bir Dünya özlemiyle; bütün kadınlarımızın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyorum ” diye belirtti.
-
Hendek Belediye Başkanı Turgut Babaoğlu’nun vefat eden dayısı Cemalettin Temiz dualarla toprağa verildi.
CEMALETTİN TEMİZ DUALARLA SON YOLCULUĞA UĞURLANDI
Hendek Belediye Başkanı Turgut Babaoğlu’nun vefat eden dayısı Cemalettin Temiz dualarla toprağa verildi.
Adapazarı’nda vefat eden Hendek Belediye Başkanı Turgut Babaoğlu’nun dayısı Cemalettin Temiz için Hendek İkbaliye Mahallesi Merkez Camii’nde öğlen namazına müteakiben cenaze namazı töreni düzenlendi. Cenaze namazına hayatını kaybeden Temiz’in sevenleri ve yakınları ile Hendek Belediye Başkanı Turgut Babaoğlu’nun yanı sıra Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem Yüce, MHP Sakarya İl Başkanı Ahmet Ziya Akar, Hendek Kaymakamı Halil İbrahim Acır, Hendek Cumhuriyet Başsavcısı Ayhan Yenilmez, Hendek İlçe Emniyet Müdürü Mesut Eyigün, Hendek İlçe Jandarma Komutanı Yüzbaşı Süleyman Sercan Candan, MHP Hendek İlçe Başkanı Burhan Namlı, Hendek İlçe Müftüsü Mürteza Gür, Belediye Meclis Üyeleri, Muhtarlar, Sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, kurum müdürleri ve vatandaşlar katıldı.
Kılınan cenaze namazından sonra hayatını kaybeden Cemalettin Temiz, İkbaliye Mahallesi Aile kabristanlığında dualarla toprağa verildi. Başkan Babaoğlu ve ailesi ile Temiz aileleri taziyeleri kabul etti.
-
Nurullah Kırmızı’nın kızı Dünya evine girdi
Sakarya’nın tanınmış ve sevilen iş adamlarından Nurullah Kırmızı’nın kızı Elanur Kırmızı ile Tugay Emanetoğlu hayatlarını birleştirdi.
Aslen Erzurumlu olan Sakarya’nın tanınmış işadamlarından Nurullah & Asuman Kırmızı çiftinin güzeller güzeli biricik kızı Elanur Kırmızı ile Metin & Züleyha Emanetoğlu; Ruh-u Revan Düğün Salonu’nda nezih bir ortamda gerçekleşen görkemli törenle bir ömür boyu sürdürecekleri mutluluklarına “evet” dedi.
Elanur & Tugay Emanetoğlu çiftinin nikâhını kıyan Serdivan Belediye Başkanı Yusuf Alemdar; sosyal medya hesabında “Elanur Kırmızı ve Tugay Emanetoğlu çiftinin nikâh merasimini gerçekleştirdik. Her iki aileye hayırlı olsun diyor, genç kardeşlerimize de Allah mesut bahtiyar etsin temennisinde bulunuyorum” diyerek mutluluklarına ortak oldu.
Düğüne katılanlar arasında; TBMM 22.23 ve 24. Dönem AK Parti Sakarya Milletvekili olarak görev yapan Bilim Sanayi ve Teknoloji eski Bakan Yardımcısı Doç. Dr. Hasan Ali Çelik, SATSO Yönetim Kurulu Üyesi ve Sakarya VİB Turizm Yönetim Kurulu Başkanı Suat Akın, Yazlık Belediyesi eski Başkanı Hikmet Say, Sakarya Erzurumlular Derneği Başkanı Dursun Murat Ak ve yönetim kurulu üyeleri, Sakarya Büyükşehir Belediyesi Özel Kalem Müdürlüğü İdari ve Sosyal İşler Sorumlusu Hasan Sayar ile Kırmızı ve Emanetoğlu ailelerinin uzak ve yakından gelen akraba ve dostların yanı sıra; Nurullah Kırmızı’nın yakın dostlarından Tarık Çakmakçı, Erman Bezirgan, Ali Genç, Tunay Aykut, Ali Arabacıoğlu, İlhan Akçaoğlu, iş, siyaset ve STK camiasından esnaflar, siyasetçiler ve iş dünyasından çok sayıda davetli katıldı.

















































