Betonu Seçmek Kolaydır, Toprağı Korumak Devlet İşidir.
Bir bölgeye OSB kurmak, en kolay kalkınma cümlesidir.
Haritada bir alan çizilir, “istihdam” denir, “yatırım” denir, mesele kapanır.
Zor olan ise şudur.
Bir toprağa bakıp, onu bozmadan nasıl büyütürüm sorusunu sormak.
Sabırlar ve Poydular hattında bugün tartışılan şey bir “gıda ihtisas OSB” değildir.
Asıl tartışma, devletin toprağı hangi gözle gördüğüdür.
Bu bölge, boş bir arazi değildir.
Bu toprak; üzerinde üretim yapılan, altında canlı bir ekosistem barındıran, çevresindeki metropol havzaları besleme potansiyeline sahip aktif bir tarım varlığıdır.
Yani burası “değerlendirilecek” değil, korunarak büyütülecek bir alandır.
Devletin asli görevi, en hızlı çözümü bulmak değildir.
Devletin görevi, en az geri dönüşsüz zararla ülkeye katkı sağlayacak yolu seçmektir.
Bugün bu bölge için konuşulan OSB senaryosu şunu yapıyor.
Toprağı bir defaya mahsus olmak üzere ekonomik bir kaleme çeviriyor.
Beton döküldüğü anda, o toprak sonsuz süreyle üretim dışı kalıyor.
Oysa aynı bölgeye,
– planlı sulama yatırımı,
– göletler ve su tutma yapıları,
– üreticiye yönelik katma değerli işleme altyapıları,
– kooperatif temelli gıda zinciri modelleri,
– yerel üreticiyi pazara bağlayan kamusal lojistik destekler
sağlandığında ortaya çıkacak tablo şudur.
• Sürekli üretim
• Yerinde istihdam
• Göçün azalması
• Gıda arz güvenliği
• İthalata bağımlılığın düşmesi
• Bölgenin kimliğini kaybetmeden kalkınması
Bu bir hayal değildir.
Bu, dünyada uygulanan akılcı tarım politikalarının özetidir.
Bugün herkes “sanayi olmazsa kalkınma olmaz” cümlesini tekrar ediyor.
Ama kimse şunu sormuyor.
Tarım ölürse, sanayi neyi işleyecek?
Gıda OSB’si adı altında tarım arazisini ortadan kaldırmak, kendi kendini inkâr eden bir modeldir.
Bu, üretimi güçlendirmek değil; üretim zeminini yok etmektir.
Hukuk da bu bakışı destekler.
Toprak Koruma ilkeleri, çevresel etki yaklaşımları ve kamu yararı tanımı;
“alternatifi varken” tarım alanlarının feda edilmesini olağan kabul etmez.
Devletin gücü, her talebe “evet” demesinde değil;
doğru talebi doğru yerde desteklemesindedir.
Sabırlar ve Poydular bölgesi,
betona açılacak bir arsa değildir.
Bu bölge, Sakarya’dan İstanbul’a uzanan hat için doğal bir gıda üretim omurgasıdır.
Eğer gerçekten kamu yararı aranıyorsa,
eğer gerçekten uzun vadeli kalkınma hedefleniyorsa,
eğer gerçekten bu ülkenin geleceği düşünülüyorsa;
Bu topraklara fabrika değil,
su götürmek gerekir.
Bu topraklara parsel değil,
üretim planı gerekir.
Bu bölgeye sermaye değil,
devlet aklı gerekir.
Beton döküldüğünde mesele biter.
Toprak korunduğunda ise ülke kazanır.
Asıl tercih tam da buradadır.
Biz köy halkı olarak OSB değil su yatırımı istiyoruz.