Kategori: Gündem

  • Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu, bisiklet ekonomisinin yükselen merkezi

    Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu, bisiklet ekonomisinin yükselen merkezi

    Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu, bisiklet ekonomisinin yükselen merkezi

    Türkiye Bisiklet Federasyonu Başkanı Emin Müftüoğlu: “Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu, yalnızca bir spor organizasyonu değil; Türkiye’de bisiklet ekonomisini büyüten, turizmi çeşitlendiren ve gençlerimize ilham veren stratejik bir platformdur. Yıl boyunca 32 ilde gerçekleştirdiğimiz 100’ün üzerindeki organizasyonla bu etkiyi ülke geneline yayıyoruz. Amatör yarışlardan uluslararası organizasyonlara uzanan bu güçlü yapı sayesinde, bisiklet sporunu tabana yayarken Türkiye’yi küresel bisiklet turizminin güçlü destinasyonlarından biri haline getirmeyi hedefliyor, ülkemizin bisiklet ekonomisine değer katıyoruz.”

    Çeşme’den Ankara’ya 26 Nisan-3 Mayıs tarihleri arasında dünyaca ünlü takımların katılımı ile 61.kez düzenlenecek olan Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu, Türkiye’de bisikletin yalnızca bir spor dalı değil; üretimden turizme, şehir içi mobiliteden sürdürülebilir yaşam kültürüne kadar uzanan çok boyutlu bir ekosistemin merkezine yerleşmesini sağlıyor.

    23 takım ve 27 farklı ülkeden 161 sporcunun mücadele ettiği, 26 Nisan – 3 Mayıs tarihleri arasında 8 etap ve 1.133,5 kilometrelik parkurda düzenlenen 61. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu; 5 il, 20’nin üzerinde ilçe ve 60’tan fazla yerleşimden geçerek yalnızca bir spor organizasyonu değil, aynı zamanda Türkiye’nin bisiklet ekonomisini büyüten çok katmanlı bir değer zinciri oluşturuyor.

    Uluslararası Bisiklet Birliği-UCI Avrupa Turları takviminde yer alan ve Türkiye’nin ProSeries kategorisindeki tek yol bisikleti yarışı olan TUR, WorldTeam, ProTeam ve Continental Team seviyesindeki 23 uluslararası takımı bir araya getirirken; organizasyon yapısı, küresel yayın gücü ve çok şehirli rotasıyla spor turizmi, medya, ekipman ve yerel ekonomi üzerinde güçlü bir çarpan etkisi yaratıyor.

    TUR’un küresel ve ulusal medya gücü, bu ekosistemin en önemli etkisini oluşturuyor. Dev prodüksiyon altyapısıyla gerçekleştirilen yayınlar; uçak, helikopter ve motosiklet kameralarıyla Türkiye’nin doğal ve kültürel zenginliklerini dünya ekranlarına taşıyor. TUR, 5 kıtada, 13 dilde, 190 ülke ve bölgede 800 milyon haneye ulaşarak Türkiye’yi küresel vitrine çıkarıyor.

    Türkiye Bisiklet Federasyonu’nun yıl geneline yayılan organizasyon gücü, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı’nın stratejik vizyonu, EuroVelo entegrasyonu ve sektör verileri birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’nin küresel bisiklet haritasındaki konumu her geçen yıl daha da güçleniyor.

    Türkiye Genelinde Yaygınlaşan Bisiklet Ekosistemi

    Türkiye Bisiklet Federasyonu’nun 2026 yılı faaliyet takvimi, bisiklet sporunun ülke geneline yayılımını somut verilerle ortaya koyuyor. Yıl boyunca yol, pist, dağ bisikleti, BMX, para bisiklet ve Gran Fondo disiplinlerinde düzenlenecek organizasyonlarla 32 ilde 100’ün üzerinde yarış ve etkinlik gerçekleştiriliyor. Bu geniş organizasyon ağı, Türkiye’yi yalnızca belirli merkezlerde yoğunlaşan bir spor yapısından çıkararak, yıl boyunca aktif olan sürdürülebilir bir bisiklet ekosistemine dönüştürüyor.

    Bisiklet Turizmi: 200+ Rota, 58 Bisiklet Dostu Otel

    Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı verilerine göre Türkiye, bisiklet turizminde güçlü bir altyapıya ulaşmış durumda. Türkiye genelinde 200’ün üzerinde bisiklet rotası, yılın 9-10 ayı sürüş imkânı sunarken; EuroVelo ağı üzerindeki EuroVelo 8 ve EuroVelo 13 rotaları ile Antik Pedal gibi tematik güzergâhlar, Türkiye’yi uluslararası bisiklet turizmi haritasına taşıyor. 16 farklı şehirde faaliyet gösteren 58 bisiklet dostu otel, toplam 19.538 oda ve 41.996 yatak kapasitesi ile sporculara ve amatör bisikletçilere özel konaklama altyapısı sunuyor. Avrupa’da yaklaşık 52 milyar Euro büyüklüğe ulaşan bisiklet turizmi pazarı dikkate alındığında, Türkiye bu pazardan daha fazla pay alabilecek güçlü destinasyonlar arasında yer alıyor.

    Bisiklet Endüstrisi: Üretim, Fiyat ve Teknolojide Dönüşüm

    Bisiklet Endüstrisi Derneği verileri, Türkiye’nin üretim ve pazar gücünü ortaya koyarken; bisiklet teknolojilerindeki gelişim ve ürün çeşitliliği de dikkat çekiyor. Yıllık 1,3 milyon adet üretim kapasitesi ve 1 milyon adedin üzerindeki iç pazar büyüklüğü, sektörün ölçeğini ortaya koyarken; giriş segmentinden profesyonel karbon kadrolu modellere kadar geniş bir fiyat skalası tüketicilere sunuluyor.

    Son yıllarda özellikle elektrikli bisiklet (e-bike), akıllı sürüş sistemleri, hafif malzeme teknolojileri ve performans odaklı ekipmanlar ön plana çıkarken; şehir içi ulaşım çözümleri ile spor performans ürünleri arasındaki çizgi giderek inceliyor. Artan talep ve teknolojik gelişmeler, bisikleti daha erişilebilir ve fonksiyonel hale getirirken, sektörün katma değerini de yükseltiyor. Bu dönüşüm, bisikletin yalnızca bir spor aracı değil, aynı zamanda yüksek teknolojiye sahip bir mobilite ürünü olarak konumlanmasını sağlıyor.

    Türkiye’de bisiklet satışları son yıllarda istikrarlı bir büyüme trendi gösteriyor. Son 5 yılda satışlarda %35 oranında artış kaydedilirken, sektörün yıllık büyüme hızının %7–8 bandında devam ettiği görülüyor. Bu büyüme; şehir içi ulaşımda bisikletin daha fazla tercih edilmesi, sağlıklı yaşam bilincinin artması ve bisiklet altyapısına yapılan yatırımlarla destekleniyor. Amatör organizasyonların yaygınlaşması, bisiklete olan ilgiyi artırarak satışlara doğrudan katkı sağlıyor. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu ise yarattığı görünürlük ve ilham etkisiyle bu büyümenin en önemli tetikleyicilerinden biri olarak öne çıkıyor.

    Mobilite ve Sürdürülebilirlik: Şehirlerin Yeni Ulaşım Modeli

    Bisiklet, Türkiye’de sürdürülebilir şehircilik politikalarının önemli bir parçası haline geliyor. Düşük karbon salımı, çevreci ulaşım ve sağlıklı yaşam hedefleri doğrultusunda bisiklet; yerel yönetimlerin mobilite stratejilerinde giderek daha fazla yer buluyor. Paylaşımlı bisiklet sistemleri, şehir içi ulaşım ağlarıyla entegrasyon ve yeni bisiklet yolu yatırımları, Türkiye’de mikro mobilitenin gelişimini hızlandırıyor. Bu dönüşüm hem çevresel sürdürülebilirliğe katkı sağlıyor hem de şehirlerde yaşam kalitesini artırıyor.

    Şehirler Dönüşüyor: Konya, İzmir, Antalya, Marmaris ve Ankara

    Türkiye’de bisikletin şehir ölçeğinde dönüşümü somut örneklerle kendini gösteriyor. Konya, 2025 itibarıyla ulaştığı 680 kilometrelik bisiklet yolu ağı ile Avrupa ölçeğinde bir altyapıya sahip olurken; İzmir, sahil boyunca uzanan kesintisiz yolları ve EuroVelo entegrasyonu ile uluslararası bisiklet turizminin önemli kapılarından biri olarak öne çıkıyor. Antalya ve Marmaris, profesyonel takım kampları ve yıl boyu uygun iklimi ile bisiklet turizminin merkezleri haline gelirken; Ankara, TUR’un finaline ev sahipliği yaparak başkentte bisikletin görünürlüğünü artırıyor.

    Tabana Yayılan Etki: Amatör Yarışlar ve Gran Fondo Gücü

    Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’nun geçtiği tüm illerde, amatör bisikletçilerin katılımını teşvik etmek amacıyla trafiğe kapalı parkurlarda her yaş grubuna hitap eden organizasyonlar düzenlenmesi, bisiklet aracılığıyla iç ve dış spor turizmi hareketliliği oluşturmayı hedefleyen stratejinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Yıl boyunca düzenlenen uluslararası Gran Fondo yarışları, bisiklet kampları ve farklı seviyelere hitap eden etkinlikler sayesinde bisiklet kültürü tabana yayılırken, Türkiye’nin bisiklet turizmi ekosistemi güçleniyor.

    Küresel Yayın Gücü: 5 Kıtada, 800 Milyon Haneye Erişim

    Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’nun küresel ve ulusal medya gücü, bu ekosistemin en önemli çarpan etkisini oluşturuyor. Dev prodüksiyon altyapısıyla gerçekleştirilen yayınlar; uçak, helikopter ve motosiklet kameralarıyla Türkiye’nin doğal ve kültürel zenginliklerini dünya ekranlarına taşıyor. TUR, 5 kıtada, 13 dilde, 190 ülke ve bölgede 800 milyon haneye ulaşarak Türkiye’yi küresel vitrine çıkarıyor.

    Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu, 2026 yılında genişleyen uluslararası yayın ağıyla küresel erişimini daha da artırıyor. Toplam 77 yayın anlaşması kapsamında TUR 2026; FloBikes (ABD & Kanada), Zhibo TV (Çin), SuperSport (Sahra Altı Afrika) ve Claro Sport (Latin Amerika) gibi güçlü yayıncılar aracılığıyla 5 kıtada canlı yayınlanacak.

    Bu yapı kapsamında 5 uluslararası canlı yayın partneri, 38 özet yayın paketi (5’i günlük), 3 haber yayını ve 31 kısa içerik dağıtımı gerçekleştirilirken; LCTV iş birliğiyle uçak içi yayın ağları üzerinden global yolcu kitlesine de ulaşılacak. Bu güçlü dağıtım ağı sayesinde TUR 2026, 800 milyon haneye ulaşan küresel erişim potansiyeline sahip. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu, geçtiğimiz yıl elde ettiği küresel yayın başarısıyla rekor kırarken, 2026 yılında artan medya gücüyle bu etkiyi daha da büyütmeye hazırlanıyor. ASO (Amaury Sport Organisation)’nun uluslararası erişim gücü ve Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı’nın küresel iletişim çalışmalarıyla TUR’un etkisi daha da büyüyor. Organizasyon kapsamında 35 binin üzerinde içerik üretilirken, 5 milyarın üzerinde erişim ve 631 saat yayın süresi elde ediliyor.

    Bisiklet Ekonomisi Büyüyor: İlham, Katılım ve Sürdürülebilir Etki

    Türkiye’de bisiklet ekonomisine sağlanan katkı her geçen yıl artarken, bu büyümede amatör yarışların ve geniş katılımlı etkinliklerin etkisi giderek daha belirgin hale geliyor, ekipman satışından turizme, konaklamadan yerel ekonomiye kadar geniş bir değer zinciri oluşturuyor. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu ise yarattığı ilham ve küresel görünürlükle bu yapının en güçlü tetikleyicisi olarak öne çıkıyor.

    Türkiye Bisiklet Federasyonu Başkanı Emin Müftüoğlu bu dönüşümü şu sözlerle değerlendirdi:

    “Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu, yalnızca bir spor organizasyonu değil; Türkiye’de bisiklet ekonomisini büyüten, turizmi çeşitlendiren ve gençlerimize ilham veren stratejik bir platformdur. Yıl boyunca 32 ilde gerçekleştirdiğimiz 100’ün üzerindeki organizasyonla bu etkiyi ülke geneline yayıyoruz. Amatör yarışlardan uluslararası organizasyonlara uzanan bu güçlü yapı sayesinde, bisiklet sporunu tabana yayarken Türkiye’yi küresel bisiklet turizminin güçlü destinasyonlarından biri haline getirmeyi hedefliyoruz.”

    Avrupa Yeşil Mutabakatı ile Uyum: Bisiklet sektörü ve Yeşil İstihdama Katkı

    Bisiklet ekonomisi Avrupa Yeşil Mutabakatı (European Green Deal) kapsamında öncelikli alanlar arasında yer alan düşük karbonlu ekonomiye geçiş, sürdürülebilir ulaşım ve çevre dostu turizm politikalarını desteklemektedir. Bisiklet sporunun ve bisiklet odaklı turizm faaliyetlerinin gelişmesi; karbon emisyonlarını azaltan mobilite çözümlerini teşvik ediyor, yerel ekonomileri güçlendiriyor ve yeni iş alanlarının oluşmasına katkı sağlıyor.

    Organizasyon ekiplerinden takım menajeri ve antrenörlere, mekanisyenlerden teknik personele, sporculardan turizm hizmet sağlayıcılarına kadar geniş bir meslek yelpazesini kapsayan yeşil istihdam; bisiklet ekosisteminin sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu şekilde büyümesine katkı sağlıyor. Bu yapı aynı zamanda Türkiye’nin Avrupa’daki yeşil dönüşüm politikalarıyla uyumlu olarak spor ve turizm ekonomisi geliştirmesine önemli bir zemin oluşturuyor. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’nda yarışmak için takımlar kuruluyor ve bisiklet sporuna hizmet eden sporcu ve yetişmiş personel sigortalı çalışan statüsünde görev alarak, istihdam şansı buluyor.

    Gran Fondo ve benzeri amatör organizasyonların yaygınlaşmasıyla birlikte organizasyon ekipleri ve hizmet sağlayıcı personel dahil geniş bir yeşil iş gücü oluşuyor; seyahat, konaklama, yiyecek ve içecek sektörlerini kapsayan spor turizmi ekonomisine önemli katkılar sağlanıyor. Bisiklet ve ekipman satışları, teknik servis hizmetleri, tekstil üretimi, organizasyon hizmetleri ve spor turizmi faaliyetleri; GreenMetric sürdürülebilirlik ölçütleri açısından değerlendirildiğinde bisiklet ekosisteminin yarattığı tur ekonomisi ve yeşil iş gücünün önemli bileşenleri arasında yer alıyor.

    Yarıştan Ekosisteme Uzanan Bir Başarı Hikâyesi

    Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’nun geçtiği rotalar; EuroVelo güzergâhları, bisiklet dostu oteller ve yerel altyapı yatırımları ile kesişerek Türkiye’de benzersiz bir bisiklet deneyimi oluşturuyor. Yarışın uluslararası yayın gücü sayesinde bu rotalar, milyonlarca kişi için keşfedilebilir destinasyonlara dönüşüyor.

    Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu, Türkiye’yi yalnızca izlenen bir yarış ülkesi değil; yaşayan, üreten ve büyüyen bir bisiklet ekosistemine dönüştürüyor.

    61.Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu Etap Programı:

    Etap Programı:

    Etap (26 Nisan): Çeşme – Selçuk (148,7 km)

    Etap (27 Nisan): Aydın – Marmaris (152,8 km)

    Etap (28 Nisan): Marmaris – Kıran (132,7 km) (Zirve Finiş)

    Etap (29 Nisan): Marmaris – Fethiye (130,4 km)

    Etap (30 Nisan): Patara Antik Kenti – Kemer (180,7 km)

    Etap (1 Mayıs): Antalya – Feslikan (127,9 km) (Zirve Finiş – Kraliçe Etap)

    Etap (2 Mayıs): Antalya – Antalya (152,8 km)

    Etap (3 Mayıs): Ankara – Ankara (105,2 km) (Final)

  • Saadet Partisi İl Başkanı Ali Ahmet ÇELİK”Tarım arazilerinin korunmasının bir beka meselesi “

    Saadet Partisi İl Başkanı Ali Ahmet ÇELİK”Tarım arazilerinin korunmasının bir beka meselesi “

    Tarım Arazileri Üzerindeki Kaçak Yapılaşma ve İktidarın Çelişkili Politikaları

    Son günlerde ülke gündemine yeniden taşınan tarım arazileri üzerindeki kaçak yapılaşma meselesi, aslında uzun yıllardır ihmal edilen ve görmezden gelinen bir sorunun artık taşınamaz hale geldiğini açıkça göstermektedir.



    Verimli tarım topraklarının korunması gerekirken; plansız, denetimsiz ve çoğu zaman göz yumulmuş yapılaşmalar neticesinde bu alanlar geri dönülmez şekilde tahrip edilmiştir. Bugün gelinen noktada ise hem üretim kapasitemiz zarar görmekte hem de hukuki ve sosyal açıdan ciddi mağduriyetler ortaya çıkmaktadır.

    Bu sorunun temelinde, maalesef, kısa vadeli çıkarları önceleyen, planlama disiplininden uzak ve denetim mekanizmalarını işletmeyen bir belediyecilik anlayışı yatmaktadır. Yerel yönetimlerin bir kısmı, görev ve sorumluluklarını yerine getirmek yerine, bu kaçak yapılaşmalara ya göz yummuş ya da dolaylı biçimde teşvik edici bir zemin oluşturmuştur. Bu durum sadece şehircilik ilkelerine değil, aynı zamanda kamu vicdanına da aykırıdır.

    Daha vahim olan ise, merkezi idare ile yerel yönetimler arasındaki tutarsız ve çelişkili yaklaşımlardır. Aynı iktidar anlayışına mensup kurumların bir tarafta “kaçak yapılaşma ile mücadele” söylemini dillendirirken, diğer tarafta bu yapılaşmaları fiilen görmezden gelmesi veya dönemsel düzenlemelerle meşrulaştırması, sorunun derinleşmesine sebep olmuştur. Bu ikircikli tutum, hukukun üstünlüğü ilkesini zedelediği gibi, vatandaş nezdinde de ciddi bir güven erozyonuna yol açmaktadır.

    Bugün yaşanan sorun, yalnızca bireysel hataların değil; sistematik bir yönetim zaafının sonucudur. Denetim yapılmadığı için kaçak yapılaşma artmış, planlama yapılmadığı için şehirler düzensiz büyümüş, gerekli önlemler zamanında alınmadığı için de vatandaş mağdur edilmiştir. İktidar çevresin de de tartışıldığı biçim üzere; konunun seçimlerden önce mağduriyet yaratıp yaratmayacağı hususu olduğunu okuyoruz/görüyoruz. İktidarın sorunlara yaklaşım biçimi hak ve adalet merkezli değil de seçim endeksi olması ülkemizin hangi kadrolar tarafından yönetildiğinin açık bir göstergesi olmuştur.

    Saadet Partisi olarak bizler;

    Tarım arazilerinin korunmasının bir beka meselesi olduğunu,

    Şehirleşmenin rant değil, planlama ve kamu yararı esas alınarak yürütülmesi gerektiğini,

    Hukukun herkes için eşit ve tutarlı şekilde uygulanmasının zorunlu olduğunu bir kez daha vurguluyoruz.

    Bu çerçevede çağrımız nettir:
    Günü kurtaran değil, geleceği koruyan politikalar hayata geçirilmelidir. Kurumlar arası çelişkiler sona erdirilmeli, sorumlular hakkında gerekli işlemler yapılmalı ve benzer sorunların tekrar yaşanmaması için kalıcı ve adil bir düzenleme ivedilikle oluşturulmalıdır.

  • Sakarya’da Eğitim Kenetlenerek Güçleniyor: Projeler Kararlılıkla Sürüyor

    Sakarya’da Eğitim Kenetlenerek Güçleniyor: Projeler Kararlılıkla Sürüyor

    Sakarya’da Eğitim Kenetlenerek Güçleniyor: Projeler Kararlılıkla Sürüyor

    Sakarya’da eğitim faaliyetleri, birlik ve beraberlik anlayışıyla kesintisiz şekilde devam ediyor. İl Millî Eğitim Müdürü yaptığı açıklamada, eğitim camiasının tüm paydaşlarıyla birlikte hareket ettiğini vurgulayarak çalışmalarını kararlılıkla sürdürdüklerini ifade etti.

    İl genelinde yürütülen projelerin planlanan takvim doğrultusunda devam ettiğini belirten Bakırtaş, öğrencilerin akademik başarılarının yanı sıra sosyal, kültürel ve bilimsel gelişimlerini destekleyen faaliyetlere büyük önem verildiğini söyledi. Okullarda gerçekleştirilen etkinlikler ve projelerle öğrencilerin aktif katılımının sağlandığını dile getirdi.

    Eğitimde sürdürülebilir başarının ancak iş birliğiyle mümkün olacağını ifade eden Bakırtaş, “Öğretmenlerimiz, öğrencilerimiz ve velilerimizle birlikte güçlü bir eğitim ortamı oluşturuyoruz. Ortak hedefimiz; donanımlı, değerlerine bağlı ve üretken bireyler yetiştirmek” dedi.

    Millî Eğitim Bakanlığının vizyonu doğrultusunda hayata geçirilen projelerin sahada etkili bir şekilde uygulandığını belirten İl Millî Eğitim Müdürü Coşkun Bakırtaş, özellikle bilimsel çalışmalar, sosyal sorumluluk projeleri ve değerler eğitimi alanındaki faaliyetlerin artarak devam edeceğini kaydetti.

    Sakarya’da eğitim camiasının güçlü bir dayanışma içinde yoluna devam ettiğini vurgulayan İl Millî Eğitim Müdürü, tüm paydaşlarla birlikte daha güçlü bir gelecek inşa etmek için kararlılıkla çalıştıklarını ifade etti.

  • YENİDEN REFAH PARTİSİ’NDEN TÜM TÜRKİYE’DE İMZA SEFERBERLİĞİ

    YENİDEN REFAH PARTİSİ’NDEN TÜM TÜRKİYE’DE İMZA SEFERBERLİĞİ

    YENİDEN REFAH PARTİSİ’NDEN TÜM TÜRKİYE’DE İMZA SEFERBERLİĞİ

    “Kürecik kapatılsın, İsrail’de hayat dursun” çağrısı sahaya taşınıyor.

    Yeniden Refah Partisi Tokat İl Başkanlığı tarafından başlatılan imza kampanyasıyla, Türkiye genelinde geniş kapsamlı bir saha çalışması hayata geçiriliyor. “Kürecik Radar Üssü kapatılsın, İsrail kör olsun, Bakü Tiflis Ceyhan Boru Hattı kapatılsın, İsrail’de hayat dursun” sloganlarıyla başlatılan kampanya kapsamında parti teşkilatları, il ve ilçe merkezlerinde kurulacak stantlarla vatandaşlardan imza toplayacak.

    Yeniden Refah Partisi Tokat İl Başkanı Yasin Çeltek, kampanyanın amacının milletin vicdanını ve tepkisini güçlü bir şekilde ortaya koymak olduğunu belirterek, söz konusu çalışmanın sadece bir imza kampanyası değil, aynı zamanda toplumsal bir duruşun ifadesi olduğunu vurguladı.

    Türkiye’nin dört bir yanında eş zamanlı olarak yürütülecek çalışma ile teşkilatların sahaya ineceği ve vatandaşlarla birebir temas kurulacağı ifade edilirken, kampanyanın kısa sürede geniş kitlelere ulaşması hedefleniyor.

    Yeniden Refah Partisi Tokat İl Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Bu kampanya ile aziz milletimizin sesi olmayı, mazlumların yanında güçlü bir duruş sergilemeyi amaçlıyoruz. Tüm Türkiye’de sahaya inerek milletimizin hissiyatını ortaya koyacağız” denildi.

    Yeniden Refah Partisi Tokat İl Başkanı Yasin Çeltek, tüm hemşehrilerimizi merkezde Yeraltı Çarşısı üzerinde,ilçelerde ise ilçe meydanlarında kurulacak stantlara davet ederek kampanyaya destek vermeye çağırdı.

  • Martıların Kanadında Zamanın Hafızası: Pınar Kanber’den İstanbul’a Yeni Bir Bakış

    Martıların Kanadında Zamanın Hafızası: Pınar Kanber’den İstanbul’a Yeni Bir Bakış

    Martıların Kanadında Zamanın Hafızası: Pınar Kanber’den İstanbul’a Yeni Bir Bakış

    Ressam Pınar Kanber, yeni kişisel sergisi “Martıların İstanbul’u” ile izleyiciyi kentin katmanlı hafızasında şiirsel bir yolculuğa davet ediyor. 28 Nisan – 12 Mayıs 2025 tarihleri arasında FULART Gallery’de sanatseverlerle buluşacak sergi, sanatçının uzun yıllardır sürdürdüğü “hareket, zaman ve hafıza” eksenli üretiminin günümüze uzanan en yeni halkasını oluşturuyor.

    Kanber’in resimlerinin temelinde her zaman yaşamın sürekliliği ve zaman kavramı yer alıyor. Geçmişin bilinçaltına kazınmış izlenimleri ile bugünün dinamik gerçekliğini bir araya getiren sanatçı, daha önce kervansaraylar ve atlar üzerinden Anadolu’nun göç kültürünü ve tarihsel sürekliliğini ele aldığı çalışmalarını bu kez İstanbul’un simgesel varlıklarından martılar üzerinden yeniden yorumluyor.

    Bir Şehrin Gökyüzünde Yazılan Hafıza Haritası

    “Martıların İstanbul’u” serisi, güncel olandan hareketle geçmişe doğru uzanan çok katmanlı bir anlatı sunuyor. Kanber, martıları yalnızca bir imge olarak değil; tarihsel, toplumsal ve duygusal dönüşümlerin sessiz tanıkları olarak konumlandırıyor. Sanatçının tuvalinde martılar, Bizans’ın yankılarından Osmanlı’nın ihtişamına, Boğaz’ın akışından limanların vedalarına kadar uzanan geniş bir zaman aralığını birbirine bağlayan canlı bir hafıza ağına dönüşüyor.

    Şehrin üst üste binmiş zamanlarını, seslerini ve suskunluklarını taşıyan bu figürler; aynı zamanda İstanbul’un kültürel belleğinde yer etmiş şiirsel bir dili de çağrıştırıyor. Martılar, geçmişte kervansarayların taşıdığı hareketin yerini alan yeni bir ses olarak, sanatçının resimlerinde hem bir çığlık hem de yeniden üretimin simgesi haline geliyor.

    Ressam Pınar Kanber

    Kanber, bu seride hareketin ve tanıklığın dilini dönüştürerek izleyiciye yeni bir bakış açısı sunuyor:
    “Kervansarayların sesi sustu; yerini martıların çığlıkları aldı. Bu çığlıkları renklerle duyulur kılmak, geçmişle bugün arasında yeni bir bağ kurmak istiyorum.”

    Sanatçının Yolculuğu

    1974 İstanbul doğumlu Pınar Kanber, 2004 yılında Kocaeli Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nden mezun oldu. 2008’de aynı üniversitede yüksek lisansını tamamladı. 2003 yılından bu yana kendi atölyesinde sanat eğitimleri veren sanatçı; kurumlar ve sivil toplum kuruluşlarında danışmanlık yaptı, Avrupa Birliği projelerini koordine etti ve yerel basında sanat yazarlığı üstlendi.

    Vehbi Koç Vakfı’nda sanat yönetmenliği yaptığı dönemde yüzlerce kültür, sanat ve sosyal sorumluluk projesine imza atan Kanber, işitme engellilerle kurduğu tiyatro kulübüyle de dikkat çekti. Kervansaraylar başta olmak üzere kültürel miras üzerine araştırmaları ve yazıları bulunan sanatçı, çalışmalarını bugün Çanakkale’deki atölyesinde sürdürmekte; ulusal ve uluslararası projelerde üretmeye devam etmektedir.

    Sergi Bilgileri
    Sergi Adı: Martıların İstanbul’u
    Sanatçı: Pınar Kanber
    Mekân: FULART Gallery
    Tarih: 28 Nisan – 12 Mayıs 2025

    İstanbul’un gökyüzünde süzülen martıların izinde, zamanın ve hafızanın izlerini sürmek isteyen tüm sanatseverler bu özgün sergiye davetlidir.

  • Uyuşturucu akışını kesmek, terörün finansal damarını kesmektir!

    Uyuşturucu akışını kesmek, terörün finansal damarını kesmektir!

    Prof. Dr. Sevil Atasoy:

    “Uyuşturucu akışını kesmek, terörün finansal damarını kesmektir!”

    Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Birleşmiş Milletler Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Kurulu (INCB) Başkanı Prof. Dr. Sevil Atasoy, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan himayelerinde gerçekleştirilen 5. Antalya Diplomasi Forumu kapsamında düzenlenen “Terörle Mücadele: Uluslararası İşbirliğinin Yeniden Sahiplenilmesi” panelinde önemli değerlendirmelerde bulundu.

    Terör örgütlerinin finansmanında yasa dışı uyuşturucu ekonomisinin artık “merkezi bir rol” oynadığını vurgulayan Prof. Dr. Atasoy, küresel güvenliğin bu alandaki zafiyetlere bağlı olarak ciddi risk altında olduğunu ifade etti. Günümüz tehditlerinin klasik güvenlik anlayışını aştığını belirten Atasoy; “Terör artık sadece silahla değil, finansal ağlar ve suç ekonomileri üzerinden büyüyor.” dedi.

    Prof. Dr. Atasoy aynı zamanda uyuşturucu akışını kesmenin terörün finansal damarını da kesmek olduğunun altını çizdi.

    Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Birleşmiş Milletler Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Kurulu (INCB) Başkanı Prof. Dr. Sevil Atasoy, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan himayelerinde gerçekleştirilen 5. Antalya Diplomasi Forumu kapsamında düzenlenen “Terörle Mücadele: Uluslararası İşbirliğinin Yeniden Sahiplenilmesi” panelinde önemli değerlendirmelerde bulundu.

    17-19 Nisan 2026 tarihlerinde İngiltere Dışişleri Bakanlığında DEAŞ Karşıtı İletişim Birimi Başkanı Martyn Warr’ın moderatörlüğünde düzenlenen panele; Prof. Dr. Sevil Atasoy’un yanı sıra Nijerya Savunma Bakanı Christopher Gwabin Musa, Mozambik Milli Savunma Bakanı Cristovao Artur Chume, Uluslararası Kriz Grubu (ICG) Kıdemli Danışmanı Dareen Khalifa, Finlandiya Dışişleri Bakanlığı Dış ve Güvenlik Politikasından Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Outi Holopainen ve NATO Harekâttan Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Vekili Burcu San da katıldı.

    Küresel güvenliğin görünmeyen kilit aktörü: INCB!

    INCB’nin yalnızca bir “uyuşturucu denetim kurumu” olarak değerlendirilmesinin yetersiz olduğunu dile getiren Prof. Dr. Sevil Atasoy, kurulun küresel güvenlik mimarisinin kritik bir unsuru olduğunu söyledi.

    Birleşmiş Milletler sistemi içinde bağımsız bir organ olarak faaliyet gösteren INCB’nin, uyuşturucu ticareti ile terörün finansmanı arasındaki bağı kesmeye yönelik en somut ve operasyonel araçlardan biri olduğunu belirten Atasoy, Kurulun üç uluslararası sözleşmeden aldığı yetkiyle devletler arasında gerçek zamanlı bir güvenlik ağı kurduğunu ifade etti.

    1988 Sözleşmesi, terör finansmanına doğrudan müdahale

    Atasoy, özellikle 1988 tarihli sözleşmenin yalnızca uyuşturucu maddeleriyle değil, bu maddelerden doğan yasa dışı ekonomik sistemlerle de mücadele etmesi bakımından “oyun değiştirici” olduğunu vurguladı.

    Bu çerçevenin kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadele eden uluslararası mekanizmalarla birlikte çalışarak çift yönlü bir etki yarattığını belirten Atasoy, “Bir yandan kaynağı kurutuyor, diğer yandan finansal sistem içindeki akışı kesiyoruz.” dedi.

    Tehdit daha oluşmadan engelleniyor!

    INCB’nin sahadaki etkilerine de değinen Atasoy, öncül kimyasalların izlenmesi sayesinde yasa dışı üretimin daha başlamadan engellenebildiğini ifade etti.

    Yakın zamanda tonlarca fentanil öncülünün saptırılmasının önlendiğini hatırlatan Atasoy, bunun milyarlarca ölümcül dozun piyasaya girmesini engellediğini belirterek, “Bu, terörün finansmanını daha doğmadan kesmek anlamına gelir.” dedi.

    “Artık parçalı değil, bütünleşik bir tehditten söz ediyoruz”

    Prof. Dr. Sevil Atasoy günümüzde terör örgütleri, organize suç şebekeleri ve dijital platformların birbirine entegre olduğu yeni bir tehdit modeliyle karşı karşıya olunduğunu belirtti.

    Bu yapının esnek, sınır aşan ve hızla uyum sağlayabilen bir karakter taşıdığını ifade eden Atasoy, “Artık parçalı değil, bütünleşik bir tehditten söz ediyoruz. Bu da mücadeleyi çok daha karmaşık hale getiriyor.” dedi.

    Uyuşturucuyla mücadele aynı zamanda terörle de mücadele…

    Konuşmasının en dikkat çekici bölümünde uyuşturucu ile mücadele ile terörle mücadelenin ayrılmaz hale geldiğini ifade eden Atasoy; “Uyuşturucu kaçakçılığını engellediğinizde, sadece bir suç türünü değil, terörün finansal yaşam hattını, damarını kesmiş olursunuz.” ifadelerini kullandı.

    Finansman zafiyeti güvenlik açığı yaratıyor!

    Uluslararası mekanizmaların yeterli kaynakla desteklenmemesi durumunda ciddi boşluklar oluşacağını belirten Atasoy, bu boşlukların suç ve terör ağları tarafından istismar edildiğini ifade etti.

    Atasoy, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

    “Daha güvenli ve öngörülebilir bir gelecek mümkündür. Ancak bunun yolu, çok taraflı iş birliğini güçlendirmekten geçiyor.”

  • ‘Hedefimiz esnafımızı yeniden güçlendirmek’

    ‘Hedefimiz esnafımızı yeniden güçlendirmek’

    ‘Hedefimiz esnafımızı

    yeniden güçlendirmek’

    Yeni yönetim anlayışıyla esnafın daha etkin ve daha güçlü söz sahibi olacağı bir dönemin başlayacağını belirten SESOB Başkan Adayı Muzaffer Kabacan hedeflerinin esnafı yeniden güçlendirmek olduğunu söyledi.

    PROJELERİ ANLATIYOR

    Kent genelinde esnaf ziyaretlerini sürdüren Sakarya Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği (SESOB) Başkan Adayı Muzaffer Kabacan, gittiği yerlerde ekonomideki mevcut tabloyu değerlendirirken, diğer yandan çözüm odaklı projelerini esnafla paylaşıyor.

    ÇEŞİTLİ BAŞLIKLAR

    Ziyaretlerinde esnafın en önemli sorunlarının başında artan maliyetler ve daralan iç piyasa geldiğini vurgulayan Kabacan, “Bizim hedefimiz, esnafı yeniden güçlendiren bir ekonomik zemin oluşturmak. Bu kapsamda düşük faizli kredi imkanlarının artırılması, dijital dönüşüm desteklerinin yaygınlaştırılması gibi başlıklar öne çıkıyor” dedi.

    İNŞA ETMEK ZORUNDAYIZ

    Özellikle genç girişimcilerin önünü açacak eğitim programları, mesleki gelişim kursları ve kadın esnafa yönelik teşvik paketlerinin hayata geçirileceğini belirten Kabacan, “Geleceğin güçlü esnaf yapısını bugünden inşa etmek zorundayız. Bu kapsamda, ustalık-çıraklık ilişkisi yeniden canlandırılmalı ve kaybolmaya yüz tutmuş mesleklerin desteklenmesi de hedeflerimiz arasında yer alıyor” diye belirtti.

    ESNAF GÜÇLENİRSE…

    Öte yandan, yerel yönetimlerle güçlü bir iş birliği kurulmasının önemine dikkat çeken Kabacan, belediyelerle ortak projeler geliştirerek esnafın şehir ekonomisindeki payını artırmayı hedeflediklerini ifade etti. “Esnaf güçlenirse şehir kazanır” anlayışıyla hareket ettiklerini belirten Kabacan, yeni yönetim anlayışıyla esnafın daha etkin, daha güçlü ve daha söz sahibi olacağı bir dönemin başlayacağını söyledi.

  • 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlu olsun

    23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı

    23 Nisan 1920, Türk milletinin iradesini temsil eden Türkiye Büyük Millet Meclisi’ nin açıldığı ve Türk Milletinin egemenliğini ilan ettiği tarihtir.

    Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 23 Nisan 1924’te 23 Nisan gününün bayram olarak kutlanmasına karar vermiştir.

    Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılış yıldönümü olan 23 Nisan’da Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde kutlanan ulusal ve resmî bir bayramdır.

    Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk ulusal bayramı olma özelliğini taşıyan bu bayram,Türkiye’de 1921’den itibaren “23 Nisan Millî Bayramı” adıyla kutlanmaya başlanmıştır.[8] İlk başta yasal adı “Çocuk Bayramı” olmasa da, daha sonra çocuklara neşeli bir gün geçirtme ve Himaye-i Etfal Cemiyeti’ne gelir yaratma amacıyla 1927’den itibaren çocuk bayramı olarak kutlanmıştır. Bayramın adı 1935’te “Hâkimiyet-i Milliye Bayramı”, 1981 yılında ise “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” olmuştur. UNESCO’nun 1979’u “Çocuk Yılı” olarak duyurmasının ardından, devlet kanalı Türkiye Radyo Televizyon Kurumu’nun TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği’ni başlatması ile bu bayram uluslararası düzeye taşınmıştır.

    Devrin cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün 1933 yılında başlattığı, 23 Nisan’da çocukları makamına kabul edip onlarla sohbet etme âdeti bu bayramın bir parçası olarak yaygınlaşıp gelenekselleşmiş; devlet adamlarının makam koltuklarına çocukları oturtma geleneği 2013 yılına kadar devam etmiştir. Yine 1933’te stadyumlarda beden hareketleri gösterileri ile kutlama geleneği başlamış;bayramın stadyumlarda binlerce öğrenci ve devlet protokolünün katıldığı gösterilerin yerini 2013’ten itibaren, sokaklarda karnaval havasında kutlamalar almıştır.

    23 Nisan günü, Türkiye’de ve KKTC’de Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak kutlanır.

    Kosova Cumhuriyeti’nde ise Kosova Türkleri, Türkiye Cumhuriyeti’nde Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak kutlanan 23 Nisan gününü, “Kosova Türkleri Bayramı” olarak benimsemiştir.2008’de Kosova’nın bağımsızlığını ilan etmesinden sonra ülkede yaşayan bütün topluluklara kendi millî bayramlarının tarihini seçme ve kutlama hakkı tanınmış ve Kosova Türkleri 23 Nisan gününü seçmiştir. 23 Nisan 2009 tarihinden itibaren 23 Nisan günü, ülkede Kosova Türkleri Bayramı kutlanır.

    23 Nisan’ın Türkiye’de ulusal bayram olarak kabul edilmesinin nedeni, 1920’de o gün Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılmış olmasıdır. İstanbul’un işgal edilerek Meclis-i Mebusan’ın kapatıldığı dönemde Anadolu’da bir direniş başlamış ve bu direnişin bir sonucu olarak Mustafa Kemal Paşa’nın çağrısı ile Ankara’da bir meclis toplanmıştı.

    Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, TBMM’nin açıldığı “23 Nisan” gününde her yıl kutlanmaktadır.

    Milletvekili seçimleri Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara’da bir meclisin toplanacağını ve neden toplanması gerektiğini açıklayan 19 Mart 1920 tarihli bildirisiyle başladı,yine Mustafa Kemal Paşa’nın 21 Nisan’daki genelgesiyle meclisin açılacağı tarih duyuruldu ve seçilen milletvekillerinin Ankara’ya gelmesi istendi. Meclis, 23 Nisan 1920’de Ankara’da belirlenen 337 milletvekilinden 115’inin katılabildiği ilk toplantısını gerçekleştirdi.

    23 Nisan Millî Bayramı

    1921’de çıkarılan 23 Nisan’ın Milli Bayram Addine Dair Kanun ile, Türkiye’nin ilk ulusal bayramı olmuştur. Bayram, kanunen halen Osmanlı saltanatının hüküm sürdüğü bir dönemde ortaya çıktı. Adında ne ulusal egemenlikten ne de çocuklardan söz edilmekteydi.Ancak 23 Nisan 1922’de Ankara’da yapılan ilk kutlamalarından itibaren çocukların ön plana çıktığı bir bayram oldu

    Hâkimiyet-i Milliye Bayramı

    1 Kasım 1922’de Türkiye’de saltanat kaldırıldı. 1 Kasım, “Hâkimiyet-i Milliye Bayramı” (Ulusal Egemenlik Bayramı) olarak kabul edildi. Ancak daha sonraki yıllarda, 1 Kasım değil, TBMM’nin açılış tarihi olan 23 Nisan “Millî Hakimiyet Bayramı” olarak kutlandı.

    3 Nisan 1922’de ilk Hâkimiyet-i Milliye Bayramı kutlamaları için meclis önünde askerî birlikler ve okulların katıldığı büyük bir geçit merasimi düzenlendi. Mustafa Kemal, şu sözlerle günün önemini dile getirdi

    23 Nisan, Türkiye için milli tarihin başlangıcı ve yeni bir dönüm noktasıdır. Bugün, bir cihan husumete karşı kıyam eden Türkiye halkının Türkiye Büyük Millet Meclisini vücuda getirme hususunda gösterdiği harikayı ifade eder.”

    Vatanın düşman işgalinden kurtarılmasının da etkisiyle 23 Nisan 1923 yılı Hâkimiyet-i Milliye Bayramı daha coşkulu kutlandı. İlk kez İstanbul’da da bayram kutlandı; İstanbul’daki kutlamalar Gülhane Parkı’nda gerçekleşti; Muhtelif mevkilerden 21 pare top atılmış ve vilayette tebrik merasimi ve gece fener alayları ile devam etti

    1935’te bayramlar ve tatil günleriyle ilgili kanun değiştirilmiş ve “23 Nisan Millî Bayramı”nın adı “Millî Hakimiyet Bayramı” haline getirilmiş, böylece 1 Kasım Hakimiyet-i Millîye Bayramı ile 23 Nisan Millî Bayramı birleştirilmiştir

    23 Nisan’ın Çocuk Bayramı oluşu yine TBMM’nin açılışıyla ilişkili olmasına rağmen, tamamen ayrı bir bayram olarak gelişmiş ve 1981 yılına kadar da öyle devam etmiştir. 23 Nisan gününün çocuklarla ilişkilendirilmesi, 23 Nisan 1927’de Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin o günü “Çocuk Bayramı” olarak duyurmasıyla başlamış kabul edilir. Aslında Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin 23 Nisan’la ilgili çalışmaları daha önceki yıllarda vardır.

    23 Nisan Hâkimiyet-i Milliye Bayramı’nın 1922 yılında Ankara’da yapılan ilk kutlamalarında geçit töreni yapan askerler ve talebeler ön plana çıkmıştı.

    Himaye-i Etfal Cemiyeti yöneticileri Mustafa Kemal’in de desteğini alarak 23 Nisan 1923’teki millî bayram için pullar bastırdı ve sattı.

    23 Nisan 1924’te Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde “Bugün Yavruların Rozet Bayramıdır” ibaresi yer aldı. Himaye-i Etfal’i, Cumhurbaşkanının eşi Latife Hanım’ın temsil etmesi, 23 Nisan kutlamalarında çocukların öne çıkmasında etkili oldu.

    1925 yılı kutlamalarında gazetelere ve yorumlarda 23 Nisan’ın aynı zamanda bir Himaye-i Etfal Günü olduğu belirtildi, basında çocuk meselesi gündeme geldi; böylece “Çocuk Bayramı”nın temelleri atıldı

    23 Nisan; 1925 yılında “Çocuk Günü”, 1926’dan itibaren “Çocuk Bayramı” olarak görülmeye başladı. Nihayet 23 Nisan 1927’de Himaye-i Etfal Cemiyeti o günü Çocuk Bayramı olarak şöyle duyurmuştur:

    “Millet Meclisimizle millî devletimizin Ankara’da ilk teşkile günü olan millî bayram Cemiyetimizce çocuk günü olarak tesbii edilmiştir. Bize yeni bir vatan ve yeni bir tarih yaratıp bırakan mübarek şehitlerle fedakâr gazilerin yavruları fakir ve ıstırabın evladları ve nihayet alelıtlak bütün muhtac-ı himaye-i vatan çocukları namına milletin şevkatli ve alicenab hissiyatına müracaat ediyoruz. Kadın, erkek, genç, ihtiyar hatta vakti ve hali müsait çocuklardan mini mini vatandaşlar için yardım bekliyoruz. Her sayfası başka bir şan ve muvaffakiyetle temevvüç eden milletimizin, yarın azami derecede muavenet göstermekle beraber, çocuk gününün layıkı veçhiyle neşeli ve parlak geçirilmesi için aynı derecede alaka ve müzaheret göstereceğinden emin olan Himaye-i Etfal Cemiyeti, şimdiden arz-ı şükran eder

    Bu tarihten itibaren bu üç kavram, aynı gün üzerinde birleşecek ve çocuk bayramı olma konusunda bir kanunla belirlenmişlik olmaksızın kutlanmaya başlanacaktır.

    Çocuk bayramı adı daha resmiyet kazanmamış olsa da, bundan sonra 23 Nisan “Millî Hâkimiyet Bayramı”nın yanı sıra “Çocuk Bayramı” olarak da kutlandı.

    23 Nisan 1953 tarihli Akşam gazetesinde Çocuk Bayramı kutlamaları

    Kapsamlı olarak ilk kez 1927’de kutlanan çocuk bayramı, başta kaynak oluşturma olmak üzere, çocuklara neşeli bir gün geçirtmeyi hedeflerinde bulunduruyordu. 23 Nisan 1927’deki ilk bayram Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu ve dönemin cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa himayesinde gerçekleştirilmiş, etkinlikler için Atatürk arabalarından birini çocuklara tahsis etmiş ve Cumhurbaşkanlığı Bandosu’nun konser vermesini sağlamıştır. O yıl cemiyetin Ankara’daki binalarından birine Çocuk Sarayı adı verilmiş ve burada düzenlenen çocuk balosuna İsmet (İnönü) Bey’in çocukları da katılmıştır.

    1929’dan itibaren 23-30 Nisan haftası “Çocuk Haftası” olarak kutlanmıştır. 70’li yıllara kadar ulusal boyutta yaygınlaşıp ve katılımı artırarak ilerleyen 23 Nisan Çocuk Bayramı kutlamalarına, 1975’te Türkiye Radyo Televizyon Kurumu da katıldı ve bir hafta çocuk programları yayımladı.

    1978’de Meclis Başkanlığının izniyle meclisteki törenlere çocukların da katılması sağlandı.1979’da bu uygulama Ankara ilkokullarından gelen çocuklarla düzenli olarak başlatıldı, 1980’de de bütün illerden gelen çocuklarla “Çocuk Parlamentosu” oluşturuldu.

    1979 yılının UNESCO tarafından Dünya Çocuk Yılı olarak duyurulması üzerine, TRT tarafından dünyanın bütün çocuklarını kucaklamayı amaçlayan bir proje hazırlandı ve 1979 yılından itibaren TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği adıyla uygulamaya kondu.

    Bayramın en son şeklini alışı 1981’de gerçekleşti. 1980 darbesi döneminde Millî Güvenlik Konseyi bayramlar ve tatillerle ilgili kanunda yaptığı değişiklikle o güne kadar kanunen adı konmamış bir şekilde kutlanan bayrama “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” adını vermiştir

    2013’te ulusal bayramlar ve anma günlerine ilişkin yönetmelikteki düzenlenme ile 23 Nisan’daki kutlamaların ”Ulusal Egemenlik” ile ”Çocuk Bayramı” olmak üzere iki ayrı programla yapılmaya başladı. Yönetmeliğe göre 23 Nisan’da bayram, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından düzenlenir.Devlet koltuklarına çocukların oturtulması uygulaması ve stadyum kutlaması kaldırılmıştır.

    Kutlanışı

    23 Nisan, Türkiye Cumhuriyeti’nde 23 Nisan 1921’de resmî bayram olarak kabul edilmesinden bu yana, değişik adlarla da olsa resmî törenlerle kutlanmıştır. En yalın haliyle bu törenlerde İstiklâl Marşı okunur ve saygı duruşunda bulunulu

    Günümüzde 23 Nisan günlerinde bayram Türkiye Cumhuriyeti devleti erkanının başta Anıtkabir olmak üzere çeşitli Atatürk anıtlarında yaptıkları resmî törenlerle başlamakta, stadyumlarda ilköğretim öğrencilerinin hazırladığı gösterilerin sergilenmesi ve resmî geçit töreniyle devam etmektedir. Akşamları da büyük şehirlerde fener alayı düzenlenir. Resmî törenlerden sonra bayram yeri olarak nitelendirilen çayırlarda güreşler, koşular ve başka çeşit yarışmalar düzenlenir. Çeşitli sivil toplum örgütleri veya kuruluşlar tarafından düzenlenen etkinlikler yer alır. Önceden belirlenmiş öğrenciler kısa bir süreliğine kurumlardaki devlet memurlarının makamlarına oturur, onlarla orada sohbet edilir. Ayrıca 23 Nisan günü Türkiye’de resmî tatil günüdür. İlköğretim öğrencilerine 24 Nisan günü de tatildir.

  • Nalan Yedekçi: “23 Nisan, Çocukların Umuduyla Güçlenen Cumhuriyetin En Temiz Mirasıdır”

    Nalan Yedekçi: “23 Nisan, Çocukların Umuduyla Güçlenen Cumhuriyetin En Temiz Mirasıdır”

    Cumhuriyet Halk Partisi Serdivan İlçe Başkanı Nalan Yedekçi, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla yayımladığı mesajda, 23 Nisan’ın yalnızca bir tarih değil; millet iradesinin, bağımsızlığın ve çocuklara duyulan güvenin simgesi olduğunu ifade etti.
    “Egemenlik, Milletin Kendi Geleceğini Belirleme Hakkıdır”

    Yedekçi, 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla birlikte halk egemenliğinin devlet yönetiminde karşılık bulduğunu belirterek şunları söyledi:
    “Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde açılan Meclis, milletimizin kaderine sahip çıktığı en önemli dönüm noktasıdır. 23 Nisan’ın çocuklara armağan edilmesi, Cumhuriyet’in geleceğini genç nesillere emanet etme iradesinin en güçlü göstergesidir.”

    “Çocuklarımız İçin Eşit ve Güvenli Bir Gelecek”

    Serdivan’ın gelişen yapısına dikkat çeken Nalan Yedekçi, çocukların eğitim ve sosyal imkânlara eşit şekilde erişmesinin önemini vurguladı:
    “Her çocuğun nitelikli eğitim alması, güvenli ortamlarda büyümesi ve sosyal hayata eşit katılması temel bir haktır. Hiçbir çocuğumuzun imkânsızlıklar nedeniyle geri kalmadığı bir düzeni kurmak hepimizin sorumluluğudur.”

    “23 Nisan, Umudu Büyütme Günüdür”

    Yedekçi, 23 Nisan’ın yalnızca bir bayram değil aynı zamanda toplumsal sorumluluk günü olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:
    “Çocuklarımızın yüzünün güldüğü, hayallerinin desteklendiği bir Türkiye için çalışmaya devam edeceğiz. Onların mutluluğu, Cumhuriyetimizin en büyük güvencesidir.”

    Açıklamasının sonunda Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve tüm milli mücadele kahramanlarını saygı ve minnetle anan Nalan Yedekçi, Serdivanlı çocukların ve tüm Türkiye’deki çocukların 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutladı.

  • BELEDİYEDE ANLAMLI BULUŞMA: ‘KİMSE GÖRMEDEN’ PROJESİNE DESTEK VEREN ESNAFLARA TEŞEKKÜR

    BELEDİYEDE ANLAMLI BULUŞMA: ‘KİMSE GÖRMEDEN’ PROJESİNE DESTEK VEREN ESNAFLARA TEŞEKKÜR

    BELEDİYEDE ANLAMLI BULUŞMA: ‘KİMSE GÖRMEDEN’ PROJESİNE
    DESTEK VEREN ESNAFLARA TEŞEKKÜR

    Erenler Belediyesi tarafından başlatılan ve toplumsal dayanışmayı güçlendirmeyi
    amaçlayan ‘Kimse Görmeden’ projesine destek veren hayırsever esnaflar belediyede
    ağırlandı.
    Projeye gönülden katkı sunan Serdar Tınaz, Özcan Özen ve Muhammet Vatan’ı belediyede misafir eden
    Erenler Belediye Başkanı Şenol Dinç, ihtiyaç sahiplerine sessiz bir şekilde ulaşmayı hedefleyen projeye
    verilen desteklerin büyük önem taşıdığını vurguladı. Ziyaret sırasında, esnafların toplumsal sorumluluk
    bilinciyle hareket ederek sundukları katkıların örnek teşkil ettiği ifade edildi.