Blog
-

Yas, Hafıza ve Zaman: “Derinlik”te Buluştu
Yas, Hafıza ve Zaman: “Derinlik”te Buluştu
Evrim Sanat Galerisi’nde izleyiciyle buluşan sergi,
yüzeyin ötesine geçen bir iç dünya ve dönüşüm alanı sunuyor.
Evrim Sanat Galerisi, çağdaş sanatın dikkat çeken isimlerinden İclal Erentürk Güçsav’ın, küratörlüğünü İlayda Uzunarslan’ın üstlendiği “Derinlik” başlıklı kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. 18 Nisan 2026 tarihinde gerçekleşen açılışla sanatseverlerle buluşan sergi, izleyiciyi sanatçının içsel dünyasına ve çok katmanlı anlatım diline davet ediyor. Güçsav’ın son dönem üretimlerinden oluşan seçki, 6 Mayıs 2026 tarihine kadar ziyaret edilebilecek.
“Derinlik”, bireysel deneyim ile toplumsal hafızanın iç içe geçtiği, zaman ve duygunun katmanlar hâlinde açıldığı bir anlatı sunuyor. Resimlerde keskin sınırlar yerini akışkan ve geçişken yüzeylere bırakırken, karşıtlıklar birbirini dışlayan değil, dönüşerek çoğalan anlamlar üretiyor. Sanatçının yüzeyle kurduğu ilişki; kazıma, silme ve aşındırma gibi müdahalelerle derinleşiyor ve her katman bir öncekini taşıyan canlı bir yapıya dönüşüyor. Bu yaklaşım, izleyiciye yalnızca görsel bir karşılaşma değil, hafıza, zaman ve dönüşüm üzerinden ilerleyen çok katmanlı bir deneyim sunuyor.
Küratör İlayda Uzunarslan, sergiye ilişkin değerlendirmesinde, bu seçkinin izleyiciyi gündelik olanın ötesine taşıyarak daha kırılgan, çok katmanlı ve dönüşken bir iç dünyayla karşı karşıya getirdiğini vurguluyor. Uzunarslan’a göre Güçsav’ın eserleri, kişisel olan ile kolektif olan arasındaki sınırları belirsizleştirirken, her katmanda biriken izler aracılığıyla süreklilik duygusu yaratıyor ve izleyiciyi bu çok katmanlı yapının aktif bir parçası hâline getiriyor.
Sanatçı İclal Erentürk Güçsav ise “Derinlik”te, içsel bir araştırma alanını başkalarıyla kurulan ilişkiler üzerinden genişlettiğini ifade ediyor. Kendi deneyimlerinden yola çıkan sanatçı, özellikle yakın dönemde yaşadığı kaybın etkisiyle, zamanın parçalı yapısını ve duyguların iç içe geçme hâlini resimlerinde görünür kıldığını belirtiyor. Bu sergiyle birlikte kişisel bir yasın, ortak bir hafıza ve duygudaşlık alanına dönüşebileceğine işaret eden Güçsav, çalışmalarını merhum babası İç Mimar Cemil Aytaç Erentürk’ün anısına ithaf ediyor.
“Derinlik”, izleyiciyi yalnızca bir sergi mekânında dolaşmaya değil, aynı zamanda kendi iç katmanlarıyla karşılaşmaya davet eden bir deneyim sunuyor. Evrim Sanat Galerisi’nde 6 Mayıs 2026 tarihine kadar ziyaret edilebilecek sergi, çağdaş resim pratiğine duyusal ve düşünsel açıdan yoğun bir bakış öneriyor.
Evrim Sanat Galerisi
Adres: Caddebostan Mahallesi Bağdat Caddesi Ergun Apt. No: 244 Kat 2 Daire 8 Kadıköy İstanbul, Tel.: (0533) 237 59 06
Ziyaret Saatleri: Pzt-Çrş-Perş-Cuma-Cmt 11:00-19:00
Pazar 12:00-18:00, Salı günleri ziyarete kapalıdır.
-

Erenler’in yeni ulaşım koridoruna SASKİ’den 5 kilometrelik yağmur suyu hattı
Erenler’in yeni ulaşım koridoruna SASKİ’den 5 kilometrelik yağmur suyu hattı
SASKİ, Erenler Dilmen Mahallesi’nin yeni ulaşım güzergâhında altyapı çalışmalarını sürdürüyor. Zübeyde Hanım ile Mimar Sinan Caddelerini birbirine bağlayacak projenin 5 kilometrelik altyapısı tamamlandığında, Büyükşehir Belediyesi üstyapı dönüşümü için sahaya inecek ve Erenler’e 25 metre genişliğinde yeni bir arter kazandırılacak.
Sakarya Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (SASKİ), şehrin trafik yükünü hafifletecek ve ulaşım konforunu artıracak yeni caddelerin altyapılarını hazırlıyor.
Erenler Dilmen Mahallesi’nde başlatılan Adnan Menderes Caddesi üzerinden Erenler merkezine uzanacak yeni alternatif güzergâhın altyapısı kusursuz bir şekilde inşa ediliyor.

default İlk etapta bin metrelik ana toplayıcı hat inşa ediliyor
Şehrin altyapı direnci planlanarak iki etap halinde yürütülecek 5 kilometrelik yatırımın ilk etabında çalışmalar başladı. İlk etapta bin metre uzunluğunda yağmur suyu toplayıcı hattı inşa ediliyor.
Altyapı SASKİ’den, üstyapı Büyükşehir’den
SASKİ’nin 5 kilometrelik altyapı dönüşümünü tamamlamasının ardından, Büyükşehir Belediyesi vakit kaybetmeden üstyapı dönüşümü için sahaya inecek. Bağlar mevkiinden giriş yaparak ilçe merkezine uzanacak yeni güzergâh 25 metre genişliği, modern bisiklet yolları ve geniş yaya kaldırımlarıyla Erenler’in trafik yükünü büyük ölçüde hafifletecek.
Erenler’e değer katacak güzergaha sağlam altyapı
Çalışmaları yerinde inceleyen SASKİ Genel Müdürü Seyit Sakallıoğlu, “Büyükşehir Belediye Başkanımız Yusuf Alemdar’ın şehircilik vizyonu doğrultusunda hayata geçirilen yeni güzergahı güçlü bir altyapıyla buluşturuyoruz. Erenler’e değer katacak bu caddede yürüttüğümüz modern altyapı çalışmalarıyla bölgeyi yoğun yağışlara karşı koruma altına alıyoruz. Üstyapı öncesinde inşa ettiğimiz 5 kilometrelik yağmur suyu hattını kısa sürede devreye alarak hem sürücüler için güvenli ulaşımı hem de vatandaşlarımız için sorunsuz bir altyapıyı sağlayacağız” dedi.
-
Büyükşehir’den Hendek’te ulaşım güvenliğini artıran çalışma
Büyükşehir’den Hendek’te ulaşım güvenliğini artıran çalışma
Büyükşehir Belediyesi, ulaşım güvenliğini artırmaya yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda Hendek ilçesi Hicriye Mahallesi’nde riskli yol kesimlerine çelik oto korkulukların montajı yapıldı. Uygulama ile sürüş güvenliği artırılarak ulaşım hatları daha güvenli hale getirildi.
Sakarya Büyükşehir Belediyesi, şehir genelinde sürüş güvenliğini artırmaya yönelik çalışmalarına aralıksız devam ediyor. Bu kapsamda Hendek ilçesi Hicriye Mahallesi’nde gerçekleştirilen çelik bariyer montajı ile özellikle tehlike arz eden yol kesimlerinde önemli bir güvenlik adımı atıldı.
Riskli güzergâhlara koruyucu bariyer
Yol Yapım, Bakım ve Onarım Dairesi Başkanlığı ekipleri tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında, Hicriye Mahallesi’nde dar, virajlı ve görüş mesafesi düşük noktalara çelik oto korkuluklar montajı gerçekleştirildi. Sürücüler için risk oluşturan yol kenarlarında gerçekleştirilen uygulamayla olası kazaların önüne geçilmesi hedeflendi.
Can ve mal güvenliği ön planda
Yapılan çalışmalarla birlikte sürücülerin can ve mal güvenliği artırılırken, ulaşım hatları daha kontrollü ve güvenli bir yapıya kavuşturuldu. Özellikle kırsal mahallelerde güvenli ulaşımın sağlanması adına çalışmalar titizlikle sürdürülüyor.
-

SAKARYA TEŞKİLATINDAN TÜRKİYE DİVANI’NA GÜÇLÜ KATILIM
SAKARYA TEŞKİLATINDAN TÜRKİYE DİVANI’NA GÜÇLÜ KATILIM
Saadet Partisi Genel Merkezi tarafından düzenlenen Türkiye Divanı Programı, yurt genelinden yoğun katılımla gerçekleştirildi. Programa Sakarya teşkilatları da adeta çıkarma yaptı. Ana kademe, kadın kolları ve gençlik teşkilatlarıyla birlikte il ve ilçe yönetimlerinden toplam 580 kişi programa katılım sağladı.
Sakarya teşkilatının yüksek katılımı, parti çalışmalarına verilen önemi bir kez daha gözler önüne sererken, programda bölgesel faaliyetler de dikkat çekti. Bu kapsamda Karasu İlçe Başkanı Murat Ali Aksoy, yürüttükleri çalışmalar ve saha performansına ilişkin kapsamlı bir rapor sunumu gerçekleştirdi. Aksoy’un sunumu, teşkilat çalışmaları açısından örnek gösterildi.
Programda konuşan Genel Başkan Mahmut Arıkan ise hem Türkiye hem de dünya gündemine dair önemli değerlendirmelerde bulundu. Net ve kararlı mesajlar veren Arıkan, özellikle son dönemde gündemde olan erken seçim tartışmalarına da değindi.
Saadet Partisi’nin her an seçime hazır olduğunu vurgulayan Arıkan, teşkilatlara seçim çalışmalarının başlatılması talimatını verdi. Bu açıklama, parti içinde yeni bir sürecin başlangıcı olarak değerlendirilirken, sahadaki çalışmaların da hız kazanacağı mesajı verildi.

Türkiye Divanı Programı, Saadet Partisi teşkilatların motivasyonunu artıran ve seçim sürecine yönelik stratejilerin şekillendiği önemli bir buluşma olarak öne çıktı. 20 Bin kişinin üzerinde katılımın olduğu programla Saadet Partisi seçim atmosferine giren ilk parti oldu.
-

SESOB’taki başkanlık yarışından Yusuf İlkhun çekildi
SESOB’taki başkanlık yarışından Yusuf İlkhun çekildi
Başkan adayı Yusuf İlkhun, 9 Mayıs’taki kongrede Ali Bektaş’ı destekleme kararı alarak yarıştan çekildi.
Sakarya Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği (SESOB) kongresi öncesinde dengeleri alt üst edecek flaş bir gelişme yaşandı. Başkan adayları Yusuf İlkhun ve Ali Bektaş güçlerini birleştirme kararı aldı.
9 Mayıs’taki kritik kongreye günler kala yapılan sürpriz görüşmeden ittifak çıktı. Adapazarı Otomobilciler Odası Başkanı Yusuf İlkhun, yarıştan çekilerek Ali Bektaş’a destek verme kararı aldı.
Gözler şimdi 9 Mayıs’taki kritik seçime çevrildi.
Sakarya Minibüsçüler Esnaf Odası Başkanı ve SESOB başkan adayı Ali Bektaş, konu ile alakalı sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
”Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanımız Yusuf İlkhun kardeşim ile bir ara gelip SESOB seçimlerine dair bir görüşme gerçekleştirdik.
Esnafımızı daha güçlü bir şekilde temsil etmek adına seçimde ortak hareket etmeye karar verdiğimizi kamuoyu ile paylaşmak isteriz. Hayırlı olsun”
-

Kabacan: Hiçbir esnafımızı yalnız bırakmayacağız
Kabacan: Hiçbir esnafımızı
yalnız bırakmayacağız
Sakarya Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği (SESOB) Başkan Adayı Muzaffer Kabacan, “Birleştiren bir yönetim anlayışıyla hareket edip her odaya eşit mesafede duracağız. Hiçbir esnafımızı yalnız bırakmayacağız” dedi.
ESNAF EN İYİSİNE LAYIK
Seçim çalışmaları kapsamında ziyaretlerini sürdüren Sakarya Sebze ve Meyveciler Esnaf Odası Başkanı ve SESOB Başkan Adayı Muzaffer Kabacan, Sakarya esnafının her şeyin en iyisine layık olduğunu söyleyerek göreve geldikleri gibi esnafın sorunlarına büyük bir ciddiyetle eğileceklerini ifade etti.
Sakarya Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkan Adayı Muzaffer Kabacan
CİDDİ BİR SINAV
Hepimiz biliyoruz ki artık eski düzen ile ayakta kalmak mümkün değil diyen Kabacan, “Artan maliyetler, düşen alım gücü ve rekabetin her geçen gün zorlaşması, esnafımızı ciddi bir sınavla karşı karşıya bırakıyor. İşte tam da bu noktada bizim farkımız ortaya çıkacak. Biz sorunları konuşan değil, çözen bir yönetim anlayışını hayata geçireceğiz” dedi.
DİJİTAL DÖNÜŞÜM
Kabacan, göreve geldiklerinde ilk olarak esnafın finansmana erişimini kolaylaştıracaklarını belirterek, “Bankalarla ve ilgili kurumlarla güçlü temaslar kurarak düşük faizli kredi imkanlarını artıracağız. Bununla birlikte dijital dönüşüm projeleriyle esnafımızı geleceğe hazırlayacağız. Artık sadece dükkân açmak yetmez; dijital dünyada da var olmak zorundayız” diye belirtti.
ÇIRAKLIK-USTALIK
SESOB Başkan Adayı Muzaffer Kabacan şöyle devam etti: “Gençlerimizi esnaflığa kazandıracağız. Çıraklık ve ustalık kültürünü yeniden canlandırarak mesleklerimizin devamlılığını sağlayacağız. Çünkü biliyoruz ki güçlü bir esnaf yapısı, güçlü bir şehir demektir. Aynı zamanda birlik içinde birlik olacağız. Ayrıştıran değil, birleştiren bir yönetim anlayışıyla hareket edeceğiz. Her odaya eşit mesafede duracak, hiçbir esnafımızı yalnız bırakmayacağız.
DEĞİŞİM SEÇİMİ
Bu seçim bir değişim seçimidir. Bu seçim, “artık yeter” diyen esnafın seçimidir. Gelin birlikte yeni bir sayfa açalım. Güçlü, kararlı ve çözüm odaklı bir yönetimle esnafımızın hak ettiği değeri birlikte kazandıralım. Sizlerin desteğiyle başaracağız. Sizlerin güveniyle büyüyeceğiz”
#muzafferkabacan #esnaf #SakaryaesnafveSanatkarlarOdalarıBirliği
-

CHP Genel Başkanı Özgür Özel 26 Nisan Pazar günü saat 16.30’da Sakarya Demokrasi (Kent) Meydanı’nda
Cumhuriyet Halk Partisi Sakarya İl Başkanlığı
Emekliyi yoksulluğa, çiftçiyi borca, emekçiyi geçim savaşına, öğrenciyi ise umutsuzluğa mahkûm eden; adaleti yok sayan ve hukuksuzluğu büyüten bu düzene karşı, Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in katılımıyla millet iradesine sahip çıkmak için buluşuyoruz.
Susmayan, boyun eğmeyen, hakkına, hukukuna ve memleketine sahip çıkan herkesi 26 Nisan Pazar günü saat 16.30’da Demokrasi (Kent) Meydanı’na “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitingimize davet ediyoruz.
#MilletİradesineSahipÇıkıyor
#chpsakarya
#chp
#SakaryaKentMeydanı
#Sakarya -
Yarım Kalan Bir Aydınlanma Destanı: Köy Enstitülerinden Günümüz Eğitim Çıkmazı
Yarım Kalan Bir Aydınlanma Destanı: Köy Enstitülerinden Günümüz Eğitim Çıkmazı
İbrahim Ortaş, iortas@cu.edu.tr
Köy Enstitülerinin Kapatılması ve Günümüzün Eğitimin ve Toplumun Çözülemeyen Sorunları ile Boğuşmak.
Bilgi ve Teknoloji Çağı’nda ülkemizin eğitim çıkmazı artık sokaktaki insandan devletin en üst düzeyindeki yetkililere kadar hiç kimsenin memnun olmadığı bir millî sorun konumundadır. Ne yazık ki son 50 yıldır bilincim dahilinde, toplumda hayatın her alanında işlenen sorunlar aynı, ancak hiçbir konuda nitelikli ve sürdürülebilir çözümün üretilmediği görülmektedir. Eğitim gibi toplumun gücünü ve geleceğini belirleyen yapının kontrol edilmesi her zaman söz konusu olacaktır. Ancak yöneticilerin ve toplumun sağduyusu eğitimi ile oynanmasına müsaade etmemesi kadar, eğitiminin çağdaşlaştırılarak ileriye taşıyacak şekilde desteklenmesi gerekir. Cumhuriyet kurulurken, o dönemi analiz eden Mustafa Kemal ve arkadaşları, dönemin tarıma dayalı toplumunda eğitimsizliğin kaderini değiştirmeyi en ciddi sorun olarak görmüşler ve işe koyulmak için kolları sıvamışlar. O dönemde köylerimizin temel olgusu büyük çoğunluğunda kapalı bir ekonomi, ilkel tarım teknikleri ile ihtiyaca yönelik bir üretim ve sade yaşam biçimi hüküm sürmektedir. Toplumun %95’i okuma yazmadan yoksun.
Mustafa Kemal bu bağlamda 1922 yılında köylüyü Türkiye’nin gerçek sahibi ilan eder. 25 Kasım 1923 tarihinde Mustafa Kemal’in valilere gönderilen genelgede, yurdun her köşesinin cehalet ve irfansızlığın acısı altında olduğu, eğitimin her yaştan ve her sınıftan halkın gereksinmesi olduğu ve bu konuda çalışmalara hemen başlanması istendi.
Cumhuriyet kurulduğunda ülkenin eğitim ihtiyacı genelde askerlikte, Ali Ocağı’nda kendini gösteren doğal zeki insanlar tarafından sağlanmaktaydı. Enstitünün temel anlayışı da ordunun Ali Okulu başarısına dayanmaktaydı. 1936’larda askerliğini onbaşı veya çavuş olarak yapan köy çocukları 6 ay süreli tarımsal uygulamalı kurslarda yetiştirilerek köylerinde eğitmen olurlarmış. Bu uygulamaların başarılı sonuçları masaya yatırılarak ülkenin öğretmen ihtiyacının sistematik hale getirilmesi planlanmıştır. Bununda altında Osmanlı’nın son dönemlerde arayışı yapılan eğitimin konusundaki çabalar ile köylü eğitimi konusundaki tartışma ile gelen bir arka plan hazırlığı ve isteği bulunmaktadır.
Cumhuriyet’in gerçekleştirmek istediği kırsalın eğitim yoluyla geliştirilmesi projesi, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Bakan Hasan Âli Yücel ve eğitimci İsmail Hakkı Tonguç’un planlamasıyla 17 Nisan 1940’ta 3803 sayılı yasa ile kuruldu ve halen Türkiye’nin yarattığı ve dünyanın en özgün eğitim modeli olan Köy Enstitüleridir. Köy Enstitüleri yasasının 1. maddesi “ Köy öğretmeni ve köye yarayan diğer meslek erbaplarını yetiştirmek üzere, ziraat işlerine elverişli arazi bulunan köylerde, Maarif Vekâletince Köy Enstitüleri açılır” hükmünü içermektedir. Türkiye’nin yakaladığı bu eşsiz kendine özgü model olarak kuruldu ve teknik olarak Köy Enstitüleri 1946’da Hasan Âli Yücel’in ayrılması ve müfredatın değiştirilmesiyle “ruhunu” kaybetmeye başlamış, ancak resmi olarak kapatılmaları ve Öğretmen Okullarıyla birleştirilmeleri 1954 yılında gerçekleşmiştir. O dönemde neredeyse tamamı eğitimden yoksun ve köyde yaşayan nüfusu bütünsel olarak eğitmeyi amaçlayan bir modeldir. Köy Enstitüleri, Cumhuriyet’in temel felsefesinin bir yansıması olan toplumu eğitmek, toprak reformu yaparak kırsalı kalkındırmak ve üreterek toplumu çağdaş medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarmaktır. İlk iş eğitim ile başlar. Köy Enstitüleri, kırsal toplulukların aydınlanmasına ve canlandırılmasına hedefledikleri için köylerin en diri, yetenekli, zeki gençleriyle işe başlanır.
Enstitülerin Başarısı, Yaparak Öğrenme ve Öğretmeye Dayanıyor
Köy Enstitülerinde eğitim pratik eğitimi esas alan bir müfredat içeriyor. El becerilerini zihni bilgi ile bütünleştirmeli özgün bir eğitim modelidir. Eğitimin siyasi sorumlusu Hasan Ali Yücel, mimarı ve kurgucusu İsmail Hakkı Tonguç’tur. Öğrenmeyi iş işleyerek ve üretim sürecinde işin içine katmaktadır. Öğrenme becerisinin iş içinde gerçekleşeceğini ören Tonguç’un İkinci Dünya Savaşı sıralarında kamunun elindeki alanların boş arazilerde tarımsal üretimin ileri teknikleri öğrencilere yapılarak öğretilmesi istenmiştir.
Benim de sonradan öğrendiğim kadarıyla, oradaki köy bizim geleceğimizi sağlayacak enstitü köyleriymiş. Ancak ne yazık ki o köyün geleceğe ilişkin ufkunu maalesef başarılamadı. Her şey bir sonuçtur; her sonucun da bir nedeni vardır. O köyde eşek ve at sırtında taş ve kum taşıyarak bina yapan, kitap taşıyan öğrenci eğitmenlerin yerine şimdi hazır bilgi sunularak sağlanmaktadır. Bugün ülkemiz “of tüf” ediyorsa ve sürekli sorun üstüne sorun yaşıyorsa, bunun nedeni ciddi bir eğitim sistemine sahip olmamamızdandır. Bugün milyonlarca öğrenci hiçbir mesleki beceri kazandırılmadan üniversite kapısına iş bulma umuduyla zorlanıyorsa, sınavlarda şifre kopya söylentileri her zaman olmaktadır.
Hepimiz Köy Enstitüleri kapatılmasalardı acaba ülkemiz bugün ne durumda olurdu? Ülkemiz bugün bilim ve teknolojik gelişmişlik yönünden daha neler sahip olacaktı. Ülkemizin gelişmişliği, tarım ve sanayi ve günümüz iletişim teknolojileri alanında dünyadaki yerini nasıl alacaktır? Bugün ülkemiz çiftçileri feryat ediyor, tarım can çekişiyor. Yaşam kalitesi, toplum sağlığı ve insanın geleceğe mutlu ve üretken bakması sanırım farklı olacaktı. Toplumun sanat ve bilimden haz alması ve katkıda bulunması ile ileri ve gelişmiş bir ülke yaratılmış olmayacak mıydı? Bugün artık işleyemez durumdaki eğitim ve sağlık sistemi, sanırım şimdi çok sorun olmayacaktı. Her vergisini verin, vatandaş, ülkesinin her ortak alanında sorumluluk alan her yurttaş eğitim ve sağlıkta da hizmet alacaktı.
Enstitüler İnsani Değerleri Yüksek Öğretmenler Yetiştirmeyi Amaçladı
Yücel ve Tonguç daha evrenselci ve hümanist yaklaşımla hareket ederek medeni bir toplum yaratma peşindedirler. Öğretmen-yazar Mahmut Makal’ın bir anlatısında, enstitüde öğretmen ders anlatırken Tonguç öğrencileri ile konuşmak ister. Öğrenci çekindiği için anlatamaz. Tonguç öğretmene dönerek, öğrencilerin konuşmalarını ve iletişimlerini geliştirmesini önerir. Cumhuriyet’in ilk yıllarında 40 bin köyün ancak birkaç binide eğitim yapıldığı ortamda köylüyü köyden çıkaranlar ile eğitmeyi amaçlıyorlardı. Çocuklar müzik, resim, el işi becerileri kazandılar. Öğrenciler, hayatın içinde teorik ve pratik öğrenmenin yanında kültür dersleriyle yetiştirilen örnek bir model.
Öğretmen, öğretmen niteliği taşıyan yetkinlikleri olmalı, her konuda örnek olma özelliği göstermesi beklenir. Öğrenme ve öğretme gibi alanlarda para ile öğretmenlik, ek ders vs. durumlar öğretme niteliğini bozdular ve inandırıcılıktan çıkardılar.
Öğretmenin önemini 2015 Nobel Kimya Ödüllü Prof. Dr. Aziz Sencar 11 Ekim 2015 tarihli Hürriyet’ten Tolga Tanış’a verdiği mülakatta “Bölgenizdeki okullar bunun için yeterli miydi? Sorusuna verdiği cevap: Maalesef biz memleket olarak her şeyimizi tenkitten hoşlanıyoruz. O dönem okullarımız harikaydı. Olağanüstü öğretmenlerim vardı ilkokulda. Oradaki ilkokul eğitimini burada Amerika’daki en iyi ilkokullarda verirler mi, vermezler mi bilmiyorum. Eğitim o kadar iyiydi ki köyden Amerika’ya ve Nobel ödülüne kadar eğitim ortamı hazırladı.
Öğretmenler mi iyiydi?
Tabii, çoğu Köy Enstitüsü mezunuydu. Çok idealist insanlardı.”Eğitiminize devam etmenizde öğretmenlerin teşviği rol oynadı mı?
Öğretmenler teşvik etti tabii. Onlar cesaret verdilerEnstitüler Neden Kapatıldı
Kapatılma nedeni, Soğuk Savaş sonrası enstitüler toplumun ahlaki değerleri üzerinden yalan bilgi ile manipüle edildi. Bununla toplumun toptan eğitimini öngörmektedir. Cumhuriyet’in ilk 20 yılda kurduğu eğitim örgütlenmesi ve atılımlar ile kısa sürede ülkenin her alanında ciddi bir kalkınmanın gerçekleştiği görülmüştür. Ancak İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemin koşulları ve Soğuk Savaş ile birlikte eğitim sistemi amacından saptırılmaya başlandı.
Toplum enstitüler konusunda gerçekliği olmayan anlatılar (kız ve erkek öğrencilerin aynı okulda okuması vs.) kışkırtıldı. Siyaset oy kaygısıyla Bakan Hasan Ali Yücel görevden alındı ve diğer kurum yöneticileri tasfiye edildi. Kısa sürede enstitülerden mezun olan yazar ve nitelikli öğretmenler toplumun farkındalığını artırdı. İnsanî değerler topluma anlatıldı. Köy Enstitüleri, öğrenme yöntemi pratiği içinde de kendini ispatlayarak nitelikli eğitim almış olgun insan yetiştirmiştir. Beğenmedikleri ve eleştirdikleri enstitü sistemini kaldırıp onun yerine, bireyci, ekonomi temelli eğitim modelinin çıktılarının yaratığı bencil, tutumlu insanların bugün üretmediği gibi yeni sorunlar yaratıkları görülmektedir. Şimdilerde okullarda yaşanan öldürmelerin altını kazarsak, insani değerlerden uzaklaşan yapı üzerine birçok konu çıkacaktır.
Ne Aralıyoruz?
Eğer ülkemiz eşsiz eğitim modelini Soğuk Savaş’a kurban verecek şekilde kendi elleriyle devre dışı bırakmasaydı, bugün ülkemiz yurttaşları daha bilinçli, insani kalkınmışlık düzeyinde dünyada geri sıralarda olmazdı. Eğer köy enstitüsü kapanmasaydı, belki de 20–30 yıl ileride olabilirdi. Çünkü köy enstitüleri dünyada örnek bir modeli ve dünyada başka örneği yoktur. Yalnız öğretmen yetiştirmiyor, sanatçı, çiftçi yetiştiriyor. Kısacık sürede Köy Enstitülerinde 16.400’ü kadın ve erkek öğretmen, eğitmen, sağlık memuru olmak üzere toplam 22.456 eleman yetiştirir. Elemanlarını kentlere değil kırsala ve köye göndererek köylerin eğitim ve aydınlanmasını sağlayarak Türkiye’nin çağdaş medeniyetler seviyesine çıkmasına çalışılır.
Doğadan koparılmamış coğrafyayı, tarihi gerçeklikleri bilen, insani değerin yanında diğer canlıların varlığını önemseyen, ekolojiyi anlamış ve insani değerleri kazanmış insan yetiştirilmelidir. Eğer enstitüler kapatılmasaydı, coğrafi ve tarihi yurtseverlik bilinci kazanmış öğretmenlerin çoğunlukta olduğu Türkiye’nin zengin ekolojisi ve doğal zenginliği daha doğru ve bilinçli olarak kullanılacaktı ve sürdürülebilirliği bilinçli ellerde şekillenecekti. Toplumun okuma yazma sorunu çözülmüş olduğu için, bilinciyle, aklıyla geleceğini kendisi bilinciyle belirlerdi. Şimdi değil, 2000’li yılların başına kadar ülkemizin eğitilmiş kadroların büyük çoğunluğunun o dönemdeki köy enstitülerinden ve öğretmen okullarından yetişen öğretmenlerin eseri olduğunu sanırım herkes biliyordur.
Ozanın ifadesi ile
“Orada bir köy var uzakta…
Gitmesek de, kalmasak da, o köy bizim koyumuzdur…”
İşte o köylerin hedeflediği nitelikli eğitim almış, ülkesinin tarımını, coğrafyasını, tarihini bilen, insani değerleri gelişmiş, edem sahibi insan kaynağı üreten pınarını günümüzde yaşanan çocukların işlediği suçlar sürecinde daha iyi anlıyor ve aranıyoruz.
Ne yapılabilir; eski enstitüler olmaz; ancak yaparak öğrenme, insani değerleri okuyarak, sanat yaparak, spor yaparak öğrenen, mutlu, empati yapabilen bir insan eğitimi verebiliriz. Paralı eğitim, ek ders, özel okullar ve eğitim kurumlarının olmadığı, öğretmenin ek iş yapmak zorunda bırakılmadığı ve öğretmenin el üstünde tutulduğu bir eğitim ortamı yaratılabilir. Üniversitelerinde bilim insanlarının yoksulluk sınırında maaş almadığı, ek-ders, performans, dışarıda hizmet alımı vs. gibi bilim, entelektüellik ve aydınlanma ortamı ile bağdaşmayan anlayışlardan uzak, özerk ortamda özgürce bilimsel araştırma yaptığı, öğrencilerinin isteyerek öğrenmeye geldiği ve çağın yetkinliklerini kazanmak için her tülü düşünme, üretme ve kendini geçekleştirdiği ortamların sağladığı iklimde kendi yol haritasını yaratan bir yüksek öğretim oluşturulabilir. Köklü bir eğitim reformu ile yukarıdan aşağıya bir yapılanmayla nitelikli öğretmen okulları ve özerk üniversiteler kurarak yeniden başlanmalıdır. Eğitimin amacı ve öznesi, iyi eğitilmiş nitelikli, entelektüel birikimi, ahlaki zekâsı olan erdemli insanlar yetiştirmek olmalıdır. Yetiştirilen nitelikli öğretmen ve öğretim üyeleri ile bu defa yukarıdan aşağıya aranan kendisi olan kendisi kadar doğaya, topluma çalışarak, üreterek katkıda bulunan, açgözlülükten uzak, yaşadığı ortamdan mutlu olan anlam bilen insanları eğitmek mümkündür.
-
ADALETE GÜVEN ZAYIFLARSA TOPLUMDA TIKANMA BAŞLAR
Başkan Muhammed Doğan Kaya: Baskı Algısı Artıyor
Anahtar Parti Düzce Merkez İlçe Başkanı Muhammed Doğan Kaya, Türkiye’de artan baskı algısı, adalete duyulan güven ve siyasal söylemlerdeki değişim üzerine dikkat çeken açıklamalarda bulundu.“ADALETE GÜVEN ZAYIFLARSA TOPLUMDA TIKANMA BAŞLAR”
Kaya, toplumda ciddi bir baskı hissi oluştuğunu ve adalet mekanizmasına yönelik güven kaybının yaygınlaştığını ifade ederek, “Vatandaş adaletten şüphe duyar hale gelirse, devlet ile kurduğu bağ zedelenir. Bu da uzun vadede toplumsal kırılmalar üretir” dedi.
Ancak bu kırılmanın hemen refleks üretmediğini belirten Kaya, bunun sosyolojik bir süreç olduğuna dikkat çekti.
“Biz doğu toplumları olarak devlet kavramını çok kutsarız. Devlet ile hükümeti birbirine karıştırırız. Bu yüzden yanlışlara refleks vermemiz gecikebilir. Ama bu gecikme sonsuza kadar sürmez” diye konuştu.

“DEVLET AKLI SÖYLEMİ SİYASİ DİZAYN ARACINA DÖNÜŞMEMELİ”
Siyasi söylemlerde yaşanan değişimlere de değinen Kaya, geçmişte sert şekilde eleştirilen bazı konularda bugün farklı pozisyonların alınmasının toplumda soru işaretleri oluşturduğunu söyledi.
“Devlet aklı kavramı, toplumun ikna edilmesi için kullanılan bir şemsiye haline gelmemeli. Devlet aklı varsa, bunun şeffaf ve hukuka uygun bir zemini olmalıdır” dedi.
“BU YÖNTEM ARTIK ESKİ ETKİYİ OLUŞTURMUYOR”
Uzun yıllar boyunca güvenlik ve beka söylemi üzerinden seçim kazanan siyasal anlayışın bugün aynı etkiyi üretmediğini savunan Kaya, vatandaşın artık ekonomik gerçeklikler üzerinden değerlendirme yaptığını belirtti.
“Vatandaş artık çelişkileri görüyor. Bir yandan ekonomik fedakârlık çağrısı yapılırken diğer yandan farklı alanlarda gösterişli harcamalar yapılması toplumu ikna etmiyor. İnsanlar artık söylem ile eylem arasındaki mesafeye bakıyor” ifadelerini kullandı.
“SOSYOLOJİK DEĞİŞİM ZAMAN ALIR AMA KAÇINILMAZDIR”
Toplumsal dönüşümlerin bir anda gerçekleşmeyeceğini belirten Kaya, özellikle genç seçmenin daha eleştirel bir perspektife sahip olduğunu söyledi.
“Bugün 25 yaş altı seçmen, tek bir siyasi dönemi görerek büyüdü. Alternatif deneyim yaşamayan bu nesil, şimdi sorgulamaya başladı. Bu da siyasetin dilini ve yöntemini değiştirecek” dedi.
Anahtar Parti Düzce Merkez İlçe Başkanı Muhammed Doğan Kaya, baskı algısının kalıcı hale gelmesinin hiçbir siyasi yapıya fayda sağlamayacağını belirterek, “Demokrasilerde güç, korkudan değil güven ve adaletten beslenir” değerlendirmesinde bulundu.

















