Kategori: Sür Manşet

  • Sakarya Akademik Meslek Örgütleri Birliği kuruldu

    Sakarya Akademik Meslek Örgütleri Birliği kuruldu

    Sakarya’da faaliyet gösteren akademik meslek kuruluşları olarak, ortak değerler ve hedefler etrafında bir araya gelerek Sakarya Akademik Meslek Örgütleri Birliğini kurmuş bulunuyoruz.

    Birliğimizin kuruluş genel kurulu 18 akademik meslek örgütünün temsilcilerinin katılımıyla 25 Mart 2026 tarihinde yapılmıştır. Genel kurulumuz tarafından yürütme kurulu seçilmiş olup yürütme kurulu dönem sözcüsü olarak Sakarya Barosu Başkanı Av. Musa ADIYAMAN, yürütme kurulu dönem sözcü yardımcısı olarak Sakarya Eczacı Odası Başkanı Ecz. Alper ALPAY, yürütme kurulu genel sekreteri olarak Sakarya SMMM Odası Başkanı Mali Müşavir Erdinç ATALAY, yürütme kurulu üyesi olarak İnşaat Mühendisleri Odası Sakarya Şubesi Başkanı İnş. Yük. Müh. Semih UÇAR ile yürütme kurulu üyesi olarak Sakarya Diş Hekimleri Odası Başkanı Dr. Dt. Gökhan UZEL seçilmiştir.

    Birliğimiz; meslek kuruluşları arasında dayanışma ve iş birliğini güçlendirmeyi, sahip olduğumuz bilimsel bilgi ve birikimi kamu yararına sunmayı ve insan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü ile bilimsel yaklaşım ilkeleri doğrultusunda çalışmalar yürütmeyi amaçlamaktadır.

    Aynı zamanda merkezi ve yerel yönetimler, üniversiteler, kamu ve özel sektör ile sivil toplum kuruluşlarıyla güçlü bir iletişim ve iş birliği ağı kurarak; sağlıklı insan, sağlıklı toplum, sağlıklı kent ve sağlıklı çevre hedefleri doğrultusunda Sakarya’ya katkı sunmayı hedeflemektedir.

    Kuruluşumuzu kamuoyunun bilgisine sunar, tüm paydaşları ortak akıl ve bilimsel yaklaşım temelinde iş birliğine davet ederiz.

    Saygılarımızla

    Sakarya Akademik Meslek Örgütleri Birliği Yürütme Kurulu

  • KALP KRİZİ RİSKİ DİŞ ETİNDEN BAŞLAYABİLİR!

    Sessiz tehlike ağızda başlıyor!

    Diş eti kanaması masum olmayabilir!

     “Basit bir diş eti kanaması” dediğiniz hayati riske yol açabilir!

    Kalp hastalıkları, Alzheimer ve kanserle yakından ilişkili!

    Ağız ve diş bakımında basit ama etkili 7 yöntem!

    KALP KRİZİ RİSKİ DİŞ ETİNDEN BAŞLAYABİLİR!

    Ağız ve diş sağlığının yalnızca diş çürüğü ya da diş kaybı ile sınırlı olmadığını, tüm vücut sağlığınızı doğrudan etkileyen kritik bir öneme sahip olduğunu biliyor muydunuz? Basit bir diş eti kanaması” denilerek yeterince önemsenmeyen sorunun hayati riske dahi yol açabildiğini? Hatta kalp krizi riskinin diş etinden başlayabildiğini? Acıbadem Bakırköy Hastanesi Diş Eti Hastalıkları Uzmanı (Periodontolog) Prof. Dr. Ülkü Noyan, özellikle diş eti hastalıklarının kalp ve damar hastalıklarıyla güçlü bir bağlantısı olduğunu belirterek, Alzheimer ve kanser sürecini de olumsuz etkilediğini, buna karşın toplumdaki farkındalığın hala son derece yetersiz olduğunu vurguluyor. Prof. Dr. Noyan, ağız ve diş sağlığının önemine yönelik çarpıcı bilgiler verdi; alınacak basit ama etkili 7 yöntemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu…

    Diş eti hastalığının en erken ve en önemli belirtisi diş fırçalarken oluşan kanamayla ortaya çıkıyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Diş Eti Hastalıkları Uzmanı (Periodontolog) Prof. Dr. Ülkü Noyan Nasıl ki ellerimizi yıkarken kanama olmuyorsa, diş etlerimizin de fırçalarken kanamaması gerekir. Ancak birçok kişi yanlış fırçalama teknikleri nedeniyle diş etine temas etmeden temizlik yapıyor. Bu da hastalığın fark edilmeden ilerlemesine yol açıyor” diyor. Sorunun ilerlemesiyle kendiliğinden veya yemek sırasında kanamalar ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Noyan bu aşamada çoğu hastanın cerrahi işlemler, implant ve protez gibi çok daha kapsamlı tedaviye ihtiyaç duyar hale geldiğini söylüyor.

    Diş eti hastalıkları Alzheimer ve kanserle de ilişkili!

    Diş eti hastalıkları, diş çürükleri ve diş kaybıyla sınırlı kalmayıp, vücutta kronik iltihaplanmaya yol açarak birçok hastalığı tetikliyor. Prof. Dr. Noyan şu bilgileri veriyor: Diş eti hastalıkları sistemik hastalıkların ortaya çıkması, var olan hastalığın da şiddetlenmesinde rol oynuyor. Kötü ağız hijyeninin, kanser sonrası sağ kalım süresini olumsuz etkilediği de bilimsel olarak gösterilmiştir. Tedavi edildiğinde; iltihap belirteci olan CRP (c-reaktif protein) azalır, kolesterol seviyesi düşer, kan şekeri olumlu etkilenir. Kalp ve damar hastalıklarının tekrarlama riski azalır. Alzheimer ve kanserin önemli nedenlerinden olan vücuttaki kronik enflamasyon ortadan kalkar. Yapılan çalışmalar; ameliyatlardan önce diş taşı temizliği, kök yüzeyi düzleştirme işlemlerinin yapılması ve ağız hijyeninin sağlanmasının da enfeksiyon riskini azalttığını ve hastanede kalış süresini kısalttığını ortaya koyuyor.”

    Kalp hastalıkları ve kalp krizi riskini artırabiliyor!

    Uluslararası Kardiyoloji Dergisi’nde geçtiğimiz ay yayınlanan çalışmada; çocukluk dönemindeki ağız sağlığının, yetişkinlikte damar sertliği ve kalp hastalıkları riskinin artmasına yol açtığının bildirildiğini vurgulayan Prof. Dr. Noyan Bu bize, süt dişlerinin sürmesini takiben, hemen diş fırçalama işleminin başlaması gerektiğini gösteriyor. Dolayısıyla bu halk sağlığı konusunda herkese büyük görev düşmektedir” diye konuşuyor.

    Diş eti kanamasında erken müdahale şart

    Ağız ve diş sağlığını korumanın en etkili yolu, zararlı bakterilerin çoğalmasını engellemekten geçiyor. Bunun için ağız ve diş bakımı alışkanlığı kazanmak şart. Diş Eti Hastalıkları Uzmanı (Periodontolog) Prof. Dr. Ülkü Noyan, diş eti kanaması fark edildiğinde zaman kaybetmeden diş hekimine başvurulması gerektiğini, erken dönemde yapılan diş taşı temizliği ve kök yüzeyi düzleştirme işlemleriyle iltihabın kolaylıkla tedavi edilebildiğini söylüyor.

    Ağız ve diş bakımında basit ama etkili 7 yöntem!

    Küçük gibi görünen bazı alışkanlıklar, hayat kurtaracak kadar büyük bir etkiye sahiptir” diyen Prof. Dr. Noyan, doğru ve sağlıklı ağız ve diş bakımının kurallarını şöyle sıralıyor:

    • Günde en az iki kez, özellikle gece yatmadan önce dişlerinizi fırçalayın.

    • Doğru teknik ve size uygun diş fırçası için mutlaka diş hekiminin önerisini alın.

    • Günde en az bir kez diş ipi ya da arayüz fırçası kullanın. Bakteriler en çok, diş fırçasının ulaşamadığı alanlarda birikir.

    • Ağız kokusunun ve bakterilerin önemli kaynaklarından biri dil yüzeyidir. Bu nedenle mutlaka dilinizi de temizleyin.

    • Ağız gargarasını hekim önerisi olmadan kullamayın. Çünkü gargaralar yararlı bakterileri de yok ederek damar sağlığı için gerekli olan nitrit oksit üretimini azaltabilir. Ayrıca alkollü gargaralar, özellikle sigara kullanan bireylerde kanser riskini artırabilir.

    • Her gün yeterli su için. Tükürük ağız içini koruyan doğal bir savunmadır. Ağız kuruluğu yaşayan bireylerin gün boyunca suyu yudum yudum tüketmesi büyük önem taşır.

    • En az 6 ayda bir mutlaka diş hekimine gidin. Yapılan kontroller, yalnızca diş taşı temizliği değil, zararlı bakterilerin hastalık oluşturacak seviyeye ulaşmasını önlemek için gereklidir. Çünkü temizlik yapılmasından 9-11 hafta sonra zararlı bakteriler çoğalmaya başlar.

  • Sürdürülebilirlik’te Temel Kavramlar #SATSOAkademi’de İşlendi

    Sürdürülebilirlik’te Temel Kavramlar #SATSOAkademi’de İşlendi

    Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası Çevre ve Şehircilik Komisyonu, Yeşil Mutabakat Komisyonu ve TOBB Sakarya Kadın Girişimciler iş birliğiyle “Sürdürülebilirlik Temel Kavramlar Eğitimi” düzenlendi.

    “22 Mart Dünya Su Günü” kapsamında gerçekleştirilen eğitim SUBÜ İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlik Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü ve SATSO Yeşil Mutabakat Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Ömer Hulusi Dede’nin sunumuyla gerçekleştirildi.

    SATSO hizmet binasında gerçekleştirilen ve katılımın da yoğun olduğu eğitime Yönetim Kurulu Başkanı A. Akgün Altuğ, Çevre ve Şehircilik Komisyonu Başkanı M. Tuncer Acan, SATSO Meclis Üyeleri, KGK temsilcileri, organ temsilcileri ve çok sayıda SATSO üyesi firma temsilcisi katıldı.

    Eğitimin başında katılımcıları selamlamak için kürsüye gelen Başkan Altuğ, “Dünya Su Günü kapsamında bugün çok kıymetli bir eğitimde bir araya geldik. Bir Sapancalı olarak gölün son yıllarda yaşadığı su kaybı beni ve tüm Sakarya’yı derinden endişelendiriyor.

    Bu nedenle suyun verimli kullanılması, kullanımın doğru organize edilmesi ve sanayide gri suyun yaygınlaştırılması artık çok daha fazla önem taşıyor. SATSO olarak bu konuda sorumluluk alıyor, SASKİ ile özellikle kuzeydeki organize sanayi bölgelerinin su ve arıtma ihtiyaçlarına yönelik çalışmalar yürütüyoruz. Bu etkinlik de bu anlamda çok önemli ve oda olarak bu bilinci yaymak adına öncü çalışmalara devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.

    Başkan Altuğ’un konuşmasının ardından eğitimde sunumlarıyla katılımcılara bilgiler veren Prof. Dr. Ömer Hulusi Dede, “Dünyadaki içilebilir tatlı suların yaklaşık %80’i buzullar ve bataklıklarda bulunduğu için kullanılabilir su miktarı oldukça sınırlıdır. Tarım, sanayi ve evsel kullanım için elimizdeki su kaynakları giderek azalıyor. İklim değişikliği ve orman yangınları da ekosistemi ve su döngüsünü olumsuz etkiliyor.

    Sera etkisi nedeniyle güneşten gelen ışınlar yeryüzünden uzaya geri yansımak yerine sera gazlarına çarparak tekrar dünyaya dönüyor. Kyoto Protokolü kapsamında küresel ısınmaya en çok etki eden 7 sera gazı belirlenmiştir. Karbon ayak izi ölçülemez ancak hesaplanabilir; su ayak izi ise faaliyetlerin su kaynakları üzerindeki tüketim ve kirletici etkisini ifade eder.

    Yeşil, mavi ve gri su kavramları bu noktada önemlidir. Yeşil su yağışlardan, mavi su yüzey ve yer altı kaynaklarından, gri su ise kirleticileri dengelemek için gereken su miktarını ifade eder. Su ayak izi coğrafyaya göre değişebilirken, karbon ayak izi dünyanın her yerinde aynı şekilde ölçülebilir.

    Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı da bu kapsamda sera gazı emisyonlarını azaltmayı hedefliyor. 2030’a kadar %55 azaltım, 2050’ye kadar ise büyük ölçüde karbon nötr bir yapı hedefleniyor. Son 200 yılda dünya 1,2 derece ısındı ve yüzyıl sonunda bunun 3 dereceye ulaşabileceği öngörülüyor. İnsanlar buna uyum sağlayabilse de bitki ve hayvanlar için bu durum ciddi riskler oluşturuyor.” ifadelerini kullandı.

    Gerçekleştirilen eğitimin son bölümünde soru-cevap gerçekleştirildi. Eğitimin sona ermesiyle SATSO Çevre ve Şehircilik Komisyonu Başkanı Mehmet Tuncer Acan tarafından günün anlamına yönelik Prof. Dr. Ömer Hulusi Dede’ye hediye takdim edildi.

    PROFESÖR

    ÖMER HULUSİ DEDE

    SAKARYA UYGULAMALI BİLİMLER ÜNİVERSİTESİ/SAKARYA MESLEK YÜKSEKOKULU/ÇEVRE KORUMA TEKNOLOJİLERİ BÖLÜMÜ/ÇEVRE KORUMA VE KONTROL PR./
    Mühendislik Temel Alanı Çevre Bilimleri ve Mühendisliği Katı ve Tehlikeli Atıklar, Atık Yönetimi, Toprak Kirliliği ve

    • Akademik Görevler
    • 2020
    • SAKARYA UYGULAMALI BİLİMLER ÜNİVERSİTESİ

      SAKARYA MESLEK YÜKSEKOKULU ÇEVRE KORUMA TEKNOLOJİLERİ BÖLÜMÜ
    • 2018
    • SAKARYA UYGULAMALI BİLİMLER ÜNİVERSİTESİ

      KAYNARCA SEYFETTİN SELİM MESLEK YÜKSEKOKULU BİLGİSAYAR TEKNOLOJİLERİ BÖLÜMÜ
    • 2015

    • 2011
    • SAKARYA ÜNİVERSİTESİ

      MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ ÇEVRE MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ
    • 2009
    • SAKARYA ÜNİVERSİTESİ

      KAYNARCA SEYFETTİN SELİM MESLEK YÜKSEKOKULU BİLGİSAYAR TEKNOLOJİLERİ BÖLÜMÜ
    • 2002
    • SAKARYA ÜNİVERSİTESİ

      FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ
    • Öğrenim Bilgisi
    • 2004-2009
    • SAKARYA ÜNİVERSİTESİ

      FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ ÇEVRE MÜHENDİSLİĞİ (DR)
      Tez adı: Fındık zürufu ve arıtma çamuru karışımından süs bitkisi yetiştirme ortamı geliştirilmesi
    • 2001-2004
    • SAKARYA ÜNİVERSİTESİ

      FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ ÇEVRE MÜHENDİSLİĞİ (YL) (TEZLİ)
      Tez adı: Magnetik alan etkisiyle suların arıtılması
    • 1996-2000
    • SAKARYA ÜNİVERSİTESİ

      FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ FİZİK BÖLÜMÜ
  • Böbrek sağlığına dair her şey bu programda konuşulacak

    Böbrek sağlığına dair her şey bu programda konuşulacak

    Büyükşehir Belediyesi, böbrek hastalıklarına dikkat çekmek ve erken tanının önemini vurgulamak amacıyla “Herkes İçin Böbrek Sağlığı” adlı bilgilendirme toplantısı düzenleyecek. 26 Mart Perşembe günü SGM’de gerçekleştirilecek program saat 13.30’da başlayacak.

    Sakarya Büyükşehir Belediyesi, toplumda giderek artan böbrek hastalıklarına dikkat çekmek ve erken tanının önemini vurgulamak amacıyla “Herkes İçin Böbrek Sağlığı” başlıklı program düzenliyor.

    Sakarya Üniversitesi ve Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nefroloji Bilim Dalı iş birliğiyle düzenlenecek program, 26 Mart Perşembe günü saat 13.30’da Sosyal Gelişim Merkezi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilecek.

    Erken belirtiler ve risk faktörleri ele alınacak

    Böbrek sağlığının korunması, hastalıkların erken belirtileri ve risk faktörleri ele alınacağı toplantının moderatörlüğünü Prof. Dr. Hamad Dheir üstlenirken, konuşmacı olarak Doç. Dr. Mahmud İslam yer alacak.

    Sağlıklı yaşam için öneriler sunulacak

    Program kapsamında katılımcılara, böbreklerin vücuttaki temel görevleri, hastalıkların erken uyarı işaretleri, günlük yaşamda böbrek sağlığını koruma yolları, tansiyon ve diyabet gibi risk faktörlerinin etkisi ile toplumda yaygın olan yanlış bilgiler sade ve anlaşılır bir dille aktarılacak.

  • Az pişmiş et, iyi yıkanmamış sebze   sizi gözünüzden edebilir

    Az pişmiş et, iyi yıkanmamış sebze  sizi gözünüzden edebilir

    Kedi dışkısıyla yayılan Toksoplazma Gondii enfeksiyonu 

    gözlerde geri dönülmez hasar bırakabiliyor

     Az pişmiş et, iyi yıkanmamış sebze 

    sizi gözünüzden edebilir

    Türk Oftalmoloji Derneği Uvea-Behçet Birimi Başkanı Prof. Dr. Özlem Yıldırım, dünya nüfusunun yaklaşık üçte birini enfekte ettiği bilinen Toksoplazma Gondii’nin, enfeksiyona bağlı üveitlerin en yaygın nedenlerinden biri olduğunu ve kalıcı görme kaybına yol açabileceğini belirtti. Yıldırım, ani gelişen görme değişikliklerinde zaman kaybetmeden bir göz hekimine başvurulmasının büyük önem taşıdığını vurguladı. 

    Göz içindeki iltihaplar, yani üveitler, bazı sistemik hastalıklar nedeniyle ortaya çıkabilir. Bunlar arasında Behçet hastalığı, çocukluk döneminde görülen bazı eklem iltihapları, omurga ve bağırsak hastalıkları sayılabilir. Bunun yanı sıra bazı enfeksiyonlar da göz iltihabına yol açabilir. Bu enfeksiyon etkenlerinin başında Toksoplazma Gondii isimli parazit geliyor.

    Türk Oftalmoloji Derneği Uvea-Behçet Birimi Başkanı Prof. Dr. Özlem Yıldırım Toksoplazma Gondii enfeksiyonunun Türkiye de dahil olmak üzere tüm dünyada bağışıklık sistemi sağlıklı erişkin ve çocuklarda enfeksiyonlara bağlı arka üveit denilen kalıcı görme kaybı riski yüksek olan üveitlerin en sık nedeni olduğunu açıkladı. Çok yaygın olarak bulunan bu parazitin dünya nüfusunun üçte birini enfekte ettiği bildiriliyor. Sıcak iklime sahip ülkelerde daha sık rastlanan parazitin ana konağı kedi, ara konağı ise insanlar ve diğer memeliler.

    Parazitin ana konağı kediler

    Kedilerin bağırsağında bulunan parazitler dışkılama yoluyla toprak ve suya geçer. Parazit, yaşam döngüsü boyunca doku kistleri oluşturarak çevre koşullarından kolay kolay etkilenmez ve uzun süre canlılığını koruyabilir. İnsanlar; doku kistleri barındıran etlerin çiğ ya da az pişirilerek tüketilmesi, parazitle bulaşmış toprakla temas, parazitle bulaşmış sebze ve meyvelerin iyi yıkanmadan tüketilmesi, parazitle bulaşmış suların kullanılması, gebelik döneminde plasenta yoluyla bebeğe geçiş, organ nakli ve kan transfüzyonu yoluyla enfekte olabilirler. Bu nedenle çiğ ya da az pişmiş et tüketimi, parazitle bulaşmış tatlı su kaynaklarının içme suyu olarak kullanılması, parazitle bulaşmış toprakla temas, iyi yıkanmamış çiğ sebze ve meyve tüketimi, düşük eğitim düzeyi, toprakla ilişkili işlerde çalışmak, kalabalık yaşam koşulları ile yetersiz mutfak ve el hijyeni hastalığın önemli risk faktörleri arasında yer alır.

    Gebelik döneminde anneden bebeğe geçebiliyor

    Enfeksiyonun en dikkat çekici yönlerinden biri de gebelik döneminde anneden bebeğe geçebilmesi. Gebelik öncesinde parazit ile karşılaşmamış dolayısıyla bağışıklık geliştirmemiş annelerde gebelik sırasında ilk kez Toksoplazma Gondii enfeksiyonu gelişirse, enfeksiyonun geliştiği gebelik süresine bağlı olarak parazit plasenta yoluyla bebeğe geçebiliyor. İlk üç ayda bulaşma riski düşüktür ancak tablo ciddidir; düşük ve anne karnında ölümle sonuçlanabilir. Gebeliğin daha ileri dönemlerinde bebek parazit ile karşılaşırsa doğumsal toksoplazmozis denen bir tablo oluşur. Bu bebeklerin hem gözlerinde hem de beyinlerinde ciddi sorunlar gelişir.

    Bağışıklık sisteminiz güçlü olsa bile parazit pusuda bekleyebilir

    Bağışıklık sistemi sağlıklı bireylerin büyük çoğunluğunda parazitle ilk karşılaşılan dönemde enfeksiyon şikayete yol açmaz; grip benzeri hafif belirtiler de genellikle gözden kaçar. Bu ilk enfeksiyonu takiben parazit beyin ve retina gibi sinir dokularında ve kaslarda doku kistleri oluşturarak bireyin bağışıklık sisteminin etkilerinden kendini korur. Bu kistlerin bir süre sonra aktive olması ve buna bağlı gelişen bağışıklık cevabı görme fonksiyonu için çok önemli olan retinada geri dönüşümsüz fonksiyon kayıplarına yol açar. Sistemik enfeksiyon geçiren olguların yüzde 2 ile 18’inde göz tutulumu görülür. Günümüzdeki mevcut tedaviler doku kistleri içindeki parazitlere etki etmediği için bu parazitle karşılaşmış bireyler hayatları boyunca tekrarlayan göz sorunları yaşayabilirler. İlk atak genellikle hayatın 20-40 yaşlarında ortaya çıkar. Enfeksiyonu geçiren hastalarda belirtiler hastanın yaşına, enfeksiyonun yerine, şiddetine ve bağışıklık sisteminin durumuna bağlı olarak değişebilir. İleri yaş ve bağışıklık sistemi yetersiz olan hastalarda hastalık daha ağır seyreder.

    Hastalar tek gözde ani başlangıçlı görme kaybı, görme bulanıklığı, uçuşma, ışık hassasiyeti, bazen de kızarıklık ve ağrı şikayetiyle başvururlar. Hastalık tedavi edilse bile gözde bir miktar skar dediğimiz nedbe dokusu bırakabilir. Hastalık zamanında tanınıp erken tedavi edilmezse nedbe dokusu ciddi kalıcı görme kayıpları ile sonuçlanır. Bu nedenle görme ile ilgili ani değişikliklerde gecikmeden göz hekimine başvurmak kritik önem taşır.

    Kişisel hijyen en önemli korunma yöntemi

    Temel olarak parazite bağlı enfeksiyonları önlemenin yolu, parazitin bulaşmasını önlemektir. Eğitim, tarım, hayvancılık, et ve et ürünleri üretimi ile su kaynaklarının arıtılmasındaki gelişmeler ve gebelik döneminde yapılan taramalar hastalığın sıklığının azaltılması için büyük önem taşır. Bununla birlikte ellerin düzenli yıkanması, etlerin iyi pişirilmesi, sebze ve meyvelerin iyice yıkanarak tüketilmesi, temiz su kullanımı ve kişisel hijyen kurallarına dikkat edilmesi de enfeksiyonun önlenmesinde en temel uygulamalardır.

  • Prof. Dr. Sevil Atasoy: “Uyuşturucu politikaları insan hakları ve halk sağlığı temelinde şekillenmeli”

    Prof. Dr. Sevil Atasoy:

    “Uyuşturucu politikaları insan hakları ve halk sağlığı temelinde şekillenmeli”

    Uluslararası Narkotik Kontrol Kurulu (INCB) Başkanı Prof. Dr. Sevil Atasoy, INCB üyeliğine yeniden aday.

    Türkiye tarafından yeniden aday gösterildiğini kaydeden Prof. Dr. Atasoy, “Deneyim, yalnızca teknik bilgi değil; aynı zamanda karmaşık siyasi ve operasyonel süreçlerin yönetilmesinde de belirleyicidir.” dedi.

    Türkiye’nin Birleşmiş Milletler (BM) New York Daimî Temsilciliği tarafından, New York Türkevi’nde, Uluslararası Narkotik Kontrol Kurulu (INCB) Başkanı, Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sevil Atasoy’un INCB üyeliğine yeniden adaylığı dolayısıyla bir resepsiyon düzenlendi. Etkinliğe, Ekonomik ve Sosyal Konsey’e üye çok sayıda ülkenin diplomatları katıldı.

    “Küresel uyuşturucu sorunu giderek karmaşıklaştı”

    New York’taki Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Büyükelçi Ahmet Yıldız’ın takdim konuşmasından sonra söz alan INCB Başkanı Prof. Dr. Sevil Atasoy, küresel uyuşturucu sorununun giderek karmaşıklaştığını belirterek, çözümün dengeli, kanıta dayalı ve insan odaklı politikalardan geçtiğini vurguladı.

    Prof. Dr. Atasoy, özellikle tıbbi olmayan sentetik opioidlerin yaygınlaşması, yasa dışı üretim yöntemlerinin gelişmesi ve uluslararası kaçakçılık ağlarının genişlemesinin acil ve ciddi tehditler oluşturduğunu ifade ederek, aynı zamanda dünya genelinde milyonlarca insanın ağrı tedavisi, ruh sağlığı ve palyatif bakım için gerekli temel ilaçlara erişimde zorluk yaşadığına dikkat çekti.

    Uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi önemli

    Uluslararası uyuşturucu kontrol sisteminin üç temel ilkesine dikkat çeken Prof. Dr. Atasoy, kontrollü maddelerin tıbbi ve bilimsel amaçlarla erişilebilirliğinin sağlanması, kötüye kullanımın önlenmesi ve uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesinin önemini yineledi.

    Prof. Dr. Atasoy, “Uyuşturucu kontrolü yalnızca bir yaptırım meselesi değil; aynı zamanda bir halk sağlığı, insan onuru ve sosyal adalet meselesidir.” dedi.

    Konuşmasında insan hakları, orantılılık ve hukukun üstünlüğü ilkelerine vurgu yapan Prof. Dr. Atasoy, politika yapım süreçlerinde bu değerlerin merkezde yer alması gerektiğini belirtti.

    Kurumsal dayanıklılık ve deneyimin önemi

    Görev süresi boyunca INCB’nin etkinliğini ve şeffaflığını artırmaya yönelik çalışmalara öncelik verdiğini belirten Prof. Dr. Atasoy, üye devletlerle iş birliğini güçlendirmek, pratik araçlar geliştirmek ve tavsiyelerin uygulanabilirliğini artırmak için önemli adımlar attıklarını ifade etti.

    Birleşmiş Milletler sistemi genelinde yaşanan mali kısıtlamalara da değinen Prof. Dr. Atasoy, bu süreçte kurumsal süreklilik ve kurumsal hafızanın korunmasının kritik önem taşıdığını vurguladı.

    “Deneyim, yalnızca teknik bilgi değil; aynı zamanda karmaşık siyasi ve operasyonel süreçlerin yönetilmesinde de belirleyicidir.” diyen Prof. Dr. Atasoy, sınırlı kaynaklara rağmen Kurul’un etkinliğini koruyabilmesi için mali disiplin, önceliklendirme ve verimlilik esaslarına dayalı bir yönetim anlayışı benimsediklerini belirtti.

    Uluslararası iş birliği ve ortak sorumluluk

    Prof. Dr. Atasoy, INCB’nin çalışmalarının üye devletlerin güveni ve iş birliğine dayandığını belirterek, açık diyalog ve karşılıklı saygının uluslararası uyuşturucu kontrol sisteminin temelini oluşturduğunu ifade etti.

    Türkiye tarafından yeniden aday gösterildiğini hatırlatan Prof. Dr. Atasoy, görevine devam etme isteğini dile getirdi ve “Deneyimli liderliğin sürekliliği, karşı karşıya olduğumuz mevcut ve yeni zorluklar karşısında büyük önem taşımaktadır.” İfadesinde bulundu.

    İnsan odaklı küresel vizyon

    “Uyuşturucu politikaları insan hakları ve halk sağlığı temelinde şekillenmeli.” diye konuşan Prof. Dr. Sevil Atasoy, konuşmasını insan sağlığını koruyan, insan haklarına saygılı ve toplumların refahını önceleyen dengeli ve etkili bir uluslararası uyuşturucu kontrol sistemi vizyonunu yineleyerek tamamladı.

  • Şirketlerde tam cinsiyet eşitliğine ancak 2051’de ulaşılabilecek

    Şirketlerde tam cinsiyet eşitliğine ancak 2051’de ulaşılabilecek

    Şirketlerde tam cinsiyet eşitliğine ancak 2051’de ulaşılabilecek

    “KADIN LİDERLER KRİZLERE KARŞI DAHA DAYANIKLI”

    Küresel ekonomi son yıllarda pandemi, savaş, hammadde krizleri ve lojistik tıkanıklıklarla en zorlu sınavlarından birini verirken, iş dünyası da krizlerle mücadele için çözüme yönelik kaslarını daha da geliştirmek zorunda kaldığı bir dönemden geçiyor. Araştırmalara göre kriz dönemlerinde kadın liderlerin yetkinlikleri erkek liderlerin önüne geçiyor; şirketlerin ve tedarik zincirlerinin en güçlü sigortası kadın liderler haline geliyor.

    Fakat iş dünyasında kadınların yükselişi her ne kadar bir kazanım olarak görülse de veriler, özellikle üst yönetim yolundaki engellerin tedarik zinciri ve satın alma gibi kritik departmanlarda stratejik bir zafiyete dönüştüğünü gösteriyor. Yani küresel ölçekte kadınların liderlikteki payı artış gösterse de ivme yavaşlıyor. McKinsey “Women in the Workplace 2025” verilerine göre; kadınların giriş seviyesinden yöneticiliğe terfi etme oranlarındaki eşitsizlik (Broken Rung), yönetim kademelerindeki yetenek havuzunu kilitliyor. TÜSAYDER tarihinde bir ilk olan eş başkanlık sisteminin mimarlarından TÜSAYDER Yönetim Kurulu Eş Başkanı Dr. Sevgi Yılmaz Grant Thornton International tarafından bu yıl 22. kez gerçekleştirilen İş Dünyasında Kadınlar Araştırması’na göre, küresel ölçekte kadınların üst yönetimdeki oranının 1,1 puan gerileyerek %32,9 olduğunu, mevcut eğilimin, orta ölçekli şirketlerde tam cinsiyet eşitliğine ancak 2051’de ulaşılabileceğine işaret ettiğini söylüyor. Yılmaz, araştırmaya göre, üst yönetimdeki kadın oranı sıralamasında Türkiye, %41,8’lik bir oran ile 35 ülke arasında 6. sırada yer aldığını belirtti. Araştırmaya göre Türkiye, %32,9 olan küresel ortalamanın 8,9 puan; %34,9 olan Avrupa Birliği ortalamasının 6,9 puan üzerinde konumlanıyor.

    “Şirketlerin önündeki en büyük engel yönetimdeki çeşitlilik eksikliği”

    Satın alma gibi müzakere, etik, risk yönetimi ve paydaş yönetimi kaslarının ön planda olduğu “çok disiplinli” alanlarda kadın liderlerin, şirketlerin kriz anındaki rekabet gücünü doğrudan artırdığını ifade eden Yılmaz uluslararası araştırmaların, kadın liderlerin kriz anlarındaki reflekslerinin şirket performansını doğrudan etkilediğini gösterdiğini söylüyor. Harvard Business Review (HBR) tarafından yapılan ve 2020 kriz dönemini kapsayan bir araştırma, kadınların “inisiyatif alma”, “öğrenme çevikliği” ve “başkalarını motive etme” gibi kriz yönetimi için kritik 19 liderlik yetkinliğinin 13’ünde erkek meslektaşlarından daha yüksek puan aldığını ortaya koyuyor. Dr. Yılmaz kadınların kriz anlarında daha dayanıklı olduklarını belirterek İzlanda Modeli’ni hatırlatıyor:

    “Bugün şirketlerin önündeki en büyük engel sadece dış ekonomik faktörler değil, yönetimdeki çeşitlilik eksikliğidir. ‘Kırık Basamak’ dediğimiz o terfi engelleri, aslında şirketlerin dayanıklılık reflekslerini zayıflatıyor. Oysaki krizin en yoğun olduğu dönemde, İzlanda’daki tüm büyük bankalar batarken, hayatta kalan ve kâr etmeye devam eden tek finans kuruluşu kadınlar tarafından kurulan ve yönetilen Audur Capital olmuştu. Kurucular Halla Tómasdóttir ve Kristin Petursdóttir, krizi “erkek egemen risk alma iştahı ve sürü psikolojisi”nin bir sonucu olarak tanımlayıp “Duygusal sermaye”, “risk farkındalığı” ve “uzun vadeli kâr” gibi kavramları merkeze koydular. Bu yaklaşım, Harvard Business Review ve TED gibi platformlarda vaka analizi olarak işlendi ve küresel ekonomide hala en başarılı “krizden çıkış” vaka analizlerinden biri olarak kabul ediliyor. Satın alma tarafına baktığımızda da kadın temsilinin artması, şirketlerin kriz dönemlerinde daha yüksek ‘yetenek bağlılığı’ ve ‘inovasyon’ kapasitesine ulaşmasını sağlıyor. Bu bir sosyal hedef değil, 2026’nın sert piyasa koşullarında bir hayatta kalma stratejisidir.”

    “Kadın Liderliği Bir Tercih Değil, Stratejik Bir Zorunluluktur”

    Dr. Sevgi Yılmaz, satın almanın yeni döneminde kadınların rolünü şu sözlerle vurguluyor:

    “Tedarik zinciri artık sadece bir matematik hesabı değil; aynı zamanda yüksek empati, kriz anında hızlı manevra kabiliyeti ve etik duruş gerektiren bir ekosistem. Küresel krizler gösterdi ki; kadın liderler belirsizlik altında daha ihtiyatlı ancak daha kararlı adımlar atıyor. Şirketlerin ‘cam tavanları’ kırması artık sadece bir sosyal sorumluluk projesi değil, 2026’nın çalkantılı ekonomisinde hayatta kalmak için stratejik bir zorunluluktur. Biz TÜSAYDER olarak, satın almanın mutfağındaki kadınların, tedarik zincirinin yeni ‘Demir Leydi’leri olarak sektörü dönüştüreceğine inanıyoruz.”

    STZ26, 11 Nisan’da Wyndham Grand İstanbul’da

    Satınalmanın dönüşümü ve kadın liderlerin kriz yönetme formüllerinin konuşulacağı, zirvenin ikinci oturumu olan “Ezber Bozan Yeni Çağın Kadın Liderleri” panelinde; Dr. Sevgi Yılmaz moderatörlüğünde, iş dünyasının önemli isimleri Emine Erdem (SEDEFED YK

    Başkanı), Esra Bezircioğlu (KAGİDER YK Başkanı), Ayşem Ulusoy (ATC Grup YKB) ve Damla Alişan (Alişan Lojistik CEO) bir araya gelecek. Oturumda, lojistikten üretime, perakendeden teknolojiye kadar geniş bir yelpazede kadın refleksinin tedarik zincirini nasıl daha “dayanıklı” kıldığı somut örneklerle tartışılacak.

    Tedarik zinciri ve satın alma alanında çalışan profesyoneller için yenilikleri takip etme, sektör liderleriyle ağ kurma ve geleceğin iş modellerini keşfetme fırsatı sunan “Satınalmanın Yeni Çağı” temalı bu zirve, değişime öncülük etmek isteyenler için kaçırılmayacak bir etkinlik olacak. Ücretsiz kayıtlar https://tusayder.org adresinden yapılabilecek.

  • Dünya Su Günü’nde anlamlı buluşma

    Dünya Su Günü’nde anlamlı buluşma

    Dünya Su Günü’nde anlamlı buluşma:
    “Suyu geleceğe taşımak için tüm
    imkanlarımızla çalışıyoruz”

    22 Mart Dünya Su Günü’nde SASKİ, bir farkındalık programı düzenledi. Başkan
    Yusuf Alemdar ile Sakarya Valisi Rahmi Doğan’ın katılımıyla gerçekleşen
    programda su kaynaklarının korunması noktasında toplumsal anlamda atılması
    gereken adımlar konuşuldu ve önemli bir çağrı yapıldı. Alemdar, “Küresel ısınma ve
    artan su stresi her geçen gün daha ciddi bir boyuta ulaşıyor. Bu nedenle suyu
    geleceğe taşımak için tasarrufu bir zorunluluk olarak görmeliyiz. Şu ana kadar
    tasarrufla su kullanımını %11 oranında azalttık” diye konuştu. Vali Rahmi Doğan ise
    “Su kaynaklarımıza sahip çıkıp tasarruf konusunda oldukça bilinçli davranmamız
    gerekiyor” ifadelerini kullandı.
    Sakarya Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (SASKİ), su kaynaklarının
    korunması, Sapanca Gölü’nün geleceği ve sürdürülebilir kullanımına dikkat çekmek
    amacıyla ‘22 Mart Dünya Su Günü’ sebebiyle farkındalık programı düzenledi.
    Yoğun katılım
    Adapazarı Sosyal Gelişim Merkezi’nde (SGM) yapılan programa Sakarya Valisi Rahmi
    Doğan, Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar, SAÜ Rektörü Prof. Dr. Hamza Al,
    Serdivan Belediye Başkanı Osman Çelik, SASKİ Genel Müdürü Seyit Sakallıoğlu, SATSO
    Başkanı Akgün Altuğ, İl Milli Eğitim Müdürü Coşkun Bakırtaş, Sakarya Muhtarlar
    Federasyonu Başkanı Erdal Erdem, Sakarya Gazeteciler Birliği Başkanı Müjdat Çetin,
    RATED Başkanı Remzi Adıyaman, muhtarlar, STK temsilcileri, öğrencilerden oluşan su
    müfettişleri ve su elçileri ile basın mensupları katıldı.
    Küresel ısınma ve su stresi…
    Su kaynaklarının korunması ile sürdürülebilir su yönetiminin önemine dikkat çeken
    Başkan Alemdar, küresel ısınma ve artan su stresinin oluşturduğu tehlikeyi hatırlatarak,
    “Su geleceğini güvence altına almak için altyapıdan üstyapıya yatırımlarımı aralıksız
    sürüyor” vurgusu yaptı.
    “Tasarrufla yüzde 11 su kullanımı azaldı”
    Alemdar, “Sürdürülebilir ve içilebilir su kaynaklarımız için çalışmalarımıza devam
    ediyoruz. Şehrimizin ve gelecek nesillerimiz için altyapı ve üstyapı çalışmalarında gayretle
    çalışıyoruz. Özellikle son zamanlarda küresel ısınma ve su stresi her geçen artamaya
    devam etmektedir. Bizler suyu dengeli kullanmaz ve korumazsak su sorunuyla karşı
    karşıya kalacağız. Su sadece yağmurun yağmasıyla birikmez ve geleceğe taşınamaz, bu
    nedenle ciddi şekilde tasarruf yapmak zorundayız. Elimizdeki veriler şunu gösteriyor ki şu
    ana kadar sadece tasarrufla yüzde 11 oranında su kullanımını azalttık” ifadelerini kullandı.
    Suyu doğru kullanan belediye…
    Başkan Alemdar, “Bizler suyu en ucuz veren belediye olmanın yanı sıra suyumuzu en
    doğru kullanan bir belediye olma yolunda hızla ilerliyoruz. Özellikle Sapanca Gölü başta
    olmak üzere derelerimiz ve su sondajlarımızla yeni kaynaklar için çalışmalarımıza devam

    ediyoruz. Bu şehir hepimizin sloganıyla çıktığımız bu yolda güvenli bir gelecek için
    kaynaklarımızı en doğru şekilde kıllanacağız” dedi.
    “Sadece bugünü değil geleceğimizi şekillendiriyoruz”
    SASKİ Genel Müdürü Seyit Sakallıoğlu ise, “Su yalnızla bir doğal kaynak değil yaşamın
    kendisidir. İnsan suya muhtaçtır, su varsa hayat vardır. Su konusu sadece bölgesel anlamda
    değil küresel ölçekte oldukça hayati bir öneme sahiptir. SASKİ olarak suyun korunması ve
    kayıp kaçaklarla mücadele etmeye devam ediyoruz. Su meselesi sadece bugünü değil
    geleceğimizi etkiliyor. Yağış düzeyindeki düşüşler suyun sadece bir kaynak değil stratejik
    bir değer olduğunu bizlere göstermektedir. Aynı zamanda şehrimizin en önemli su kanyağı
    olan Sapanca Gölümüzle ilgilide gerekli önlemleri almaya devam ediyoruz. SASKİ olarak
    su kayıplarının önüne geçmek amacıyla 16 ilçemizde altyapımızı yenilemeye devam
    ediyoruz” dedi
    “Tasarruf konusunda bilinçli olmalıyız”
    Sakarya Valisi Rahmi Doğan, “Büyükşehir Belediye Başkanımız ve genel müdürümüzün
    konuşmalarından suyun ehemmiyetini bir kez daha gördük. Küresel ısınmayla başlayan
    süreç çevre kirliliğinin etkisiyle gittikçe büyüyor. Bu anlamda bizler su kaynaklarımıza
    sahip çıkıp tasarruf konusunda oldukça bilinçli davranmamız gerekiyor. Eğer
    kanyaklarımızı korumazsak hiç istemediğimiz durumlarla karşılaşabiliriz. Sakarya özelinde
    gerekli su kaynağımız varmış gibi görünse de su kaynaklarımızı korumaya devam
    edeceğiz. Özellikle Sapanca Gölü ve çevresi konusunda Büyükşehir Belediyemize destek
    verdik, bundan sonra da desteğimizi sürdüreceğiz” şeklinde konuştu.
    Su elçileri ve müfettişleri sertifikalarını aldı
    Başkan Alemdar ve Vali Rahmi Doğan, SAÜ İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi
    Sosyoloji bölümünde okuyan su elçilerine ve SASKİ tarafından ilçelerde eğitim verilen
    minik su müfettişlerine katılım sertifikası takdim etti.
    Program Sakarya Güzel Sanatlar Lisesi ve beş ayrı ilköğretim okulunda hazırlanan “Su ve
    İnsan” temalı sergiyi açılışıyla sona erdi.

  • Mete Gazoz: “Şampiyonluk 3 dakika… Asıl olan o yola tekrar çıkabilmek”

    Mete Gazoz: “Şampiyonluk 3 dakika… Asıl olan o yola tekrar çıkabilmek”

    Corendon Sport Talks’un 50. Bölüm konuğu Mete Gazoz!

    Corendon Sport Talks’un 50. bölümüne dünya ve olimpiyat şampiyonu Mete Gazoz konuk oldu. Başarıya giden yolu, zihinsel gücünü ve şampiyonluk anlarının görünmeyen tarafını anlatan Gazoz, “Asıl tatmin kazanmaktan değil, o hissi tekrar yaşayabilmekten geliyor” diyerek spora ve hayata bakışını paylaştı.

    50. bölümünde Mete Gazoz’u konuk eden Corendon Sport Talks, Corendon Airlines’ın uçuş destinasyonları arasında yer alan Antalya’nın simge noktaları Düden Şelalesi, Kaleiçi Limanı ve Konyaaltı’nda çekilen bu özel bölümle, izleyicileri ilham veren bir yolculuğa davet ediyor.

    “Şampiyonluk 3 dakika…”

    Corendon Sport Talks’un 50. bölümünde konuşan Mete Gazoz, şampiyonluk kavramına dair alışılmışın dışında bir perspektif sundu:

    “Şampiyonluk dediğiniz şey aslında çok kısa sürüyor. O an yaşadığınız duygu belki 3 dakika, belki biraz daha fazla. Ama asıl mesele o değil. Benim hissettiğim şey, o noktaya gelene kadar verdiğim emeğin, çektiğim yorgunluğun bir anda bitmesi. Sonrasında ise yeniden başlama isteği geliyor. Yani ‘tamam artık oldum’ demiyorsunuz, aksine ‘daha fazlasını yapabilirim’ diyorsunuz.” 

    “Oku bırakmadan önce nereye gideceğini hissediyorsunuz”

    Okçuluğun en kritik anına dair konuşan Mete Gazoz, performansın arkasındaki görünmeyen emeği şu sözlerle anlattı:

    “O kadar fazla tekrar yapıyorsunuz ki, aslında oku daha bırakmadan nereye gideceğini hissediyorsunuz. Bu bir sihir değil. Saatlerce, günlerce, yıllarca yapılan antrenmanın bir sonucu. Eliniz, zihniniz ve vücudunuz artık aynı dili konuşuyor.” 

    “Atış anında duyduğum tek şey: ‘Devam et’”

    Zihinsel gücün performanstaki rolüne değinen Gazoz, yarışma anındaki iç dünyasını şu sözlerle paylaştı:

    “Atış yaparken dış dünyayı çok fazla duymuyorum. O an aslında en net duyduğum şey kendi iç sesim oluyor ve o ses bana sadece şunu söylüyor: ‘Devam et.’ Başka hiçbir şey yok. Ne kalabalık ne rakip ne de baskı… Sadece o an ve o ses.” 

    “Rakibime şunu hissettirmeye çalışırım, ne yaparsa yapsın beni yenemeyecek”

    Mete Gazoz, okçuluğun yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda güçlü bir zihinsel oyun olduğunu vurgulayarak rakiplerle kurduğu psikolojik dengeyi şu sözlerle anlattı:

    “Yarışma sırasında sadece kendi atışınıza odaklanmazsınız. Aynı zamanda rakibinizin psikolojisini de yönetirsiniz. Benim yaptığım şey rakibi demoralize etmek değil, onun dikkatini dağıtmak ve kontrolü elimde tutmak. Hareketlerimle, duruşumla, atış tempomla rakibime şunu hissettirmeye çalışırım: Ne yaparsa yapsın beni yenemeyecek.” 

    Gazoz, bu stratejinin tamamen antrenman ve tecrübeyle geliştiğini belirtirken, yarışma sırasında her detayın bir avantaj yaratabileceğini vurguladı:

    “Bazen son saniyede atarım, bazen çok hızlı atarım. Rakibin ritmini bozmak önemli. Ama bunu kurallar içinde, sporun saygısını bozmadan yaparsınız. Çünkü bu iş sadece fiziksel değil, tamamen zihinsel bir mücadele.” 

    “Benim en büyük başarım, ‘ben de yapabilirim’ dedirtmek”

    Başarıyı sadece madalyalarla tanımlamayan Mete Gazoz, asıl gurur duyduğu noktayı şöyle ifade etti:

    “Benim için en büyük başarı, insanların beni izleyip ‘ben de yapabilirim’ demesi. Ekran başındaki bir çocuğun, ‘ben de çalışırsam başarabilirim’ diye düşünmesi. Madalya önemli ama bundan daha değerli olan şey ilham verebilmek.” 

    “Çaba göstermeyen insanlar beni rahatsız eder”

    Başarıya giden yolda en önemli unsurun mücadele olduğunu vurgulayan Gazoz, bu konudaki duruşunu net bir şekilde ortaya koydu:

    “Pes eden insanlara bir şey diyemem. Çünkü zaten o noktada bitmiş oluyorlar. Ama mücadele etmeyen, çaba göstermeyen insanlar beni rahatsız ediyor. Çünkü o potansiyelin boşa gittiğini görüyorsunuz.” 

    “2028 Olimpiyatları için hedefim iki altın madalya”

    Gelecek hedeflerine dair de net konuşan Mete Gazoz, Los Angeles 2028 için iddiasını ortaya koydu:

    “2028 Olimpiyatları için hedefim çok net: İki altın madalya. Bu bir hayal değil, hedef. Bunun için çalışıyoruz ve hazır olacağız.” 

    “Benden sonra gelenlerin daha fazlasını başarması gerekiyor”

    Kendi başarısını bir başlangıç olarak gören Mete Gazoz, gelecek nesillere dair vizyonunu şu sözlerle anlattı:

    “Benden sonra gelenlerin daha fazlasını başarması gerekiyor. Ancak o zaman benim kazandığım madalyalar daha anlamlı hale gelir. Yoksa sadece ‘geldi, kazandı ve gitti’ olarak kalır.” 

    Spora değer katan yayın serisi: Corendon Sport Talks

    Havacılık ve turizm sektörlerinde pek çok yeniliği hayata geçirerek milyonlarca misafirini hayallerindeki tatil destinasyonlarına uçuran Corendon Airlines, hayata geçirdiği Corendon Sport Talks video serisinin 50. bölümünü yayınladı. Sporun birleştirici gücünü merkeze alan bu özel projede, Türk spor tarihine iz bırakan isimlerin ilham verici hikâyeleri ekranlara taşınıyor.

    Corendon Sport Talks’un bu özel bölümü, İngilizce altyazı ve işaret dili desteğiyle YouTube üzerinden izlenebilir: https://www.youtube.com/watch?v=OyHI-Gz4eaM

  • Tığcılar’da kentsel dönüşüm sondaj çalışmalarıyla başladı

    Tığcılar’da kentsel dönüşüm sondaj çalışmalarıyla başladı

    Başkan Yusuf Alemdar arihi gün diyerek açıkladı:
    Tığcılar’da kentsel dönüşüm sondaj
    çalışmalarıyla başladı

    Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar, uzun süredir ilmek ilmek işlenen
    Tığcılar Kentsel Dönüşüm Projesinin fiili olarak başladığını açıkladı. Yapı ruhsatına
    esas zemin etüt çalışması kapsamında sondaj makinası Kesçi Sokaka indi, 4 farklı
    sokak ve 28 ayrı noktada numune alımı için 45 metre derine ulaşacak sondaj
    çalışması başladı. Gelişmeyi tarihi bir gün olarak değerlendiren Başkan Yusuf
    Alemdar, “Yeşil, sosyal ve dirençli bir şehrin inşasını Cumhurbaşkanımız Recep
    Tayyip Erdoğanın çizdiği vizyon ve 1 milyon 100 bin hemşehrimizden aldığımız
    destekle gerçekleştireceğiz. Şehrimize, milletimize hayırlı olsun” dedi.
    Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar, göreve geldiği günden bu yana her
    mecliste, her ortamda ve fırsata dile getirdiği “Deprem bu şehrin gerçeğidir” vurgusu
    Sakaryada Tığcılar’da başlayan sondaj çalışmalarıyla kentsel dönüşüm resmen sahaya
    yansıdı.
    Tarihi bir gelişme
    17 Ağustos 1999da binlerce vatandaşın acısıyla sarsılan şehirde, depreme hazır bir kentin
    inşası için bugün tarihi bir gelişme yaşandı.
    Alemdar, depreme dayanıksız ve olası bir deprem karşısında büyük bir tehlike arz eden
    Tığcılarda start verilen Kentsel Dönüşüm Projesi 1. Etap çalışmalarında fiili sürecin
    bugün itibarıyla başladığını açıkladı.
    4 sokakta, 28 ayrı noktada çalışma başladı
    Yapı ruhsatına esas zemin etüt çalışmaları kapsamında sondaj makinası Kesçi Sokağa
    indirildi ve 45 metre derinliğe inilecek olan sondaj çalışmaları başladı. Alınan bilgiye göre
    ekipler, 4 farklı sokakta ve 28 ayrı noktada sondajla elde edilen numuneleri incelemeye
    alacak.
    Bu müjdeyi ‘tarihi bir gün’ başlığıyla kamuoyuna duyuran Alemdar, Cumhurbaşkanı
    Erdoğanın çizdiği vizyon ve vatandaşın desteğiyle yeşil, sosyal ve dirençli Sakaryayı inşa
    edeceklerini vurguladı.
    “%80’in üzerinde bir uzlaşı oranı yakaladık”
    Alemdar, “Bu şehrin en büyük gerçeği deprem dedik, bayrağı devraldığımız günden bu
    yana Sakaryanın 27 yıl önce yaşadığı acıyı tekrar yaşamaması için gayretle çalışmaya
    başladık. Hamdolsun ortaya koyduğumuz irade, çok ciddi bir karşılık buldu. Şehir için
    önemli bir model, kentsel dönüşüm için ise tarihin kırılma noktası olan Tığcılarda son
    tahlilde %80in üzerinde bir uzlaşı oranı yakaladığımızı memnuniyetle ifade ediyorum.
    Bugün ise yine güzel Sakaryamız için tarihi bir gelişme yaşandı. Yapı ruhsatına esas
    zemin etüt çalışmaları için sondaj makinası Kesçi Sokağa indi, sondaj, numune işlemleri
    başladı. Yeşil, sosyal ve dirençli bir şehrin inşasını Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip
    Erdoğanın çizdiği vizyon ve 1 milyon 100 bin hemşehrimizden aldığımız destekle
    gerçekleştireceğiz. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanımız Murat Kurum’un
    destekleriyle tarihi bir süreci hep birlikte inşa edeceğiz” dedi.

    Tığcılarda ne yapılacak?
    İlk etap kapsamında Yeni Cami Sokak, Kol Sokak, Kadir Hoca Sokak ve Bulvar arasında
    dönüşüm fiili olarak başladı.
    Metrelerce derinlikten alınan numuneler incelenecek, teknik analizler yapılacak. İdari
    süreç devam ederken ise yakın bir tarihte tahliye tebligatları gönderilecek.
    Analiz sürecinin ardından ise tüm ayrıntılarıyla hazır olan güvenli yapılar yükselecek,
    komşuluk kültürünün güçleneceği, sosyal yaşam alanlarıyla ön plana çıkacak yeni bir
    şehir inşa edilecek.