Yer Değişiyor, Hikâye Değişmiyor

Yer Değişiyor, Hikâye Değişmiyor

Geyve’de uzun yıllardır yaşananlara bakıldığında, ortada tesadüfle açıklanamayacak bir tekrar var.

Değişen yerler, değişen sınırlar, değişen haritalar…

Ama değişmeyen bir şey var:
aynı anlatı, aynı belirsizlik, aynı sonuçsuzluk.

Bugün Sabırlar ve Poydular köylerinin sınırlarında konuşulanlar,
daha önce Düzakçaşehir için konuşulmuştu.

O zamanlar OSB talep toplama sürecinde çok büyük ilginin olduğu söyleniyordu aynı şimdi söylenenler gibi.

“16 Firma, 290 Dekar” Söylemi
Hafızalarda hâlâ tazedir.

Bir dönem kamuoyuna,
Düzakçaşehir’de yapılması planlanan bir gıda ihtisas OSB için
16 firmanın talepte bulunduğu,
bu firmalar için 290 dekar alan ayrıldığı yönünde açıklamalar yansımıştı. Yatırımcı talebi olmayan yere, geç kalan kayberder dercesine gel gel yapılmıştı.

Bu rakamlar, o günlerde bir “müjde” diliyle sunuldu.

Kalkınmadan, istihdamdan, bölgenin kaderinin değişeceğinden söz edildi.

Ancak zaman geçti.

Ne o 16 firmadan eser kaldı,
ne ayrıldığı söylenen 290 dekarlık alanlarda bir faaliyet başladı.

Ortada basit ama cevapsız bir soru duruyor.

Eğer o gün gerçekten bu ölçekte bir yatırımcı talebi vardıysa, neden bu süreç hayata geçirilemedi?

Bugün Aynı Sorular, Farklı Köyler

Aradan geçen sürede senaryo değişmedi,
sadece mekân değişti.

Bugün OSB başlığı bu kez
Sabırlar ve Poydular köylerinin sınırlarında dolaşıyor.

Yine büyük beklentiler,
yine yuvarlak ifadeler,
yine “süreç” vurgusu…

Ama yine aynı noktadayız.

İlan süresi bitmiş bir çalışma var,
fakat kamuoyuna yapılmış
ne net bir “iptal” açıklaması var
ne de “yeterli yatırımcı bulundu, süreç devam ediyor” cümlesi.

Bu sessizlik, geçmişte yaşananlarla birlikte okunduğunda,
kaçınılmaz olarak şu kanaati güçlendiriyor.

Sorun hem yer, hem yöntem.

Yatırımcı mı Aranıyor, Toprağa mı Alıcı Bulunuyor?

Mevzuatın ve yerleşik uygulamanın ne dediği biliniyor.

Önce yatırımcı talebi oluşur,
sonra bu talebe uygun yer belirlenir.

Burada ise tablo tersinden işliyor gibi görünüyor.

Önce alanlar belirleniyor,
sonra bu alanlara uygun yatırımcı arayışı başlıyor.

Bu durum, ister istemez toplumda şu soruyu doğuruyor.

Gerçekten bir yatırım ihtiyacı mı var,
yoksa belirlenmiş topraklara bir gün mutlaka alıcı çıkar beklentisi mi yönetiliyor?

Tam da bu noktada,
köylünün önüne sessiz ama çok tehlikeli bir kapı açılır.

Belirsizlik uzadıkça,
“nasıl olsa burası elden gidecek” düşüncesi yayılır.

Toprağın değeri konuşulmaya başlanır.
Fısıltılar çıkar.

“Sat gitsin, nasılsa OSB olacak.”
İşte asıl tehlike buradadır.

Çünkü toprak satıldığında süreç hızlanır.
Toprak satıldığında itiraz zayıflar.

Toprak el değiştirdiğinde,
“kamusal direnç” denen şey kendiliğinden ortadan kalkar.

Bu yüzden açık ve net söylemek gerekir.

Toprağını satma.

Satarsan sadece tarlanı satmazsın.
Söz hakkını satarsın.
Geleceğini satarsın.
Çocuğunun bu topraklarda yaşama ihtimalini satarsın.

Bugün “yüksek fiyat” diye sunulan rakamlar,
yarın bu bölgenin gerçek değerinin yanında
bir hiç olarak kalır.

Ama satılan toprak geri gelmez.
Tapu bir kez el değiştirdi mi,
hikâye bambaşka bir yere gider.

Bu yüzden bu süreçte en çok ihtiyaç duyulan şey şudur.

Toprağın el değiştirmemesi.
Toprak yerinde durdukça,
hiçbir masa tam kurulamaz.
Hiçbir plan rahat ilerleyemez.
Hiçbir “oldu-bitti” kolaylaşmaz.

Düzakçaşehir’de
“16 firma, 290 dekar” denildi,
olmadı.

Bugün Sabırlar ve Poydular’da
benzer cümleler kuruluyor.
Ama bu kez bir fark var:
Toplum geçmişi biliyor.

Kalkınma, aceleyle satılan topraklarla değil,
şeffaflıkla ve gerçek taleple olur.
Ve köylünün elindeki en büyük güç şudur:
Toprağı satmamak.

Toprak durdukça,
bu hikâye yazılamaz.

#geyvegıdaosbistemiyoruz
#edenbulur