Kategori: Cemiyet

  • 4 Mart Dünya Obezite Günü…

    Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Fazla kiloluluk oranı hem erkeklerde hem de kadınlarda yüzde 40 dolaylarındadır. Bölgelere göre ayrıldığında obezite oranı yüzde 37,5 oranıyla Batı Karadeniz Bölgesi birinci sırada, yüzde 36,9 oranıyla Orta Anadolu Bölgesi ikinci sırada yer almaktadır.”…Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Emel Alphan obeziteden korunmanın yolunun sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenmeden geçtiğini söyledi. 4 Mart Dünya Obezite Günü dolayısıyla açıklamalarda bulunun Prof. Dr. M. Emel Alphan, vücut yağının artışı olarak tanımlanan obezitenin kalp-damar hastalıkları, diyabet, karaciğer yağlanması ve hipertansiyon başta olmak üzere pek çok hastalığın nedeni olduğunu ifade etti.

    Prof. Dr. Alphan, obezitenin temel sebeplerini açıklarken, “Vücuda besinlerle ihtiyaçtan fazla alınan enerji ile vücutta yağ miktarı artar. Fast-food tarzı besinler gibi enerji içeriği yüksek besinlerle sık beslenmek ve fiziksel aktivitenin azlığı obezitenin temel sebeplerindendir” dedi.

    EN OBEZ BATI KARADENİZ2010 yılında TURDEP-2 çalışmasına göre, Türkiye’de yüzde 35,9 olan obezite oranlarının 2019 TBSA çalışması sonuçlarına göre yüzde 31,5 oranına gerilediğini ifade eden Prof. Dr. Alphan,“Fazla kiloluluk oranı hem erkeklerde hem de kadınlarda yüzde 40 dolaylarındadır. Bölgelere göre, ayrıldığında obezite oranı yüzde 37,5 oranıyla Batı Karadeniz Bölgesi birinci sırada, yüzde 36,9 oranıyla Orta Anadolu Bölgesi ikinci sırada yer almaktadır. Bu veriler obezitenin artmaya devam ettiğini vurgularken, aslında önlenebilir bir hastalık olduğunu da hatırlatmak gerekir.Son 20 yıldır obezite çocuklarda da görülmekte olup obez çocukların yüzde 30’unun yetişkinlik döneminde de obez olacakları tahmin edilmektedir. Çocukluk çağındaki şişmanlığın çocuklarda tip2 diyabete (yetişkinlerde daha sık olan) neden olduğu da hatırlanırsa çocukluk çağından itibaren obeziteden korunmakla ve yetişkinlik döneminde obezitenin neden olduğu hastalıklardan korunmak mümkün olacaktır” şeklinde konuştu.

    Prof. Dr. Alphan, obeziteye dair açıklamalarına şu şekilde devam etti:OBEZİTE SEBEPLERİ NELERDİR?

    “Obezite, basit bir enerji dengesizliği sorunu olarak ya da genetik sorunu olarak görülmemelidir. Obeziyete neden olan faktörler incelendiğinde, beyinde açlık ve tokluk merkezlerini yöneten transmitterlerden bağırsaklardaki mikrobiyotayı oluşturan bakterilere kadar, kaliteli ve düzenli bir uykudan, obezojenik çevreye (fast-food tarzı beslenme, fiziksel olarak hareketsiz olma, hatalı beslenme alışkanlıkları ve pişirme yöntemleri) kadar, ayrıca beyinde bulunan iştahı kontrol eden endokanbinoid sistemden iklim değişikliğinin yol açtığı sera gazı salınımına kadar pek çok nedenin obezitenin oluşumunda etkili olduğu son zamanlarda yapılan çalışmalarda ortaya konmuştur.Farklı yaş gruplarında enerji gereksiniminin değişmesine karşın eski hatalı beslenme alışkanlıklarının sürdürülmesi özellikle yaşın artmasıyla birlikte bulaşıcı olmayan kronik hastalıkların nedeni olarak karşımıza çıkıyor.Fazla kilolu veya obez olup olunmadığının saptanmasında Beden Kütle İndeksi (BKİ) adı verilen bir hesaplama yöntemi kullanılır. BKİ, kişilerin kilogram cinsinden vücut ağırlığının, metre cinsinden boyun karesine bölünmesiyle hesaplanabilir. BKİ değeri 25 kg/m2’den yüksekse fazla kilolu, 30 kg/m2’den yüksek ise obez kabul edilir.Bel çevresinin kadınlarda 88 santimetre, erkeklerde 102 santimetrenin üzerinde olması metabolik hastalıklara yakalanma riskini arttıracaktır. Türkiye de erkek tipi şişmanlık olarak kabul edilen Abdominal obezitenin özellikle kadınlarda (yüzde 54) çok yüksek olduğunu da belirtmek gerekir.

    OBEZİTEDEN KORUNMA YOLLARI

    Sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenme obeziteden korur. Enerji ve besin öğesi ihtiyaçları her yaştaki insanda farklıdır. Obeziteden korunmak için her yaşa uygun miktarlarda olmak üzere sağlıklı yemek tabağı her öğünde oluşturulmalıdır.Aşağıdaki Türkiye’ye Özgü Beslenme Rehberinde gösterildiği gibi Sağlıklı Yemek Tabağı’nın yarıya yakını sebze ve meyvelerden (günde en az 5 porsiyon sebze ve meyve tüketilmelidir), çeyreği tahıllardan (tam buğday ekmeği vb. posalı tahılar) ve kalanı da peynir, süt, yoğurt, az yağlı süt ve süt ürünleri ile yumurta, et balık, tavuk ve kurubaklagillerden oluşan bir beslenme tarzını sürekli uygulamak obeziteden koruyacaktır. Yağlar az miktarlarda yemeklere tat vermek için kullanılabilir.Tereyağı gibi doymuş yağlardan uzak durmak zeytinyağı ağırlıklı fakat az miktarda da diğer sıvı yağlarla yemekleri pişirmek gerekir. Şeker ve şekerli besinlerin kesinlikle tüketilmemesi gereklidir. Şekerli meyve suyu ve meşrubatların yerine su içilmelidir. Çünkü bu tür içecekler vücuttaki yağlanmayı arttıran yüksek fruktozlu mısır şurubu içerirler.Sağlık yemek tabağı için iki örnek: Köfte, bulgur pilavı, karışık salata ve ayran. Kuru fasulye, pilav, karışık salata, ayran ile sağlıklı yemek tabağını tamamlamak mümkün olacaktır.Bireysel olarak toplam yağ ve şekerlerden enerji alımını sınırlamak, meyve, sebze ve baklagil tüketimini arttırmak ve düzenli fiziksel aktivite yapmak obeziteden korunmada temel önerilerdir. Dünya Sağlık Örgütü; sağlıklı olabilmek için fiziksel aktiviteyi çocukların günde 60 dakika ve yetişkinlerin haftada 150 dakika yapmalarını önermiştir.Sosyal medya ve internet ortamındaki diyetler kişiye özel olmadıkları için uygulanmaları sağlıklı değildir hatta bu tür diyetlerle zayıflansa bile verildiğinden çok daha fazla kilo geri alınır. Obezlerin hekim, fizyoterapist ve diyetisyenlerle ve gerektiğinde psikolog ve aile desteğiyle sağlıklı, yeterli ve dengeli bir beslenme programı uygulamaları obezitenin tedavisinde başarıyı getirecektir.”

  • Yaşar Holding’in kurucusu Selçuk Yaşar yaşamını yitirdi.

    Duayen iş insanı Selçuk Yaşar vefat etti

    Pınar Et, Pınar Süt, DYO, Yaşar Üniversitesi gibi Türkiye çapında bir çok kurum ve kuruluşu bünyesinde barındıran, ihracat ve vergi rekortmenleri arasında bulunan Yaşar Holding’in kurucusu Selçuk Yaşar yaşamını yitirdi.

    Bir süredir hastanede tedavi gördüğü öğrenilen Selçuk Yaşar için 13 Şubat 2023 Pazartesi günü İzmir Karşıyaka Beşikçioğlu Camii’nde düzenlenecek cenaze namazı sonrası naaşı Soğukkuyu Mezarlığı’nda toprağa verilecek.

    Selçuk Yaşar kimdir?

    Selçuk Yaşar 1954 yılında Zuhal Krom ile evlendi. Çiftin, Feyhan, Selim ve İdil olmak üzere üç çocuğu dünyaya geldi.

    Selçuk Yaşar’ın, girişimci, yeniliğe açık yapısı, farklı düşünmesi, şirketleşme ve sanayi konusunda ürettiği fikirleri, babası ve ailesiyle birlikte Türkiye’nin ilk boya üretimi ve markası DYO’nun kurulmasında önemli rol oynadı. Ülkemizde yabancı sermaye ortaklığıyla kurulan ilk şirketlerden olan DYOSAD, inşaat boyalarının ardından sektörünü geliştirecek sanayi boyaları ve matbaa mürekkeplerine yatırım yaptı. DYO, Selçuk Yaşar’ın vizyonuyla yaratılan istihdam, üretilen kaliteli ürünler, çalışanların gelişimine verilen önem, sektöre kazandırılan bayilik sistemi ve iş ortaklarıyla kurduğu güçlü bağlar ile Türkiye’nin öncü ve lider kurumlarından biri haline geldi ve Yaşar Topluluğu’nun kuruluşuna giden yolda atılan ilk adım oldu.

    Türkiye’de tarıma dayalı sanayinin öncüsü olan Selçuk Yaşar, et ve süt hayvancılığının geliştirilmesi amacıyla birçok önemli projeyi hayata geçirdi. 1970’li yılların zor koşullarında Türkiye’nin kalkınmasındaki en temel ihtiyacın tarıma dayalı sanayinin gelişmesi olduğuna inandı. 1973’te Pınar Süt’ün kuruluşu, ülkenin gelişimine, Selçuk Yaşar’ın sürdürülebilir değer yaratma çabası ile yeni sektörlerin doğmasına, yeni iş alanları yaratılmasına ve sektörün gelişmesine katkı sağladı ve Pınar Süt, Türkiye için bölgesel ve toplumsal kalkınma modeli oldu. Birbirine bağlı bu sektörlerin gelişimi, aynı zamanda ülkenin tarım ve hayvancılığının da gelişimi demekti. Selçuk Yaşar, yem ihtiyacını karşılama, nitelikli yemler üreterek hayvan verimini artırma amaçlarıyla yem ve besicilik faaliyetlerine yatırım yaptı. Girişimci ruhuyla yine bir ihtiyacı görerek Pınar Et’i kurdu.

    1970’li yılların başında Çeşme’nin turizm potansiyelini görerek büyük bir turizm yatırımına imza attı ve ilk beş yıldızlı tatil köyü Çeşme Altın Yunus’u hizmete açtı.

    Selçuk Yaşar, kültür balıkçılığının önemine ve toplumun protein ihtiyacının balık üretiminin artışıyla desteklenmesi gereğine inanarak sektörün doğuşuna öncülük yaptı. Entegre hindi üretim tesisi de hayvancılık sektörüne yapılan değerli yatırımlardan biri oldu.

    Kurumsallaşmaya ve sürdürülebilirliğe çok önem vererek şirketlerinin “Bilim Birlik Başarı” ile yönetilmesini ilke edinen Selçuk Yaşar’ın ülkenin iyi eğitim almış gençlerle büyüyeceğine ve gelişeceğine olan inancı ile üniversite kurma hayali, 2001 yılında gerçekleşti. Yaşar Üniversitesi, on bine yakın öğrencisi ve akademisyenleri ile ulusal ve uluslararası alanda öne çıkan üniversitelerden biri olma yolunda ilerliyor.

    Kurduğu şirketler, vakıflar ve üniversite ile ülkemize sayısız eser kazandıran Selçuk Yaşar, 2004 yılında Yaşar Topluluğu Onursal Başkanı oldu.

    Sivil toplum gönüllüsü

    Selçuk Yaşar, toplumun ve ülkenin iyiliği için birlikte hareket etmenin önemini bilerek geleceğin Türkiye’sini şekillendiren, toplumun sorunlarına duyarlı ve her zaman çözüm için gönüllü bir sanayici ve vatandaş oldu.

    TÜSİAD’ın kuruluşunda ve ilk yönetim kurulunda Türkiye’nin önde gelen sanayici ve iş insanlarıyla birlikte sorumluluk aldı.

    Süt, et ve gıda sanayilerinin gelişmesine, yurt dışında tanıtılmasına katkı sağlamak amacıyla SETBİR’in (Süt, Et, Gıda Sanayicileri ve Üreticileri Birliği) kurulmasına öncülük etti.

    Ege Bölgesi’nde sanayici ve iş insanlarının önderliğinde, sanayi ve ticaretin büyümesi, küresel düzeyde bir gelecek ile toplumsal refahın artırılması amaçlarıyla ESİAD’ın (Ege Sanayici ve İş İnsanları Derneği) kuruluşuna öncülük etti, Yüksek İstişare Kurulu Başkanlığı’nı yaptı.

    Türkiye’de boya sanayiinin gelişimini desteklemek üzere sanayicilerle bir araya gelerek BOSAD’ın (Boya Sanayicileri Derneği) kurucularından oldu.

    Selçuk Yaşar, insana, insanlar için üretmeye, değer yaratmaya her zaman önem verdi.
    Sanayici ve aydın kişilerin sadece ekonomik kalkınmaya değil, toplumsal kalkınmaya da önem vermesi ve katkıda bulunması gerektiğine inandı. Yaşar Eğitim ve Kültür Vakfı ve Selçuk Yaşar Spor ve Eğitim Vakfı ile toplumsal alanda yatırımlar yaptı.

    Gençlik dönemlerinde aktif spor yapan Selçuk Yaşar, üyesi ve başkanı olarak en büyük destekçisi olduğu Karşıyaka Spor Kulübü’nün Onursal Başkanı’ydı.

    Selçuk Yaşar duyarlı bir iş insanı olarak çeşitli konularda kitap ve makale yazarak fikirlerini paylaştı. Tecrübelerden ders çıkarmanın ve eğitimin gereğini hep vurguladı.

    Kurum içi ve kurum dışı birçok yayının çıkarılmasına öncülük eden Selçuk Yaşar, yayıncılığa 1961 yılında ‘DYO’dan Haberler’ dergisi ile başladı. Daha sonra uzun yıllar ‘Bilim Birlik Başarı’ dergisini yayınladı. Ege Ekspres Gazetesi, Gazete Ege, Devir Dergisi gibi yayınlar da çıkaran Selçuk Yaşar, güçlü bir iletişimciydi.

    İlhan dolu yaşam

    “Bilim Birlik Başarı” ilkesiyle, ülke sevdasıyla Türkiye’yi sayısız ilklerle buluşturan Selçuk Yaşar’ın yaşamı hepimiz için kıymetli örnekler ve ilhamla dolu. Selçuk Yaşar, şirketlere, vakıflara, kuruluşuna öncülük ettiği sivil toplum kuruluşlarına, toplumda dokunduğu insanların yaşamına yenilikçi, araştırmacı, yapıcı, vizyoner, girişimci ve öncü kişiliğiyle değer kattı.

    Danimarka İzmir Fahri Konsolosluğu yapan, Danimarka Kraliçesi tarafından “Üstün Hizmet Nişanı”na layık görülen Selçuk Yaşar’a, Ege Üniversitesi Senatosu ve Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi Senatosu tarafından “Fahri Doktora” unvanı verildi.

    Selçuk Yaşar, 1997 yılında ülke ekonomisine ve topluma katkıları sebebiyle “Devlet Üstün Hizmet Madalyası” ile onurlandırıldı.

  • Türk Eğitim Vakfı Bağışçısı Ferdi Özbeğen Kabri Başında Anıldı

    Türk Eğitim Vakfı Bağışçısı Ferdi Özbeğen Kabri Başında Anıldı

    Sevilen şarkıların güçlü yorumcusu, ünlü sanatçı Ferdi Özbeğen, ölümünün 10. yıldönümünde tüm mal varlığını bağışladığı Türk Eğitim Vakfı (TEV) tarafından Ulus Mezarlığı’ndaki kabri başında anıldı.

    Türk halkının beğenisine mazhar olarak milyonların sevgisini kazanan, piyanist ve ses sanatçısı Ferdi Özbeğen, vefatının 10. yılında Türk Eğitim Vakfı (TEV) tarafından Ulus Mezarlığı’ndaki kabri başında anıldı. 27 Ocak Cuma günü gerçekleşen anma törenine, Özbeğen’in tüm mal varlığını ve en kıymetli hazinesi olan beyaz piyanosunu bağışladığı TEV’in Genel Müdürü Banu Taşkın, TEV yetkilileri ve bursiyerlerinin yanı sıra sanatçının yakınları, dostları ve sevenleri de katıldı.

    TEV Genel Müdürü Banu Taşkın, anma töreninde şunları söyledi: “Sanat dünyasındaki saygın kişiliği ile geniş hayran kitlesine ulaşan, değerli piyanist ve güçlü yorumcu kıymetli bağışçımız Ferdi Özbeğen, vefatından önce tüm mal varlığını ve kendisi için manevi değeri büyük olan beyaz piyanosunu Türk Eğitim Vakfı’na bağışladı. Adına açılan burs fonundan bugüne kadar yüzlerce eğitim bursu sağlandı. Sanatçımız Ferdi Özbeğen’in adı, gençlerimizin eğitimine sağladığı katkılar ile daima yaşamaya devam edecek. Biz Ferdi Özbeğen’i beyaz piyanosu, güzel gülümsemesi kendisinin tabiriyle umut dolu mesajları ve müzikleri ile hatırlıyoruz. Hem sanatıyla, hem gülümsemesiyle hem de beyefendiliğiyle anılması çok özel. TEV olarak öğrencilerimiz adına ve çalışanları olarak minnettarız, ışıklar içinde uyusun.”

    Vasiyetiyle tüm mal varlığını ve beyaz piyanosunu TEV’e bağışlayan Ferdi Özbeğen’in adına açılan burs fonu, başarılı ve maddi desteğe ihtiyacı olan öğrencilerin eğitimine katkı sağlamaya devam ediyor. Ferdi Özbeğen’in beyaz piyanosu ise Türk Eğitim Vakfı İnanç Türkeş Özel Lisesi’nde (TEVİTÖL) özel yetenekli gençlerin müzik ve piyano eğitimlerinde kullanılıyor.

    Türk Eğitim Vakfı Hakkında:

    Türk Eğitim Vakfı (TEV), 4 Mayıs 1967 tarihinde merhum Vehbi Koç’un önderliğinde eğitime gönül vermiş 205 Türk aydını tarafından kuruldu. Başarılı ve maddi olanakları sınırlı olan öğrencilere burs desteği vererek Türkiye’ye ve insanlığa katkı sağlayacak öncü gençleri ve onların yetişecekleri eğitim sistemini destekleyen TEV, kuruluşundan günümüze yaklaşık 260 bin yurt içi ve 2 bin yurt dışı bursu sağladı. Eğitime katkılarını 31 adet eğitim tesisi yaptırarak destekleyen Türk Eğitim Vakfı ayrıca Türkiye’de üstün başarılı ve yüksek potansiyelli öğrencilere ihtiyaç duydukları eğitimi lise düzeyinde sağlamak amacıyla kurulan İnanç Lisesi’ni 2001 yılında devraldı ve okul Türk Eğitim Vakfı İnanç Türkeş Özel Lisesi (TEVİTÖL) adıyla eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. İzmir’de, Trabzon’da ve Ankara’da kız öğrenci yurdu açarak Türk Eğitim Vakfı Öğrenci Yurtları İktisadi İşletmesi bünyesinde faaliyet alanını genişletti.

  • ŞEHİR’DEN DEVLET’E ÜTOPYA YAZINI

    ŞEHİR’DEN DEVLET’E ÜTOPYA YAZINI

    Mehmet Ali Kılıçbay, Leviathan’a (Thomas Hobbes) yazdığı önsözde şöyle diyordu: “Her ütopya, bir cennet veya bir cehennem senaryosudur ve modelini haritada terra incognita diye gösterilen yerlerden alır” Yani bilinmeyen yerler. “16.Yy’ın terra incognitası Amerika olmuştur, tıpkı önceki yüzyıllarınkilerin bilinmeyen Asya olduğu gibi”… O sebeple keşifler çağı olarak anılan 15 ve 16. Yy’da Avrupalılar için Asya ve Amerika terra incognita olmuştur.

    Neil McWilliam ise “Marx ile Engels, 1848’de ütopyacılık üzerine yaptıkları yorumlarda bu tür özlemleri küçümserler. Saint-Simon ve Fourier’yi proletaryayı ‘tarihte hiçbir inisiyatif üstlenmemiş ya da bağımsız hiçbir siyasi hareket yürütmemiş bir sınıf’ olarak görmekle suçlarlar.” diye ifade etmektedir (Sanat Ütopya: Mutluluk Hayalleri, İletişim Yayınları, 1. Baskı, 2011, s. 29)

    Ama bunlardan en çok tasavvur edileni ada ütopyaları.  Keşif bekleyen daha öteki topraklar bilhassa adalar Avrupalı yazarların birer ütopya konusu idi.

    Robinson Crusoe’yu çocukluğumda okumuştum. O romanın bir adada geçen hikâyesi bir ütopyadan çok bir hakikate dayanıyordu ve ilk İngiliz realist romanı (1719) kabul edilmekteydi. Issız bir adaya düşen uygar bir insanın, gemici Alexander Selkirk’in 25 yıl birkaç araçla doğayla mücadelesini anlatıyordu. Sonra J.Swift’in bir başka ünlü ada hikâyesi de Güliver’in Gezileri idi: Cüceler Adası (Lilliput) ve devler ülkesi (Brobdingnag)  maceraları… Jules Verne’in Esrarlı Ada’sı, R.Louis Stevenson’un Define Adası gibi fantastik öyküler de ütopik yazın içinde kısmen yer bulmuşlardı.

    En bilinen iki ada hikâyesi Platon’un aktardığı Atlantis ve F.Bacon’un yazdığı Yeni Atlantis’ti.

    Antikçağ ütopyaları arasında Phales, Hippodamos, Aristophanes, Euhemeros

    ve Lukianos yer alır. Bunların arasında yine bir ada ütopyası olarak Euhemeros’un Hiera Adası da dikkat çekmektedir. Kralsız,  eşitlikçi ve emekçi bir toplumsal düzen (Panchaea) önerilmektedir.

    Platon efsanesinde bir tepeyi karadan ayırıp büyük bir ada meydana getirmiş onu da çemberler şeklinde 5 parçaya ayırarak Atlantis’i tasarlamıştı.  Ancak bolluk ve zenginleşme ile giderek yozlaşan ada halkı iktidar hırsı ile beraber bilgeliğin dışına çıkarak yok olup gitmiştir.

    Platon Atlantis’ten sonra önerdiği ikinci devlet modelini Sparta ve Atina’nın dağılmasına karşılık Yunanistan için bir siyasal öneri olarak yazmıştır: Devlet… Platon Devlet (Politeia) adlı eserde filozofların yönetimindeki bir devlet şekli önermiştir.

    Devlet ile beraber başka bir antikçağ ütopyası olan Jambulos’un Güneş Adaları da yine yüzyıllar boyu ütopyacılara esin kaynağı olmuştur.

    Tomasso Campanella ise Güneş Ülkesi’inde, “İnsanları doğru ve yüksek düşünceler yönetmiyor. Dünyaya felaketleri bile mutluluk diye adlandıran kötüler hâkimdir.” diyordu (Güneş Ülkesi, Kaynak yayınları, 2.Baskı, s.87). İlkel insanlar öldürmeyi savaşı bilmiyorlar, adalarında sakin ve doğayla barışık olarak yaşıyorlardı.

    Daha birçok ada ütopyası daha vardı elbette fakat en çok bilinen ya da benim adlarına en sık rastladığım ütopyalardı bunlar.

    Teorik olarak anlatı (metin) özelliği taşıyan ütopyaların uygulama alanı ise mimarlık tasarımlarıdır yani kentsel uygulamalar.

    Bu alandaki önemli kaynaklardan bir tanesi de 2001 yılında yayınlanan “20.Yy Kenti” dir. Bu kitap Wright, Howard ve Cobusier’in 20.Yy kent ütopyalarına yer verilir (s. 107-126) Kooperatif-sosyalist, decentrist ve sendikalist yönelimli olarak ifade ettiği bu üç plancının tasarımlarının sonuçlarına dayalı olarak Robert Fishman, “Üçü de kentsel tasarıma devrimci bir coşku getirdi” demektedir.

    Aynı kitapta Avrupa dışında kalan kentleri sınıflandıran Gideon Sjoberg’in feodal yani aristokratik kentlerle ilgili tanımlamalarına yer veriliyor. Sjoberg’e göre Asya ve Afrika’daki örneklere bakıldığında bu kentler belirli nitelikler gösteriyor: Tutucu, yeniliğe direnen,  dinci ve gelenekçi değerlere göre örgütlenmiş durağan bir katı sınıf yapısıdır…

    Max Weber, Şehir (Die Stadt)’de aristokratik şehirlerin yani kral ve soylu çevresinin mülkiyetindeki kentlerden sonraki kentsel yapının,  burjuvazinin mesleki işbölümü ve örgütlenmeyle ticari ve hukuki haklar (siyasal ve sosyal) kazanmasının sonucu ortaya çıktığını ifade eder.

    Büyük Özgürlük Fermanı (Magna Carta Libertatum) kralın yetkilerinin sınırlandırılmasını sağlamıştı. Günümüz hukuk sisteminin temellerinin atıldığı tarih 1215’tir…

    Akın Sevinç ise ayrı türler olarak ele alınan sosyal ve mimari ütopya alanlarını mimarlık alanındaki mesleki bilgisini de katarak farklı disiplindeki örnekleriyle bir bütün olarak ele almaya çalışıyordu (Ütopya: Hayali Ahali Projesi, Okuyan Us Yayın, 2004).

    Annalee Newitz ve Emily Stamm,19.Yy ve 20.Yy’da tasarlanmış belli başlı ideal şehir örneklerini  “Gerçekleşememiş 10 Ütopya Şehir”  başlığı altında ele almışlardı. Bunlar, vegeteryan aktivist Henry Clubb tarafından 1856’da tasarlanan konutlara en fazla ışığın girmesini sağlayan “Sekizgen Kent”, Fransız Mimar Le Corbusier’in çatılarında bahçelerin olduğu gökdelenlerden oluşan Makine Şehri “Villa Radiuse”, 1902’de toplumsal reformcu Ebenezer Howard’ın tasarısı “Bahçe Şehir”, 1932’de Frank Lloyd Wright’ın tasarladığı kır kentler “Broadacre Şehir”, Albert Speer’in Berlin için tasarlanan dev bina ve geniş bulvarlardan oluşan “Germanya Anıtsal Kenti”, Henry Ford’un 1930’larda Amazon’da denediği “Fordistan”, Buckminster Fuller’in Tokyo için tasarlanan  gökyüzünde yüzen şehirleri “Stars”, 1947’de Life Dergisi’nde yayınlanan nükleer geçirmez ulusal arazi kullanım planı “Atomurbia”,  Alaska için tasarlanan tamamı kapalı şehir “Seward’ın Başarısı” ve G.Koreli mimarlarca tasarlanan  iklimden iletişime her şeyin bilgisayarlarla kontrol edileceği  “Akıllı Şehir Songdo”dur (Çeviren Özlem Katısöz, Yeşil Gazete, 8 Ocak 2014).

    Sonraki yıllarda ütopya yazını üzerine oldukça fazla sayıda yapıt dilimize kazandırıldı. Say Yayıncılık ve Kaynak Yayınları 7’şer kitaplık bir ütopya kitapları dizisi yayınlamıştır.

    Say Yayınları’nın ütopya dizisi için kaleme aldığı “Ütopya ya da Başka Bir Dünyanın Olabilirliği Üzerine” başlıklı  giriş yazısında Mustafa Hazım Bayka, ütopyalardan genel olarak söz ederken, “Evrensel mutluluk, eşitlik ve özgürlük idealleri, sınıfsal baskılar ve sömürü altında yaşayan toplumların düşlerini süslemiş ve giderek insanlığın bir Altın Çağ dönemi yaşadığı üzerine bir kanının doğmasına yol açmıştır” diyordu.

    Kaynak Yayınları ayrıca bilhassa Tanzimat sonrası dönemde kaleme alınmış ütopik yazıları biraraya toplayarak Türk Ütopyaları adıyla yayınladı. Kitapta yer alan Hüseyin Cahit Yalçın’ın Hayat-ı Muhayyel’i (Hayal Edilmiş Hayat) ondan önceki ütopyaların birçoğunda görüldüğü gibi uzak diyara, korunaklı bir adaya yerleştirilmişti.  Yeşil bir yurt olarak tasavvur edilen adada özgürlük kanaatkârlık ve demokratik kurallar (müşterek yaşam ve kardeşlik) geçerli idi. Yalçın’ın, kitabında aktardıklarıyla sosyalist düşüncelerden, Jambulos’un Güneş Adaları ve J.J.Rousseau’nun ilkel yaşama ilişkin fikirlerinden etkilendiği görülmektedir…

    Platon, T.More, Campanella, R.Owen, Fourrier, S.Simon, Louis Blanc, Proudhon, Marx ve Engels gibi isimler sosyalizmin yani kollektif mülkiyetin, üretim araçlarının müşterek paylaşımının, toplumculuk ve eşitlikçilik fikrinin savunucusu oldular. Fransa’da Fourrier ve S.Simon’un devrimci görüşlerini öncü ütopyacı sosyalist Robert Owen, 1816’da İngiltere’deki New-Lanark fabrikasında J.Locke’un insan-çevre ve J.J.Rousseau’nun toplumsal sözleşme teorilerini geliştirerek çalışanlarına uygulamak istedi. Robert Owen’a göre din, burjuva aile yapısı ile özel mülkiyet krizin ana nedeni idi.

    Farabi 872-950 yılları arasında yaşamış bir Türk-İslâm filozofuydu. ElMedinetü’lFazıla (İdeal Devlet Yurttaşlarının Görüşlerinin Ana İlkeleri)’da bir başkanın erdemlerini sayar. Kitap İslâm ve Yunan felsefesini (Platon ve Aristo) uzlaştırmaya çalışmıştır. Kısaltılmış adıyla “Arâ” diye nitelendirilen kitabın 910-912 yılları arasında yazıldığı belirtilmektedir (Çeviri Prof. Dr. Ahmet Arslan, Divan Kitap, 2013, 5.Baskı).

    François Rabelais, 1532‘den itibaren “Gargantua” karakteriyle tanınan ortaçağ skolastik düşüncesini batıl inançlarını eleştiren önemli bir klasik ütopik yapıt serisi ortaya koydu.

    Thomas Hobbes 1651’de Ütopyacılar Çağı olarak tanımlanan bir dönemde ona benzeyen başka bir yapıt ortaya koymuştur. Hobbes de kilise ve ortaçağ fikrini eleştiriyor, İngiltere’de cumhuriyete geçilmesinden hemen sonra kaleme aldığı Leviathan adlı yapıtta bir kralda cisimleşen kılıçlı ve meşaleli bir gücü (Commonwealth) ulus-devleti, kutsal kent-devletin yerine koyuyordu.

    Geleceğe ilişkin ütopyalardan biri de Edward Bellamy’nin Geçmişe Bakış adlı ütopyasıdır. Roman kahramanı Julian West 1887’de hipnozla uykuya dalar 13 yıl sonra 2000’de Boston kentinde uyanır. Ordusu bulunmayan,  eşit ve ortak bir düzen içinde bulur kendisini. Çalışma saatleri kısa olan bu zamanda artık para yerine kartlar kullanılmaktadır. Bu kartlarla ortak alışveriş edilen merkezlerden alınan her şey evlere pnömatik tüneller vasıtasıyla ulaştırılmaktadır. Bellamy, 1888’de kaleme aldığı romanda aristokrasiyi ve sınıfları eleştirmektedir. Makineleşme ve kentleşmeyle çalışmak da mutluluk olmaktan çıkmış, her şey denetim altına alınmıştı.

    William Morris’in Gelecekten Anılar romanında (1890) ise bu defa William Guest isimli bir kahraman kendini 2012’de bulur.  Devrim olmuş Londra değişmiştir. Taşraya dönüşmüş kentte Dick adında devrime ilgi duyan yaşlı bir tarihçiyle gezerler. Karl Marx ve John Ruskin’in eserlerinden bolca etkilenen bu eşitlikçi toplum ütopyasında, ulusa paraya yer yoktur. Herkes dilediği bir işte çalışır, üretilen her şeyi eşit biçimde paylaşır; özel mülkiyet yoktur, herkes için yeteri kadar yiyecek ve giyecek vardır; kişisel özgürlük ile huzur bu ütopyanın temelini oluşturur.

    Morris, devletin yok olup gittiği ve her topluluğun kendi işlerini özgürce yürüttüğü bir ülke tasvir etmektedir. Clive Wilmer, Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan baskıda yer verilen “Bibliyografik Not” başlıklı yazısında William Morris’in bu kitabı üzerine  “Gelecekten Anılar öncelikle bir memnuniyetsizliğin ifadesidir. Hikâye daha iyi bir dünyanın mümkün olduğunu vurgular.” der. (Ayrıntı Yayınları, S.256)

    Ayrıntı Yayınları’nın 2002’de Gelecekten Anılar olarak yayınladığı kitap Say Yayınları tarafından da 2011’de orijinal isminin çevirisiyle Hiçbir Yerden Haberler (News From Nowhere) olarak yayınlanmıştır.

    Egemenliğin üç temel unsuru coercion denen emretme gücü (hukuksal), zor kullanma gücü (polis ve asker) ve parasal güçtü (maliye, vergi, kamusal harcamalar). Ursula K.Le Guin romanlarında hiçbir otorite ve hiyerarşiye yer verilmeyen bir toplumsal düzen (anarşist ütopya) işler. Başyapıtı sayılan Mülksüzler için, “Romanım Mülksüzler, kendilerine Odocu diyen küçük bir dünya dolusu insanı anlatıyor. Odoculuk anarşizmdir. Eski Taocu düşüncede öngörülen, Shelley ve Kropotkin’in, Goldmann ve Goodman’ın geliştirdiği biçimiyle. Anarşizmin baş hedefi, ister kapitalist isterse sosyalist olsun, otoriter devlettir; önde gelen ahlakî ve ilkesel teması ise işbirliğidir (dayanışma, karşılıklı yardım). Tüm siyasal kuramlar içinde en idealist olanı anarşizmdir; bu yüzden de bana en ilginç gelen kuramdır.” demiştir. Le Guin, amacını  “Anarşizmi daha önce yapılmamış bir şekilde romanda somutlaştırmak” olduğunu ifade ederek Mülksüzler’i yazarken etkilendiği Amerika’da anarşizmin öncüsü saydığı yazar Paul Goodman’a ithaf ediyordu…

    “Sanayi Sonrası Ütopyalar” (1987) adı altında ele alınan kuramcılar da yeni bir toplumsal düzen için pratik uygulanabilir (protopya) önermiyorlar. Çoğu gelecek için hala umutlu ama ciddi bir ütopyaları yok. Bahro, Gorz, Jones ve Toffler, bu dört sanayi sonrası ütopist kuramcı en azından anti kapitalist yeni toplumsal ilişkileri üstü kapalı biçimde savunuyorlar (Sanayi Sonrası Ütopyalar, Boris Frankel, 1991, Ayrıntı Yayınları).

    Ernest Callanbach’ın 1975’te yazdığı Ekotopya adlı roman tüm sistemleri ekoloji üzerine kurulmuş bir toplumun 1999’daki yaşamlarının anlatıldığı ilk çevreci ütopya örneği oldu.

    Mazdek (6. Yüzyıl ortaları) reformları da birçok yönüyle bir sosyal devrim olarak nitelendirilebilir ve erken komünizm örnekleri arasında verilebilir. Babek Hürremi İsyanıyla (816-838) gelişen hareket aynı zamanda sembolik olarak kızıl elbiseler giymelerinden ötürü “Kızıllar – Kızıl giyinenler” adını taşımaktadır

    Onedio Kolonisi 1848-1880 de komünist ilkelere dayalı dinsel ve sosyal bir topluluk  (New York) olarak yaşamlarını sürdürdüler. Ann Lee’nin 1736’da İngiltere’de kurup New York’a taşıdığı “Shaker” adlı mezhep de komünal bir yaşam tarzıyla bilinmekte idi.

    Thomas Münzer’in hazırladığı 12 maddelik bildiri de (1525) ütopya tarihi açısından önemli bir köylü komün hareketi olarak dikkat çekmektedir. Dinsel kaynaklı görünse de devrimci bir hareket olarak gelişmiştir. Tanrı ve İncil buyruklarının hasebiyle eşitlikçi, özgür ve adaletli bir toplumsal düzenin kurulmasını öngörmüştü…

    Göksel ütopyalar bilim kurgu türünde romanlar olarak tanımlanıyor. Bunlar arasında   Savinien Cyrano de Bergerac’ın Öteki Dünya (1657), Aleksandr Bogdanov’un Kızıl Yıldız (1908), Robert Heinlein’in Yaban Diyarlardaki Yabancı (1961), John Scalzi’nin Yaşlı Adamın Savaşı (2005) dilimize çevrilen yapıtlar arasında sayılabilir.

    Le Corbusier bazı yerleşim projelerine “İçinde yaşanacak makineler” adını vermişti. Etkili bir devletle endüstriyel bir girişimi benzeş saymıştı.

    Samuel Butler’in 1872’de yazdığı distopya roman Erewhon, makinelerin insan üzerinde egemen konuma geçeceğinden söz eden ilk kitap olma özelliği taşımaktadır. Butler, İngiliz Viktorya dönemini suç, ceza ve din yönünden eleştirir.

    Bizde ilk çocuk bilim kurgu romanı sayılan Selma Mine’nin  “Uzay Yolu” 1973 yılında basılmıştır.

    Yakın gelecekteki ütopyaların birçoğu karamsardı ve birer distopyaya dönüşüyordu.  H.Wells’in Zaman Makinası, Aldoux Huxley’in Cesur Yeni Dünya, George Orwell’in 1984,  Edward Morgan Forster’in bilim-kurgu öyküsü The Machine Stops bunlar arasında sayılabilir. Dünya’nın geleceği ile ilgili distopyalar arasında  Lois Lowry’nin Seçilmiş Kişi (1993), Philip Reeve’in Yürüyen Kentler (2001) serisi Cormac McCarthy’nin Yol (2006) adlı kitapları da sayılabilir.

    TAMER UYSAL

     

    TAMER UYSAL KİMDİR?

    1965’de Bursa’da doğdu. İlk, orta, lise tahsilini Bursa’da yaptı.

    Çocukluğu Demiryolu altındaki mahallelerde geçti. Çınar Lisesi’ni bitirdi. 1988 yılında Ege Üniversitesi Basın-Yayın Yüksekokulu şimdiki adıyla İletişim Fakültesi’nden mezun oldu. Uludağ Üniversitesi’nde geçen memuriyet yılları içinde Nilüfer Ticaret Lisesi’nde öğretmen stajyerlik yaptı,genç beyinlerle tanıştı. Ancak yasalar öğretmenlik yapmasına engeller koydu.  Bursa Büyükşehir Belediyesi’nde Basın ve Halkla İlişkiler biriminde görev yaptı. Belediyedeki görevinden 2015’te baskılar ve siyasi uyuşmazlık gibi nedenlerden dolayı ayrılmak zorunda kaldı. Ayrıca Anadolu Üniversitesi İktisat Bölümü mezunudur. Türkiye çapında bazı dergilerde yayımlanmış, yazı ve şiirleriyle yayımlanmamış şiirleri vardır. Bursa’daki bazı yerel radyolarda (radyo mix, radyo press …) 1995-2000 arası kültür-sanat ağırlıklı programlar yapan Uysal, Ticaret gazetesinde çeşitli konularda zaman zaman konuk yazar olarak yazılar kaleme aldı.

    Türkiye çapında yazı ve şiirleri; Aykırı Sanat, İmgelem, Yoğunluk, Amigra, Güney Kültür Sanat, Lacivert Sanat, Şehir Kültür Sanat, Öner Sanat, Olay vs. gibi basılı dergi ve gazetelerde yayımlandı. Bunun yanında birçok e-dergiye de metin vermekte.

  • Kamer Genç’i vefatının yıl dönümünde saygı ve rahmetle anıyoruz

    Doğruları söylemekten bir saniye bile şaşmadı. Hayatını Cumhuriyetin ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçiliğine adadı. Kamer Genç’i vefatının yıl dönümünde saygı ve rahmetle anıyoruz
    Bu dünyadan Tunceli’li.Kamer Genç geçti
    Onu kim öldüre bilirki
    Işıklarda uyusun güzel insan 🙏🏻🙏🏻✨✨

    Kamer Genç, Tunceli’deki mezarı başında anıldı

    Eski CHP Milletvekili Kamer Genç, ölümünün 7’nci yıl dönümünde Nazimiye ilçesindeki kabri başında anıldı.Eski TBMM Başkanvekili ve CHP’de 7 dönem Tunceli milletvekilliği yapan Kamer Genç, ölümünün 7’nci yıl dönümünde memleketi Nazimiye ilçesi Ramazan köyündeki kabri başında anıldı.Buradaki anmaya; CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, CHP’li milletvekilleri Ali Şeker, Orhan Sarıbal, Polat Şaroğlu, Hüseyin Yıldız, ilçe belediye başkanları, siyasi parti temsilcileri ile Genç’in yakınları katıldı. Genç için Kur’an-ı Kerim okundu, dua edildi ve hak lokması dağıtıldı. Bir dakikalık saygı duruşu sonrası mezarına karanfiller bırakıldı.Burada konuşan Veli Ağbaba, “Kamer ağabey aslında Türkiye’nin ikinci yüzyılında kurmamız gereken düzeni bize anlatıyor. Maalesef liyakatın yok edildiği, sadece belli çevrelerin devlette görev aldığı haksız bir sistem yaratıldı. Kendisine oy verse bile yakın değilse işe alınmadığı bir sistem yaratıldı. Bugün yapmamız gereken en önemli şey; fakir fukara çocuklarını tekrardan işe almak. Birinci görevimiz; liyakati hakim kılmak. Kamer ağabey bugün yaşasaydı; demokrasiyi, laikliği savunan; çok inandığı Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ilkelerini ve inancını taşıyan birinin cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturmasını isterdi. Bugün yaşasa; kuşkusuz CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı olmasını isterdi. Bizim de görevimiz, Kamer Genç’in bu amacını Türkiye’de hakim kılmak” dedi.

    “BU KADAR UZUN YILLAR MİLLETVEKİLLİĞİ YAPMIŞ KİMSE YOKTUR”

    CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel de şunları söyledi:

    “Her yıl buradayım ve buradayız. Meclis’te bu kadar uzun yıllar milletvekilliği yapmış kimse yoktur. Belki Isparta’da Süleyman Demirel, bu kadar uzun süre milletvekilliği yapmıştır. Kamer beyin savunduğu cumhuriyeti var eden değerler, yoksul bir ailenin çocuğunun yükselip, cumhurbaşkanı olabildiği cumhuriyetin değerlerini halkımız tekrar iktidar yaparsa; anma törenlerine cumhurbaşkanları, bakanlar gelecek. O zaman burada devlet olacak. Bugün ki; yalnız bırakılmışlığı manalı buluyoruz. Bunu bir tercih olarak görüyorum.” 

    Vefatının 7’nci yıldönümünde #KamerGenç ağabeyimizle yine birlikteyiz. Çok özledik, hiç unutmadık…

    Resim

    Resim

    Kamer Genç Kimdir ?

    1940’da Tunceli’nin Nazimiye ilçesine bağlı Ramazan köyünde doğmuştur.

    Dargelirli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Kamer Genç’in babası Ali Genç yazları İstanbul Silahtarağa’da amelelik yapmaktaydı. Başarılı bir öğrencilik hayatı geçirdi. 1960’da Ankara’da Maliye Okulu’na yatılı olarak girdi. Ancak okulun tamirata alınması nedeniyle öğrenimine bir süre Tunceli Lisesi’nde devam etmek zorunda kaldı. Ardından Maliye Okulu’na geri döndü. Bir yandanda babasının yanında çalışıyordu. Bu dönemde kardeşi Hıdır’ın kızamık hastalığıdan yaşamını yitirdi. 1966’da Ankara İktisadi Ticari İlimler Akademisi’ni (Şu anki adıyla Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi) bitirdi. Okulla birlikte Maliye Bakanlığı’nda staj da yaptı ve Bingöl’e vergi kontrol memuru olarak atandı.

    1966 yılında girdiği Danıştay sınavını kazanan tek isim oldu. 1974-1976 yılları arasında Paris’te bulundu. Danıştay Tetkik Hakimliği ve Danıştay Savcılığı görevlerini yaptı. Danıştay’daki görevi 12 Eylül’ün ardından son bulan Genç, 1981 yılında Tunceli’den Danışma Meclisi Üyeliği’ne seçildi. 1983’te çok partili yaşama yeniden dönüşle birlikte Kamer Genç siyaseti sürdürme kararı alarak, Tunceli’den bağımsız milletvekili adayı olmaya karar verdi. Ama Danışma Meclisi’nde adaylığı veto edildi. 1983-1987’de mali müşavirlik yaptı. Ardından 4 dönem milletvekili seçildi. 1993’ten 1999’a kadar TBMM Başkan Vekilliği yaptı.

    2015 yılında bir süre pankreas kanseri tedavisi gören Tunceli eski milletvekili Kamer Genç 22 Ocak 2016 tarihinde tedavi gördüğü hastanede 75 yaşında hayatını kaybetti.Cenazesi vasiyeti sebebiyle Tunceli’nin Nazımiye ilçesine bağlı Ramazanköy’de Türk Bayrağına sarılarak defnedildi.

  • Berfu ve Eser Yenenler çiftinin beraber sahneye koydukları ‘Çift Terapisi’ adlı gösterilerine yoğun ilgi…

    Bu çifte ilgi yoğun…

    Berfu ve Eser Yenenler çiftinin beraber sahneye koydukları ‘Çift Terapisi’ adlı gösterilerine yoğun ilgi… Önceki akşam İstanbul BKM Tiyatro da gerçekleşen gösteride geleneği yine bozmayarak günler öncesinden tüm biletleri tükendi.

    Berfu ve Eser’in gösterisini izleyenler arasında Gülben Ergen’de vardı.

    Sosyal medya hesabından oyuna, Berfu ve Eser Yenenler çiftine övgüler yağdıran Gülben Ergen, ‘Uzun zaman sonra çok eğlenceli, gerçek yaşanmış bir hikayeyi izledim. Berfu sahneye çok yakışmış, Eser’i de izlemeyi özlemişiz. En eğlenceli çift bence.” diye beraber çekilmiş fotoğraflarını paylaştı.

    Berfu-Eser Yenenler çifti, çıkacakları Türkiye turnesi tarihleri de belli oldu. Yenenler çiftinin ‘Çift Terapisi’ adlı oyunları 19 Ocak Perşembe günü Ankara MEB Şura Salonu’nda ve 23 Ocak Pazartesi günü ise İzmir Bostanlı Suat Taşer Tiyatrosu’nda, 8 Şubat Çarşamba günü Eskişehir Vehbi Koç Kongre Merkezi, 14 Şubat Salı günü İstanbul Maximum Uniq Box, 16 Şubat Perşembe günü İstanbul Moi Sahne, 23 Şubat Perşembe İstanbul günü Duru Tiyatro, 28 Şubat Salı günü İstanbul Maximum Uniq Box ‘da sahne alacak.

  • “Ana Hıckmann” Markasının Yeni Koleksiyonuyla Tanıştılar

    “Ana Hıckmann” Markasının Ürünleri Ankaralı Modaseverlerle Buluştu…

    Osman Önal,  Pervin Ersoy,  Sude Önal

    Dünyaca ünlü güneş gözlüğü ve optik ürünler markası Ana Hickmann’ın 2023 koleksiyonu İstanbul’un ardından Ankara sanat, iş ve cemiyet hayatının ünlü isimlerinin beğenisine sunuldu.

    39 yıllık hikayesiyle sektörün öncü ve güvenilir firmalarından Emo Optik, lüks segment ürün yelpazesine ünlü manken Ana Hickmann’a ait güneş gözlüğü ve optik ürünlerinin yer aldığı koleksiyonunu da ekleyerek sektördeki iddiasını sürdürüyor.

    Ayşe Karakelle,  Neslihan Mumcu,  Pervin Ersoy,  Mehmet Özdoğan,  Bilge Kuru,  Elif Bezci

    Ankara Cemiyet Hayatı, “Ana Hıckmann” Markasının Yeni Koleksiyonuyla Tanıştı

    Ankara Gordion AVM’deProjehane tarafından ve Bilge Kuru ev sahipliğinde sergilenen 2023 Ana Hickman koleksiyonu tanıtım etkinliğine Kültür ve Turizm Bakanımız Mehmet Nuri Ersoy’un eşi Sn. Pervin Ersoy’un yanı sıra Başkent cemiyet hayatının birçok ünlü isim yoğun ilgi gösterdi.

    Demet Akalın

    Konuklar markanın birbirinden şık ürünlerini yakından inceleme fırsatı buldu.

    Nesrin Kılavuz

    Mağaza Sayısı Artıyor

    Aydan Özdoğan

    Ana Hickmann ürünlerinin sadece kendi markalarının çatısı altında müşterilerle buluştuğunu ifade eden Emo Optik Yönetim Kurulu Başkanı Osman Önal, “Lüks segment ürünlere sahip böyle önemli bir markanın Türkiye yetkilisi olmak mutluluk verici.

    Osman Önal

    Markanın sahibi ünlü manken Ana Hickmann’ı da önümüzdeki dönemde Türkiye’de ağırlayacağız” dedi.

    Evrim Kaya

    Markalarının İstanbul, İzmir, Ankara, Bursa, Kayseri ve Afyon’da mağazalarının yer aldığını hatırlatan Önal,

    “Bu şehirlerin yanında yakın zamanda Trabzon ve Adana’da da mağazamızı açacağız” ifadelerini kullandı.

    Özde Erkoç

    Pervin Ersoy

    Didar Avcı

    Elif Bezci

    Gülşah Sayan

    Mehtap Özdoğan

    Mine Alp

    Neslihan Mumcu

    Sude Önal

    Bilge Kuru,  Pervin Ersoy,  Mehtap Özdoğan

  • Kalp krizlerinde yaşanan artış en son Burhan Çaçanı aramızdan aldı.

    Burhan Çaçan için taziye mesajı yayınlayan Araştırmacı Yazar Hüseyin Demir, artan kalp krizlerine dikkat çekti.

    Yazar Demir: Hemşerim, dostum Burhan Çaçan, değerli bir şahsiyetti, hayırla yâd edeceğiz.

    Bazı isimlerin adamlığıyla, insanlığıyla ve gösterdiği onurlu duruşuyla hafızalardan silinmeyeceğinin altını çizen Araştırmacı yazar Hüseyin Demir, ‘Değerli dostum, hemşerim Türk halk müziğinin değerli isimlerinden Burhan Çaçan, hiçbir zaman hafızalardan silinmeyecek onurlu, değerli bir şahsiyetti. Yakın zamanda anjiyo olmamdan dolayı beni aramış ve geçmiş olsun dilekleri iletmiş ve kendisinin de kalp rahatsızlığı olduğunu, doktora gittiğini söylemişti. Kalp krizi sonucu, İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn  vefat haberini büyük bir üzüntü ile öğrendik. Hemşerim, değeri dostum ,güzel insan, Türk halk müziği sanatçısı mümtaz şahsiyet Burhan Çaçan’a Allah’tan gani gani rahmet diliyor; kederli ve değerli ailesine, sevenlerine ve tüm sanat camiamıza başsağlığı dileklerimi iletiyorum. Mekânı cennet olsun.’ Dedi.

    Kalp krizlerinde yaşanan artışlar, kaygı verici seviyelere ulaştı.

    Son zamanlarda ‘kalp krizi sonucu hayatını kaybetti’ şeklinde sayısız haber aldığına dikkat çeken Araştırmacı yazar Hüseyin Demir, ’Öncelikle, Kovid-19 sonrası göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı gibi şikâyetleri devam eden dostlarım, mutlaka bir kardiyoloğa görünmenizde fayda var. Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) verilerine göre, her yıl ortalama 17 milyon kişi kalp ve damar hastalıkları sebebiyle hayatını kaybediyor. Türk Kardiyoloji Derneği’ne göre Türkiye’de ölümlerin yüzde 40’tan fazlası kalp ve damar hastalıklarından kaynaklanıyor. Bu rakamların kovid-19 dan sonra ciddi şekilde arttığı ve kalp krizi geçirme yaş aralığının gençlerde artış gösterdiği telaffuz edilmektedir. DSÖ uygun yaşam tarzı değişiklikleri ve düzeltilebilir risk faktörlerinin kontrol altına alınması ile kalp damar hastalıklarına bağlı ölümlerin dörtte üçünden fazlasının önlenebileceğini ifade etmektedir. Türkiye’de ölümlere ilişkin sayısal veriler son 3 yıldır maalesef yayınlanmamaktadır. Çevremizden, haberlerden, sosyal medyadan gördüğümüz kadarı ile kalp krizi kaynaklı ölümlerin, geçmişe nazaran çok fazla arttığına şahitlik ediyoruz. Kalp krizi sonucu vefat oranlarında yaşanan bu yükselişin detaylıca araştırılıp, gerekli öneriler ve tedavi yöntemleri hususunda daha kapsayıcı çalışmaların yürütülmesi, hayati bir öneme sahiptir. Umarım medyaya yansımayan araştırmalar vardır, yoksa da bu konuda büyük bir çalışmaya ihtiyaç olduğu gözü olan herkesin malumudur ve bir an önce harekete geçilmelidir. Aksi durumda Hemşerim, değeri dostum, güzel insan, Türk halk müziği sanatçısı mümtaz şahsiyet Burhan Çaçan gibi birçok sevdiğimiz insan, kalp krizi sonucu aramızdan ayrılacaktır.’ dedi.

    Hakkında

    Burhan Çaçan, Türk halk müziği sanatçısı. 1978 yılında TRT Erzurum Radyosunun açmış olduğu amatör sesler yarışmasını kazandı. Ankara’ya, ardından İstanbul’a gitti 1981 yılında ilk albümünü çıkardı

    Türk halk müziği sanatçısı Burhan Çaçan hayatını kaybetti.Sabah yürüyüş yapmak için dışarı çıkan Burhan Çaçan’ın eve döndükten sonra rahatsızlanarak öldüğü belirtildi.

    Evlerinin Önü Yoldur Yolaktır,

    Evlerinin Önü Yoldur Yolaktır,
    Başımızda Dönen Dektir Dolaptır.
    Ellerin Huriyse Benim Melektir,
    Ben Yarime Neler Neler Alayım.

    Ben Yarime İpek Mendil Alayım.
    Darılmışsa Gidip Hatrın Sorayım,
    Ayrılığa Yoktur Benim Dayağım.

    Evlerinin Önü Bulgur Sokusu,

    Evlerinin Önü Bulgur Sokusu,
    Yel Estikçe Gelir Yarin Kokusu.
    Yarim Küçücuktur Cilve Kutusu,
    Ben Yarime Neler Neler Alayım.

    Ben Yarime İpek Mendil Alayım.
    Darılmışsa Gidip Hatrın Sorayım,
    Ayrılığa Yoktur Benim Dayağım.

    Evlerinin Önü Kahve Dibeği,

    Evlerinin Önü Kahve Dibeği,
    Dibeğe Vurdukça Ağlar Bebeği.
    Ne Sen Gelin Oldun Ne Ben Güveyi,
    Ben Yarime Neler Neler Alayım.

    Ben Yarime İpek Mendil Alayım.
    Darılmışsa Gidip Hatrın Sorayım,
    Ayrılığa Yoktur Benim Dayağım

    Burhan Çaçan 1960 yılında Ağrı’nın Eleşkirt ilçesinde dünyaya geldi.

    TRT Erzurum Radyosunun 1978’de açtığı amatör sesler yarışmasını kazanarak müzik dünyasına adım atan sanatçı, 1981’de “Sefa Geldin” adlı ilk albümünü çıkardı. Sanatçı daha sonra “Kızlar Çıktı Çayıra”, “Deh Deyin Kızlar”, “Ben Yarime Neler Alayım”, “İpek Mendil”, “Memik Oğlan”, “Ayaz Geceler”, “Yağ Yağmur”, “Vurun Dalgalar”, “Sen Nerdesin- Kış”, “Damla Damla”, “Senden Sonra”, “Çakmak Çakmağa Geldik”, “Mevlüt ve İlahiler”, “Neden Geldim İstanbul’a”, “Beni Anneme Götürün”, “Unutulmayanlar 1”, “Namussuz Ayrılık”, “İlahiler 99”, “Alınyazım”, “Türküleri Özledim”, “Gecenin Yarısı”, “Sus Dinle”, “Yalan”, “Sabaha Kadar”, “Zor Akşamlar”, “Bu Gece” ve “Bu da mı Yalan” adlı albümleri müzikseverlerle buluşturdu.

    Burhan Çaçan ayrıca “Makber”, “Ağlama Yavrum”, “Yetim Cemo”, “Her Yer Karanlık”, “Ayaz Geceler” ve “Yağ Yağmur” adlı filmlerde de rol aldı. Evli olan Çaçan, iki çocuk babasıydı.

  • Büyükşehir Ocak kültür sanat etkinliklerinde takvim belli oldu

    Büyükşehir Ocak kültür sanat etkinliklerinde takvim belli oldu

    Büyükşehir Belediyesi Ocak kültür sanat etkinlikleri açıklandı. 2023 yılının ilk ayında tiyatro buluşmalarından film gösterimlerine, söyleşilerden konferanslara panellerden imza günlerine kadar birçok renkli etkinlik kültür sanat dostları ile buluşacak.

    Sakarya Büyükşehir Belediyesi tarafından her ay düzenli olarak gerçekleştirilen kültür sanat etkinliklerinde yeni yılın ilk takvimi belli oldu. Tiyatro buluşmalarından film gösterimlerine, dinletilerden söyleşi ve imza günlerine, konferanslardan panellere birçok etkinliğin sanatseverlerle buluşacağı Ocak takvimi yine dolu dolu geçecek. 2023 yılının ilk ayında da çok sayıda önemli konuk ve konunun yer aldığı etkinlik takvimi hazırlayan Büyükşehir Belediyesi, tüm vatandaşların programlara davetli olduğunu paylaştı.

    Panel

    Konu: Galib: Kuğunun Son Şarkısı

    Konuklar: Beşir Ayvazoğlu, Ercan Yılmaz

    9 Ocak Pazartesi / 19.00 / AKM 

    Söyleşi

    Konu: Çağ Yangını Bir Ses: Mehmet Akif İnan

    Konuk: Hıdır Yıldırım

    10 Ocak Salı

    10.00 – Adabilim Okulları

    14.00 – Şehit Yılmaz Ercan Anadolu İHL

    Tiyatro (Çocuk Oyunu)

    Cesur Korkuluk Kuki – 1001 Sanat

    11 Ocak Çarşamba / AKM / 11.00-14.00

    Biletler, Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı’nda

    Online bilet için: https://ebilet.sakarya.bel.tr/

    Tiyatro

    Fehim Paşa Konağı – 1001 Sanat

    11 Ocak Çarşamba / AKM / 19.00

    Biletler, Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı’nda

    Online bilet için: https://ebilet.sakarya.bel.tr/

    Konferans

    Konu: Osmanlı Aklı

    Konuk: Savaş Ş. Barkçin

    12 Ocak Perşembe / AKM  / 19.00

    Söyleşi ve İmza

    Konu: Eşkina’nın Gözleri

    Konuk: Nevzat Sazak

    13 Ocak Cuma / Halit Evin Anadolu İHL / 14.00

    Söyleşi ve İmza

    Konu: İki Semazen Bir Palyaço

    Konuk: Sadık Yalsızuçanlar

    13 Ocak Cuma / AKM / 19.00

    Tiyatro (Çocuk Oyunu)

    Arı Maya – Loop Sahne

    17 Ocak Salı / AKM / 11.00-14.00

    Biletler, Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı’nda

    Online bilet için: https://ebilet.sakarya.bel.tr/

    Konferans

    Konu: Bu Dünyaya Ne Gerek?

    Konuk: Nurullah Genç

    18 Ocak Çarşamba / AKM  / 19.00

    Tiyatro

    Aruz Vezni – İdea Performans

    20 Ocak Cuma / AKM / 19.00

    Biletler, Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı’nda

    Online bilet için: https://ebilet.sakarya.bel.tr/

    Sinema

    Kayıp Balık Dori

    21 Ocak Cumartesi / AKM / 15.00

    Sinema

    Arabalar 3

    22 Ocak Pazar / AKM / 15.00

    Tiyatro

    Nasreddin Dede – Sakarya Kent Tiyatrosu (Sakarya Kent Konseyi Gençlik Tiyatrosu)

    24 Ocak Salı / AKM / 19.00

    Biletler, Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı’nda

    Online bilet için: https://ebilet.sakarya.bel.tr/

    Tiyatro (Çocuk Oyunu)

    Afacan Maymun – Loop Sahne

    25 Ocak Çarşamba / AKM / 11.00-14.00

    Biletler, Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı’nda

    Online bilet için: https://ebilet.sakarya.bel.tr/

    Konferans

    Konu: Çocuğuma Dinini Sevdiriyorum

    Konuk: Merve Gülcemal

    26 Ocak Perşembe / AKM  / 19.00

    Tiyatro

    Çok Komiksiniz – İstanbul Meydan Sahnesi

    27 Ocak Cuma / AKM / 19.00

    Biletler, Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı’nda

    Online bilet için: https://ebilet.sakarya.bel.tr/

    Tiyatro (Çocuk Oyunu)

    Robin Hood – B&T Yapım

    28 Ocak Cumartesi / AKM / 13.00-15.00

    Biletler, Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı’nda

    Online bilet için: https://ebilet.sakarya.bel.tr/

    Sinema

    Zootropolis Hayvanlar Şehri

    29 Ocak Pazar / AKM / 15.00

  • EİB Koordinatör Başkanı Eskinazi’nin vefat eden annesi toprağa verildi

    Eskinazi ailesinin asırlık çınarı Raşel Eskinazi son yolculuğuna uğurlandı

    Ege İhracatçı Birlikleri (EİB) Koordinatör Başkanı ve İsrail’in İzmir Fahri Konsolosu Jak Eskinazi’nin dün vefat eden annesi Raşel Eskinazi (91), son yolculuğuna uğurlandı.

    Raşel Eskinazi için Altındağ Musevi Mezarlığı’nda cenaze töreni düzenlendi. Törende Raşel Eskinazi’nin oğulları Jak ve İzak Eskinazi ile aile üyeleri, taziyeleri kabul etti.

    Cenazeye, İzmir Vali Yardımcısı Fatih Kızıltoprak, Bornova Belediye Başkanı Mustafa İduğ, İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener ve Meclis Başkanı Selami Özpoyraz, Ege Bölgesi Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar ve Meclis Başkanı Halil İbrahim Gökçüoğlu, İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Işınsu Kestelli, Deniz Ticaret Odası İzmir Şubesi Başkanı Yusuf Öztürk, Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkan Yardımcıları Yalçın Ertan ve Hayrettin Uçak, Ege Deri ve Deri İhracatçıları Birliği Başkanı Erkan Zandar, Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı Burak Sertbaş, Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Muhammet Öztürk, Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Mehmet Ali Işık, Ege Mobilya Kağıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği Başkanı Ali Fuat Gürle, Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Başkanı Bedri Girit, Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Başkanı Davut Er, Ege Giyim Sanayicileri Derneği Başkanı Hayati Ertuğrul, Moda Tekstil Konfeksiyoncular Sitesi (MTK) Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Salkım, Mimar Kemalettin Moda Merkezi Derneği Başkanı İzzet Avcı, ihracatçı birlikleri yönetim kurulu üyeleri, İzmir Ticaret Odası meclis üyeleri ile iş dünyası temsilcileri katıldı. İngiltere’e olan İzmir Musevi Cemaati Vakfı Başkanı Avram Sevinti’de taziyelerini iletti.

    Dini törenin ardından Raşel Eskinazi’nin naaşı, Altındağ Musevi Mezarlığında defnedildi.