Türkiye’de dikkat çeken bir siyasi tablo var.
Türkiye’de dikkat çeken bir siyasi tablo var. Ne zaman iktidarı zorlayan bir gelişme, kamuoyunda büyük tepki yaratan bir iddia ya da cevap bekleyen önemli bir soru gündeme gelse, tartışmaların yönü bir anda değişiyor: Bir gün bir belediyeye yönelik operasyon, başka bir gün bir basın kuruluşuna müdahale, bir başka gün gözaltı haberleri…
Halk TV’ye yönelik polis müdahalesi ve kayyum ataması haberleri, Türkiye’de basın özgürlüğü, hukuk devleti ve demokratik haklar açısından ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.
Demokrasilerde iktidarlar, kendilerini eleştiren sesleri susturarak değil, eleştiriye tahammül ederek güç kazanır. Muhalif televizyonları susturmaya yönelik her girişim, yalnızca basın özgürlüğünü değil, vatandaşın haber alma hakkını ve gerçeğe ulaşma imkanını da doğrudan etkiler.
Unutulmamalıdır ki basın özgürlüğü, iktidarın izin verdiği ölçüde kullanılan bir ayrıcalık değil, demokratik hukuk devletinin temel güvencelerinden biridir.
Hukuk ve adalet, iktidarların ihtiyaçlarına göre işletilecek araçlar değildir. Hiç kimse hukukun üstünde olmadığı gibi, hiçbir kurum da hukukun güvencelerinden yoksun bırakılamaz. Elbette varsa hukuka aykırılıklar, bağımsız ve tarafsız yargı önünde, somut delillerle ve adil yargılanma ilkelerine bağlı kalınarak değerlendirilmelidir.
Ancak hukuki süreçler, basını susturmanın veya muhalefeti baskı altına almanın aracına dönüştürülmemelidir.
Vatandaşın doğuştan sahip olduğu temel hak ve özgürlükler; düşünce ve ifade özgürlüğü, haber alma hakkı ve bu hakların doğal uzantısı olan örgütlenme özgürlüğü, demokratik toplumun vazgeçilmez unsurlarıdır.
Bu hakların sistematik biçimde daraltıldığı bir ortamda toplumun farklı sesleri duyulamaz, demokratik denetim işlevini yerine getiremez ve vatandaşlar kendilerini özgürce ifade etmekten çekinir hale gelir.
İktidarı eleştirenlerin susturulduğu, muhalefetin baskı altında tutulduğu ve toplumda korkunun
hakim olduğu bir düzen, demokrasinin ruhuyla bağdaşamaz.
Hiçbir iktidar, özgürlükleri daraltarak ve korku iklimi oluşturarak kalıcı bir meşruiyet sağlayamaz.
devleti, bağımsız yargı, özgür basın ve demokratik
siyaset birbirinden ayrı düşünülemez. Farklı düşüncelerin özgürce ifade edildiği, iktidarın denetlenebildiği
ve vatandaşın haklarını korkmadan kullanabildiği
bir Türkiye, hepimizin ortak sorumluluğudur.
Çünkü demokrasi, yalnızca iktidarın sandıktan çıkması değil; vatandaşın özgürce konuşabilmesi, basının özgürce haber yapabilmesi ve muhalefetin
hiçbir baskı altında kalmadan görevini yerine
getirebilmesidir.
Demokrat Parti
Sakarya İl Başkanı
Zafer ADALET
-
Sakarya’da eğitime bir gün ara verildi! Valilik kararını açıkladı
-
Bozova’da üreticiler pancar fiyatlarına isyan etti
-
Serdivan’da Sporcu Fabrikası İçin Çalışmalar Hız Kazandı
-
Adapazarı SGM’de miniklerin ders heyecanı
-
Türkiye’de dikkat çeken bir siyasi tablo var.
-
Başkan Osman Çelik Üniversiteli Gençlerle Tecrübelerini Paylaştı
