Zafer Partisi olarak Zafer Partisi saflarını güçlendiriyoruz, sayımızı arttırıyoruz
“HER GEÇEN GÜN BİRAZ DAHA İKTİDARDA KALACAĞIZ DİYE MUHALEFET ÜZERİNDEKİ VE VATANDAŞ ÜZERİNDEKİ BASKILARIN ARTTIRILDIĞINI GÖRÜYORUZ”
“BU SEFER ÇOK DAHA AĞIR AMA ÇOK DAHA AĞIR BİR MAĞLUBİYETE DOĞRU GİDİYORSUNUZ”
“’TERÖR BİTİNCE EKONOMİK KALKINMA BAŞLAYACAK’ SÖYLEMİYLE TÜRK HALKI BU SÜRECE İKNA EDİLMEYE ÇALIŞILIYOR”
“VATAN SAVUNMASI İÇİN PKK İLE MÜCADELEDE HARCANAN PARA EKONOMİNİN GELİŞMESİNE ENGEL OLUYOR DİYORSUNUZ DA SURİYELİLERE YILDA HARCADIĞINIZ 11 MİLYAR DOLAR EKONOMİMİZİN GELİŞMESİNİ Mİ SAĞLIYOR?”
“BİR BARIŞ PLANINA İHTİYAÇ YOK. BİZ BARIŞI ZATEN TÜRK SÜNGÜSÜYLE KIBRIS’TA SAĞLAMIŞ DURUMDAYIZ”
Genel Başkan Prof. Dr. Ümit Özdağ, Türk Milleti Basın Toplantısında Türkiye gündemini değerlendirdi.
Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Çok yakın bir arkadaşımızı, vatansever bir gazeteciyi, bir Türk dünyacısı savaşçısını, gazeteci Vedat Yenerer’i kaybettik. Kendisiyle yirmi yılı aşan bir arkadaşlığımız, dostluğumuz, ülküdaşlığımız, mücadele arkadaşlığımız oldu. Dünyanın değişik ülkelerinde savaş muhabiri olarak görev yaptı ve durumun fotoğrafını olanca netliğiyle Türk halkına anlatmak için mücadele etti. Ve tabii Ergenekon kumpasına maruz kaldı. Vatanseverlerin arka bahçelerinden silah ve cephanelerin çıkacağını köşesinde yazınca, Zekeriya Öz tarafından gözaltına alındı ve tutuklandı. Kendisine, ‘Bu haberi nereden aldın?’ diye çok baskı yapmalarına rağmen konuşmadı, 11 ay içeride yattı. Mahkemeler sırasında da savcılara, ‘Siz bu ülkeden kaçacaksınız.’ dedi. Hakikaten dediği gibi de oldu ve FETÖ’cüler; tutuklananlar tutuklandı, tutuklanamayanlar kaçtılar bu ülkeden. Çok genç yaşta, 61 yaşında hayatını kaybetti. Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun.
Atatürk’ün kızları yine bir zafer kazandılar. Onları da bütün içtenliğimizle kutluyoruz. Milletler Ligi’nde tekrar şampiyon oldular ve bu zaferi büyük bir soğukkanlılık, dinginlikle Türk milletine hediye ettiler. Sadece sportif başarılarıyla değil, duruşlarıyla da ben birçok kişiye ve birçok sporcuya örnek olmaları gerektiğini düşünüyorum. Ve başarılarının devamını Zafer Partililer olarak, bütün Türk milleti gibi diliyoruz.
Evet, tabii bu başarıyla moral bulduk ama ekonomik buhran, yaygın ve derin yoksulluk devam ediyor ve enflasyon kontrol dışında kalmaya devam ediyor. Bu ekonomide bir kurum var. Mutluluk hormonu kurumu diye adını değiştirmeliler. TÜİK’ten bahsediyorum arkadaşlar. 2025 sonu itibariyle kişi başına 18 bin 40 dolar düşüyormuş. Hepimizin zenginliği 18 bin 40 dolarmış. Evet, kişi başına aylık gelir bin 500 dolarmış. Sanki hani bir çocuk romanı vardır ya, Alice Harikalar Diyarı’nda gibi, TÜİK de bize bir harikalar diyarında olduğumuz masallarını anlatıyor.
Gülüyoruz ama millet açlık ve yoksullukla kırılıyor. Gerçekten Cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik buhranlarından bir tanesinden geçiyoruz. 2026 Temmuz itibariyle açlık sınırı 38 bin 216 lira, yoksulluk sınırı 117 bin 336 TL olmuş durumda. Yani asgari ücret açlık sınırının 10 bin 141 lira altında arkadaşlar. Ve yani düşünün, nasıl insanlar geçinecekler, nasıl karınlarını doyuracaklar? Şimdi TÜİK’e soralım buradan. Madem kişi başına gayri safi yurt içi hasıla 18 bin dolar, yani ayda bin 500 dolar, 5 milyon asgari emekli maaşı alan emeklimiz ve 11 milyon asgari ücretli neden açlık sınırı altında bir gelir elde ediyorlar? Bu paranın geri kalanı nerede arkadaşlar? Neden halkımıza bu parayı aktarmıyorsunuz? Halka aktarmıyorsanız kimlere aktarıyorsunuz? Gayri safi yurt içi hasıla olarak açıkladığınız rakam bir hayal mi? Yoksa bakın, gelir dağılımı öylesine bozuk ve adaletsiz ki, küçük bir grup zenginlik içinde yüzerken, toplumun yüzde 90’ı açlıkla mücadele etmek zorunda kalıyor. Hangisini söylemek istiyorsunuz? Hangisi TÜİK’in doğrusu?
Bu rakamlar gerçekçi rakamlar değil, bu rakamlar doğru rakamlar değil. Ve TÜİK hangi açıklamayı yaparsa yapsın, halkın karnı doymuyor. Halk aç kalmaya devam ediyor. Ve gençlerimiz işsiz kalmaya devam ediyor. İşçi, emekli, memur, orta direk aç ve perişan kalmaya devam ediyor. Esnaf ve sanayici ise batık halde varlığını sürdürmeye, bir gün daha acaba işletmemi açık tutabilir miyim diye mücadeleye devam ediyor. İflaslar her geçen gün biraz daha kontrol dışına çıkıyor ve artıyor. İşte AK Parti ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin Türkiye Yüzyılı böyle bir dönem.
24 yıldır iktidardasınız ama yapısal sorunlarının hiçbirisini çözemediniz ve Türk halkını açlığa, sefalete mahkum ettiniz. Öyle TÜİK’in açıkladığı rakamlarla ekonomi düzelmiyor, halk refaha ulaşmıyor. Çünkü eğer vatandaşın alım gücünü artırmazsanız, gelir dağılımında adaleti sağlamazsanız, bütçe açığını kapatmazsanız, dış ticaret açığını düşürmez veya ortadan kaldırmazsanız, tasarrufları artırmazsanız, savurganlığa devam ederseniz, sonuç ekonomik bir çöküş olur. Biz de ülke olarak ne yazık ki, bu ekonomik çöküşü yaşıyoruz. Ve yaptıkları tek şey, Türk halkının dişinden tırnağından arttırarak inşa etmiş olduğu, elinde kalan son zenginlikleri de yabancılara satarak elde edecekleri geliri, üzerine basacakları parayla seçim bölgesinde maaşlara zam ve kredi faizlerini düşürerek seçimi kazanmaya çalışmak. Sonra ne olacak? Bakın, 64 milyar dolarlık özelleştirme yaptınız. Sonra kur korumalı mevduata vermiş olduğunuz faizlerle bu paranın tamamını vergisiz rant baronlarına aktardınız. Yine aynı şey olacak. Bedeli fakir Türk halkı öderken, yandaş sermaye grupları zenginleşecek ve Türkiye’den aldığını yurt dışına götürecek.
Değerli arkadaşlar, 2005-2025 yılları arasında Türkiye’den dışarıya 80 milyar dolar çıkmış, yatırım olarak. Bu 80 milyar doların çok büyük bir bölümü son yıllarda çıkan para. Ve bu 80 milyar doların da son yıllarda çıkan 12,5 milyar doları yurt dışında gayrimenkul alımına gitmiş. 12,5 milyar dolarlık gayrimenkul alınmış. Bu korkunç bir para. Evet, bazıları Türkiye’de bir şey olursa diye yurt dışından oturma izni almak için gayrimenkul satın alıp yabancı ülkelerde oturma izni alıyorlar. Ama bazıları da Londra’da sokaklar, caddeler satın alıyor. Kimlerin satın aldığını ve bu alımların Türk halkının alın terinin Londra bankerlerine aktarılması olduğunu gayet iyi biliyoruz. Bu ekonomik buhrandan çıkmanın tek yolu Zafer Ekonomisidir. Bu ekonomik buhrandan çıkmanın tek yolu sürdürülebilir, planlı kalkınmanın benimsenmesidir. Bu ekonomik buhrandan çıkmanın tek yolu Devlet Planlama Teşkilatı’nın kurulmasıdır. Bu ekonomik buhrandan çıkmanın tek yolu hukukun üstünlüğünün benimsenerek güven ikliminin oluşturulmasıdır. Planlı ekonomidir, planlı sanayileşmedir, planlı tarımdır, verimin üretimde arttırılmasıdır ve bunları AK Parti iktidarının yapması mümkün değildir.
Çünkü her geçen gün biraz daha hukuk devletinin tasfiye edildiğini, düşman ceza hukukunun insafsızca uygulandığını, iktidarda kalacağız diye muhalefet üzerindeki ve vatandaş üzerindeki baskıların arttırıldığını görüyoruz. Ama ne kadar baskıyı arttırsalar da sonuçta vatandaş öfkesini sandığa taşıyarak sandıkta patlatmaya hazırlanıyor. Buradan AK Parti yönetimine sesleniyorum. Bakın, eğer sokakta protestolar olsaydı öfke bu kadar yüksek olmazdı. Düdüklü tencerenin düdüğünü lehimlediniz. Geriye bu buharın dışarı çıkması için bir tek şey kalıyor. Bu tencere patlayacak. Ve bu tencere sandıkta patlayacak. Patladığı zaman siz de öyle şaşıracaksınız ki, öyle telaşa kapılacaksınız ki. Biz bu telaşı, bu şaşkınlığı 2015 Haziranı’nda görmüştük. Bu sefer çok daha ağır ama çok daha ağır bir mağlubiyete doğru gidiyorsunuz. Böyle devam edin. Böyle devam edin.
Terörsüz Türkiye adını verdikleri, terörle müzakere ve teröre teslimiyet süreci 21 ayı geride bıraktı. PKK kendisini feshedecekti, silahlarını bırakacaktı, bir al-ver süreci yaşanmayacaktı, şartsız şurtsuz terör sona erecekti. Bu başladığı zaman bunun böyle olmayacağını, olamayacağını Türk halkına, bu konuda doğru söylenmediğini ifade ettik. Ve ne yazık ki haklı çıktık. Gelmiş olduğumuz noktada bırakın bir müzakereyi, ‘Ben silahı bırakmam.’ diyen bir terör örgütüne taviz veriliyor ve dağdan inmesi için yasa çıkartılıyor. Pazarlığın odağında narko-terörist elebaşı Öcalan’a özgürlük ve siyasi haklar verilmesi, PKK’lı teröristlerin affedilip deyimle topluma kazandırılması yer alıyormuş. Evet, unutmadık ki Devlet Bahçeli, ‘Öcalan gelsin, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde konuşsun’ diye bu yolu açmıştı. Öcalan’ın kurucu önder olmasını, Öcalan’a siyasi statü verilmesini ve Öcalan’ın siyasi koordinatör olması gerektiğini ifade etmişti. Ve işte böyle çıktıkları yolda şimdi Türk kamuoyundan titizlikle gizlenen ama Abdullah Öcalan’ın onay verdiği söylenen bir yasa taslağı Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulacakmış.
Medyadan biz de izliyoruz. Kimi bilgilere göre yasa taslağında, PKK terör örgütüne mensup olmakla birlikte suça bulaşmamış… Arkadaşlar, bu nasıl bir iş? Yani PKK terör örgütüne mensup olacak ve suça bulaşmayacak. Zaten PKK terör örgütüne mensup olmak, suça bulaşmak anlamına geliyor yasalara göre. Ve bunlar topluma kazandırılacakmış, cezaevindeki hükümlülere de ceza indirimi gelecekmiş. Zaten şu ana kadar yüzlerce ve yüzlercesinin serbest bırakıldığını duyuyoruz, izliyoruz. Çerçeve yasa taslağı aslında açık bir af düzenlemesi. Nitekim Adalet Bakanı da ‘Bir genel af söz konusu değil, PKK ile sınırlı bir düzenleme.’ diyerek bunun bir PKK affı olduğunu teyit etti. İktidar ve Terörsüz Türkiye sürecini yürütmeye çalışanlar, PKK’ya af düzenlemesi tasarlıyorsa bunu çıkıp açıkça ifade etmek ve gazilerimize, şehit ailelerine ve tabii Türk milletine bir açıklama yapmak zorundalar. Neden? Neden yapıyorsunuz bunu? Bu açılım ve terörle pazarlık sürecini yürütenler, kahraman gazilerimiz ve aziz şehitlerimizin emaneti olan aile yakınlarının yüzlerine bakabilirler mi? Hiç sanmıyorum. Bakacak olsalardı, 17 gündür Ankara’da, Güvenpark’ta, ‘gaziler arasında rütbe farkı olmaz’ diyen ve bunun için 24 saat gece gündüz Güvenpark’ta direnen gazilerimizi en azından ziyaret eder ve isteklerini dinlerler, hatırlarını sorarlardı ama bunu yapmadılar. Madem siz bunu yapmadınız, biz de gazilerimizin temsilcilerini buraya davet ettik. Onlar buradan Türk halkına ne istediklerini ve bu sürece nasıl baktıklarını size anlatacaklar.”
Er Şehit Aileleri ve Gaziler Platformu Sözcüsü Erdem Çerçioğlu: “Sayın Genel Başkanım, böyle bir imkanı bize sunduğunuz için çok teşekkür ederiz. 13 Temmuz saat 11’de basın açıklamasıyla başladığımız eylemimizde bugün 18. güne giriyoruz. Gece gündüz alandayız. İstediğimiz çok açık: Adalet istiyoruz, eşitlik istiyoruz. Aynı şanlı üniformanın içerisinde, aynı şartlarda, aynı şekilde, aynı terörist kurşunuyla yaralanmamıza rağmen aynı silah arkadaşlarımızla eşit haklara sahip değiliz. Eşit haklara sahip değiliz derken şu yanlış anlaşılmasın: Biz az maaş alıyoruz da diğer rütbeli askerlerimiz çok maaş alıyor. Bizim parayla pulla bir işimiz yok. Biz yaralandıktan sonra, o üniformanın içerisinde yaralanmamıza rağmen Milli Savunma Bakanlığı tarafından emekli prosedürü uygulanıp Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın içerisine atılıyoruz. Yani Milli Savunma Bakanlığı bizi kullanıp bir mendil gibi bir kenara atmış durumdadır. Fiilen 20 yaşında hayatını bu vatana, bu bayrağa, bu toprağa vermiş insanlar, uzuvlarını bu toprağa vermiş insanlar, hiç kimse tarafından bir mendil gibi kıvrılıp bir kenara atılamazlar. Biz de bir ana babanın evladıyız. Biz de ağaç kavuğunda yetişmedik.
Burada istediğimiz şey çok basit. Bir teğmen düşünün, üniversite mezunu, bir de kardeşi var, kısa dönem asker olarak gidiyor askere. İkisi askerlik görevini yaparken o teğmen arkadaşımız atanamayan öğretmen olsun mesela. Askerliğini bitirip geri gelse, atanamayan öğretmen olarak hayatını sürdürmeye devam edecek. Altıncı ayında yaralandı diyelim. Yaralandıktan sonra devlet, yaralanmamış olsaydı teğmen olurdu, üsteğmen olurdu, yarbay olurdu, albaylığa kadar bunu yükseltiyor, emsal veriyor. Ama erlere böyle bir şey yok. Aynı çatışmada yaralanmasına rağmen emekli memur statüsüne sokuyor ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın içerisine atıyor. Bu neyi kaybettiriyor bize? Sağlık alanında, sosyal alanda çok farklılıklar oluşuyor. Mesela rütbeli olan askerlerimiz istediği zaman protezini değiştirebiliyor, yurt dışında tedavi hakkı oluyor. Ama er olan bir abimiz beşinci, altıncı ayında protezinde bir problem çıksa süresini beklemek zorunda kalıyor ve yaptıramıyor. Yirmi yaşında siz bizim yürüme özgürlüğümüzü elimizden aldınız. Siz bizim yirmi yaşında görme yetimizi elimizden aldınız. Bize bunları sağlamakla mükellefsiniz. Şu an bu karşınızda duran insanlar devleti devlet yapan olgunun ana unsurlarıdır. Çünkü bu vatana bedel ödemişlerdir.
Her yerde söylüyorum, şimdi de söylüyorum. Eğer ortak payda vatan sevgisiyse, Cumhurbaşkanı da dahil olmak üzere hiç kimse bizden daha fazla sevdiğini iddia edemez. Biz bu vatana, bu bayrağa canımızı verdik, uzuvlarımızı bıraktık. Şunu ifade ediyorum: Yeni bir taslak çalışması yapılmış, bizim de elimize geldi. Baktık, biz orada inceledik. Biz ısrarla, bizim parayla pulla işimiz yok. Biz bir statüye sahip olmak ve Milli Savunma Bakanlığı’nın içerisinde, o şanlı üniformayla yaralandık. Bizi oraya almasını söylerken bunlar bize, sanki sus payı gibi, bu Terörsüz Türkiye kapsamında o cani, o şerefsiz bebek katilini affedecek şeyleri çıkartmak için bizim ağzımıza bir parmak bal sürmekteler. Biz bunu asla kabul etmiyoruz. Asla kabul etmiyoruz. Bizim kanımız, canımız hiçbir yerde pazarlık konusu olamaz. Pazarlık konusunun lafı bile edilemez. Şimdi çerçeve yasanın içerisine çok ayıp bir şey bu: Teröristlerle birlikte gazi ailelerinin de sokulması.
Nasıl diyeyim? Şöyle, devleti yönetenler yanlarına almışlar yandaş, 3-5 tane şehit ailesi, gazi derneğinin ya da vakfı. Burada diyorlar ki, işte şehit aileleri ve gaziler bu süreçte bizim yanımızda. İddia ediyorum referanduma götürün. Yüzde 90 hayır oyu çıkmazsa eğer, biz o alanı bugün terk ediyoruz. Asla kabul etmeyecektir bu ülkenin aziz vatandaşları. Çünkü onlar vatan olgusunu, bayrağın dalgalanmasının ne demek olduğunu çok iyi biliyorlar. Bugün biz er şehit aileleri ve er gaziler olarak haklarımızı aramak için 18 gündür oradayız, alanlardayız. Çeşitli muhalefet partilerinden geldiler, siz de geldiniz Sayın Genel Başkanım. Siz hatta İzmir’de bizim derneğimizi de ziyaret ettiniz. Sizin bir yere gittiğinizde şehitlikten başladığınızı ve şehit-gazi derneklerimizi ziyaret ettiğinizi çok iyi biliyoruz. Bizim bu alandaki amacımız kamuoyu oluşturmaktı. Kamuoyu oluşturmakta bize yardımcı olduğunuz için, sesimiz olduğunuz, sözümüz olduğunuz için, görmeyen gözümüz olduğunuz için, yürüyemeyen ayağımız olduğunuz için biz çok teşekkür ederiz.
Biz bu alandan, bu hazırlanan çerçeve yasayı, tamamen içi boş, bu bebek katiline karşılık sus payı verilmek üzere hazırlanmış bir şey, asla kabul etmiyoruz. Asla. Eşit haklarımıza adil davranılmadıktan sonra, adalet içerisinde bize de eşit davranılmadıktan sonra hiçbir şey kabul etmiyoruz. Biz alandan ayrılmıyoruz. Bu hafta sonuna kadar eğer somut bir adım atılıp buradan bir şey çıkmazsa, biz açlık grevine gidiyoruz. Tüm Türkiye’yi, tüm Ankara halkını bu aziz insanlar, bu kahramanlarla birlikte Güvenpark’ta olmaya davet ediyoruz. Buyurun, başımızın üstünde yeriniz var. Gelin, kahraman görmek istiyorsanız bir başka yerde aramanıza gerek yok.”
Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Durum gerçekten bu kadar vahim ve PKK terör örgütüyle yapılan müzakerelerin ulaşmış olduğu nokta bu kadar acı verici. Birinci açılımı yaşamamışız gibi, birinci açılım adı verilen teslimiyet sürecinden sonra 3-5 ilçemizi PKK terör örgütünün elinden geri almak için Kıbrıs’ta vermiş olduğumuz şehitten daha fazla şehit vermemişiz gibi, şimdi ‘Terör bitince ekonomik kalkınma başlayacak.’ söylemiyle Türk halkı bu sürece ikna edilmeye çalışılıyor. Terör bitince ekonomik kalkınma başlar mı? Evet, terör örgütü teslim olur, terör örgütü diz çöker ve kayıtsız şartsız Zafer Partisi’nin yapacağı gibi Türk devletinden af diler ise terörün durması, ekonominin gelişmesine de muhakkak katkıda bulunur. Ama teröre taviz vererek teslim olursanız, terörün durması ekonomiye hiçbir katkı yapmaz. Aksine Türkiye’yi daha kötü günlere, aynen birinci açılım sonrasında olduğu gibi, sürükler. İşte alın size terörle müzakere eden İspanya’nın gittiği nokta, inceleyin ve ondan sonuçlar çıkartın.
Değerli basın mensupları, üzerinde durmak istediğim bugün bir diğer konu da Suriyeli sığınmacılar ile gelmiş olduğumuz noktadır. Çok üzüntü verici bir noktadayız. Bundan beş sene önce Zafer Partisi’ni kurarken, 26 Ağustos 2021’de, Türkiye’nin bir örtülü istila ile, bir demografik işgalle karşı karşıya olduğunu, sınırlarımızın güvenliğinin olmadığını, her önüne gelenin sınırları geçerek Türkiye’ye kaçak olarak girdiğini, Suriyeli sığınmacıların da iktidar tarafından yollanmaya niyetlerinin olmadığını söyledik. Yılda 11 milyar dolar para harcadığımızı, bunun ekonomik kalkınmamızı engellediğini söyledik. Şimdi soruyorum Türk halkına: Vatan savunması için PKK ile mücadelede harcanan para ekonominin gelişmesine engel oluyor diyorsunuz da, Suriyelilere yılda harcadığınız 11 milyar dolar ve Suriye’de yapmış olduğunuz harcamalar ekonomimizin gelişmesini mi sağlıyor? Hani Beşar Esad devrilince Suriyeliler vatanlarına geri döneceklerdi? 6 Haziran’da Şam Büyükelçisi, artık geri dönmeyecekler, entegre edilmelerini konuşacağız, dedi. Ardından İçişleri Bakanı benzer bir açıklama yaparak Suriyelilerin Türkiye’de kalacağını ifade etti. Türkiye’den çok daha az sayıda Suriyeli alan ABD bile, onların geçici koruma statüsünü iptal etti ve Suriyelileri Amerika’dan Suriye’ye geri yolluyor.
Biz Gaziantep’ten, Kilis’ten yollamayacağız, Adana’dan yollamayacağız, Osmaniye’den yollamayacağız, Ankara’dan, İstanbul’dan yollamayacağız. ‘Çok başarılı iş adamı olduk.’ diyorlar. Hayır! Siz Türk halkına bir söz verdiniz. Hani geri yollayacaktınız? Nasıl? PKK terörü kayıtsız şartsız teslim olacak dediniz ve şimdi PKK şart dayatarak, teslim falan olmadan tavizler elde ediyor. Aynısını sığınmacılar konusunda da yaşıyoruz. Sadece Amerika mı Suriyeli sığınmacıları geri gönderiyor? Hayır! Lübnan, Ürdün, İngiltere de geçici koruma statüsündeki Suriyelileri vatanlarına hızla yolluyor. Avrupa Birliği genelinde, iç savaş sırasında Suriye’den ve diğer ülkelerden gelmiş olanların geri dönüş süreçleri hızlandırılırken, yeni başvuruların kabullerinde ağır şartlar ortaya çıkartılıyor. Özetle dünyada sadece Türkiye, Suriyelilerin kalması konusunda bir politika oluşturuyor. Peki, entegre edince ne olacak? Vatandaşlık verecekler. Yani Türk milletinden kaybettikleri oyları, oy ithal ederek sağlayacaklar demektir. Ama Türk milleti bunun da cevabını muhakkak sandıkta verecektir.
Yeni Parti, Cumhuriyet Halk Partisi tartışmalarıyla Türkiye’nin gündemi oyalanırken, bir yandan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden çerçeve yasa diyerek PKK ile müzakerelerin ilk aşama sonuçları çıkarılmaya, Türk milletinin dikkatleri başka tarafa çevrilerek çalışılırken, öte yandan Kıbrıs’ta önemli gelişmeler oluyor. Görev süresi bu sene bitecek olan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Guterres, Kıbrıs’a bir ziyaret gerçekleştirdi ve salı günü KKTC Cumhurbaşkanı Erhürman ile ve sonra Güney Kıbrıs Rum Kesimi lideriyle ayrı ayrı görüştü ve sonra çarşamba günü de ara bölgede bir araya geldiler. Şunu ifade edeyim, Zafer Partisi’nin Kıbrıs temsilcisi bu görüşmeleri Kıbrıs’ta, Türk kesiminde, KKTC’de izledi ve raporladı. Şimdi bu bir barış planı sözde Birleşmiş Milletler gündeme getiriyor. Bir barış planına ihtiyaç yok. Biz barışı zaten Türk süngüsüyle Kıbrıs’ta sağlamış durumdayız. Şimdi bu yeni barış planında neler var? Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin NATO’ya alınması, Türkiye’nin garantörlüğünün sona ermesi ve asker çekmesi, Güzelyurt, Maraş ve Mesarya’nın bir bölümünün Rumlara teslimi. Şaka gibi. Gerçekten şaka gibi. Utanmazlığın böylesine az rastlanır. Evet, bu ziyareti gerçekten büyük bir şüphe ve endişeyle izliyoruz. Zafer Partisi olarak 2004 Annan Planı, 2017 Crans-Montana süreci ve bu bağlamda Rumlara toprak tavizi verme girişimleri ve adada bir federatif, konfederatif çözüm arayışlarına şiddetle karşıyız.
Kıbrıs’ta tek çözüm iki devletli çözümdür. Bunun dışında hiçbir çözüm söz konusu değildir. Çünkü Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türkler bir arada yaşayamaz. Kıbrıs’ta Rum Kesimi’yle Türk Kesimi’nin, KKTC’nin birleşmesi, Türkiye’yle Yunanistan’ın birleşmesi kadar imkansızdır. Bu birleşmenin tek şartı, 1812 öncesine dönüştür. Başka türlü olmaz. Bu da olmayacağına göre mevcut şartlarda ne Kıbrıs’ta birleşme olur ne başka bir yerde ve Kıbrıs’taki Türk devleti gerçeğinin bütün dünyanın kabul etmesinin zamanı gelmiştir. Ayrıca unutmayalım ki Kıbrıs adasında KKTC’nin varlığı, Mavi Vatan’ın da varlığıdır. Kıbrıs’ta durumun değişmesi, Mavi Vatan’ın ortadan kalkması anlamına gelir. Zafer Partisi, Kıbrıs Türklüğü’nün hukukunu ve Türk milletinin hukukunu savunmaya devam edecek.
Zafer Partisi içeriden ve dışarıdan kuşatılarak adeta iç hatlar kıskacına alınmak istenen Atatürk Türkiye’sini kararlılıkla savunmaya devam ediyor. Türk halkı da Zafer Partisi’nin bu ilkeli, tavizsiz tavrını görüyor ve her geçen gün partimize yönelik desteğin, teveccühün arttığını görüyoruz Zafer Partisi de Türk milletinin etrafında, Türk devletinin etrafında kurulan bu kuşatmayı yarmak ve kırmak için geniş bir milli ittifak kurulmasının şart olduğunu düşünüyor, inanıyor. Bunun için çalışırken bir yandan da Zafer Partisi’ni katılımlarla güçlendiriyoruz. Bu katılımlarda temel ölçütümüz şudur: Zafer Partisi’ne katılanlar, Zafer Partisi’nin temel politikalarını benimserler ve savunurlar. Partimize katıldığı andan itibaren, katılan kişinin geçmişte hangi partide olduğunun bir önemi yoktur. Artık o partiyle duygusal ve düşünce bağlarını kopartmıştır ve Zafer Partisi’nin politikalarını ve programını benimsemiştir.
Önemli olan, ülkemiz ağır bir kuşatma altındayken bu kuşatmaya karşı milli direnişin merkezi olan Zafer Partisi’ne katılma cesaretini göstermiş olmasıdır. Bu konuda da Zafer Partisi, Mustafa Kemal Atatürk’ün çizdiği yoldan ilerlemektedir. Ege’de ilerleyen Yunan ordusuna karşı Kuvayı Milliye direnişini başlatan efelerin büyük kısmı, Birinci Dünya Savaşı’nda asker değil, asker kaçağıdır. Çanakkale’de, Sarıkamış’ta, Irak Cephesi’nde yoklardır. Ama Yunan ordusu Ege’nin içinde ilerlemeye başlayınca, bu efeler Yunan’a karşı Ege’de milli direnişin öncüsü olmuşlardır. Yunan ordusunun ilerlemesini durdurmuşlardır. Mustafa Kemal onlara, ‘Siz Cihan Harbi’nde askere gelmediniz, şimdi size ihtiyacımız yok.’ mu demiştir? Hayır. Aksine onları Milli Mücadele’nin etkili bir parçası haline getirmiş ve milli ordu kurulana kadar Yunan ordusunun ilerlemesini bu kahraman efeler durdurmuşlardır. Birçok konuda farklı düşünseler de vatanın işgalden kurtulması için vatanseverler Birinci Meclis’te bir araya gelmişlerdir. Esasen dışarıdan İngiliz emperyalizminin ve desteklediği Yunan ordusunun saldırıları sürerken, içeride de İngiliz emperyalizmiyle ve Yunan ordusuyla iş birliği yapan padişah ve onun çevresindekilere karşı milli direnişi gerçekleştirmek ve zafere götürmek için başka bir yol da yoktur.
Bu strateji geniş milli cephe stratejisiydi. Tarık Buğra’nın Küçük Ağa romanını hatırlayın. Medrese kökenli bir hoca Anadolu’ya yollanır, Kuvayı Milliye’ye karşı düşmanca bir tavrı vardır. Ama başlangıçta padişahı ve çevresini destekleyen bu kişi, zaman içerisinde Kuvayı Milliye’nin doğruyu söylediğini anlar ve Mustafa Kemal’in yanında İstiklal Harbi’nin bir parçası olur. Kimse ona, ‘Sen eskiden padişahçıydın, aramızda yerin yok.’ demez.
Bugün de ülkemiz çok ağır bir tehditle karşı karşıya. Dünya, Amerika ve Çin arasında başlayan ve parça parça devam eden bir dünya savaşı yaşıyor. Arkadaşlar, bu savaşın alevleri ülkemizin sınırlarını yalıyor adeta. Rusya-Ukrayna Savaşı, Amerika-İsrail-İran Savaşı ve şimdi önümüzdeki süreçte Avrupa’da başlayacak yeni bir çatışma ve Uzak Doğu’da başlaması muhtemel yeni bir çatışmadan bahsediliyor. Türkiye’nin milli, üniter ve laik devlet yapısının bu süreçte çok uluslu bir yapıya dönüştürülmesi ve Türkiye’nin Lübnanlaştırılarak parçalanma projesinin ilerletilmeye çalışıldığını görüyoruz. Bir araya gelmesi mümkün olmayan kişiler bir araya geliyor. Bakın, Erdoğan ve Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve Öcalan bir araya geliyor.
Erdoğan, bundan sonra AK Parti, Milliyetçi Hareket Partisi ve DEM birlikte yol yürüyeceğiz diye sarayda açıkladı. Evet, hal böyleyken Zafer Partisi, Atatürk Cumhuriyeti’ni savunmak için bütün vatanseverleri Zafer Partisi saflarında mücadeleye çağırıyor. Bugünkü siyasi mücadele, demokrasi veya demokrasi demeyelim de, demokrasiden geriye kalanla karşı tarafı azaltmak ve kendi tarafınızı güçlendirmektedir. Rahmetli Demirel’in ifadesidir bu ve çok doğru bir ifadedir. Biz de Zafer Partisi olarak Zafer Partisi saflarını güçlendiriyoruz, sayımızı arttırıyoruz ve arttırmaya devam edeceğiz.”
-
Türkiye genelinde çıkan 169 yangının 163’ünün kontrol altına alındı
-
Gülben Ergen’den unutulmaz gece
-
SATSO TEMMUZ AYI OLAĞAN MECLİS TOPLANTISI GERÇEKLEŞTİRİLDİ
-
Gençlerin geleceğine yön verecek tercih desteği AKM’de başladı
-
1500 kişi kapasiteli yeni spor salonu hızla yükseliyor: “Salon sporları için güçlü bir altyapı oluşturuyoruz”
-
Başkan Yusuf Alemdar, Erenler’de görev yapan muhtarlarla istişare ve değerlendirme toplantısında bir araya geldi.

